İran’da Protestolara Destek Veren Rapçi, 10 Dakikada İdama Mahkum Edildi

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolara siyasi şarkılar söyleyerek destek veren Samin Yassin (Seydi) çıkarıldığı mahkemece idama mahkum edildi.

Haber Merkezi / 2 Ekim’de gözaltına alınan Samin Yassin (Seydi), gözaltı sırasında ağır işkencelere maruz kaldı. Yassin çıkarıldığı mahkemede kendisine yöneltilen 11 suçlamanın tümünü reddetti. 10 dakika süren duruşması devlet televizyonunda canlı yayınlandı. Yassin 10 dakika sonunda idama mahkum edildi.

Kararın ardından İran’ın birçok kentinde gençler, sokaklara çıkarak kararı protesto etti. Yine dünya genelinde sanatçılar, Yassin’e verilen idam cezasını kınayarak, kararın geri çekilmesi için kampanya başlattı.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Paylaşın

Rusya, Kuzey Kore’den Silah Mı Alıyor? Gizemli Yük Treni

Kuzey Kore ve Rusya arasında silah alışverişi yapıldığına dair yeni bir iddia ortaya atıldı. Kuzey Kore’den yola çıkan ve yükü belirsiz olan bir trenin Rusya sınırından giriş yaptığı öne sürüldü.

Beyaz Saray’dan Çarşamba günü yapılan açıklamada, Kuzey Kore’nin gizlice Rusya’ya çok sayıda top mermisi gönderdiğine dair bir bilgiye sahip olunduğu ifade edilmişti. Kuzey Kore yönetimi de Eylül ayında yaptığı bir açıklamada, Rusya’ya silah ve mühimmat temin edildiği iddialarını reddetmişti.

ABD yönetiminin Kuzey Kore’nin Rusya’ya gizlice silah temin ettiğine dair elinde bilgi olduğunu açıklamasının ardından Kuzey Kore’den yola çıkan ve yükü belirsiz olan bir trenin Rusya sınırından giriş yaptığı belirtildi. 38 Kuzey Projesi adlı Kuzey Kore konusunda çalışmalar yaşan Washington merkezli bir düşünce kuruluşu da söz konusu trene ait uydu fotoğraflarını yayımladı.

Düşünce kuruluşu uzun yıllar sonra iki ülke arasında bu şekilde bir tren geçişi yaşandığına dikkat çekerken Rusya silah taşındığı iddialarını reddetti ve trenin Kuzey Kore’den Rusya’ya at getirdiğini öne sürdü.

38 Kuzey isimli düşünce kuruluşu tarafından yapılan değerlendirmede, sadece uydu fotoğraflarıyla taşınan yükün ne olduğuna dair kesin bir değerlendirme yapılamayacağına dikkat çekilirken yıllar sonra bu rota üzerinde bir yük treninin faaliyet göstermesinin zamanlamasına vurgu yapıldı.

Özellikle Kuzey Kore ve Rusya arasında silah alışverişi yapıldığına iddialarının olduğu bir döneme denk gelmesinin dikkat çekici olduğu ifade edildi.

Sabah saatlerinde Kuzey Kore tarafında görülen bir lokomotif ve 3 kapalı vagondan oluşan trenin öğleden sonra sınırın Rusya tarafında görüntülendiği belirtiliyor. Sınırın iki kilometre içerisine geçen trenin yanına daha sonra transfer için olduğu sanılan başka bir trene ait vagonların çekildiği görülüyor.

Beyaz Saray’dan Çarşamba günü yapılan açıklamada, Kuzey Kore’nin gizlice Rusya’ya çok sayıda top mermisi gönderdiğine dair bir bilgiye sahip olunduğu ifade edilmişti. Kuzey Kore yönetimi de Eylül ayında yaptığı bir açıklamada, Rusya’ya silah ve mühimmat temin edildiği iddialarını reddetmişti.

Rusya resmi Veterinerlik Dairesi’yse son olarak yaptığı açıklamada, söz konusu trenle Kuzey Kore’den Rusya’ya 30 adet at getirildiğini iddia etti.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ‘Türkiye’den Kara Para Kaçıran Ailelere’ Seslendi

Türkiye’de kara para aklayan bazı ailelerin Londra’da gayrimenkuller aldığını iddia eden CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Bugün Londra’da Chelsea’yi size tanıtmaya geldim. Türkiye’den kara parasını kaçıran bazı sözüm ona aileler, gayrimenkullerini bu semte dizdiler. Diyorlar ki, ‘Bay Kemal’ler iktidara gelince kaçacak yerimiz olsun’. Bakın ey çeteler, kaçmayı düşündüğünüz sokaktayım şu anda” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, açıklamasının devamında, “Ne yaptığınızı, ne yapacağınızı gayet iyi biliyorum. Önce kara parayı Türkiye’ye sokuyorsunuz, yıkayıp paklayıp aklıyorsunuz, sonra dışarı geri çıkarıp aileleriniz için yatırıma çeviriyorsunuz. Ne ala dünya değil mi? Hazinemizin 1 kuruşunu dahi yanınıza bırakırsam namerdim. Bu kadar net, bu kadar açık söylüyorum. Göreceksiniz siz aileyi!” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Saat 22.00 görüşürüz” demişti. Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından “Kara paradan evlatlarımızın payına uyuşturucu düştü. Peki ya onların çocuklarına?” başlığıyla video yayınladı.

Kılıçdaroğlu, videoda şu ifadeleri kullandı:

“Sevgili halkım, bu aralar ortamı bulandırmak için, aile, anayasa konuşanlar var. Ne tesadüftür ki dünyanın neresine gitsem birilerinin ailesiyle karşılaşıyoruz. Bazen New York’taki gökdelenlerde, bazen Man Adası’ndaki banka hesaplarında. Ama aile demişken bugün Londra’da Chelsea’yi size tanıtmaya geldim. Türkiye’den kara parasını kaçıran, bazı sözüm ona aileler, ama gerçekte çeteler; gayrimenkullerini tek tek bu semte dizdiler. Diyorlar ki Bay Kemaller iktidara gelince kaçacak yerimiz olsun.

Bakın ey çeteler, kaçmayı düşündüğünüz sokaktayım şuan. Ne yaptığınızı, ne yapacağınız gayet iyi biliyorum. Önce kara parayı Türkiye’ye sokuyorsunuz, yıkayıp paklayıp günlerce aklıyorsunuz, sonra dışarı geri çıkarıp aileleriniz için yatırıma çeviriyorsunuz. Ne ala dünya değil mi?

Hazinemizin bir kuruşu dahi yanınıza bırakırsam namerdim. Bu kadar net, bu kadar açık söylüyorum. Göreceksiniz siz aileyi. Bakın sevgili halkım, bu seçimde iki Türkiye var önünüzde. Birini seçeceksiniz. İlki, kara para ile beşli çetelerin daha da zengin edildiği, bizim çocuklarımıza ise methin, uyuşturucunun kaldığı bir Türkiye.

