Kur Korumalı Mevduatın 7 Aylık Maliyeti 84,9 Milyar TL’ye Ulaştı

Kur korumalı mevduatın merkezi yönetim bütçesine 7 aylık maliyeti 84.9 milyar TL’ye ulaştı. BDDK tarafından 7 Ekim tarihli en son verilerde kur korumalı TL mevduat ve katılma hesabı 1 trilyon 422.6 milyar TL olarak açıklandı.

Haber Merkezi / Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından açıklanan Merkezi Yönetim Bütçe verilerine göre, eylül ayında dövizden dönüşümler hariç kur korumalı mevduatın bütçeye yükü 9 milyar 292,8 milyon TL olarak belirlendi.

Böylelikle Mart ayından bu yana toplam maliyet 84 milyar 899,4 milyon TL’ye yükseldi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından 7 Ekim tarihli en son verilerde kur korumalı TL mevduat ve katılma hesabı 1 trilyon 422,6 milyar TL olarak açıklandı.

Kısa Vadeli Dış Borçta Rekor Kırıldı

2022 Ağustos ayı sonu itibarıyla, orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine 1 yıl veya daha az kalmış dış borç stoku 185,9 milyar dolar oldu. Böylelikle kısa vadeli dış borç stokunda rekor kırıldı.

Türkiye’de kısa vadeli dış borç stoku Ağustos sonu itibarıyla, 2021 yıl sonuna göre yüzde 13,6 oranında artışla 138,1 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Bu dönemde, bankalar kaynaklı kısa vadeli dış borç stoku yüzde 8,2 oranında artarak 55,6 milyar dolar olurken, diğer sektörlerin kısa vadeli dış borç stoku yüzde 15,4 artışla 50,9 milyar dolara çıktı.

Bütçe, Eylül’de 2022’nin en yüksek açığını verdi

Ayrıca, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın verilerine göre, merkezi yönetim bütçesi eylül ayında 78.6 milyar TL açık verdi. Böylelikle 2022 yılının en yüksek aylık açığı kaydedildi.

Eylülde bütçe harcamaları 285.6 milyar TL olurken, genel bütçe giderleri de 206.9 milyar TL’de kaldı. Eylülde faiz dışı denge 45.5 milyar TL açık verdi.

Ağustos ayında bütçede 3.6 milyar TL’lik fazla kaydedilmişti. 2022 yılı Ocak-Eylül döneminde merkezi yönetim bütçe giderleri 2.02 trilyon TL, bütçe gelirleri 1.97 trilyon TL ve bütçe açığı 45.5 milyar TL olarak gerçekleşti.

Son 12 ayın tablosuna bakıldığında ise bütçe açığının 176.6 milyar TL’ye çıktığı görüldü.

Merkezi yönetim bütçesi 2021 yılı Eylül ayında 23 milyar 586 milyon TL açık vermiş iken 2022 yılı Eylül ayında 78 milyar 627 milyon TL açık vermişti. aynı yıl eylül ayında 9 milyar 478 milyon TL faiz dışı açık verilmiş iken 2022 yılı Eylül ayında 45 milyar 511 milyon TL faiz dışı açık verilmişti.

Paylaşın

Nijerya’da Aşırı Yağışların Yol Açtığı Sellerde Can Kaybı 600’ü Aştı

Nijerya Afet Yönetimi Bakanlığı, aşırı yağışların yol açtığı sellerde hayatını kaybedenlerin sayısının 600’ü aştığını duyurdu. Nijerya’da 2012 yılında yaşanan sel felaketlerinde 2,1 milyon kişi yerlerinden olmuş 343 kişi de hayatını kaybetmişti.

Son on yılın en yağışlı dönemlerinden birini yaşayan Nijerya’da haziran ayında başlayan yağmur sezonundan bu yana meydana gelen sellerde hayatını kaybedenlerin sayısı 600’ü aştı.

Nijerya Afet Yönetimi Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre felaketler nedeniyle 1,3 milyondan fazla kişi de evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Bakanlık daha önce ölü sayısının geçtiğimiz hafta 500 olduğunu ve can kayıplarındaki artışın uyarılara rağmen bazı eyalet yönetimlerinin sellere hazırlık yapmamasından kaynaklandığını vurguladı.

Ülkedeki 36 eyaletin 27’si sellerden etkilenirken Afet Yönetimi Bakanı Sadiya Umar Faruq, 82 bin evin ve 110 bin hektarlık tarım arazisinin de kullanılamaz hale geldiğini açıkladı.

