Reuters: HDP Kilit Parti Olmayı Sürdürüyor

Bir yıldan kısa bir süre kalan Türkiye seçimlerinde zorlu ekonomik şartların etkisiyle yıpranan iktidarın değişebileceğine yönelik beklentiler güçlenirken, bazı uzmanlar muhalefetin iktidara gelebilmesi için HDP’nin seçimlerdeki gücünü kabul etmesi gerektiğini belirtiyorlar. Ancak milliyetçi seçmenin hassasiyetleri ve hükümetin HDP’yi “terör” ile ilişkilendirmesi, partilerin HDP ile yanyana gelmesinde sorun oluşturuyor.

Geçen günlerde CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’in “HDP’ye bakanlık elbette verilir” sözleri tartışma yaratmıştı. Altılı masada yer alan İYİ Parti’nin Grup Başkanvekili Musavat Dervişoğlu bu açıklamanın ardından tepki göstermiş ve bu açıklamayı, “Densizlik, hadsizlik ve ilkelere saygısızlık” olarak nitelendirmişti. HDP ise bu tartışmaların ardından bakanlık konusunda herhangi bir talepleri olmadığını vurguladı.

Kılıçdaroğlu’nun gücü artıyor mu?

Muhalefet, adayını henüz açıklamasa da, bazı anketlere göre, muhalefetin “temsilcisi” konumuna gelen Kemal Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan karşısındaki gücü artmış görünüyor. Ancak Reuters’ın görüşüne başvurduğu dört kamuoyu yoklama şirketine göre bu oyların da mevcut durumda yine meclis çoğunluğu ve Cumhurbaşkanlığı’ndan oluşan iktidarı alabilecek güçte olup olmadığını söylemek için erken.

Anketlere göre ayrıca son aylarda asgari ücrete yapılan artışlar ve memur zamlarının etkisiyle iktidarın oylarında bir miktar kıpırdanma olduğu gözleniyor ama son noktada hem Millet hem de Cumhur ittifakında belirgin bir öne çıkış yok.

“Bu şartlar altında biz bugün (eylül başı) seçim olsa ve seçime girsek Cumhur İttifakı’nın milletvekili sayısıyla, Millet İttifakı’nın milletvekili sayısı arasında dikkate değer bir fark olmayacak” diyen Metropoll Başkanı Özer Sencar sözlerini şöyle sürdürdü:

“(Millet İttifakı) anayasayı değiştirecek bir çoğunluk üretemiyor… Anayasayı değiştirecek bir çoğunluk için kabaca %63 civarında oya ihtiyaç var… Millet İttifakı’nın güçlü bir desteği yoksa HDP olmadan karar çıkaramazlar.”

“Muhalefet rehavete sürüklenmemeli”

Sencar, ağustos ayındaki ankete göre AKP oylarının son üç aydır yükselişte olduğunu ve 3.5 puanlık artış kaydettiğini söyledi. Sencar ayrıca, sadece Erdoğan ve Kılıçdaroğlu karşılaştırılarak yapılan bir ankette CHP’nin parti oylarına yansımasa da cumhurbaşkanı adayı olarak Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’ın önünde gittiğini kaydetti.

Öte yandan, Erdoğan’ın attığı bazı adımların halkta olumlu karşılığını az da olsa bulduğunu, bu nedenle de muhalefetin dikkatli olması gerektiğini söyleyen Sencar’a göre, AKP kitlesinin sosyal medyaya çok fazla aşina olmaması nedeniyle hükümetin Kemal Kılıçdaroğlu dediği için yapılan şeylerden haberi olmuyor. Bu nedenle Sencar’a göre sosyal medyadaki muhalif tablo muhalefeti rehavete sürüklememeli.

“Kısaca bizim bulgularımızla (AK Parti) son dört ayda kararsızlar dağıtılmadan yüzde 25’ten kabaca yüzde 29’a çıktı” diyen Sencar şu değerlendirmeyi yaptı:

“Kılıçdaroğlu, ağustos ayında Erdoğan’dan 6 puan yukarıda. Siyaset sahnesinde Meral Hanım’ın cumhurbaşkanı adayı olmayacağını açıklayarak siyaset sahnesindeki oyun kurucu özelliğini kaybetmesiyle boşalan yeri Kemal Bey doldurdu… Bu şartlar altında bugün bu pazar seçim olsa ve seçime girsek Cumhur İttifakı’nın milletvekili sayısıyla Millet İttifakı’nın milletvekili sayısı arasında dikkate değer bir fark olmayacak. HDP’yle diğer sol partiler birleşirlerse bir ittifak oluşurursa onlar da yüzde 14-15’e tırmanabilirler.”

“HDP seçmeni halen seçimin kilit seçmeni olarak duruyor” diyen MAK Araştırma Başkanı Mehmet Ali Kulat’a göre ise AKP oyları yılın başından beri yapılan sekiz araştırmada yüzde 27 ile yüzde 29 arasında seyretti.

Kulat’ın verdiği bilgiye göre, “CHP ise yılın başından bu yana yüzde 25 ile yüzde 28 arasında seyretti ve şu anda AK Parti ile başbabaş hale gelmiş durumda.”

Gezici Araştırma Direktörü Murat Gezici’ye göre muhalefetin, iktidara destek veren seçmenin duygularını hafife almaması gerekiyor. “Güncel duruma baktığımızda iktidarın bir oy artışı olmadığını fakat mevcut oylarını da koruduğunu görüyoruz” diyen Gezici, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Özellikle son aylarda dış politikada işbirliğine dayalı ilişkileri geliştirmeye çalışması, seçmen ile daha yoğun bir empati kurmaya başlaması ve kararsız seçmenlere odaklanması, seçmen kitlesi nezdinde ‘Erdoğan, doğruları bulmaya çalışıyor’ algısını canlandırdı.”

Gezici, “Eski Türkiye diyebileceğimiz döneme dair canlı bir hafızaya sahip olan ve iktidara oy vermeyi sürdüren seçmen adeta ürkek bir güvercin gibi davranıyor…Evet çok ciddi bir ekonomik kriz var, korkunç bir enflasyon var; ancak kültürel-simgesel alanın gücünü de ihmal etmemek gerekiyor” diye konuştu.

HDP’nin seçimin kaderini belirleyip belirlemeyeceği yönündeki bir soruya ise Gezici, “HDP seçmeni en kararlı seçmen grubunu oluşturuyor. İkinci tur bir oylamada HDP’nin yüzde 22’sinin Cumhur İttifakı’na, kalan yüzde 78’sinin ise Millet İttifakı’na oy vereceğini öngörüyoruz” diyerek, mevcut durumda Millet İttifakı’nı desteklemesini beklediği cevabını verdi.

Gezici şöyle devam etti:

“Kürtlerin Türkiye’deki oranı neredeyse yüzde 22 ve onların da yüzde 55’i hala AK Parti’ye oy veriyor. Yüzde 30’u HDP’ye, yüzde 15’i ise diğer siyasi partilere oy veriyor. Kürtlerin bir kısmı halen Erdoğan’ı lider olarak görüyor, bir kısmı da mevcutlar arasında Erdoğan karsısındakine oy veririm diyor. Kürtlerin nereye oy vereceği o yüzden belli ve bu anlamda seçimlerin kaderi üzerinde belirleyici değiller.”

HDP her aşamada önemli olacak

Avrasya Kamuoyu Araştırma Başkanı Kemal Özkiraz, AKP’nin oylarında hafif bir artış yaşandığını ama anlamlı bir artışın olmadığını belirterek, “Uzunca bir süredir esasen muhalefet toplamıyla Cumhur İttifakı toplamı sabitlenmiş gibi gözüküyor” dedi.

HDP tarafında önemli olanın aday çıkartıp çıkartamayacağı olduğuna işaret eden Özkiraz, “HDP seçmeninin yüzde 75’i Kemal Kılıçdaroğlu’na oy veririm diyor Erdoğan’ın karşısında. Geri kalan yüzde 25’in çok büyük bir kısmı da partinin kurumsal kararını bekleyecek. Ama parti destek kararı açıkladığında muhtemelen yüzde 95’lere yakın bir destek olacak muhalefetin adaylığına” diye konuştu.

“HDP’nin tavrı, kurumsal tavrı seçimin ne kadar farkla biteceğini belirleyecek” diyen Özkiraz sözlerini cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turuna atıfta bulunarak, “HDP altılı masaya on beş gün önce mi kazandıracak? On beş gün sonra mı kazandıracak?” diye sürdürdü.

Özkiraz da sistemin şu anda muhalefette olan partilerin yasama organında kontrolü ele alabilmesi için mecliste 360 sandalye ile çoğunluğu elde edebilmesi gerektiğini belirterek, “Seçim sonrasında sistemi değiştirmek için HDP grubuna ihtiyaç var. Yani HDP her koşulda muhalefetin ihtiyaç duyduğu bir konumda olacak. Mesele cumhurbaşkanını seçtirmek değil, O cumhurbaşkanını bir de çalıştırabilmek mesele. Onun için herkes seçimden sonra HDP’yle mecburen bir oturacak” dedi.

HDP’nin seçmen tutumu ve aday tarifi

Partisinin seçim stratejisi ile ilgili Reuters’ın sorularını yanıtlayan HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, meclis ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin farklı dinamikleri olacağını ifade etti.

“Mesela parlamento seçimlerinde biz HDP olarak kendi ittifaklarımız dışında herhangi bir ittifak arayışında değiliz. Yani Millet İttifakı, Cumhur İttifakı ile bir alakamız yok parlamento seçimleri için. Ama cumhurbaşkanlığı seçimi farklı” diyen Oluç sözlerini şöyle sürdürdü:

“Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 50 artı 1 oya ihtiyaç var. Dolayısıyla burada kendi adayımızla elde edeceğimiz sonuçtan daha önemlisi ortak adaylarla elde edilecek sonuçtur. O yüzden de biz geçtiğimiz yıl bir deklarasyon yaptık.”

Oluç, partisinin cumhurbaşkanı adayı tanımını işe şu şekilde yaptı:

“İsim günü geldiğinde tartışılacaktır. İsim önemsiz demiyoruz. İsimden daha önemlisi seçilecek kişinin Türkiye’nin yeni döneminde yapması gereken işler üzerine anlaşılması gerekiyor. (Bunlar) güçlü bir demokrasi. Yani güçlü bir yerel ve merkezi demokrasinin inşa edilmesi, tarafsız ve bağımsız bir yargı, hukukun üstünlüğü ve hukuk devletinin sağlanması, Kürt sorununda demokratik bir çözümün ortaya çıkarılması. Bunun için en azından bazı adımların atılacağının ilan edilmesi.”

AK Parti: Daha sahaya inmedik

Üst düzey bir AKP’li yetkili de anketlerin sürekli değişkenlik gösterdiğini ve zaman içinde olumlu trendin görüleceğini belirterek, enflasyon gibi sorunların tüm dünyada olduğunu ve halkın bunu gördüğünü söyledi.

HDP’nin seçim sürecindeki önemi konusunda ise aynı yetkili, “Kürtlerden bizi destekleyen önemli bir kesim var, kimse bunu yabana atmasın. Tabi Doğu ve Güneydoğu’dan daha çok oy almak için biz de daha çok çaba göstereceğiz. Ama sadece onlara yönelik değil, tüm Türkiye’deki seçmeni kazanmaya çalışacağız, tepkili olan eski seçmeni, küskün olan seçmenimizi. Uzun bir süreç var ve daha ciddi olarak sahaya bile inmedik” diye konuştu.

Kamuoyu araştırmacısı Gezici de bu konuda HDP’den ziyade “merkez seçmenin” önemine dikkat çekti. Gezici, HDP’nin oylarının nasıl bir tercihte bulunacağının az çok kestirilebildiğini, bu nedenle Doğu Karadeniz ve İç Anadolu’daki merkez seçmenin seçimlerin kaderinde belirleyici olacağını ifade etti.

Paylaşın

Çocuk Sahibi Olmak Muhafazakarlaştırıyor!

Yapılan yeni bir araştırma, çocuk sahibi kişilerin çocuk sahibi olmayanlara kıyasla sosyal bakımdan daha muhafazakar hale gelme eğiliminde olduğunu ortaya koydu. Çocuksuz kişiler yaşlanmalarına rağmen sosyal bakımdan daha liberal görüşlere sahip olma eğiliminde.

Genellikle insanların yaşlandıkça daha sağcı görüşlere sahip olduğu düşünülüyor fakat araştırmacılar durumun böyle olmayabileceğini buldu.

Çalışmada kürtaj, göç ve seks gibi konularda ayrıştırıcı tutumların nasıl ortaya çıktığını anlamak hedeflendi.

Pennsylvania Üniversitesi’nden araştırmacılar başlangıçta “ebeveynliğe daha fazla yatırım yapan” kişilerin muhafazakar politikalara ve değerlere daha fazla meyilli olabileceğini kuramlaştırdı.

Araştırmacılar, çalışmanın bir parçası olarak 10 ülkeden 2 bin 610 kişiyle anket yaptı ve halihazırda ebeveyn olan veya ebeveyn olmak isteyen kişilerin “dünya genelinde artan sosyal muhafazakarlıkla ilişkili olduğuna” dair kanıtlar buldu.

Bununla birlikte, çocuk sahibi olmayan kişiler yaşlandıkça tutarlı bir şekilde daha liberal görüşlere sahipti.

Çalışmanın ortak yazarı Profesör Nicholas Kerry, Newsweek’e bulguların insanların yaşla birlikte daha muhafazakarlaşma eğiliminde olduğu yönündeki genel kanıyla çeliştiğini söyledi:

Bu görüş, ’20 yaşında liberal olmayanın kalbi, 30 yaşında muhafazakar olmayanın beyni yoktur’ ifadesiyle ortaya konuyor.

Aslında, ebeveynliğin etkilerini istatistiksel olarak kontrol ettiğinizde, yaşlılar gençlerden sosyal olarak daha muhafazakar değil.

Proceedings of the Royal Society akademik dergisinde yayımlanan çalışma, 1950’den bu yana küresel doğurganlık oranlarının sürekli azalmasının daha liberal bir geleceğe yol açabileceğini de belirtti.

Yazarlar, “Dünyanın çoğunda doğum oranlarının düştüğü ancak bazı bölgelerde hızla arttığı göz önüne alındığında, mevcut bulgular geleceğin siyasi manzarası üzerinde önemli çıkarımlara sahip olabilir” diye yazdı.

Özellikle, bulgularımız çocuksuzluktaki küresel artışların sosyal konularda bir liberalleşme sürecine potansiyel olarak katkıda bulunabileceğini gösteriyor.

Ancak Londra Üniversitesi Akademisi’nden Profesör Paul Higgins, çalışmanın eksikliğinin, politik eğilimleri çok özel bir dizi kişisel deneyime indirgemesi olduğu uyarısını yaptı.

The Guardian’a konuşan Higgins, çalışmanın yaşamda daha sonra gerçekleşen değişiklikleri hesaba katmadığını veya toplumdaki ve toplumsal rollerdeki değişikliklerin etkilerini dikkate almadığını söyledi.

Prof. Kerry, bulgulara rağmen, siyasi tutumların yaşamın belirli bir aşamasındaki bir kişinin “en azından kısmi” sonucu olduğunun anlaşılması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Prof. Kerry bunu kavramanın, insanların farklı önceliklere sahip olmaları nedeniyle “kendi görüşlerinin de bazen değişebileceğini anlamalarını” sağlayabileceğini ve bunun “sadece nesnel gerçeğe özel bir bakış açısına sahip olduğumuzdan kaynaklanmadığını” dile getirdi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Türkiye’yi Soya Soya, Yiye Yiye Bitiremediler

Ayaş-Beypazarı-Nallıhan Kanaat Önderleri, Muhtarlar ve STK Temsilcileri Buluşması’nda açıklamalarda bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Türkiye zengin bir ülke, soya soya, yiye yiye bitiremediler.” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Paralar nereye kullanılıyor, sorun burada. Köprü yapılır. Ben basit bir soru soruyorum. Köprüyü, hastaneyi, yolu kaça yaptın? Kamu-özel işbirliği tamam, güzel. Müteahhit ihaleye girer kâr da edebilirsiniz zarar da edebilirsiniz. Bunlara diyelim ki 10 milyon dolarlık iş veriyorlar. Hazine garanti oluyor, 30 milyon dolar da garanti veriyorlar. Dolar, avro garantisi. Kimin parasını kime garanti ediyorsunuz? Beşli çeteler doyacak, Bay Kemal seyredecek… Asla seyretmeyeceğim, onların burnundan fitil fitil getireceğim.” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, konuşmasını “5’li çeteye 18 yılda verilen kamu ihalesi 203 milyar 700 milyon dolar. Aracı koyuyorlar benimle görüşmek için ‘Acaba onu da ikna eder miyiz?’ diye. Sarayı ikna edersin, beni ikna edemezsin. Ben bu halkın hakkını, hukukunu savunmak zorundayım. Sizden tek bir şey istiyorum. Sandığa gittiğinizde elinizi vicdanınıza koyup, öyle oy kullanın.” cümleleriyle sürdürdü.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara’da Ayaş-Beypazarı-Nallıhan Kanaat Önderleri, Muhtarlar ve STK Temsilcileri Buluşması’na katıldı. Kılıçdaroğlu burada yaptığı açıklamada çarpıcı mesajlar verdi. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Buraya gelmeden önce Tapduk Emre’nin türbesini ziyaret ettim. Bu toprakların bereketi, huzuru, bu topraklarda hepimizin kardeşçe yaşamasının ve birlikte dertlerimizi, sevinçlerimizi paylaşmak için onların önderliğine her zaman ihtiyacımız olmuştur. Biz Anadolu Tasavvuf geleneğini, beraber yaşamayı, her kimliğe, yaşam tarzına saygı duymayı biz onlara borçluyuz.

Biz kendi tarihimize de çok iyi bilmek zorundayız geleceğimizi çok iyi inşa etmek istiyorsak. Kavga ettirmek istiyorlar bizi, kavga etmeyeceğiz. İnsanların kimliği üzerinden siyaset niye yapalım? Kim anne babasını seçme özgürlüğüne sahip? Bunları anlatmamın nedeni şu. Huzurun ve barışın, beraber, birlikte yaşamanın önemini bize anlatan büyüklerimizin sözlerine kulak vermeliyiz. Biz bu topraklarda kamplaşmayı değil kucaklaşmayı öğrenmeliyiz.

Neden biz dışardan mercimek alıyoruz? Neden dışarıdan canlı hayvan, et, mısır, ayçiçeği alıyoruz? Toprak mı yok? Arazi olarak Konya’dan küçük olan Hollanda bizim 10 mislimiz ihracat yapıyor. Sorumlusu kim? Cevabı gayet basit. Sorumlusu siyaset kurumudur. Devleti yönetenler bunun cevabını vermek zorundalar ama devleti yönetenler bunun cevabını verme yerine biz nasıl iç çatışmayı, kavgayı, kutuplaşma yaratırız, toplumu ayrıştırırız hesabı peşindeler. Bundan çıkmamız lazım. Yetmedi mi?

“O kişileri görünce benim umudum daha da arttı”

Bir yüzyıl devirdik. Kocatepe’ye gittim 25 Ağustos’ta. Gece 14 kilometre yürüdük, sabah 5’de Büyük Taarruz’un emrinin verildiği tepeye çıktık. Binlerce kişi vardı. O kişileri görünce benim umudum daha da arttı.

Her birimizin sorumluluğu var. Oturup konuşmamız lazım. Sorun sadece benim değil hepimizin sorunu. Sorumluluk da sadece bana ait değil, hepimizin sorumluluğu var. Benim sorumluluğum daha ağır doğrudur. Nasıl Mansur başkanın büyükşehir belediye başkanı olarak sorumluluğu diğer belediyelere göre daha fazlaysa, o diğer belediyelerinin sorumluluğu yok anlamına gelmez. Eğer bunu yapabilirsek pek çok sorunu birlikte aşabiliriz. Oturup düşünmemiz, hayatı sorgulamamız lazım.

Kırsal bir bölge burası. Tarımla uğraşılıyor. 2006 yılında bir kanun çıktı. ‘Her yıl çiftçilere milli gelirin en az yüzde 1’i oranında destek verilir’ deniliyor ama vermediler. Kim itiraz etti? Kimse istemedi. Ziraat odalarının dava açması lazım. Ben bağırıyorum ‘Çiftçiye hakkını teslim edin’ diye. ‘Etmiyoruz, zaten onların oyu çantada keklik’ diyorlar. ‘Nasıl olsa bize oy verecekler’ anlayışını yerle yeksan etmemiz lazım. Bütün bunları düşünmemiz lazım.

Sıkıntılarımız var aşabiliriz. Mazot fiyatından şikayet ediyorsunuz hepiniz. Fiyat artışı olur bunu da anlarım ama sosyal devlet dediğiniz kurum üreticiyi korur. Sosyal devlet herkesin doğumundan ölümüne kadar, yaşamını ekonomik olarak güvence altına alan devlet demektir.

Mansur başkan Ankara’ya çok ama çok önemli yardımlar yapıyor. Bizim diğer belediyelerimiz de yapıyorlar ama normalde bunları yapması gereken Tarım Bakanlığı.

Çiftçiye kredi alın diyorlar, faiz ödüyorsunuz. Allah nasip eder sizlerin oyu ile iktidara geldiğimizde ilk bir hafta içinde çiftçinin, üreticinin ve esnafın kredilerinin faizini sileceğiz. En büyük tehlikeye çiftçiyi toprağa küstürmektir. Çiftçi küserse 85 milyon açız.

Şanlıurfa’da dedim. Büyükşehiri bize verin biz en kısa zaman içinde çiftçiye elektriği bedavaya vereceğiz dedim. Güneş panelleri kuracağız, güneş enerjisi elde edilecek, artan elektriği de satacağız bir de para kazanacağız dedim. Bu olmaz dediler. Niye olmaz? Yapacağım, göreceksiniz. Neden olmak diyorlar çünkü doğalgaz, kömür lobisi var.

Hayatımızda planlama yaparız hepimiz. Devletlerde planlama yaparlar. Gelişmiş ülkeler 20,25,50 yıllık planlar yaparlar. Bu planları yapanlar toplumun en nitelikli insanlarıdır. Tarımda bizim planlamamız yok. Planlama yapacağız, hiçbir çiftçi zarar etmeyecek.

“Büyük kentlere akın engellenmiş olacak”

İster besicilik yapın, ister toprakla uğraşın üretimin yapıldığı her yere besicilik varsa veteriner tayin edilecek. Toprakla uğraşılıyorsa ziraat mühendisi ve teknikeri tayin edilecek. Bunlar olunca büyük kentlere akın engellenmiş olacak.

Kırsalda çalışan kadınlar ve gençler kırsalda çalıştıkları sürece sosyal güvenlik primlerini devlet ödeyecek.

Çiftçiyi, toprağı küstürdüğünüz için evlatlar gidiyor büyükşehirin varoşlarında asgari ücretle bir iş bulabilir miyim diye geziyor. Toprak var ya… Devlet akılla, bilgiyle, birikimle yönetilir. Bir insan her şeyi bilmez. ‘Ben her şeyi bilirim’ diyen adam hiçbir şey bilmez. Devlet dediğiniz kurumda liyakat esastır. Bu bizim inancımızda da böyledir. İşi ehline teslim ettiğin zaman en çok yönetici rahat eder. Siz bunu yapmıyorsunuz. Size bir soru. Kamu bankalarının yönetim kurulunda güreşçinin ne işi var? Merkez Bankası’nda arkeoloğun ne işi var? Rüşvet alan bir insanın büyükelçilikte ne işi var? Rüşvet alan birisini büyükelçi tayin ettiğinizde arabasında Türk bayrağı kullanacak bu sizin ağrınıza gitmiyor mu?

Siyasette bir adam zenginleşiyorsa bilin ki kul hakkı yiyor. 27 yıl kamuda çalıştım, siyasete girdiğim an mal varlığımı açıkladım karımın yüzüğüne kadar. Zenginleşmedim ama bakıyorsunuz bazı politikacılara deveyi hamuduyla götürmüş.

Ben muhtarlık kurumunu demokrasinin temel taşı olarak adlandırırım. Muhtarlık kurumu bugün hak ettiği düzeyde değil. Sosyal yardımların sizler aracılığıyla dağıtılması lazım. Belediye meclisinde sizin mahalleniz ile ilgili karar alınır. Sizin mahalleniz ile ilgili bir karar alınacaksa muhtarın o toplantıya katılması söz ve oy hakkı olması lazım. Bir bütçenizin, yardımcınızın olması lazım. Bunlara itiraz ettiler. ‘Kılıçdaroğlu uçtu’ diye. Uçmuyorum, ayaklarım yerde. Hangi paranın nereye harcandığını da bu kardeşiniz çok iyi bilir. Hakkı, hukuku bu ülkeye getireceğiz.

“Soya soya, yiye yiye bitiremediler”

Türkiye zengin bir ülke, soya soya, yiye yiye bitiremediler. Paralar nereye kullanılıyor sorun burada. Köprü yapılır. Ben basit bir soru soruyorum. Köprüyü, hastaneyi, yolu kaça yaptın? Kamu-Özel işbirliği tamam güzel. Müteahhit ihaleye girer karda edebilirsiniz zararda edebilirsiniz. Bunlara diyelim ki 10 milyon dolarlık iş veriyorlar. Hazine garanti oluyor, 30 milyon dolarda garanti veriyorlar. Dolar, avro garantisi. Kimin parasını kime garanti ediyorsunuz? Beşli çeteler doyacak, Bay Kemal seyredecek… Asla seyretmeyeceğim, onların burnundan fitil fitil getireceğim.

Faize karşıyız diyorlar. Hangi faiz? Kur Korumalı Mevduat yaptılar. Paran varsa götürüp yatırıyorsun. Faizin, dolar garantin var. Vergi almıyor bir de sana ucuz kredi vereceğim diyor.”

Paylaşın

Avrupa’nın Daralması Türkiye’deki Şirketleri Vurdu!

Rusya – Ukrayna savaşıyla birlikte, dünya ekonomisinde planlar yeniden yapılmaya başlandı. Türkiye’nin AB’ye en önemli çıkış kapısı olan Kapıkule’de, yakın bir döneme kadar 40 km’ye kadar çıkan TIR kuyruğu eridi. Sadece mevcut kuyruk erimedi, kapıdan çıkış yapan günlük araç sayısı da azaldı.

Avrupa ekonomisinde yaşanan daralmanın yanı sıra Türk TIR sürücülerinin Schengen vizesi almak konusunda yaşadığı zorluklar, sınırdaki yoğunluğun azalmasının iki ana nedeni olarak gösteriliyor.

Dünya Gazetesi’nden Aysel Yücel’in haberine göre Avrupa’ya yapılan ihracat taşımalarında karayolunun payı yüzde 50’yi geçiyor. Değer bazında ise bu oranın yüzde 70’in üzerinde olduğu belirtiliyor. Türkiye’den Avrupa’ya yıllık yaklaşık 500 bin TIR seferi yapılıyor. İki ay önce günlük ortalama 9 bin 300 TIR Kapıkule’den AB’ye çıkış yapıyordu.

Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Kapıkule temsilcisinin verdiği bilgiye göre; özellikle son haftalarda bu sayı 8 bin 500’lere kadar inmiş durumda. Sınır geçişlerinde yoğunluk nedeniyle oluşan kilometrelerce kuyruk, AB’ye çıkışlarda 5 güne varan beklemelere neden oluyordu. Şimdi ise 10 saatte Bulgaristan tarafına geçildiği belirtiliyor. Diğer Batı sınır kapılarında da benzer durum yaşanıyor.

“Lojistiğe de ciddi darbe vurur”

Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği (UTİKAD) Başkanı Ayşem Ulusoy, uluslararası karayolu trafiğinde hem ihracat hem de ithalat tarafında bir yavaşlama olduğuna dikkat çekerek, “Ancak asıl büyük endişemiz, Avrupa’daki enerji krizinin daha da derinleşmesi. Kriz sanayiye yayılır ve domino etkisi yaratırsa bu durum lojistiğe de ciddi darbe vurur” dedi. Diğer lojistik firmalarının yöneticileri de piyasada bir daralma olduğunu, mevcut müşterilerinin iş hacimlerinin azaldığını söyledi.

“Durgunluğun ayak sesleri”

Temmuz ve ağustos ayları yaz sezonu olması ve AB’de birçok fabrikanın kapanması nedeniyle genellikle uluslararası taşımacılığın nispeten zayıf olduğu bir dönemdir. Ancak otomotiv, çelik gibi bazı sektörlerde ağustos ihracatı geçen yılın da altında kaldı. Bu durum resesyonun ayak sesleri olarak yorumlandı. Ancak birçok ihracatçı sektör yetkilisi ve lojistik yöneticisi AB’deki daralmanın ve beklenen resesyonun etkilerinin eylül ayında daha net görüleceğini söylüyordu.

Uluslararası lojistik şirketi Rif Line’ın Türkiye Genel Müdürü Mehmet Serkan Erdem, korkulanın olduğunu ve eylül ayının ilk haftasının durgunluğun sinyallerini verdiğini dile getirdi. Serkan Erdem, konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı:

“Temmuz ve ağustos ihracatta, dolayısıyla taşımacılıkta zaman sessiz sakin geçer. Son 15 günden bu yana bütün piyasa endişeyle eylül ayını bekliyordu. Yurt dışı ortaklarım, müşterilerimiz eylül ayında tatil sakinliğinin biteceğini umuyorduk. Maalesef üzülerek söylüyorum ki, beklenen eylül dönüşü olmadı. Yurt dışındaki alıcı firmalarla da görüşüyorum. Hepsi aynı endişeyi taşıyor. Gördüğümüz kadarıyla bu durgunluğun ayak sesleri.”

“TIR şoförlerine yönelik de vize sorunu başladı”

AB’nin azalan siparişleri nedeniyle Türkiye’nin ihracat taşımalarında azalma yaşanırken, diğer yandan mevcut yükü göndermek de vize engelleri nedeniyle çileye dönüşmüş durumda. Şoförleri vize alamadığı için 50 TIR’ı yüküyle birlikte depoda bekleten firma var!

Türkiye vatandaşları Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte hem turistik hem de iş seyahati amaçlı Schengen vizesi almakta büyük zorluk yaşıyordu. Benzer şekilde Türk TIR şoförlerine yönelik de vize sorunu başladı. Şoförlere en erken 40 gün sonraya randevu veriliyor. Randevu alınsa da sonuç için eskisine göre çok daha fazla bekleniyor. Diğer yandan başvuru sürecini tamamlayan birçok sürücünün de ret aldığı belirtiliyor.

“AB bize daha fazla engel çıkarıyor”

UND Başkan Yardımcısı Fatih Şener, son dönemde Türk TIR şoförlerine Schengen vizesi konusunda çıkarılan zorlukların, hem Türkiye’nin hem de AB’nin ticaretine büyük sekte vurduğunu söyledi. Fatih Şener, ticaretin siyasete alet edilmemesi gerektiğine işaret ederek, şunları söyledi:

“Türkiye’den AB’ye taşınan ihraç yüklerinin büyük çoğunluğu Türkiye’de üretim yapan Avrupalı şirketlere ait. Dolayısıyla AB, vize engeli ile kendi ayağına sıkıyor. Pilotlar ve gemi adamlarının vize derdi yok. Biz Türk nakliyeciler olarak TIR şoförlerini de vizeden muaf tutmaya çalışırken AB bize daha fazla engel çıkarıyor.”

Paylaşın

Birleşmiş Milletler: Dünyada Belirsizlik Ve Kaygı Hakim

Birleşmiş Milletler (BM) Kalkınma Programı (UNDP), “Belirsiz zamanlar, huzursuz yaşamlar: Değişen dünyada geleceğimizi şekillendirmek” başlıklı 2020/21 raporunu bugün açıkladı.

Son 32 yılda ilk kez insani gelişme endeksinde peş peşe iki yıl küresel çapta gerileme yaşandı.

İnsani Gelişim Endeksi, dünyadaki ülkelerin yüzde 90’ından fazlasında 2020 ya da 2021 yılında geriledi. Endeks, ülkelerin yüzde 40’ından fazlasında ise her iki yılda da gerileme gösterdi.

İnsani gelişme endeksi sıralamasında ilk sırada İsviçre yer aldı. Onu Norveç, İzlanda, Hong Kong (Çin), Avustralya, Danimarka, İsveç, İrlanda, Almanya ve Hollanda izledi. Listede İngiltere 18’inci, Japonya 19’uncu, ABD 21’inci, Çin ise 79’uncu sırada.

Yaşam süresi beklentisi sıralamasında da İsviçre 84 yılla birinci. Listenin en altında, 55 yılla Güney Sudan var.

Rapora göre, İnsani Gelişme Endeksi, önceki beş yılın tüm kazanımlarını ortadan kaldıracak şekilde son iki yıldır düşüşte.

Son 125 yılda İngilizce, Almanca ve İspanyolca yayınlanan 14 milyondan fazla kitapla ilgili analiz, kaygı ve rahatsızlık duygusunun dünyanın birçok yerinde arttığını gösterdi.

2020 ve 2021 yıllarında insanlar kendini öncesine göre çok daha fazla güvensiz hissetti.

İnsanlık tarihinde bir ilk: Belirsizlik karmaşası

Raporla ilgili değerlendirmede, belirsizliğin yeni bir kavram olmadığı ancak günümüzde aldığı yeni formla insanlık tarihinde daha önce görülmemiş bir “belirsizlik karmaşasına” girdiğimiz belirtildi. Bunun sebepleri arasında dünyadaki kutuplaşma ve eşitsizliğin artması gösterildi.

Son iki yıldaki gerileme de Kovid 19 pandemisi, Ukrayna savaşıyla devam eden gıda krizi ve iklim değişikliğiyle açıklandı.

Rapora göre dünyadaki 7 insandan 6’sı kendisini güvende hissetmiyor.

Türkiye toplumsal cinsiyet eşitliğinde 65. sırada

Türkiye, Birleşmiş Milletler (BM) İnsani Gelişme Endeksi raporunda 191 ülke arasında 48. sırada yer aldı.

Uzun ve sağlıklı yaşam, bilgiye erişim ve insana yakışır yaşam standardını temel alan rapora göre, 1990 ile 2021 yılları arasında Türkiye’de insani gelişim endeksinin her üç boyutunda da ilerleme görüldü. Bu dönemde Türkiye’de yaşam süresi 8,3 yıl, ortalama öğrenim süresi 4,2 yıl ve öğrenim süresi 9,3 yıl arttı.

Toplumsal cinsiyet eşitliğinde erkeklerin insani gelişme seviyelerinden yararlanma oranı kadınlara göre daha yüksek olurken, Türkiye bu kategoride 170 ülke arasında 65. sırada.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

CHP’de ‘İktidara Yürüyüş’ Toplantısı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Meclisi (PM) Genel Merkez’de toplanıyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başkanlığında yapılacak Parti Meclisi toplantısında, “İktidara yürüyüş” stratejisi ele alınacak.

CHP Parti Meclisi toplantısı Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun sunuş konuşması ile başlayacak. Güncel siyasi gelişmeler hakkında değerlendirmelerde bulunacak Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında seçim çalışmalarına ağır vereceği bildirildi.

BirGün’ün haberine göre, TBMM’nin tatile girmesinin ardından saha çalışmalarını artıran partililerden bu temaslarını sürdürmesini isteyecek olan Kılıçdaroğlu, bu buluşmaların halkın CHP’ye yakınlığını artırdığını vurgulayacak.

Toplantıda, TBMM’nin 1 Ekim’de yeniden mesaiye başlayacak olmasına karşın milletvekillerinin aynı anda farklı şehirlerde gerçekleştirdiği temasları sürdürmesi talimatı vereceği bildirilen Kılıçdaroğlu’nun, “Erken ya da zamanında bir seçime karşı sahada kalmayı sürdürün” demesi bekleniyor.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında ayrıca, “Altılı Masa, ittifak ve Cumhurbaşkanı adaylığı” konularında da birlikte hareket edilen partilerle sorun yaşanmasına neden olacak açıklamalardan kaçınılmasını isteyeceği ifade edildi.

CHP Parti Meclisi toplantısının bir diğer gündem maddesi ise yaklaşan seçimler öncesinde “iktidara yürüyüş stratejisi” olacak. 2020 yılında ilan edilen İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi kapsamında 2023 seçimlerine yönelik çalışmalarını sürdüren partide, ülke genelinde etkisini hissettiren mevcut sorunlar görüşülecek. Ayrıca parti yöneticileri tarafından başta ekonomi olmak üzere, yaşanan sorunlara yönelik çözüm önerileri paylaşılacak.

Altılı Masa ile gerçekleştirilen birliktelik, mevcut Millet İttifakı’nın geleceği ve genişletilmesi ihtimali de toplantıda tartışılacak konular arasında yer alacak.

Paylaşın

Ağustos Ayında En Çok Borsa Ve DİBS Kazandırdı

Ağustos ayında en yüksek aylık reel getiri yüzde 16,31 ile BIST 100 endeksinde gerçekleşirken, ikinci en yüksek getiri yüzde 6,63 ile Devlet İç Borçlanma Senetlerinde (DİBS) oldu. Külçe altın yatırımcısına yüzde 2,35 kazandırırken, dolar yüzde 0,66, avro ise yüzde 0,12 reel getiri sağladı.

Haber Merkezi / Finansal yatırım araçları yıllık olarak değerlendirildiğinde dolar yüzde 17,97 ile yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olurken, külçe altın yüzde 13,53, BIST 100 endeksi yüzde 16,87, avro yüzde 24,91, DİBS yüzde 48,48 ve mevduat faizi (brüt) yüzde 52,31 yatırımcısına kaybettirdi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Finansal Yatırım Araçlarının Reel Getiri Oranları Ağustos 2022 verilerini açıkladı.

Buna göre, ağustosta en yüksek reel getiri, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 16,31 ile BIST 100 endeksinde oldu. Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde de BIST 100 endeksi yüzde 15,23 ile yatırımcısına kazanç sağladı.

Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde, yatırım araçlarından Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) yüzde 6,63, külçe altın yüzde 2,35, dolar yüzde 0,66 yatırımcısına reel getiri sağladı. Avro yüzde 0,12 ve mevduat faizi (brüt) yüzde 1,17 yatırımcısına kaybettirdi. TÜFE ile indirgendiğinde DİBS yüzde 7,63, külçe altın yüzde 3,31, dolar yüzde 1,61 ve avro yüzde 0,82 yatırımcısına reel getiri sağlarken, mevduat faizi (brüt) yüzde 0,25 yatırımcısını kayba uğrattı.

DİBS, üç aylık değerlendirmede, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 5,07, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 10,84 yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu. Mevduat faizi (brüt) Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 9,57, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 4,6 ile yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı olarak kayıtlara geçti.

Altı aylık değerlendirmeye göre BIST 100 endeksi, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 15,02 yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olurken, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 0,68 yatırımcısına kaybettirdi. Aynı dönemde mevduat faizi (brüt), Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 26,27, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 14,62 yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.

Finansal yatırım araçları yıllık olarak değerlendirildiğinde dolar TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 17,97 ile yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olurken, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 12,78 yatırımcısını kayba uğrattı.

Yıllık değerlendirmede, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde, yatırım araçlarından külçe altın yüzde 13,53, BIST 100 endeksi yüzde 16,87, avro yüzde 24,91, DİBS yüzde 48,48 ve mevduat faizi (brüt) yüzde 52,31 yatırımcısına kaybettirdi.

TÜFE ile indirgendiğinde ise külçe altın yüzde 16,96, BIST 100 endeksi yüzde 12,45 ve avro yüzde 1,56 yatırımcısına kazanç sağladı. DİBS yüzde 30,31 ve mevduat faizi (brüt) yüzde 35,49 yatırımcısının kayba uğramasına neden oldu.

Paylaşın

Peker’in İddiaları AK Parti’de Rahatsızlık Yarattı; Erdoğan: Gereğini Yaptık

Organize suç örgütü kurmakla suçlanan Sedat Peker’in iddiaları AK Parti’de rahatsızlık yaratırken, Erdoğan’ın AK Parti MYK’da konuyu dile getiren partililere Taranoğlu ve Karaca’yı kastederek “Gereğini yaptık” karşılığını verdiği öğrenildi.

Sedat Peker, eski Sermaye Piyasaları Kurumu (SPK) Başkanı Ali Fuat Taşkesenlioğlu, kardeşi AK Parti Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu ile Cumhurbaşkanlığı’na bağlı isimler Serkan Taranoğlu ve Kormaz Karaca’ya ilişkin “rüşvet ve yolsuzluk” iddialarını paylaştı. Söz konusu paylaşımın ardından iddiaların taraflarından açıklamalar geldi.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun edindiği bilgiye göre, Peker’in iddiaları AK Parti’de de “rahatsızlık” yarattı. AK Parti’li milletvekilleri, “söz konusu iddialar ile ilgili 2023 seçimleri için sahada yaptıkları çalışmalar sırasında kamuoyundan tepki gördüklerini” parti yönetimine iletti. “AK Parti’de siyaset yapan herkes zan altında kalıyor. Bu iddialar partimize zarar veriyor” diyen milletvekillerinin serzenişlerini, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son katıldığı Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında parti yöneticileri de dillendirdi.

“Aday yapılmayacak”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da AK Parti’lilerden gelen bu eleştirilere, Cumhurbaşkanı Danışmanı Serkan Taranoğlu ve Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurulu üyesi Korkmaz Karaca’yı kastederek “İki ismin de istifasını istedim, gereğini yaptık” karşılığını verdiği kaydedildi. Ayrıca AK Parti’li Taşkesenlioğlu’nun “2023 seçimlerinde bir kez daha Erzurum’dan aday yapılmayacağı” da iddia edildi.

Paylaşın

Kadın-Erkek Eşitliğinin Sağlanması İçin 300 Yıl Gerekiyor

Birleşmiş Milletler (BM) Kadın Birimi, dünya genelinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin tam olarak sağlanmasının yaklaşık 300 yıl süreceği değerlendirmesinde bulundu. Kadın ve erkekler arasında toplumsal eşitliğin sağlanması yönünde ilerleme kaydedilmesi için kadın ve kızlara “yatırım” yapılmasının kritik önemde olduğu vurgulandı.

Kadın Birimi ile BM Ekonomik ve Sosyal İşler Departmanı tarafından ortaklaşa hazırlanan Sürdürebilir Kalkınma Hedefleri raporu bugün kamuoyuna açıkladı.

Raporda, mevcut ilerleme hızıyla yasal korumadaki boşlukların kapatılmasının ve ayrımcı yasaların kaldırılmasının 286 yıl kadar süreceği tahmininde bulunuldu. Raporda, kadınların iş hayatında güç ve liderlik açısından eşit bir konuma gelebilmesi için 140 yıl, ulusal parlamentolarda eşit temsil hakkı elde edebilmeleri için de en az 40 yıl gerektiği ifade edildi.

Bu tahminlerin, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri raporlarında öngörülen 2030 yılına kadar toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması hedefinin çok uzağında olduğuna dikkat çekildi.

Küresel zorluklar eşitsizliği derinleştiriyor

Raporda “Covid-19 pandemisi ve sonuçları, şiddet çatışmaları, iklim değişikliği ve kadının cinsel ve üreme sağlığına ve haklarına yönelik tepkiler gibi küresel zorluklar, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiriyor” ifadelerine yer verildi.

Dünya genelinde yoksulluğun kadın ve kız çocuklarını erkeklere oranla daha fazla etkilediği belirtilerek “2022’nin sonunda, 368 milyon erkek ve erkek çocuğa kıyasla, yaklaşık 383 milyon kadın ve kız çocuğu aşırı yoksulluk içinde yaşayacak” denildi. Raporda küresel olarak kadınlar, salgın nedeniyle 2020’de tahmini 800 milyar dolar gelir kaybettiği vurgulandı.

BM Kadın Birimi Direktörü Sima Bahous, kadın ve erkekler arasında toplumsal eşitliğin sağlanması yönünde ilerleme kaydedilmesi için kadın ve kızlara “yatırım” yapılmasının kritik önemde olduğunu vurguladı. Bahous, küresel krizlerin kadınların geliri, güvenliği, eğitimi ve sağlığı açısından daha da kötüleşmeye yol açtığını belirterek, “Bu eğilimi tersine çevirmek ne kadar uzun sürerse, hepimize o kadar pahalıya mal olacak” şeklinde konuştu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

GP Lideri Davutoğlu: Alevi Açılımını Erdoğan Engelledi

Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, katıldığı bir televizyon programında, 2016’daki ‘Alevi açılımı’nı AK Parti’nin seçim beyannamesine koymalarına rağmen, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘gelirse onaylamam’ diyerek engellediğini söyledi.

Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Halk TV canlı yayınına katılarak Suat Toktaş’ın sorularını yanıtladı.

Gündemi değerlendiren Davutoğlu, ‘Alevilik’ tartışmasına da değindi. “Cumhurbaşkanı adayının Alevi olması sizin için sorun mu?” sorusuna ‘Hayır’ cevabını veren Ahmet Davutoğlu şöyle devam etti:

“Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları hangi etnik ve mezhebi kökenden, hangi siyasi felsefeyi benimsemiş olurlarsa olsunlar hepsi eşit vatandaştırlar. Bunu böyle ortaya koyduktan sonra… Sayın Kılıçdaroğlu bu konuda kanaatlerini paylaşıyor ama. Her zaman ‘6’lı masada karar vereceğiz’ diyor. Şu ana kadar 6’lı masaya böyle bir talep gelmedi, böyle bir tartışma olmadı.”

Son dönemde cemevi ziyaretlerinin yapıldığını hatırlatan Gelecek Partisi lideri Davutoğlu, 1 Kasım 2016 seçimleri öncesi seçim beyannamesine eklediklari ‘Alevi Açılımı’nı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın engellendiğini söyledi:

“Alevi toplumumuzla ilgili yapılan açıklamalar, birtakım düzenlemeler. Peki yıllardır neden yapmadınız? Neden 2016’da her şey hazırken ve ben bunu hükümet programına, seçim beyannamesine koymuşken, Sayın Erdoğan bunu neden engelledi?

Alevi açılımını Sayın Erdoğan engelledi, çok açık, herkes bilir bunu. 1 Kasım seçimlerinde beyannamemizde vardı. Bütün Alevi derneklerini toplayarak istişare ederek oraya koyduk bunları.

İlk 3 ayda vaatleri yerine getirdikten sonra reformlar için paketin içindeydi. 2016’nın yazında bu konuyu bitirecektik. Beyannameye koyduk, cumhurbaşkanından geçmesi lazım, yasal düzenleme. Nihayetinde cumhurbaşkanı imzasıyla geçecek bunların hepsi, ‘gelirse onaylamam’ dedi.

Diyanet İşleri Başkanı’nın da Hayrettin Karaman hocanın da açık desteği vardı. Net olarak onların da desteğini alarak gittim, ortak toplantılar da yapıldı. Sünni kanaat önderlerinden herhangi bir engelleme de gelmedi.”

Paylaşın