Diğer Türkiye ise, temiz, teknolojik, iklim dostu yatırımları olan, gençlerimizi sokaklardan kurtaran, girişimci evlerine yerleştiren, yepyeni, pırıl pırıl, çok güzel bir Türkiye. O Türkiye’de baronlara, mafyaya, çetelere yer yok. Orada fotoromanlara da yer yok. Olmayacak da zaten. İşte ben bu parlak Türkiye için dört gündür yatırımcılarla konuşuyorum.

Önce dünyada toplam 5 trilyon dolarlık fon yöneten yatırım bankalarıyla görüştük. Bugün toplamda 100 milyar sterlin yatırım yapmış 14 devasa fonla görüştük. Akşam ise 342 milyar dolarlık büyüklüğü ile dünyanın en büyük teknoloji yatırımlarını yapan bir yatırım grubu ile görüşeceğim.

Sevgili gençler, sizin ihtiyacınız olan parayı buldum. Tüm dünyaya ilham vereceksiniz, emin olun! Ve göreceksiniz güzel Türkiye’yi nasıl birlikte inşa edeceğimizi.”

Kılıçdaroğlu’nun ABD ziyareti

Kılıçdaroğlu, ABD ziyareti sırasında TÜRKEN Vakfı’nın New York’taki gökdelen inşaatı önünde açıklama yapmış, vakıf üzerinden yurt dışına para kaçırıldığını iddia etmişti.

İktidara yakın medyada, ziyaret sırasında Kılıçdaroğlu’nun “8 saat ortadan kaybolduğunu” öne sürülmüş ve çeşitli iddialarda bulunulmuştu. Kılıçdaroğlu ise açıklama için otomobille gökdelen inşaatına gittiklerini söylemişti.

Kılıçdaroğlu, “Hemen bindik araca Washington’a doğru geldik. Benzin istasyonuna uğradık hamburger almak üzere. Burada kimse beni tanımaz diye geziyorum. Birisi ‘Sizinle fotoğraf çektirebilir miyiz?’ dedi. ‘Türk müsün?’ dedim. ‘Türkmenistandanım’ dedi. ‘İyi gel bakalım’ dedim” ifadelerini kullanmıştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Kılıçdaroğlu’nun “FETÖ’cülerle hamburger yediğini” iddia etmişti. Erdoğan, 22 Ekim günü Malatya’da yaptığı konuşmada, “Milletimiz FETÖ’cülerle benzin istasyonunda hamburger yemek için on bin kilometre yol gidenlere yüz vermez” demişti.

Paylaşın

Dikkat Çeken Rapor: Avrupalılar Yıllık 3 Bin Euro Fakirleşti

Avrupa’da 2009 yılından itibaren uygulanmaya başlayan kemer sıkma politikalarının maliyeti ağır oldu. New Economics Foundation (NEF) ve Finance Watch tarafından yayınlanan bir rapora göre, Avrupalılar bu politikalar nedeniyle yıllık ortalama üç bin euro fakirleşti.

Rapor, kemer sıkma politikalarının daha hafif seyirde uygulanması halinde Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin kamu hizmetlerine kişi başına yılda bin euro daha fazla harcama olanağı sağlayabileceğine dikkat çekti.

“Son on yıllık kemer sıkma politikaları Avrupa ekonomilerine zarar verdi ve yaşam standardımızın iyileşmesini engelledi” diyen NEF’in makro-ekonomi program sorumlusu Frank Van Lerven, “Borç ve bütçe açığını azaltma saplantısı ne ekonomik büyümeyi arttırdı ne de borçları düşürdü. Bunun yerine kemer sıkma politikaları Avrupa ülkelerini potansiyel gücünden uzaklaştırdı” ifadelerini kullandı.

Kemer sıkma önlemlerinin Avrupa’yı Covid-19’dan ve Ukrayna’daki savaşın yol açtığı krizden kaynaklanan ekonomik şoklara karşı daha savunmasız bıraktığını da işaret eden raporda, “Kesintiler bu kadar şiddetli olmasaydı, AB hükümetlerinin elinde yeşil projeler de dahil altyapı projelerine harcayabilecekleri ek 533 milyar euro mevcut olabilirdi” tespitine yer verildi.

Bu miktarın özellikle enerji fiyatlarındaki artışların etkisini hafifletmeye yardımcı olabileceği vurgulandı.

“Rapor dengeli bakış açısı sunmuyor”

Ancak Avrupa Liberal Forumu Geçici İcra Direktörü Antonios Nestoras, raporun bulgularının dengeli bir bakış açısı sunmadığını ve diğer önemli faktörleri dikkate almadığını belirtti.

Raporu eleştiren Nestoras, kamu harcama seviyelerinin toplumda sadece bir zenginlik temeli oluşturulduğunda etkin bir şekilde yönetilebileceğini söyledi.

“Zenginlik yaratmamız gerekiyor. Vatandaşlara ve şirketlere de bu zenginliği yaratmaları için eşit bir oyun alanı sağlamalıyız” diyen Nestoras, “Çabalarımızı zenginlik yaratmaya odaklamadığımız sürece para nereden gelecek? Bu, bu rapor ve genel olarak kamu politikaları tarafından yanıtlanmayan bir soru” ifadelerini kullandı.

‘Uzun vadeli bir yaklaşım gerekli’

Avrupa Komisyonu gelecek çarşamba 2023’te Avrupa Birliği’nin mali kurallarında yapacağı değişiklikleri açıklayacak.

Bu çerçevede yürütme organının her bir üye ülkeye özel borç azaltma yolları önermesi bekleniyor. NEF’te kıdemli kampanya sorumlusu Sebastian Mang ise harcama kurallarının gelecekte gevşetilmesi gerektiğini vurguluyor.

Mang, Avrupa’nın 2024’ten sonra ihtiyacı olan şey, her yeni krize geçici yanıtlar vermek yerine, amaca uygun uzun vadeli bir yaklaşımdır. Kemer sıkma ekonomisi başarısız bir deney oldu. Gayri safi yurtiçi hasıladaki (GSYH) düşük büyüme, hükümetlerin vergi gelirlerinde düşüşe yol açarak devlet borçlarını arttırdı” dedi.

Kemerler sıkıldı, kamu borçları arttı

NEF ve Finance Watch’un raporu Yunanistan ve İtalya gibi daha fazla kemer sıkan ve kamu harcamalarında kesintiye giden ülkelerin aslında daha yüksek kamu borcu seviyelerine ulaştığını savunuyor.

Tedbirlerin harcanabilir gelir üzerindeki etkisi konusunda da farklılıklar tespit eden çalışma, Almanya’da maaşların finansal kriz öncesine kıyasla sadece yüzde 1 oranında düştüğünü işaret ederken, krizden en çok etkilenen ülkelerden İrlanda ve İspanya’da ortalama yüzde 27 oranında azaldığını gösterdi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Babacan: Erdoğan, MHP’nin Kahrını Çekmek Zorunda

DEVA Lideri Babacan, Cumhur İttifakı’nı “Tayyip Erdoğan da seçilemiyor. AK Parti’nin adayı olarak gitseydi 2018’de seçilebilir miydi? O yüzden mecburen MHP’nin kahrını çekmek zorunda. Ortaklık uğruna AK Parti seçmeninin oyunu, desteğini aldı ama iradenin anahtarını da Bahçeli’nin eline verdi. AK Parti-MHP ortaklığı garip bir ortaklık. Bir tane şöyle ortak ittifak dökümanı görmedim ben bugüne kadar” sözleriyle eleştirdi ve ekledi:

“AK Parti ve MHP beraber nasıl yönetecekler bu ülkeyi? Niye MHP’li hiçbir bakan yok? Niye Erdoğan istediği halde Bahçeli bir tane bakan ismi vermiyor. Bu normal bir ortaklık değil. Belki böylesi işine geliyor Bahçeli’nin. Belki de Bahçeli başarısızlığın ortağı görünmek istemiyor.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Karar TV’de yayınlanan ‘Bir Karar Ver’ programının konuğu oldu. Burada gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Babacan, “Kendi adıma büyük bir helalleşme ihtiyacı hissediyorum” diyerek 2017 referandumundaki kararından pişman olduğunu açıkladı.

Babacan, “2017’de referandumunda keşke konuşmama kararımı bozup konuşsaydım. Millete keşke ‘bu iş yanlış, memleketin başını belaya sokacağız’ diye anlatsaydım.2015’te bakanlık bittikten sonra kendime kendime bir konuşmama kararı aldım. Çünkü konuştukça siyasette varım diyorsunuz” ifadelerini kullandı.

Babacan, “Halbuki ben o dönem soğutma ve siyasetten bir çıkış dönemi olarak kendime çizdim. Usül olarak yanlış da olsa bu referandumla ilgili grup kararı alındı. Geçmişe bakınca ‘belki de Türkiye’nin bunu yaşayıp yaşayarak olmaması gerektiğini görmesi gerekiyordu’ diyorum. Önce imzalar toplandı sonra milletvekilleri gördü, sır gibi sakladılar.

Hem MHP’den hem AK Parti’den asıl konusu bu olan insanlar çalıştırılmadı. Başkanlık sistemi konusunda çalışmış, kitaplar yazmış kişiler çalıştırılmadı. Sır gibi saklandı Meclis’e sunulurken ‘pat’ diye ortaya çıktı. Keşke çıkıp avaz avaz bağırsaydım ‘yanlış, yapmayalım bu işi’ diye” şeklinde konuştu.

ODTÜ’deki birincilik konuşması

ODTÜ’deki birincilik konuşmasını da yayınlayan Babacan, “TED’e göre baya steril bir konuşma yapmışım” diyerek ”Mezuniyet töreninde salonda başörtülü sadece annem vardı. O dönem öyleydi, şimdi tabii TED de çok değişti. Anadolu’nun en ücra köşesine kadar TED girdi, çok güzel burs sistemi başlattılar. Hem yakın hem de babam yabancı dile çok önem veriyordu. O günkü konuşmama bugün çok katılmayabilirim.18 yaşındaydım, liseyi yeni bitirmişti. Konuşmamı kendim yazdım oturdum. O günkü Günaydın gazetesi çok enteresan, farklı bir gazeteydi. Biraz tabloid, haber ile dedikodunun karışık yayınlandığı, münferit bir gazeteydi. Gençlik öyle bir konuşma yapmışım işte. Lise mezuniyetine göre baya steril bir konuşma yapmışım. Her iki konuşma metinini de okul yönetimi benden istedi ve onayladı. Düşününce o dönemdeki TED yönetimi benim öyle bir konuşma yapmamda mahsur görmemiş. ‘Böyle bir şey olmaz’ diyebilirlerdi ama o gün demek ki özgürlükçü bakış açısı varmış” ifadelerini kullandı.

“İşlerine geldiğinde demokrat işlerine gelmediğinde otokrat”

Babacan, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ başkanlığında HDP’ye yönelik gerçekleştirilen ziyarete ilişkin de konuştu. Ziyareti eleştiren Babacan, “2015’te iki seçim arasında kendileri ziyaretlerde bulundular. Onlar irtibat kurduğunda ziyaret ettiklerinde hiçbir şey yok muhalefet ziyaret edince vay teröristler, vay ortaklar. İşlerine geldiğinde demokrat işlerine gelmediğinde otokrat. Böyle çalışıyor.

Altılı masayı mutabakatla çalışan bir kuruluşa benzetiyorum. HDP konusu Altılı masanın ortak gündem konusu değil. DEVA Partisi olarak böyle bir bariyerimiz yok. ‘Nasıl bir Türkiye’de yaşamak istiyorsun?’ sorusu gelince parti farketmeksizin herkesin cevabı aynı” dedi.

“AK Parti-MHP ortaklığı garip bir ortaklık”

AKP-MHP ortaklığını ‘garip’ olarak nitelendiren Babacan, Cumhur İttifakı’nı “Tayyip Erdoğan da seçilemiyor. AK Parti’nin adayı olarak gitseydi 2018’de seçilebilir miydi? O yüzden mecburen MHP’nin kahrını çekmek zorunda. Ortaklık uğruna AK Parti seçmeninin oyunu, desteğini aldı ama iradenin anahtarını da Bahçeli’nin eline verdi. AK Parti-MHP ortaklığı garip bir ortaklık. Bir tane şöyle ortak ittifak dökümanı görmedim ben bugüne kadar” sözleriyle eleştirdi. Babacan şunları söyledi:

“AK Parti ve MHP beraber nasıl yönetecekler bu ülkeyi? Niye MHP’li hiçbir bakan yok? Niye Erdoğan istediği halde Bahçeli bir tane bakan ismi vermiyor. Bu normal bir ortaklık değil. Belki böylesi işine geliyor Bahçeli’nin. Belki de Bahçeli başarısızlığın ortağı görünmek istemiyor. Dün enflasyon açıklandı, son 24 yılın en yükseği. TÜİK’in örtmeye çalıştığı enflasyon TÜFE’de yüzde 85’e çıktı, gıda enflasyonu yüzde 99’a çıktı, ÜFE’de de yüzde 157’ye.

Bir tane MHP’li bakan yok ki millet çıkıp hesap sorsun. Hem iktidara ortak olayım iktidarın bütün menfaatlerini sağlayayım, kadrolaşayım devlette ama hiç sorumluluk üstlenmeyeyim. Tipik bir Bahçeli oyunu. Erdoğan da ona katlanmak zorunda kalıyor, yanlış iş. Biz ne yapıyoruz? Bu ülkeyi yöneteceksek gelin bugünden her şeyi konuşalım hiçbir şeyi sonraya bırakmayalım diyoruz. 85 milyonu yönetmek istiyorsanız ortak bir protokol lazım. Ülkeyi kazanamazsak insanları tekrar tek adam arayışına başlar”

Paylaşın

IMF’den Türkiye’ye Enflasyonla Mücadele İçin ‘Faiz Artışı’ Tavsiyesi

Türkiye’ye enflasyonla mücadele için ‘faiz artışı’ tavsiyesinde bulunan IMF, politika faizindeki artışla birlikte Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) bağımsızlığını güçlendirecek adımların da atılmasını şiddetle tavsiye ettiklerini bildirdi.

Uluslararası Para Fonu (IMF), bu hamlelerin enflasyonu daha güçlü bir biçimde aşağı çekmeye ve rezervlerin zaman içerisinde yeniden oluşturulmasına destek vereceğini belirtti.

Uluslararası Para Fonu (IMF) heyeti 2022 yılı 4. madde değerlendirmesini tamamladı. Kuruluşun değerlendirmesinde enflasyonla mücadele için ‘faiz artışı’ tavsiyesi öne çıktı. Değerlendirmede Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) bağımsızlığına da vurgu yapıldı.

IMF heyeti 2022 yılı 4. madde değerlendirmesini tamamlarken, kuruluşun değerlendirmesinde para politikasına ilişkin tavsiyeler öne çıktı.

Bloomberg HT‘nin haberine göre; kuruluş değerlendirmesinde politika faizindeki artışla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) bağımsızlığını güçlendirecek adımların birlikte atılmasını şiddetle tavsiye ettiklerini bildirdi. IMF değerlendirmesinde bu hamlelerin enflasyonu daha güçlü bir biçimde aşağı çekmeye ve rezervlerin zaman içerisinde yeniden oluşturulmasına destek vereceğini belirtti.

Değerlendirmede yüksek enflasyon ve yükselen mali riskler dikkate alındığında sıkı maliye politikasının da yardımcı olacağı ifade edildi. IMF, bu politikaların tutunması durumunda kur korumalı mevduat da dahil olmak üzere makro ihtiyati ve düzenleyici tedbirlerin aşama aşama uygulamadan kaldırılması gerektiğini, böylelikle devletin finansal piyasalar ve kredi dağılımında daha sınırlı bir rol oynayabileceğini belirtti.

IMF’den yapılan açıklamada IMF heyetinin Ankara ve İstanbul’da 16-22 Ekim tarihleri arasında kamu ve özel sektörden farklı kesimlerle temaslarda bulunduğu açıklandı. Önümüzdeki haftalarda değerlendirme raporunun hazırlanacağı ve Ocak 2023’te İcra Direktörleri Kurulu tarafından raporun değerlendirilmesinin planlandığı belirtildi.

IMF, üye ülkelerde yılda bir kez konsültasyon çalışması yapıyor. Bu çalışma sırasında IMF yetkilileri ekonomik verileri toplarken ilgili ülkenin yetkilileriyle de görüşüyor.

IMF heyeti Türkiye’de konsültasyon amacıyla bulunduğu sırada farklı kesimlerle de bir araya gelerek ülke ekonomisi hakkında bir değerlendirme hazırlıyor. Bu değerlendirmenin gerekçe ve biçimleri IMF’nin ana sözleşmesinin 4. maddesinde yer aldığı için bu rapora 4. Madde Değerlendirme Raporu adı veriliyor. Bu rapor İcra Direktörleri Kurulu’nda görüşülüp onaylandıktan sonra ilgili ülkeye veriliyor.

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü’nden FIFA’nın Dünya Kupası Mektubuna Tepki

Londra merkezli Uluslararası Af Örgütü, Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği’nin (FIFA) Katar’daki Dünya Kupası’na katılacak ülkelerden “futbola odaklanmalarını” ve “ahlak dersi vermeyi” bırakmalarını istediği mektubuna tepki gösterdi.

Af Örgütü’nün Ekonomik ve Sosyal Adalet biriminin direktörü Steve Cockburn, “Gianni Infantino dünyanın ‘futbola odaklanmasını istiyorsa”, çözüm basit: FIFA ciddi insan hakları sorunlarını halının altına süpürmek yerine, onları ele almakla işe başlayabilir” dedi.

Cockburn, “İlk adım da göçmen işçilere tazminat ödenmesi için bir fon kurulacağına dair taahhüdün turnuva başlamadan kamuoyu önünde verilmesi ve LGBT bireylerin ayrımcılık ve tacizle karşılaşmaması sağlamak olur. Hâlâ bunları yapmamış olmaları şaşkınlık verici” diye ekledi.

Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği’nin (FIFA) Katar’da bu ay düzenlenecek Dünya Kupası’na katılacak ülkelerin federasyonlarına mektup gönderdiği ortaya çıktı.

FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Genel Sekreter Fatma Samoura’nın imzasının bulunduğu mektupta, Dünya Kupası’nda yer alacak 32 ülkeye “Lütfen artık futbola odaklanalım” çağrısında bulunuldu.

“FIFA olarak biz, dünyanın geri kalanına ahlak dersi vermeksizin tüm düşünce ve inançlara saygı göstermeye çalışıyoruz” ifadesi yer alan mektupta, “Futbolun dış dünyadan kopuk şekilde yaşamadığını biliyoruz ve aynı şekilde dünya genelinde birçok siyasi zorluk ve güçlük olduğunun da farkındayız… Ancak lütfen futbolun her mevcut ideolojik ve siyasi savaşın içine çekilmesine de izin vermeyin” denildi.

İlk olarak Sky News tarafından haber yapılan mektup, AFP ajansınca FIFA’ya doğrulatıldı. Reuters’ın haberine göre, Avustralya Futbol Federasyonu da mektubun ellerine ulaştığını teyit etti.

Katar’a yönelik tepki ve protestolar

Katar’ın ev sahipliği, bu ülkedeki insan hakları ihlalleri ve yabancı işçilerin Dünya Kupası’na hazırlanan statlardaki çalışma koşulları nedeniyle uzun süredir tartışma konusu.

Eşcinselliğin yasa dışı kabul edildiği Katar’ın LGBTQ ve kadın hakları konusundaki duruşu da protestolara neden oluyor.

İngiltere ve Fransa dâhil sekiz Avrupa ülkesi, takım kaptanlarının Dünya Kupası maçlarında FIFA kurallarını ihlal etme pahasına gökkuşağı renkli ve “One Love” (Tek Aşk) yazılı pazı bandı takacağını duyurdu.

Danimarka, Katar’daki işçi ölümlerine dikkat çekmek için Dünya Kupası’na özel siyah renkli bir milli takım forması da tasarladı. Avustralya Futbol Federasyonu ve milli takım oyuncuları da geçen hafta yayımladıkları mesajda, Katar’daki göçmen işçilerin çalışma koşullarını ve LGBTQ bireyleri hedef alan yasaları eleştirdi.