Yaklaşık 200 milyon nüfuslu ülkede yerel üretimi desteklemek için pirinç ithalatı yasaklanmış durumda ve tarlaları zarar gören çiftçiler bu nedenle fiyat artışlarının yaşanabileceği uyarısında bulundu.

Tarım arazilerinin zarar görmesi Rusya-Ukrayna savaşından olumsuz etkileriyle birlikte ülkedeki gıda sorunun daha da zor bir duruma soktu. Birleşmiş Milletler Gıda Programı geçtiğimiz ay Nijerya’yı felaket düzeyinde açlık tehlikesiyle karşı karşıya olan altı ülke arasında saymıştı.

Ülkede yağmur sezonu Haziran ayında başlasa da Acil Durum Ajansı aşırı yağışların özellikle ağustos ayından itibaren etkili olduğunu duyurdu.

2012 yılında yaşanan sel felaketlerinde 2,1 milyon kişi yerlerinden olmuş 343 kişi de hayatını kaybetmişti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Rusya, Ukrayna’nın Başkenti Kiev’i Kamikaze İHA’larıyla Vurdu

Rusya, Ukrayna’nın başkenti Kiev’i sabah saatlerinde kamikaze İHA’larıyla vurdu. Saldırılarda ölen ya da yaralanan olup olmadığına dair henüz bilgilendirme yapılmadı. Rusya geçtiğimiz haftalarda da İHA’larla Ukrayna’nın sivil altyapısını hedef alan saldırılar düzenlemişti. Geçen hafta Kiev’e yönelik saldırılarda en az 19 kişi ölmüştü.

Haber Merkezi / Rusya, 24 Şubat’ta işgal ettiği Ukrayna’nın başkenti Kiev’e erken saatlerde yeniden saldırı düzenledi. Kiev Belediye Başkanı Vitaly Kliçko sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, başkentin Şevçenski bölgesinde iki ayrı patlama yaşandığını belirtti. Kliçko, yurttaşlara sığınaklarda kalma çağrısı yaptı.

Kiev Bölgesel Askeri İdaresi Başkanı Oleksiy Kuleba, Kiev sakinlerinden hava alarmlarını dikkate almaları uyarısında bulundu.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy’nin özel kalem müdürü Andry Yermak ise Kiev’in merkezine Rus kamikaze İHA’larıyla saldırılar düzenlendiğini söyledi. Bu silahları Rusya’ya İran’ın verdiğini belirten Yermak, ülkesinin acilen daha fazla hava savunma sistemine ihtiyaç duyduğunu vurguladı.

İngiltere’nin The Guardian gazetesi, muhabirleri Charlotte Higgins’in bu sabah şehirde en az üç patlama duyduğunu yazdı.

Higgins’in ardından sosyal medya hesabından paylaşım yapan The Guardian baş muhabiri Daniel Boffey, şehre yönelik bugün gerçekleştirilen saldırıların toplam sayısının sekiz olduğunu kaydetti. Boffey, ardından dokuzuncu insansız hava aracı saldırısının da yapıldığını yazdı.

Saldırıların neyle gerçekleştirildiğine veya can kaybı olup olmadığına ilişkin henüz açıklama yapılmazken Kiev Belediye Başkanı Kliçko, Twitter’dan bir fotoğraf paylaşarak “Bu sabah Kiev’i vuran kamikaze insansız hava araçlarından birinin enkazı” yazdı.

Donbas’da şiddetli çatışmalar

Rusya’nın ilhak ettiğini açıkladığı Donbas bölgesinde yer alan iki kent yakınlarında şiddetli çatışmalar yaşandığı açıklandı.

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Donetsk and Luhansk civarlarında çatışmaların şiddetlenerek sürdüğünü duyurdu. Rusya Savunma Bakanlığı ise güneye doğru ilerlemek için saldırı başlatan Ukrayna güçlerinin püskürtüldüğünü ifade etti.

Kamikaze İHA’ları hedeflerini vurmadan önce saatlerce havada kalabiliyor. Ukrayna yetkilileri, Rusya’nın bu İHA’ları daha önce de kullandığını söylüyor.

İran, Rusya’ya İHA tedarik ettiğine yönelik iddiaları reddediyor. Rus yetkililer ise iddialara ilişkin yorum yapmadı.

Kamikaze İHA’ları

  • Hedefi vurduktan sonra imha olan ve “hareketli mühimmat” olarak da bilinen küçük hava silahları.
  • Füze atabilen ve ardından da kalktığı yere geri dönen diğer silahlı hava araçlarının aksine, tek kullanımlık silahlar.
  • Adı, İkinci Dünya Savaşı’nda hedeflerini kullandıkları savaş uçaklarıyla vuran Japon pilotlardan geliyor.
  • Ukrayna lideri Zelenskiy daha önce, bu İHA’ların İran yapımı olduğunu söylemişti.
Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun ABD Gezisi ‘Gizemli’ Miydi?

