Kılıçdaroğlu, Operasyonu Etkisiz Bıraktı: Dekontlar CHP’nin Elinde Mi?

Gazeteci İsmet Demirdöğen, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun dün isim vermeden kendisine yönelik eleştirilere karşı cevap verdiği tweetlere yönelik “CHP Genel Merkezi’nin elinde çekilmek istenen operasyonla bağlantılı olarak WhatsApp yazışmaların olduğu, kimilerine havale edilen ücretlerin dekontlar olduğu söyleniyor” diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, dün paylaştığı tweetlerde, “Haksızlıklar karşısında kalemini dahi oynatmayan, televizyonlarda konuşmayan, “Alo Holdinglerin” medyası bana ders vermeyi bıraksın, ateş olsalar cürmü kadar yer yakarlar” ifadesini kullanmıştı.

‘Alo Holding’ ifadesine ilişkin Halk TV’de İnan Demirel ile Gündem Özel’de değerlendirmeler yapan gazeteci İsmet Demirdöğen, “CHP Genel Merkezi’nin elinde çekilmek istenen operasyonla bağlantılı olarak WhatsApp yazışmaların olduğu ellerinde, kimilerine havale edilen ücretlerin dekontlar olduğu söyleniyor” dedi.

Demirel’in “Altılı masanın adayı Kemal Kılıçdaroğlu olursa seçimi kazanmak riskli algısını ve bunu güçlendirecek bir takım anket sonuçlarının yayılması ya da yazılar yazılması için para ödeyen birileri mi var?” sorusuna yanıt veren Demirdöğen şu açıklamaları yaptı:

“Bir anketi, kamuoyu araştırması yapmak için 200-300 bin lira gibi bir paraya ihtiyacınız var. Siz her hafta, her ay araştırmalar yapıyorsanız bu gibi büyük meblağlara tekamül eder. Bir araştırma şirketi her hafta, her ay bir araştırmayı kendi öz kaynakları ile kolay kolay yapamaz. Bunun için bir ısmarlayanın ve parayı verenin olması gerekir. Dolayısıyla bu kamufle edilmiş bir şekilde, beşli grup içerisinden desteklenen bir yapının iş adamları üzerinden böylesine kamuoyu araştırmaları ısmarladığı, bu araştırmalarının sonucunun da medyada görünür olması için harekete geçtiği ve bunun parasını da bu iş insanlarının verdiği ki ne yazık ki altılı masanın bileşenlerinin büyük bölümü de bu araştırmaları yapan şirketlerin abonesi durumunda.

Paylaımayı düşünmüyorlar

CHP Genel Merkezi bu yazışmaları ve dekontları paylaşmayı şimdilik düşünmüyor. Kemal Kılıçdaroğlu bunu bildiğini söylüyor. ‘Holdinglerin medyası’ derken de o holdingleri biraz çoğul kullanıyor. Değerli bir araştırmacı, birkaç gün önce bir tweet dizisi ortaya koyuyor. ‘Cumhur ve Millet İttifakı’nın oyları başa baş. Çıkaracağı milletvekili sayısı da eşit olacak. Dolayısıyla anayasa değişmeyecek. Popülaritesi yükselen Kılıçdaroğlu aday olursa ivmesi giderek yükselen Akşener oyun dışı kalıp, başbakan bile olmayacak. Hatta anayasayı değiştirseler bile parlamentoda onay alabilmesi için HDP oy vermeyecek’ diyor. Bu, İYİ Parti’nin içerisine ‘Akşener’i aday yapın, yeniden aktör olun, adayı siz belirleyin’ gibi mesajlar içeriyor.

CHP, belki de bu şirketlere aktarılan paraların dekontlarına sahip olabilir. WhatsApp üzerinden vicdanlı insanlar kendilerine gelen mesajı paylaşmış olabilirler. “

Paylaşın

Demirtaş’tan Dikkat Çeken ‘Altılı Masa’ Yorumu: Kürt Sorununa…

Eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, ‘Altılı Masa’da HDP üzerinden başlayan polemiğe ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Eğer Altılı Masa’nın Kürt sorununa ilişkin barışçıl bir çözüm vizyonu yoksa ve ‘Biz iktidara gelirsek daha çok terörist öldürürüz ve Kürt sorununu da böylece çözmüş oluruz’ diyorlarsa açık açık söylesinler de bilelim” dedi.

Demirtaş, konuya ilişkin değerlendirmesinin devamında, “Çünkü bu halkın insanları; milyonlarca kişinin ağabeyi, ablası, kızı, oğlu, torunu, arkadaşı dağda ve o milyonlarca kişi, yakınlarını, sevdiklerini daha iyi öldürsünler diye kimseye değil oyunu, günahını bile vermez” ifadelerini kullandı.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, T24’te yayınlanan “HDP Sorunu!” başlıklı yazısında PKK üzerinden HDP’ye üzerinden yürütülen siyasi tartışmalara tepki gösterdi.

Yazısında “Gereksiz bir bakanlık tartışması nedeniyle bugünlerde herkes her yerde HDP’yi tartışıyor, ahkam kesiyor ya da asıp kesiyor.” diyen Demirtaş, Millet ittifakı arasındaki polemiğe de “Eğer Altılı Masa’nın Kürt sorununa ilişkin barışçıl bir çözüm vizyonu yoksa ve ‘Biz iktidara gelirsek daha çok terörist öldürürüz ve Kürt sorununu da böylece çözmüş oluruz’ diyorlarsa açık açık söylesinler de bilelim. Çünkü bu halkın insanları; milyonlarca kişinin ağabeyi, ablası, kızı, oğlu, torunu, arkadaşı dağda ve o milyonlarca kişi, yakınlarını, sevdiklerini daha iyi öldürsünler diye kimseye değil oyunu, günahını bile vermez” karşılığını verdi.

Demirtaş, “kesişen sosyolojiye rağmen HDP, PKK’nin uzantısı ya da siyasi kolu değildir. HDP anayasal, meşru, demokratik bir siyasi partidir” vurgusu yaptığı yazısının dikkat çeken bölümleri şöyle:

Tekrar belirtelim, kesişen sosyolojiye rağmen HDP, PKK’nin uzantısı ya da siyasi kolu değildir. HDP anayasal, meşru, demokratik bir siyasi partidir. HDP ile memleketin sorunlarını ve çözümlerini konuşmak için “Önce terörle arana mesafe koy” saçmalığını dayatanlara şunları sorup cevabı da onlardan bekleyelim:

– Erdoğan, Öcalan ile resmi olarak görüşürken Öcalan’dan “terörle arasına mesafe koymasını” istemiş olabilir mi?

– Erdoğan, PKK ile resmi olarak görüşürken, PKK’den PKK ile arasına mesafe koymasını istemiş olabilir mi?

Peki siz HDP’ye “Terörle arana mesafe koy!” diye gürlediğinizde (!) HDP ne diyor? “Hayır, ben terörden yanayım, terör ilelebet sürüp gitsin istiyorum” mu diyor? Yoksa “Gelin el ele verelim, silah meselesini siyasi yollarla çözüp iç barışı sağlayarak demokrasiyi büyütelim” mi diyor?

Yani siz HDP’ye diyorsunuz ki, “Sen de gel bizim saflarımıza katıl, terörle birlikte mücadele edelim ve dağa çıkmış Kürt çocuklarını hep beraber öldürelim.”

