Birleşmiş Milletler’den Sosyal Medya Şirketlerine Uyarı

Birleşmiş Milletler’den (BM) dünya genelinde en çok kullanılan sosyal medya platformlarına uyarı geldi. BM, sosyal medyanın dev şirketlerinin patronları ve CEO’larına yaptığı çağrıda, insan haklarına saygı duyulması, ırkçı ve nefretle ilgili yapılan paylaşımları değerlendirme sorumluluklarını da eksiksiz ve tam olarak yerine getirme çağrısında bulundu.

BM İnsan Hakları Konseyi adına açıklamayı yapan görevlendirilmiş çok sayıda özel raportör ve bağımsız hak uzmanı, sosyal medya şirketlerinin patron ve CEO’larının isimlerinin anılarak yaptıkları ortak açıklamada, nefret söyleminin engellemesi için daha fazla hesap verebilirliğe acilen ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

BM Uzmanları, Twitter’ın yeni sahibi Elon Musk, Meta’nın sahibi Mark Zuckerberg, Google’ın ana şirketi Alphabet’in CEO’su Sundar Pichai, Apple’ın CEO’su Tim Cook’un ve diğer sosyal medya platformlarının sahip ve tepe yöneticilerini, insan hakları, ırkçılık ve nefret söylemlerine daha duyarlı olmaya davet etti.

“Nefret ve ayrımcı kelimeler ifade özgürlüğü kapsamında olamaz”

BM Uzmanları, ayrımcılık, nefret söylemleri ve insan hakları konusunda yönettikleri şirketlerin iş modellerinde, daha fazla hesap verebilirlik, şeffaflık, kurumsal sosyal sorumluluk ve etik kurallara uyulmasını istediler.

Yapılan ortak açıklamada, ifade özgürlüğünün de bir sınırının olduğu, bu özgürlüğün “ben her istediğimi söyleyebilirim gibi” kullanılamayacağı,” kişisel ifade özgürlüğünün” nefreti, ayrımcılığı ve ırkçılığı savunamayacağı hatırlatıldı.

Sosyal medya platformlarında artık değişim zamanın geldiği belirtilerek, “Sosyal medya platformları olarak ırk eşitliği ve insan haklarından sorumlu olmanın temel bir sosyal sorumluluk olduğu, insan haklarına saygı duymanın bu şirketler ve ortaklarının uzun vadeli çıkarına olduğu belirtildi. Sosyal medya şirketlerine, ayrımcılık, medeni, siyasi, iş ve insan haklarıyla ilgili yürürlükte olan uluslararası sözleşmeler hatırlatıldı.

“Elon Musk satın aldıktan sonra ırkçı kelimelerin kullanımı 500 kat arttı”

BM Uzmanları, sosyal medya platformlarının nefret söylemini kontrol altına alma konusundaki başarısızlığının kanıtı olarak, kısa süre önce Tesla’nın patronu Elon Musk tarafından satın alınmasının ardından “Twitter’da ırkçı kelimelerin kullanımında keskin bir artış olduğunu belirtti.

Uzmanlar, Rutgers Üniversitesi’nin Network Araştırma Enstitüsü’nün Twitter’ı Musk’ın satın almasının ardından siyahlar için kullanılan bir ırkçı kelimenin 12 saatlik bir süre içinde neredeyse yüzde 500 arttığını tespit ettiğini hatırlattı. BM yetkilileri, sosyal medya şirketlerinin, Afrika kökenli insanlara yönelik nefreti ifade eden kelimelerin kullanılması konusunda daha hesap verebilir olması gerektiğini belirtti.

Açıklamada, Twitter şirketinin bu durumu bir trol kampanyasına dayandırdığı ve nefret amaçlı olmadığını belirtmiş olsa da Afrika kökenli insanlara karşı nefretin ifadesi son derece endişe verici ve bir hak ihlali olduğu hatırlatıldı.

Uzmanlar, bazı sosyal medya şirketlerin nefret söylemlerine müsaade etmediklerini iddia etmesine rağmen, şirketlerin bu konuda belirttikleri politikalar ile platformda rastlanan uygulamalar arasında büyük farklar olduğuna dikkat çekti.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

HDP’li Beştaş’tan “Aday” Açıklaması: Karşı Çıktığımız Tek İsim…

Altılı Masa’nın Cumhurbaşkanı adayı ile ilgili konuşan HDP’li Beştaş, “Bugüne kadar karşı çıktığımız tek isim oldu o da Mansur Yavaş. Onun adaylığına asla HDP seçmeni sıcak bakmaz. Bizim için denklemde yok. ‘İnşallah’’ kavramını resmi açıklamayla yalanlayan bir insandan herkesi temsil eden bir Cumhurbaşkanı olmaz diye düşünüyoruz.” dedi ve ekledi:

“Bir vatandaş ‘İnşallah Demirtaş hapisten çıkar’ demişti. Ona ‘inşallah’ diye yanıt verdiği söylendi. Ertesi gün belediyeden ‘Böyle bir cümlem olmadı’ diye açıklama geldi. Bu kadar ürkek, tutum alamayan ve taraf olarak gördüğümüz biri. Ayrıntıları kişiler üzerinden tartışmak istemiyorum, tek bir görüşü onun üzerinden tartıştığımız için söyledim.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Radyo Sputnik’te Enver Aysever’in Yolcu Yolunda Gerek programında açıklamalarda bulundu.

‘Çok büyük bir hukuksuzluk’

Meral Danış Beştaş, AYM’nin verdiği HDP’ye hazine yardımının geçici süreliğine bloke edilmesi kararıyla ilgili şu yorumu yaptı:

“Bu karar olur mu olmaz mı diye çok tartışıldı. Çok büyük bir hukuksuzluk ve gasp var. Seçim çalışmaları, mahkeme kararlarıyla yürütülüyor. Siyasi partiler, başta bizim partimiz olmak üzere, tasfiye edilmek isteniyor. Yargı maalesef bu süreçte seçim çalışmalarında birinci derecede rol almış durumda. Bunun daha önceki kararlarla da bir uyumu yok. Anayasa Mahkemesi kendince teknik bir bloke kararı vermiş ama bunun hukukta, Anayasada hiçbir karşılığı yok. Tamamen siyasetin kararı veya baskısı olarak nitelendirebiliriz.”

