Erdoğan’ın ‘6 Sıfır’ Sözlerine Babacan’dan Yanıt: Gazetelerden Öğrendi

DEVA Lideri Babacan, Erdoğan’ın paradan 6 sıfır atılacağını gazetelerden öğrendiğini söyledi: Paradan 6 sıfırı biz attık diyor. Paradan 6 sıfır atılacağını gazetelerden öğrendi. Bana sordu ertesi gün, ‘Ya bu ne’ dedi, ‘Paradan 6 sıfır mı atıyorsunuz?’ dedi. Ben de ‘evet’ dedim. ‘Keşke söyleseydin de ben açıklasaydım niye sen açıkladın.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Demokrasi ve Atlım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan arasındaki “6 sıfır” polemiği devam ediyor.

FOX TV’de İlker Karagöz’le Çalar Saat programına konuk olan Babacan, Erdoğan’ın paradan 6 sıfır atılacağını gazetelerden öğrendiğini söyledi:

Paradan 6 sıfırı biz attık diyor. Paradan 6 sıfır atılacağını gazetelerden öğrendi. Bana sordu ertesi gün, ‘Ya bu ne’ dedi, ‘Paradan 6 sıfır mı atıyorsunuz?’ dedi. Ben de ‘evet’ dedim. ‘Keşke söyleseydin de ben açıklasaydım niye sen açıkladın’ dedi.

Paradan 6 sıfır atma törenini biz Merkez Bankası’nda yaptık. Bugün böyle bir şey olsa, tören Merkez Bankası’nda mı yapılır yoksa külliyede mi yapılır? Bunu kendisini kınamak için söylemiyorum. Devletin başındaki kişi her şeyi bilmek, her şeye burnunu sokmak zorunda değil. Devletin başındaki kişinin yapacağı iş, ehil ve dürüst kadroları kilit yerlere koyacak ve genel koordinasyon sağlayacak o kadar.

Erdoğan ne demişti?

Erdoğan, geçen günlerde katıldığı bir toplantıda Babacan’ı ismini anmadan hedef almıştı:

Enflasyonu şubat ayında makul seviyelere indireceğiz, sonrasında tek haneli rakamlara düşürmekte kararlıyız. Geçmişte bunu biz yaptık. Faizi yüzde 4,6’ya enflasyonu 6,2’ya indirdik.  Kendine paye çıkaranlar yok değil, var. Ya sen kimsin? 6 sıfırı Türk Lirası’ndan çıkaran bu Başbakan, sen kimsin ya? Başbakan olur vermedikten sonra sen ne yapabilirsin ya?

Paylaşın

Sayıştay Raporu: Cumhurbaşkanlığı’nın Günlük Harcaması 10 Milyon TL

Sayıştay’ın 2021 yılı denetim raporuna göre Cumhurbaşkanlığı’nın “tıbbi ve laboratuvar malzemesi” harcamaları 2020 yılına göre iki kattan fazla arttı, 51,8 milyon liradan 112,9 milyon liraya yükseldi.

“Zirai maddeler” kaleminde yapılan harcama ise 2021 yılı yapılan harcamaya göre yaklaşık 5 kat artarak 46 milyon 343 bin 992 liraya çıktı.

ANKA ajansının haberine göre, Cumhurbaşkanlığı’nın “içecek” harcamasında önceki yıla göre yaklaşık 1 milyon liralık artış görüldü. 2020 yılında “içecek” için 1 milyon 872 bin 861 lira harcanırken, 2021 yılında bu harcama 2 milyon 813 bin 948 liraya çıktı.

Cumhurbaşkanlığı’nın 2021 yılı “Temsil ve tanıtma giderleri” ise 2020 yılına göre yaklaşık 8 milyon liralık artışla 41 milyon 463 bin 566 liraya ulaştı.

Sayıştay’ın, Cumhurbaşkanlığı’nın 2021 yılı hesapları üzerindeki denetim raporu yayınlandı. Sayıştay’ın 2020 denetim raporundaki verilere göre; Cumhurbaşkanlığı’nın 2020 yılında 2 milyar 896 milyon 174 bin 350 lira 66 kuruş olan toplam harcaması 814 milyon 627 bin 196 lira artışla 3 milyar 710 milyon 801 bin 546 liraya yükseldi.

Cumhurbaşkanlığı’nın, 2020 yılında yaklaşık 8 milyon lira olan günlük harcaması 2 milyon liralık artış ile yaklaşık 10 milyon liraya ulaştı.

Cumhurbaşkanlığı’nın 2020 yılında 314 milyon 560 bin 579 lira olan personel harcaması, yaklaşık 54 milyon liralık yükselişle 368 milyon 773 bin 241 liraya çıktı.

Paylaşın

İran Milli Futbol Takımı’ndan Mahsa Amini Protestosu

İran Milli Futbol Takımı futbolcuları, 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmesini siyah giyerek protesto etti.

İran Milli Futbol Takımı, FIFA Dünya Kupası öncesinde Viyana’da, Senegal Milli Takımı ile oynadığı hazırlık maçında beyaz formalarının üzerine siyah ceket giyerek çıktı.