Birçok teknik direktör ve federasyon da göçmen işçilerin ailelerine tazminat ödenmesi amacıyla bir fon oluşturulmasına yönelik çağrılara destek verdi.

Af Örgütü: Çözüm basit

Londra merkezli Uluslararası Af Örgütü, FIFA’nın mektubuna tepki gösterdi.

Af Örgütü’nün Ekonomik ve Sosyal Adalet biriminin direktörü Steve Cockburn, “Gianni Infantino dünyanın ‘futbola odaklanmasını istiyorsa”, çözüm basit: FIFA ciddi insan hakları sorunlarını halının altına süpürmek yerine, onları ele almakla işe başlayabilir” dedi.

Cockburn, “İlk adım da göçmen işçilere tazminat ödenmesi için bir fon kurulacağına dair taahhüdün turnuva başlamadan kamuoyu önünde verilmesi ve LGBT bireylerin ayrımcılık ve tacizle karşılaşmaması sağlamak olur. Hâlâ bunları yapmamış olmaları şaşkınlık verici” diye ekledi.

Katar’daki Dünya Kupası, 20 Kasım Pazar günü başlayacak ve 18 Aralık’taki final maçıyla sona erecek. Dünya Kupası’na katılacak takımların kadroları ise önümüzdeki hafta açıklanacak.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Emniyet Raporu: 2021 Yılında 294 Bin Uyuşturucu Şüphelisi

Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı Narkotik Daire Başkanlığı’nın Ağustos 2022 tarihli Uyuşturucu Raporu’na göre, 2021 yılında uyuşturucu vakalarında artış eğilimi geçen yıllara göre devam etti. Cezaevlerinde uyuşturucu suçlarından tutuklu ve hükümlü olanların sayısı 100 bini aşmış durumda. Türkiye genelinde 2020 yılında 159 bin 268 uyuşturucu olayı tespit edildi. 2021 yılında tespit edilen uyuşturucu vakası ise yüzde 35,5 artarak 215 bin 771 oldu.

Emniyetin verilerine göre 2021’de yakalanan şüpheli sayısı da yüzde 27,2 artarak 294 bin 604 kişiye yükseldi. Yakalanan 294 bin şüpheliden 224 bin 292’sine uyuşturucu satın almak ve bulundurmaktan, 64 bin 694 şüpheliye ise uyuşturucu madde imal ve ticaretinden işlem yapıldı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nan açıklamasının ardından Türkiye’de uyuşturucu kaçakçılığı suçu bir kez daha gündeme geldi. Emniyetin verilerinde Türkiye’de ele geçirilen uyuşturucu miktarı ve şüphesi sayısında artış dikkat çekiyor. Türkiye’de 2021 yılında tespit edilen uyuşturucu suçu 2020’ye oranla yüzde 35,5 artışla 215 bin 771 oldu. Bu kapsamda 294 bin 604 şüpheli yakalandı. Cezaevinde uyuşturucu suçundan tutuklu ve hükümlü sayısı ise 100 bini geçti. Uyuşturucu türleri arasında yer alan metamfetamin ise kullanma oranı ise hızla yayılıyor.

Kılıçdaroğlu, 31 Ekim’de Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamada “Türkiye’de uyuşturucu salgını olduğunu” belirterek iktidarı suçlamıştı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Kılıçdaroğlu’na tepki gösterirken, Emniyet ve Jandarma ise CHP lideri hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Siyasette tartışmalar sürerken

DW Türkçe’den Alican Uludağ, Türkiye’deki uyuşturucu sorununa mercek tuttu. Bu konuda en çarpıcı veriler Narkotik Daire Başkanlığı’nın Ağustos 2022 tarihli Uyuşturucu Raporu’nda yer alıyor.

Türkiye uyuşturucunun Balkan Rotası’nda 

Raporda, Türkiye’nin uyuşturucuda “Balkan Rotası” üzerinde yer alması nedeniyle hem hedef hem de transit ülke konumunda olduğu belirtiliyor. Bu konuda “Uyuşturucu kaçakçılığı bağlamında son derece önemli bir güzergâh olan ‘Balkan Rotası’ üzerindeki konumu ile Türkiye, gerek Asya’da üretilen ve Avrupa’ya transfer edilen başta eroin olmak üzere afyon türevleri kaçakçılığında ve aynı bölgede son yıllarda imalatı ve kaçakçılığı artmaya devam eden metamfetaminde, gerekse Avrupa’da üretilen ve Asya’ya sevkiyatı yapılan sentetik uyuşturucu ve bu maddelerin üretiminde kullanılan kimyasaların kaçakçılığında transit ve hedef ülkedir” tespitine yer veriliyor.

2015-2019 döneminde Batı ve Orta Avrupa’daki eroinin yüzde 70’inden fazlasının Balkan Rotası üzerinden giriş yaptığı belirtilen raporda, “Rekor olarak nitelendirilen yüklü eroin yakalamaları nedeniyle Türkiye; Balkan Rotası üzerinde hayati bir öneme sahiptir” ifadeleri de yer alıyor.

Rapora göre, Kuzey ve Orta Amerika, Doğu ve Güney Doğu Asya, Yakın ve Orta Doğu, Orta ve Batı Avrupa; Amfetamin Tipi Uyarıcıların (ATS) kaçakçılığında, Güney Amerika kokain kaçakçılığında, Batı ve Güney Batı Asya ise afyon ve türevleri kaçakçılığında ana çıkış ve üretim bölgeleri oldu.

Emniyet raporu: 2021’de 294 bin uyuşturucu şüphelisi 

Rapora göre, 2021 yılında uyuşturucu vakalarında artış eğilimi geçen yıllara göre devam etti. Cezaevlerinde uyuşturucu suçlarından tutuklu ve hükümlü olanların sayısı 100 bini aşmış durumda. Türkiye genelinde 2020 yılında 159 bin 268 uyuşturucu olayı tespit edildi. 2021 yılında tespit edilen uyuşturucu vakası ise yüzde 35,5 artarak 215 bin 771 oldu.

Emniyetin verilerine göre 2021’de yakalanan şüpheli sayısı da yüzde 27,2 artarak 294 bin 604 kişiye yükseldi. Yakalanan 294 bin şüpheliden 224 bin 292’sine uyuşturucu satın almak ve bulundurmaktan, 64 bin 694 şüpheliye ise uyuşturucu madde imal ve ticaretinden işlem yapıldı.

Eroinde yüzde 61 artış

Raporda, Türk güvenlik güçleri tarafından ele geçirilen eroin miktarının tüm Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde tespit edilen miktarın yaklaşık üç katı olduğuna dikkat çekiliyor. Rapora göre 2021 yılında Türkiye’de 22 bin 202 kg eroin ele geçirildi. Ele geçirilen eroin miktarı bir önceki yıla göre yüzde 61,1 arttı.

