‘HDP Kapatma Davası’nda Sözlü Savunma Süreci Başlıyor

HDP’nin hukukçu milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki, geçmişte HDP’yi doğrudan hedef gösteren Muhterem İnce’nin bugün kapatma davası için oy kullanacak olmasının mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesine aykırı olduğunu kaydetti.

HDP daha önce de eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İrfan Fidan hakkında AYM’ye reddi hâkim talebinde bulunmuştu. Dilekçede, hakkında siyasi yasak istenenlerle ilgili 26 soruşturmada Fidan’ın imzası olduğu belirtilmişti. Ancak AYM heyeti, talebi reddetmişti.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) hakkında açılan kapatma davasında kritik bir sürece girildi. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), partiye verdiği ek savunma süresi 25 Kasım’da dolacak. AYM, artık “sözlü savunma” aşamasına geçecek.

Ancak bu süreçte Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilen eski İçişleri Bakan Yardımcısı Muhterem İnce’nin HDP’yi terörle ilişkilendiren paylaşımları ortaya çıktı. HDP, bu nedenle İnce hakkında “reddi hâkim” talebinde bulunup bulunmamayı değerlendirmeye aldı.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HDP hakkında açtığı kapatma davasında yargılama, iddianamenin 21 Haziran 2021’de Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilmesiyle başlamıştı. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Başsavcılığı tarafından dava dosyasına sunulan ek delillere ilişkin partiye savunma için 26 Ekim’de 30 gün ek süre vermişti. Bu sürenin dolacağı 25 Kasım’da HDP’nin ek savunmayı AYM’ye sunacağı öğrenildi.

Sözlü savunma süreci başlıyor

Böylece HDP kapatma davasındaki “ön savunma” aşaması tamamlanarak, sözlü yargılama aşamasına geçilecek. AYM tarafından belirlenecek bir tarihte yapılacak duruşmada Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin iddialarını bu kez sözlü olarak dile getirecek. HDP yöneticileri ile siyasi yasak istenen partinin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş gibi isimler ise sözlü savunma yapacak.

Sözlü savunmadan sonra kapatma talebi görüşülecek

Bütün sürecin ardından AYM Başraportörü, davaya ilişkin bilgi ve belgeleri inceleyerek esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Raporun, Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılmasının ardından Başkan Zühtü Arslan toplantı için bir gün belirleyecek. Üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.

AYM üyesi İnce’den tartışmalı HDP paylaşımları

HDP için kapatma kararı çıkması için 15 üyeden 10’nun oyu yetecek. Bu nedenle AYM’deki dengeler belirleyici olacak. AYM’de Başkan Zühtü Arslan’ın arasında bulunduğu 5 üyenin “muhalif” olduğu biliniyor. İrfan Fidan’ın arasında bulunduğu 9 üye ise genellikle hak ihlali karşıtı kararlara imza atıyor.

İçişleri Bakan Yardımcısı olarak görev yaparken Sayıştay Üyeliği’ne seçilen ve kısa sürede buradan TBMM tarafından AYM üyeliğine atanan Muhterem İnce’nin ise henüz AYM kararlarındaki duruşu netleşmedi. Bu nedenle İnce’nin HDP kapatma davasındaki oy tercihi sonuca etkili olacak.

Ancak Muhterem İnce’nin geçmişte HDP aleyhinde bazı paylaşımları ortaya çıktı. İçişleri Bakan Yardımcılığı yaptığı dönemde Süleyman Soylu’nun bir konuşmasını Twitter’da paylaşan Muhterem İnce, 21 Şubat 2021 tarihinde HDP’yi “terörist kargoculuğu yayıp, dağa adam kaçırmakla” suçladı. İnce, “Terörist kargoculuğu yapıp dağa adam kaçıran HDP milletvekili ve yardakçıları zarar ve ziyandan öte geçemeyen zavallılardır. Diyarbakır Annelerinin acılarının sorumlusu işte bunlardır” diye yazdı.

İnce’nin bir diğer paylaşımı ise HDP’li belediyelerin “terörden arındırıldığı” şeklinde oldu. 18 Kasım 2020’de kayyım tarafından yönetilen Batman Belediyesi’ni ziyaret eden Muhterem İnce, buna ilişkin “Terörden arındırılan belediyeler. 1 yıl görevde kalan HDP’li Batman Belediye Başkanı 150 Milyon TL ilave borç bıraktı. Bu süreçte vatandaşa sunduğu hizmet sayısı: 0. 7 aydır görevde olan Belediye Başkan Vekilimiz hem borç ödedi hem de hizmet üretti. Teröre değil millete hizmet” paylaşımını yaptı.

İhsas-ı rey tartışması

İnce’nin HDP’yi terörle ilişkilendiren paylaşımları ise bir davada tarafını önceden belli etme anlamına gelen “ihsas-ı rey” tartışmasına neden oldu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede HDP, PKK’nın siyasi uzantısı olmakla suçlanıyordu. HDP’nin “PKK’yı açıkça desteklemekten öteye geçerek onun bir organı gibi faaliyette bulunduğu” öne sürülen iddianamede, “Aslında HDP ile PKK-KCK arasında bir fark yoktur” denilmişti.

HDP reddi hâkim talebini değerlendirecek

Alınan bilgiye göre HDP, Muhterem İnce hakkında reddi hâkim talebinde bulunmak için söz konusu paylaşımları gündemine aldı. Anayasa Mahkemesi üyeleri, olası bir başvuruda talebi kabul ederse, Muhterem İnce oymalara katılamayacak.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’a konuşan HDP’nin hukukçu milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki, geçmişte HDP’yi doğrudan hedef gösteren bir kişinin bugün kapatma davası için oy kullanacak olmasının mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesine aykırı olduğunu kaydetti.

HDP daha önce de eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İrfan Fidan hakkında AYM’ye reddi hâkim talebinde bulunmuştu. Dilekçede, hakkında siyasi yasak istenenlerle ilgili 26 soruşturmada Fidan’ın imzası olduğu belirtilmişti. Ancak AYM heyeti, talebi reddetmişti.

Paylaşın

OECD’den Dikkat Çeken Rapor: Küresel Yavaşlama En Çok Avrupa’yı Vuracak

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın (OECD) “Krizle Yüzleşmek” adıyla yayınladığı Kasım 2022, 3. çeyrek dilim, Ekonomik Görünüm Raporu’nda küresel ekonomik yavaşlamadan en çok Avrupa’nın etkileneceğini, enflasyonla mücadelenin bir numaralı öncelik olması gerektiğinin altını çizdi.

Raporda, Türkiye’nin 2022’deki büyüme hızı 5,4’ten 5,3’e çekilirken, yüzde 3 olarak belirlenen 2023 büyüme oranı korundu. Türkiye ekonomisinin, 2024 yılında yüzde 3,4 büyüyeceği öngörüldü.

OECD raporunda Türkiye’deki enflayonun bu yıl sonunda yüzde 73,2 olması tahmin ediliyor. OECD, 2023’te enflasyon oranı gerilese bile yüksek seyretmeye devam edeceğini de tespit ediyor. Buna göre OECD, enflasyonun 2023’te yüzde 44,6’ya; 2024 yılında da yüzde 42’ye gerileyeceğini öngörüyor.

Türkiye 2022 için yüzde 10,7 olan işsizlik oranı beklentisinin, 2023’te yüzde 10,3; 2024’te ise 10 olacağı tahmini yapıldı. Başka bir deyişle, işssizlik oranı önümüzdeki 3 yıl boyunca yüzde 10’un üzerinde seyretmeye devam ediyor.

OECD Raporunda, tüm dünya merkez bankaları, ekonomide resesyon riskini göze alarak faiz arTtırımına giderken, büyüme politikasını ön plana koyan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na (TCMB), faizleri yükseltmesi tavsiyesinde de bulunuyor.

OECD’ye göre küresel ekonomik büyüme hızı, bu yılki büyüme hızı olan yüzde 3,1’den yüzde 2,2’ye gerileyecek. 2024’teyse küresel ekonomik büyüme hızının yüzde 2,7’ye çıkması bekleniyor.

OECD Genel Sekreteri Mathias Cormann, teşkilatın son Ekonomik Görünüm raporunu sunduğu basın toplantısında, “Bir resesyon öngörmüyoruz, ancak kesinlikle bir zayıflama dönemi olacağını tahmin ediyoruz” şeklinde konuştu.

OECD, küresel ekonomik yavaşlamanın ülke ekonomilerini eşit olarak etkilemediğini, ancak Rusya’nın Ukrayna’da yürüttüğü savaşın iş faaliyetlerine darbe indirmesi ve enerji maliyetlerini arttırması nedeniyle yavaşlamadan en çok Avrupa’nın etkilendiğini kaydetti.

19 ülkenin bulunduğu Euro Bölgesi’nde ekonominin bu yıl yüzde 3,3 büyüyüp, 2023’ye büyümenin binde 5’e gerileyeceğini tahmin eden OECD, 2024 yılındaysa Euro Bölgesi’ndeki büyümenin yüzde 1,4 olacağı öngörüsünde bulundu. OECD, Eylül ayındaki tahminlerindeyse bu yılki büyümenin yüzde 3,1, 2023’teki büyümeninse binde 3 olacağını açıklamıştı.

OECD, Avrupa ekonomisinin lokomotifi sayılan Almanya’nın önümüzdeki yıl binde 3 oranında küçüleceği tahmininde bulunuyor. Ekonomisi sanayi ağırlıklı olan Almanya, Rus enerjisine bağımlı bir ülke. OECD’nin Eylül ayı tahminindeyse Alman ekonomisindeki daralmanın 2023’te binde 7 oranında olacağı kaydedilmişti.

Rus doğalgaz ve petrolüne Almanya’ya kıyasla daha az bağımlı olan Fransa’nın ise 2023’te binde 6 oranında büyümesi bekleniyor. İtalya’nın önümüzdeki yılki büyüme tahmininin binde 2 olması, bazı çeyreklerde İtalyan ekonomisinde daralma yaşanabileceğine işaret ediyor.

Euro Bölgesi dışındaysa yükselen faiz oranları, hızla artan enflasyon ve zayıf güven nedeniyle İngiliz ekonomisinin önümüzdeki yıl binde 4 oranında daralacağı öngörülüyor. OECD, daha önceyse İngiliz ekonomisinde binde 2 oranında büyüme olacağını tahmin etmişti.

Amerikan ekonomisinin durumununsa nispeten daha iyi olacağı öngörüsü var. Büyümenin bu yılki oran olan yüzde 1,8’den 2023’te binde 5’e ineceği tahmin edilirken Amerikan ekonomisinin 2024’te yüzde 1 oranında büyüyeceği düşünülüyor. OECD, daha önceki tahmininde, dünyanın en büyük ekonomisi olan Amerikan ekonomisinin bu yıl sadece yüzde 1,5 oranında büyüyeceğini, 2023 tahmininin de aynı kalacağını bildirmişti.

OECD üyesi olmayan Çin ise 2023’te büyüme görecek ender ekonomilerden biri olarak değerlendiriliyor. Çin ekonomisindeki büyümenin bu yılki oran olan yüzde 3,3’ten 2023 yılında yüzde 4,6’ya çıkması, 2024’te de yüzde 4,1 olarak gerçekleşmesi bekleniyor.

