Depremler: Yıkıma, Öldürücü Yolsuzluk Sebep Oldu

The Guardian gazetesinden Constanze Letsch, 10 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,6  ve 7,6 şiddetindeki depremler ilişkin dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

Constanze Letsch, “Doğal bir afet Türkiye’deki depreme yol açtı. Öldürücü yolsuzluk ise bu kadar çok ölüme sebep oldu” başlıklı yazısında, “İşin kolayına kaçan müteahhitler, daha sonra yıkılan binaları güvenli diyerek sattı. Fakat bunlara izin veren ve denetimleri gevşek tutan yetkililer de bir o kadar suçlu” ifadelerine yer verdi.

Maraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerde Türkiye ve Suriye’de yaşanan can kaybının 37 bini aştığını hatırlatan Constanze Letsch, depremlerde yıkılan binaların çoğunun ‘son deprem güvenlik standartları ile uyumlu’ lüks binalar olarak satıldığını hatırlattı.

Constanze Letsch, konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu:

“Sorumlu müteahhitlerden bazıları Türkiye’yi terk etmeye çalıştı. Emniyet kurallarını ihlal ettiği iddia edilen 130’dan fazla kişi hakkında gözaltı kararı verildi ve pek çok inşaat şirketi sahibi tutuklandı. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, ‘Hatalı herkesin sorumlu tutulacağına’ söz verdi.

Fakat bu tür bir açgözlülük ve bariz vurgunculuk münferit suçlar değil. Bu binalar, devletin verdiği inşaat izni ve ruhsatları, görünüşte bağımsız olan yapı denetçilerinin imzaları ve inşaat malzemelerinin kalite kontrolünü yapan laboratuvarlardan alınan raporlar olmadan inşa edilemezdi. Bunlar, inşaat ve emlak düzenlemelerinde yapılan, yıkıcı ve tatmin edilemez inşaat sektörünün şişirilmiş büyümesini kolaylaştırmayı amaçlayan değişiklikler olmadan ilerleyemezdi.”

Constanze Letsch, 6 Şubat depremlerinin Türkiye’de ‘bir hükümetin yolsuzluğunu ve kabiliyetsizliğini gözler önüne seren ilk yıkıcı deprem olmadığının’ da altını çizdi. Letsch, “Ancak, AK Parti’nin 20 yılı aşkın bir süredir iktidarda ve hilekarlığı ile ün salan inşaat sektörü ile başa çıkmak, sorumsuz müteahhitleri dizginlemek ve deprem tehlikesi olan ülkedeki tüm yurttaşlara güvenli ve sağlıklı binalar sağlamak için zamanı ve imkanı vardı. Ama yapmamayı seçti. Bilakis, toplumsal ve çevresel maliyetleri ne olursa olsun, ekonomik büyümenin ana motoru olarak devasa altyapı ve inşaat projelerine odaklandı” dedi.

2004 yılından bu yana bu bağlamda ‘inşaat, emlak, yerel yönetim ve konut finansmanı alanında yapılan kapsamlı yasal ve kurumsal reformlar’ hakkında bilgi veren Letsch, kentsel dönüşüm projeleri ile ‘çoğunluğu ötekileştirilmiş ya da yoksul yurttaşlar olmak üzere on binlerce kişinin evlerinden tahliye edildiğini’ fakat söz konusu projelerin ‘evleri depremlere ve diğer afetlere karşı daha dirençli kılmak için çok az şey yaptığını’ kaydetti.

Letsch, “Yerel siyasetçiler ve uzmanlar yıllardır şehirlerin ve kasabaların şiddetli sarsıntılara dayanamayacağı uyarısında bulundu ama sesleri duymazdan gelindi” değerlendirmesini yaptı.

‘Yolsuzluk, nepotizm ve açgözlülük’

Yıllar içinde ‘usulsüzlüklere göz yumularak yapılar üzerindeki tüm uzman denetiminin zayıflatıldığına’ dikkat çeken Letsch, ‘hükümetin bu esnada güvenli ve denetimli yapılar sağlama işinin sorumluluğunu serbest piyasanın güçlerine bıraktığını’ yazdı. Letsch, “Bina denetimleri özelleştirildi, kazanca uzmanlıktan daha büyük öncelik verildi” dedi.

Bu bağlamda pek çok yapının ‘imar affından’ yararlandığını da hatırlatan Letsch, şehir plancısı Buğra Gökçe’nin paylaştığı verilere atıfla, 6 Şubat’ta yaşanan depremlerden etkilenen 294 bine yakın binaya imar affı sağlandığı bilgisini verdi. Deprem olduğunda benzer bir düzenlemenin mecliste onay beklediğini ve can kaybına yol açan binaların kaçının af kapsamında olduğunun henüz net olmadığını kaydeden Letsch, “Eğer bu felaketten sorumlu olanlardan hesap sorulacaksa önce bu yolsuzluk, nepotizm ve açgözlülük ağının çözülmesi gerekiyor” dedi.

Paylaşın

Demirtaş: İktidarınızın Sayılı Günlerini Efendice Tamamlayıp Defolun!

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabı üzerinden 10 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlere ilişkin açıklamalar yapmaya devam ediyor.

Haber Merkezi / Depremlerle ilgili hükümeti eleştiren Selahattin Demirtaş, “Bu yıkımın sorumluları ise pişkince, utanmazca, pervasızca halen tehditler, hakaretler savuruyor” dedi ve ekledi:

“Trolleri, çeteleri aracılığıyla halkı sindirmeye, korkutmaya, alçakça üste çıkmaya çalışıyorlar. Herkes el ele vermiş dayanışmayı büyütmeye çalışırken iki tane eleştiriyi bile kaldıramayan bu aşağılık sürüsü, herkese parmak sallayıp “Hesap soracağız” falan diyebiliyor”

Demirtaş, hükümete seslendiği paylaşımında, “Günü geldiğinde küstahça salladığınız o parmaklarınızı, ortaya koyacağı iradeyle tek tek kırıp saltanatınıza son verecek olan da bu halktır, asıl siz korkun! Ve iktidarınızın sayılı günlerini efendice tamamlayıp defolun! Halk ayağa kalkmasını bilir” ifadelerine yer verdi.

Demirtaş İstanbul Pendik’te Şahkulu Sultan Vakfı şubesine silahlı saldırı olduğuna yer verilen habere yer verdiği paylaşımının tamamında şunları söyledi:

“100 binden fazla can kaybı, 85 milyon yaralı yürek var, her yerde feryat var, figan var. Büyük bir yıkım var. Bu yıkımın sorumluları ise pişkince, utanmazca, pervasızca halen tehditler, hakaretler savuruyor.

Trolleri, çeteleri aracılığıyla halkı sindirmeye, korkutmaya, alçakça üste çıkmaya çalışıyorlar. Herkes el ele vermiş dayanışmayı büyütmeye çalışırken iki tane eleştiriyi bile kaldıramayan bu aşağılık sürüsü, herkese parmak sallayıp “Hesap soracağız” falan diyebiliyor.

Siz kendinizi ne sanıyorsunuz be! Devlet sizin tapulu mülkünüz mü? Halk sizin köleniz mi? Haddinizi bilin! Mafyavari böğürmelerinizle korkup sinecek bir halk yok karşınızda!

Günü geldiğinde küstahça salladığınız o parmaklarınızı, ortaya koyacağı iradeyle tek tek kırıp saltanatınıza son verecek olan da bu halktır, asıl siz korkun! Ve iktidarınızın sayılı günlerini efendice tamamlayıp defolun! Halk ayağa kalkmasını bilir.”

Paylaşın

Açlık Sınırı 8 Bin 782, Yoksulluk Sınırı 30 Bin 379 Liraya Yükseldi

Dört kişilik ailenin zorunlu gıda harcamalarını ifade eden açlık sınırı, 8 bin 782 lira olurken, dört kişilik ailenin gıda dahil harcamalarını ifade eden yoksulluk sınırı ise 30 bin 379 liraya yükseldi.