İran’ı yakından takip eden spor yorumcularına göre futbol, İranlılar’ın hayatında önemli bir yere sahip olduğu için protesto son derece etkili.

Bazı futbolcular milli takımdaki kariyerlerini düşünmeden protestolara destek oldu. İran futbolunun en büyük isimlerinden biri olan eski milli takım yıldızı Ali Karimi, hükümet yanlısı medyadaki sert eleştirilere rağmen ülkede devam eden protestoları sosyal medya hesaplarından yüksek sesle destekleyerek İran’daki protestocular için bir kahraman oldu.

Stadyumun dışındaki protestocular İran İslâm Cumhuriyeti karşıtı sloganların yanı sıra Ali Karimi ve ile Sardar Azmoun’un isimleriyle tezahürat da yaptı.

Almanya Birinci Futbol Ligi (Bundesliga) ekibi Bayer Leverkusen’in İranlı futbolcusu Sardar Azmoun, tıpkı Karimi gibi protestolara destek veren isimlerden biriydi.

Azmoun, sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşımda, “İran’ın kadınlarını bu kadar kolay öldürdüğünüz için size yazıklar olsun. Yaşasın İranlı kadınlar. Eğer bunu yapanlar müslümansa Allah beni kâfir eylesin,” demişti.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen genç kadın erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Rusya’ya Yeni Yaptırım Paketi

Avrupa Birliği (AB), Rusya’yı hedef alan 8. yaptırım paketini hazırladı. AB’nin yeni yaptırım paketi teklifini AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell açıkladı. Yaptırımlar, bazı Rus mallarına ithalat yasağı ve petrole tavan fiyat uygulanmasını da içeriyor. 

Avrupa Birliği (AB), Ukrayna’daki Rusya yanlısı ayrılıkçıların kontrolündeki bölgelerde düzenlenen referandumları ‘yasa dışı’ ilan etti.

Ukrayna’nın doğusundaki ayrılıkçıların “sahte” referandumunu ve Ukrayna topraklarının ilhakını tanımayacaklarını vurgulayan von der Leyen, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in nükleer tehdidinin ve seferberlik ilanının gerginliği artırdığını söyledi.

Rusya’nın “Ukrayna işgalini yeni bir düzeye çıkardığını” söyleyen Leyen, ayrıca Twitter hesabından yaptığı açıklamada “Bu gerginliğin daha da artmasının bedelini Kremlin’e ödetmeye kararlıyız.” dedi.

“Rusya, Avrupa beyin gücünden ve uzmanlığından yararlanmamalı” diyen Leyen, “AB vatandaşlarının Rusya’ya ait şirketlerin yönetim organlarında yer alma yasağı” getirileceğini kaydetti.

Petrole tavan fiyat uygulaması

Bazı gelişmekte olan ülkelerin düşük fiyatlarla Rus petrol kaynaklarına ihtiyaç duyduğunu belirten Leyen, petrole getirilecek tavan fiyatının “Rusya’nın gelirlerini azaltmaya ve küresel enerji piyasalarını istikrarlı tutmaya yardımcı olacağını” ifade etti.

Von der Leyen, yaptırım paketinin Rus petrolünü de içerdiğine işaret ederek, “Rusya, savaşı finanse etmek için fosil yakıtların satışından elde ettiği karı kullanıyor.” dedi.

Daha önce kabul edilen yaptırım paketleri uyarınca 5 Aralık’tan itibaren Rusya’dan AB’ye deniz yoluyla ham petrol taşınmasının yasaklandığını anımsatan von der Leyen, bazı gelişmekte olan ülkelerin düşük fiyatlı Rus petrol kaynaklarına ihtiyaç duyduklarının farkında olduklarını ifade etti.

Von der Leyen, G7’nin üçüncü ülkeler için Rus petrolüne tavan fiyat getirmeyi prensipte kabul ettiğini hatırlatarak, “Petrole tavan fiyat bir yandan Rusya’nın gelirlerini azaltmaya yardımcı olacak, diğer yandan küresel enerji piyasasını sabit tutacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.

İthalat ve ihracat kısıtlamaları

AB üretimi bazı malların da Rusya’ya ihracatına kısıtlama getirilecek. Bu yolla Rus ordusunun askeri alandaki hayati öneme sahip teknolojilerden mahrum bırakılması hedefleniyor. Bu mallar arasında havacılıkta kullanılan malzemeler, elektronik parçalar ve kimyasal maddeler bulunuyor.

Yeni kişi ve kuruluşların yaptırım listesine ekleneceğini kaydeden Leyen, Moskova ile olan ticaretin daha fazla kısıtlanacağını belirtti.

“Özellikle savaş makinesi için ihtiyaç duyulan temel teknolojilerin” aralarında olduğu daha fazla ürüne yasağın planlandığını duyuran Leyen, “Rus ürünlerine yönelik yeni ithalat yasakları, Rusya ekonomisini 7 milyar Euro’luk gelirden mahrum bırakıyor.” dedi.

