AK Parti’nin HDP Ziyareti: Ankara’da Dikkatler Cumhur İttifakı’nda

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ında içinde yer aldığı Adalet Ve Kalkınma Partisi (AKP) heyetinin başörtüsü ve aile kurumu ile ilgili Anayasa değişikliği için Halkların Demokratik Partisi’ni (HDP) ziyaret etmesi, Ankara’da dikkatleri Cumhur İttifakı’na çevirdi.

Başkentte ziyaretin MHP içerisinde rahatsızlık yarattığı konuşulurken MHP yetkilileri, bu iddialara temkinli yanıtlar veriyor. Ancak edinilen bilgilere göre MHP’nin bu konuda nasıl bir tavır alacağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin TBMM grup toplantısı konuşmasında belli olacak. Bahçeli’nin konuşmasında HDP’yi hedef alan mesajlar vereceği belirtiliyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü takılmasını güvence altına almayı öngören kanun teklifinin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu konuda Anayasa değişikliği çağrısında bulunmuştu. Erdoğan, 24’üncü maddede planlanan değişiklikle başörtüsü takılmasını anayasal güvence altına almak ve bu teklifi de referanduma götürmek istiyor. Ancak AKP, değişiklik teklifini referandum götürebilmek için TBMM’de muhalefetin de desteğine ihtiyaç duyuyor.

Anayasa’nın din ve vicdan özgürlüğünü düzenleyen 24’üncü maddesi ile aile kurumunu düzenleyen 41’inci maddesinde değişiklik isteyen AKP, destek için geçen hafta Meclis’te grubu bulunan tüm partileri ziyaret etti. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ başkanlığındaki AKP heyeti, bu çerçevede HDP’de grup başkanvekilleri Meral Danış Beştaş, Saruhan Oluç ve Parti Sözcüsü Ebru Günay’la görüştü.

Tabanda rahatsızlık yarattığı iddiası

Ancak Ankara kulislerinde AKP heyetinin HDP ziyaretinin MHP’de rahatsızlık yarattığı konuşuluyor. Parti yönetiminden bu konuda gelen açıklamalar ise temkinli. MHP yetkilileri, “parti yönetiminin görüşmenin Cumhur İttifakı adına yapılmadığı kanaatinde olduğunu” söylüyor. MHP’li yöneticiler, “Aynı ittifakta olsak da AK Parti başka, MHP başka. Dolayısıyla AK Parti’nin görüşmesi, ittifak adına değil AK Parti adına yapılmış bir görüşmedir” ifadelerini kullanıyor.

Bu konudaki net tavrın ise MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından ortaya konulacağı tahmin ediliyor. Bahçeli’nin Salı günü TBMM grup toplantısında özellikle HDP’yi hedef alan sert açıklamalar yapması bekleniyor.

AKP tabanında da HDP ile görüşmenin rahatsız yarattığına dair işaretler var. Eski AKP Milletvekili Mehmet Metiner, “HDP’yi hem TBMM çatısı altında olmaması gereken terör örgütünün siyasi partisi olarak suçlamak, hem de anayasa değişikliği için muhatap alıp görüşmek, AK Parti açısından sıkıntılı bir yeni durum” sözleriyle bu rahatsızlığa dikkat çekmişti.

AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan’dan ise bu konuda dikkat çeken bir açıklama geldi. Gazeteci İsmail Saymaz’ın sorularını yanıtlayan Turan, “Görüşmeseydik, ‘Başörtüsüyle ilgili değişiklikte samimi değilsiniz’ derlerdi bize. ‘Niye tüm gruplarla konuşmuyorsunuz? derlerdi” ifadelerini kullandı. Turan, ayrıca CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun “TSK’nın kimyasal silah kullandığı” iddiasını hatırlatarak “Ben Tanrıkulu ile de onun gibi düşünenlerle de HDP ile de görüşmem, görüşmek istemiyorum” dedi.

HDP yönetimi sessiz kalıyor

HDP’de ise tartışmalarla ilgili sessizlik hakim. HDP’li yöneticilerin Çarşamba günü bir araya gelecek Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına kadar bu konu ile ilgili konuşmama kararı aldığı öğrenildi. Buna karşın tartışmalarla ilgili sorusuyu yanıtlayan HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, AKP’nin yalpaladığını savundu.

Erdoğan’ın oportünist bir siyaset ortaya koyduğunu ve seçimde kaybedeceğini gördüğünden dolayı da çeşitli hamleler yapmaya çalıştığını öne süren Paylan, “Ancak, ortağı MHP bu hamleleri yapmasına fren olacaktır” ifadesini kullandı. AKP içinde bu ziyareti olumlayan çok sayıda açıklama yapıldığını hatırlatan Paylan, “Buna karşı refleks de olacaktır. En büyük refleks de MHP’den gelecektir. Bu refleksi yumuşatmak için de Bülent Turan’a bu tip açıklamalar yaptırtıyorlar” diye konuştu.

Ruhavioğlu: AKP, bundan sonra kolay suçlayamayacak

Kürt Çalışmaları Merkezi Direktörü Reha Ruhavioğlu da tartışma yaratan bu ziyareti DW Türkçe’den Eray Görgülü’ye değerlendirdi. İktidarın HDP ile temasta muhalefete sınırlar çizdiğini ancak bu sınırları kendisinin aşmasında bir sorun görmediğine dikkat çeken Ruhavioğlu, bu durumun yeni bir gelişmeyi de beraberinde getireceğine dikkat çekti. Ruhavioğlu, “İktidar bundan sonra HDP ile ilişkiler nedeniyle muhalefete yönelik o kadar kolay suçlayıcı olamayacak” görüşünü dile getirdi.