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun ABD’ye gerçekleştirdiği ziyaretin iç siyasetteki yansımalarını değerlendiren Gazeteci Fehmi Koru, Kılıçdaroğlu’nun gezisine “gizem” kattığını söyledi ve bunu acemice bulduğu görüşünü dile getirdi.

Fehmi Koru, “Kazalar kaderimiz olmamalı.. CHP Kılıçdaroğlu’nun gezisine gizem katmak zorunda mıydı?” başlıklı yazısında gündemi değerlendirdi. Koru’nun kişisel blogunda kaleme aldığı köşe yazısının Kılıçdaroğlu’nun ABD gezisiyle ilgili kısmı şöyle:

“CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ABD gezisi de yine beklendiği türden tepkilerle tartışılıyor. İktidar ortakları geziyi gizli ve gizemli toplantılar yapıldığı gerekçesiyle ‘şaibeli’ buluyor; CHP ise…

Geziyi CHP cephesinin nasıl değerlendirdiğini, Kılıçdaroğlu ile birlikte ABD’ye giden heyetten CHP İstanbul milletvekili Yunus Emre’nin kaleminden Karar gazetesinde bugün okumak mümkün.

Emre’ye göre “Bu seyahat, cumhuriyetin ikinci yüzyılında bilimin ışığında ilerleme amacı için bir dönüm noktası.”

Kılıçdaroğlu’nun ‘İkinci Yüzyıl Vizyonu’ adı verilen bir yaklaşımı var; o çerçevede orada iş çevreleri, öğrenciler ve düşünce kuruluşlarıyla temas kurmak üzere ABD’ye gidilmiş.

Yazıda ABD’nin eğitim kurumlarıyla bizim üniversitelerimiz mukayese ediliyor, Harvard ve MIT gibi üniversitelerde bilimsel araştırmalarıyla öne çıkan Türkler’in bilim dünyasına katkıları övülüyor, bu arada yurtdışı eğitimlerini ABD’de almakta olan öğrencilerimizin ülkeleriyle yakından ilgilendikleri izlenimi özellikle vurgulanıyor.

İyi de, bu tür tespitler için bir parti liderinin o kadar zahmete katlanması gerekir miydi? Şu sırada hem de? Harvard ve MIT gibi ABD’nin öndegelen bilim yuvalarında eğitim görmüş herhangi bir kişiyle oturulup konuşulsa, benzer bir sonuca hiç zahmetsiz ulaşılabilirdi. Yazar, iktidar cephesinin geziye ilişkin eleştirilerine cevap teşkil edecek pek bir şey söylemiyor.

Gizli ve gizemli toplantılar iddiasıyla ilgili… Birlikte gidilen seyahati izlemekte olan gazetecilerden habersiz geçirilen sekiz saat ile ilgili… Temasları ve görüşmeleri izlemeleri için ABD’de bulunan gazetecilerin toplantıların çoğuna alınmamaları biraz garip değil mi? İktidar cephesinin eleştirileri daha çok gezinin bu yönleriyle ilgili ve onları önemseyip geçersiz kılacak herhangi bir açıklama milletvekili Yunus Emre’nin yazısında yok. Yoksa gezinin özellikle ‘gizemli’ kalması mı isteniyor?

Önemli mi bütün bunlar? Aslında önemsiz. İktidar cephesinin geziye atfettiği ‘gizlilik ve gizem’ özelliği günümüz gerçekleri açısından fazla anlamlı değil. Bugünün dünyasında birileriyle yüz yüze görüşmek için on saatlik zahmetli bir yolculuğa çıkmak gerekmiyor; cep telefonuyla bile görüntülü görüşmeler yapılabiliyor. Ülkelerin diplomatları gerektiğinde temas kurulmakla da görevliler. Liderinin gezisini, öncesi ve sırasında iyi planlamadığı görüntüsü vermekteydi CHP, galiba sonrasında da acemilik sürüyor. Kritik bir seçime gidilen bir ülkede muhalefetin acemiliği gerçekten şaşırtıcı.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Dolar Karşısında En Büyük Değer Kaybeden Para Birimi ‘Türk Lirası’

Brezilya, Meksika ve Peru hariç bütün ülkelerin para birimleri dolar karşısında değer kaybederken, yılbaşından bu yana en büyük değer kaybı ise Türk Lirası’nda gerçekleşti. TL, dolar karşısında yüzde 30’dan fazla değer kaybetti.