Yaptırımların ihlali engellenecek

Yaptırımların çevresinden dolanmak konusunda da yeni adımlar attıklarını belirten von der Leyen, “Burada yeni bir kategori ekliyoruz. Bu kategoride, yaptırımlarımızdan kaçınan bireyleri listeleyebileceğiz. Bunun büyük bir caydırıcı etkisi olacak” ifadesini kullandı.

AB’den ürün satın alıp üçüncü ülkelere götürdükten sonra Rusya’ya iletenlerin, AB yaptırımlarının çevresinden dolanmış olacağını anlatan von der Leyen, bu gibi faaliyetlere karışan kişileri yaptırım listesine alabileceklerini vurguladı.

Yaptırım uygulanacak kişi ve kuruluşlar

AB Yüksek Temsilcisi Borrell de yaptırım uygulanacak kişi ve kuruluşların listesini genişlettiklerini belirtti.

Borrell, listenin “Ukrayna topraklarının Rusya tarafından işgalinde ve ilhak edilmesinde” payı olanlardan oluştuğunu, bunlar arasında üst düzey askeri yetkililer, karar vericiler, bazı oligarklar ile propaganda yapan kişilerin bulunduğunu söyledi.

Borrell, 300 bin kişiyi askere alarak savaşı tırmandıranlara “doğrudan yanıt” vermeyi hedeflediklerini dile getirdi.

Donetsk, Luhansk, Herson ve Zaporijya’da “Rusya’nın vekili” konumundaki Rus yetkililer ile Ukrayna’nın 4 bölgesinde sahte referandum düzenleyen kişileri hedef alacaklarını aktaran Borrell, savunma sektöründen bazı kişileri de listeye ekleyeceklerini belirtti.

Borrell, bunlar arasında Savunma Bakanı ve diğer yüksek rütbeli yetkililerin bulunduğunu ifade ederek, savaş uçakları da dahil olmak üzere her türlü ordu teçhizatını sağlayan ve 300 bin askerin görevlendirilmesinde rol oynayan kişilerin listede yer alacağını söyledi.

Borrell son olarak savaşla ilgili, özellikle Rus işgali altındaki bölgelerde dezenformasyon yayan kişilerin de tespit edilerek listeye alınacağını kaydetti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

James Webb, Sarmal Galaksinin ‘Kemiklerini’ Görüntüledi

James Webb Uzay Teleskobu, sarmal galaksi IC 5332’nin “kemiklerini” görüntüledi. Avrupa Uzay Ajansı (European Space Agency-ESA), galaksinin gözalıcı fotoğrafını dün yayımladı.

Dünya’nın 29 milyon ışık yılı uzaklığındaki IC 5332, 66 bin ışık yılı genişliğinde. Galaksinin boyutu, Samanyolu’nun üçte biri büyüklüğünde.

ESA, iki galaksinin “neredeyse mükemmel bir şekilde karşı karşıya olduğunu” yazdı. Uzmanlara göre bu, IC 5332’in sarmal kollarının iyi şekilde görülmesini sağlıyor.

MIRI adlı kızılötesi spektrumda çalışan görüntüleme aracıyla yakalanan görüntü, Hubble Uzay Teleskobu’nun aynı galaksiyi görüntülediği fotoğraftan çok daha farklı.

Uzay ajansı, Hubble’ın fotoğrafında sarmal kolları ayırıyormuş gibi duran karanlık bölgelerin olduğunu kaydetti. James Webb’inkinde ise “sarmal kolların şeklini yansıtan sürekli yapı karmaşıklığı” dikkat çekiyor.

Görseller, teleskopların algıladığı farklı dalga boylarına bağlı olarak farklı yıldızları ortaya çıkarıyor.

İki görüntü arasındaki fark, galaksinin tozlu bölgelerinden kaynaklanıyor. Kozmik toz, morötesi ışığı engelleyebiliyor. Dolayısıyla Hubble’ın görüntüsü daha koyu görünüyor. James Webb ise kozmik tozun arkasını ortaya koyabiliyor.

Teleskobun kızılötesi gözleri evrenin derinliklerine bakıyor

25 Aralık 2021’de ESA’nın Ariane 5 adlı kargo roketiyle fırlatılan teleskobun kaydettiği görüntüler, yıldızların ve galaksilerin evriminin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak.

Gözlem aracının MIRI ve diğer kızılötesi kameraları, bir zaman makinesi görevi görüyor.

Güçlü teleskopları kullanarak çok uzaktaki gök cisimlerini inceleyen bilim insanları, ilgili gök cisminden gelen ışığın Dünya’ya ulaşma süresi uzadığı için “zamanda geriye bakma” imkanı yakalıyor.

James Webb Uzay Teleskobu ise 13,5 milyar yıl öncesini, yani evrenin yeni oluştuğu zamanı gözlemleyebilecek kadar güçlü bir cihaz.

Evrendeki en eski galaksiler, Büyük Patlama’ya o kadar yakın bir dönemde oluştu ki bunların ışığı Dünya yörüngesine ulaştığında son derece soluk oluyor.

Bu ışık evrende ilerlerken genişleyip dağılarak spektrumun kızılötesi ucuna doğru kayıyor. Gözlemlenebilmesi içinse son derece güçlü bir teleskop gerekiyor.

Hubble şimdiye dek geçmişe dair birçok gizemi aydınlatmayı başardı. Ancak gücü bu türden gözlemlere yetmiyordu. Ayrıca Hubble çoğunlukla ultraviyole ve görünür ışıkta gözlem yapmıştı.

Öte yandan James Webb Uzay Teleskobu, kızılötesinde rahatça gözlem yapabilmek için gereken tüm kriterleri karşılıyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi’nden Seçim Kanunu’nun İptali İstemine Ret

Anayasa Mahkemesi (AYM), Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP), Seçim Kanunu’nun 5. 6., 11. ve 12. maddenin iptali için yaptığı başvuruyu oy çokluğuyla reddetti. Karar 5’e karşı 10 üyenin oyu ile alındı.

Haber Merkezi / CHP, 7393 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı maddelerinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmuştu. CHP, 7393 sayılı kanunun seçim kurullarının oluşumunu düzenleyen 5 ve 6’ncı, cumhurbaşkanını propaganda yasakları dışında tutan 11’inci ve seçim kurullarının 3 ay içinde yenilenmesini öngören 12’nci maddelerinin iptalini istemişti.

CHP’nin iptalini istediği maddeler şöyle;

Madde 5- 298 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“İl seçim kurulu bir başkan, iki asıl ve iki de yedek üyeden oluşur. İl seçim kurulu başkan ve asıl üyeleri, iki yılda bir ocak ayının son haftasında, il merkezinde görev yapan ve birinci sınıfa ayrılmış hakimler arasından ilk derece adli yargı adalet komisyonunca yapılan kura çekimiyle tespit edilir. Kura çekiminde ilk çıkan başkan, sonraki iki üye asil ve en son çıkan iki üye de yedek üye olarak belirlenir. Birinci sınıfa ayrılmış yeterli sayıda hakimin olmaması durumunda en kıdemli hakimden başlayarak eksikler tamamlanır. Bu suretle kurulan il seçim kurulu iki yıl süre ile görev yapar. Hakimlerin kıdemi, 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 15 inci maddesine göre belirlenir. ”

Madde 6- 298 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin birinci fıkrasındaki “İlçedeki en kıdemli hakim kurulun başkanıdır” İfadesi çıkartılarak yerine “İlçelerde, ilçede görev yapan ve birinci sınıfa ayrılmış hakimler arasından, merkez ilçelerde ise il seçim kurulu başkan ve üyelere ilişkin kura çekiminden sonra kalan listeden olacak şekilde il merkezinde görev yapan ve birinci sınıfa ayrılmış hakimler arasından ilk derece adli yargı adalet komisyonunca yapılan kura çekimiyle belirlenen hakim üye kurula başkanlık eder. Birinci sınıfa ayrılmış yeterli sayıda hakimin olmaması durumunda en kıdemli hakim kurulun başkanı olur. Kura çekimine dahil olmak istemeyen hakimler yazılı olarak komisyona başvur. Görev için yeterli sayıda başka hakimin olması halinde kuraya dahil olmak istemeyenler listeden çıkartılır. ” ifadesi eklenmiştir.

Madde 11- 298 sayılı Kanunun

a) 65 inci maddesinin başlığı “Bakanlara ilişkin yasaklar:” şeklinde değiştirilmiş ve maddenin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan “Başbakan ve” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
b) 66 ncı maddesinde yer alan “Başbakan, ” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
c) 155 inci maddesinin başlığı “Bakanların yasaklara uymamaları. şeklinde değiştirilmiştir.

Medde 12- 18/1/1984 tarihli ve 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun 32 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Seçim sonucuna göre, ilk sırada yer alan muhtar adayı seçilme yeterliliğine sahip olduğunu en geç bir ay içinde belgelendirmesi halinde kendisine seçim kazandığına dair ilçe seçim kurulunca Mazbata verilir. Aksi halde ikinciye, daha sonra üçüncüye ve nihayet seçilme ehliyetine sahip aday bulunana kadar bu işlem yapılır. İlçe Seçim kurulunun bu hususta vermiş olduğu kararlara karşı iki gün içerisinde İl Seçim Kuruluna itiraz edilebilir. İl Seçim Kurulunun vermiş olduğu kararlar kesindir. “

Paylaşın

HDP’li Sancar: Kaos Planlarını Herkes Çok Ciddiye Almalı

Mersin Polisevi’ne yönelik saldırıyı, “Seçim öncesi kaos planlarının bir parçası olarak görmek gerekir,” diyerek değerlendiren HDP Eş Genel Başkanı Sancar, 2021 yılının Şubat ayından beri bu konuda diğer muhalefet partilerini uyardıklarını hatırlattı.