2020 yılında yasadışı haşhaş ekim olaylarında bir önceki yıla göre yüzde 241, bitki miktarında yüzde 217 artış meydana geldi. 2020 yılında 26 milyon 507 bin kök yasa dışı haşhaş bitkisi ele geçirilerek imha edildi. 2021 yılında ise yasa dışı haşhaş ekim olaylarında yüzde 13,6, bitki miktarında yüzde 25,8 artış oldu. 2021 yılında 33 milyon 343 bin kök yasa dışı haşhaş bitkisi imha edildi. 2021 yılında kök kenevir yakalamalarının yaklaşık yüzde 87,2’si Diyarbakır ve Bingöl illerinde gerçekleşti.

Diğer yandan 2020’de yapılan operasyonlarda 37,5 ton toz esrar ve 56,3 ton kubar esrar ele geçirildi. 2021 yılında esrar suçu kapsamında 84 bin 13 şüpheli yakalandı. 64 bin 125 kg esrar ve skunk maddesi ele geçirildi. Emniyet’e göre 2021 yılında esrar ve skunk yakalama miktarında yüzde 31,6 oranında düşüş gerçekleşti.

Kokain vakaları ne durumda? 

Daha çok Güney Amerika ülkeleri Kolombiya, Peru ve Bolivya’da üretilen kokain ticaretinde Türkiye’nin son yıllarda de transit ülke konumuna geldiğine işaret ediliyor. Türkiye’de 2021 yılında 2 bin 961 kokain operasyonu gerçekleşti. Bu olaylarda 4 bin 714 şüpheli gözaltına alındı ve 2 bin 841 kg kokain ele geçirildi. 2021 yılında ele geçirilen kokain miktarı bir önceki yıla göre yüzde 44,9 arttı. Emniyetin raporunda “Bu akam şimdiye kadarki en yüksek miktardır” denildi.

Amfetamin tipi uyarıcılardan olan Ecstasy’nin çıkış ülkesi ise Avrupa (Hollanda ve Belçika ağırlıklı) olarak biliniyor. Türkiye’de 2021 yılında 7 milyon 618 bin adet ecstasy ele geçirildi, 6 bin 770 şüpheli yakalandı.

Bir diğer sentetik uyuşturucu maddesi olan Captagon ise daha çok Ortadoğu ülkelerinde, ağırlıklı olarak Suriye ve Lübnan’a üretiliyor. Geçen yıl 13 milyon 790 bin adet Captagon yakalandı. 2 bin 345 şüpheli gözaltına alındı.

En büyük artış metamfetaminde

CHP lideri Kılıçdaroğlu, açıklamasında Türkiye’de özelikle metemfetamin salgını olduğuna işaret etmişti. Emniyetin raporuna göre, 2021 yılında Türkiye’de 57 bin 897 metamfetamin olayı tespit edildi. Bu olaylarda 80 bin 112 şüpheli yakalandı. 5 bin 528 kg metamfetamin ele geçirildi.

2021 yılında ele geçirilen metamfetamin yakalama miktarında bir önceki yıla göre yüzde 32,8 oranında arttı. Aynı yıl metamfetamin olay sayısındaki artış oranı ise bir önceki yıla göre yüzde 70,3 oldu. Benzer şekilde yakalanan şüpheli sayısında da bir önceki yıla göre yüzde 61,5 artış meydana geldi. 2022 yılının ilk 7 ayında görülen metamfetamin yakalama miktarı ise rekor artışla 8 bin 600 kilograma ulaştı. Emniyet raporunda, 2015 yılında 54 ilin sokaklarında yakalanan metamfetamin maddesinin 2020 ve 2021 yıllarında 81 ile yayıldığına dikkat çekildi. Raporda, “Bu yakalama verisi metamfetaminin önümüzdeki dönemde de tehdit unsuru olarak kalacağının bir göstergesidir” uyarısında bulundu.

Bonzai olarak bilinen sentetik kannabinoid maddesine ilişkin ise geçen yıl 30 bin 63 vaka tespit edildi. Bu kapsamda 41 bin 56 şüpheli yakalandı. 2.251 kg sentetik kannabinoid ele geçirildi.

260 bin kişi tedavi için başvurdu

Uyuşturucu ile mücadele kapsamında Türkiye’de 79 ayaktan tedavi merkezi hizmet sunuyor. 2021 yılında sadece tedavi merkezlerine yapılan toplam ayaktan tedavi başvuru sayısı 247 bin 390 olarak belirlendi. Bunların 100 bin 837’si denetimli serbestlik kapsamında bu merkezlere yönlendirildi. Türkiye’de bulunan 136 tedavi merkezinin 57’sinde yatarak tedavi hizmeti veriliyor. 2021 yılında yataklı tedavi merkezlerine yapılan başvuru sayısı 12 bin 954 oldu.

Emniyetin raporuna göre, tedaviye başvuran hastaların yaş ortalaması 29 olarak ölçüldü. Tedaviye başvuran hastaların 25-34 yaş grubu arasında yoğunlaştığı belirlendi. Bunların yüzde 8’i ise 15-19 yaş aralığında. 2021 yılında yatarak tedavi gören hastaların maddeyi ilk kullanım yaşı ortalaması 21,51 olarak ölçüldü.

Veriler, uyuşturucu tedavisi görenlerin eğitim düzeyenin düşük olduğu gösteriyor. Bunların 40,4’ünün ilköğretim mezunu olduğu tespit edildi. Yükseköğrenim mezunu oranı ise yalnızca yüzde 7,4. Tedavi görenlerin yüzde 43’ü eroin, yüzde 25,6’sı ise metamfetamin bağımlısı.

2021’de 270 kişi uyuşturucudan öldü

Adli Tıp Kurumu verilerine göre, 2021 yılında 270 doğrudan narkotik madde bağlantılı ölüm meydana geldi. Ancak ölüm oranında düşüş olduğu görülüyor. 2013 yılında 232 olan doğrudan madde bağlantılı ölüm; 2014 yılında yüzde 114 artışla 497, 2015 yılında yüzde 19 artışla 590, 2016 yılında yüzde 56 artışla 920, 2017 yılında yüzde 2,3’lük artışla 941 olmuştu.

2018 yılında ise madde bağlantılı ölümler düşüşe geçerek 657’ye, 2019 yılında 342’ye, 2020 yılında 314’e geriledi. 2021 yılında uyuşturucudan ölen 270 kişinin yüzde 90,7’si (245) erkek, yüzde 9,3’ü (25) kadın. Ölümlerin yaş ortalaması ise 33,4 oldu. 2021 yılında 270 madde bağlantılı ölüm olayının yüzde 46,3’ünde (125) metamfetamin tespit edildi. Bu 125 ölümün 44’ünde (yüzde 35,2) ölümler tek başına metamfetaminden kaynaklandı.