Uluslararası Para Fonu (IMF) “Ülkeler güçlü dolara karşı ne yapmalı?” başlıklı bir makale yayımladı. Makalede IMF, doların 2000 yılından sonra en güçlü durumda olduğu seviyeye çıkarak yen karşısında yüzde 22, euro karşısında ise yüzde 13 değerlendiğini hatırlatırken, doların güçlü ivmesinin, enflasyonu düşürmeye çalışan birçok ülkenin işini zorlaştırdığı ifade edildi.

Yapılan hesaplamalara göre, ABD Dolar’ında yüzde 10’luk değerlenmenin diğer ülkelerin enflasyonunda yüzde 1’lik artışa neden olduğu tahmin ediliyor.

Makalede, dış ticaret hadlerinin ABD lehine değiştiği bildirildi. Merkez Bankaları’nın rezerv satarak para birimindeki değer kaybının önüne geçmesinin ise geçici bir çözüm olabileceği belirtildi.

En büyük değer kaybı TL’nin

IMF’nin paylaştığı grafiğe göre, Brezilya, Meksika ve Peru hariç bütün ülkelerin para birimleri dolar karşısında değer kaybederken, yılbaşından bu yana en büyük değer kaybı ise Türk Lirası’nda gerçekleşti. TL, dolar karşısında yüzde 30’dan fazla değer kaybetti.

IMF nedir?

Uluslararası Para Fonu, (International Monetary Fund, IMF) küresel finansal düzeni takip etmek, borsa, döviz kurları, ödeme planları gibi konularda denetim ve organizasyon yapmak, aynı zamanda teknik ve finansal destek sağlamak gibi görevleri bulunan uluslararası bir organizasyondur.

1944 yılında ABD’nin New Hampshire eyaletindeki Bretton Woods’ta kurulan ve 1947’de fiilen çalışmaya başlayan milletlerarası ekonomik meselelerle uğraşan bir teşkilattır. IMF “küresel para iş birliği, finansal istikrarı sağlamak, uluslararası ticareti kolaylaştırmak, yüksek istihdam ve sürdürülebilir ekonomik büyümeyi teşvik, ve dünya çapında yoksulluğu azaltmayı teşvik etmek için çalışan, 189 ülkenin üye olduğu organizasyondur.

Kuruluşun belirtilen hedeflerinde, ödemeler dengesi ihtiyaçlarını karşılamak için üye ülkelerin mali kaynaklarını kullanılabilir hale getirmek de dahil olmak üzere uluslararası ekonomik iş birliği, uluslararası ticaret, istihdam ve döviz kuru istikrarını teşvik edilmesi olarak tanımlanmaktadır. IMF’nin merkezi ABD’de, Washington’dadır.

Paylaşın

Dikkat Çeken Rapor: Latin Amerika’da Haftada 3 Çevreci Öldürülüyor

Çevreciler ve yaşam alanlarını savunan yerli halklar için dünyanın en tehlikeli bölge konumundaki Latin Amerika’da 2021 yılında aralarında yaşam alanlarını savunan yerliler ve çevre örgütleri üyelerinin de bulunduğu 150’den fazla çevre savunucusu öldürüldü.

Meksika, Kolombiya ve Brezilya’da doğanın tahribatına karşı çıktığı için öldürülenlerin sayısı, dünyadaki toplam çevreci cinayetlerinin yarısından daha fazlasına denk geliyor.

Doğal kaynaklarla bağlantılı çatışmaları, yolsuzluğu ve buna bağlantılı olarak insan hakları ihlallerini araştıran Global Witness’in raporuna göre 2021 yılında Latin Amerika’da aralarında yaşam alanlarını savunan yerliler ve çevre örgütleri üyelerinin de bulunduğu 150’den fazla çevre savunucusu öldürüldü.

Son 10 yılda doğal yaşam alanlarının ekolojik yıkımına karşı mücadele eden 1200’e yakın kişinin öldürüldüğü Latin Amerika, çevreciler ve yaşam alanlarını savunan yerli halklar için dünyanın en tehlikeli bölgesi konumunda.

Yirmi milyon kilometre kareye yakın yüzölçümüyle zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahip Latin Amerika’da ağaç kesimi, tarım ve madencilik gibi yasal ya da yasadışı faaliyetlere karşı doğal yaşam alanlarını savunduklarından dolayı haftada yaklaşık üç kişi öldürülüyor.