Ruhavioğlu, AKP’nin anayasa değişikliği için referandum desteği bulamayacağını gördüğünü, bu yüzden de desteği bulamamanın suçlularını tespit etmek üzere bu ziyaretleri yaptığını öne sürdü. Bülent Turan’ın açıklamalarını da değerlendiren Ruhavioğlu, “‘Gitmesek samimi değilsiniz derlerdi’ diyor. ‘Kendi iç tutarlılığımız için biz bunu yaptık’ gibi bir şey söylüyor. Dolayısıyla buradan niyetin çok iyi olmadığını anlıyorum” ifadelerini kullandı.

Girasun: AK Parti’yi ikircikli duruma düşürüyor

Rawest Araştırma Genel Müdürü Roj Girasun da AKP’nin ideolojik esnekliğinin diğer partilere nazaran daha fazla olduğu görüşünü dile getirdi. “Bu tür hamlelerle ilgili parti tabanını ikna edeceğine dair özgüveni yüksek. AKP, hem çözüm sürecini başlatıp hem de sonrasında örgütle, farklı kesimleri hızlıca suçlayabiliyor” diyen Girasun, HDP açısından bakıldığında AKP’nin randevu teklifinin kabul edilmesinin HDP için bir kazanç olduğunu savundu. Girasun, “AK Parti’yi ikircikili duruma düşürüyor” tespitini yaptı.

Muhalefet için HDP ile temas etme meşruiyetinin sınırlarını AKP’nin belirlediğine dikkat çeken Girasun, sözlerini “Bu adımlardan ziyade muhalefetin AK Parti’nin söylem sınırlarının dışına çıkamamasını konuşmak lazım” şeklinde sürdürdü. Muhalefetin AKP’ye yönelik ‘Siz suçlu diyordunuz, suçluyla niye görüşüyorsunuz’ dilini kullanmasının kendileri açısından problem yaratacağını kaydeden Girasun, “Muhalefetin kendisine dair özgüveninin yüksek olması lazım. Kürt meselesi ile alakalı ne söylüyorsa kendi sınırları içinde söylemesi lazım” dedi.

Paylaşın

CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu Hakkında ‘Kimyasal Silah’ Fezlekesi

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu hakkında “terör örgütü propagandası yapmak” suçundan fezleke hazırladı. Parlamenter Suçları Soruşturma Bürosunca hazırlanan fezlekede, Tanrıkulu’nun 20 Ekim’de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşıma yer verildi. 

Sezgin Tanrıkulu’nun paylaşımının “PKK’nin stratejik hedefleri ile bu hedefler bağlamında geliştirdiği söylem ve eylemleriyle aynı doğrultuda olduğu” iddia edilen fezlekede, Tanrıkulu’nun “terör örgütü propagandası yapmak” suçunu işlediği öne sürüldü.

Fezlekede, “27. Dönem Milletvekili Tanrıkulu hakkında Anayasa’nın 83. maddesine istinaden dokunulmazlığının kaldırılması talebinde bulunulması gerektiği kanaatine varılmıştır” ifadelerine yer verildi. Fezleke, TBMM’ye iletilmek üzere Adalet Bakanlığına gönderildi.

Sezgin Tanrıkulu ne demişti?

CHP İstanbul Sezgin Tanrıkulu, 20 Ekim’de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Kimyasal silah kullanıldığı iddialarına ilişkin görüntüleri izledim. Kimyasal silah insanlığa karşı bir suçtur. Yarın itibariyle iddialara dayanak olan görüntülerin doğruluğu üzerine soru önergemi Meclis gündemine sunacağım. Bu iddialar karşısında açıklama yapılmamış olması ilginç” ifadelerini kullanmıştı.

Tanrıkulu’nun sözlerine CHP yönetiminden destek gelmemiş, CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, “TSK, terörün en sıcak günlerinde bile kimyasal silaha asla tevessül etmemiştir. Böyle hassas ve istismara açık bir konuda ulu orta açıklama yapılması yanlış olmuştur. Doğru bulmuyoruz” demişti.

Ne olmuştu?

Medya Haber’e konuşan Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur-Fincancı, TSK’nın askeri operasyonlarda kimyasal silah kullandığı iddialarına ilişkin görüntüleri incelediğini belirtti:

“Belli ki sinir sistemini doğrudan tutan toksik-zehirli kimyasal gazlardan biri kullanılmış durumda. Her ne kadar kullanılması yasak olsa da çatışmalarda kullanıldığını görüyoruz.”

Bağımsız heyetlerin bölgede inceleme yapmasının uluslararası sözleşmeler gereği zorunlu olduğunu belirten Korur-Fincancı, “Uluslararası sözleşmelerin uygulanması ve kimyasal silahların kullanımını yasaklayan Cenevre Sözleşmesi kapsamında böyle bir iddia ortaya çıktığında nasıl bir araştırma yapılacağı da Minnesota Protokolü’nün ilkelerinin ele alınması gerekiyor,” dedi.

Korur-Fincancı bu açıklamalarının ardından iktidara yakın medya kuruluşlarınca hedef gösterildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Savunma Bakanı Hulusi Akar da kimyasal silah iddialarını yalanlayan açıklamalar yaptı.

Ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında “Terör Örgütü Propagandası Yapmak”, “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” suçlamalarından soruşturma başlattığını açıkladı.