Narkotik Daire Başkanlığı’nın raporunda Türkiye’de yasadışı uyuşturucu ticaretinin parasal hacminin ne kadar olduğuna ilişkin bilgi yer almadı. Bugüne kadar yakalanan uyuşturucunun parasal karşılığına ilişkin de bilgi verilmedi. Yalnızca uyuşturucudan elde edilen gelirin aklanması suçuna yönelik 2021 yapılan operasyonlarda yaklaşık 32 milyon TL’ye el konulduğu bilgisi raporda paylaşıldı.

Paylaşın

‘Altılı Masa’ 14 Kasım’da Genişleme Stratejisini Netleştirecek

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa toplantısına ikinci kez ev sahipliği yapacak olan DEVA Partisi Lideri Babacan, Pazartesi günü liderleri ziyaret ederek toplantı gündemine ilişkin önerileri alacak.

Toplantının ana gündem maddelerinin Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçiş sürecinin yol haritası ile ortak politikaları belirlemek üzere oluşturulan komisyonların çalışmalarının olması bekleniyor.

Ancak Akşener’in, Baş’ın masaya dahil olma talebini de masa gündemine getirmesi nedeniyle, bundan sonra muhalefet bloğuna katılacak siyasi partilerle ilgili izlenecek tutumun da netleştirilmesi bekleniyor.

Masa bileşenlerinde ağırlıklı görüş, “Altılı Masa’nın olduğu gibi kalması”, ancak seçim ittifakı içinde yer almak isteyen siyasi partilerle işbirliği konusunun ilerleyen süreçte ele alınması yönünde.

Türkiye, yavaş yavaş seçim sürecine girerken özellikle oy oranı düşük olan siyasi partilerde de ittifak arayışları başladı. Bu konuda somut adım atan partilerden birisi ise BTP oldu.

Partinin kurucu lideri Haydar Baş’ın yaşamını yitirmesinin ardından genel başkanlık görevini üstlenen oğlu Hüseyin Baş, önce katıldığı bir televizyon programında Millet İttifakı içinde yer almak istediğini duyurdu.

Bu çağrıya İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener olumlu yanıt verdi ve ziyaret ettiği Baş’ın bu talebini “Altılı Masa’ya götüreceğini” açıkladı.

Akşener’in telefonla görüşerek bu niyetine ilişkin bilgi verdiği CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da Baş’ın talebinin 14 Kasım’da görüşüleceği mesajını verdi.

Genişleme stratejisi belirlenecek

Altılı Masa toplantısına ikinci kez ev sahipliği yapacak olan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Pazartesi günü liderleri ziyaret ederek toplantı gündemine ilişkin önerileri alacak.

Toplantının ana gündem maddelerinin Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçiş sürecinin yol haritası ile ortak politikaları belirlemek üzere oluşturulan komisyonların çalışmalarının olması bekleniyor.

Ancak Akşener’in, Baş’ın masaya dahil olma talebini de masa gündemine getirmesi nedeniyle, bundan sonra muhalefet bloğuna katılacak siyasi partilerle ilgili izlenecek tutumun da netleştirilmesi bekleniyor.

Masa bileşenlerinde ağırlıklı görüş, “Altılı Masa’nın olduğu gibi kalması”, ancak seçim ittifakı içinde yer almak isteyen siyasi partilerle işbirliği konusunun ilerleyen süreçte ele alınması yönünde.

Sarıgül de dahil olmak istiyor

Seçim ittifakı içinde yer almak isteyen başka partilerin de olabileceği, bunların bu aşamadan sonra masaya dahil edilmesinin, çalışmalarda zafiyet yaratacağı belirtiliyor.

Bu arada bazı küçük siyasi partilerin de muhalefet ittifakı için temaslara başladığı ifade ediliyor.

Türkiye Değişim Partisi Genel Başkanı Mustafa Sarıgül’ün muhalefet bloğu içinde yer almak istediği ve bu konuda nabız yokladığı siyasi kulislere yansıyan bilgilerden.

DEVA Partisi Sözcüsü Şahin: Başka talepler de var, genişleme ihtimali zayıf

14 Kasım’daki toplantıya ev sahipliği yapacak olan DEVA Partisi de masanın genişlemesine soğuk bakıyor.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, Parti Sözcüsü İdris Şahin, Altılı Masa’nın çalışma usullerinin liderlerin mutabakatıyla belirlendiğini ve kararların “istişare, müzakere, mutabakat” esasına dayandığına dikkat çekti. Şahin, “Eğer bir karar alınacaksa, bu ilkeler doğrultusunda alınacak” dedi.

Altılı Masa’nın çalışmalarını artık neredeyse son aşamaya getirdiğine dikkat çeken Şahin, masada yer almak isteyen başka siyasi partilerin de olduğunu, her talep üzerine masanın genişlemesinin sıkıntı yaratacağına etti.

Şahin, “Şu aşamadan sonra genişleme ihtimalini son derece zayıf görüyoruz” dedi. BTP’nin bir seçim ittifakı içinde yer alması konusunda ise şu görüşleri dile getirdi:

“Sayın Baş’ın Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e dair ortak mutabakat metnine destek olması son derece kıymetlidir. Bunu önemsiyoruz. Altılı Masa’nın oluşturacağı ve ortaklaşa vereceği kararda ittifaklar ne şekilde şekillenir, seçimlere hangi şartlarda girilir; bu husus netleştiğinde sistem değişikliğine yönelik her desteği de kıymetli bulduğumuzu ifade etmek isteriz.”

BTP’li Çetin: Meral Hanım masada yer almamızı canı gönülden istiyor

BTP ise Altılı Masa’nın “Yedili Masa” olması olmasını istiyor.

BTP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Çetin, Altılı Masa’nın Yedili Masa’ya dönüşüp dönüşmeyeceğine 14 Kasım’da liderlerin karar vereceğine işarete ederken, “Biz Millet İttifakı’na girmek istiyoruz. masanın da yedinci partisi olmak istiyoruz” dedi.

BTP’nin oy oranının yüzde 2 bandında olduğunu ve katılırlarsa masanın üç veya dördüncü büyük partisi olacakları iddiasında bulunan Çetin, eğer masadan kabul görmezlerse Cumhur İttifakı’na da gitmeyeceklerini, kendi yollarında yürüyeceklerini ifade etti.

Akşener’le yapılan görüşmenin son derece olumlu olduğunu, ittifak veya Altılı Masa’da yer almalarına destek verdiğini belirten Çetin, “Meral Hanım, bizim orada olmamızı canı gönülden istiyor. Listelerde veya Altılı Masa’da, her şartta olmamız istiyor. Çünkü şayet bu seçimde Cumhur İttifakı kazanırsa, Millet İttifakı diye bir şey kalmaz. Onun için bu seçimde bunu söküp atmak istiyor Meral Hanım” diye konuştu.