Rapora göre organize şiddet, rüşvet, yargı sisteminde yaşanan aksaklıklar, otorite boşluğu ve yetersiz çevre politikaları gibi sorunların yaşandığı Meksika, Kolombiya ve Brezilya’da doğanın tahribatına karşı çıktığı için öldürülenlerin sayısı, dünyadaki toplam çevreci cinayetlerinin yarısından daha fazlasına denk geliyor.

Rapora göre geçen yıl yarısı yerli halklar olmak üzere toplamda 54 kişinin öldürüldüğü Meksika, en çok çevreci cinayetinin işlendiği ülke olmasıyla dikkat çekiyor.

“Doğal kaynaklar azaldıkça çevrecilere yönelik şiddet artıyor”

VOA Türkçe’ye konuşan Greenpeace Meksika Direktörü Gustavo Ampugnani, çevreci cinayetlerinin bölgede bu kadar yüksek olmasının en önemli nedeninin suçluların cezalandırılamaması olduğunu, örneğin Meksika’da işlenen cinayetlerin yüzde 95’inin faili meçhul olduğunu söylüyor.

Greenpeace yetkilisi “Latin Amerika’da birçok ülke ekonomik kalkınma için doğal kaynakların sınırsız bir şekilde kullanılabileceğini düşünürken; doğal alanlarda yaşayan yerlilerse kendi yaşam alanlarında yapılmak istenen (ağaç kesimi, tarım ve madencilik gibi) faaliyetlere karşı çıkıyor. Çatışmanın temel nedeni de bu” diyor.

Dünyada doğal kaynaklar azaldıkça doğal yaşam alanlarını savunan kişi ve gruplara yönelik şiddetin arttığına dikkat çeken direktör, cinayet mahallerinin çoğu zaman şehre uzak, iletişim ve ulaşım sorunları yaşanan ve devlet otoritesinin zafiyet gösterdiği küçük yerleşim birimlerinde olmasının saldırıların daha da pervasızlaşmasına yol açtığını söylüyor.

Cinayet vakalarının olası faillerinin çoğu zaman bölgede faaliyet gösteren yasadışı çetelerle doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkili olduklarını belirten Ampugnani, “Şiddetin dozu arttıkça ekolojik yıkıma karşı biyoçeşitliliği, doğayı ve yaşam alanlarını savunan kişiler daha savunmasız hale geliyor” diyor.

Rapor, hükümetleri çevre savunucularının yaşamlarını güvence altına almaya, şirketlerin yasal hesap verebilirliğini teşvik etmeye ve çevreci cinayetlerini aydınlatmaya çağırıyor.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Büyük Yıldızlar Ölmek Üzereyken ‘Erken Uyarı Sinyali’ Gönderiyor

Süpernova (Enerjisi biten büyük yıldızların şiddetle patlaması durumuna verilen addır.) patlaması geçirerek ölmek üzere olan büyük kütleli yıldızların “erken uyarı sinyali” gönderdiği keşfedildi.

Independent Türkçe’de yer alan habere göre, bilim insanları bir yıldız yaşamının son evresine ulaştığında parıltısının aniden normalden yaklaşık 100 kat daha silikleşeceğini belirtti. Bunun birkaç ay sürdüğünü ve ardından yıldızın öldüğünü ifade ettiler.

Araştırmacılar, bahsedilen karartma etkisinin maddeler aniden ölen yıldızın etrafında birikip ışığı engellediğinde meydana geldiğini söyledi.

Bilim insanları, bu bulgunun gökbilimcilerin yıldızların patlamasını daha sonra fark etmek yerine patlama sürecinde izlemelerine olanak sağlayabileceğini belirtti.

Araştırmacılar, daha önce bu sürecin ne kadar devam ettiğinden emin değildi. Araştırmacılar artık bunun birkaç ay süreceğini söyleyebiliyor ve yıldızların patlamadan önce bu “koza” gibi oluşumla sarıldıklarında nasıl göründüklerini daha iyi anlayabiliyor.

Yoğun materyal, yıldızı neredeyse tamamen gizleyerek spektrumun görünür kısmında 100 kat daha sönük hale getiriyor. Bu, yıldız patlamadan bir gün önce orada olduğunu muhtemelen göremeyeceğiniz anlamına geliyor.

Şu ana kadar süpernovalar gerçekleştikten ancak saatler sonra ayrıntılı gözlemlerini elde edebiliyorduk. Bu erken uyarı sistemiyle onları gerçek zamanlı gözlemlemeye, dünyanın en iyi teleskoplarını haberci yıldızlara yöneltmeye ve gözlerimizin önünde kelimenin tam anlamıyla parçalanmalarını izlemeye hazır olabiliriz.