Korur-Fincancı’nın soruşturma kapsamında ifade vermesi beklenirken, 26 Ekim’da polisin evine yaptığı baskınla gözaltına alındı ve Ankara’ya götürüldü, 27 Ekim’de Sulh Ceza Hakimliğince  “örgüt propagandası” suçlamasıyla tutuklandı.

Paylaşın

Mahsa Amini Protestolarında Can Kaybı 304’e Yükseldi

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısı 304’e yükseldi.

Haber Merkezi / Norveç merkezli İran İnsan Hakları Kurumu (IHR), gösterilerde 10 binden fazla kişinin gözaltına alındığını da duyurdu.

Eylül ayında Amini’nin ölümü sonrası başlayan ve toplumun tüm kesimlerinden vatandaşların katıldığı bir halk isyanına dönüşen protestolar, 1979 İslam Devrimi’nden bu yana ruhani liderliğe karşı en sert tepki ve meydan okumalardan biri olarak öne çıkıyor.

İran yönetimi, yaklaşık 50 gündür devam eden olayları, “ülkeyi parçalamayı hedefleyen ABD ve İsrail gibi güçlerin komplosu” olarak değerlendiriyor.

ABD, Mahsa Amini gösterilerinde polisin eylemcilere yönelik müdahalesine ilişkin bazı İranlı güvenlik yetkililerine yaptırım kararları almıştı.

Washington yönetimi, ayrıca yakın zamanda İran’a, “Ukrayna’da kullanması için Rusya’ya silahlı insansız hava araçları ve teknik yardım sağladığı” gerekçesiyle yaptırım uygulamıştı.

İran da ABD’nin yaptırımlarına karşılık 1 Kasım’da “ülkedeki şiddeti kışkırtmak ve iç işlerine müdahale” gerekçesiyle üst düzey sivil ve askeri yetkililerin de aralarında bulunduğu Amerikalı 10 kişi ve 4 kuruluşa yaptırım kararı almıştı.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

‘Altılı Masa’nın Seçim Beyannamesi İçin Kasım Sonu İşret Edildi

İYİ Partili Ümit Özlale, katıldığı bir televizyon programında, “Altılı masada genel başkanlar bir ortak çalışma grubu oluşturulmasına karar vermişti. Dış politikadan yargıya, ekonomiden milli güvenliğe kadar aklınıza gelebilecek her alanda altı partinin üzerinde anlaştığı bir seçim beyannamesi oluşturuluyor.” dedi ve ekledi:

“O toplantının üçüncüsünü gerçekleştirdik. İYİ Parti’yi ben temsil ediyorum, çok değerli arkadaşlarım var, biz çok uyumlu bir seçim beyannamesini hazırlıyoruz. Kasım ayının sonuna kadar yetiştireceğiz.”

İYİ Parti Kalkınma Politikaları Başkanı Ümit Özlale, KRT’de yayınlanan Haftanın Panoraması programında gündeme ilişkin konuları değerlendirdi.

‘Altılı Masa’nın seçim beyannamesini kasım ayının sonunda açıklayacağını duyuran Özlale hazırlıklar arasında “uyuşturucuyla mücadele eylem planı” olduğunu da ifade etti.

“Partiler arasında görüş ayrılığı yok”

Özlale şunları kaydetti:

‘Altılı Masa’da genel başkanlar bir ortak çalışma grubu oluşturulmasına karar vermişti. Dış politikadan yargıya, ekonomiden milli güvenliğe kadar aklınıza gelebilecek her alanda altı partinin üzerinde anlaştığı bir seçim beyannamesi oluşturuluyor. O toplantının üçüncüsünü gerçekleştirdik. İYİ Parti’yi ben temsil ediyorum, çok değerli arkadaşlarım var, biz çok uyumlu bir seçim beyannamesini hazırlıyoruz. Kasım ayının sonuna kadar yetiştireceğiz.

Aday önemli ama bazen medya ana noktayı kaçırıyor, Altılı Masa’nın en fazla vurguladığı konu parlamenter sisteme geçiş. Bakın burada sefalet endeksiyle başladık, yargıda ne olduğu çok belli ve uyuşturucu meseleleri tartışılıyor. Yakında açıklanacak bu hükümet programında uyuşturucuyla mücadele ile ilgili de bir eylem planı var.

Dolayısıyla ‘Altılı Masa’nın en önemli buluşma noktası bizi bu kötü yönetim sisteminden parlamenter sisteme geçirecek olan bir yol haritasının belirlenmesi. Bugün Erdoğan olmasın başka biri olsun, dünyanın en yeteneksiz, en kabiliyetli en toplumu kapsayıcı lideri bile olsa bu yönetim sistemi içinde çok kısa bir süre içinde bütün melekelerini kaybeder. O yüzden bizim burada ilk tartışmamız gereken şey bu yönetim sistemini terk edip, Türkiye’ye yakışan parlamenter sisteme nasıl geçeceğimiz.

Aday konusu önemli ama adaydan çok daha önemli olan parlamenter sisteme geçiş sürecinde 6 partinin hazırlayacağı yol haritası. Bu konuda çok önemli bir gidişat var, partiler arasında görüş ayrılığı yok. Vatandaşlarımız iyimser olsunlar, bu ceberut yönetim anlayışının bitmesine 7-8 ay kaldı.

Paylaşın

CHP’den ‘Cumhurbaşkanı Adayı’ Açıklaması: Yüzde 100 Mutabakat Var

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa’nın cumhurbaşkanı adayı merak edilirken, CHP’li Eren Erdem konuya ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Meclisi (PM) üyesi ve eski milletvekili Eren Erdem, CHP’nin altılı masaya cumhurbaşkanı adayı olarak sunacağı ismin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olduğunu söyledi ve ekledi: Yüzde 100 mutabakat söz konusudur. Masadaki her parti aday önerebilir. Karar masanın.