Paylaşın

Demirtaş, ‘Kobani Davası’nda Savunmasını Kürtçe Yaptı

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Kobani Davassı’nda savunmasını Kürtçe yaptı. Demirtaş, “Dava adı altında sürdürülen bu siyasi faaliyetin temel amacı HDP’yi suçlu gibi göstererek siyasi olarak izole etmektir. Bu şekilde de AKP-MHP iktidarının bir kez daha seçim kazanmasını sağlamaktır.” dedi ve ekledi:

“Ancak bu gayrı meşru hedefe ulaşmak için ellerindeki tek kumpas aracı bu dava değildir. HDP kapatma davası da aynı amaçla yürütülen bir başka siyasi faaliyettir.”

Demirtaş, savunmasına, “Fakat bunun dışında HDP’ye yönelik en ciddi saldırı, partimizin içine yönelik geliştirilen ayrıştırma, karşıtlaştırma ve parçalama siyasetidir. Bunu son derece sinsi yöntemlerle denediklerini geçmiş deneyimlerimizden çok iyi biliyoruz.

Bu kirli operasyonlara karşı bizim cevabımız, HDP’nin etrafında her zamankinden fazla kenetlenmek ve demokrasi, özgürlük ve barış mücadelesini büyütmek olacaktır. Herkes şunu çok iyi bilmeli ki, biz siyasette gelenek partilerimiz ve HDP ile doğduk, HDP ile büyüdük ve HDP ile kazanacağız” ifadeleriyle devam etti.

Kobani davasının 18. duruşma periyodunun 8. oturumu Sincan Cezaevi Kampüsündeki Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü.

Davada, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ile Selahattin Demirtaş, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü ve HDP MYK üyelerinin de aralarında bulunduğu 21’i tutuklu 108 kişi yargılanıyor.

Sincan Cezaevi’nde tutulan siyasetçiler duruşma salonunda hazır bulunurken, farklı cezaevlerinde bulunan siyasetçiler Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya bağlandı.

“Savunmamı kendi anadilimde yapmak istiyorum”

HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, savunmasını Kürtçe yaptı. Demirtaş’ın savunmasının Türkçesi şöyle:

“Bu celsede savunmamı kendi anadilimde yapmak istiyorum. Öncelikle tüm arkadaşlarımı, avukatlarımızı ve salonda dayanışma için bulunan herkesi yürekten selamlıyorum.

Savcının mütalaasına karşı kısaca birkaç şeyi belirtmek istiyorum. Her periyotta altını çizdiğimiz bir noktayı tekrarlayarak başlayacağım. Bu yargılama baştan sona politik bir faaliyettir. İktidarın siyasi amaçları doğrultusunda yürüyen hukuk dışı bir faaliyetle karşı karşıyayız. Buna bir yargılama denemez. Hukukun zerresinin uygulanmadığı bir faaliyete dava ya da mahkeme de denemez. O nedenle, savcılığın mütalaasına da mütalaa değil, siyasi bir çarpıtma belgesi denebilir ancak. Biz de bu siyasi girişime elbette siyasi bir duruşla cevap verdik, vermeye de devam edeceğiz.

Dava adı altında sürdürülen bu siyasi faaliyetin temel amacı HDP’yi suçlu gibi göstererek siyasi olarak izole etmektir. Bu şekilde de AKP-MHP iktidarının bir kez daha seçim kazanmasını sağlamaktır.

Ancak bu gayrı meşru hedefe ulaşmak için ellerindeki tek kumpas aracı bu dava değildir. HDP kapatma davası da aynı amaçla yürütülen bir başka siyasi faaliyettir.

“Ayrıştırma, karşıtlaştırma ve parçalama siyaseti”

Fakat bunun dışında HDP’ye yönelik en ciddi saldırı, partimizin içine yönelik geliştirilen ayrıştırma, karşıtlaştırma ve parçalama siyasetidir. Bunu son derece sinsi yöntemlerle denediklerini geçmiş deneyimlerimizden çok iyi biliyoruz. Bu kirli operasyonlara karşı bizim cevabımız, HDP’nin etrafında her zamankinden fazla kenetlenmek ve demokrasi, özgürlük ve barış mücadelesini büyütmek olacaktır. Herkes şunu çok iyi bilmeli ki, biz siyasette gelenek partilerimiz ve HDP ile doğduk, HDP ile büyüdük ve HDP ile kazanacağız.

Bizi yüz binlerce yıl hapis cezasıyla tehdit etseniz de ömür boyu hapiste tutsanız da biz buraya HDP’li olarak girdik, HDP’li olarak çıkacağız.

“Fikirlerimizden dolayı rehin tutuluyoruz”

Hepimiz haksız ve suçsuz yere, açık bir kumpas neticesinde cezaevinde tutuluyoruz. Ben kendim için değil ama rehin tutulan arkadaşlarım için üzülüyorum. Her birimiz silahın, şiddetin, savaşın bitmesi ve onurlu bir toplumsal barışın gerçekleşmesi için uzun yıllardır siyasi mücadele yürütüyoruz. Ve hepimiz tümüyle ve sadece ama sadece fikirlerimizden, konuşmalarımızdan dolayı rehin tutuluyoruz.

Ancak tarihte binlerce örneği yaşandığı gibi bizim de fikirlerimiz hapsedilemez. Örneğin yolsuzluktan, hırsızlıktan, rüşvetten hapiste olsaydık çaldığımız malları beraberimizde hapse getiremezdik. Katil olsaydık cinayet silahını yanımızda hapse getiremezdik. Oysa bizim suç olarak görülen fikirlerimiz şa anda yanımızda kafamızın içindedir. Aramalarda bulunamıyor, x-ray cihazından geçtiğimizde sinyal vermiyor. Zaten suç unsuru olsalardı içeri getiremezdik. Çünkü saydığım gibi, suç unsurları cezaevlerine getirilemiyor.

Fikirlerimizi, ilkelerimizi kimse bizden alamadı, bundan sonra da kimse alamayacak. Bu kararlılığımızı sağlayan en temel nedenlerden biri de dünyanın dört bir yanındaki halkımızın, sürekli artan kararlı desteğidir. Bugüne kadar halka, halkın değerlerine, mücadelesine uygun şekilde hareket etmeye çalıştık, bundan sonra da aynı şekilde olacak.

“Savunma hakkına sınırlamayı kabul etmiyorum”

Mütalaayı bu gerekçelerle reddediyor, kabul etmiyorum. Tüm rehine arkadaşlarım açısından tutukluluk hali ağır bir ihlale dönüşmüşken heyetinizin savunma hakkımıza bir iki günlük sınırlama getirmesini de kabul etmiyorum.

Savunma sırası gelen ve hazır olan arkadaşlarımızın savunmaları bittikten sonra, en sonda savunma yapacağım. Tüm arkadaşlarımın tahliyesine karar verilmesini talep ediyor, herkese bir kez daha selamlarımı ve sevgilerimi iletiyorum.”

Paylaşın