Yeni bulgular, Royal Astronomical Society’nin Aylık Bildirimleri’nde “Explosion Imminent: the appearance of Red Supergiants at the point of core-collapse” (Patlama Yakın: Kırmızı Üstdevlerin çekirdeğinin çöküş noktasındaki görünümü) başlıklı makalede açıklandı.

Süpernova nedir?

Süpernova, enerjisi biten Büyük Yıldızların şiddetle patlaması durumuna verilen addır. Bir süpernovanın parlaklığı Güneş’in parlaklığının yüz milyon katına varabilir.

Başlangıçta yapısı, iyonize madde olan plazma şeklindeki bir süpernovanın parlaklığını yitirmesi haftalar ya da aylar sürebilir. Bu süre zarfında yaydığı enerji, Güneş’in 10 milyar yılda yayacağı enerjiden daha fazladır.

Bu patlamalar, maddenin evrende bir noktadan başka noktalara taşınması işine yarar. Patlama sonucunda dağılan yıldız artıklarının, evrenin başka köşelerinde birikerek yeniden yıldızlar ya da yıldız sistemleri oluşturduğu varsayılmaktadır.

Bu varsayıma göre, Güneş, Güneş Sistemi içindeki gezegenler ve bu arada elbette bizim Dünyamız da, çok eski zamanlarda gerçekleşmiş bir süpernova patlamasının sonucunda ortaya çıkmıştır.

Paylaşın

İtalyan Voleybol Yıldızı, ‘Irkçılık’ Nedeniyle Milli Takımdan Ayrılmayı Düşünüyor

Dünyanın en iyi voleybol oyuncuları arasında sayılan Paola Egonu, ırkçılık nedeniyle İtalya Milli Takımı’ndan  ayrılmayı düşündüğünü söyledi. Egonu’nun milli takımdan ayrılacağı haberi hızla yayılırken spor ve siyaset dünyasından ırkçılık karşıtı mesajlarla sporcuya destek yağdı.

Dünya Voleybol Şampiyonası’nda dün ABD’yi yenerek 3. olan İtalya ekibinde oynayan Egonu, maç sonrası ağlayarak menajeriyle konuşurken görüntülendi.

Bir taraftarın çektiği anlaşılan videoda Egonu’nun menajeri Marco Raguzzoni’ye, “Anlayamazsın, anlayamazsın… Bu milli takımdaki son maçımdı. Bana neden İtalyan olduğumu sordular. Yoruldum” dediği duyuluyordu.

Bu video ve Egonu’nun milli takımdan ayrılacağı haberi hızla yayılırken spor ve siyaset dünyasından ırkçılık karşıtı mesajlarla sporcuya destek yağdı.

Fırsat Eşitliği ve Aile Bakanı Elena Bonetti sosyal medyada, “Sevgili Paola, buna ırkçılık denir, bunu yapanlara ırkçı denir ve çok can yakarlar. Ama yalnız değilsin, bu mücadele bizim” diye yazdı.

Eski başbakanlardan, 5 Yıldız Hareketi lideri Giuseppe Conte, “İtalya’nın gururu” diyerek Egonu’yla dayanışma mesajı verdi.

Merkez soldaki Demokratik Parti lideri Enrico Letta da Egonu’nun İtalyan bayrağı renklerinde bir kıyafetle görüldüğü çizimi paylaşarak voleybolcuya destek verdi.

“Irkçılığın gölgesi Egonu’yu ezdi”

Dünyanın en iyi voleybol oyuncuları arasında sayılan Paola Egonu’nun ırkçılık nedeniyle İtalya Milli Takımı’ndan ayrılmak istediği haberi bugünkü ulusal gazetelerin hemen hepsinin baş sayfalarında yer aldı.

Il Giornale gazetesi, “Irkçılığın gölgesi Egonu’yu ezdi” başlığını kullandı. Corriere dello Sport da sürmanşetten verdiği haberde Egonu’nun fotoğrafının yanına “İtalyan gururu” diye yazdı.

İtalya basını Egonu’ya ulaşarak bu konuda kararlı olup olmadığını da sordu. Kamu yayıncısı Rai’ye konuşan sporcu, “Şu anda bir molaya ihtiyacım var. Bugün sahada milli marşı dinlerken hissettiğim acı yüzünden ağladım. Aldığım mesajlar ve hakaretler canımı acıtıyor” dedi.

Egonu, söz konusu hakaretler ve ırkçı mesajların kimlerden geldiğini ise açıklamadı. Milli takımdan ayrılmakla ilgili nihai kararını gelecek Ocak ayında açıklayacağını da söyledi.