Eren Erdem ayrıca, “Biz sürekli kamuoyu yoklaması yaptırıyoruz. Hiçbir algı operasyonu, bizim tutumumuzu değiştirmez. Biz, dostlarımızla bir masa kurduk. Ortak adayı masa belirleyecek. Lakin ben, parti yöneticisi adına partim namına şunu söyleyebilirim; partimizin önereceği isim Kılıçdaroğlu’dur” dedi.

CHP’li Eren Erdem, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarda şu ifadeleri kullandı:

“Aday kim olacak? Buna altılı masa karar verecek. Elbette her parti masaya aday önerebilir. CHP’nin tüzel kişiliğinin masaya TEK önerisi, Kemal Kılıçdaroğlu’dur. CHP’nin önereceği isim konusunda, yüzde 100 mutabakat söz konusudur. Masadaki her parti aday önerebilir. Karar masanın.

Biz sürekli kamuoyu yoklaması yaptırıyoruz. Hiçbir algı operasyonu, bizim tutumumuzu değiştirmez. Biz, dostlarımızla bir masa kurduk. Ortak adayı masa belirleyecek. Lakin ben, parti yöneticisi adına partim namına şunu söyleyebilirim; partimizin önereceği isim Kılıçdaroğlu’dur.

Kamuoyunda, masada ve CHP’de kafa karışıklığı varmış gibi bir algı üretiliyor. Kafası karışık olan Saray’dır. 2 yıla yakın süre önce, ilk dile getiren kişilerden biri olarak söylüyorum; CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı konusunda yüzde 100 mutabakat vardır, heyecan vardır.

Elbette son kararı alacak yegane merci; değerli Genel Başkanların bir arada memleketin refahı için buluştuğu altılı masadır. Masa, CHP’nin önerisi dahil, her görüşü ele alabilecektir. Bu hususta, CHP olarak irademiz açık, güvenimiz sonsuz, enerjimiz yüksektir.”

Paylaşın

Kredi Veya Kart Borcunu Ödeyemeyenlerin Sayısı Yüzde 42,4 arttı

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da, ekonomik krizi gözler önüne seren her gün yeni bir veri yayınlanıyor. Bu yılın ilk 9 ayında bireysel kredi borcunu ödememiş kişi sayısı yüzde 18,1 artışla 819 bin 546 oldu.

Haber Merkezi / Bireysel kredi kartı borcunu ödememiş kişi sayısı ise, yüzde 127,9 artışla 706 bin 457, bireysel kredi veya kart borcunu ödememiş kişi sayısı da yüzde 42,4 artışla bir milyon 218 bin 397’ye yükseldi.

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi, Eylül 2022 “Negatif Nitelikli Bireysel Kredi ve Kredi Kartı” raporunu yayınladı.

Buna göre, Eylül 2021’e kıyasla bireysel kredi borcunu ödememiş (takipte olan, batık durumda) kişi sayısı yüzde 14.3 azalışla 98 bin 427 olurken bireysel kredi kartı borcunu ödememiş kişi sayısı yüzde 126.9 artışla 106 bin 574’e yükseldi. Kredi veya kart borcunu ödememiş kişi sayısı da yüzde 21.4 artışla 181 bin 640 oldu.

İlk dokuz ayda ise bireysel kredi borcunu ödememiş kişi sayısı yüzde 18.1 artışla 819 bin 546, bireysel kredi kartı borcunu ödememiş kişi sayısı yüzde 127.9 artışla 706 bin 457, bireysel kredi veya kart borcunu ödememiş kişi sayısı da yüzde 42.4 artışla 1 milyon 218 bin 397’ye yükseldi.

Önceki yıllar da dikkate alındığında ise bireysel kredi veya kredi kartı borcu devam eden kişi sayısı 4 milyon 165 bin 902’ye yükseldi. Ayrıca yine TBB Risk Merkezi verilerine göre Eylül 2022 itibarıyla bireysel kredi kartlarını da içeren bireysel kredilerde tasfiye olunacak alacaklar bir önceki yıla göre yüzde 43 artış ile 32 milyar TL’ye yükseldi.

Raporun tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

İstilacı Balıklar, Akdeniz’de Biyoçeşitliliği Tehdit Ediyor

Akdeniz’e Süveyş kanalı yoluyla Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’ndan Akdeniz’e gelen balık türlerinin yeni yaşam alanlarında yırtıcı tür konumuna gelerek biyoçeşitliliği tehdit ediyor ve yerli türler üzerinde baskı oluşturuyor.

Akdeniz’de en hızlı yayılan istilacı balık türlerinden birisi aslan balığı, Akdeniz’de yayılım gösteren başka bir istilacı balık türü ise balon balığı.

İklim değişikliği ve insan aktivitelerinin denizlerdeki en önemli çıktılarından bir tanesi de Akdeniz’e Süveyş kanalı yoluyla gelen istilacı balık türleri. Özellikle son yıllarda Akdeniz’de yerli olarak bulunmadığı halde deniz suyu sıcaklığının artmasıyla bölge ekosistemine uyum sağlayan bu türler Uluslararası Doğayı Koruma Birliğine göre geldikleri yeni yaşam alanlarında yırtıcı tür konumuna gelerek biyoçeşitliliği tehdit ediyor ve yerli türler üzerinde baskı oluşturuyor.