Daha sıkı para politikalarının devreye girmesi ve enerji fiyatlarındaki baskıların azalmasıyla birlikte OECD ülkeleri genelinde enflasyonun bu yıl yüzde 9’dan 2024’te yüzde 5,1’e gerilemesi de bir başka beklenti.

OECD Genel Sekreteri Mathias Cormann, “Para politikaları konusunda en gelişmiş ülkelerde ve çok sayıda gelişmekte olan ekonomide enflasyon beklentilerini sabitlemek için daha fazla sıkılaşma gerekiyor” dedi.

(Kaynak: Reuters)

Paylaşın

HDP’li Pervin Buldan: Sorunların Çözümü Diyalog Ve Müzakerelerdir

“Kaybedeceğini gören AKP-MHP ittifakı siyasi ömrünü uzatmak için seçim kampanyasını savaş politikalarıyla başlatmış durumda” ifadelerini kullanan Buldan, “Bu savaş politikalarına derhal son verin. Sorunların çözümü diyalog ve müzakerelerdir” dedi ve ekledi:

“Demokratik ve barışçıl adımlardadır. Çatışma ve şiddet politikasıyla bugüne değin çözülebilen tek bir sorun olmadığını biliyoruz. Bu yanlıştan bir an önce vazgeçilmelidir”.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin grup toplantısında konuştu. Buldan’ın açıklamasından satırbaşları şöyle:

“Ne yazık ki savaş can almaya devam ediyor. Antep’in Karkamış ilçesini başta olmak üzere hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı ve sabır diliyorum. Yaralılar için acil şifalar diliyorum. Tüm kayıpların acısını yüreğimizde en derinden hissettiğimizi özellikle ifade etmek istiyorum.

Her zaman söylediğimiz gibi; savaş, en büyük yıkımdır, en büyük felakettir ve acıların en talihsizi savaşlarda yaşanır.

İktidarların bekası için canları ve yaşamı hiçe sayan AKP-MHP savaş zihniyetini herkes görmelidir. Kaybedeceğini gören AKP-MHP ittifakı siyasi ömrünü uzatmak için seçim kampanyasını savaş politikalarıyla başlatmış durumda.

Kuzey ve doğu Suriye sivil yerleşim bölgelerine yönelik olarak gerçekleştirilen hava operasyonu ve saldırıların hemen öncesinde Taksim’de yaşanan karanlık patlama kesinlikle tesadüf değildir. Ortada elbette ki aydınlatılması gereken yığınla soru işareti vardır ve bu karanlığı açıklığa kavuşturmak yerine savaş siyasetine sarılan iktidara çok net bir şekilde söylemek isterim ki oyunlar tutmayacaktır.

AKP-MHP iktidarı iddia ettiği gibi Kuzeydoğu Suriye’deki demokratik yönetim modeli Türkiye için bir tehdit değildir. Halkların ortak geleceği açısından asıl tehlike AKP-MHP’nin dayattığı savaş politikalarıdır. Buradan açık bir şekilde söylemek istiyorum; kuzey ve doğu Suriye halklarına, Kürt halkına, kadınlara yaşattığınız bu savaştan ve yıkımdan size asla bir iktidar çıkmayacaktır.

Bu savaş politikalarına derhal son verin. Sorunların çözümü diyalog ve müzakerelerdir. Demokratik ve barışçıl adımlardadır. Çatışma ve şiddet politikasıyla bugüne değin çözülebilen tek bir sorun olmadığını biliyoruz. Bu yanlıştan bir an önce vazgeçilmelidir.

Suriye halkları üzerinden elinizi çekin, Kuzeydoğu Suriye’den elinizi çekin.

Buradan savaş politikalarına sessiz kalanlara ve de alkış tutanlara diyorum ki seçim öncesi sahneye konulan bu büyük oyunu hepinizin görmesi gerekiyor. Bu oyunun bir parçası değil, hep birlikte karşısında olalım.

Demokratik, ortak bir geleceğin inşası için gücümüzü ve irademizi mutlaka ama mutlaka birleştirelim. HDP; savaşlar, çatışmalar ve şiddetler karşısında üzerine düşeni yerine getirmeye hazırdır.

“Ortak bir kadın mücadelesi var”

Sokaklardan cezaevilerine varıncaya kadar siyasi şiddetin en ağır hali uygulanmaktadır. İstanbul Sözleşmesi’ni kaldıran da, kadın kurumlarını kapatan da, kadın katillerini serbest bırakan da bu iktidardır.

Çok uluslu erkek rejimlerin küresel tahribatına karşı sistemlere meydan okuyan ortak bir kadın mücadelesi var. Arjantin, Meksika, Tunus, Afganistan, Türkiye, İran’da kadınlar, kadın düşmanı bu yönetimlere karşı mücadele etmektedir ve yeni yaşamın kapısını aralamaktadır.

Bütçe görüşmelerinde içinde kadının adı dahi geçmiyor, şerhimizi koyacağız. Erkeklerin savaş bütçesine karşı, toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçe istediğimizi ifade edeceğiz. Savaşa kepçeyle yatırım yapanlar, topluma, en çok da kadına bir damlayı reva görmektedir. Yüz kadından sadece 18’i kayıtlı ve tam zamanlı çalışıyor.

Tarımdaki kadınların neredeyse tamamı kayıt dışı ve güvencesiz çalışıyor. Güvencesizlik kadınlar için bir rejim haline getirilmiştir. Farklı cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine sahip olanlar da yaşamın her alanında şiddete maruz kalıyorlar. Hiçbir kesimin hakları, bu iktidarın insafına tabi değildir. Kimsenin yaşam biçimini tehdit edemezler, biz buna izin vermeyeceğiz.

“2023 seçimlerine kadınlar damga vuracak”

Bu ülkenin ekonomik düzeyini yalan kurumunuz olan TÜİK’inizin sahte milli gelir rakamları değil, kişi başına düşen sefalet belirler. Bir ülke, yurttaşının insan onuruna yaraşır gelir dağılımını sağladığında sosyal devlet niteliğine sahip olur. Gerisi halkın cebinden yapılan soygundur. Bu kara tablo sizi endişelendirmesin, çıkış yolu mümkündür.

Bütçe çalışmalarımızda ortaya koyduğumuz ekonomi politikalarımız, seçimden sonra yaşama geçsin diye mücadele edeceğiz. Bütün yurttaşların temel ekonomik ihtiyaçları güvence altına alınacak. Eşit işe eşit ücret sağlayacağız. Kadının görünmeyen emeğini güvence altına alacağız. Kadın yoksulluğunu ve yoksunluğunu sonlandıracak ekonomik tedbirleri HDP olarak alacağız. Sağlık, eğitim, barınma, ulaşım her alanda kadınlar için pozitif ayrımcı bir ekonomik programı hayata geçireceğiz.

2023 seçimlerine damgayı biz kadınlar vuracağız. Biz kadınlar, kendimizi seçeceğiz. Biz kadınlar, bizi yönetecek olanları seçecek.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Krizi Bitirecek Bir Vizyon Açıklayacağız

3 Aralık’ta “yeni bir vizyon” açıklayacaklarını duyuran CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Emin olun çok güzel şeyler açıklayacağız. Sonsuza kadar krizi bitirecek bir vizyon açıklayacağız” dedi. Kılıçdaroğlu, ABD ve İngiltere’ye de bu nedenle gittiğini söyledi.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:

“Siyasetin kör kuyusuna ülkeyi sokamazsınız. Soktuğunuz andan itibaren kavga ortamına toplumu ittiğiniz zaman o toplumda huzur bırakamazsınız. İnsanların düşünceleri farklı olabilir. Boşuna mı demiş atalarımız akıl akıldan üstündür diye. Oturalım, konuşalım. Konuşamayan, dertleşemeyen bir Türkiye var. Geçmişte iktidar partisine veya MHP’ye oy veren vatandaşlarım olabilir. Bir şey söylüyorum o kardeşlerime. Türkiye’nin bu gidişinden siz de huzursuzluk duyuyorsanız sandığa gidince oyunuzun rengini değiştirmek zorundasınız.

Terör belası. Bu coğrafyadan terörden en büyük acıları yaşayan Türkiye’dir. Türkiye’yi bu girdaptan çıkarmak zorundayız. Terör bir insanlık suçudur bunu tüm dünyaya anlatmak zorundayız. Terörün sağı solu yoktur. Terör acaba ne kazanırım, nasıl lehime çevirebilirim diye iç politika malzemesi olamaz. Terör bir insanlık suçuysa ve hepimiz insana saygı duyuyorsak o zaman terör konusunda birlikte olmak zorundayız.

Hangi amacı taşırsa taşısın hep birlikte karşı çıkmak zorundayız. Kısır tartışmalarla terörün yanındaymış, karşısındaymış gibi bir algı yaratmanın Türkiye’ye hiçbir faydası yoktur. Terör örgütlerinin ekmeğine yağ sürersiniz. Biz CHP’yiz. Biz halkın partisiyiz. Biz ülkemizi yeniden inşa etmek istiyoruz. Terörden uzak bir Türkiye olsun istiyoruz. Her terör olayından sonra çekişme, kavga olmasın istiyoruz.

Taksim’deki bombalı saldırıya tepki

Bombalar patlatıldı. İnsanlar hayatlarını kaybettiler. Güvenlik güçlerine teşekkür ediyoruz hemen yakaladılar ama asıl sorulması gereken soruyu daha sormadık. Bu terörist sınırdan nasıl geçti? Kim geçirdi bunu sınırdan? Nasıl oluyor Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırları yol geçen hanına dönebiliyor? Siz bu soruyu kendinize sormazsanız ve sınırda gerekli önlemleri almazsanız teröristlere kapıyı aralamış olursunuz. Ben bunu söylediğimde kızıyorlar. Akılcı bir şey söylüyorum. Bu topraklarda terör olmasın diye bağırıyorum, çağırıyorum. Sınırları neden kontrol etmiyorsunuz? Kim izin verdi bu teröristlere? Pek çok uyuyan hücrenin olduğu yazılıyor. Yani teröristler aramızda geziyor. Biz bunu söylediğimizde ‘ayakkabı numaralarına kadar biliyoruz’ diyor. Biliyorsan bu nasıl oldu arkadaş? Benim bunu bilmeye hakkım var.

Süleyman Soylu’ya zor sorular

Önlem alacaksınız. Siz terörle mücadele ettiniz biz karşı mı çıktık? Bir insanlık belası var ciddi önlemler alın diyoruz. Terörist dediğiniz sadece bir yönüyle değil. Uyuşturucu teröristleri de var aramızda. Yüz binleri zehirliyorlar. Onların teröristten ne farkları var? Nasıl oluyor da tonlarca uyuşturucu ülkeye giriyor? Bunu soruyorum, kızıyorlar. Devleti yöneten birisi uyuşturucu baronlarıyla fotoğraf çektirir mi? Kızıyorlar, hakaret ediyorlar. Biz doğruyu söylüyoruz. Teröristten ne farkı var bunların? Ellerini kollarını sallayarak geziyorlar.