Menajeri Marco Raguzzoni ise “Bana söylediği şey, sanki birini öldürmüş gibi eleştirilmekten yorulduğuydu. Henüz 23 yaşında ve bir maçta hata yaptığında böyle eleştiriler almak ağır geliyor” dedi.

Raguzzoni, Egonu’nun İtalyan olup olmadığını sorgulayanların kim olduğunu bilmediğini de söyledi ve “Muhtemelen bazı taraftarlardır. Egonu İtalyan ve hâlâ bunu açıklamak zorunda kalmak onu yaralıyor” diye devam etti.

Paola Egonu, La Repubblica gazetesine verdiği söyleşide de şunları söyledi:

“Bana neden İtalyan olduğumu soranlar, neden onları bu formayla temsil etmem gerektiğini düşünmeme neden oluyor. Ben bu işe ruhumu ve kalbimi koyuyorum, kimseye saygısızlık etmiyorum. Bunlar canımı acıtıyor.”

Yeni sezonda Vakıfbank’ta oynamak üzere Türkiye’ye gitmeye hazırlanan Egonu, bu konudaki bir soruyu yanıtlarken de İtalyan antrenör Giovanni Guidetti yönetiminde oynamak için sabırsızlandığını söyledi. “Yeni bir tecrübe olacak, nasıl olacağını göreceğiz” diyen Egonu, “Muhteşem bir antrenörden bir şeyler öğrenmek için sabırsızlanıyorum. Heyecanlıyım” diye konuştu.

İtalya’da başta futbol olmak üzere spor dünyasında ırkçılık sorunu sıklıkla gündeme geliyor. Özellikle Afrika kökenli sporculara yönelik ırkçı hakaretlere karşı, spor ve siyaset dünyasından zaman zaman tepkiler ve bilinçlendirme kampanyaları gibi girişimler geliyor.

Futbol birinci ligi Serie A’daki tüm ekipler 3 yıl önce “ırkçılıkla ortak mücadele” amaçlı bir kampanya başlatarak ırkçı eylemlere karşı daha sıkı yasa ve kurallar getirilmesi için çalışma sözü vermişti.

Nijeryalı bir ailenin çocuğu olarak İtalya’da doğup büyüyen Paola Egonu da, karşılaştığı ırkçılık örnekleriyle ilgili geçmişte de açıklamalar yapmıştı.

Mediaset televizyonunda yayımlanan Le Iene programında geçen yıl bu konuda bir konuşma yapan Egonu, “İnsanların üzerine yapıştırdığı etiketlerden hoşlanmadığını” söylemişti:

“Beni kimi sevdiğime, ten rengime, pasaportuma bakarak yargılamayı seçenler. Buna tahammül edemiyorum.”

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

HDP’li Buldan: Hayat Pahalı Ama Türkiye’de Can Ucuz

HDP Eş Genel Başkanı Buldan, 41 kişinin hayatını kaybettiği maden faciasına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bir kez daha gördük ki Türkiye’de işçinin canı çok ucuz. Hayat pahalı ama Türkiye’de can ucuz” dedi ve ekledi:

“Bir kez daha şahit olduk ki bu yaşanan katliamdır, ihmalkarlıktır. Bu yaşanan cinayettir, bu yaşananlar ihmalkarlık sonucudur ve bu yaşananlar AKP MHP iktidarının işçiye, emekçiye reva gördüğü yaşam biçimidir.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Denizli 4.ü Olağan İl Kongresi’nde yaptığı konuşmada, Bartın, Amasra’daki iş cinayetine değindi.

Buldan konuşmasına, “Maden faciasında yaşamını yitiren 41 canımıza Allah’tan rahmet sevdiklerine, ailelerine başsağlığı diliyorum. Yaralı olarak kurtulan ve tedavi altında olan işçi kardeşlerimizin de bir an önce sağlıklarına kavuşmalarını yürekten temenni ederim” diyerek başladı. Devamında şunları söyledi:

“Bir kez daha gördük ki Türkiye’de işçinin canı çok ucuz. Hayat pahalı ama Türkiye’de can ucuz. Bir kez daha şahit olduk ki bu yaşanan katliamdır, ihmalkarlıktır. Bu yaşanan cinayettir, bu yaşananlar ihmalkarlık sonucudur ve bu yaşananlar AKP MHP iktidarının işçiye, emekçiye reva gördüğü yaşam biçimidir.

Dün bir kez daha gördük ki bu ülkenin cumhurbaşkanı işçilerin ailelerine cevap veremedi. Onların sorularına cevap veremeyen cumhurbaşkanı gördük. Dün konuşmalarına bir kez daha şahitlik ettik.