HDP ne diyor? “Hayır, kimse kimseyi öldürmesin. Ölen Kürt de Türk de bizim çocuklarımızdır. Gelin beraberce konuşalım ve sorunlara barış yoluyla çözüm bulalım.”

Evet, durum tam olarak budur. Kimse aklımızla alay etmesin.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Çok Sert ‘Beşli Çete’ Çıkışı

Parti Meclisi’nde açıklamalarda bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Birileri 5’li çeteleri, kendi medyasını, yolsuzluk yapanı harekete geçirebilir. Onların 7 düveli gelse bir adım geri atmayacağız. Linç girişiminde bulunuldu, kurşunlar atıldı, öldürülmek istendik ama tek adım geri atmadık. Çünkü biz Mustafa Kemal’in askerleriyiz” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuşmasında, Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığının tehlikede olduğunu belirterek, “Bu ülkeyi kuranlara bizim borcumuz var. 99 yıldır bu partide görev alan herkes bu mücadelenin bir parçası oldu, bundan sonraki gelecek kuşaklar da bu mücadelenin bir parçası olacaklar” dedi ve ekledi:

“Bugün, 21. yüzyılın Türkiye’sinde ekonomik bağımsızlığımız tehlikededir. Düne kadar kızdıkları, küfür ettikleri kişilerin ayaklarına gidiyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerin birilerine el avuç açmasını doğru bulmuyoruz ve kabul etmiyoruz.”

Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Ekonomik bağımsızlığınızı sağlamazsanız Türkiye’yi büyütemezsiniz. Emperyal güçlerin talepleri doğrultusunda iş yaparsanız başınız belaya girer” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Parti Meclisi’nde açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları şöyle:

“Hangi koşullarda Cumhuriyet kuruldu, Çanakkale’yi hepiniz bilirsiniz. Çanakkale’de mücadele ettiler ve geçilmez kıldılar. O geçilmeyen Çanakkale bir kişinin iradesiyle geçilir hale geldi.

Devletin bir kişiye teslim edildiğini biliyoruz. Yasama, yürütme, yargı yok; demokrasi yok. Her birimizin bu ülkeye karşı sorumluluğu var. Çetelerin kol gezdiği bir dönemde yaşıyoruz.

“Ekonomik bağımsızlığımız tehlikededir”

Bu ülkeyi kuranlara bizim borcumuz var. 99 yıldır bu partide görev alan herkes bu mücadelenin bir parçası oldu, bundan sonraki gelecek kuşaklar da bu mücadelenin bir parçası olacaklar.

Bugün, 21. yüzyılın Türkiye’sinde ekonomik bağımsızlığımız tehlikededir. Düne kadar kızdıkları, küfür ettikleri kişilerin ayaklarına gidiyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerin birilerine el avuç açmasını doğru bulmuyoruz ve kabul etmiyoruz.

Nereden nereye

  • 1 Haziran 1930’da Merkez Bankası kuruldu. TC’nin kendi parasını kuracak bankası yoktu. Bankası yabancılara aitti.
  • 5 Şubat 1932 ilk Türkçe hutbe Süleymaniye Camisi’nde okutuldu. Çünkü o zamana kadar hutbeler Arapçaydı. Şu öngörüye bakar mısınız.
  • 1940’lı yıllarda dünyaya uçak ihraç eden 4 ülkeden biri Türkiye oldu.
  • 1936 yılında kendi denizaltımızı yaptık. 1938 çiftçi çalıştı, üretti. Onlara sahip çıkmak için Toprak mahsülleri ofisi kuruldu.
  • 1938’de FİSKOBİRLİK kuruldu. Şimdi fındık egemen güçlere teslim edilmek isteniyor.
  • 1940 Batman’da petrol bulundu. Ve ilk petrol rafinesi yapıldı.
  • 1944 Osmanlı’nın borçları son kuruşuna kadar ödendi. Gidip hiç kimseye yalvarmadan Osmanlı’nın borçlarını ödediler.

“Emperyaller maşa kullanır”

Okullarımızda bizim tarihimiz çocuklarımıza doğru öğretilmiyor. Verdiğimiz mücadelede doğru öğretilmiyor. Ekonomik bağımsızlığınızı sağlamazsanız Türkiye’yi büyütemezsiniz. Emperyal güçlerin talepleri doğrultusunda iş yaparsanız başınız belaya girer.

Genç arkadaşlarım unutmasınlar hiçbir emperyal güç, ateşi kendi tutmaz, maşa kullanır. Bugün geldiğimiz noktada emperyal güçlerin, mevcut yönetimi nasıl kullandığını çok iyi biliyoruz.

“Bu can bu bedende kaldığı sürede papazı alamazsın” dedi. Söyleyen kişi Türkiye Cumhuriyeti devleti adına konuşuyor. Tıpış tıpış verdiler. Ne demek bu? Baskılara katlanamıyor demektir. Çünkü açığı var demektir.

Devleti yöneten bir kişiyi başka bir güç “Bak beni kızdırma senin mal varlığını açıklarım” dediği anda, Milli Kurtuluş Savaşı’nı vermiş devletin başındaki kişinin “Araştırmazsanız namertsiniz” demesi lazım.

Tarihin CHP’ye yüklediği ciddi bir görev var. Bu görevi şuanda beraber yerine getireceğiz. Bizim yaşamımızda korkuya yer yok, olamaz zaten. Hiçbir güce boyun eğmeyeceğiz, eğemeyiz! Bizim mücadelemiz bir hak, halk ve bağımsızlık mücadelesidir.

“Mustafa Kemal’in askerleriyiz”

Birileri 5’li çeteleri, kendi medyasını, yolsuzluk yapanı harekete geçirebilir. Onların 7 düveli gelse bir adım geri atmayacağız. Linç girişiminde bulunuldu, kurşunlar atıldı, öldürülmek istendik ama tek adım geri atmadık. Çünkü biz Mustafa Kemal’in askerleriyiz.

Gençlerimiz hayallerini yurtdışında arıyorsa burada bir sorun vardır. Bir kere söyledim bir kere daha söyleyeğim; sizin hayalleriniz benim hedefim olacaktır”

Paylaşın

Finlandiya, 6 Kişinin Türkiye’ye İade Sürecinin Yeniden Görülmesini Reddetti

Finlandiya Adalet Bakanlığı, Türkiye’nin istediği 6 Türk’ün iadesine ilişkin yargı sürecinin yeniden değerlendirilmesi talebini reddetti. Türkiye, Finlandiya’dan 12 kişinin iadesini istemişti.

Adalet Bakanlığı, Türkiye’den ağustos ayında daha önce reddedilen altı davanın yeniden değerlendirilmesi talebinin geldiğini doğruladı ancak kararın “son karar” olduğunu bildirdi.

Bakanlığın kıdemli uzmanlarından Sonja Varpasuo, Türkiye’nin talebinde farklı suçları terörizm olarak gördüğünü belirti.

Varpasuo “Davalar kapandı ve son karar verildi. Sınır dışı yasasına dayanarak Adalet Bakanlığı’nın kararının temyiz edilmesi mümkün değil” dedi.

Varpasuo ayrıca “Son kararın yeniden açılması, kararı ciddi anlamda etkileyecek tamamen yeni bir raporun sunulması durumunda mümkün olabilir” diye konuştu. Helsinki’ye göre iade talepleri konusunda Türkiye’den bir dosya sunulmadı.

Türkiye, Finlandiya’da 12, İsveç’te 21 şüphelinin iadesini talep etti

Türkiye, PKK’yla bağlantılı kişilerin “sığınma yeri” haline gelmekle suçladığı Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine karşı çıkmıştı.

Üç ülke haziran ayında Madrid’de düzenlenen NATO Zirvesi’nde üçlü muhtıra imzalayarak terörizme karşı mücadelede işbirliğine karşılığında NATO üyeliğinin kabulünde anlaşmıştı.

Bunun üzerine Türkiye’nin Finlandiya’daki 12, İsveç’teki 21 şüphelinin iadesini talep ettiği bildirildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Stocholm’den “73 teröristin” sınır dışı talebinin değerlendirileceği sözü aldığını ifade etmiş, ancak gerekli adımların atılmaması halinde “sürecin donacağı” uyarısında bulunmuştu.

Ağustos ayında Helsinki’de bir araya gelen üç ülke yetkililer Ankara’nın şartlarını görüşmüş sonbaharda yeni bir toplantı yapmak üzere anlaştıklarını duyurmuştu.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğinin gerçekleşmesi için hala Türkiye’nin üyelik anlaşmasını parlamentoda onaylaması gerekiyor.

Bugüne kadar Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Çekya, Kanada ve Kuzey Makedonya parlamentoları İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılım anlaşmasına dair onaylama sürecini tamamladı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Kuzey Kore Nükleer Silahlardan Vazgeçmeyecek

Kore Merkezi Haber Ajansına göre, Devlet Başkanı Kim Yong-un, Kuzey Kore Parlamentosunun nükleer silahların kullanımını düzenleyen yasanın kabul edildiği dünkü oturumunda konuştu.

Ülkesinin nükleer silahlardan asla vazgeçmeyeceğini belirten Kim, Güney Kore ve ABD’yi ortaklaşa yürüttükleri “tehlikeli” askeri tatbikatlar nedeniyle eleştirdi.

Anadolu Ajansı haberine göre, Kim, “ABD’nin sadece Kuzey Kore’nin nükleer gücünü ortadan kaldırma değil aynı zamanda ülkenin meşru müdafaa haklarını zayıflatarak hükümeti çökertme eğilimi” içinde olduğunu ileri sürdü.

Kabul edilen yasa, Kuzey Kore’nin “nükleer veya nükleer olmayan bir tehdit” ile karşı karşıya gelmesi durumunda orduya düşmanın komuta merkezlerine “otomatik” olarak nükleer saldırıları başlatma yetkisi veriyor.

Bunun yanı sıra, yasa ile ülkenin ve halkın bir “felaket krizi” yaşaması halinde nükleer silahları kullanılabileceği belirtiliyor.

Kuzey Kore’nin nükleer santral kronolojisi 

Beş ülke – Amerika Birleşik Devletleri, Güney Kore, Rusya, Çin ve Japonya, Piyongyang yönetimine nükleer silah gelişimi yönündeki hırsından vazgeçmesi için baskılarını artırıyor.

Kuzey Kore’nin nükleer santral kronolojisi şöyle:

1993

Kuzey Kore yetkilileri yaptıkları açıklamada Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşmasından çekildiklerini açıkladılar; ancak daha sonra bu karardan geri adım attılar.

1994

Kuzey Kore ve ABD, Piyongyang’ın nükleer silah programını dondurması karşılığında uluslararası yardımla iki adet elektrik gücü sağlayan nükleer santralin inşa edilmesini öngören bir anlaşma imzaladılar.

1998

Ağustos

Kuzey Kore, Japonya’nın istediği herhangi bir şehrini ve bölgesini vurabilme kapasitesine sahip olduğunu kanıtlamak için Japonya üzerinden Pasifik Okyanusuna iki adet füzeyi ateşledi.

Kasım

ABD ve Kuzey Kore, Kuzey Kore’nin geliştirmekte olduğu şüpheli yeraltı nükleer faaliyetlerle ilgili ilk üst düzey yuvarlak masa görüşmelerini Pyongyang’da gerçekleştirdiler. ABD konuyla ilgili Kuzey Kore’de müfettişlerin konuşlandırılması talebinde bulundu.

1999

Mayıs

Eski Savunma Bakanı William Perry, Kuzey Kore resmi gezisi sırasında silahsızlanma önerisinde bulundu.

Eylül

13 Eylül: Kuzey Kore uzun menzilli füze denemelerini donduracağının güvencesini verdi.

17 Eylül: Başkan Clinton Kuzey Kore’ye karşı gerçekleştirilen ekonomik yaptırımları gevşettiğini açıkladı.

Aralık

ABD denetimindeki bir konsorsiyum, daha güvenli batı tipi iki hafif su nükleer santralinin Kuzey Kore’de inşa edilmesi için 4,6 miyar dolarlık bir antlaşma imzaladı.

2000

Temmuz

Kuzey Kore, nükleer tesislerin inşasının ertelenmesinden kaynaklanan elektrik kaybının ABD tarafından karşılanmaması durumunda yeniden nükleer programını başlatacağını açıkladı.

2001

Haziran

Kuzey Kore yönetimi, Bush yönetimi ikili ilişkileri normale dönüştürmezse moratoryum kararını gözden geçireceğini ve füze denemelerine devam edeceğini açıkladı.

Temmuz

ABD Dışişleri Bakanlığının raporunda Kuzey Kore’nin uzun-menzilli füze sistemini geliştirmeye devam ettiği açıklandı. Bush yönetiminden bir resmi yetkilinin söylediğine göre Kuzey Kore yönetimi Taepodong-1 adında bir füzenin geliştirilmesine devam etmektedir.

Aralık

Bush, Irak ve Kuzey Kore’nin “ulusları terörize etmede kullanılabilecek” kitle imha silahları üretmekten sorumlu tutulabileceğini belirtti.

2002

Ocak

29 Ocak: Bush ulusa seslenişinde yaptığı konuşmasında Kuzey Kore, İran ve Irak’ı “şer ekseni” olarak tanımladı ve bu ülkelerin dünya için ciddi anlamda bir tehlike ve mezar oluşturduklarını beyan etti.

Ekim

Bush yönetimi, 1994 yılında Kuzey Kore ile yapılan antlaşmanın bozulduğunu, buna sebep olarak da Kuzey Kore’nin nükleer silah programını açıklamasını söylediler. Diğer taraftan Amerikalı yetkililerin olayı kanıtlamalarından sonra Kuzey Koreli yetkililer haberi doğruladılar.

Kasım

1994 yılında yapılan anlaşmaya göre Kuzey Kore’ye sağlanan petrol yardımı, ABD, Japonya ve Güney Kore tarafından durduruldu.

Aralık

Kuzey Kore, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) müfettişlerini ülkeden çıkarıp nükleer tesislerde yerleştirmiş oldukları kamera ve diğer denetleyici araçları yerlerinden söktü.

2003

Ocak

10 Ocak: Kuzey Kore, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Atlaşması’ndan (NPT) geri çekildi.

Şubat

5 Şubat: Kore Merkezi Haber Ajansı’nın bir haberine göre nükleer güç imkânları yeniden harekete geçirildi.

12 Şubat: 35 üyeli Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) idare heyeti Kuzey Kore’nin atom şemsiyesinde olduğunu açıklayarak durumu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne rapor etti.

24 Şubat: Kore yarımadası ve Japon Denizi arasında bulunan bölgede Kuzey Kore karadan – denize füze sisteminin deneme atışını gerçekleştirdi.

26 Şubat: ABD Kuzey Kore’nin Yongbyon’da bulunan beş megavatlık nükleer reaktörünü yeniden aktif hale getirdiğini açıkladı.

Mart

Kuzey Kore karadan-denize füze sistemini Japon denizinde denedi.

Temmuz

Kıdemli ABD yetkilisinin haberine göre komünist ülkenin nükleer silah geliştirme yönündeki çabalarının, zayıflatılmış nükleer çubukların yeniden geliştirmeye başlayarak devam etmekte olduğunu açıklandı.

Ağustos

Kuzey Kore krizine yönelik görüşmelerde, ABD, Güney Kore, Kuzey Kore, Çin, Japonya ve Rusya devletleri yer almaktadırlar .

2004

Şubat

Altı-ulus görüşmeleri devam etmekte ancak bir sonraki görüşmenin dışında mutabakata ulaşılamadı.

Haziran

Kuzey Kore krizine yönelik görüşmelerde, ABD, Güney Kore, Kuzey Kore, Çin, Japonya ve Rusya devletleri yer almaktadırlar .

Ağustos

Kuzey Kore, Eylül ayında gerçekleştirilmesi öngörülen altı-ulus görüşmeleri çalışma toplantılarına katılmayacağını bildirdi. Yardımın devam etmesi, yaptırımların kaldırılması ve ABD’nin terör örgütlerine destek veren ülkeler listesinden çıkartılmasından sonra nükleer programını donduracağını belirtti. ABD ise Kuzey Kore’den tüm nükleer aktivitelerini bildirmesini ve denetleyicilerin çalışmalarına izin vermesini istedi.

Eylül

Eylül ayında gerçekleştirilmesi öngörülen alt-ulus görüşmeleri, ABD ve Kuzey Kore’nin birbirini suçlamasından dolayı ileri bir tarihe ertelendi.

2005

Şubat

Piyongyang ilk defa nükleer silah varlığı hakkındaki kamuya yönelik yaptığı açıklamada, Nükleer Silah Geliştirme programının olduğunu itiraf etti ve bunu da geliştireceğini söyledi. Bu tutumu ABD’nin Kuzey Kore yönetimini devirme çabasından dolayı olduğunu da açıkladılar.

Mart

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın demecine göre Kuzey Kore’nin nükleer programını sona erdirme yönündeki çabalarının sona erdiğini bu yüzden de uluslararası toplumun ve ABD’nin bu konuya dair “başka yollar” izleyeceğini söyledi.

Bu arada Birleşmiş Milletlere bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) başkanı Muhammed El Baradey bir demecinde, Kuzey Kore’nin bulundurduğu nükleer silah programından dolayı İran’dan da tehlikeli olduğunu açıkladı. Çünkü bulundurduğu nükleer maddelerle şimdiden savaşa girebilme yeteneğinin olduğunu söyledi.

Mayıs

Kuzey Kore iki yıl önceki bir demecine benzer demeçte, bir ay önce kapatılan Yongbyon reaktöründen 8.000 yakıt çubuğu çıkarmasını sona erdirdiğini bildirdiler.

Haziran

Görüşmelere katılacağını söylemesinin ardından da Kuzey Kore Yetkilileri yaptıkları açıklamalarda nükleer silah varlığına sahip olduklarını ve bunları da daha fazla geliştireceklerini açıkladılar.

Temmuz

Kore yarım adasının nükleersizleşme doğrultusundaki isteğini belirterek, Kuzey Kore heyeti dördüncüsü düzenlenen altı-grup görüşmelerine katıldılar.

25 Temmuz’da görüşülmesi beklenen altı-grup toplantılarının zamanında başlaması için Kuzey Kore nükleer programı hakkındaki toplantılara katılacağını belirtti.

Ağustos

ABD’nin görüşmelerdeki diplomatik temsilcisi Christopher Hill’in demecine göre, ABD, Kuzey ve Güney Kore, Çin Japonya ve Rus diplomatlarının birbiri ardına 13 günlük süren görüşmelerinden sonra görüşmelere ara verme kararı aldıkları ve Kuzey Kore’nin nükleer programı hakkındaki görüşmelerinde ve pazarlıklarda da belirsizliğin devam ettiğini belirttiği söylendi.

Eylül

ABD’nin görüşmelerdeki temsilcisi Christopher Hill Kuzey Kore’ye ziyaretinin olduğunu belirtti. Yeni görüşmelerin Kasım ayında başlaması beklenmekteydi.

Kuzey Koreli yetkililerin açıklamalarına göre, Kuzey Kore tam olarak nükleer silah geliştirme programına son vermesini kabul ediyor, fakat bunun için de ABD’den nükleer reaktörünü sivil enerji kullanımını sağlamasını talep etmekte. ABD ve Rusya bu talebi reddetmekteler.

ABD Kuzey Kore’ye karşı eğer Kuzey Kore görüşmelerde nükleer programını sürdürme konusunu devam ettirmek isterse, varlığını ve her türlü ilişkilerini sona erdirme tehdidiyle gözdağı vermekte.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Pervin Buldan: Hiç Kimse HDP Üzerinden Siyaset Yapmasın

Pervin Buldan, HDP Kadın Meclisi açılış konuşmasında, “Cumhur İttifakı da bilsin Millet İttifakı da. Hiç kimse HDP üzerinden siyaset yapmasın. HDP’yi siyasi malzeme haline getirmesin. Herkes haddini bilsin. HDP’yi ağzına alırken bin kere düşünsün” dedi.

Haber Merkezi / Buldan, konuşmasının devamında, “Açıkça ifade etmek gerekirse sistemin yüzyıllık hatalarıyla, tarihsel inkârla yüzleşme cesareti gösteremeyen, demokratik muhalefetin tamamıyla ortaklaşma cesareti ve iradesi göstermeyen hiçbir anlayış, çözüm gücü olamaz! Gelecek vaat edemez! Bizler kadınlar olarak, HDP olarak eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir geleceğin kurucu gücüyüz” ifadelerini kullandı.

Pervin Buldan, konuşmasını, “Bizler var olanın temsil gücüyüz. İnkâr, ötekileştirme ve dışlama üzerine kurulu olan anlayışların tamamını buradan bir kez daha reddettiğimiz özellikle ifade etmek isterim. Bizler bahsettiğim insanlığın evrensel değerlerine bağlı demokrasi ve emek güçleri ile Emek ve Özgürlük İttifakımızı kamuoyuna deklare ettik, biliyorsunuz” cümleleriyle sürdürdü.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi yeni dönem politik mücadele hattına ilişkin Genel Merkez binasında bir araya geldi. Toplantının açılış konuşmasını HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan yaptı. Buldan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Kadın siyasetçilerden, kadın belediye eş başkanlarımıza, kadın mücadelesi emektarlarından kadın sanatçılara, emekçilere kadar her kesimden kadına saldırıyı bir görev olarak önlerine koydular.

Şu çok iyi bilinmelidir ki; kişiler farklı olsa bile hedef aynıdır. Kadının özgür iradesi ve demokratik mücadelesidir. Özellikle kadın vekilimiz Semra Güzel’i işkence uygulamaları ile gözaltına almaları ve vekilimize boyun eğdirmeye çalışmaları kadın kimliğine boyun eğdirme çabasıdır. Kürt’e boyun eğdirme çabasıdır! Demokratik siyasete boyun eğdirme çabasıdır!