DW Türkçe’den Sevilay Nur Saraçlar’a konuşan Akdeniz Koruma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Kızılkaya, istilacı türlerin kontrol edilemez artışının ardında iki farklı nedenin olduğunu söylüyor. Kızılkaya, öncelikli olarak Akdeniz’de istilacı balıklar ile rekabet edebilecek balık türü sayısının aşırı avlanma nedeniyle azaldığını belirtiyor:

“Denizlerde balıkçılığa kapalı olan koruma alanlarında Sinarit Orfoz gibi avcı balık sayılarının dengeye ulaştığını görüyoruz dolayısıyla bu alanlarda istilacı ve yerli türlerin popülasyonlarında bir denge sağlanıyor fakat koruma alanları dışında istilacı türlerle rekabet edecek yeterli avcı balık bulunmuyor.”

Diğer yandan ise Akdeniz’deki yerel türlerin Kızıldeniz’in tropikal ikliminde milyonlarca yılda rekabetçi biyolojik mekanizmalar geliştireren istilacı türler karşısında güçsüz kaldıklarını dile getiren Kızılkaya, istilacıların yerli türler karşısındaki durumunu bu yüzyıla ait bir ordunun bundan iki bin sene önceki bir orduyla savaşmasına benzetiyor.

Hangi istilacı balıklar Akdeniz’e geliyor?

Akdeniz’de en hızlı yayılan istilacı balık türlerinden birisi aslan balığı, 2018 ile 2020 yılları arasında av kısıtlamasının olduğu Kıbrıs sularında yüzde 400 artış gösteren bu balık türü avcılık kısıtlamasının bulunmadığı sularda ise yüzde 64 oranında azalma gösterdi. Aslan balığı sayısının artışının ardındaki en önemli nedenlerden biri de bu balığı avlayabilecek neredeyse başka bir balık türünün olmaması.

Akdeniz’de yayılım gösteren başka bir istilacı balık türü ise balon balığı. Aslan balığının aksine balon balığı oldukça zehirli bir tür bu nedenle tüketilmesi tercih edilmiyor. 2020 yılında Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından Akdeniz’de balon balığı sayısının azaltılması için başlatılan balon balığı avlama projesi ile balıkçıların yakaladıkları balon balıklarına karşılık ödeme yapılarak Akdeniz’deki popülasyonları azaltılmaya çalışıldı.

Balon balığını cüzdana dönüştürüyor

Antalya’nın Alanya ilçesinde yaşayan elektrik mühendisi Mehmet Özata proje ile yakalanıp bertaraf edilen bu balıkların nasıl değerlendirilebileceğini balıkların derilerinden ürünler yapmakta bulmuş:

“Balon balığı bir tehlike gördüğünde şişerek normal büyüklüğünün 5-6 katına çıkıyor. Ben de bu balıkların derilerinin sağlam olabileceği düşüncesiyle harekete geçerek derilerin işlenmesi için bir formül geliştirdim. Geliştirdiğim bu formül ile derileri işleyerek ekibimle birlikte çanta, cüzdan ve anahtarlık gibi ürün denemeleri yaptık.”

Balon ve Aslan Balıklarının Yayılım Alanlarının ve Olası Mücadele Yöntemlerinin Araştırılması Projesi (Bayoma) dahilinde Akdeniz su ürünleri Enstitüsü ile çalışan Özata derilerin teminini Enstitü aracılığıyla sağladıklarını belirtiyor.

Balon balıkları ile çalışmanın zahmetli bir iş olduğunu vurgulayan Özata, balıkların yapısındaki zehrin protein yapılı olmaması sebebiyle ekibinin altı ay boyunca balıkların derilerini nasıl yüzebilecekleri üzerinde çalıştıklarını ve devam eden bir yıl da deri işleme formülü üzerinde çalıştıklarını belirtiyor.

Balon balığı derilerini kullanarak yaptığı ürünleri Marasion ismiyle markalaştıran Özata ileride ürünlerin satışlarını yapabileceklerini fakat şimdilik sosyal sorumluluk projeleriyle balon balığı derilerinden ürünler ürettiklerini dile getiriyor.

“Akdeniz Kızıldenizleşiyor”

Türk Deniz Araştırmaları Vakfı başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk, Akdeniz’de binin üzerinde yabancı tür olduğuna dikkat çekiyor. Öztürk bu türlerin 600 kadarının Türkiye sularında bulunduğunu belirtiyor. Her yabancı türün istilacı tür olarak değerlendirilemeyeceğinin altını çizen Öztürk Süveyş kanalı aracılığıyla Akdeniz’e ulaşan bazı türlerin biyoçeşitliliğe tehdit oluşturmadığını fakat denizlerde giderek artan bu yabancı türlerin Akdeniz’i adeta Kızıldeniz’e dönüştürdüğünü ifade ediyor.

Kızıldeniz ve Hint Okyanusundan Akdeniz’e gelen balık türlerinin sayısının artacağına dikkat çeken Öztürk Akdeniz’de biyoçeşitliliğin korunmasında oluşturulacak eylem planlarının önemine dikkat çekiyor.

Lezzetli İstilacılar Projesi

Akdeniz ve Ege bölgesinde yerli balıklar üzerinde av baskısının azaltılması ve sürdürülebilir balıkçılığın desteklenmesi için çalışmalar yürüten Akdeniz Koruma Derneği restoran şefleriyle çalışarak istilacı balıkların restoran menülerine dahil edilmesinde önemli bir rol oynuyor.