Türkiye öyle bir noktaya geldi ki uyuşturucu baronlarının, mafya liderlerinin hesaplaştığı bir ülkeye döndü. Birbirlerini öldürüyorlar. Böyle bir Türkiye’yi kabul etmiyoruz. Terör dediğiniz bir tane değil. Türkiye’yi zehirliyorlar. Her birimizin sorumluluğu var. Terör konusunda birbirimizi suçlamamız değil akılcı politikalar üretmemiz lazım. Bugüne kadar doğru dürüst akılcı politikalar üretilmedi. Son 20 yıla bakın. Rahmetli Ecevit iktidarı teslim ettiğinde terör bitmişti zaten nasıl oldu da bu kadar yeniden dallandı budaklandı? Oturup bunu devleti yönetenlerin düşünmesi lazım.

Karkamış’a roketli saldırı

Bu iş oy işi değil, öyle bakarsanız bu işi çözemezsiniz. O kadar büyük açmazlarla karşı karşıyayız ki çözülmesi lazım bunun. Birisi bir devleti suçlarken açıkça öbürü aynı devletin başkanını karşılıyor, taziyesini kabul ediyor. Nasıl bir anlayış bu? Devlet böyle yönetilmez. Beş yaşındaki çocuk sınırlarımızın ötesinden atılan bir roketle hayatını kaybediyorsa o çocuğun vebali bu devleti yönetenlerin omuzlarındadır. Annesinin babasının yaşadığı dramı kendi vicdanlarında ölçüp tartmazlarsa bu sorunu çözemezler.

Hepimiz kentlerde yaşıyoruz, kırsalda yaşayan nüfus çok azaldı. Bizler de doğanın bir parçasıyız aslında. Siz kentin yeşil alanlarını beton ormanına döndürürseniz bu olmaz. İstanbul’da Kemerköy’de büyük bir alanı imara açıyorsunuz. İstanbul’dan hâlâ intikam almaktan vazgeçmediniz mi? Ranttan hâlâ vazgeçmediniz mi? Az kaldı iktidar olduğumuzda ben onlara göstereceğim.

Bir şehirde yaşamanın yolu o şehirde huzur içinde olmaktır. Karnım doymalı, gezmeliyim o kenti. Çocuklar salıncakta sallanabilmeli. Nerede yeşil var hemen orayı imara açıyorlar. Bırakmışlar sorunları 3-5 kişi kazanacak diye bunun hesabını yapıyor. O 3-5 kişinin de Allah belasını versin. Ağaca kıymayın. Değiştireceğiz.

3 Aralık’ı işaret etti

ABD’ye, İngiltere’ye gittim. Havuz medyası fırsatlar aradılar nasıl karalarız diye. Uğraştılar, didindiler bir kara propaganda mekanizmasi oluşturdular. Onlar ne yapabiliriz, nasıl gölgeleyebiliriz anlayışı içindeydiler. Bizim partililer de merak etti genel başkanımız niye gitti diye. Onların yaptığı korkudan, bizim yaptığımız meraktandı. 3 Aralık’a kadar sabredin. 3 Aralık’ta yeni bir vizyonu açıklayacağız.

Türkiye’nin tarihine şöyle bir bakın. Ortalama 7 yılda bir kriz olur. Bazen çok derin ve bu krizlerden bir avuç insan çok faydalanır. Milyonlar bu kriz nedeniyle büyük mağduriyetler yaşar. Türkiye’yi artık bu kriz zincirinden kurtarmamız lazım. Emin olun çok güzel şeyler açıklayacağız. Sonsuza kadar krizi bitirecek bir vizyon açıklayacağız. Sonsuza kadar bu krizleri bitirmemiz lazım. O nedenle gittim. Vizyonumuz hazır, 3 Aralık. Ekiplerimiz hazır, yatırımcılarımız hazır, taze parada hazır. Türkiye’yi bu beladan kurtaracağız. 3 Aralık’ı bekleyin ve asla unutmayın geliyor gelmekte olan.”

Paylaşın

AYM’den Dikkat Çeken Karar: Karakolda Çocuğa Dayağa 100 Bin Lira Tazminat

Anayasa Mahkemesi (AYM), 2015 yılında Mersin’de yaşanan bir olaya ilişkin dikkat çeken bir karara imza attı. AYM, Mersin’de 8 yaşındaki çocuğun polis merkezinde darp edilmesini “eziyet” olarak nitelendirerek ihlal kararı verdi.

DW Türkçe’den Alican Uludağ‘ın haberine göre, mağdur çocuğa 100 bin TL manevi tazminat verilmesine hükmeden AYM, sanık polisin 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının benzer kamu görevlilerini cesaretlendirebileceği uyarısında bulundu.

Mahkeme, bu nedenle polis hakkındaki davanın yeniden görülmesine karar verdi. Davaya konu olan olay, Mersin’de 2015 yılında yaşandı.

Dava dosyasında neler var?

Dosyada yer alan bilgilere göre Mersin İl Emniyet Müdürlüğü, 2005 yılında ilköğretim çağındaki çocukların bilgisayar ve internet gereksinimlerini karşılamak ve ödevlerimi yapmalarını sağlamak için Siteler Polis Merkezi’ndeki bilgisayar ve çalışma salonlarını tahsis etti. 11 Eylül 2013 tarihinde ders çalışmak için polis merkezine gelen 2005 doğumlu D.Ö. ise iddiaya göre bir çocukla kavga etti. Bu sırada karakoldaki polis memurlarından O.D. yanına geldiği D.Ö’yi tekme atarak darp etti. Çocuk ise polise küfür ederek karşılık verdi.

İddianameye göre, polis O.D, kovalamaca sonucunda yakaladığı D.Ö’yü darp etmeyi sürdürdü. Araya bir polis memurunun girmesine rağmen D.Ö’yü ekip otosuna bindiren polis, burada da çocuğa darp etmeye devam etti. Çocuk daha sonra polis merkezinin mutfak kısmına götürülerek eli yüzü yıkandı. Yüzüne burada buz tutuldu. Öfkesi dinmeyen O.D. mutfağa gelerek ağlayan çocuğa yine darp etti. Daha sonra bir zırhlı aracın içerisinde mağdur D.Ö’yü koyarak bilmediği bir yere götüren O.D. çocuğu araç içerisinde yaklaşık 2 saat bekletti. Daha sonra tekrar polis merkezine getirdi.

Çocuğun arkadaşının haber vermesi üzerine anne K.Ö. da karakola gelerek oğlunu almak istedi. Ancak polis O.D.’nin anneye de hakaret ettiği iddianameye yansıdı. Mutfakta çocuğunun vücudunda darp izleri gören anne K.Ö.’ye oğlu teslim edilmedi. İddianameye göre bunun üzerine anne eve dönerken çocuk iki saat sonra evine gönderildi. Savcılığa suç duyurusunda bulunan anne K.Ö, çocuğun eve geldikten sonra ateş, kusma ve baş ağrısı şikâyetleri olduğunu, bu nedenle oğlunun 10 gün hastanede yattığını bildirdi.

Soruşturma başlatan Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine Mersin Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nden alınan adli muayene raporu da darp izlerini teyit etti. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı’nın hazırladığı raporda, çocukta “fiziksel istismar olayına bağlı kronik travma sonrası stres bozukluğu geliştiği ve ruh sağlığının bozulduğu, fiziksel yaraların ise basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyeceği” bildirildi.

Kamera görüntüleri silinmiş

Savcı gözetiminde yapılan keşif sırasında çocuk, kendisinin darp edildiği “Çay Ocağı” yazan odayı gösterdi. Kamera görüntülerini araştıran savcı, kayıtların silindiğini tespit etti. Savcının gözaltına aldırdığı polis O.D’nin tutuklanması istemi ise Mersin 9. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından reddedildi. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma sonucunda polis O.D. hakkında işkence suçundan, olayı gören ancak tutanak hazırlamayan 3 polis hakkında ise kamu görevlisinin suçu bildirmemesinden dava açtı.

Ancak Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesi, yapılan yargılama sonucunda sanık O.D’ye işkence suçundan değil, kasten yaralama suçundan 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası vererek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hükmetti. Mahkeme, diğer üç polisi ise kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçundan 7 ay 15 gün hapisle cezalandırdı, yine HAGB (Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması) kararı verildi. Kararın kesinleşmesi üzerine D.Ö’nün ailesi davayı AYM’ye taşıdı.

AYM kararının gerekçesi ne?

AYM de yaptığı değerlendirme sonucunda mağdur çocuğaun anayasada güvence altına alınan eziyet yasağının maddi ve usul boyutunun ihlal edildiğine hükmetti. Kararın bir örneğinin eziyet yasağı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere mahkemeye gönderilmesine hükmeden AYM, mağdur çocuk D.Ö’ye net 100 bin TL manevi tazminat da ödenmesini kararlaştırdı.

Kararın gerekçesinde, sanık hakkında HAGB kararı verilmesine ilişkin “Maruz kaldığı kötü muamele nedeniyle başvurucu açısından giderim sağlanabilecek caydırıcı bir yaptırıma hükmedilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda başvurucunun mağdur sıfatının ortadan kalktığından bahsedilmeyecektir” denildi.

Kötü muamele faili O.D’ye verilen HAGB kararının deneme süresi içinde suç işlememesi halinde bu cezanın vaki olmamış sayılarak adli ve memuriyet siciline yansımayacağı belirtilen kararda, “Verilen bu karar cezanın infazının ertelenmesinden daha güçlü bir etkiye sahiptir ve sanığın cezadan muaf tutulması ile sonuçlanmaktadır. Ulaşılan bu sonucunda bu tür olaylara karışan kamu görevlilerine hoşgörü ile yaklaşıldığı izlemini uyandırdığı ve bu tür fiillere eğilimi olan görevlileri cesaretlendirebileceği gibi bireylerin bu kapsamda devlete ve adalet mekanizmalarına olan güvenlerini de zedeleyeceği açıktır” değerlendirmesi yapıldı.

AYM: Tutuklama şart değil

Ancak AYM, mağdurun polisin tutuklanmamasına yönelik eleştiriye karşılık kötü muamele soruşturmalarında faillerin tutuklanmalarını zorunlu kılan bir düzenleme bulunmadığını savundu. Tutuksuz yargılamanın tanık beyanlarına tesir ettiği iddiasını varsayımdan öteye taşıyan bir olgu ortaya konulmadığı öne sürülen kararda, “Ceza yargılamasındaki koruma tedbirlerinden olan tutuklamanın etkili soruşturma yükümlülüğüyle doğrudan bir irtibatı bulunmamaktadır” denildi.

Kararda, insan hakları bağlamında kötü muamele oluşturduğu kabul edilen eylemin ceza hukukunda hangi suçu oluşturduğunun AYM’nin doğrudan ilgi alanına da girmediği savunuldu.