‘Ürkek, tutum alamayan ve taraf olarak gördüğümüz biri’

Altılı Masa’dan çıkacak Cumhurbaşkanı adayıyla ilgili konuşan Beştaş, isimleri değil ilkeleri önemsediklerini söyledi. İsmen karşı çıktıkları tek kişinin Mansur Yavaş olduğunun altını çizen Beştaş, “Ürkek, tutum alamayan ve taraf olarak gördüğümüz biri” ifadelerini kullandı. Beştaş şöyle konuştu:

“İsimlerden ziyade ilkeleri önemsiyoruz. Kürt meselesine yaklaşım turnusol kağıtlarından biridir. Irkçılığa karşı olmak örneğin. Bunda herkesin ezberlerini bozması lazım. Geçmişle yüzleşme lazım. Kürtlerin de herkes gibi bu ülkenin sahibi ve yurttaşı olduğunu kabul etmemiz lazım.

Adil yargılamalar yine çok önemli bir başlık. Kadın eşitliği ve özgürlüğü hayati derecede önem verdiğimiz bir ilke. Doğaya yönelik kırım politikasının son bulması gibi ilkelerimiz var. Bugüne kadar karşı çıktığımız tek isim oldu o da Mansur Yavaş. Onun adaylığına asla HDP seçmeni sıcak bakmaz. Bizim için denklemde yok. ‘İnşallah’’ kavramını resmi açıklamayla yalanlayan bir insandan herkesi temsil eden bir Cumhurbaşkanı olmaz diye düşünüyoruz.

Bir vatandaş ‘İnşallah Demirtaş hapisten çıkar’ demişti. Ona ‘inşallah’ diye yanıt verdiği söylendi. Ertesi gün belediyeden ‘Böyle bir cümlem olmadı’ diye açıklama geldi. Bu kadar ürkek, tutum alamayan ve taraf olarak gördüğümüz biri. Ayrıntıları kişiler üzerinden tartışmak istemiyorum, tek bir görüşü onun üzerinden tartıştığımız için söyledim.”

Paylaşın

Türkiye – Suriye Yakınlaşması: Esad Karşıtı Silahlı İslamcı Gruplar Tepkili

Türkiye ve Suriye arasında 2022’in son haftasında Moskova’da gerçekleşen savunma bakanları düzeyindeki görüşme, Suriye’nin kuzeyinde etkili silahlı İslamcı gruplardan HTŞ’den sonra Türkiye ile iyi ilişkileri bulunan Ahrar’uş Şam da normalleşme çabalarına tepki gösterdi.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre Ahrar’uş Şam’dan yapılan açıklamada, “Beşar Esad ile hiçbir şekilde uzlaşmaya yanaşmayacağız” denildi. Heyet Tahrir el Şam da (HTŞ), liderleri Muhammed el Cevlani’nin konuşmasının yer aldığı, “Hiçbir zaman uzlaşmayacağız” başlıklı yeni bir video yayımladı.

Ahrar’uş Şam’ın açıklamasında neler var?

Ahrar’uş Şam’ın açıklaması, 3 Ocak’ta Telegram üzerinden paylaşıldı. Örgütün açıklamasında, “Suriye’nin haklı devrimi” övüldü ancak “birleşik bir liderlik oluşturulmasında yaşanan başarısızlığın muhalefetin çabalarını engellediği” belirtildi.

Örgüt, “devrimin müttefiki” olarak tanımladığı Türkiye’nin, Şam’a yönelik tutumunu değiştirmesine neden olan koşulları anladığını belirtmekle birlikte, “Muhalefet halkımızın kutsal davasından vazgeçemez” ifadesini kullandı.

“Dava” ile Esad yönetiminin devrilmesinden bahsediliyor.

“Örgütün bu hedefe ulaşıncaya kadar uzlaşmayı düşünmeyeceği” aktarıldı.

Ahrar’uş Şam, açıklamanın sonunda ise “Suriye muhalefeti ile Türkiye’nin çıkarlarının çatışmasının önüne geçecek bir yolun bulunabileceğini ümit ettiğini” belirtti.

HTŞ eleştirilerine devam ediyor

Geçen hafta Türkiye ile Suriye görüşmelerini eleştiren HTŞ de eleştirilerine yeni bir video yayımlayarak devam etti.

HTŞ’nin medya organı Amjad tarafından yine 3 Ocak tarihinde paylaşılan video, “Hiçbir zaman uzlaşmayacağız” başlığıyla yayımlandı.

Örgüt lideri Muhammed el Cevlani videoda, Esad yönetimi ile uzlaşma içine girmeyeceklerini belirtti ve “suçlu rejim devrilinceye kadar mücadeleye devam edeceklerini” ifade etti.

El Cevlani, “Suriye, Türkiye ve Rusya arasındaki üçlü görüşmelerin devrim için yeni bir meydan okuma teşkil ettiğini” söyledi.

“Suriye halkına moralini bozmama” çağrısı yapan el Cevlani, “HTŞ’nin mücadelesini gece gündüz sürdüreceğinin sözünü verdiğini” söyledi ve herkesi grupla yan yana durmaya çağırdı.

Geçmişte El Kaide’ye bağlı olan Nusra Cephesi militanlarının kurduğu HTŞ, İdlib’deki en güçlü askeri grup.

Nusra Cephesi, Temmuz 2016’da El Kaide ile ilişkilerini sonlandırdığını açıklamış ve adını Şam’ın Fethi Cephesi olarak değiştirmişti.

Ocak 2017’de ise Şam’ın Fethi Cephesi liderliğinde bir araya gelen Ensar el-Din Cephesi, Ceyş el-Sunna, Liva el-Hak ve Nurettin Zengi Hareketi, yeni bir çatı örgüt olarak HTŞ’yi ilan etmişti.

Ahrar’uş Şam ve HTŞ 2017’de birbiriyle savaşmış olsalar da müttefik konumundalar.

İkisi de HTŞ’nin liderliğindeki “El Fatah El Mubin operasyon odasında” birlikte hareket ediyor.

Türkiye merkezli muhalefet ‘endişeli değil’

Bu arada hafta içinde Türkiye’deki Suriyeli muhalif grupların temsilcileri Ankara’da yetkililerle görüştü.

Suriye Geçici Hükümeti oluşumu başkanı Abdurrahman Mustafa, Suriye Müzakere Komitesi Başkanı Bedir Camus ve Suriye Ulusal Koalisyonu Başkanı Salim Al Muslat’tan oluşan heyet, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da aralarında bulunduğu yetkililerle bir araya geldi.

Temaslarla ilgili Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Suriye bağlamındaki son gelişmeler ele alındı ve 2254 sayılı BMGK Kararı uyarınca Suriye muhalefeti ile halkına desteğimiz yinelendi” ifadelerine yer verildi.

Görüşmeler sonrası konuşan Abdurrahman Mustafa, Türkiye ile Suriye arasında başlayan yeni süreçle ilgili kendilerini endişelendiren bir durum olmadığını gördüklerini söyledi.

Mustafa, “Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendi egemenliği vardır, kararlarını kendi belirler ama biz şuna inanıyoruz ki sayın bakanla (Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu) görüşmemizde de bu vurgulandı; asla bu (süreç), Suriye halkının ve Suriye muhalefetinin çıkarlarının aleyhinde olmayacaktır. Kendisi tam tersine, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’in 2254 No’lu kararına bağlı olduğunu ve bunun için çaba harcadıklarını ifade etti” dedi.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde 2015 yılında kabul edilen 2254 sayılı karar, Suriye’de ateşkesin sağlanmasını ve ülkedeki sorunlara siyasi çözüm getirilmesini içeriyor.

Türkiye ile Suriye arasındaki süreçte neler yaşandı?

2022 yılı içinde Ankara, Suriye ile istihbarat servisleri düzeyinde görüşmeler yapıldığını açıklamıştı.

Kasım ayında da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Esad’la görüşme ihtimaline dair olumlu açıklamalar yapmuş ve “Siyasette küslük dargınlık olmaz” demişti.

Yılın son günlerinde ise iki ülke arasında yıllar sonra ilk siyasi temas gerçekleştirildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e önerdiği Türkiye-Rusya-Suriye üçlü mekanizmanın ilk toplantısında, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan, Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ve Suriye istihbarat yetkileri 29 Aralık’ta bir araya geldi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu de önümüzdeki haftalarda Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile gerçekleştirecekleri üçlü görüşme için temasların sürdüğünü açıkladı.

5 Ocak’ta ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu sabah Sayın Putin ile görüşmem oldu. Türkiye-Rusya-Suriye olarak bir süreç başlattık. Ardından dışişleri bakanlarımızı bir araya getireceğiz. Daha sonra da gelişmelere göre liderler olarak bir araya geleceğiz. Derdimiz bölgede suhuleti sağlamak, barışı egemen kılmak” ifadelerini kullandı.

Hafta içinde Reuters haber ajansına konuşan ve ismini vermeyen üst düzey bir Türk bir yetkili ise bakanların ilk toplantısından hızlıca bir sonuç çıkmasını beklemenin gerçekçi olmadığını söyledi.

Paylaşın

Dikkat Çeken Rapor: Popülist Lider Sayısı Son 20 Yılın En Düşüğünde

2023’ün başında 1,7 milyar insanın popülist bir lider yönetiminde yaşarken, bu sayı 2020’de 2,5 milyar seviyesindeydi. Dünya genelinde 11 popülist hükümetten geriye 7’sinin kaldığı ve bunların neredeyse tamamının ekonomik veya düzen karşıtı popülistlerin aksine sağcı kültürel popülistlerden oluştuğu iddia ediliyor.

Popülizmdeki düşüşün büyük bir kısmı Latin Amerika’da, özellikle de Brezilya’da Bolsonaro’nun yenilgiye uğratılmasıyla ve aynı zamanda Latin Amerika’da “popülist söylemi reddeden ve popülist solun tarihsel olarak endüstriyel ulusallaştırmaya odaklanması yerine ilerici ekonomik ve sosyal haklara odaklanan” ılımlı solcuların seçilmesiyle meydana geldi.

İngiltere’de Tony Blair Enstitüsü’nün yayınladığı son raporda popülist yönetimler altında yaşayan toplum nüfusunun iki yılda 800 milyon azaldığı belirtildi.

“Püskürt ve yeniden inşa et: Popülizme karşı oyun kitabını genişletmek” başlıklı raporda, 2022’de gerçekleşen seçimlerde “ilerici ve merkezcilerin” sandıktan ilk sırada çıkmasının dünya genelinde popülist liderlerin sayısını son 20 yılın en düşük seviyesine gerilettiği saptandı.

Rapor, 2023’ün başında 1,7 milyar insanın popülist bir lider yönetiminde yaşadığını söylüyor. Bu sayı 2020’de 2,5 milyar seviyesindeydi.

Araştırmada, dünya genelinde 11 popülist hükümetten geriye 7 kaldığı ve bunların neredeyse tamamının ekonomik veya düzen karşıtı popülistlerin aksine sağcı kültürel popülistlerden oluştuğu iddia ediliyor.

“Polonya ve Türkiye seçimleri dengeleri değiştirebilir”

Araştırmaya göre popülizm için 2023 de belirleyici bir yıl olacak. Zira hem Türkiye hem de Polonya’daki kritik seçimlerde dünyanın en etkili popülist hükümetlerinden ikisi düşebilir. “2022’nin sonunda Türkiye, enflasyon açısından dünyadaki en derin negatif faiz oranlarına sahipti ve Lira, Dolar’a göre gelişmekte olan piyasalarda en kötü performans gösteren para birimi oldu” denilen raporda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın milliyetçi desteği canlandırmak için Yunanistan veya Kürtlerle çatışmalardan bahsetmeye “istekli olduğu” uyarısında bulunuldu.

Ancak hükümetin düşmesi için her iki ülkedeki bölünmüş muhalefet partilerinin şimdiye kadar başardıklarından daha net koalisyon programları oluşturmaları ve ittifaklarını sağlamlaştırmaları gerekliliği de raporda vurgulanan diğer önemli bir husus.

Ana akım partilerin kendilerine ait net ve esaslı bir politika gündemi olması zorunluluğunun altını çizen rapor, popülist rakiplerine karşı olumsuz kampanyalara odaklanmamaları önerisini de getiriyor. Seçmenlerin ülkenin karşı karşıya olduğu sorunları görmezden gelen retorik aşırılıklardan giderek daha fazla yorulduğunu ana akım partilerin fark etmesi gerektiğini ifade eden raporun yazarı Brett Meyer, çalışmalarının bazı ülkelerde ilerici merkezciliğe doğru bir eğilim olduğunu gösterdiğini söyledi. Meyer, “Merkezciler 2022’de popülizmin sınırlarını geriletmeye devam etti ve iktidardaki popülistlerin sayısı son 20 yılın en düşük seviyesine indi” dedi.

Hangi popülist liderler kaybetti?

Brezilya’dan Jair Bolsonaro ve Slovenya’dan Janez Jansa 2022’de çekişmeli geçen seçim yarışlarında mağlup olurken, Filipinler’den Rodrigo Duterte’nin görev süresi bir dönemle sınırlı kaldı. Sri Lanka’da Gotabaya Rajapaksa protestolarla görevinden uzaklaştırıldı.

Rapora göre popülizmdeki düşüşün büyük bir kısmı Latin Amerika’da, özellikle de Brezilya’da Bolsonaro’nun yenilgiye uğratılmasıyla ve aynı zamanda Latin Amerika’da “popülist söylemi reddeden ve popülist solun tarihsel olarak endüstriyel ulusallaştırmaya odaklanması yerine ilerici ekonomik ve sosyal haklara odaklanan” ılımlı solcuların seçilmesiyle meydana geldi.

Bu hükümetleri “Kültürel popülist” olarak adlandıran çalışma, hükümetlerin düşmesindeki diğer önemli bir faktörün de ekonomik zorluklarla ya da Covid gibi karmaşık sorunları çözmekte zorlanmalarına bağladı. Rapor, 2022’de Brezilya, Filipinler, Slovenya ve Sri Lanka’da olmak üzere dört hükümetin bu sebeplerle iktidardan düştüğüne işaret ediyor.

Rapor ayrıca ABD ara seçimlerinde de Donald Trump’ın desteklediği sağcı milliyetçilik ve komplo teorilerini benimseyen adayların çoğunun seçilemediği ve ılımlılara karşı düşük performans gösterdiğini belirtiyor.

Ancak çalışma, Trump’ın yenilgisinin, ABD genelinde kültürel popülizmin uzun vadeli yenilgisine işaret etmeyebileceği konusunda uyarıyor.

Kültürel popülizmin ABD siyasetinde hala büyük bir etkiye sahip olduğunu belirten araştırmacılar, bir diğer önemli aday olması muhtemel Ron DeSantis’in görüşlerine işaret ediyor. “Trump kaybetse bile, kültürel popülizmin Cumhuriyetçi Parti içinde güçlü kalması muhtemel” diyor.

‘Popülistler geri dönebilir’ uyarısı

Raporun dikkati çektiği diğer bir önemli nokta da 2022’de popülistlerin İtalya, İsrail ve İsveç’te seçim kazanan koalisyonların bir parçası olmayı başarması. Aşırı sağcı lider Marine Le Pen’in, Fransa Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’nde Emmanuel Macron tarafından yenilgiye uğratılmasına rağmen partisinin parlamento seçimlerinde başarılı olduğu da işaret ediliyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

AYM Başkanlığı Seçimi ‘HDP Kapatma Davası’nı Nasıl Etkileyecek?

Halkların Demokratik Partisi (HDP) kapatma davasını doğrudan etkileyecek bir durum 13 Şubat’ta görev süresi dolacak olan Zühtü Arslan’ın yerine Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanlığı seçimi olacak. AYM Genel Kurulu’ndaki dosyaların hangi gün gündeme alınacağını doğrudan başkan belirliyor. Başkanın tavrı, kapatma sürecinin uzamasına veya kılmasına yol açıyor.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre, Zühtü Arslan’ın AYM’deki görev süresinin 2024’te dolması nedeniyle yeniden aday olmayacağı konuşuluyor. Buna karşılık en güçlü başkan adayının, iktidara yakın üyeler blokundan çıkması bekleniyor. İktidara yakın görünen çoğunluk üyeler arasında ise iki isim öne çıkıyor: Rıdvan Güleç ve Basri Bağcı. Muhalif üyeler arasında ise başkan vekili Hasan Tahsin Gökcan.

HDP’nin Hazine yardımı hesaplarına bloke koyan Anayasa Mahkemesi (AYM) kararının 7’ye karşı 8 oyla alınması, gözleri AYM’deki dengelere çevirdi. Yüksek Mahkeme’de son dönemde Başkan Zühtü Arslan’ın arasında bulunduğu 5 muhalif üye varken HDP kararındaki muhalif üye sayısının 7’ye yükselmesi dikkat çekti. Bu durumun kapatma kararı için gerekli 10 oyun bulunmasında dengeleri etkileyeceği belirtiliyor. Diğer yandan Şubat ayında yapılacak AYM başkanlığı seçimi ise kapatma davasının gidişatında belirleyici olacak.

AYM, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kapatma davası kapsamında HDP’nin Hazine yardımı hesaplarına bloke konulması talebini dün kabul etmişti. HDP’nin savunmasının alınmasına kadar geçici olarak hesaplara bloke konulmasına karar verilmişti. HDP’ye bu kapsamda 30 günlük savunma süresi tanındı.

Karardaki oy dağılımı ne anlama geliyor?

Peki AYM’nin HDP kararı ne anlama geliyor, mahkemedeki dengeleri nasıl etkileyecek?

AYM’nin kararı 15 üyeden 8’inin oyuyla alındı. AYM Başkanı Zühtü Arslan’ın arasında bulunduğu 7 üye karara muhalefet etti. HDP aleyhinde açılan davada karar çıkması için 15 üyenin 10 üyesinin oyu gerekiyor. Bu nedenle 7-8 şeklindeki oy dağılımı yargı kulislerinde sürpriz olarak nitelendirildi.

AYM’de şu ana kadar Başkan Zühtü Arslan, başkanvekili Hasan Tahsin Gökcan, üyeler Engin Yıldırım, Yusuf Şevki Hakyemez, Emin Kuz muhalif kararıyla biliniyordu.

Ancak HDP bloke kararına HDP’nin savunması alınmadığı gerekçesiyle ret veren Recai Akyel, Yıldız Seferinoğlu ve Selahattin Menteş de karşı oy kullandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından seçilen Akyel, Seferinoğlu ve Menteş daha önce çoğunluk grubuyla hareket ediyordu.

Son oy dağılımı, bu üyelerin de HDP kapatma davasında “hayır” oyu vereceği beklentisi yarattı. Ancak karardaki muhalif gerekçenin esasa ilişkin değil usul yönünden olması nedeniyle kapatma kararında üyeler farklı oy tercihinde bulunabilir.

Kararda, muhalif olan üyelerin gerekçesi “HDP’nin savunması alındıktan sonra bloke kararının görüşülmesi” oldu. Ancak kulislerde, 7 üyeden bazılarının bloke kararı verilmesi halinde bunun kapatma kararı öncesinde “ihsas-ı rey” anlamına geleceği endişesini taşıdığı öğrenildi.

“İhsas-ı rey”, bir davada tarafını önceden belli etmek anlamına geliyor.

Kapatma kararı için 10 üyenin oyunun gerekmesi nedeniyle 7 kişilik son muhalif üyelerden ikisinin tercihini değiştirmesi gerekiyor. Aksi durumda HDP hakkında kapatma kararı çıkmaza girecek.

AYM’de kritik başkanlık seçimi

HDP kapatma davasını doğrudan etkileyecek bir durum ise 13 Şubat’ta görev süresi dolacak olan Zühtü Arslan’ın yerine AYM Başkanlığı seçimi olacak. AYM Genel Kurulu’ndaki dosyaların hangi gün gündeme alınacağını doğrudan başkan belirliyor. Başkanın tavrı, kapatma sürecinin uzamasına veya kılmasına yol açıyor.

Peki kulislerde Zühtü Arslan yerine başkanlık için kimlerin adı geçiyor?

Zühtü Arslan’ın AYM’deki görev süresinin 2024’te dolması nedeniyle yeniden aday olmayacağı konuşuluyor. Buna karşılık en güçlü başkan adayının, iktidara yakın üyeler blokundan çıkması bekleniyor.

İktidara yakın görünen çoğunluk üyeler arasında ise iki isim öne çıkıyor: Rıdvan Güleç ve Basri Bağcı. Güleç, muhafazakâr yapısıyla bilinirken Basri Bağcı ise milliyetçi-muhafazakar çizgide görülüyor Bağcı’nın uluslararası hukuk alanında yüksek lisans yapması, bir dönem Adalet Bakanlığı’nda bürokrat olması kulislerde şansını arttıran öğeler olarak yorumlanıyor. Sayıştay kökenli olan Güleç’in ise İngilizce ve Almanca bilmesinin, uluslararası ilişkilerde ön plana çıkmasını sağlayacağı ifade ediliyor.

Diğer yandan adayın belirlenmesinde doğrudan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan gelecek işaretin de etkili olacağı ifade ediliyor. Muhalif üyeler arasında ise başkan vekili Hasan Tahsin Gökcan’ın adaylık için istekli olduğu öğrenildi.

Paylaşın

Çarpıcı Araştırma: 2100 Yılında Buzulların Yüzde 68’i Eriyecek

Küresel ısıtma 2,7 santigrat derecede devam ederse, 2100 yılında buzulların yüzde 68’i, kara buzullarının ise yüzde 32’si eriyecek. Bu, orta Avrupa, batı Kanada ve ABD’de 2100 yılında hiç buzul kalmayacağı anlamına da gelecek.

Science dergisinde yayınlanan yeni bir araştırmaya göre, Paris İklim Anlaşması’nın öngördüğü 1,5 santigrat derecelik sıcaklık artışı hedefi sağlansa da dünyadaki buzulların yüzde 49’u 2100 yılında erimiş olacak.

Eğer küresel ısıtma 2,7 santigrat derecede devam ederse, 2100 yılında buzulların yüzde 68’i, kara buzullarının ise yüzde 32’si eriyecek.

The Guardian gazetesinin 5 Ocak tarihli araştırmadan aktardığına göre, söz konusu buzul kaybının en az yarısı önümüzdeki 30 yıl içinde olacak.

Eğer dünya 2,7 derece ısınmaya devam ederse, bu, orta Avrupa, batı Kanada ve ABD’de 2100 yılında hiç buzul kalmayacağı anlamına da gelecek.

Grönland ve Antarktika’daki buz tabakaları dışında tüm buz tabakalarını ele alan araştırmaya göre, bu durum deniz seviyesinin ciddi oranda artmasına, yaklaşık 2 milyar insanın su kaynağının tehdit altında olmasına ve sel gibi olayların yaşanma riskinin artmasına sebep olacak.

Eğer hava sıcaklığı artışı hedeflendiği gibi 1,5 santigrat derecede tutulabilirse, 2015-2100 tarihleri arasında ortalama deniz seviyeleri 90 milimetre artacak. Sıcaklıkların 2,7 derece seviyesinde artmaya devam etmesi halinde ise deniz seviyelerindeki artış 115 milimetre olacak.

Bu ise daha önce yapılan modellemeler ve geliştirilen senaryoların ortaya koyduğu artıştan yüzde 23 daha yüksek bir artış demek.

Dağ buzullarının erimesinin deniz seviyelerinde yaşanacak artışın üçte birinden sorumlu olduğu düşünülüyor.

“Artan sıcaklıklarla doğrudan ilgili”

Araştırmayı yaparken dünyadaki buzullara ilişkin son 20 yıllık uydu görüntülerini inceleyen araştırmacılar, dağ buzullarındaki azalmanın büyük ölçüde “önlenemez” olduğunu, fakat söz konusu kaybın doğrudan hava sıcaklığı artışları ile ilgili olduğunu söylüyor.

Araştırmacılar konuyla ilgili özetle şu değerlendirmede bulunuyor: “Küresel sıcaklıklar 1,5 derecenin üzerinde artarken ve buzul kütlesi artan bir hızla kaybolurken, bu dağlık alanlardaki buzulları korumak için daha azimli taahhütlerde bulunmanın ne kadar acil olduğu da ortaya çıkıyor.”

Daha önce konuyla ilgili yapılan araştırmalar, dünyadaki belli başlı buzullardan alınan veriler işlenerek yapılıyordu.

Science dergisinde yayınlanan bu son araştırmada ise dünya üzerindeki 200 bin buzul hakkıda veri kullanıldı, bu da bilim insanlarına küresel ısıtma sonucunda kaç buzulun eriyeceği konusunda veri sundu.

Carnegie Mellon University ve University of Alaska Fairbanks’ten inşaat ve çevre mühendisi Dr. David Rounce, liderliğindeki ekibin yaptığı araştırma ile ilgili değerlendirmesinde, bu araştırmayla birlikte, “ilk defa kaybolacak buzulların sayısını belirleyebildiklerini” belirtti.

Buna göre, eriyecek buzulların büyük bir kısmı küçük ve halihazırda 1 kilometre kareden daha küçük bir alan kaplıyor. Bu küçük buzullar ise milyonlarca insan için su ve yaşam kaynağı anlamına geliyor.

Araştırmacıların projeksiyonlarına göre, Alpler ve Pireneler’de bulunan dağ buzulları küresel ısıtmadan en çok etkilenecek buzullar arasında. Örneğin, mevcut şartlarda, orta Avrupa’da yer alan Alplerdeki buzulların yüzde 70’inin 2050 yılında erimiş olması bekleniyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

DP Lideri Uysal’dan ‘Ortak Aday’ Açıklaması: Parti Lideri Olmalı

DP Lideri Gültekin Uysal, Gelecek Partisi ev sahipliğinde yapılan toplantıda aday belirleme usulüne dair bir karar alınmadığını, 26 Ocak’ta yapılacak toplantı öncesinde ikili üçlü görüşmelerle sürecin olgunlaştırılacağı mesajını verdi.

Tüm liderlerin ortak aday fikrini benimsediğini söyleyen Gültekin Uysal, adayın bir siyasi parti genel başkanı olması gerektiği görüşünü savundu, açıklama tarihi olarak da seçim takvimini işaret etti.

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın gazete ve televizyonların Ankara temsilcileriyle buluşmasında gündeme dair soruları yanıtladı.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın aktardığına göre, Uysal’ın sorulara yanıtları özetle şöyle oldu:

“Seçim ittifakı için çalışma yapılacak”

Hem cumhurbaşkanı adayımızın belirlenmesinde hem ittifak modelinin nasıl gerçekleşeceği noktasında, siyasi partilerin önceliklerini belirleme noktasında bir süreç işleyecektir. Siyasi partiler nasıl bir model ortaya koyabilir, 26’sındaki toplantıda gündeme gelecektir. Bir siyasi parti başka bir siyasi partinin amblemi altında da seçime girebilir, kendi amblemiyle de girebilir. Ama bunun ötesinde bölge bölge, farklı siyasi partilerin o bölgelerde farklı ortak listeler belirleyeceği imkanlar var.

Cumhurbaşkanı belirleme usulü nasıl olacak?

Her siyasi parti mutlaka farklı farklı verilerden kaynaklardan, siyasetin reel şartları, güç dengelerini göz önünde bulundurarak değerlendirmeler yapacak. Ancak toplantıda usule ilişkin değerlendirmemiz olmadı. Siyasi partilerin birebir de karşılıklı olarak bu değerlendirmeleri yapacağını düşünüyorum. 26’sındaki toplantıda, ikili üçlü farklı farklı ziyaretler ile birlikte kademe kademe olgunlaşarak net bir karara varılacaktır. Kamuoyu anketlerinden yararlanılacaktır. Seçim takvimi başlayıncaya kadar adayın açıklanacağı kanaatinde değilim.

“Cumhurbaşkanı siyasi sorumluluğu olan kişi olmalı”

Kademe kademe olgunlaşan bir süreç var. Parti olarak biz kendi cephemizden değerlendirdiğimizde siyasi sorumluluğu olan, icraat iddiası olan kişi olması lazım. Bu kişiler de partilerin genel başkanlarıdır. Sadece kişi vurgusu yapmıyoruz. Muhalefetin çok etkin insan kaynağı var. Adayla beraber kadronun da kamuoyu ile paylaşılmasını öneriyoruz. Toplumun tercihini azami sandığa yansıtmak ortak adaydan geçiyor. Genel başkanlar bu fikri benimsemiş durumda. Bugün için hepimizin tercihi ortak aday çıkması hususunda. Büyük bir sorumluluk var. O da milletimizin beklentisi. O beklenti bizim kılavuzumuz. O beklentiyi karşılayabilmek adına süreç yönetiliyor. Ortak aday noktasında pozitif bakıyorum.

Ortak yönetim nasıl olacak?

Geçiş sürecinin yol haritası 26’sında yapılacak toplantıda nihayete erecek. Burada karşılıklı anlayış birlikteliği, karşılıklı mutabakat süreci, ortak bir irade var. Cumhurbaşkanıyla beraber, siyasi partilerin ortak sorumluluğuyla beraber yürüteceğiz. Nihayetinde seçilecek cumhurbaşkanının makamına verilmiş yetkileri vardır, cumhurbaşkanı seçildikten sonra bu yetkileri kullanacaktır.

“Altılı Masa başörtüsü ile ilgili Anayasa teklifi verecek”

Erdoğan’ın uzun süredir çevresine “bana bir referandum konusu bulun” dediği rivayet edilir. Nihayet böyle bir nokta var. Böyle bir seçim süreci geçirmek istiyor. Başörtüsü meselesinde hiç kimsenin itirazı yok, ortak kabul var. İktidarın bir teklifi var siyasi parti gruplarına sundular. CHP’nin bir yasa teklifi var zaten. Meclis’te temsiliyeti olan partiler olarak anayasa değişikliği teklif hazırlığımızı da gerçekleştireceğiz. Başörtüsü konusunda yeni bir teklifin verilmesini değerlendirdik, önümüzdeki hafta netleşir. (Anayasa teklifi için 200 imza gerekiyor) İfade ettiğiniz gerçeğin bilinci içindeyiz. En azından kendi fikrimizi kamuoyu ile paylaşıp, Mecliste imzaya açma düşüncemiz var. Başörtüsü meselesinin referanduma giderek, tartışma konusu olmasının önüne geçmek için değerlendirmemizi yapıyoruz.

“İmamoğlu’nu görevden almak için fırsat kolluyorlar”

Hem Cumhurbaşkanlığı seçimi hem TBMM seçiminde azami başarı elde etme hedefi var. Biz o büyük sorumluluğu merkeze alarak, şahsi beklenti, kariyer beklentisini kenara bırakarak değerlendirme yapıyoruz. Terazinin iki değil 80 kefesi var, pek çok şeyi dikkate almamız icap eder. Siyasi figürün altılı masadan aday olmasını doğru buluyorum. İmamoğlu, Yavaş, başka partilerin genel başkanları gibi farklı aday noktasında alternatifler var. O açıdan kati hüküm vererek bir şey söylemem. Bir fikrimiz var ama ifade etmek istemem. Seçim öncesinde İBB’yi ele geçirme niyetiyle hareket ettiklerini görüyoruz. Kamuoyu önünde beklenti, PR önemli ama sadece isim popülertileri değil bunlarla beraber başka niteliklerin icap ettiği gerçeği ortadadır. (Kayyum atanır mı?) Evet o düşüncedeyim, iktidarın toplumsal tepkiyi kademe kademe ölçerek bir hedefi var. Görevden açığa almak için fırsat kolluyorlar, kademe kademe toplumsal psikolojiyi örme niyetlerini görebiliyoruz.

Kılıçdaroğlu’nun adaylığı dayatılıyor mu?

Toplantıda Kılıçdaroğlu da dahil isimler üzerinden hiçbir değerlendirmemiz olmamıştır. Ama elbette ortak aday çıkmıyorsa, her parti genel başkanı doğal adaydır.

Türkiye’de adına keyfi rejim dediğimiz Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile ilgili kamuoyu araştırmalarına baktığımızda desteğin yüzde 35’lere kadar düşüğü görülüyor. Bu toplumsal muhalefeti sandığa götürüp ortak iradeye dönüştürmek gerek.

Bunu sağlıklı yürüttüğünüzde her adayın kazanacak aday olduğu kanaatindeyim. Muhalefeti geçmişle mukayese ettiğinizde çokça aday imkanı var. Masada bulunan tüm siyasi partileri her parti değerlendirecektir. Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığını dayattığı düşüncesinde değilim. Her siyasi partinin farklı fikri olur ama önümüzdeki süreçte kademe kademe olgunlaşacağını düşünüyorum.

Paylaşın

Emek ve Özgürlük İttifakı: Ortak Aday Seçeneğine Yakınız

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın İstanbul’da gerçekleştirdiği toplantı sonrası yapılan açıklamada, seçimlere değinilerek, “Türkiye’nin tek adam rejiminden kurtulması, yeni dönemde emeği ve özgürlükleri savunan güçlerin en kuvvetli şekilde temsili için olası yol ve yöntemleri, hazırlıklarımızı, hamlelerimizi gözden geçirdik” denildi.

Haber Merkezi / Açıklamanın devamında, “Gelişmeler Türkiye’ye köklü bir demokratik dönüşüm dayatmaktadır. Bu konuda ittifak olarak tarihi sorumluluğumuzun farkındayız ve Türkiye’nin mevcut koşullardan kurtulması için üzerimize düşen her türlü sorumluluğu yerine getirmeye her zamankinden daha kararlıyız.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendi adayımızı belirleme sürecinde ilkelerimizle uygun, mutabakat ile belirlenmiş ortak aday seçeneğine daha yakın olduğumuzu ilan ediyoruz” ifadelerine yer verildi.

Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenlerinin genel başkanları, eşbaşkanları ve sözcüleri, dün İstanbul Taksim’deki bir otelde toplandı. İİttifak bileşenleri, toplantıya dair “Saldırılara meydan okuyoruz: 2023’ü siyasi değişimin yılına dönüştüreceğiz” başlığıyla açıklama yaptı. Açıklamada, özetle şöyle denildi:

Demokratik siyasete yönelik baskılar artarak devam ediyor. 6,5 milyondan fazla yurttaşın oyunu alan, Meclis’in 3’üncü büyük partisi olan HDP’ye yönelik iktidar ve ortaklarının yürüttüğü kapatma davası, dava öncesi, 15 üyesi bulunan Anayasa Mahkemesinin başkanı dâhil 7 üyesinin muhalefetine rağmen oy çokluğuyla hesaplarına geçici bloke kararı alındı ve siyasi hesaplarla seçim arifesinde karar aşamasına getirildi.

Demokratik Bölgeler Partisi’nin Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır’ın yanı sıra üye ve yöneticileri hukuksuz şekilde tutuklandı. HDP ve DBP belediyelerine dönük kayyım gaspları sürüyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu siyasi yasaklı hale getirilerek, HDP belediyelerinden sonra İstanbul Belediyesinin de kayyım ile gasp edilmesinin hazırlıkları sürüyor.

Gözaltı, tutuklama, saldırılar, sansür ve para cezaları ile özgür basın çalışamaz duruma getirilerek toplumun tüm itiraz mekanizmaları felç edilmeye çalışılıyor. Kobanê kumpas davası, Gezi davasında verilen cezalar, grev yasakları, İstanbul Sözleşmesinden çıkılmasını onaylayan Danıştay kararı örneklerinde de görüldüğü üzere yargı, iktidar tarafından siyasi bir araç olarak kullanılıyor.

Bir avuç sermayedar ve iktidar eliti kârlarına kâr katarken, ekmeğimiz her geçen gün daha da küçülüyor. İşçiler ve emekçilerden sonra emekliler de açlığa mahkûm edildi” ifadelerine yer verildi.

“Ortak aday seçeneğine yakınız”

Toplantımızda, bu yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine kapsamlı değerlendirmelerde bulunduk. Türkiye’nin tek adam rejiminden kurtulması, yeni dönemde emeği ve özgürlükleri savunan güçlerin en kuvvetli şekilde temsili için olası yol ve yöntemleri, hazırlıklarımızı, hamlelerimizi gözden geçirdik.

Gelişmeler Türkiye’ye köklü bir demokratik dönüşüm dayatmaktadır. Bu konuda ittifak olarak tarihi sorumluluğumuzun farkındayız ve Türkiye’nin mevcut koşullardan kurtulması için üzerimize düşen her türlü sorumluluğu yerine getirmeye her zamankinden daha kararlıyız.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendi adayımızı belirleme sürecinde ilkelerimizle uygun, mutabakat ile belirlenmiş ortak aday seçeneğine daha yakın olduğumuzu ilan ediyoruz.”

Paylaşın

2022 Yılında Gıda Fiyatları Rekor Seviyeye Yükseldi

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), fiyat endeksinin 2022’de ortalama 143,7 puanla 2021’e göre yüzde 14,3 arttığını kaydetti. Böylece 1990’da tutulmaya başlayan kayıtlardan bu yana en yüksek noktaya çıkıldı.

FAO baş ekonomisti Maximo Torero, “Çok dalgalı geçen iki yılın ardından gıda emtia fiyatlarının sakinleşmesini memnuniyetle karşıladık” dedi.

Dünyada gıda fiyatları geçtiğimiz yıl kayıtlardaki en yüksek seviyeye ulaştı. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), fiyat endeksinin 2022’de ortalama 143,7 puanla 2021’e göre yüzde 14,3 arttığını kaydetti. Böylece 1990’da tutulmaya başlayan kayıtlardan bu yana en yüksek noktaya çıkıldı.

Geçen yılın tamamında FAO’nun tahıllar, et, süt ürünleri ve bitkisel yağlar endeksi rekor noktalara ulaşırken diğer şeker endeksi de son 10 yılın en yüksek düzeyinde gerçekleşti.

Dünya ekonomisinin Covid-19 pandemisinin etkisinden kurtulmasıyla endeks, 2021’de bir önceki yıla göre yüzde 28 değer kazanmıştı.

Rusya’nın 2022’nin şubat ayında Ukrayna’yı işgalinin yol açtığı kesintiler, kıtlık endişelerini artırdı ve geçen yıl çoğu gıda ürününün maliyetinde artış yaşandı. Karadeniz ticaretinin sekteye uğrayacağı korkusuyla fiyatlar yükseldi.

Marmara Denizi üzerinden Birleşmiş Milletler destekli tahıl ihracat kanalı ve üretici ülkelerde arzın iyileşmesi beklentisi krizi az da olsa hafifletti.

Aralık ayında gösterge endeks, Kasım ayındaki revize edilmiş 135,00 puana kıyasla art arda dokuzuncu ay 132,4 puana geriledi. Kasım ayı rakamı daha önce 135.7 puan olarak verilmişti.

Aralık ayında endeksteki düşüş uluslararası bitkisel yağ fiyatları, tahıl ve et fiyatlarındaki gerilemeden kaynaklandı. Aynı dönemde şeker ve süt ürünleri fiyatları azda olsa arttı.

FAO baş ekonomisti Maximo Torero, “Çok dalgalı geçen iki yılın ardından gıda emtia fiyatlarının sakinleşmesini memnuniyetle karşıladık” dedi.

FAO Tahıl Fiyat Endeksi, piyasa sorunları, yüksek enerji ve girdi maliyetleri, olumsuz hava koşulları ve devam eden güçlü küresel gıda talebi gibi faktörler nedeniyle 2022 yılında yüzde 17,9 arttı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

GP Lideri Ahmet Davutoğlu: Kesinlikle Tek Aday Çıkaracağız

GP Lideri Davutoğlu, katıldığı bir televizyon programında, “Ortak cumhurbaşkanı adayı için mutabakat kesinlikle var. Tek aday çıkaracağız. Cumhurbaşkanı içeriden veya dışarıdan olsun şunu bilecek, 6 genel başkan da aynı imza yetkisine sahip olacak, karar süreçlerinde eşit olacak. Biri diğerinden bir adım önde olmayacak. Cumhurbaşkanı bir anlamda eşitler arasında bir ilk olacak. Mutlak yetki sahibi olmayacak.” dedi ve ekledi: 

İktidar istedi ki bu takvimi biz erkene alalım. Bundan 6 ay önce biz bir cumhurbaşkanı adayı tayin etseydik ne olurdu biliyor musunuz? Gelen cumhurbaşkanı kendisinin Erdoğan gibi yetki kullanacağını düşünürdü ve mutlaka çatışırdık. Şimdi çatışma çıkmaz. Şimdi gelecek cumhurbaşkanı adayı oyunun kurallarını bilecek.”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Halk TV’de İsmail Küçükkaya’nın programına konuk oldu. Davutoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Dün yaklaşık 10 saat birlikteydik. Önemli olan açık yüreklilikle konuşabilmek. En büyük kazanımım ne diye sorsanız, daha önce bir araya gelmemiş liderler, 3’lü 4’lü düzenli toplantılar yapılmıyordu, şimdi yapılıyor. Bu psikolojik olarak topluma bir rahatlama veriyor. Psikolojik bir iklim değişikliği yarattı bu masa. Geçen sene yeni bir yola çıktık. Cumhurbaşkanı adayından başlanmaz. Buradan başlarsak biz de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kucağına düşmüş oluruz. Hayır Türkiye’yi bir kişi kurtarmayacak. Şu anda Erdoğan kötü duruma getirdi denilebilir ama sadece Erdoğan değil, bir kültür bu, bir zihniyet.

Cumhurbaşkanı içeriden veya dışarıdan olsun, genel başkanlar doğrudan karar süreçlerinin içinde imza yetkisine sahip olarak bulunacaklar. Genel başkanlar, cumhurbaşkanı kadar her stratejik kararda imza yetkisine sahip olacak. Bu büyük bir teminat. 6 tane birbirine benzemez insan diyorlar. Bu ülkeyi birbirlerinin hassasiyetlerini görerek yönetecekler. Biz bir karar alırken CHP’nin hassasiyetlerini gözeteceğiz, Kılıçdaroğlu karar alırken muhafazakar kesimin hassasiyetlerini gözetecek. Bir süre sonra bir kültür oluşacak. Toplantıda açık yüreklilikle konuşuyoruz, sonunda çözüyoruz meseleyi.

“Tek aday çıkaracağız”

Ortak cumhurbaşkanı adayı için mutabakat kesinlikle var. Tek aday çıkaracağız. Cumhurbaşkanı içeriden veya dışarıdan olsun şunu bilecek, 6 genel başkan da aynı imza yetkisine sahip olacak, karar süreçlerinde eşit olacak. Biri diğerinden bir adım önde olmayacak. Cumhurbaşkanı bir anlamda eşitler arasında bir ilk olacak. Mutlak yetki sahibi olmayacak.

İktidar istedi ki bu takvimi biz erkene alalım. Bundan 6 ay önce biz bir cumhurbaşkanı adayı tayin etseydik ne olurdu biliyor musunuz? Gelen cumhurbaşkanı kendisinin Erdoğan gibi yetki kullanacağını düşünürdü ve mutlaka çatışırdık. Şimdi çatışma çıkmaz. Şimdi gelecek cumhurbaşkanı adayı oyunun kurallarını bilecek.

Şu anda Cumhuriyet tarihinin en ilkesiz, en görülemez koalisyonu bugünkü AK Parti-MHP koalisyonu. Bir ilkesi yok, ortak bir metni yok. Bahçeli’nin öfkesine bağlı olarak devam eden, Erdoğan’ın ihtiyaçlarına bağlı olarak devam eden. Bahçeli bütün yolsuzluk iddialarından vazgeçti, Erdoğan da bütün demokratik iddialarından vazgeçti. Bundan daha kötü bir koalisyon olamaz.

Cumhurbaşkanı kim olursa olsun oyunun kurallarını koyduk. Şu andan itibaren cumhurbaşkanı ismini konuşmanın vakti geldi. Dün isim konuşmadık ama süreci konuştuk. Hiç isim gündeme gelmedi ama istişare süreci başladı. Cumhurbaşkanı adayıyla Meclis’te nasıl bir ittifak sistemiyle gideceğimizin eş zamanlı konuşulması lazım. Bu sefer cumhurbaşkanlığını kazanır ama Meclis’i kazanamazsanız o zaman cumhurbaşkanına bu dünyayı dar ederler AK Parti ve MHP. İnşallah ikisini de kazanacağız. “

Paylaşın