Derneğin yönetim kurulu başkanı Zafer Kızılkaya, 2015 yılında Akdeniz’de ilk kez görülmeye başlanan Kılkuyruk mercan balığının ve diğer istilacı balıkların tanıtılması için Lezzetli İstilacılar Projesi kapsamında balık tadım festivali düzenlediklerini belirtti. Bu proje ile kılkuyruk mercan, lokum balığı, paşa barbunu ve sokar balığının tüketiciye tanıtıldığını dile getiren Kızılkaya, tadım festivali sonrasında özellikle kılkuyruk mercan balığına talebin arttığını belirtti.

Derneğin son projesi yeni balıklar ile aslan ve asker balıklarının restoranların menülerine girmesini sağladıklarını ifade eden Kızılkaya, Antalya’nın Kaş ilçesinde pek çok restoranın özellikle aslan balığını müşterilerine sunduğunu söyledi:

“Aslan balığı şimdiye kadar balıkçıların fazlaca yakaladığı fakat istemediği bir balık türüydü bir ekonomik değeri yoktu. Aslan balığının tanıtılması için yaptığımız çalışmalar sonrasında bu balığa olan talep arttı. Artık balıkçılar yeni ağ tasarımları yaparak aslan balığını yakalamayı hedefliyor.”

Paylaşın

Türkiye Varlık Fonu’nun Borcu 2 Trilyon 302 Milyar TL’ye Yükseldi

Türkiye Varlık Fonu’nun 2021 yılına ait denetim raporu TBMM Başkanlığı’na sunuldu. Denetim raporunda, fonun 2019’da 950 milyar TL ve 2020’de 1 trilyon 586 milyar TL olan borcunun yüzde 45 artışla 2 trilyon 302 milyar TL’ye yükseldiği ifade edildi.

Raporda, TVF bünyesindeki kuruluşlara ait denetimlerin, “gizlilik” nedeniyle yeterli düzeyde gerçekleştirilemediği de kaydedildi ve “olumlu görüş” yerine “sınırlı olumlu görüş” bildirildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başında bulunduğu ve kamunun en önemli kuruluşlarını bünyesine alan Türkiye Varlık Fonu’na (TVF) ait denetim raporu, gecikmeli olarak TBMM Başkanlığı’na sunuldu.

Birgün’den Hüseyin Şimşek‘in aktardığına göre, raporda, Halk Bankası, BOTAŞ, PTT, Ziraat Bankası, ÇAYKUR, Türk Şeker gibi kamunun gelir getirici çok sayıda kurumunun bağlı olduğu TVF’nin, her geçen yıl daha çok borçlandığı vurgulandı.

2021 yılına ait denetim raporunda, fonun 2019’da 950 milyar TL ve 2020’de 1 trilyon 586 milyar TL olan borcunun yüzde 45 artışla 2 trilyon 302 milyar TL’ye yükseldiği ifade edildi. Raporda, TVF bünyesindeki kuruluşlara ait denetimlerin, “gizlilik” nedeniyle yeterli düzeyde gerçekleştirilemediği de kaydedildi ve “olumlu görüş” yerine “sınırlı olumlu görüş” bildirildi.

Finans sektörü borcun temel kaynağı

TVF 2021 denetim raporuna göre, borçlanmanın en çok arttığı kalem, “finans sektörü faaliyetlerinden kaynaklanan borçlar” oldu. 2020’de 1 trilyon 367 milyar TL olan bu borç kalemi, ertesi yıl 1 trilyon 955 milyar TL’ye yükseldi. Çok sayıda alım, satım faaliyeti bulunan fonun “ticari borç”ları ise 29 milyar TL’den 80 milyar TL’ye yükseldi.

TCMB’de sermaye 111 milyar TL azaldı

TVF’ye bağlı kuruluşların ve alt işletmelerinin Merkez Bankası (TCMB) hesaplarında bulunan sermayelerindeki erime de raporda vurgulanan hususlar arasında yer aldı. Buna göre, Merkez Bankası’nda 2020’de 38 milyar TL tutarında eriyen fon sermayesi, 2021’de 111 milyar TL birden eksildi. Fonun 2020’de 63 milyar TL olan faiz gideri ise bir yıl sonra 125 milyar TL’ye yükseldi.

İşletme faaliyetlerinden kaynaklanan nakit giriş ve çıkışı kaleminde de dikkati çekici değişimler ortaya çıktı. Rapora göre, 2020’de işletme faaliyetleri sayesinde 10 milyar TL gelir elde eden fon, 2021’de aynı işlemler nedeniyle 161 milyon TL zarar etti.

Kredi zarar karşılığı 7 milyar TL’ye dayandı

Önemli kamu bankalarını bünyesinde bulunduran fonun, bir yıllık “beklenen kredi zarar karşılığı” da arttı. 2020 yılı için 6 milyar 89 milyon TL olarak belirlenen kredi zarar karşılığı, 2021’de 6 milyar 856 milyon TL’ye yükseldi.

Fona bağlı finans kuruluşlarının, “faiz, prim, komisyon ve diğer giderleri” kalemindeki tutarlar da raporda yer aldı. 2021’de bu giderlerin tümü 184 milyar TL olarak hesaplandı. Öne çıkan harcamalar arasından, mevduata ödenen faiz 83 milyar TL, para piyasası işlemlerine ödenen faiz 35 milyar TL, ticari zarar 18 milyar TL, kredilere ödenen faiz 1 milyar 891 milyon TL, verilen ücret ve komisyonlar 3 milyar 977 milyon TL oldu.