Paylaşın

TÜSİAD Başkanı Turan’dan Yargı Bağımsızlığı Ve İfade Özgürlüğü Vurgusu

TÜSİAD Başkanı Turan, 14. Rekabet Kongresi’nde yaptığı konuşmada, “Küreselde yaşanan sorunlar ve içerdeki hüküm süren makroekonomik istikrarsızlık ister istemez dikkatleri bugünü kurtarmaya getiriyor” dedi ve ekledi: Küresel likiditenin azalması ve maliyetinin yükselmesi, ABD ve Çin’deki yavaşlama ve Avrupa’yı tehdit eden ekonomik daralma ülkemiz açısından da ekonomik ufku belirginsizleştiriyor.

Haber Merkezi / Turan, konuşmasının devamında, “Bu koşullar altında ihracat ve büyüme perspektiflerin zorlaşması, dış açığının finansmanının sıkıntıya düşmesi ihtimali de yükseliyor. Nitekim büyüme göstergeleri yavaşlıyor, ihracat hız kesiyor, cari açık yükseliyor. Ekimde ihracatın artışı yüzde 2, eğer altın ihracatını çıkarırsak eksi 3” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında yargı bağımsızlığına ve ifade özgürlüğüne vurgu yapan Turan, “Ekonomideki öngörü ufkunun uzaması ve ülkenin geleceğine güven duyulması sadece ekonomik politikalar ile elde edilemez. İş, bireysel ve toplumsal yaşamın tüm alanlarında güvenilir ve kapsayıcı kurumları ve kuralları hayata geçirmeden, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, ifade özgürlüğü, kuvvetler ayrılığı, denetleyici ve düzenleyici kurumların özerkliği gibi alanlarda ilerleme sağlamadan, ekonomimizi yeşil ve dijital dönüşüme hazırlayarak adımları rahatlıkla atabileceğiniz bir zemin olmayacaktır” dedi.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Orhan Turan, 14. Rekabet Kongresi’nde konuştu. Turan’ın konuşması şöyle:

“Bundan üç sene önce Çin’de ortaya çıkan, Covid-19 adını verdiğimiz virüs en önemli gündemimizdi. Bilim, teknoloji, inovasyon ve uluslararası işbirliği ile son yüzyılın en büyük salgınını hep birlikte aşmak için insanüstü bir çaba sarf ettik. Geçtiğimiz yaz hem ülkemizde hem de dünyanın dört bir tarafında meydana gelen yangın, sel gibi aşırı iklim olayları bize tek tehdidin virüs olmadığını bir kez daha hatırlattı. Salgının ve iklim olaylarının yarattığı sosyal ve ekonomik etkileri atlatmak için uğraşırken senenin başında Rusya-Ukrayna savaşı ile gündemimiz bir kez daha sarsıldı.

Bütün bu gelişmeleri üst üste koyduğumuzda, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra ortaya çıkan küresel düzende büyük kırılmalar olduğu tespitini yapabiliyoruz. Hüküm sürmüş olan küresel entegrasyon, istikrar ve bolluk dönemi, ülkemizin de avantajına olmuş, bu dönemde küresel rekabet gücümüzü pekiştirmiş, dünya ekonomisinden aldığımız payı artırmış, vatandaşlarımızın refah düzeyini yükseltmiş, toplumsal adaletsizlikleri bir nebze olsun geriletebilmiştik. Bugün, bizim gibi ülkeler için olumlu koşullar yaratmış olan bu küresel ortamın geride kaldığı, çatışma, istikrarsızlık, belirsizlik ihtimalinin güçlendiği bir dönemdeyiz. Dünyanın karşı karşıya olduğu zorlukların yanı sıra iklim değişikliği, dijitalleşme, göçler ve toplumsal eşitsizlikler bütün ülkeleri politikalarını gözden geçirmeye zorluyor. Bu küresel zorlukların üzerine ülke ekonomimizin yapısal sorunları da ekleniyor.

Küresel gelişmelerin bu kadar hızlı ve sert olduğu günümüzde ülke olarak yeni bir ekonomik kalkınma öyküsü yaratmak için tüm risklere hazırlıklı olurken ortaya çıkabilecek fırsatları da kollamalıyız.

Bu Kongrenin de teması olan “dijital ve yeşil” dönüşüm bu türbülanslı zamanda geleceğin fırsatlarını yakalamanın anahtarları olarak ortaya çıkıyor. Ben de bugün sizlere ülkemizin sürdürülebilir kalkınmasında sektörlerimizin yeşil ve dijital dönüşümünün öneminden bahsetmek istiyorum.

Yüksek enflasyon, enerji, gıda ve tedarik zinciri güvenliği günümüzün en önemli gündem başlıkları arasında yer alıyor. İlk bakışta, bu sorunlar Covid pandemisi ve Rusya-Ukrayna savaşı ile ilişkilendiriliyor olsa da, daha derinde yatan nedenlere baktığımızda küresel ekonominin geçirmekte olduğu yapısal değişimi görüyoruz. Sanayi devrimi sonrasının düşük maliyetli üretim yaklaşımı yerini ekonomilerin çevresel etkilerini temel alan yeşil dönüşüme ve dijital dönüşüme bırakıyor. Küresel ekonomideki bu dönüşümde iklim değişikliği ile mücadeleyi ve ekonomik yapıyı dijital teknolojiler doğrultusunda dönüştürmeyi kalkınma ve ekonomi politikalarının merkezine almak bir zorunluluk haline geliyor. Ülkemizin de bu dönüşümü zamanında ve tüm boyutlarıyla yakalaması için hızla harekete geçmesi gerekiyor.

Avrupa Birliği bir ayağını yeşil dönüşüm, diğer ayağını ise dijital dönüşümün oluşturduğu bu karmaşık sürece “ikiz dönüşüm” adını veriyor. Bu iki boyutu ve ülkemizin ikiz dönüşüme ayak uydurması ihtiyacını biraz açmak istiyorum.

Dijital teknolojiler ekonomide tektonik değişimlere yol açıyor. Üretim yöntemleri, tüketim kalıpları, çalışma biçimleri, endüstriyel ilişkiler hızla değişiyor dönüşüyor. Endüstriyel nesnelerin interneti, robotik, otonom araçlar, yapay zeka, veri analitiği ve bulut teknolojileri gibi yeni teknolojiler büyük bir hızla yaygınlaşıyor. Bu teknolojileri başarıyla uygulayan firmalar verimliliği büyük ölçüde artırıp pazar paylarını büyütürken bu dönüşüme ayak uyduramayan firmalar rekabet güçlerini korumakta zorlanıyorlar. Bu da dijital dönüşümü KOBİ’ler açısından çok kritik bir noktaya taşıyor.

Ülkemizde istihdamın %70’ten fazlasını oluşturan KOBİ’lerin bu dönüşüme sağlıklı bir şekilde ayak uydurabilmesi, dijital dünyanın getireceği riskleri fırsata çevirmeleri için bir imkan sağlayacak. Bu fırsatın açılabilmesi için finansmana erişim ve fiziki ve yasal altyapının iyileştirilmesi kadar kültürel ve organizasyonel dönüşümün sağlanması da gerekli. Sanayi ekosisteminin gelişmesine yönelik birçok hızlandırıcı programın hayata geçirildiğini görmekten mutluluk duyuyoruz. Bu kapsamda, KOBİ’lerin geliştirdiği dijital çözümlerin takip edilmesi, şirketlerin teknoloji ihtiyaçlarının anlaşılması ve farklı ölçekteki şirketleri bir araya getirecek işbirliği alanlarının geliştirilmesi de oldukça önemli. TÜSİAD olarak biz de 2018 yılından bu yana TÜSİAD SD2 Programı ile şirketlerin birlikte çalışmalarını ve birlikte üretmelerini destekliyoruz. TÜSİAD SD2 KOBİ’lerimizin geliştirdiği geniş bir dijital çözüm yelpazesinin doğru adreslere ulaştırılmasına olanak sağlıyor.

Günümüzde otomotivden enerjiye, sanayiden askeri donanıma kadar pek çok sektörün bel kemiğini yazılım ürünleri oluşturuyor. Bugün dünyanın en büyük 10 şirketinden 7’si teknoloji firması.1 Son 10 yılda internet, mobil telefonlar ve artan kurumsal BT yatırımlarının etkisiyle birçok dijital sektör doğdu. Bu sektörlerin toplam büyüklüğü, yazılım sektörünün dört katına yaklaştı. Büyüme hızı ise yazılım sektörünün üç katı seviyesinde.2

Dijital teknolojilerin sektörlerde yol açtığı dönüşümlerden en önde gidenlerden birini şüphesiz e-ticaret oluşturuyor. Bu alanda ülkemizde de önemli bir hızlanma görülüyor. 2021 yılının ilk yarısında e-ticaret hacmi geçen yılın aynı dönemine göre reel olarak %49 arttı.

Bulut hizmetleri, nesnelerin interneti, yapay zeka gibi internet tabanlı ekonomik faaliyetlerin trafik hacmi artmaya devam ettikçe; hızlı, kesintisiz ve güvenli bir dijital altyapı ihtiyacı kritik önem kazanıyor. Ülkemizin dijital dönüşüme uyum sağlaması için altyapının geliştirilmesi, bunun için de özel sektör ile işbirliği içerisinde ekosistemin geliştirilmesi için hedeflerin belirlenmesi ve bütüncül politikaların hayata geçirilmesi önümüzdeki en kritik konulardan birisi.

Ekolojik kriz ve iklim değişikliği ile mücadele zorunluluğu bir süredir ekonomilerde yeşil dönüşümü zorluyor. Yeşil dönüşüm sürecinin net sıfır emisyon hedefleri çerçevesinde yatırım, istihdam, rekabet gücü, ekonomik istikrar ve refah üzerinde önemli etkileri var. Yeniden yapılanma hedefleri ülkeler ve bölgeler arasındaki rekabeti keskinleştiriyor. Avrupa Birliği yeni büyüme stratejisi olarak tanımladığı Yeşil Mutabakat ile birlikte pek çok alanda önemli dönüşümleri hedefliyor. Sınırda karbon düzenleme mekanizması, döngüsel ekonomi, sürdürülebilir tarım, enerji verimliliği, tedarik zincirlerinde ESG prensiplerinin yaygınlaştırılması bu dönüşüm alanlarından sadece birkaç tanesi. En büyük ticari partnerimiz olan Avrupa Birliği bu düzenlemeleri hayata geçirdikçe, bizim ekonomimizin de bu süreçten etkilenmesi kaçınılmaz olacak.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında Avrupa’da enerji kaynaklarının sürdürülebilirliği endişelerine eklenen jeostratejik riskler, yeşil dönüşüm ihtiyacına yeni bir boyut ekledi. Avrupa’nın 2050’ye dek her yıl 5 milyon ton alüminyum, 5 milyon ton bakır, 800.000 ton lityum ve 300.000 ton çinkoya ihtiyaç duyacağı öngörülüyor4. Jeopolitik çalkantılar ve salgın dönemlerinde yaşanan tedarik sıkıntıları Avrupa’da stratejik hammaddelere olan dışa bağımlılığın azaltılması ve tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi ihtiyacını hızlandırdı.

Dünyamızın içinde olduğu ekolojik sorunlar ve iklim değişimi, yeşil dönüşümü zorunlu kılarken, dijital teknolojiler de yeşil dönüşümü daha mümkün kılıyor.

Araştırmalar bilişim teknolojileri sayesinde 2030’a kadar küresel ölçekte %20 emisyon azaltımı sağlanabileceğini ortaya koyuyor. Yine bilişim teknolojileri ile tarımsal üretimde %30 verim artışı ve gıda israfında %20 azaltım; enerji sektöründe yılda 25 milyar varil petrol tasarrufu ve imalat dahil sekiz sektörde 300 trilyon litreden fazla su tasarrufu sağlamak mümkün.

Bu tabloya baktığımızda TÜSİAD olarak gelecekte ülkemizin rekabet gücünün korunmasının yeşil ve dijital teknolojiler konusunda kat edeceğimiz mesafe ile çok yakından ilişkili olduğunu düşünüyoruz. Bu çerçevede,

  • Sanayimize yeşil ve dijital üretim tekniklerinin entegrasyonu,
  • Enerji verimliliğinin tüm değer zincirinde artırılması,
  • Daha az atığın ve daha fazla değerin yaratıldığı döngüsel yaklaşımıyla ürün ömrünün uzaması

gibi alanlara yönelik Ar-Ge çalışmalarının finansal mekanizmalar aracılığıyla desteklenmesini öncelikli görüyoruz. Yeşil yatırımlar için sürdürülebilir finansman araçlarının çeşitlendirilmesini, kamu-özel sektör ve uluslararası finans kuruluşları arasındaki sinerjinin geliştirilmesini kıymetli görüyoruz.

Küresel ekonominin geçirmekte olduğu yapısal değişim ile birlikte düşük maliyetli üretim yaklaşımının yerini ekonomilerin çevresel etkilerini temel alan yeşil dönüşüme ve dijital dönüşüme bırakması, bunun için de gereken fiziki sermaye ve beşeri sermaye yatırımlarının yapılması gerekiyor. Bir başka deyişle, ekonomi politikalarımızın bu dönüşümü kucaklayabilecek biçimde yeniden formüle edilmesi ihtiyacı ile karşı karşıyayız.

Değişim gerektiren alanların başında işgücü politikaları ve bununla ilişkili olarak eğitim sistemi geliyor. İkiz dönüşüm nitelikli insan kaynağını eskiye oranla daha da önemi kılıyor. İş gücümüzün yetkinliklerini yeni istihdam dinamiklerine göre dönüştürmek en büyük önceliklerimiz arasında yer almalı.

İş yaşamında uzaktan çalışmanın kolaylaştığı, fiziksel sınırların bulanıklaştığı, aynı anda birden fazla çalışmanın mümkün olduğu günümüzün dünyasında aranılan becerilere sahip olanlara duyulan yüksek talep ülkeler arasında nitelikli insan kaynağını çekmek konusunda giderek güçlenen bir rekabete yol açıyor. Bu rekabette iş dünyası olarak bize düşen en önemli görevlerden biri sektör ve ölçek fark etmeksizin genç beyinlerin ülkemiz için katma değer üretmesini sağlamak.

Biz de bu hedef doğrultusunda TÜSİAD İşim Gücüm Geleceğim ücretsiz online eğitim platformumuz ile öğrencilerin ve genç profesyonellerin yeni nesil teknolojiler odağında becerilerin artırılmasına katkı sağlamaya çalışıyoruz.

Ekonomimizin yeşil ve dijital dönüşümünün gerçekleştirilmesi için bu alanlara yapılması gereken yatırımları da geciktirmemeliyiz. Oysa yatırım göstergeleri ekonomideki yapısal dönüşüm ihtiyacını desteklemiyor. Biliyorsunuz, yatırımların iki koşulu vardır: öngörülebilirlik, yani makroekonomik istikrar ve elverişli finansman imkanlarına erişim.

Öngörülebilirliğin de temel belirleyicisi enflasyon oranıdır. Yüzde 85 ile ülkemizin dünyada en yüksek enflasyon oranına sahip altıncı ülke olması ve TL’nin değerinde bir türlü önü alınamayan belirsizlik, ne bugün lehimize olmayan küresel koşullarla mücadele etmemizi, ne de gelecekte yeşil ve dijital dönüşümün sunacağı yeni fırsatlardan yararlanmamızı sağlıyor.

Üstelik yüksek enflasyon sadece son jeopolitik gelişmelerden kaynaklanmıyor. Tam tersine enflasyon dinamikleri son 4-5 yıldır belirgin düzeyde bozuluyor. Enflasyon dinamiklerindeki bozulma geleceğin fırsatlarından yararlanmayı zorlaştırmanın ötesinde artan küresel sıkıntılar karşısında bugün yaşadığımız zorluklarla baş etme imkanlarını da daraltıyor. Yüksek enflasyon şirketler kesimi ve hanehalkları için sürekli olarak belirsizlik, öngörülemezlik, bozulan kaynak tahsisi ve ilave maliyet yaratıyor. Enflasyonla mücadelede topyekun bir seferberlik ilan ederek, para politikasının yanı sıra, mali politikalar ve sektörlere dönük yapısal politikalarla ekonomimiz üzerindeki enflasyon kamburunu atmamız gerekiyor.

Yeşil ve dijital dönüşümünü sağlayacak yatırımların gerçekleşmesi için gereken ikinci koşul ise elverişli finansman imkanlarına erişim.

Düşük faiz oranları, yatırımlar için gereken finansmanın elverişli koşullarda olmasını sağlayan en önemli etken. Ama öte taraftan, yatırımların yapılabilmesi için finansmanın sadece elverişli koşullarda olması değil finansmana erişim de gerekiyor. Yoğun regülasyonlar nedeniyle finansal kesimin kredi vermesi daha da zorlaşıyor. Bankacılarla birlikte, farklı illerimizden birçok iş insanı, üretici, ihracatçı son zamanlarda giderek yoğunlaşan bir şekilde finansmana erişimde yaşanılan sıkıntıları dile getiriyor. Nitekim 2020’den bu yana kredilerde reel gerileme dikkat çekiyor. Politika faiz oranlarının düşürülmesine rağmen, diğer faiz oranlarıyla aradaki ilişki kopmuşsa, krediye erişimde sorunlar varsa, düşük faiz oranları ile yatırımlar finanse edilemiyorsa, üstelik enflasyon ve kurlardaki sorunlar devam ediyorsa düşük faiz politikası ile hangi ekonomik amaçlara nasıl ulaşılacağının bir kez daha ele alınmasına ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.

Dönüşümün bir diğer ayağını ise kurumsal yapılardaki değişim oluşturuyor. Yeşil ve dijital dönüşümünü sağlayacak yatırımların gerçekleştirilmesi, ekonomide öngörü ufkunun uzaması ve ülkenin geleceğine güven duyulması, sadece ekonomi politikaları ile elde edilemez. İş, bireysel ve toplumsal yaşamın tüm alanlarında güvenilir ve kapsayıcı kurumları ve kuralları hayata geçirmeden, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, ifade özgürlüğü, kuvvetler ayrılığı, denetleyici ve düzenleyici kurumların özerkliği gibi alanlarda ilerleme sağlamadan, ekonomimizi yeşil ve dijital dönüşüme hazırlayacak adımları rahatlıkla atabileceğimiz bir zemin olmayacak.

Ekonomimizi geleceğe hazırlamak bir yana, küreseldeki sorunlar ve içeride hüküm süren makroekonomik istikrarsızlık, ister istemez dikkatleri bugünü kurtarmaya getiriyor. Küresel likiditenin hem azalması hem maliyetinin yükselmesi, ABD ve Çin’de görülen yavaşlama ve Avrupa’yı tehdit eden ekonomik daralma ülkemizin açısından da ekonomik ufkun belirsizleşmesine yol açıyor. Bu koşullar altında ihracat ve büyüme perspektiflerinin zorlaşması, dış açığın finansmanının sıkıntıya düşmesi ihtimali yükseliyor. Nitekim büyüme göstergeleri yavaşlıyor, ihracat hız kesiyor, cari açık yükseliyor.

Tüm bunlara rağmen, ekonomimizin geçmişten gelen yapısal sorunlarını çözebilir, bugün karşı karşıya olduğumuz konjonktürden kaynaklanan ilave zorlukların üstesinden gelebiliriz. Önümüzdeki dönemde hepimizin daha müreffeh yaşayacağı, adil, çevreci ve saygın bir Türkiye yaratmak için “Yeni Bir Anlayışla Geleceği İnşa” raporumuzda vurgulamış olduğumuz “insan, bilim ve kurumların” önemine bir kez daha dikkat çekerek konuşmamı sonlandırmak istiyorum. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılını inşa ederken insanımızın yetkinliklerini geliştirmek, bilimsel ve teknolojik gelişmeye ayak uydurmak ve ekonomiden demokrasiye tüm alanlarda güvenilir ve kapsayıcı kurum ve kuralları hayata geçirmek öncelikli olmalı.

Günümüzde rekabet gücünün, ekonomik büyümenin, verimliliğin ve sürdürülebilirliğin temelini oluşturan dijital ve yeşil dönüşüm sürecinde atılacak her adım tüm sektörlerin ve paydaşların ortak enerjisine ve sinerjisine ihtiyaç duyuyor. Sırt sırta verdiğimiz zaman tüm zorlukların üstesinden gelebilir; ülkemiz için öngörülebilir bir gelecek yaratabiliriz. Bu yolda her zaman yanımızda olduğunu bildiğim, bizim de TÜSİAD olarak daima yanında olduğumuz SEDEFED ailesine bir kez daha sizlerin önünde teşekkürlerimi sunuyorum. Verimli bir etkinlik olmasını diliyor, sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum.”

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener’den AK Parti Ve HDP’ye Sert Sözler

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında yaptığı konuşmada Başörtüsü teklifinin Anayasa yapım süreci için bir araya gelen AK Parti ve HDP için, “Açılımcılar kumpanyası” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Onlar birbirine uzattıkları kırmızı karanfillerle, kalple bağlı, ruhla bağlı, zihinle bağlı. Altılı Masa’nın sağında, solunda, altında ararken; kendisi nihayet HDP’yi, kendi bakan ve milletvekillerinin yanında bulmuş. Biz bu durumu hiç garipsemedik, çünkü biz Sayın Erdoğan’ı çok iyi tanıyoruz. Kendisinin sadece koltuğu sallanana kadar var olan vatanseverliğini biz en başından beri biliyoruz. Bazı HDP’liler de, bu açıklamaları tebessümle karşılayıp bizi faşistlikle, faili meçhulcülükle suçlayacak kadar alçalıyordu.”

Akşener, konuşmasının devamında, AK Parti vekilleri, PKK’yla bir tuttukları HDP ile aynı masaya otururken utanmadılar. İşin ilginç tarafı, HDP vekilleri de genel başkanlarını tutukladığı, belediyelerine kayyum atadığı için sabah akşam eleştirdikleri AK Parti ile aynı masaya oturmaktan zerre utanmadılar. Kadere bakın, kimler kimlerle yan yana geldi. Bu Makyavelist görüşme vesilesiyle artık takke düşmüş, kel görülmüştür.” ifadelerini kullandı.

Akşener, bu sözlerinin ardından “Bizi; bu memleketin eşit ve şerefli vatandaşları olan Kürtleri temsile yetkili yegane kişinin Abdullah Öcalan olduğunu söyleyenlerle de, APO’nun emriyle mıntıka temizliği yapanlarla da sakın karıştırmayın. Bizim için siyaset ya sivil aktörlerle yapılır ya da yapılan şeyin ismi, siyaset değildir.” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından satır başları:

“Yarın 10 Kasım. Büyük Türk Milleti, Ata’sını bir kez daha, çok, ama çok özleyecek. Bizler, bu özlemimize, bir de yemin ekleyeceğiz.

Diyeceğiz ki; “Büyük Atatürk; Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe, hiç durmadan yürüyeceğime and içerim.” Rabbim, O’nu rahmetiyle kucaklasın. Peygamber Efendimize komşu eylesin. Ruhu şad, mekânı Cennet olsun.

“20’nci yılını tamamlayan, AK Parti iktidarı artık giderayak milletimizi hor görmeye başladı. Evine ekmek götüremeyenlerden şükretmelerini istediler.

Elektrik faturasını ödeyemeyenlerden tasarruf etmelerini istediler. Çocuğuna harçlık veremediği için dertlenenlerden sabretmelerini istediler. Peki kendileri ne yaptılar?

Beceriksizliklerine kurban ettikleri ekonomi yüzünden sebep oldukları ağır sonuçlarla bile cesaret edip yüzleşemediler.

Her 3 çocuğumuzdan 1’inin yoksullukla ve yoksunlukla mücadele ettiğini görmezden geldiler. Okullarına aç giden çocuklarımız varken, kendi vicdanlarının sesini bile, duymazdan geldiler.

Biz İYİ Parti olarak, iktidardakilerin aksine ülkemizin içinde bulunduğu bu tablonun karşısında üç maymunu oynayamayız.

Her şeyden önce, çocuklarımızı derinden etkileyen, acı gerçeklerin karşısında susamayız. Yaşananlara seyirci kalamayız.

“Yuh olsun yazıklar olsun”

Nitekim, tam olarak bu yüzden geçtiğimiz günlerde Ankara milletvekilimiz Durmuş Yılmaz ile Erzurum milletvekilimiz Naci Cinisli Beyler Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığına İYİ Parti olarak bir teklifimizi sundular.

Bu teklif İlkokul, ortaokul ve lisede okuyan, 16 milyon öğrencimize hiç değilse günde 1 öğün yemeğin okullarda, ücretsiz olarak verilmesinin teklifiydi.

Çünkü İl il, ilçe ilçe, sokak sokak gezdiğimiz memleketimizde; çocuğunu okula kahvaltısız göndermek zorunda kalan annelerimizin feryadını dinledik.

İstikbalimizin teminatı olan çocuklarımızın karınları doysun, zihinleri açık olsun, eğitimlerinin önünde hiçbir engel kalmasın diye bir teklif sunduk.

Bu sayede ailelerin üzerindeki yük de bir nebze olsun hafiflesin istedik. Peki Cumhur İttifakı ne yaptı? Her zamanki gibi, yine teklifimizi reddetti. Oysaki 16 milyon öğrencimiz için talep ettiğimiz miktar, öğrenci başına yaklaşık 22 lira, yani 1 dolardan biraz daha fazlaydı.

Yani bu iktidar bizim çocuklarımıza 1 doları bile çok gördü! Aile dostu Hariri’nin cebine, 24 milyar lira koydu. Ama bizim çocuklarımıza 1 doları çok gördü. Yuh olsun, yazıklar olsun!

“Rezalete bakar mısınız?”

Geçtiğimiz hafta açıklanan sefalet endeksinde Türkiye 93.3 puanla, en yakın takipçisi Arjantin’e fark atarak birinci oldu. Rezalete bakar mısınız?

Sefalet endeksinde tarih yazdık ve birinci olduk. Bu sayede İkinci Dünya Savaşı’nın en zorlu zamanlarından bile daha kötü bir durumda olduğumuz ortaya çıktı.

Ancak biliyorsunuz; Bay Kriz’e göre, bunlar aslında, iyi günlerimizmiş. Ülkemizde, parlamenter demokrasi olduğu zamanlarda daha kötü durumdaymışız. O dönemlerde, Türkiye’de istikrar yokmuş.

Ve bakın, burası çok önemli, ekonomi müflis durumdaymış. Yani iflas bayrağını çekmişiz. Vah vah, görüyor musunuz?

Bakın, şimdiye kadar hep şüpheleniyordum ama artık bu sözlerle tamamen emin oldum ki biz bu arkadaşla aynı ülkede yaşamıyoruz.

Hatta biz onunla aynı evrende, aynı uzay-zaman düzleminde bile yaşamıyoruz. Çünkü artık, gerçeklik algısını, tamamen kaybetmiş durumda.

Adeta paralel bir evrende yaşıyor. Buradan kendisine seslenmek istiyorum. Sayın Erdoğan bu paralel evrene sığınarak; ülkemizi düşürdüğün durumdan da milletimizin hayatında sebep olduğun, acı gerçeklerden de daha fazla kaçamazsın.

Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi denilen bu ucube sistemin neden olduğu yıkımı daha fazla gizleyemezsin. Kürsülerden yalanlarla, dolanlarla nutuklar atarak milletimizi daha fazla oyalayamazsın.

Asgari ücret ve açlık sınırı

Geçtiğimiz hafta da akıl dolu açıklama yaptı. ’20 yıldır beni enflasyona ezdirdi diyemez’ dedi. Bu arkadaş gerçekten saçmalama çıtasını biraz daha yükseltiyor.

Hangi ülkede ekmek fiyatları son bir yılda yüzde 95 arttı? Hangi ülkede peynire yüzde 99 zam geldi? Hangi ülkede şeker yüzde 153 zamla karşılandı. Ülkemizdeki çalışanların yüzde 60’nın aldığı asgari ücrete zam yaptılar.

Açlık sınırı asgari ücretin yüzde 35 üzerinde kalıyor” dedi. Sayın Erdoğan’ın trajik ekonomi modelinde bir mont için 3 yıllık taksit gerekiyor.

“’Açılımcılar kumpanyası’, yeniden seyircisiyle buluşuyor”

“Açılımcılar kumpanyası”, yeniden seyircisiyle buluşuyor! Kumpanyacılar, en sonunda, merdiven altlarında yürüttükleri, sufle çalışmasını bırakıp, kamuoyuna, resim verme aşamasına geldiler. Kumpanya afişi ve basın bülteni, şöyle olmalı: “Cumhuriyete karşı, el ele, omuz omuza…”

“Yüz yıllık yıkım süreci olan, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı, anayasa değişikliği kisvesiyle, sokulacak yeni çomaklar, kaşınacak yaralar ve verilecek yeni hasarların, büyük tiyatrosuna, hepiniz hoş geldiniz.”

“Başı sıkışınca, “vesayet” diyenlerle, Başı sıkışınca, “demokrasi” diyenler, yine bir arada.” “Uzun bekleyiş artık sona erdi.

Karşınızda; ‘Açılımcılar kumpanyası!’ ”Zaten hiç ayrılmadılar ki… Zaten hiç küsmediler ki… Çünkü onlar birbirine, kalple bağlı, ruhla bağlı, zihinle bağlı. Dahası, onlar birbirine, omerta yasalarıyla bağlı. Onlar birbirine, uzattıkları kırmızı karanfillerle bağlı…

Evet, belli ki, “Açılımcılar kumpanyası”, yeniden seyircisiyle buluşuyor. Ak Parti ve HDP milletvekilleri, Sayın Erdoğan’ın direktifleriyle başlayan, anayasa yapım süreci için, bir araya gelip, oldukça mutlu, neşeli ve sevinçli, bir görüntü vermişler. Ne diyelim, Allah bozmasın.

Biliyorsunuz Sayın Erdoğan, bir süredir, fellik fellik, bir arayış halindeydi. Arıyordu, tarıyordu, bir türlü bulamıyordu. Sonunda muradına ermiş. 6’lı masanın sağında, solunda, altında ararken; kendisi nihayet, HDP’yi, kendi bakan ve milletvekillerinin, yanında bulmuş.

Ama görüyorum ki, bu tablonun içinde barındırdığı çelişkileri, anlamakta zorluk çekenler, garipseyenler var. Hatta, Ak Parti’yi içine düştüğü tutarsızlıktan dolayı, eleştirenler de var. Ama açıkçası, biz bu durumu, hiç garipsemedik.

Çünkü biz, Sayın Erdoğan’ı çok iyi tanıyoruz. Kendisinin, sadece koltuğu sallanana kadar var olan, vatanseverliğini, biz, en başından beri biliyoruz.

Hatırlayın; Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne geçebilmek için, pkk ile yürüttüğü, “Açılım Süreci’ni”, o başlatmıştı. Hatırlayın; Oslo’yu o planlamıştı. Habur’da konfetileri, o patlatmıştı. Hatta teröristlere, lahmacun partileri bile vermişti.

Hatırlayın; İstanbul seçimlerini kazanabilmek için, teröristbaşının mektubunu, devletin kanalında, yine o okutmuştu.

Çünkü Sayın Erdoğan için, PKK’yla masaya oturmak ile, PKK’ya karşı mücadele etmek arasında, ideolojik bir fark yok.

Çünkü; onun tek bir ideolojisi var: o da, “iktidarda” kalmak. Eğer ki, şimdiye kadar, Sayın Erdoğan’a, iktidarı müjdeleyen şey, açılım süreci olsaydı; geçtim HDP’yi, bugün, PKK’yla müttefik olurdu.

Bakın, Sayın Erdoğan, en başından beri; ne demokrasiye, ne sivilleşmeye, ne çözüme, ne de terörle mücadeleye inandı. Çünkü; onun ve çevresindekilerin, bu tür fikirlerle, ideallerle, siyasi programlarla ve tutarlılıkla, işi yoktur. Yeter ki, kendi işleri görülsün, her türlü kılığa girerler.

Düzenleri sürsün diye, her şeyi mubah görürler. Bu yüzden, biz 2023 seçimlerinde; sanıldığının aksine, sadece Sayın Erdoğan’ı yenmeyeceğiz.

Biz aslında, bu ilkesizliği yeneceğiz. Biz aslında, bu omurgasızlığı yeneceğiz. Biz aslında; İktidarını korumak için, bir gün FETÖ’yü, bir gün PKK’yı muhatap almaya bile razı olan;
ve bu işbirliklerinin, acı sonuçlarını ödememek için de, şekilden şekille giren, bir büyük iki yüzlülüğü yeneceğiz.

AK Parti ve HDP’yi, bir masanın etrafında buluşturan bu tablo, İYİ Parti’nin, tarihin, doğru tarafında durduğunu, göstermesi bakımından da, oldukça önemli.

Çünkü biliyorsunuz, uzun zamandır; AK Parti cenahı, akıllarınca bizleri, HDP ile gizli ittifak kurmakla, itham ediyordu. Bazı HDP’liler de, bu açıklamaları, tebessümle karşılayıp,
bizi faşistlikle, faili meçhulcülükle, suçlayacak kadar alçalıyordu. E tabi, Allah büyük.

İYİ Parti’yi yaftalayanlarla, İYİ Parti’yi, izole etmeye çalışanlar, nihayet aynı kampta buluştu. Resim iyice netleşti, saflar belli oldu.

Ak Parti vekilleri, PKK’yla bir tuttukları HDP ile, aynı masaya otururken utanmadılar. İşin ilginç tarafı, HDP vekilleri de, genel başkanlarını tutukladığı, belediyelerine kayyum atadığı için, sabah akşam eleştirdikleri, Ak Parti ile, aynı masaya oturmaktan, zerre utanmadılar.

“Kimler kimlerle beraber”

Yaaa görüyor musunuz? Kadere bakın, kimler kimlerle yan yana geldi… Demek ki neymiş? İki taraf için de, ilkeler, değerler, hikaye, at pazarlığı şahaneymiş. Bu saatten sonra kimse, milletimize, vatan-millet-beka tiratları atmaya kalkmasın.

Hele demokrasi, barış ve müzakere hamasetine, hiç başvurmasın. Bu makyavelist görüşme vesilesiyle, artık takke düşmüş, kel görülmüştür.

Bu kadar açık. Tüm bu ilkesiz siyaset sirkinin ortasında; Bizim İYİ Parti olarak; tavrımız da, duruşumuz da, anlayışımız da, en başından beri nettir.

Kim ne derse desin, net olmaya da devam edecektir. Biz, demokrasiden yanayız. Biz, millet iradesinin, sandığa yansımasından yanayız. Biz, milletimizin taleplerinden yanayız.

Biliyorsunuz, 11 kasımda, Ekrem İmamoğlu başkanımızın davası var. 31 Mart seçiminin, iptal edilmesini eleştirdiği için yargılandığı, şu malum dava… Ahmaklıkla alınganlık, el ele yürüyormuş demek ki… Bu vesileyle, öğrenmiş olduk. Buradan açıkça ilan ediyorum. Unutanlardan olmayız, olmayacağız!

31 Martçılardan olmayız, olmayacağız! Keyfe ve adamına göre çalışan, bu yargı sistemini, haklıyı ezip, güçlüyü kollayan, bu adaletsiz düzeni, hep birlikte, alt edeceğiz. Tek adam iktidarının, bizi içine çekmeye çalıştığı, tüm kısır döngüleri, hep birlikte, kırıp geçeceğiz.

İnsanca yaşanan, hakça bölüşülen bir Türkiye’yi, hep birlikte kuracağız! Yani Sayın Erdoğan ve avanesinin, üzerine titrediği bu ucube distopyayı, hep birlikte, ebediyete uğurlayacağız. Çünkü biz, memleketimizi, hak ettiği yarınlara taşımaya talibiz!

Biz, milletimizi, huzurlu bir nefesle, gülümseyen bir yüzle ve ışıldayan bir çift gözle, buluşturmaya talibiz!

Biz, Türkiye’yi, hakkıyla yönetmeye talibiz! Önümüzdeki seçim, işte bunun seçimidir.”

Paylaşın

‘Altılı Masa’da BTP Rahatsızlığı; İstifa Resti

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa’da Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) rahatsızlığı: Akşener’in yaptığı ’emrivakidir’, ‘herkes yıpranacak’.

Cumhuriyet yazarı Barış Pehlivan, Bağımsız Türkiye Partisi’ni (BTP) 6’lı masaya katılma talebinin İYİ Parti tarafından liderlere sunulacak olmasının tartışma yarattığını yazdı.

Pehlivan’ın aktardığına göre DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in yaptığının “emrivaki” olduğunu dile getirerek “Herkes yıpranacak” dedi.

Pehlivan’ın bugünkü köşe yazısında “Altılı masada istifa resti” başlığıyla yer alan kısım şöyle:

“Meral Akşener’in bu yaptığı emrivakidir. Herkes yıpranacak.”

DEVA Partisi’nin koridorlarında bu sözler yankılanıyor. “Kim söyledi” diye soruyorum. Mustafa Yeneroğlu, adını duyuyorum. Daha da fazlası var… Hatta ve hatta “istifa” kelimesi bile dile gelmiş.

Kafanız karışmasın, anlatayım…

DEVA Partisi lideri Ali Babacan’ın ev sahipliğinde altılı masanın yeni toplantısı beş gün sonra gerçekleşecek. En merak edilen ise BTP’nin altılı masaya katılıp katılmayacağı…

Öyle ya; Meral Akşener, BTP lideri Hüseyin Baş’ın bu talebini masadaki liderlere iletecek.

İşte hem Akşener’in bu hamlesi hem de BTP’nin masaya katılma ihtimali birçok ismi rahatsız ediyor. Zira, hep Saadet Partisi’nin net tavrı konuşulurken DEVA’nın içinde de çok ciddi bir kaynama olduğunu öğreniyorum.

Örneğin, Babacan’ın sağ kollarından Mustafa Yeneroğlu’nu duyuyorum…

Evet, Genel Başkan Yardımcısı Yeneroğlu’nun yakın çevresine söylediklerini aktaracağım ama öncelikle şunu vurgulamalıyım: DEVA Partisi kaynakları “Bu sözler Yeneroğlu’nun sadece kişisel görüşleri değil, partideki herkes böyle düşünüyor” diye hatırlatıyor.

İşte Mustafa Yeneroğlu’nun partisinin koridorlarında söylediklerinin özeti:

“Çok ciddi bir süreçle karşı karşıyayız. Ve bu seçim hayati, mutlaka kazanılması gereken bir seçim. Kim olursa olsun… Yarın bizim genel başkanımız da böyle bir yöntemi izler ve bu teklifi masaya getirirse ne manaya gelir? Emrivaki manasına gelir değil mi? Sonuç itibarıyla her taraf yıpranacak şu veya bu şekilde… Haliyle, Meral Hanım’ın bu yaptığını da herkes emrivaki olarak okuyor.

Bunun ötesinde, tartıştığımız BTP ticarethane mi, tarikat mı, siyasi parti mi? Yöneticilerinin kaç evliliği olmuş, kaç çocuğu var? Şeffaf ve demokratik değiller. Yaptığımız iş çok ciddi bir iş. Biz demokratik Türkiye mücadelesi veriyoruz. Bu mücadele ancak demokrasi bilinci olan insanlarla birlikte verilir. Bu çocuk oyuncağı değil ki… Bu şekliyle ayağa düşürülen bir görüntü olabileceğinden ciddi manada endişe ediyorum.

Sürekli kadın-erkek eşitliğini vurguluyoruz, değil mi? Gelin görün ki konuştuğumuz parti kurucusunun eşlerinin sayısını vermenin zor olacağı bir denklemle karşı karşıyayız! Haliyle, ana muhalefet liderinin, Meclis’te büyük siyasi grubu bulunan bir partinin genel başkanının ve benim genel başkanımın böylesi bir düzlemle aynı masada oturması, işin ciddiyetine çok aykırı yaklaşım olur. Eminim ki İYİ Parti’de de ‘kadın-erkek eşitliği’ diyen, ‘demokrasi’ diyen, ‘hukuk devleti’ diyen insanların çok büyük bir bölümü bizden farklı düşünmüyordur.

Tayyip Erdoğan ile karşı karşıya olduğumuz bir yarıştayız. Altılı masanın bu yolla aşırı derece magazinleştirileceğini ve sulandırılacağını ifade ediyorum.”

Pehlivan, telefon ile görüştüğü Yeneroğlu’nun kendisine “Bu konuda DEVA Partisi’nin pozisyonu neyse benim pozisyonum da odur” dediğini aktardı.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Sıfır Otomobiller İçin Dolaylı ÖTV İndirimi Hazırlığı

Bazı ürünlerde Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) indirimi veya sıfırlanması gündemde. Bu kapsamda, kur krizi sonrasında fiyatları katlanan sıfır araçlar için de dolaylı ÖTV indirimin olabileceği belirtiliyor.

Bu çerçevede, halen çok düşük olduğu belirtilen sıfır otomobiller için uygulanan matrah limitinin yeniden düzenlenerek, düşük oranlarda vergilendirilmesi düşünülüyor.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın‘ın haberine göre, “Mali af” niteliğindeki kapsamlı bir torba yasayı geçtiğimiz hafta TBMM’den geçiren Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), otomobil dahil, bazı ürünlerde ÖTV indirimini gündemine aldı. Bazı gelir kalemlerinde, yılbaşından itibaren yüzde 122 olarak uygulanacak “yeniden değerleme” oranında da indirim yapılabilir.

Türkiye tarihinin en kritik seçimlerinden birine, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığının gölgesinde gidiyor.

Geniş toplum kesimlerinin şikayet ettiği hayat pahalılığının seçimlerde aleyhine dönebileceğinden endişe eden iktidar partisi ise seçimlerden önce deyim yerindeyse “kesenin ağzını açtı.”

Geçen yaz aylarındaki asgari ücret artışı, sosyal konut projesi ve son olarak KYK kredi borç faizlerinin silinmesini de içeren yasal düzenlemelerin parti oylarına olumlu yansıdığını düşünen AK Parti, yılbaşından önce başta emeklilikte yaşa takılanlar (EYT) olmak üzere yeni düzenlemeleri Meclis’ten geçirmeyi planlıyor.

Otomobil için matrah düzenlemesi

Bu kapsamda bazı ürünlerde ÖTV indirimi veya sıfırlanması da gündemde.

ÖTV indiriminin EYT düzenlemesinin de içinde yer alacağı torba yasa içine konulması planlanıyor.

Bu kapsamda, kur krizi sonrasında fiyatları katlanan sıfır araçlar için de dolaylı ÖTV indiriminin de pakette yer alabileceği belirtiliyor.

Bu çerçevede, halen çok düşük olduğu belirtilen sıfır otomobiller için uygulanan matrah limitinin yeniden düzenlenerek, düşük oranlarda vergilendirilmesi düşünülüyor.

ÖTV matrah limitinin düşük kalması nedeniyle birkaç istisna hariç,  otomobildeki ÖTV oranının yüzde 80 ve üzerinde uygulandığına dikkat çekiliyor.

Halen motor silindir hacmi 1600 cc’nin altındaki otomobillerde ÖTV matrahı 120 bin TL’yi aşmayanlarda yüzde 45, matrahı 120 bin ile 150 arasında olanlar yüzde 50, matrahı 150 bin TL’yi aşıp,175 bin TL’yi aşmayanlar 60, 175 bin TL’yi aşıp, 200 bin TL’yi aşmayanlar için yüzde 70, 200 bin liranın üzerindeki otomobillerde ise yüzde 80 vergi uygulanıyor.

Ancak son 1 yılda otomobil fiyatları son derece hızlı arttı ve 200 bin liranın altında neredeyse hiç araç kalmadığı için ÖTV oranları da yüzde 80’i buldu.

AK Parti kaynakları, ÖTV matrah limitinin artırılması ya da düşük silindir hacimli araçlar için doğrudan ÖTV indirimine gidilerek sıfır araçlara erişimin kolaylaştırılabileceğini belirtiyorlar.

Erdoğan indirim yetkisini kullanabilir

Devletin vergi, ceza, harç gibi kalemlerde kalemlerde uygulayacağı yıllık artışı ifade eden yeniden değerleme oranında indirim de iktidar partisinin gündeminde.

Yeniden değerleme oranı yılbaşından itibaren yüzde 122,9 olarak uygulanacak. Ancak Vergi Usul Yasası’na göre cumhurbaşkanının bu oranı yüzde 50 oranında artırma veya azaltma yetkisi bulunuyor.

AK Parti kurmaylarının verdiği bilgiye göre,  bu yıl rekor düzeyde artan yeniden değerleme oranı konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yüzde 50 indirim yetkisini kullanabilir.

Söz konusu düzenlemelerin EYT’lileri de içeren torba yasa teklifi içine konulması ve yılbaşından sonra uygulanabilmesi için de bütçe görüşmelerinden hemen sonra, Meclis’ten geçirilmesi planlanıyor

Paylaşın

AK Parti, Seçim Öncesi Yeni Bir Çözüm Süreci Mi Başlatmak İstiyor?

AK Parti’nin HDP ziyaretinin Türkiye’nin mevcut siyasi iklimine bakıldığında ‘doğal bir ziyaret olmadığı’ görüşünde olan Öğretim Üyesi Dr. Vahap Coşkun, ‘Ülkede bir anayasa yapılıyor, normal siyasi iklimde hükümetin diğer partileri ziyaret etmesi gayet doğal” dedi ve ekledi:

“Fakat Türkiye’nin son dört, beş yılına bakıldığında ve de AK Parti’nin izlediği siyasete bakıldığında normal olarak düşünülemez. Çünkü AK Parti, sadece HDP’yi değil, onunla ilişki içinde olanı terörize etti. HDP’ye selam vermek bile günah haline gelmişti. Bu nedenle muhalefet de HDP ile normal bir ilişki kuramadı. Kaçak göçek, mahçup bir ilişki kurdu. Tüm bunlar varken, AK Parti’nin gidip HDP ile görüşmesi üzerinde düşünülmesi gereken bir husus.”

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) başörtüsü teklifi üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Anayasa teklifi’ çağrısı siyasetin tartışılan gündemi.

Geçtiğimiz günlerde Adalet Bakanı Bekir Bozdağ başkanlığındaki AK Parti heyeti, başörtüsü konusunda hazırlanacak anayasa değişikliği için MHP, CHP, HDP ve İYİ Parti gruplarını ziyaret etmişti.

AK Parti’nin, bu ziyareti kendi içinde de eleştirilere neden olurken gözler Milliyetçi Hareket Partisi’nin tutumuna çevrilmişti.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında ittifakı AK Parti’nin HDP ziyareti ile ilgili yapılan eleştirilere yanıt vererek “AK Parti’nin HDP ziyareti son derece doğal. Biz, görüşüldüğüne değil makul ve demokratik çözümün nasıl olacağına bakıyoruz’” dedi.

Peki AK Parti’nin HDP ziyareti, Bahçeli’nin bu ziyarete desteği ve de ‘demokratik çözüm’ açıklaması ne anlama geliyor ?

Euronews Türkçe’den Dilek Gül’e konuşan Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Vahap Coşkun, AK Parti’nin ziyaretinin Türkiye’nin mevcut siyasi iklimine bakıldığında ‘doğal bir ziyaret olmadığı’ görüşünde.

”Ülkede bir anayasa yapılıyor, normal siyasi iklimde hükümetin diğer partileri ziyaret etmesi gayet doğal. Fakat Türkiye’nin son dört, beş yılına bakıldığında ve de AK Parti’nin izlediği siyasete bakıldığında normal olarak düşünülemez. Çünkü AK Parti, sadece HDP’yi değil, onunla ilişki içinde olanı terörize etti. HDP’ye selam vermek bile günah haline gelmişti. Bu nedenle muhalefet de HDP ile normal bir ilişki kuramadı. Kaçak göçek, mahçup bir ilişki kurdu. Tüm bunlar varken, AK Parti’nin gidip HDP ile görüşmesi üzerinde düşünülmesi gereken bir husus.”

Muhalefet partilerini ‘AK Parti’nin çizdiği sınırlar dahilinde siyaset izlemekle’ eleştiren Coşkun, muhalefetin bu şekilde kurucu bir siyaset inşa edemeyeceğini düşünüyor.

AK Parti’nin tavrında görülen değişimi Kürt seçmenin seçimlerde oynayacağı belirleyici rolüne bağlayan Vahap Coşkun, HDP’ye yönelik yumuşamanın emarelerinin bir süredir olduğunu dile getiriyor:

”HDP seçmenini etkileyemezse bile en azından AK Parti ile arasına mesafe koymuş olan muhafazakar Kürt seçmen üzerinde bir etki yaratmak için bu tür adımlar attığını düşünüyorum. Bu genel siyasi bir hesap ama HDP ile iktidarın kurduğu ilişki Türkiye’de siyasetin normalleşmesi açısından da daha doğal olacaktır. Şimdi en azından muhalafet HDP ile açıktan görüşebilir herhalde, görüşmek bir terör meselesi olmayacaktır. AK Parti görüştü, MHP bunu doğru bulmuştur diyebilir.”

Dr. Vahap Coşkun, MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin açıklamalarını ise ”MHP için önemli olan iktidarını korumak ve sürdürmektir” olarak değerlendiriyor.

Bahçeli’nin ‘demokratik çözüm’ ifadeleri için ‘alışık olmadığımız bir söylem’ diyen Coşkun, bu sözlerden büyük bir anlam çıkarmak için erken olduğu görüşünde.

Coşkun, Kürt sorununun siyasetin gündemine en nihayetinde geleceğini fakat halihazırda atılan adımları “yeni bir sürecin başlangıcı” şeklinde yorumlamanın zor olduğunu ifade ediyor.

Genelkurmay eski İstihbarat Başkanı, emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin ise daha önceki gibi olmasa da yeni bir çözüm sürecinin kapıda olduğunu söylüyor.

Son dönemde gerçekleşen ziyaretin ve de Bahçeli’nin açıklamalarının altında yatan nedeni Cumhur İttifakı’nın oy ihtiyacına bağlayan İsmail Hakkı Pekin, bu kez meseleye MHP’nin de dahil olmasının süreci başarılı kılabileceği görüşünde:

”AK Parti’nin HDP ziyareti, Bahçeli’nin açıklamalarına bakıldığında sanki bir ‘yumuşama’ya gelindiğini gösteriyor. Yeni bir çözüm süreci olarak görüyorum. Bu sürece bu kez MHP’nin dahil olması süreci başarılı kılabilir. HDP ya da Kürt vatandaşlarımızın oylarının seçimi etkileyeceğinin farkındalar ve bu nedenle Kürt seçmeninin oylarının bir kısmının Cumhur İttifakı’na dönmesi gerekiyor. O zaman Kürt vatandaşlarımız ve HDP ile ilgili konularda yeniden bir karar sürecinde olduklarını görüyorum. Bu yumuşama yeni bir demokratik çözümü başlatabilir. Bu süreçte İmralı devrede olur. Geçmişte olduğu gibi değil de daha farklı bir denklemde yürütülür bu süreç. Cumhur İttifakı’nın da Millet İttifakı’nın da Kürt vatandaşlarının oylarına ihtiyacı var. AKP de bu işi gördü ve karşı tarafa kaptırmak istemiyor.”

İsmail Hakkı Pekin, yeni çözüm süreci nereden başlar sorusuna ise ”Öcalan ile görüşmeler devam ediyordur. Büyük ihtimalle yakın zamanda Öcalan’ın bazı mesajları ile karşılaşabiliriz” yanıtını veriyor.

”Kandil devre dışı bıraktırılabilir, daha yumuşak bir geçiş olabilir. Öcalan’a adada bir ev mi yoksa dışarıda bir ev hapsi mi sorusu gündeme gelebilir.” diyen Pekin, “Bu, Öcalan’ı Mandela seviyesine de getirebilir. Ziyaretler, görüşmeler gerçekleşir çünkü. Eğer bunu yapmazlarsa Demirtaş’ı da engelleyemezler. Onun da etkisini kırmaya çalışıyorlar. Ve Öcalan’ın devreye girmesi gerekiyor. Kandil de operasyonlardan dolayı sıkışmış durumda. Özcesi bu işin demokratik yollarla çözülmesi hakların verilmesi, Öcalan’ın ev hapsine çıkarılmasıyla olacak. Yavaş yavaş o tarafa gidiyoruz. Bu dünya için de önemli, böylece bazı yerlerde YPG’nin ABD tarafından devlet kurmasının da önüne geçilebilir.” diyor.

”HDP üzerindeki uzun süreden beri süren sert söylemine baktığımızda ise bu görüşme olağan değil”

Son dönemde siyasetin dilinde görülen değişimi euronews Türkçe’ye değerlendiren gazeteci-yazar Dr. Ecevit Kılıç’a göre ise AK Parti’nin HDP’yle görüşmesi şaşırtıcı değil.

Ecevit Kılıç_,”Bir taraftan mevcut anayasal sistemi korumakla görevli olan Anayasa Mahkemesi, HDP’ye kapatma davasını görürken diğer taraftan, deyim yerindeyse, kapatma davasının arkasında duran, davayı destekleyen iktidar, aynı partiyle anayasa değişikliği için görüşüyor.” diyor._

“Bu büyük büyük bir paradoks.” diyen Kılıç, “Ama diğer taraftan daha demokratik ve özgürlükçü yeni bir anayasa hazırlığından bahsediliyor. Tartışma noktası başörtüsü de olsa anayasal düzeyde hak ve özgürlüklerden bahsedildiğinde Kürtleri bir tarafa bırakmak pek mümkün değil. Bu nedenle AK Parti’nin HDP’yle görüşmesi şaşırtıcı gelmiyor.” ifadelerini kullanıyor.

HDP’nin devre dışı bırakıldığında demokratik ve özgürlükçü anayasa söyleminin kadük kalacağını belirten Kılıç_, HDP’ye yönelik tutum değişikliğini “sıra dışı” olarak yorumluyor._

Kürt sorunu üzerine akademik çalışmalar yürüten Kılıç, güvenlik konseptinin hala devrede olduğunu ve iktidarın yeni bir çözüm süreci niyetinde olmadığını dile getiriyor:

“Seçimlere yönelik siyaset stratejisinin bir parçası sanki bu adımlar. Seçim gününe kadar bu yumuşama adımları sürebilir. Çünkü güvenlik konsepti topyekun devrede. Hem içeride hem de dışarıda. Bu güvenlik konseptinde yumuşama yok.”

Ecevit Kılıç, Kürt siyasal hareketinden gelebilecek “silah bırakma” ve “kalıcı çözüm” çağrısının bazı şeyleri de kolaylaştırabileceğini sözlerine ekliyor:

”Bu çağrıyı da sadece Öcalan yapabilir. O zaman Bahçeli de daha fazlasını yapabilir veya MHP de devletin bekası söylemi üzerinden bu rolü üstlenebilir. Ve doğal olarak MHP’nin içinde olacağı bir yeni süreç eski arayışlara göre daha başarılı olur. Kalıcı olma şansı bile var.”

Paylaşın