Haber Merkezi / Açlık sınırı 2022 aralık ayında 8 bin 167 liraydı. Bu da sınırın bir ayda 615 lira, diğer deyişle yüzde 7,5 arttığını ortaya koydu. Yoksulluk sınırı ise 2022 aralık ayında 28 bin 249 liraydı.

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi (BİSAM), Açlık ve Yoksulluk sınırı Ocak 2023 Dönem Raporunu açıkladı.

Buna göre, geçen ay dört kişilik ailenin zorunlu gıda harcamalarını ifade eden açlık sınırı, 8 bin 506 liralık asgari ücreti geçerek 8 bin 782 lira oldu.

Açlık sınırı Aralık 2022’de 8 bin 167 liraydı. Bu da sınırın bir ayda 615 lira, diğer deyişle yüzde 7,5 arttığını ortaya koydu.

Dört kişilik ailenin gıda dahil harcamalarını ifade eden yoksulluk sınırı ise Aralık 2022’de 28 bin 249 lirayken, ocakta 30 bin 379 liraya yükseldi.

Yoksulluk sınırı bir ayda 2 bin 130 lira artmış oldu.

Yetişkin bir erkeğin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için tüketmesi gereken gıdaların aylık karşılığının 2 bin 385 lira olduğu belirtilirken, bu değerin yetişkin bir kadın için 2 bin 276, 15-18 yaş aralığındaki bir genç için 2 bin 471, 4-6 yaş arası bir çocuk için 1.651 lira olduğu kaydedildi.

Günlük harcamalarda ocakta en yüksek maliyet grubunu, süt ve süt ürünleri grubu 106 liralık harcama gereksinimi ile oluşturdu. Et, tavuk ve balık grubu için yapılması gereken minimum harcama tutarı ise 41,76 lira oldu.

Sebze ve meyve için yapılması gereken günlük harcama tutarı da 47 liraya ulaştı. Ekmek için yapılması gereken harcama tutarı günlük 23,4 liraya ulaşırken katı yağ ve sıvı yağ ise 19 liralık masraf yapılması gereken ürün grupları oldu.

Yumurta için 6,9 TL; şeker, bal, reçel ve pekmez için ise 8,8 lira harcama yapılması gerektiği aktarıldı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Deprem Bu Beceriksiz Sistemin De Yıkılışıdır

Partisinin genel merkezinde açıklamalarda bulunan Kılıçdaroğlu, “Seçimi ertelemeye çalışıyorlar. Halkıma sesleniyorum seçimler zamanında olacak. Yasalar ve yasaların oluşturduğu kurumlar çok iyi bilsin seçimler zamanında olacak” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Madde çok açık. TBMM’de de YSK’da da seçim erteleme diye bir şey yoktur. Söylüyorum aklınızdan bile geçirmeyin. YSK böyle bir talebi dile getirirse demokrasiye darbe demektir. Erdoğan bu ülke sana tam 20 yıl verdi, artık bu saatten sonra 1 yıl değil 1 saat bile veremez. Deprem bu beceriksiz sistemin de yıkılışıdır.”

Kılıçdaroğlu, merkez üssü Kahramanmaraş olan iki büyük depreme ilişkin yaptığı konuşmada yıkımlarda iktidarın sorumsuzluğu olduğunu dile getirerek, “Teddbirsizlik, sorumsuzluk, rüşvet her türlü sorumsuzluktan kaçma. Açıkça söylüyorum, vatandaşlarımızın kanı bu iktidarın elindedir. Sorumlusu tek adam rejimidir. Asla koordine olamadılar. İnsanlarımız ölürken onlar nasıl bu işi siyaset üssüne taşırız diye özel çaba harcadılar” dedi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Açıkça söylüyorum, vatandaşlarımızın kanı bu iktidarın elindedir” dedi. Kılıçdaroğlu, “Yaşadıklarımızın sorumlusu tek adamdır” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, depremin 10’uncu gününde partisinin genel merkezinde basın açıklaması yaptı. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“Deprem bölgesinin karış karış gezdim. Üst üste gittim. Yine deprem bölgesine arkadaşlarımla beraber gideceğim. Milletvekili ekiplerimiz depremin ilk saatlerinden itibaren deprem bölgesinde. Başta büyük şehirlerimiz olmak bütün belediyeleriniz, kadın kollarımız, gençlik kollarımız, gönüllülerimiz orada. Hepsi özveriyle çalışıyorlar. Ancak gördüklerimi unutamıyorum. Gecelerdir uyumak mümkün değil. Dehşet içindeyim Bir üzülüyorum, bir öfkeleniyorum. Duygularım karmakarışık.