Tüm muhalefet partilerine seçim sürecindeki provokasyonlara karşı birlikte hareket çağrısında bulunan Sancar, “7 Haziran–1 Kasım arası yaşananları yeniden canlandıracak her türlü hazırlık veya niyeti boşa çıkarmak için çok geniş bir demokratik irade ortaklığına ihtiyaç var,” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, DW Türkçe’den Eray Görgülü‘nün sorularını yanıtladı. Sancar’a yöneltilen sorular ve verdiği yanıtlar şöyle:

Emek ve Özgürlük İttifakı’nı kurarak ilan ettiniz. Bu ittifak bir seçim işbirliği ittifakı mı? İttifaka ilişkin bundan sonraki yol haritanız nasıl olacak?

Mithat Sancar: İttifak çalışmalarımız bir yıla yakın bir süredir devam ediyordu. Bu çalışmaların başlangıcında esas vurgumuz mücadele ortaklığı temelinde bir araya gelmek şeklindeydi. Şüphesiz seçimler önemli ve herkes bütün ittifakları seçim ekseninde değerlendiriyor. Bizlerin de seçimleri hesaba katmama gibi bir tutumumuz yok ama çalışmalar, seçim odaklı başlamadı. Ortak mücadele temeli üzerine kuruldu. Bundan sonraki yol haritamızı üç aşamada değerlendirmek gerekiyor: Seçimlere kadar olan süreç, seçim süreci ve seçimlerden sonrası. Seçimlere kadar olan sürede her alanda demokratik mücadeleyi büyütmek ve ittifakı farklı toplumsal kesimlere doğru genişletmek temel hedefimizdir. İttifakı seçimlerde nasıl bir biçime dönüştüreceğimizi de zamanı geldiğinde tartışacağız. Biz bu ittifakı seçim sonrasında ülkede yeni bir başlangıcın etkili gücü haline getirmek istiyoruz. Yani seçimler bittikten sonra da Türkiye’de pek çok sorun devam edecek ve yeni sorunlar ortaya çıkacak. Biz bu ittifakı Türkiye’de demokrasiye, emeğin hakkına, adalete ve barışa giden yolda belirleyici aktör ve gerçek alternatif olacak şekilde geliştirmeyi hedefliyoruz.

İttifakın en büyük partisi konumundasınız ve HDP’nin durumu belirleyici olacak. Önümüzde de beklenen bir Anayasa Mahkemesi kararı var. HDP’nin kapatılmasına yönelik bir karar çıkarsa nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Kapatma davası gündeme geldiğinden bu yana çok detaylı çalışmalar yapıyoruz. Birden fazla seçeneğimiz var. Bizler Anayasa Mahkemesi kararı ne olursa olsun bu seçimlere mutlaka gücümüzü yansıtacağız. Bu konuda kararlıyız. Her türlü seçeneğe yönelik plan ve programımız var.

CHP’li Gürsel Tekin’in “HDP’ye bakanlık verilebilir” açıklamasına İYİ Parti’den tepki gelmişti. Bu tepkilere karşı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarını yeterli buldunuz mu?

Bu tartışma bizim dışımızda yürüdü. Altılı masadaki partilerin açıklamalarını değerlendirme gereği görmüyorum. Kimsenin “HDP’ye bakanlık verilir, verilmez” şeklinde ahkam kesme hakkı yoktur. Bizler bu ülkede demokratik siyaset alanında ısrarımızı bütün zorluklara, baskılara, kuşatmalara rağmen sürdürüyoruz. Bu kararlılığımız partinin büyümesini de sağlıyor. Bizim hedefimiz bütün siyasal ve toplumsal meselelerde ve elbette ülkenin yönetiminde etkili bir güç olmaktır. Bu, bakanlık tartışmalarının ötesinde ve bunu aşan bir hedeftir.

Altılı masanın belirleyeceği adaya karşı tutumunuz nasıl olacak? Destekleyecek misiniz? Desteklerseniz hangi şartlarda destek vereceksiniz?

Kamuya açık müzakere ve doğrudan diyalog yöntemi diğer muhalefet partileri tarafından kabul görürse, ortak aday fikrine açık olduğumuzu 27 Eylül deklarasyonumuzda söyledik, ondan sonra da çeşitli vesilelerle bunu anlattık. Eğer bu yöntemle bir karşılık bulamazsak ayrı bir adayla seçime girme seçeneğini gündemimizde tutuyor ve bu yönde çalışmalar yapıyoruz. Yani çağrı yapmış, öylece oturup cevap bekleyen bir halimiz yok, olamaz da.

Altılı masada İYİ Parti’nin itirazlarına karşın yine de açık müzakere ihtimalini olası görüyor musunuz?

Bu tür spekülasyonlara girmeyi faydalı bulmuyorum. Biz açık ve şeffaf bir siyaset yürütüyoruz, önerdiğimiz yöntem de son derece net. Ayrıca çağrılarımızı sadece siyasi partilere de yapmıyoruz. Türkiye’de bu zorba rejimden, bu sömürücü talan düzeninden kurtulmak isteyen bütün toplum kesimlerine yapıyoruz. Dolayısıyla biz muhalefet partilerine bir çağrı yapmışız ve cevabı bekliyormuşuz gibi bir algı kesinlikle yanlıştır. Biz ittifakımızı Türkiye’de ezilen, sömürülen, inkâr edilen tüm toplum kesimlerinin güçlü adresi ve değişimin gerçek alternatifi haline getirmek istiyoruz.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, HDP ile görüştüklerini açıklamıştı. Altılı masada diğer partilerle görüşmeleriniz sürüyor mu? Varsa bu görüşmeler hangi kapsamda ilerliyor?

Bizim siyasi partiler ve STK’lardan sorumlu eş genel başkan yardımcılığımız ve bu bünyede kurduğumuz bir heyetimiz var. Muhalefet partileriyle gerektiğinde ya da ihtiyaç hasıl olduğunda tabii ki görüşmeler yapıyoruz. Heyetlerimiz, CHP, DEVA Partisi, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi ile zaman zaman bir araya gelip çeşitli konuları değerlendiriyorlar. Fakat bizim seçimler için önerdiğimiz yöntem bu görüşmelerle sınırlı, daha doğrusu bundan ibaret değildir. Biz açık müzakere, doğrudan diyalog ve belli konularda mutabakat yöntemini öneriyoruz. Yani kamuoyunun bilgisi dahilinde görüşmeler yapılmalı ve temel meselelerde mutabakat hedeflenmeli. Müzakere için önerdiğimiz çerçeve de 27 Eylül 2021’de açıkladığımız deklarasyondur. Mutabakat sağlanabilirse o zaman ortak aday seçeneği hayata geçirilebilir.

Bu durumda Demokrat Parti ve İYİ Parti’nin onay vermesi mi gerecek?

Bu, altılı masanın kendi iç meselesidir. Açık müzakerenin ve mutabakat arayışının hangi yollarla, hangi biçimlerle yapılacağı konusunu kendi aralarında tartışabilir ve bir karar verebilirler. Bu mesele bizim değil, onların sonuca bağlamaları gereken bir konudur.

Kemal Kılıçdaroğlu, aday olursa destekleyecek misiniz?

Adayın kim olacağına dair bir tartışma bizim gündemimizde yok. Bunu hep söyledik. Kemal Bey’e değer veriyoruz, çabalarını önemli buluyoruz. Fakat adayın kim olacağı meselesi altılı masanın işidir. Bizim açımızdan aday konusunda şu iki konu çok önemli: Birincisi, aday, açık müzakere ve mutabakat arayışı yöntemini kabul edecek mi? İkincisi, bizim deklarasyon başlıklarımız üzerinden yürüteceğimiz müzakerede varılacak mutabakatı hayata getirecek niteliklere sahip mi? Yani bizim temel beklentimiz demokrasiye, adalete, özgürlüğe, barışa ilişkin yapılacak müzakerede ortaya bir mutabakat çıkarsa bunları yerine getirebilecek bir aday olmalı.

Bu kriterleri karşılaması durumunda Mansur Yavaş’ın olası bir adaylığına destek verecek misiniz?

Kimin ülkede demokrasinin önünü açıp açamayacağını, kimlerin Kürt sorununda demokratik, siyasal çözüm yöntemini benimseyip benimsemeyeceğini, kimlerin emekten yana bir ekonomik sistemin inşasına yanaşıp yanaşmayacağını kestirmek zor değil. Ama biz prensip olarak isim anmıyoruz. Ancak bu söylediklerimden bir sonuç çıkarmak da güç olmasa gerek.

Muhalefet bir süredir seçim öncesi provokasyonların olabileceği uyarıları yapıyor. Mersin’deki Polisevine yönelik terör saldırısını bu uyarılar kapsamında mı değerlendirmek gerekiyor?

Bizim seçim güvenliğine yönelik çağrılarımız 2021 Şubat ayından beri devam ediyor. Seçime giderken bütün muhalefet partilerinin birlikte hareket etmesi gerektiğini hep ifade ettik. Ayrıca muhtemel kaos senaryolarına karşı birlikte tutum almak gerektiğine dair de uyarılarımızı yaptık, yapıyoruz. O günden bu yana yaşadıklarımız ne kadar haklı olduğumuzu ortaya koyuyor. Deniz Poyraz arkadaşımız katledildiğinde de benzer şeyleri söylemiştik ve devlet içinde veya iktidar çevrelerinde kaos planları yapan odaklar bulunduğu kanısında olduğumuzu vurgulamıştık. O günkü uyarılarımız her türlü kaos planına karşı demokratik siyasette ısrar etme ve olabilecek en geniş demokratik dayanışmayı oluşturma politikasına yönelikti. Seçimlere daha da yaklaştığımız bu dönemde kaos planlarının önemli boyutlara ulaşma ihtimalini herkes çok ciddiye almalıdır. Mersin’deki olayın da bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Saldırıyı biz de açık bir şekilde kınadık, kınıyoruz ama kınamak tek başına yetmiyor. Üzüntülüyüz elbette ama üzüntü bildirmek de tek başına çözüm değil. Bu saldırının detayları derhal aydınlatılmalıdır. Çünkü kaos planlarından medet umanların en büyük beslenme kaynakları kafa karışıklığı yaratmak ve toplumsal karmaşanın derinleşeceği şartları tahrik etmektir. 7 Haziran–1 Kasım arası yaşananları yeniden canlandıracak her türlü hazırlık veya niyeti boşa çıkarmak için çok geniş bir demokratik irade ortaklığına ihtiyaç var.

Selahattin Demirtaş, HDP Kurultayının ardından “Çuvaldızı kendimize batırmalıyız” demişti. Demirtaş’ın bu ifade ile HDP yönetimini eleştirdiği yorumları yapılmıştı. Siz bu konuda bir özeleştiri yaptınız mı? Demirtaş, gerçekten HDP yönetimini mi eleştirdi?

Selahattin Demirtaş eş genel başkanlık yapmış, çeşitli kademelerde bu mücadeleye büyük katkılar sunmuş değerli bir arkadaşımızdır. Görüşlerini kamuoyuyla paylaşması da hakkıdır ve gayet normaldir. Bunlar içinde öneri ve eleştiriler de olabilir. Ama biz, Selahattin Demirtaş’ın açıklamalarının parti politikalarıyla esasta uyumlu olduğunu ve parti politikalarını destekleme amacına yönelik olduğunu düşünüyoruz. Parti yönetimi ile Selahattin Demirtaş arasında ihtilaf veya ayrılık, çekişme veya çeliki olduğuna dair her türlü spekülasyon temelsizdir. Kendisiyle diyaloğumuz düzenli olarak devam ediyor. Sadece kendisiyle de değil, cezaevlerinde diğer arkadaşlarımızla bütün önemli aşamalarda öneri ve görüş istiyoruz.

Herhangi bir yasal engeli olmaması durumunda Selahattin Demirtaş’ı cumhurbaşkanı adayı olarak gösterir misiniz?

Kendi mekanizmalarımızı, yani tabanla istişare ve kurullarda tartışma yöntemini işletmeden, bu konuda bir karar vermemiz söz konusu olamaz. Mekanizmalarımızın temel özellikleri çoğulculuk, katılımcılık ve enine boyuna müzakeredir. Bunun dışında HDP’de hiç kimse “bizim adayımız şu isimdir” deme yetkisine sahip değil. Buna eş başkanlar da dahil. Ayrıca kurduğumuz ittifak içerisinde tartışmalar yürütmeden, adayla ilgili değerlendirme yapmamız da doğru olmaz.

Paylaşın

Türkiye, Seçim Dürüstlüğü Açısından 165 Ülke Arasında 123. Sırada

Sosyal Demokrasi Derneği (SDD) Genel Başkanı Sami Doğan, ““Uluslararası değerlendirmelere göre, seçimi otoriter rejim kategorisinde yer alan ülkemiz, seçim dürüstlüğü açısından 165 ülke arasında 123’üncü sırada. Bu durum bize, ülkemizde seçim güvenliğinin, seçimlerin hukuki sorunları yanında seçimin meşruiyeti açısından potansiyel riskler barındırdığını da gösteriyor” dedi ve ekledi:

“Altı partinin oluşturduğu Millet İttifakı’nın sonuna kadar sürmesi, seçim güvenliği açısından önemli olduğu kadar halkın umudunu yüksek tutması için de ayrıca gereklidir. 2023 seçimleri, tek adam rejiminin sonlandırılması ve güçlü bir parlamenter rejime dönülmesi açısından çok büyük önem taşımaktadır.”

Sosyal Demokrasi Derneği (SDD) ve Toplumsal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı tarafından düzenlenen Seçim Güvenliği Çalıştayı, Çankaya Belediyesi Zübeyde Hanım Sosyal Tesisi’nde yapıldı. Çalıştaya, CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı ve Parti İçi Eğitim Sorumlusu Aytuğ Atıcı da konuşmacı olarak katıldı.

ANKA‘nın aktardığına göre, SDD Genel Başkanı Sami Doğan, “Uluslararası değerlendirmelere göre, seçimi otoriter rejim kategorisinde yer alan ülkemiz, seçim dürüstlüğü açısından 165 ülke arasında 123’üncü sırada. Bu durum bize, ülkemizde seçim güvenliğinin, seçimlerin hukuki sorunları yanında seçimin meşruiyeti açısından potansiyel riskler barındırdığını da gösteriyor. Altı partinin oluşturduğu Millet İttifakı’nın sonuna kadar sürmesi, seçim güvenliği açısından önemli olduğu kadar halkın umudunu yüksek tutması için de ayrıca gereklidir. 2023 seçimleri, tek adam rejiminin sonlandırılması ve güçlü bir parlamenter rejime dönülmesi açısından çok büyük önem taşımaktadır” diye konuştu.

Çalıştaya, Ankara Avukat Hakları Grubu, TMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası, Ben Seçerim Derneği, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği, Oy ve Ötesi, Türk Hukuk Kurumu, Mülkiyeliler Birliği gibi birçok sivil toplum kuruluşu ve meslek örgütü katıldı.

Paylaşın

AK Parti’den Yeni Seçim Hamlesi: Strateji Ve Akiller Odası

2023’te yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri yaklaştıkça, partilerde seçim hamlelerini yapmaya başladı. Kulislere yansıyanlara göre, AK Parti’nin, seçim sürecinde yol haritasını hazırlayıp denetlemesini yapmak için Strateji Birimi, partiye danışmanlık görevi yapması için de Akiller Birimi kuracağı belirtiliyor.

Seçime giderken iktidar, yeni birimler kuruyor. Partinin seçim sürecinde yol haritasını hazırlayıp, denetlemesini yapmak için strateji birimi, partiye danışmanlık görevi yapması için de akiller birimi kuracağı belirtiliyor.

Partinin tecrübeli vitrin isimlerinin strateji biriminde yer alacağı ifade edilirken, AKP’nin kurucu isimlerinin ise akiller biriminde yer alacağı ileri sürülüyor.

Milli Gazete’den Bünyamin Güler‘in haberine göre; AK Parti Genel Merkezi’nde de yeni birimler kurulmaya başlandığı belirtiliyor.

Özellikle seçim sürecinde partinin koordineli çalışması ve yeni stratejiler geliştirmesi için partinin tecrübeli isimlerinin yer alacağı bir birim kurulacağı ifade edilirken, diğer taraftan ise partiye danışmanlık yapacak akiller biriminin kurulacağı belirtiliyor.

Akiller Birimi’nin başında Binali Yıldırım olacak

İktidarın kuracağı birimlerden birinin Strateji Birimi olacağı ifade edilirken, bu birimde ise Mahir Ünal, Ömer Çelik, Numan Kurtulmuş, Cevdet Yılmaz, Yalçın Akdoğan, Bülent Turan ve Afgan Ala gibi isimlerin olacağı kaydedildi.

Öte yandan Binali Yıldırım başkanlığında ise Akiller Birimi’nin kurulacağı kaydedilirken, bu birimde ise AK Parti’nin kurucu isimlerinin yer alacağı ileri sürüldü.

Paylaşın

Türk-İş Açıkladı: Açlık Sınırı 7 Bin 245 Lira

Türk-İş’in yaptığı araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için eylül ayında yapması gereken gıda harcaması tutarı yani ‘açlık sınırı’ 7 bin 245 lira oldu.

Haber Merkezi / Araştırmaya göre, gıda ile giyim, konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer harcamaların toplam tutarına denk gelen ‘yoksulluk sınırı’ ise 23 bin 600 lira olarak hesaplandı.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (Türk-İş), çalışanların geçim koşullarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişikliğinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek amacıyla her ay yaptığı “Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması”nın Eylül 2022 sonuçları açıklandı.

Araştırmaya göre, bu ay 4 kişilik ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarını ifade eden ‘açlık sınırı’ 7 bin 245 lira oldu.

Gıda ile giyim, konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer harcamaların toplam tutarına denk gelen ‘yoksulluk sınırı’ ise 23 bin 600 lira olarak hesaplandı. Bekar bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ aylık 9 bin 470 lira olarak belirlendi.

Ankara’da yaşayan 4 kişilik ailenin gıda için yapması gereken asgari harcama tutarı, bir önceki aya göre yüzde 5,15 artarken, son 12 ay itibarıyla artış oranı yüzde 130 oldu.

Araştırmaya göre, eylül ayında süt ve peynir fiyatları gerilerken, yoğurt fiyatları sabit kaldı. Balık ve dana eti fiyatı gerilerken, kuzu eti yüzde 7, tavuk eti yüzde 8, yumurta yüzde 11 zamlandı.

Nohut, kuru fasulye ve kırmızı mercimeğin fiyatları geriledi. Yeşil mercimeğin fiyatı düştü. Kuru fasulye fiyatı yüzde 21 yükseldi. Bulgurda yüzde 7, makarnada yüzde 6 fiyat artışı görüldü. Pirinç ve irmik fiyatları yükseldi. Un ve ekmek fiyatı aynı kaldı.

Ayçiçek yağının fiyatı değişmedi, margarin fiyatı düştü, zeytinyağı bir ayda yüzde 12 zamlandı. Çay ve ıhlamur fiyatları gerilerken şeker fiyatı sabit kaldı.

Bal yüzde 27, pekmez yüzde 21, reçel yüzde 19, yeşil zeytin yüzde 27, siyah zeytin yüzde 18, baharatlar yüzde 9 zamlandı. Salça yüzde 51 artışla eylül ayının en çok zamlanan gıdası oldu.

Semt pazarlarında maydanoz, kıvırcık gibi salata yeşilliklerinin ve pırasa, ıspanak gibi yeşil yapraklı sebzelerin fiyatları yükseldi. Patates fiyatları değişmedi. Soğan ve domates fiyatı geriledi. Salatalık, biber, patlıcan, kabak fiyatları ise arttı.

Paylaşın