Buradan kendilerine bir kez de ben ifade edeyim. Semra Güzel halkımızın ve kadınların iradesidir. O iradeye boyun eğdirmek hiç kimsenin hele ki, gırtlağına kadar suça bulaşmış olanların hiç harcı değildir, olamaz da! Boyun eğdirmeye çalıştıkları kadınlar alnı ak, başı dik bir şekilde yürümeye devam edecektir. Buradan bir kez daha Semra Güzel arkadaşımıza Kadın Meclisimiz adına sevgi ve saygılarımızı gönderiyoruz.

Yine Kürt kadınlarına karşı devletin gücüne dayanarak suç işlenmeye devam edilmektedir. Geçtiğimiz ay Şırnak’ta, Firdevs Babat devletin silahıyla katledilmiştir. Bu olay istisna bir olay değildir. Kürt kadınlara karşı benzeri durumlar sıklıkla yaşanmaktadır. Elbette HDP olarak olayın takipçisiyiz.

Hangi güce yaslanıyor olursa olsun hiçbir kadın katilinin cezasız kalmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Ne Aysel Tuğluk’un ne de ağır hastalığı olan hiçbir tutsağın cezaevlerinde ölüme terk edilmesine karşı sessiz kalmayacağız, yaşam siyaseti için var gücümüzle mücadele etmeye devam edeceğiz.

Sevgili Figen Yüksekdağ’ın yasaklanan “Yıkılacak Duvarlar” kitabını elden ele dolaştırıp bütün kadınlara ulaştıracağımıza söz veriyoruz.

Seçim Süreci: Üstesinden gelmeye, durdurmaya çalıştıkları şey adalettir, hukuktur, demokratik çözüm siyasetidir, kadın mücadelesidir.

Seçimlere giderken ellerinde topluma vaat edebilecekleri tek bir çözüm projesi olmadığı için seçim hazırlıklarını başka türlü yapmaya çalıştıklarının farkındayız.

Seçim hazırlıkları daha çok korku, baskı ve kaostur. Kadın kazanımlarına, Kürtlere, demokrasi ve emek güçlerine saldırmak, komşu ülkelere tehditler savurup savaş fırsatı kollamak bu iktidarın bir seçim kampanyası haline gelmiştir. Tutsaklara uyguladığı işkence, hak gaspı, tehdit bu iktidarın seçim beyannamesidir, topluma vaadidir.

“Hiç kimse HDP üzerinden siyaset yapmasın, herkes haddini bilsin”

Bu çürümüş bozuk düzeni değiştirecek esaslı güç kadınların gücüdür. Kadının eşitlikçi demokratik bilinci toplumu da siyaseti de dönüştürecek dinamizme ve etkinliğe sahiptir.

Bu nedenle kadın mücadelesi önemlidir, kadın örgütlülüğü esastır. Özellikle Kadın Meclisimizin bu mecrada yürüttüğü çalışmalar son derece kıymetlidir.

Önümüzdeki seçimler için siyaset alanında tartışmalar yürütülüyor ve bazı hesaplar yapılıyor. Buradan çok net olarak şunu söylemek isterim.

Kadınların dâhil olmadığı hiçbir hesap tutmaz, tutmayacaktır. Kadın mücadelesini büyütmek üzerine kurulu olan ve bir kadın partisi olan HDP fikriyatıyla bu konuda açık tutum aldığımızı herkes bilsin.

Cumhur İttifakı da bilsin Millet İttifakı da. Hiç kimse HDP üzerinden siyaset yapmasın. HDP’yi siyasi malzeme haline getirmesin. Herkes haddini bilsin. HDP’yi ağzına alırken bin kere düşünsün.

Açıkça ifade etmek gerekirse sistemin yüzyıllık hatalarıyla, tarihsel inkârla yüzleşme cesareti gösteremeyen, demokratik muhalefetin tamamıyla ortaklaşma cesareti ve iradesi göstermeyen hiçbir anlayış, çözüm gücü olamaz! Gelecek vaat edemez! Bizler kadınlar olarak, HDP olarak eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir geleceğin kurucu gücüyüz.

Bizler var olanın temsil gücüyüz. İnkâr, ötekileştirme ve dışlama üzerine kurulu olan anlayışların tamamını buradan bir kez daha reddettiğimiz özellikle ifade etmek isterim. Bizler bahsettiğim insanlığın evrensel değerlerine bağlı demokrasi ve emek güçleri ile Emek ve Özgürlük İttifakımızı kamuoyuna deklare ettik, biliyorsunuz.”

Paylaşın

“Meral Akşener HDP’ye İhtiyaç Olduğunu Biliyor”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Gürsel Tekin’in “HDP’ye bakanlık verilebileceği” açıklaması üzerine başlayan tartışmalar sürüyor. Tekin’in açıklamasına ilk yanıt İYİ Parti’den gelmişti. Genel Başkan Meral Akşener, “Bizim olduğumuz masada olamazlar” demişti. CHP ise Tekin’in kişisel değerlendirmesi olduğunu söyledi. 

HDP, bakanlık pazarlığı yapmadıklarını belirtirken, son olarak Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, Meral Akşener’e “Hiçbir HDP’li zaten senin olduğun masaya gelmez” diye seslendi. Günay, “Emek ve Özgürlük İttifakı dahil en geniş Demokrasi İttifakıyla seçimlere gireceğiz” diye de ekledi.

Tüm bu tartışmaların seçmenlere nasıl yansıdığını, seçim sonuçlarını nasıl etkileyeceğini MAK Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Kulat bianet’ten Derya Okatan’a konuştu.

“HDP kilit parti”

HDP için hep “kilit parti” tanımlaması yapılır. HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar son olarak “anahtar parti” dedi. Siz önümüzdeki seçimlerde HDP’nin rolünü nasıl görüyorsunuz?

HDP, bu seçimin kilit partisi, kesin. Elimizde son bir yılın araştırma sonuçları kabaca şöyle çıkmakta (Hata payı içerisinde ve birkaç puanlık artı eksi üzerinden): Cumhur İttifakı, yani Ak Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve Büyük Birlik Partisi’nin toplamı şu anda 40 puan bandında. Hatta 1-2 puan altında seyrederken, Millet İttifakı’nın yani 6’lı masanın oy oranı yüzde 45 civarında. Burada da yine 1-2 puanlık hata payı var. Geriye 15 puan kalıyor.

Bu 15 puanın büyük kısmı HDP seçmeni. Diğerleri de Zafer Partisi, Yeniden Refah Partisi, Bağımsız Türkiye Partisi gibi partilerden oluşuyor. Böyle olunca bu sistemde ilk turda 50+1 şart olduğu için HDP kilit parti.

Cumhur İttifakı HDP’yi yanına alsa seçimi kazanabilir, Millet İttifakı HDP’nin tümüyle olmasa bile biraz desteğini alsa seçimi kazanır. Şu anki fotoğraf bu ve bu fotoğraftan dolayı ben bu tartışmayı çok suni bir tartışma olarak görüyorum.

Yani, bu tür açıklamalara rağmen HDP ile görüşülür ya da müzakere yapılır mı?

Yapılıyor zaten, yapılmadığını söylemek doğru değil. Yani yapılıyor derken 6’lı masa karşısına alıp HDP ile görüşmüyor. Bu insanlar aynı parlamentoda, karşılaştıkları zaman siyaset konuşuyorlar, zaman zaman bir birlerini ziyaret ediyorlar.

Ama bu tür konular ayaküstü sohbetlerle mi konuşuluyor?

Şüphesiz, ayaküstü sohbetlerin ötesindedir ama sadece orayla mı görüşüyor. Acaba Cumhur İttifakı’ndan birileriyle görüşmüyorlar mı?

Bu konuda bir bilginiz mi var?

Kurumsal bir görüşmeden bahsetmiyorum ama görüşme oluyordur. Görüşmeler her zaman siyasette iki kişinin bir masanın karşısına oturup konuşması şeklinde olmaz.

Muhtemeldir ki, bazı HDP’liler ile bazı Ak Partililer görüşüyordur. Bunu anlatmaya çalışıyorum. Ak Parti 50+1’e ihtiyaç duyuyor, bu şu an Cumhur İttifakı’nın bulabildiği bir rakam değil.

Bunu Ak Parti’nin kendi yaptırdığı anketlerde de göremiyoruz. Siz 50+1’i biri bulabilmek adına yasal bütün paydaşlarla görüşmeler yaparsınız ya da yaptınız ya da yapmayı düşünürsünüz. Bugün yapıp sonuç alamadıklarınızla seçim günü sandık milletin önüne konuluncaya kadar bu şansınızı denersiniz.

“Her iki ittifakın da HDP ile temas etmesi gerekiyor”

İYİ Parti’nin dile getirdiği gibi “Bizim olduğumuz masada olamazlar” yaklaşımı Millet İttifakı seçmeninde nasıl bir etki yaratıyor? HDP’ye, HDP ile seçim ittifakı ya da işbirliğine nasıl bakıyor?

Millet İttifakı’nın bütün bileşenleri aynı düşünmüyordur, zaten 6 ayrı partiden oluşuyor. Dünyaya bakışları farklı. HDP’ye bakışları da farklı. İYİ Parti, Milliyetçi Hareket Partisi’nden ayrılmış, sonra kendini biraz daha merkez sağa konumlandırmış bir parti. Ama ana arterde milliyetçi refleksleri yüksek bir parti.

Doğal olarak farklı duruşlar bekliyoruz. 6’lı masadaki liderlerin farklı görüşleri var, onlar da kendi parti tabanından gelen reflekslere uygun davranış sergiliyorlar.

Kemal Kılıçdaroğlu bir yere gittiğinde onun tabanı Kemal Bey’in cumhurbaşkanı adayı olmasını yüksek sesle ifade ediyor. Ben şahit olduğum bir şeyi söyleyeyim. Urfa’da, Gaziantep’de Meral Hanım’a insanlar aday olmayacağını deklare ettiği için ‘Biz Mansur Bey’i istiyoruz’ dediler. Meral Hanım, Mansur Bey’i ister istemez ama siyasetçidir, kulağını buna kapatamaz.

Ama siyasette sizin birbirinize katlanma zorunluluğunuzu oluşturan şartlar doğar bazen. İşte şimdi bu yaşanıyor. İlk turda seçimin bitebilmesi için her iki ittifakın da HDP ile doğrudan ya da dolaylı temas kurması gerekiyor ya da HDP tabanı ile kurması gerekiyor.

“Akşener HDP’ye ihtiyaç olduğunu biliyor”

Akşener’in bu çıkışını siz nasıl değerlendiriyorsunuz? İYİ Parti, oyları sürekli artan bir parti. Akşener, bu açıklama ile kime ne mesaj veriyor?

Kendi tabanına. Kendi tabanının büyük kısmını oluşturan milliyetçi Türk seçmene mesaj verdi. Bundan daha normal bir şey yok. Meral Hanım, sadece tabanın hoşuna gitmesi için söylediği bir cümle de değil, gerçekten böyle inanıyor.

Ama şunu da biliyor, HDP’ye, HDP tabanına ihtiyaç var. Ama 6’lı masada görev taksimi yapılır, HDP ile CHP görüşür, DEVA görüşür, birileri görüşür, o diyalog öyle kurulur. Masanın diğer bileşenlerinin illa bu işin içinde olması gerekmez.

Herkesin kaçırdığı bir şey daha var: İttifak dışı bazı partiler de bu 6’lı masadaki partilerin alt bileşenleri olabilir. Mesela Bağımsız Türkiye Partisi’nin, önümüzdeki seçimde İYİ Parti listelerinden seçime gireceğini duyuyorum. Belki Yeniden Refah Partisi başka partinin listesinden seçime girer.

Ama Gürsel Tekin’in söylediği bu ifadenin zamanlaması yanlış bana göre. Olabilirlik üzerinden bir değerlendirmeyi herkes yapabilir. 7 Haziran’dan sonra ülkede HDP’li bakan oldu.

Diyelim ki, biz anketlerde yanıldık, HDP yarın yüzde 40 oy aldı. Yani hükümet yaptırmayacak mısınız, darbe mi yapacaksınız HDP’ye! Anayasal olarak bu millet tercih ettiyse ne yapacaksınız? Bir şey yapamazsınız. Yasal bir yapıdan bahsediyoruz. Ben onları sevmiyorum, tanımıyorum deyince bir şey olmuyor ki… Sen yok saymaya devam et, karşında duruyor, var olmaya devam ediyor.

Söyleşinin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Erdoğan’dan AK Parti’nin Çöken İmajına ‘Aday’ Formülü

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partili kurmaylarıyla beraber seçim stratejisi belirledi. Buna göre AK Parti’nin çöken imajı için “aday kimliği” devreye girecek.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen haftalarda 2023 seçimleri için bazı AK Partili kurmaylarla “olağanüstü” toplandı ve başta seçim beyannamesi olmak üzere partinin seçimlerde uygulayacağı stratejiler üzerinde duruldu.

Toplantı sonrası başlatılan çalışmaların ayrıntıları, 2023 seçimlerini sadece muhalefetin değil, AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da “kritik” gördüğünü ortaya koydu.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre AK Parti genel merkezinde milletvekili aday listeleri üzerinde çalışmak üzere komisyon kuruldu. Edinilen bilgiye göre komisyon, 2023 adayları için bazı kriterler belirliyor.

AK Parti, diğer seçimlerden farklı olarak bu kez “parti değil, aday kimliğini” ön planda tutacak. Geçmiş seçimlerde “aday isimlerden çok parti kimliğinin öne çıktığı, adayların da parti kimliğine güvendiği” ifade edilirken bu kez AKP’nin “adaylar üzerinden ilerleyen bir strateji kurmak istediği” kaydediliyor.

Bu nedenle parti yönetimi, “illerde ön plana çıkan, yurttaşın sevdiği, güven duyabileceği, halkla bire bir temas edebilecek, diyaloğa açık, halkın sorunlarını yerinde tespit edip, çözüm üretebilecek” isimleri aday göstermeyi hedefliyor. Ayrıca bu seçimlerde “eş, dost, akraba ilişkisi” de gözetilmeyecek.

Paylaşın

Altılı Masa Adayının İsmi Neden Önemli?

Muhalefetteki partileri bir araya getiren ve seçim ittifakına dönüşme ihtimali olan altılı masanın Cumhurbaşkanlığı seçimi için göstereceği ortak adayın kim ve nasıl birisi olması gerektiğine ilişkin tartışmalar sürüyor.

Erkene alınmaması durumunda Haziran 2023’de düzenlenecek olan seçimlerde CHP, İYİ Parti, Saadet, DEVA, Gelecek Partisi ve Demokrat Parti’nin oluşturduğu altılı masanın adayı ile ilgili tartışmalar kamuoyunda “kim olmalı” noktasında öne çıkıyor. Masa bileşenleri ise bu oluşumu daha çok bir “kadro hareketi” olarak görüyor ve muhtemel adayın yanı sıra seçim sonrası güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüşün nasıl olabileceğine yönelik hazırlıklarını da sürdürüyor.