Emin olun bunları büyük bir samimiyetle anlatıyorum. Ailesiz kalan çocuklar gördüm. Evlat kaybetmiş annelerle, ölmüş evladının cenazesini bekleyen babalarla ağladım. Enkaz altında kalan, sevdiklerinin sesini duyan, çaresiz kalan kadınların feryadını dinledim. Bir vinç gelsin diye, yıkıntı başında soğuktan titreyenleri gördüm. Ve onlarla birlikte üşüdüm. ‘Devlet nerede’ diye haykıranları duydum.

Her gittiğim bölgede bunlar kulaklarımdan silinmiyor. Bunu bilmenizi isterim bu millete ‘devlet nerede’ diye sordurttular. ‘Yerli ve milli’den ‘devlet nerede’ noktasına geldik? ‘Devlet nerede’ cümlesinin ayrıntılarını aktarayım size değerli basın mensupları. Tedbirsizlik, sorumsuzluk, denetimsizlik, yıkım, çöküş, liyakatsizlik, rüşvet, her türlü değerden kopma, yağma, hırsızlık… ‘Devlet nerede’ sorusu bunları akla getiriyor.

“Vatandaşlarımız kanı bu iktidarın elindedir”

Açıkça söylüyorum. Vatandaşlarımız kanı bu iktidarın elindedir. Başkanlık sistemini getirdi. Tek adam rejimi devleti felç etti. Gördük. Tek adam rejimi karar alamıyor değerli arkadaşlarım. Böyle bir şey yok. Bunu bir kere görmedik defalarca gördük. Hırsları ile paralize etti devleti. Bu kadar da olmaz. Devlet yönetilmiyor. Devlet yok edildi. Hiç kimse unutmasın. Bu yaşadıklarımızın baş sorumlusu tek adamdır. Ve onun bu ülkeye dayattığı rejimdir.

Asla koordine olamadılar. En kritik saatlerde geç kaldılar. En kritik saatler tabii ki ilk on iki saat, ilk yirmi dört saat hadi bilemedin ilk kırk sekiz saat… İnsanlarımız donarak öldüler. Utanarak, üzülerek söylüyorum. Ama gerçekleri konuşmak zorundayım. İnsanlarımız ölürken, onlar nasıl bu işi siyaset üstüne taşırız diye, sorumluluk almayız diye özel bir çaba harcadılar. Bunu düşünmeye başladılar.

Beceriksizlikleri on binlerce insanımızın canına mal oldu. İnsanlarımız enkaz altında inlerken kahraman ve eğitimli Mehmetçiğimiz kışlalarında bekletildi. Akıl alacak şeydeyiz. Nasıl bir korkaklıktır? Kendi askerinden korkmak. Allah aşkına bu nasıl bir korkaklıktır. Asker bu konuda deneyimli. Asker bu konuda birikimli. İlk on iki saat içerisinde bütün sorunları çözebilecek kapasiteye sahip ama askeri kışlalarında özellikle beklettiler. Durumun vahameti ortaya çıkınca zaten olmayan akli melekeyi tümüyle kaybettiler.

“‘Asrın felaketi’ kampanyasını öne sürdüler”

Tüm yardım ve kurtarma faaliyetlerinin koordine olduğu alan sosyal medyaydı. Sosyal medyaya yasak getirdiler. Ağırlaştırdılar. Bizim ekipler VPN üzerinden harekete geçtiler. Gelen taleplerin yüzde altmışı kesildi. Soru soran gençleri, gazetecileri, bilim insanlarını gözaltına aldılar. Enkaza yardıma koşan kurumlara zorluklar çıkardılar. Ya hepimizi tutuklayın ya hepimizi serbest bırakın deyince serbest bıraktılar. Haber kanallarına, sorumluluğu hafifletme talimatı verdiler.