Milyarların akıbeti öğrenilemedi

Bağımsız denetim sonucunda TVF’ye “olumlu görüş” yerine “sınırlı olumlu görüş” verildi. Raporda bu durumun gerekçeleri şöyle sıralandı:

Bağlı ortaklığı Turkish Energy Company (TEC)’e ait finansal tablolar gizlilik unsuru taşıması sebebiyle bağımsız denetimden geçmemiştir. 2 milyar 448 milyon TL tutarında net zarara ilişkin herhangi bir denetim kanıtı elde edilememiştir.

BOTAŞ’ın 4 milyar 439 milyon TL tutarındaki ‘ilişkili olmayan taraflardan uzun vadeli diğer alacakları’ üzerinde, gizlilik unsuru taşıması sebebiyle, tarafımızca yeterli ve uygun denetim kanıtı elde edilememiştir.

PTT’nin 31 Aralık 2021 tarihi itibarıyla devam etmekte olan hukuki davalarının önemli bir bölümüne ilişkin ilgili dava karşılığının tamlığına yönelik yeterli ve uygun denetim kanıtı elde edilememiştir. Ayrıca PTT’nin konsolide finansal tablolarda yer alan 154 milyon TL, 3 milyar 886 milyon TL ve 1 milyar 365 milyon TL tutarlarındaki sırasıyla ticari alacaklar, ticari borçlar ve hasılat tutarlarına ilişkin yeterli ve uygun denetim kanıtları elde edilememiştir.

Türk Şeker ve Türk Tarım’ın mali tabloları bağımsız denetimden geçmemiştir.

ABD New York Güney Bölge Mahkemesi nezdinde İran yaptırımlarının ihlal edilmesi ile ilgili Halk Bankası’na açılan ceza ve hukuk davalarına ilişkin herhangi bir ceza, tazminat, yaptırım veya önlem uygulanmadığını belirtmiş ve finansal durum tablosunda buna ilişkin herhangi bir karşılık ayırmamıştır. Davalar sonucunda Halk Bankası’nın finansal durumunu olumsuz yönde etkileyebilecek bir karar alınması konusu belirsizliğini korumaktadır.

Paylaşın

ABD’den Güney Kore’ye Bombardıman Uçakları Gönderme Kararı

Uzak Doğu’da gerilim tırmanıyor… Güney Kore’nin ABD’den bölgedeki stratejik varlığını arttırmasını istemesinin ardından, ABD Hava Kuvvetleri ortak askeri tatbikat kapsamında Güney Kore’ye B-1B stratejik bombardıman uçakları gönderme kararı aldı. 

Kararın Kuzey Kore’nin yaptığı çok sayıdaki füze denemesinin ardından gelmesi dikkat çekti.

Yonhap News haber ajansının haberine göre, ABD ve Güney Kore’nin ortaklaşa gerçekleştirdikleri “Açıkgöz Fırtına” isimli hava tatbikatı Kuzey Kore’nin provokatif füze denemelerinin ardından bir gün uzatıldı. Pazartesi günü başlayan tatbikatın bugün de devam edeceği açıklandı.

Bu çerçevede ABD’nin, 2017 yılından bu yana ilk kez Güney Kore’ye B-1B stratejik bombardıman uçakları gönderme kararı aldığı belirtiliyor. ABD’nin 4 adet B-1B stratejik bombardıman uçağını Ekim ayının sonlarından buy ana Guam’da beklettiği biliniyor.

Kuzey Kore’nin son dönemdeki askeri faaliyetleri sonrasında Güney Kore, ABD’den bölgedeki stratejik varlığını arttırmasını istemişti. Uzun menzilli B-1B bombardıman uçaklarının da bu kapsamda bölgeye gönderileceği ifade ediliyor.

Basında yer alan haberlere rağmen stratejik bombardıman uçaklarının Güney Kore’ye gönderilmesine dair ABD ve Güney Koreli yetkililer soruları yanıtsız bıraktı. Ancak Perşembe günü Washington’da ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin’le biraraya gelen Güney Kore Savunma Bakanı Lee Jong-sup, ABD’nin bölgeye stratejik kuvvetlerini kaydırması konusunda fikir birliği içerisinde olduklarını söylemişti.

Öte yandan ABD yönetiminin Kuzey Kore’nin Rusya’ya gizlice silah temin ettiğine dair elinde bilgi olduğunu açıklamasının ardından Kuzey Kore’den yola çıkan ve yükü belirsiz olan bir trenin Rusya sınırından giriş yaptığı belirtildi.

Kuzey Kore’den Rusya’ya gizemli yük treni

38 Kuzey Projesi adlı Kuzey Kore konusunda çalışmalar yaşan Washington merkezli bir düşünce kuruluşu da söz konusu trene ait uydu fotoğraflarını yayımladı.

Düşünce kuruluşu uzun yıllar sonra iki ülke arasında bu şekilde bir tren geçişi yaşandığına dikkat çekerken Rusya silah taşındığı iddialarını reddetti ve trenin Kuzey Kore’den Rusya’ya at getirdiğini öne sürdü.

38 Kuzey isimli düşünce kuruluşu tarafından yapılan değerlendirmede, sadece uydu fotoğraflarıyla taşınan yükün ne olduğuna dair kesin bir değerlendirme yapılamayacağına dikkat çekilirken yıllar sonra bu rota üzerinde bir yük treninin faaliyet göstermesinin zamanlamasına vurgu yapıldı. Özellikle Kuzey Kore ve Rusya arasında silah alışverişi yapıldığına iddialarının olduğu bir döneme denk gelmesinin dikkat çekici olduğu ifade edildi.