İşçi ölümlerini kader olarak nitelendiren ve “Bu bir kaderdir, bundan sonra da olabilir” diyen, hiçbir önlem ve tedbir alınmamasına rağmen sorumluluğu kendinde görmeyen, kendi iktidarında bulmayan bir cumhurbaşkanı orada yaptığı konuşmada sadece paradan bahsetti. İşçinin, emekçinin ailelerine yapılacak para yardımından bahsetti.

İşçinin, emekçinin para ile satın alınacağını düşünüyor. Bu kabul edilebilir bir durum değil. HDP olarak bir cumhurbaşkanının 41 canımızın yitirildiği bir cinayet ve katliamda o ailelere para dağıtılarak olayın örtbas edilmeye çalışılmasını asla kabul etmiyoruz.

“Konuştukça yerin dibine batıyorsunuz”

Cumhurbaşkanı asla hafızalardan silinmeyecek bir açıklama yaptı. ‘Allah’a hamdolsun ki Soma’daki işçi faciasında işçi cinayetinde yaşamını yitirenlere 24 saat ulaşılmıştı ama Amasra’daki cinayette yaşamını yitirenlere 24 saatten önce ulaşıldı. Hamdolsun, Allah’a şükürler olsun’ dedi.

Ya Allah rızası bari konuşmayın, bari susun, çünkü konuştukça yerin dibine batıyorsunuz, dibin dibine batıyorsunuz. Bu cinayetin, bu katliamın önlemlerin alınmamasından ve ihmalkarlık sonucu yaşandığını hepimiz biliyoruz.

AKP-MHP iktidarının 20 yıllık iktidarlık döneminde binlerce işçinin aynı şekilde yaşamını yitirdiğine tanıklık ettik. Elbette ki bu bir kader değil bu bir cinayet, bir katliamdır.

Bu tür olayların bu tür yaşanan cinayetlerin sadece yüzde 2’si kaderdir. Yüzde 98’i ihmalkarlık, tedbirsizlik ve işçiye, emekçiye reva görülen yaşam biçimidir. Yaşamını yitiren 41 canımıza bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı dileğimizi iletiyorum.

İşçilerle ve emekçilerle birlikte olacağımıza ve onların yaşamlarını güvence altına alacağımıza söz veriyorum. Yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyoruz.”

Paylaşın

Dikkat Çeken Yazı: İktidar Tarihi Bir Hata Yaptı

Muhalefetin “Sansür yasası”, iktidar bloğundaki partilerin ise “Dezenformasyonla mücadele yasası” olarak adlandırdığı ve TBMM’de kabul edilen yasaya ilişkin tartışmalar gündemdeki yerini koruyor.

İnternet haber siteleri ve sosyal medyaya yeni yaptırımlar öngören düzenleme, bugün Karar gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren’in gündemindeydi.

İktidara yakın medyanın muhalefet liderleriyle ilgili yaptığı yayınların takip edilmeyeceğini söyleyen Taşgetiren, “Çünkü onların hiçbiri ‘iç – dış güvenlik, kamu düzeni , genel sağlık’ kapsamına girmez! Hatta onları yalan – yanlış iddialarla dahi olsa halkın gözünden düşürmenin ‘iç – dış güvenlik, kamu düzeni , genel sağlık’ kriterlerine uygun, ülke yararına olduğu bile düşünülebilir” dedi; ardından şunları kaydetti:

“Müthiş mantık! Peki bu yasa işler mi? ‘Birilerine işler, diğerleri de ondan korkar’ gibi düşünülmüş olabilir. Oto sansür yani. Ama, bence yanlış hesap yapılıyor. Bu tür baskılar, tepkilerini de beraberinde getirir. Bunlar iktidarın totaliter karakterine bir kara boya daha sürer, ayrıca bu çağda her türlü haber büyük kitlelere ulaşmanın mecrasını bulur.

‘Bu işler öyle olmuyor’

Bu konunun bir başka boyutu, bu tür düzenlemelerin bumerang niteliği kazanmasının kaçınılmaz olmasıdır. İktidar zaten yargı konusunda böyle bir hesap biriktiriyor. Muhtemel ki, ‘yargı bütün kademelerde avucumuzun içinde, her türlü muhalefeti kıskıvrak yakalayacağız’ gibi hesaplar yapılmıştır. Bu işler öyle olmuyor. Ülkedeki siyasi iklim değişmeye başladığında herkes yeniden konum belirleme arayışına giriyor.

Bumerang o zaman bumerang oluyor. Bence iktidar tarihi bir hata yaptı.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın