IMF, 2023 Yılı Küresel Büyüme Tahminini Değiştirmedi

IMF Başkanı Georgieva, 2023 yılı için belirledikleri yüzde 2,7’lik küresel büyüme tahminini değiştirmedi. IMF Başkanı Georgieva, Çin’in küresel ekonomik büyümeye katkısına da dikkat çekti.

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, 2023 yılı için belirledikleri yüzde 2,7’lik küresel büyüme tahminini değiştirmediklerini, korkulan petrol fiyat artışının gerçekleşmediğini ve işgücü piyasasının gücünü koruduğunu söyledi.

Georgieva, 2023 yılının küresel ekonomi için zor bir yıl olacağı görüşünü tekrarladı ancak beklenmedik gelişmeler olmadıkça geçen yılki gibi art arda not indirimlerinin yaşanacağı bir yıl daha beklemediklerini kaydetti.

Georgieva IMF’nin Washington’daki merkezinde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Büyüme 2023’te yavaşlamaya devam ediyor. Resmin daha olumlu olan kısmı işgücü piyasalarının dayanıklılığı. İnsanlar istihdam edildiği sürece, fiyatlar yüksek olsa bile, insanlar harcama yapıyor ve bu da performansa yardımcı oluyor” diye konuştu.

Çin’in olumlu katkısı bekleniyor

IMF Başkanı açıklamalarında, Çin’in küresel ekonomik büyümeye katkısına da dikkat çekti.

Daha önce küresel büyümenin yaklaşık yüzde 35 ile yüzde 40’ına katkıda bulunan Çin’in, “sıfır COVID” politikasını değiştirmesiyle, bu yılın ortalarından itibaren küresel büyümeye yeniden olumlu katkısının olacağını tahmin ettiklerini dile getirdi.

“Artık şoklara daha açık bir dünyadayız”

Georgieva, dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’de 2023 yılında durgunluk beklediklerini ancak resesyonun önlenebileceğini ifade etti. Ancak Georgieva, olası bir iklim olayı, büyük bir siber saldırı veya Rusya’nın Ukrayna savaşında nükleer silahlar kullanması gibi risklerin bulunduğuna da dikkat çekti.

IMF Başkanı, “Artık şoklara daha açık bir dünyadayız ve düşünmediğimiz bir risk dönüşü olabileceği konusunda açık fikirli olmalıyız. Akla hayale gelmeyecek şeyler iki kez oldu” dedi.

Toplumsal huzursuzluk riski

Brezilya, Peru ve diğer ülkelerde artan toplumsal huzursuzluklarla ilgili endişelere ve sıkılaşan mali koşulların etkisinin belirsizliğine vurgu yapan Georgieva, enflasyonun “inatçı” olmaya devam ettiğini ve merkez bankalarının fiyat istikrarı için baskı yapmaya devam etmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Küresel ekonomik büyüme 2021’de yüzde 6 olmuş, bu oran 2022’de yüzde 3,2’e düşmüştü.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler: 30 Milyon Çocuk Açlıktan Ölme Tehlikesi Altında

Dünya çapında yaklaşık 30 milyon çocuk açlık nedeniyle ölüm tehlikesi altında. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Genel Direktörü Qu Dongyu, 2023 senesinin açlıkla mücadele eden çocuklar için daha da kötü bir yıl olabileceği endişesini dile getirdi.

Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre dünya çapında yaklaşık 30 milyon çocuk açlık nedeniyle ölüm tehlikesi altında.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile BM’ye bağlı üç örgütün daha Cenevre’de yaptığı ortak açıklamada, açlık nedeniyle hayati tehlike yaşayan çocukların tamamının, Afganistan ve Nijer’in de aralarında bulunduğu, dünyanın, küresel gıda krizinden en fazla etkilenen ülkelerinde yaşam mücadelesi verdiği belirtildi.

UNICEF İcra Direktörü Catherine Russell, ağır bir yetersiz beslenmenin ölüme ya da büyümenin ve gelişmenin kalıcı bir biçimde olumsuz etkilenmesine neden olabileceğini dile getirdi. BM örgütleri, uluslararası toplumu, “Bu krizin, dünya çapında en büyük risk altında olan çocuklar açısından bir trajediye dönüşmemesi için kararlı ve acil bir biçimde harekete geçmeye” çağırdı.

Açıklamanın devamında, silahlı çatışmaların, iklimdeki şok değişikliklerin, Covid-19 pandemisinin devam eden etkilerinin ve gıda fiyatlarındaki yüksek seyrin, ağır beslenme yetersizliği ile mücadele eden çocuk sayısını giderek artırdığı vurgulandı.

Sağlık, gıda ve hayat kurtaran diğer hizmetlere erişimin ise her geçen gün zorlaştığı ifade edilirken, çocukların açlıkla en fazla mücadele ettiği diğer ülkeler arasında, Burkina Faso, Çad, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Etiyopya, Haiti, Kenya, Madagaskar, Mali, Nijerya, Somali, Güney Sudan, Sudan ve Yemen sayıldı.

FAO Genel Direktörü Qu Dongyu, 2023 senesinin açlıkla mücadele eden çocuklar için daha da kötü bir yıl olabileceği endişesini dile getirerek, tüm dünyanın, küçük çocuklara, kızlara, hamile ve emziren kadınlara sağlıklı gıda sağlaması, bunların erişilebilir olması için çaba sarfetmesi gerektiğini belirtti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Demirtaş’tan “Akşener” Göndermesi: HDP Oylarıyla Başbakan Mı Yapacağız?

Gazeteci Nevşin Mengü’nün sorularını yanıtlayan Demirtaş, “Erdoğan-Bahçeli iktidarından en fazla kurtulmak isteyenler elbette HDP tabanı olsa gerek. Ama bunu yaparken yeni bir Erdoğan seçmekten korkuyorlar, tedirgin oluyorlar” dedi ve ekledi:

“Hiçbir HDP’li, Süleyman Soylu’nun yerine Yavuz Ağıralioğlu’nu kendi oylarıyla getirmek istemez. “HDP kapatılmalıdır” diyen Uğur Poyraz’ı, Bekir Bozdağ’ın yerine HDP’liler oylarıyla seçmez, seçemez. HDP’ye bakanlık vatana ihanettir mealinde konuşan Müsavat Dervişoğlu kardeşi gibi MİT’in başkan yardımcılığına HDP oylarıyla gelemez.

Daha fazla uzatmayayım “HDP masada olursa biz kalkarız” diyeni HDP oylarıyla başbakan mı yapacağız? İşte bunları ve birçok ilkesel çözüm başlıklarını oturup HDP ile konuşmaları gerekir.”

Selahattin Demirtaş, “Altılı Masa kurulduktan sonra masa adına tek kelime konuşulmasaydı hiç toplantı yapmasalardı şimdi oyları, yüzde 60’ı geçmiş olurdu” dedi.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Gazeteci Nevşin Mengü’nün sorularını yanıtladı.

Demirtaş, HDP’nin aday çıkarması konusunda gelen eleştirilere yanıt verirken,“’HDP masada olursa biz kalkarız’ diyeni, HDP oylarıyla başbakan mı yapacağız? Peki biz niye bu kadar mücadele ettik, ağır bedeller ödedik? Erdoğan’ın yerine yeni Erdoğanlar seçmek için mi” dedi.

“HDP bir buçuk yıldır herkese ama özellikle Altılı Masa’ya ‘Ortak aday çıkarmaya hazırız’ diyor.” şeklinde konuşan Demirtaş “Fakat bu çağrıların muhataplarından ‘Biz de ortak adaya hazırız’ gibi tek cümlelik bir cevap bile gelmiyor. Bildiğim kadarıyla HDP ile Altılı Masa’nın dört partisi arasında yapılmış görüşmelerde de ortak adaya açık olunduğu şeklinde net bir mesaj verilmiyor. Hal böyle olunca HDP seçime adaysız gitmemek için mecburen hazırlıklarını yapıyor ve bunu da açıklıyor. Şimdi zannedersiniz ki, HDP ile Altılı Masa arasında ortak aday çıkarma konusunda bir anlaşma, uzlaşma veya protokol vardı da HDP durup dururken bunu bozdu ve bu nedenle bazı dostlarımız HDP’ye çok kızıyor” diye devam etti.

“Bu kızgınlığın nedenini de anladığını” belirten Demirtaş şöyle devam etti:

“Çünkü ne pahasına olursa olsun bu iktidardan kurtulup nefes almak isteyen on milyonlarca insan, partilerin kendi aralarındaki anlaşmazlıklara, tartışmalara, gerilimlere inanamıyor. Bunları çok saçma ve gereksiz kaprisler, küçük hesaplar olarak görüp öfkeleniyorlar. Haksız mı bu milyonlarca insan? Değiller elbette.

“Özgürlüğe susamış insanlara değişimin önünü açacak birlikteliği sunmak muhalefetin görevidir. Öte taraftan bu zulüm yıllarında en fazla acı çeken HDP tabanı ise kendi partisinin ayrı aday çıkaracak olmasından büyük bir mutluluk duyuyor. Onlar da haklılar.

‘Yeni bir Erdoğan seçmekten korkuyorlar’

“Erdoğan-Bahçeli iktidarından en fazla kurtulmak isteyenler elbette HDP tabanı olsa gerek. Ama bunu yaparken yeni bir Erdoğan seçmekten korkuyorlar, tedirgin oluyorlar. Hiçbir HDP’li, Süleyman Soylu’nun yerine Yavuz Ağıralioğlu’nu kendi oylarıyla getirmek istemez.

“HDP masada olursa biz kalkarız” diyeni HDP oylarıyla başbakan mı yapacağız? İşte bunları ve birçok ilkesel çözüm başlıklarını oturup HDP ile konuşmaları gerekir.

“Ben bu isimleri örnek olsun diye belirttim. Yoksa mesele isimler değil. İlkelerde, programda uzlaşma olursa bütün isimler her yerde olabilir, bu bizi çok da ilgilendirmez. Ama hem HDP’ye hakaret edip hem HDP’yi yok sayıp hem de “Çaktırmadan oy verin” demek bizim açımızdan şu sorgulamayı beraberinde getiriyor; peki biz niye bu kadar mücadele ettik, ağır bedeller ödedik? Erdoğan’ın yerine yeni Erdoğanlar seçmek için mi?

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi’nden Kritik “Olağanüstü Hal” İptalleri

Anayasa Mahkemesi (AYM), Olağanüstü Hal’i (OHAL) kalıcı hâle getireceği savunulan 2018’de çıkan torba kanundaki birçok düzenlemeyi iptal etti. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL uygulaması, 19 Temmuz 2018 tarihinde fiilen sona ermişti.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre, AYM, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL sonrası güvenlik alanında yeni düzenlemeler getiren ve OHAL tedbirlerinin devamını sağlayan torba kanunun kritik birçok maddesini iptal etti. Bu kapsamda kamu görevinden ihraç edilen öğretim üyelerinin, göreve iadesi durumunda İstanbul, Ankara ve İzmir illeri dışına atanması hükmü anayasaya aykırı bulundu.

Yine Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Emniyet Genel Müdürlüğü ve Dışişleri Bakanlığı kadrolarından ihraç edilenlerin göreve iade edilmeleri durumunda Araştırma Merkezi’nde istihdam edilmeleri de iptal edildi. Emekli asker ve polis şeflerinin rütbelerinin sökülmesi uygulaması da AYM’den döndü.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL uygulaması, 19 Temmuz 2018 tarihinde fiilen sona ermişti. Ancak iktidar, 25 Temmuz 2018 tarihinde TBMM’den 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’u geçirmişti. Bu kanunda, özellikle OHAL dönemindeki uygulamaların devamını sağlayacak maddeler eklenmişti. CHP de kanunun bazı maddelerinin iptali istemiyle dava açmıştı.

Askeri bölgede önleme araması iptal

Davayı 30 Haziran 2022 tarihinde görüşen AYM, buna ilişkin iptal kararlarını bugünkü Resmi Gazete’de yayımladı. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği’nin 56/A maddesinde askeri birlik komutanı ve askeri kurum amirine askeri mahalde verilen ve sulh ceza hâkimi olmadan önleme araması yapma yetkisini iptal etti.

İptal edilen hükümde, tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesi amacına bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde askeri birlik komutanının veya askeri kurum amirinin ya da hukuk hizmetleri başkanı veya birim amirinin yazılı emri üzerine, askeri mahallerde özel kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla kişilerin üstü, araçları, özel kâğıtları ve eşyası aranabiliyor, suç delilleri koruma altına alınabiliyordu. Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlıklarına benzer şekilde verilen yetki de iptal edildi.

Yine Anayasa Mahkemesi, askeri mahallere girmek veya çıkmak isteyenlerin üstlerinin duyarlı kapıdan kapının ikaz vermesi halinde “gerektiğinde el ile” kontrol edilebileceği hükmünü de anayasaya aykırı buldu ve iptal kararı verdi. Mahkeme, şüphe halinde veya teknik cihazların bulunmadığı yerlerde, herhangi bir emir veya karar olmasına bakılmaksızın araçların da aranamayacağına hükmetti.

Valiye özel yetki iptal edilmedi

Anayasa Mahkemesi, İl İdaresi Kanunu’nda valiye verilen “…belirli yerlere girişi ve çıkışı kamu düzeni ya da kamu güvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişiler için sınırlayabilir; belli yerlerde veya saatlerde kişilerin dolaşmalarını, toplanmalarını, araçların seyirlerini düzenleyebilir veya kısıtlayabilir” şeklinde yetkinin iptali talebini ise reddetti. Karara, AYM Başkanı Zühtü Arslan, Hasan Tahsin Gökcan, Engin Yıldırım, Emin Kuz, Yusuf Şevki Hakyemez ve Kenan Yaşar muhalefet etti.

Gösteri yürüyüşünü sınırlandıran madde iptal

Anayasa Mahkemesi, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda “toplantı ve gösteri yürüyüşü zamanı”nı düzenleyen 7’nci maddesine eklenen ikinci fıkrayı da iptal etti. İptal edilen düzenleme şöyle:

“Açık yerlerdeki toplantılar ile yürüyüşler gece vaktinin başlamasıyla dağılacak şekilde, kapalı yerlerdeki toplantılar ise saat 24:00’e kadar yapılabilir. Toplantı ve gösteri yürüyüşünün gece vaktinin başlamasından sonra devam edeceği hususu, geçerli neden gösterilerek bildirilmiş ise vatandaşların huzur ve sükûnet içinde istirahatini aşırı ve katlanılamaz derecede zorlaştırmamak ve kamu düzeni ve genel asayişin bozulmasına neden olmamak şartıyla, açık yerlerde yapılan toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin dağılma saati mahallin en büyük mülki amirinin kararıyla en geç saat 24:00’e kadar uzatılabilir.”

Kararda, toplantı ve gösteri yürüyüşünün yapılacağı yer ve güzergâh belirlenirken vatandaşların günlük yaşamının aşırı ve katlanılmaz derecede zorlaştırılmaması ölçütüyle kamu düzeni ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacına ulaşma bakımından toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkında getirilen sınırlamada çatışan haklar arasındaki makul dengenin sağlanmadığı belirtildi.

MİT’e bilgi edinme yolu açıldı

Mahkeme, MİT’in 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamı dışında olduğuna ilişkin düzenlemeyi de iptal etti. Kararda, bu yasağın vatandaşların Anayasa’da güvence altına alınan bilgi edinme hakkını kullanma imkânının tamamen ortadan kaldırdığı belirtildi.

Seferberlik ve savaş durumundaki yargılamalar

Anayasa Mahkemesi, Seferberlik ve Savaş Hali Kanunu’nun 17’nci maddesinde “Seferberlik ve savaş hallerinde ilgili komutanlıklara tanınan adli yetkiler”in de tümünü iptal etti. Bu madde, seferberlik bölgesinde Türk Ceza Kanunu’nda suç örgütü gibi çeşitli suçları işleyenlerin, bölgede yetkili kılınan komutan tarafından gerekli görüldüğü takdirde, askeri mahkemelerde yargılanmasını düzenliyordu.

Bu yasa kapsamında yetkili komutanın kovuşturma yapması için Cumhurbaşkanı ve bakanlar hakkında Cumhurbaşkanı, milletvekilleri hakkında TBMM Başkanı, general ve amiraller hakkında Genelkurmay Başkanı, bakan yardımcıları hakkında ilgili bakan, valiler hakkında İçişleri Bakanı’nın izin vermesi gerekiyordu.

Kararın iptal gerekçesinde, düzenlemenin seferberlik ve savaş hallerinde asker-sivil ayrımı yapmadan herkesin askeri mahkemede yargılanmasına neden olacağı, oysa bu mahkemelerin yalnızca askerlerin görevleriyle ilgili suçlara bakabileceği belirtildi.

İptal edilen OHAL düzenlemeleri

Bir diğer iptal edilen hüküm, Terörle Mücadele Kanunu’nda Milli Güvenlik Kurulunca (MGK) devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti ve iltisakı yahut bunlarla irtibatı nedeniyle kamu görevinden çıkarılanların silah ruhsatının iptal edileceğine yönelik düzenlemede oldu. Bu düzenlemedeki “Milli Güvenlik Kurulunca” ve “üyeliği, mensubiyeti ve” ibaresi anayasaya aykırı bulundu. Kararda, MGK’nın milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapılara üyeliğe ve mensubiyetine karar veremeyeceği belirtildi. Bu madde kapsamında ruhsatları iptal edilenlerin silahları idareye teslim edeceğine yönelik hüküm de iptal edildi.

Dosya üzerinden tutukluluk incelemesi iptal edildi

Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenen tutukluluğa itiraz ve tahliye taleplerinin 30 günde bir dosya üzerinden karara bağlanabileceğini düzenleyen kanun hükmü iptal edildi. Kararın gerekçesinde, bu düzenlemenin şüphelilerin ancak 90 günde bir hâkim önünde tutukluluk incelemesi yapılması sonucu doğurduğu belirtilerek, bunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkında ölçüsüz bir sınırlama getirdiği vurgulandı.

Terörle Mücadele Kanunu kapsamında işlenen suçlardan uygulanan 4 günlük gözaltı süresinin iptali talebi ise reddedildi.

Akademisyenlere ‘sürgün’ yolu AYM’den döndü

Mahkeme, kamu görevine iade edilen öğretim elemanlarının daha önce çalıştıkları yerde istihdam edilmelerini engelleyen madde ile iade kararına rağmen göreve başlayamayanların mali haklarının düşmesini öngören ve dava açma imkânın ortadan kaldıran düzenlemelerin iptaline karar verdi. İptal edilen düzenlemede, görevine iade edilen öğretim elamanları Ankara, İstanbul, İzmir illeri dışında ve 2006 yılından sonra kurulan yükseköğretim kurumlarına öncelik verilmek kaydıyla atanıyordu.

TSK, Emniyet ve Dışişleri’nde kızağa çekme maddesi

Öte yandan Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet ve Dışişleri’nde çalışanlar, göreve iade edildiklerinde eski görev yerlerine değil bu kurumlarda kurulan Araştırma Merkezleri’nde istihdam ediliyordu. AYM, bu düzenlemeyi anayasaya aykırı buldu. Kararda, kamu görevinden çıkarma tedbirinin tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması gerektiği halde, kişilerin kazanılmış haklarının göz ardı edilerek farklı bir statüde atanmaları yapıldığı, bu konuda bakanlara geniş yetki tanınmasının zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelmediği vurgulandı.

Pasaport iptalleri

Meslekten çıkarılan kamu görevlileri ile haklarında suç soruşturması veya kovuşturması yürütülenler ve bunların eşlerinin pasaportlarının iptaline imkân tanıyan düzenlemenin iptaline karar verildi. Kararda, idareye tanınan yetkinin kapsam ve sınırlarının belirsiz olduğu, yurt dışına çıkma özgürlüğüne getirilen sınırlamada kanunilik şartının sağlanmadığı ifade edildi.

Emeklilere rütbe sökme

Mahkeme; TSK, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nden farklı nedenlerle ayrılan kişilerin daha sonra milli güvenliğe aykırı faaliyette bulunduğu iddiasıyla rütbelerinin sökülmesine yönelik yasa maddesini iptal etti. İptal kararının gerekçesinde, bu kişiler hakkındaki suçlamalara cevap verme ve delillerini sunma imkânı tanınan bir soruşturma yürütülmeden bu kararın verilmesi ölçülü bulunmadı.

Diğer yandan Anayasa Mahkemesi, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) kayyumluk yetkisi veren düzenlemenin üç yıl daha uzatılmasını anayasaya aykırı bulmadı.

Paylaşın

Türkiye’de 3 Milyon Çocuk Kronik Yetersiz Beslenme Sorunu Yaşıyor

CHP Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Taşkın, Birleşmiş Milletler ’in haziran ayında güncellediği ‘Dünya Yoksulluk Haritası’na bakıldığında, Türkiye’de beş yaş altı çocukların yüzde 17’si, yani yaklaşık 1 milyon çocuğun akut yetersiz beslenme yaşadığını belirterek, Aile Destek Sigortası (ADS) kapsamında hayata geçirmeyi planladıkları çalışmalardan şöyle bahsetti:

“Kronik yetersiz beslenme yaşayan çocuk sayısı ise 3 milyon. Sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı mahallelerde tüm çocukların okullarında ücretsiz kahvaltı ve öğle yemeği yiyebilmeleri sağlanacak. ADS kapsamındaki ailelerin çocukları için kreşler ücretsiz olacak.

Kreş hakkının evrensel bir hak olduğunu da savunuyoruz. Somut önerilerimizin sadece bir bölümünü paylaşmakla yetindik. Çalıştayımızda çocuk konusunu bütüncül, sürdürülebilir ve kapsamlı politikaları oluşturmak amacıyla bilimsel olarak tüm tarafların katılımı ile değerlendirdik. Çocuklarımızın BM Çocuk Hakları Sözleşmesi temeli ile iyilik hallerini sağlamaya kararlıyız.”

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Çocuk Hakları Haftası’nda düzenlediği ‘Ulusal Çocuk Politikaları Çalıştayı’nın sonuç metninde çocukların hakları, çocuk yoksulluğu, çocuk adalet sistemi ve politikaları öne çıktı.

Metinde Türkiye’de çocukların büyük oranda yoksulluk yaşadığı, çocuk hakları konusunda yeterince hızlı hareket edilmediği vurgulanırken, CHP’nin Aile Destek Sigortası’nda çocuklar için planlanan çalışmalara dikkat çekildi.

CHP Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Taşkın, CHP’nin çocuk politikalarında çocukların güçlenmesi, hayata etkin ve adil katılımı ilkeleri üzerinden şekillendirilmesi gerektiğine inandıklarını ifade etti. Tüm çocuklar için sorun olabilecek alanları tespit ederek yaşanan sorunları önleyici sosyal politikalar geliştirmeyi hedeflediklerini söyleyen Taşkın, şunları kaydetti:

“Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın açık ara en başarısız olduğu alanın çocuklar olduğunu da vurgulamalıyız. TÜİK verilerine göre, 22 milyon 738 bin 300 çocuğun 7,5 milyona yakını yani, yüzde 32’si yoksulluktan ve yoksunluktan mustarip. Aile Destek Sigortası kapsamındaki ailelerin çocuklarının tüm eğitim masrafları karşılanarak eğitimde fırsat eşitliği sağlanacak.”

‘Kreşler ücretsiz olacak’

Birleşmiş Milletler ’in haziran ayında güncellediği ‘Dünya Yoksulluk Haritası’na bakıldığında, Türkiye’de beş yaş altı çocukların yüzde 17’si, yani yaklaşık 1 milyon çocuğun akut yetersiz beslenme yaşadığını söyleyen Taşkın, Aile Destek Sigortası kapsamında hayata geçirmeyi planladıkları çalışmalardan şöyle bahsetti:

“Kronik yetersiz beslenme yaşayan çocuk sayısı ise 3 milyon. Sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı mahallelerde tüm çocukların okullarında ücretsiz kahvaltı ve öğle yemeği yiyebilmeleri sağlanacak. ADS kapsamındaki ailelerin çocukları için kreşler ücretsiz olacak.

Kreş hakkının evrensel bir hak olduğunu da savunuyoruz. Somut önerilerimizin sadece bir bölümünü paylaşmakla yetindik. Çalıştayımızda çocuk konusunu bütüncül, sürdürülebilir ve kapsamlı politikaları oluşturmak amacıyla bilimsel olarak tüm tarafların katılımı ile değerlendirdik. Çocuklarımızın BM Çocuk Hakları Sözleşmesi temeli ile iyilik hallerini sağlamaya kararlıyız.”

(Kaynak: Artı Gerçek)

Paylaşın

Türkiye – Suriye Yakınlaşması: İkinci Buluşma Türkiye’de Olabilir

Türkiye ile Suriye arasında normalleşme süreci Rusya’nın da girişimleriyle son 6 aydır yoğun bir hız kazandı. Türkiye, Suriye ve Rusya’nın ikinci toplantısının dışişleri bakanları düzeyinde planlandığı ifade edilirken toplantının yeri konusunda ise Türkiye, üçüncü ülke yerine Türkiye’de olması için yol aldı.

Toplantının yeri ve zamanınınsa henüz belli olmadığı vurgulanırken Şam yönetiminin üçüncü ülkelere veya Moskova’da toplantının olmasına sıcak baktığı ifade edildi. Ancak bu noktada Rusya’nın tavrı da etkili olacak. Rusya’nın Türkiye’nin talebine destek vermesi halinde Türkiye-Rusya-Suriye buluşmasının adresi Ankara olacak.

Türkiye, Suriye ve Rusya arasında 11 yıl sonra başlayan yeni “normalleşme” sürecinde ilk buluşma Milli Savunma Bakanları düzeyinde Moskova’da gerçekleşmişti.

DW Türkçe’den Kıvanç El’e bilgi veren kaynaklar, Şubat ayında planlanan ikinci toplantının Türkiye’de olması yönünde Türkiye’nin girişimlerinde yol alındığı bilgisini paylaştı.

Ankara ile Şam arasında normalleşme süreci Rusya’nın da girişimleriyle son 6 aydır yoğun bir hız kazandı. İstihbarat birimlerinin görüşmeleri devam ederken 11 yıl sonra bakanlar düzeyinde ilk somut adım 28 Aralık’ta atıldı.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve MİT Başkanı Hakan Fidan; Rusya Federasyonu Savunma Bakanı Sergey Şoygu ve Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ile Rusya Federasyonu ve Suriye istihbarat başkanlarıyla Moskova’da bir araya geldi.

Toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alındığı açıklandı.

İkinci toplantı Türkiye’de mi?

Türkiye, Suriye ve Rusya’nın ikinci toplantısının dışişleri bakanları düzeyinde planlandığı ifade edilirken toplantının yeri konusunda ise Türkiye, üçüncü ülke yerine Türkiye’de olması için yol aldı. Toplantının yeri ve zamanınınsa henüz belli olmadığı vurgulanırken Şam yönetiminin üçüncü ülkelere veya Moskova’da toplantının olmasına sıcak baktığı ifade edildi. Ancak bu noktada Rusya’nın tavrı da etkili olacak.

Rusya’nın Türkiye’nin talebine destek vermesi halinde Türkiye-Rusya-Suriye buluşmasının adresi Ankara olacak. Kaynaklar, “Şubat ayı içerisinde Türkiye’de toplantı olması yönünde yol alındı” derken bu adımı da “Sürecin en kritik gelişmelerinden biri olur ve Türkiye’nin son dönem bölgesel barış için attığı tüm adımların devamı olur” sözleriyle değerlendirdi.

Toplantının Türkiye’de gerçekleşmesi halinde, Suriye savaşının başladığı 2011’den bu yana Şam’dan Ankara’ya ilk resmi düzeydeki ziyaret ve toplantı olmuş olacak.

Esad görüşmesi olacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz haftalarda, Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğini açıklamıştı. Hükümete yakın kaynaklar, şu aşamada kısa vadede bunun zor olduğuna dikkati çekerken dışişleri bakanları buluşması sonrasına işaret ediyor. Öncelikle yüz yüze değil telefonda bir görüşme olabileceğine ve daha sonra üçlü müzakerelerde yol alınması halinde yüz yüze temasın da olabileceğine dikkat çekildi.

İlk görüşmeden ne çıktı?

İlk görüşmede Şam yönetimi, Türkiye’den topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nun “terörist” olarak tanınmasını istedi. Ancak bu talepler Türkiye tarafından geri çevrildi.

Middle East Eye internet sitesinde ilk görüşmenin ardından yer alan habere göre, 11 yılda yapılan ilk üst düzey görüşmelerde herhangi bir anlaşmaya varılamadı. Habere göre Erdoğan seçim öncesi, Türkiye’deki yaklaşık dört milyon Suriyeli mülteciden bazılarını ülkelerine geri gönderebileceğini seçmenlere göstermek istiyor.

Paylaşın

CHP’li Özel, Bakan Soylu’nun “Trol Ordusu” Olduğunu İddia Etti

CHP’li Özel, Bakan Soylu’nun “trol ordusu” olduğunu, bu “ordunun finansmanının Soylu’nun Bakanı olduğu dönemlerde İçişleri Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile bazı belediyeler tarafından” yapıldığını iddia etti.

Özel, İçişleri Bakanlığı Müşaviri olduğuna dair Bakanlık web sitesinden aldığı bilgileri paylaştığı Emin Şen’in Süleyman Soylu, AKP’de Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olduğundan beri “il il dolaşıp sosyal medya eğitimi adı altında trollük eğitimi” verdiklerini söyledi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Özgür Özel, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkındaki iddialarını bugün TBMM’de yaptığı açıklamada paylaştı.

Soylu’nun “trol ordusu” olduğunu iddia eden Özel, bu “ordunun finansmanının Soylu’nun Bakanı olduğu dönemlerde İçişleri Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile bazı belediyeler tarafından” yapıldığını iddia etti.

Özel, İçişleri Bakanlığı Müşaviri olduğuna dair Bakanlık web sitesinden aldığı bilgileri paylaştığı Emin Şen’in Süleyman Soylu, AKP’de Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olduğundan beri “il il dolaşıp sosyal medya eğitimi adı altında trollük eğitimi” verdiklerini söyledi.

Emin Şen’in, “yasadışı bir şekilde” iki özel şirketin kurucusu ve yöneticisi olduğunu söyleyen Özel, bu şirketlerden ilkinin Native Teknoloji ve diğerinin SM360 olarak bilindiğini aktardı.

Özel, Şen’in SM360 şirketinin geçmişte ortakları arasında Gülen hareketinin Genç Siviller oluşumunun yöneticisi Turgay Oğur’un ve yine hareketle bağlantılı Mücteva Kılıç’ın olduğunu belirtti.

Özel, şirketlerin ihaleler yoluyla “buzdağının görünür kısmında 23 milyon TL’lik” iş aldıklarını belirtti ve bu gelirin sözkonusu “trol ordusunu” yönetmek için harcandığını iddia etti.

Özel’in açıkladığına göre Ebabil Harekatı adı verilen ve Telegram mesajlaşma uygulamasında 25 kişilik kapalı bir grup tarafından örgütlenen oluşum sosyal medyada 8 bin kişilik bir trol ordusuna oluşuyor.

Bu troller, Telegram grubunda belirlenen hesapları hedefliyor ya da bunlarla ilgili hedefli mesajları yayıyor.

Özel, Süleyman Soylu’nun “trol ordusunun” “İBB Kandil kadrosu” mesajları paylaştığını, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkındda videolarla karalama kampanyası yürüttüğünü ve Canan Kaftancıoğlu’nun Twitter hesabının kapatılmasında pay sahibi olduğunu iddia etti.

Özel, Emniyet ve Jandarma genel müdürlüklerinin resmi Twitter hesaplarında ortak paylaşılan mesajları örnek göstererek:

“Eminimsi’nin cep telefonunda kaç tane hesap var bilinmez ama Jandarma Genel Müdürlüğü ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün tweetlerini aynı telefondan atacak yetki var. Süleyman Soylu için oluşturulmuş trol ordusunun komutanı polisi ve jandarmayı Soylu’ya kalkan ediyor. Eminimsi’nin arka cebinde geziyor bu hesaplar… Hacklense ne olur?” diye sordu.

Özel, “Yarın MHP Süleyman Soylu ile çatışmaya girsin, ebabiller onların üzerine uçmaya başlar” dedi.

Bakanlık reddeti

Özel, açıklamalarına devam ettiği sırada İçişleri Bakanlığı Emin Şen’in Bakanlık ile bağlantısını reddeden bir açıklama yaptı. Buna göre açıklamada, “CHP milletvekili Özgür Özel’in ismini zikrettiği Emin Şen; devlet memuru olmayıp, bakan müşaviri görevi de bulunmamaktadır” ifadeleri kullanıldı.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

HDP Sözcüsü Ebru Günay’dan Muhalefete “Seçim Güvenliği” Çağrısı

Partisinin genel merkezinde açıklamalarda bulunan HDP Sözcüsü Ebru Günay, “Önümüzdeki seçim süreci hiç olmadığı kadar adaletsiz bir yarış olacak, adaletsiz bir ortamda gerçekleşecek. Bir tarafta vergilerimizle fonlanan, devletin tüm imkanlarını kendi çıkarlarına kullanacak bir Cumhur İttifakı, diğer tarafta seçim kampanyalarını sürekli engellemeler, yalan haberler ve manipülasyonlar ve çeşitli hilelerle mücadele etmek zorunda kalacak muhalefet partileri olacak.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu nedenle muhalefet partilerine tekrar çağrıda bulunuyoruz. En azından “seçim güvenliği” ve manipülasyonlarla mücadele temelinde tüm muhalefet partileri olarak bir araya gelmeli ve seçmenlerimizin sandığa gitme ve oylarını güven içerisinde kullanmalarını sağlayacak bir işbirliğini sergilemeliyiz.

Muhafazakar veya seküler, sağcı ya da solcu ayırt etmeksizin seçmenlerimize karşı sorumluluğumuzun bir gereği olarak, seçimlere katılacak olan tüm muhalif partilerin ortak bir seçim güvenliği platformunu oluşturmasını elbette zaruri görüyoruz, zira iktidarın oyunlarının sandık oyunlarıyla da devam ettiğini geçmiş deneyimlerimizden biliyoruz.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, partinin Genel Merkezinde haftalık olağan basın toplantısı düzenledi. Günay’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

Bu süreç ilk gününden bugüne hukuksuzluk ve Anayasa ihlali ile gerçekleşti. Son olarak hesaplarının bloke edilmesi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca sözlü savunma yapması, bir kez daha gözleri ihlallere ve AKP’nin hukuku çiğnemesine çevirdi. Türkiye’nin saygın hukukçuları da bizler de hesaplarımızın bloke edilmesini hem de kapatma davasıyla ilgili kararın hukuki olmadığını açıkladık. Başta kamuoyu olmak üzere gerçekten bu ülkenin gerçek hukukçuları meselenin hukuk meselesi olmadığını, siyasi olduğunu çok iyi biliyorlar. Bu karar Saray’ın karanlık dehlizlerinde alınmış bir karardır.

Partinin kapatma davası henüz neticelenmemişken, bu davadaki rolü Saray’ın katipliğini yapmaktan ibaret olan savcı hızını alamamış; sözlü mütalaadan sonra basına açıklama yapıyor. Nerede görülmüştür bir başsavcının basına demeç verdiği! Basına Saray’ın, Saray danışmanlarının sayıklamalarını üstelik gülerek ve sevinç içinde açıklıyor. Öyle bir konuşuyor ki sanırsınız konuşan savcı değil, her fırsatta HDP’yi hedef alan iktidarın sözcüsü Devlet Bahçeli.

“Tüm bunlar önce HDP’ye uygulanıyor, sonra da tüm muhalefete”

Kısacık tarihimiz gösterdi ki AKP-MHP ittifakı muhalefeti susturmak için önce HDP’den başlıyor. Partimizi şeytanlaştırma, düşmanlaştırma, belediyelerine kayyım atama, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması, gözaltı, tutuklama ve cezaevi… Tüm bunlar önce HDP’ye uygulanıyor, sonra da tüm muhalefete uygulanıyor. Bu ülkenin geleceğine talip olduğunu söyleyen 6’lı masa bileşenleri, bu tarihsel sorumluluktan oldukça uzak görünüyor. Bizler elbette kimseden demokrasi dilenecek değiliz ancak bir siyasi parti olarak, bizim hakkımızda kuracağınız her cümle, aynı zamanda seçmenlerimiz için ileriye dönük bir gösterge olacaktır. Tercihlerini belirleyecektir.

Önümüzdeki seçim süreci hiç olmadığı kadar adaletsiz bir yarış olacak, adaletsiz bir ortamda gerçekleşecek. Bir tarafta vergilerimizle fonlanan, devletin tüm imkanlarını kendi çıkarlarına kullanacak bir Cumhur İttifakı, diğer tarafta seçim kampanyalarını sürekli engellemeler, yalan haberler ve manipülasyonlar ve çeşitli hilelerle mücadele etmek zorunda kalacak muhalefet partileri olacak.

“Geçmiş deneyimlerimizden biliyoruz”

Bu nedenle muhalefet partilerine tekrar çağrıda bulunuyoruz. En azından “seçim güvenliği” ve manipülasyonlarla mücadele temelinde tüm muhalefet partileri olarak bir araya gelmeli ve seçmenlerimizin sandığa gitme ve oylarını güven içerisinde kullanmalarını sağlayacak bir işbirliğini sergilemeliyiz. Muhafazakar veya seküler, sağcı ya da solcu ayırt etmeksizin seçmenlerimize karşı sorumluluğumuzun bir gereği olarak, seçimlere katılacak olan tüm muhalif partilerin ortak bir seçim güvenliği platformunu oluşturmasını elbette zaruri görüyoruz, zira iktidarın oyunlarının sandık oyunlarıyla da devam ettiğini geçmiş deneyimlerimizden biliyoruz.

Bizim, AKP’nin Anayasa değişikliği teklifi görüşmelerini reddetmemiz, halen kamuoyunda tartışılan önemli bir mesele olmaya devam ediyor. Tavrımız esasen iki önemli nedene dayanıyor. Birincisi: Özgürlüklerin olabildiğine kısıtlandığı, baskı ve zorun gün be gün arttığı, demokratik kazanımların her gün tırpanlandığı bir zamanda başörtüsü ile ilgili getirilen teklif, ülkenin özgürlükler ve demokrasi sorunlarına yanıt üretmenin çok çok uzağındadır.

Görüşmeyi reddetmemizin ikinci sebebine gelirsek; iktidar ve küçük ortağının doğrudan yargıya müdahalesi sonucu yürütülen Kobanî Kumpas Davasındaki hukuksuzluklar, bunların parti kapatma davasına delil olacak şekilde yetiştirilme çabası, kapatma davasının hız kesmeden devam etmesi, son olarak da partimizin anayasal hakkı olan hazine yardımının iktidar blokunun baskısı sonucu bloke edilmesi, bizim bu “demokrasicilik oyunu”nu oynamama kararı almamıza neden olmuştur.

Bu coğrafyanın ezilenlerinin, yoksullarının, kadınlarının, gençlerinin, yaşam alanı savunucularının, yok sayılanlarının haklarını savunmak ve egemen iktidar bloklarına karşı halkların asıl birliğini temsil eden Emek ve Özgürlük İttifakımız, güçlenerek yoluna devam ediyor. Sadece bir seçim ittifakı değil, özgürlüğün, demokrasinin, eşitliğin ve adaletin yolunun mücadeleden, sokaktan geçtiğini bilerek yoluna devam ediyor. Tam da bu çerçevede; yoksulluğa, baskıya, sömürüye, tecride, faşizme ve asimilasyona karşı en büyük cevabı, Emek ve Özgürlük İttifakı olarak 15 Ocak’ta İstanbul Kartal Meydanı’nda bir kez daha vereceğiz. “

Paylaşın

İcra Dosya Sayısı 23 Milyon 204 Bini Aştı

Mahkemelerdeki icra dosyası 10 Ocak itibarıyla 23 milyon 204 bini aştı. Son 5 yılda icra dosyası sayısı 7 milyon 365 bin artarken, 2022 yılında artış 658 bin 294’e ulaştı. Ekonomi yönetiminin, icra dosyalarının kabarmasını önlemek amacıyla geçen yıl kasımda çıkardığı torba kanun ile 2 bin 500 liranın altındaki icra takipleri kaldırılacak.

Bu işlemin gerçekleşmesiyle mevcut icra dosyası sayısı yarıya yakın azalacak. Kanun, 15 Ağustos 2022 itibarıyla 2 bin 500 liranın altındaki icra dosyalarının silinmesini öngörüyor. Kanunun öngördüğü tarih olan 15 Ağustos 2022 itibarıyla icra dairelerindeki icra ve iflas dosyası sayısı 24 milyon 85 bin 623 seviyesindeydi.

Ekonomim gazetesinden Hüseyin Gökçe’nin haberine göre, ekonomik kriz kaynaklı mahkemelerdeki icra dosyası sayısı giderek kabardı ve 10 Ocak itibarıyla 23 milyon 204 bini aştı. Son 5 yılda( 2017 sonundan itibaren) icra dosyası sayısı 7 milyon 365 bin 831 artarken, 2022 yılında artış 658 bin 94 oldu.

Ekonomi yönetiminin, icra dosyalarının kabarmasını önlemek amacıyla geçen yıl kasım ayında çıkardığı torba kanun ile 2500 liranın altındaki icra takipleri kaldırılacak. Bu işlemin gerçekleşmesiyle mevcut icra dosyası sayısı yarıya yakın azalacak.

Ekonomik sıkıntıların dar ve sabit gelirlilerin ödeme kabiliyetini azaltması, özellikle son 5 yılda icra dairelerindeki icra iflas dosyalarının sayısında ciddi artışa yol açtı. 2017 yılı sonundan bu yana geçen zaman diliminde toplam icra dosyası sayısı 7 milyon 365 bin 831 artarak 11 Ocak itibarıyla 23 milyon 212 bin 239’a ulaştı.

Pandemide icra işlemleri durdurulmuştu

Dosya sayısı 2019’da 20 milyon 312 bine yükselirken, 2020 yılı sonu itibarıyla 1 milyon 833 bin artarak 22 milyon 196 bine yükseldi. COVID-19 virüsünün pandemi olarak ilan edildiği 2020 yılında, Cumhurbaşkanı Kararı ile bir süre icra iflas dairelerinin çalışması durdurulmuştu.

2021 yılında ise dosya sayısı 375 bin artarak 22 milyon 571 bin oldu. Geride bıraktığımız 2022 yılında ise icra dosyası sayısı aylar itibarıyla çok hızlı artış gösterdi. Ocak sonunda 22 milyon 890 bin olan dosya sayısı, Şubat’ta 23 milyon 327 bine, Mart’ta 23 milyon 568 bine çıktı. Nisan’da küçük bir gerileme olsa da Ağustos ayı itibarıyla 24 milyonu aştı.

Milat 15 Ağustos 2022

2500 liranın altındaki icra dosyalarının silinmesini öngören 7420 sayılı yasa 15 Ağustos 2022’yi milat olarak kabul ediyor. Yani bu tarih itibarıyla tutarı 2500 liranın altında olan veya kısmi ödeme ile bakiyesi bunun altında olan icra dosyalarına ilişkin takipler durdurulacak.

Bu tarihten itibaren icra dosyası sayısı önemli bir gerileme trendine girdi. Eylül’de 23 milyon 782 bine, Ekim’de 23 milyon 521 bine, yıl sonunda ise 23 milyon 229 bine geriledi. 11 Ocak itibarıyla ise icra dairelerindeki icra iflas dosya sayısı 23 milyon 212 bin 239 oldu.

İcra dosyası sayısı yüzde 41 azalacak

Kanun, 15 Ağustos 2022 itibarıyla 2 bin 500 liranın altındaki icra dosyalarının silinmesini öngörüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu düzenleme ile birlikte 5 milyon kişiye ait 10 milyon civarında icra dosyasının kapatılacağını söylemişti.

Kanunun öngördüğü tarih olan 15 Ağustos 2022 tarihi itibarıyla icra dairelerindeki icra ve iflas dosyası sayısı 24 milyon 85 bin 623 seviyesindeydi. Buna göre kanun kapsamındaki tüm dosyalara ilişkin takibin durması halinde, icra dairelerindeki dosya sayısı yaklaşık yüzde 41 oranında azalmış olacak.

Haberin tatmamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Dikkat Çeken ‘Liderlere İmza Yetkisi’ Açıklaması

CHP Lideri Davutoğlu’nun ‘genel başkanlara imza yetkisi’ sözlerine ilişkin CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun, “Yüzde 1, yüzde 3, yüzde 25, yüzde 50 diye bakamayız. Çok değerli bu çabalar. İki ayrı kriterimiz var. Altı partinin lideri siyasi partiler yasamıza göre her biri genel başkan olduğu için eşittir” dediği aktaarıldı:

“O nedenle biz öyle bir ikili mekanizma kuracağız ki siyasi partiler kanununa göre altısı da sistemde olsun istiyoruz, başkan yardımcılığı olursa çok güzel olur. Demokratik sistem, temsili demokrasi, hangi partinin yüzde kaç oy aldığıyla da ilgilidir, ona göre şekillenir.

Altı partinin lideri eşittir ve başkan yardımcısı olacaktır. Aynı zamanda seçimde hangi parti ne kadar oy alırsa temsili demokrasinin ruhuna uygun olarak bakanlar kurulu dağılımında bunu esas alacağız. Bunları incelikli bir şekilde çalıştık.”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, “Cumhurbaşkanı içeriden veya dışarıdan olsun genel başkanlar doğrudan karar süreçler içerisinde imza yetkisine sahip olarak bulunacaklar. İster içeriden ister dışarıdan olsun genel başkanlar imza yetkisine sahip olacak. Bu büyük bir teminattır” diye konuşmuştu.

Davutoğlu dün de katıldığı programda, “Seçilen cumhurbaşkanı dedi ki, ben kabul etmiyorum. Aldığınız oylar da düşüktü. Ben bu kararı veriyorum” sorusuna “Dediği anda bir kriz çıkar, çok açık söyleyeyim ve o cumhurbaşkanı Meclis desteğini kaybeder. Ülke yeniden seçime gitmek zorunda kalır” yanıtını vermişti.

Davutoğlu’nun gündeme getirdiği konuyu Halk TV’deki programında değerlendiren İsmail Küçükkaya, CHP liderinin daha önce kendisine aktardığı bilgileri paylaştı.

Buna göre Kılıçdaroğlu, ‘ikili mekanizma’ kuracaklarını belirterek şunları söyledi:

“Altı partinin de bu iş birliğinde olağanüstü stratejik önemi var. Yüzde 1, yüzde 3, yüzde 25, yüzde 50 diye bakamayız. Çok değerli bu çabalar. İki ayrı kriterimiz var. Altı partinin lideri siyasi partiler yasamıza göre her biri genel başkan olduğu için eşittir. O nedenle biz öyle bir ikili mekanizma kuracağız ki siyasi partiler kanununa göre altısı da sistemde olsun istiyoruz, başkan yardımcılığı olursa çok güzel olur. Demokratik sistem, temsili demokrasi, hangi partinin yüzde kaç oy aldığıyla da ilgilidir, ona göre şekillenir.

Altı partinin lideri eşittir ve başkan yardımcısı olacaktır. Aynı zamanda seçimde hangi parti ne kadar oy alırsa temsili demokrasinin ruhuna uygun olarak bakanlar kurulu dağılımında bunu esas alacağız. Bunları incelikli bir şekilde çalıştık.”

Paylaşın