Altılı masayı oluşturan partiler ortaya kadrosuyla birlikte çıkacak olan adayın seçim sonrası dönüşüme ayak uydurabilecek ve buna uzlaşı içinde liderlik edebilecek, gerektiğinde elindeki güçlü yetkilerden vazgeçebilecek ve sadece altılı masa seçmeninden değil diğer partilerden de oy alabilecek bir isim olması gerektiğinde birleşiyor.

Bu kapsamda Ankara kulislerinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı bir süredir yüksek ihtimal olarak değerlendiriliyor. Son günlerde İYİ Parti lideri Meral Akşener’in “kazanacak aday” çıkışı ile HDP ve İYİ Parti arasındaki gerilim türü gelişmeler ise altılı masanın aday denklemini etkileyebilecek faktörler olarak görülüyor.

CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’in “HDP’ye bakanlık verilebilir” açıklamasıyla altılı masadaki adaylık tartışmaları hızlanmıştı. İYİ Parti, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ismini kulislerde daha fazla dillendirmeye başlamıştı. Akşener bugün de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu ziyaret ediyor.

Muhtemel adaylar kimler?

Şu ana kadar altılı masa için ortak aday olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanı sıra Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’nun isimleri dillendiriliyor.

Çeşitli kurumların anketlerine ilişkin sonuçlar parti merkezlerinde karşılaştırmalı değerlendirilirken muhtemel adayların alabileceği oy oranları, toplumun hangi kesimlerinden oy alabilecekleri ve seçim sonrasındaki sistem dönüşümüne uyumu gibi etkenler önemli görülüyor.

Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi, Bilim Akademisi Üyesi Prof. Ersin Kalaycıoğlu ise siyaset biliminde “kazanacak aday” diye bir olgunun olmadığına işaret ediyor. Kalaycıoğlu, adaya eğer anketlere göre karar veriliyorsa bu yöntemin çok bilimsel olmayacağını, çünkü anketlere ilişkin şüpheler bulunduğunu belirtiyor.

Yöneylem’in son anketine göre CHP’nin oyları AKP’nin önüne geçerken katılımcıların yüzde 64,9’u “parlamenter sistem” dedi. “Önümüzdeki Pazar Cumhurbaşkanlığı seçimleri olsa Erdoğan’a mı muhalefet adayına mı oy verirsiniz?” sorusuna ise katılımcıların yüzde 55,6’sı “muhalefet adayı” şeklinde yanıt verdi.

İstanbul Politik Araştırmalar Enstitüsü (İstanPol) Genel Direktörü ve Siyaset Bilimci Seren Selvin Korkmaz’a göre de altılı masanın adayının “Türkiye muhalefetinin ortak paydasıyla hareket edebilecek ve ülkeyi düzlüğe çıkarabilecek, ortak aklı temsil eden bir lider” olması gerekiyor. Altılı masanın şu anda önündeki ikilemlerden birisini “önce ilkeler mi yoksa önce isim mi?” olarak gördüğünü söyleyen Korkmaz, muhalefetin önündeki bir diğer ikilemi ise şu sözlerle aktarıyor:

“Mesele şu; anketler bize popülariteyi gösteriyor. Ama altılı masa popülerliği mi seçecek? Yoksa seçim döneminde Erdoğan’la mücadele edebilecek, herkesi kapsayıcı bir dil kullanabilecek, altılı masanın dışındaki partileri de küstürmeyecek ve aynı zamanda seçim sonrasında güvenli bir şekilde yeni sisteme geçecek bir aday mı seçecek?”

“Anketlerde öne çıkan doğru aday mı?”

Bu arada bazı anketlerde Yavaş’ın ya da İmamoğlu’nun Kılıçdaroğlu’nun önünde olduğuna yönelik sonuçlar çıkmasına rağmen, her iki olası adaya ilişkin de Ankara kulislerinde çeşitli rezervler bulunuyor. Yavaş’ın Kürt seçmenlerden oy alabilmesinin çok zor olduğu düşünülüyor, İmamoğlu’nun ise yeni sisteme geçişte ve yetkilerini devretmede istekli olmayabileceği endişeleri bulunuyor.

Kendilerinin yaptıkları bazı saha çalışmalarında Yavaş ismiyle sık karşılaştıklarını belirten Korkmaz, bu popülerliğin nedenlerinden birkaçını polemiklere girmemesi, ağırbaşlı duruşu ile iyi bir PR ekibinin olması olarak görüyor. Korkmaz, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Ancak şunu bilmiyoruz; seçim yarışına girildiğinde nasıl bir performans sergileyecek Yavaş? Yani o süreçteki kutuplaşma tuzaklarına düşecek mi, düşmeyecek mi? Bunu bilmiyoruz. Çünkü o performansını görmedik biz. O yüzden her zaman şu sorgulamayı yapmak lazım: Acaba anketlerde en yüksek oyu alan aday gerçekten de kazanacak aday mı? Ben bundan tam emin olamıyorum.”

İmamoğlu’nun adaylık olasılığını da değerlendiren Korkmaz, İstanbul Belediye Başkanı’nın şu anda bir strateji değişikliğine gittiğini ve son günlerde daha hizmetleriyle ön planda olduğuna işaret ederek geçmişte yaptığı bazı hatalara rağmen şu anda toparladığını ve hâlâ şansı olabileceğini belirtiyor.

“Denizaltıyla Ankara’ya gidemezsiniz”

İsimler üstünden tartışma yürütmenin her zaman doğruya götürmeyeceğini düşünen Kalaycıoğlu, muhalefetin adayının kim olacağının “aynı anda hem çok önemli hem de çok önemsiz” olduğu kanısında. Asıl önemli olan hususun “Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin değişmesi” olarak gören Kalaycıoğlu, bu sözlerini şu örnekle açıklıyor:

“Kim gelirse gelsin bu sistemle iyi yönetemez. Yani siz İstanbul’dan Ankara’ya gideceksiniz ve elinizde bir denizaltı var. Denizaltıyla Ankara’ya gidemezsiniz. Şimdi bu denizaltına kaptan aranıyor. Ama Ankara’ya gidecekseniz eğer; ya uçağa ya da otomobile ihtiyacınız var. Bu araçla olmuyor bu iş. Denizaltına hangi kaptanı getirirsen getir zaten gidemez.”

Kalaycıoğlu bu nedenle muhalefetin “kaptan” olarak seçeceği ismin “Gelin bu denizaltıyı satalım, yerine de uçak alalım” demesi ve kamuoyunu da buna ikna etmesi gerektiğini ifade ediyor ve Türkiye’nin hukuk devletiyle bağlantılı demokratik yapıya dönüştürülmesinin önemine dikkat çekiyor.

“İşi güzellik yarışmasına çevirmeye çalışıyorlar”

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini değiştirecek kişinin bir ekibe ihtiyacı olduğunu ve sadece tek bir ismin konuşulmasını doğru bulmadığını da söyleyen Kalaycıoğlu, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“İktidar ise sadece ismin konuşulması için ittiriyor. Çünkü rejimin defoları üzerinden değil de isim üzerinden tartıştırmak istiyorlar. Temel itibariyle Tayyip Erdoğan mı daha karizmatik yoksa Ahmet mi noktasına gelindi ve bunu tartışalım istiyorlar. Bir nevi güzellik yarışmasına dönüştürmeye çalışıyorlar bu işi.”