Sabah saatlerinde Kuzey Kore tarafında görülen bir lokomotif ve 3 kapalı vagondan oluşan trenin öğleden sonra sınırın Rusya tarafında görüntülendiği belirtiliyor. Sınırın iki kilometre içerisine geçen trenin yanına daha sonra transfer için olduğu sanılan başka bir trene ait vagonların çekildiği görülüyor.

Beyaz Saray’dan Çarşamba günü yapılan açıklamada, Kuzey Kore’nin gizlice Rusya’ya çok sayıda top mermisi gönderdiğine dair bir bilgiye sahip olunduğu ifade edilmişti.

Kuzey Kore yönetimi de Eylül ayında yaptığı bir açıklamada, Rusya’ya silah ve mühimmat temin edildiği iddialarını reddetmişti. Rusya resmi Veterinerlik Dairesi’yse son olarak yaptığı açıklamada, söz konusu trenle Kuzey Kore’den Rusya’ya 30 adet at getirildiğini iddia etti.

Paylaşın

Abdullah Gül’e Yakın Kaynak: Gül’ü Adaylık İçin Arayan Olmadı

Türkiye, yavaş yavaş seçim sürecine girerken, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa ortak cumhurbaşkanı adayı için özel bir ekip kurmayı planlıyor.

Ekip ortak aday için kamuoyu anketlerinin de içinde yer alacağı çalışmalar yapacak, adayın kim olacağına ilişkin çalışma yürütecek. Ortak aday konusunda ismi yeniden gündeme gelen Abdullah Gül’e yakın bir kaynaksa, “Kendisinin bu konuda herhangi bir teması, herhangi bir görüşmesi yok. Ama 2018’de sağlanamayan mutabakat sağlanabilirse, Abdullah Bey’in de birtakım şartları olur. Tek aday olmak ister” dedi.

Altılı masa 14 Kasım Pazartesi günü DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın ev sahipliğinde sekizinci kez toplanacak. Masanın gündeminde, ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Geçiş Sürecinin Yol Haritası’ ve ‘önemli temel politika alanları için kurulan ortak çalışma grubunun’ yaptıkları çalışmalar yer alacak. Toplantıdan bu alışmaların kamuoyu ile paylaşılmasına dair bir karar çıkması bekleniyor.

Milliyet’ten Mehtap Gökdemir’in haberine göre, Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş’ın altılı masaya ve Millet İttifakı’na katılma talebinin de masada olacağı 14 Kasım toplantısına ilişkin parti kurmayları, “Ortak aday konusundan önce geçiş sürecinin yol haritası, temel konulardaki ortak söylemin kararlaştırılması benimsenmişti. Bu iki başlıkta anlaşma sağlandıktan sonra aday konusu gündeme gelecek. Adayın kim olacağına ilişkin çalışma yürütülecek. 14’ünde geçiş sürecinin yol haritasıyla ilişkin somut bir açıklama yapılırsa, ‘şu şartlarda anlaştık’ denilirse bilin ki bir ay sonra adayın kim olduğu da açıklanabilir” ifadelerini kullandılar.

Kaynaklar, liderlerin sekizinci toplantısında 14 Kasım’daki toplantıda geçiş sürecinin yol haritası ve ortak söylem konusunda uzlaşma sağlanması durumunda, ortak aday çıkarma konusunun da ele alınabileceğini belirtiyor.

Ortak aday kararının netleşmesinin akabinde de bu konuda özel bir çalışma ekibinin kurulabileceğine işaret eden kaynaklar, kurulacak ekibin gerekirse kamuoyu anketlerinin de içinde yer alacağı bir ön çalışma yürüteceğini, ekipte mevcut altı partiden temsilcilerin yer alacağını aktarırken, “Ekip doğrudan adayın kim olacağı için çalışma yürütecek. Bütün partilerin en güvendiği anket firmaları belirlendikten sonra, bu firmaların yaptıkları anketlerden çıkan isimlerin ortalamasına bakılacak. Ancak sadece anket sonuçlarına bakılarak aday belirlenmez. Anketlerin bu konudaki etkisi yüzde 20 olur. Anket sonuçlarının yanısıra adı geçen isimlerin geçmişte ne yaptığı, diğer partilerden oy alıp alamayacağına da bakılır” görüşünü dile getirdiler.

‘Herhangi bir teması, herhangi bir görüşmesi yok’

Ortak aday konusunda son dönemde kulislerde ismi yeniden gündeme gelen 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün durumuna ilişkin ise altılı masa kurmayları, kendisiyle bu anlamda bir görüşme ve temas yapılmadığını söyleyerek, “Öncelik altılı masadan bir ismin aday olarak çıkması. Çıkmazsa, dışarıdan bir isim konuşulur ama altılı masada uygun isimler var” değerlendirmesini yaptılar.

Gül’e yakın bir kaynak ise “Kendisinin bu konuda herhangi bir teması, herhangi bir görüşmesi yok. Kendisinin dışında gelişen bir durum söz konusu. Abdullah Bey’den bağımsız gelişiyor” ifadesini kullandı. Gül’ün altılı masanın ortak adayı olma ihtimali için ‘o biraz zayıf bir ihtimal gibi duruyor’ görüşünü dile getiren aynı kaynak, “Ama 2018’de sağlanamayan mutabakat sağlanabilirse, Abdullah Bey’in de birtakım şartları olur. Tek aday olmak ister” dedi.

Paylaşın