Türkiye siyasal kültüründe lider ve lider kültünün çok önemli olduğunu hatırlatan Korkmaz da “Biz hep ilkelerden, normlardan bahsediyoruz ama insanlar liderin kim olduğuna ve isme gerçekten bakıyor. Çünkü Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde tek bir kişi ve o isim ön plana çıkıyor. Yani kim bizi yönetecek? Bütün yetkileri kim alacak? Bu muktedirlik, yönetme kabiliyeti kime ait olabilir? Toplumun merakı bu” diyor.

Toplumdaki “tek başına Türkiye’yi sırtlayacak bir lider” arayışının mevcut sistem için doğal olabileceğini belirten Korkmaz, ancak bunun karşısında “Türkiye’yi gerçekten demokratik düzlüğe çıkarabilecek, altılı masanın iradesiyle hareket edebilecek, ortak aklı temsil edebilecek bir adayın” aranması gerektiğini vurguluyor.

(Kaynak: DW Türkçe/Gülsen Solaker)

Paylaşın

HDP Sözcüsü Günay: Demokrasi İttifakıyla Seçime Gireceğiz

Partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık basın toplantısında açıklamalarda bulunan HDP Sözcüsü Günay, “Hiçbir partiyle bakanlık pazarlığı yapmadık, yapmayız. Seçimlerde alacağımız oylarla halkımız bizi görmek istediği yerde görecektir. Yönetim ehliyetimizi bize birileri değil, halk verecek zaten” dedi.

Haber Merkezi / Günay, açıklamasının devamında, “Ne Cumhur İttifakının ne Millet İttifakının içindeyiz ne de bu ittifakları destekleriz. Bizim böyle bir derdimiz olmadı, olamaz. Emek ve Özgürlük İttifakı dahil en geniş Demokrasi İttifakıyla seçimlere gireceğiz” ifadelerini kullandı.

HDP Sözcüsü Günay, açıklamasını, “Hiç merak etmeyin bizim ne aday ne de tercih yapma sorunumuz var. Türkiye’nin en geniş kesimlerine hitap edecek isimler üzerinde şimdiden tartışmaya başladık. Bizim tasvip etmeyeceğimiz bir adaya asla destek vermeyeceğimizi tekrar belirtmek isteriz” ifadeleriyle sürdürdü.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Sözcüsü Ebru Günay, parti genel merkezinde düzenlediği haftalık baısn toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi:

“Seçim hesaplarından başka bir şeyin derdine düşmeyen Millet İttifakı ise makyajcı ve restorasyoncu bir siyasetle günü kurtarmanın derdine düşmüş durumda. Adaylık tartışmalarına sıkışmış durumdalar ve sanki tek önemli olan sandık günüymüş gibi seçim sonrasına dair hiçbir plan ve proje geliştirmiyorlar. “Kime hangi bakanlık verilecek, kim masada olsun, kim olmasın, aday kim olsun” gibi kısır tartışmaları sürdüren, seçim sonrasına dair hiçbir şey söylemeyen bir siyasi hattın, ittifakın içinde zaten biz olmayız, olamayız.

Hiçbir partiyle bakanlık pazarlığı yapmadık, yapmayız. Seçimlerde alacağımız oylarla halkımız bizi görmek istediği yerde görecektir. Yönetim ehliyetimizi bize birileri değil, halk verecek zaten.

Ne Cumhur İttifakının ne Millet İttifakının içindeyiz ne de bu ittifakları destekleriz. Bizim böyle bir derdimiz olmadı, olamaz.

Emek ve Özgürlük İttifakı dahil en geniş Demokrasi İttifakıyla seçimlere gireceğiz. Hiç merak etmeyin bizim ne aday ne de tercih yapma sorunumuz var. Türkiye’nin en geniş kesimlerine hitap edecek isimler üzerinde şimdiden tartışmaya başladık. Bizim tasvip etmeyeceğimiz bir adaya asla destek vermeyeceğimizi tekrar belirtmek isteriz.

Meral Akşener veya onun sözcülerinin işi HDP’ye konum belirlemek değil. Bir kere halk; seni Mehmet Ağar ve Tansu Çiller ile çevirdiğin karanlık işlerden tanıyor. Hiç merak etme, senin bu ülkeye vaat ettiğin tek şey 90’ların karanlığıdır. Hiçbir HDP’li zaten senin olduğun masaya gelmez, hatta oturduğun kıraathanede çay içmez.

Diyarbakır Milletvekilimiz Semra Güzel’in manipülasyonlarla ve ucuz bir şovla gözaltına alınış şekli, 7 Haziran 2015’ten itibaren AKP-MHP bloğu tarafından yürürlüğe konulan algı operasyonlarından biridir. İktidar ve tüm aktörlerin dahil olduğu ve Türkiye halklarına, Kürt halkına umut olmuş Çözüm Sürecinde bir milletvekilimizin yakın arkadaşı ile görüşmüş olmasını kriminalize etmeye çalışanlara asla hesap vermeyeceğiz. Aksine hesap soracağız.

Şırnak’taki ağaç kıyımı, devletin Kürtlere karşı son yüzyılda yürüttüğü şiddet retoriğinin ekolojik boyutlarını göstermesi açısından son derece öğreticidir. 1990’larda başlayan köy boşaltmaları sonrası sistematik hale getirilen doğa talanı, güvenlik adı altında bizatihi devlet ve kolluk güçleri tarafından yapılıyor. 2019’da Cudi’de başlayan ve 2022’ye gelindiğinde en üst boyuta varan ağaç kesimi, koca bir bölgeyi, koca bir ekosistemi göz göre göre yok ederek sürdürülüyor.

Sadece son 7 ayda Şırnak ormanlarının yüzde 8’i yok edildi. Sadece Besta bölgesinde, korucular 2 yılda 500 bin tona yakın ağaç kesti. Günlük 60 TIR odun kesiliyor. Asker gözetimde bir sektör oluşturulmuş ve büyük rantlar elde ediliyor. Temmuz 2022 tarihinde 14 yeni bölgede de ağaç kesimine başlandı. Bunun anlamı günlük yüzlerce ton endemik bitkinin ve tarihin yok edilmesidir.

Yolsuzluk ve gasp ile tanımlanan AKP-MHP iktidar bloku ömrünü bir nefesliğine uzatmak için her türlü kuralsızlığı mübah görecek şekilde kamu kurumlarını birer parti teşkilatı şeklinde çalışır vaziyete getirmektedirler. Son olarak Ağustos ayı enflasyonu aylık yüzde 1,46 olarak hesaplandı TÜİK tarafından.

Yıllık enflasyon ise yüzde 80 olarak hesaplandı. Bağımsız araştırmacılar (ENAG) grubu tarafından hesaplanan enflasyon yüzde 181’dir. Bu rakam bile gerçek enflasyonun altında bir rakamdır. Türkiye halkları büyük bir ekonomik komplonun doğrudan mağdurları olarak yaşamaya devam etmektedirler.

Enflasyon verileri düşük gösterilerek kamu emekçilerinin maaşlarına yapılacak zam hakları gasp ediliyor. Üç kuruş maaşla geçinmeye çalışan emeklilerin maaşlarına yapılacak zam hakları gasp ediliyor. Asgari ücretli soyuluyor, gençler, kadınlar, çiftçiler bu dönüştürücü ve kirli mekanizma tarafından soyuluyor.”

Paylaşın