Kalemi kırılmış kişiler, isyan eden vatandaşlarımızın önünden mikrofonlarını çektiler. Daha da acısı, bir de çıkıp ‘kader planı’ dediler. Sevgili halkım, onlara göre senin kader planında molozlar var. Donarak ölme var. Erdoğan’ın meşhur bekasının kader planında ise ışıltılı hayat ve saraylar var. Kimsin sormadı. Japonya’da bu kader planı Türkiye’den farklı bir şekilde neden çalışıyor? Tüm bu rezaletler yetmedi İletişim Başkanlığı’nı devreye koydular. İletişim Başkanlığı hemen en çok takipçili hesapları satın almaya başladı, kampanya çalışmışlardı. Siyaset üstüler reklam kampanyasına başladılar. ‘Asrın felaketi’ kampanyasını öne sürdüler.

Sosyal medya hesapları açıldı. Yandaşlara emirler verildi. Hâlâ arama kurtarma faaliyetlerini koordine edemeyen Erdoğan kendi iletişiminin koordinasyonuna düşmüştü. Bir video devreye soktular. Korkun. Belgesel sesiyle kendilerini aklamaya başladılar. İnsanlar moloz molozlar altındayken belgesel tadında, efektli, video servis etmeye başladılar. Allah bunlara akıl fikir versin. Gerçekten akıllarını kaybetmişler. Çok para harcamışlardır ama hata üstüne hatalar yaptılar. Hemen videoyu geri çektiler. Rezalete son verdiler. Aslında biz bu İletişim Başkanlığı’nı daha önce de izlemiştik.

Bu vitaminsiz Goebbels bunları bir defa yapmıyordu. ‘Yeni ekonomi modeli’ dediler, işsizlik fırladı. ‘Enflasyonla topyekun mücadele’ dediler, enflasyon uçtu. ‘Türkiye yüzyılı’ dediler, şimdi asrın felaketini konuşuyorlar. İletişim Başkanlığı, Erdoğan ne zaman batırırsa, halka hemen bir reklam ve kavram servis etmeye başlıyor. Halkımız ‘devlet nerede’ diye haykırırken, ortaya koyabilecekleri tek şey, koskoca bir yalan makinesi. Yaptıkları PR acizliklerini ve rezaletlerini normalleştirme çabalarıdır.

“Bu ülke için ‘asrın felaketi’ tek adam rejimidir”

Sevgili halkım artık yetti. Milletin canına tak etti. ‘Asrın felaketi’ demiş beyefendi. Size asrın felaketi nedir? Onu ifade edeyim onu anlatayım. Bu ülke için ‘asrın felaketi’ tek adam rejimidir. Açıkça ifade etmek gerekirse Erdoğan’dır. Felaket üstüne felaket yaşadık. Hepsinde beceriksizliğiyle, bir önceki felaketi aratır oldu. Halkımıza yaşatılan koordinasyonsuzluk ve devletsizlik asrın felaketi, asrın cinayetidir. Asrın ihanetidir. Bu asrın iş bilmezliğidir. Asrın tedbirsizliğidir. Asrın beceriksizliğidir.

Saygın kuruluşlar açıklanandan çok daha fazla insanın hayatını kaybettiğinden ve 84 milyar dolarlık bir hasar tespitinden söz ediyorlar. Düşünün vefat edenlerin sayısı otuz bini geçti ama Allah rızası için bir kişi bile istifa etmedi. Bu nasıl bir sorumluluk anlayışıdır? Otuz bini aşkın kişi hayatını kaybeder. Bir kişi ve şu zekası devleti yönetir ama bir tek Allah’ın kulu ya benim vicdanım var kardeşim. Benim sorumluluğum var deyip istifa etmez. Nasıl bir anlayıştır? Nasıl bir koltuk merakı bu? Nasıl bir rant anlayışıdır bu? Akıl, mantık alacak şey değil.

Rüşvet ve yandaş politikalarının affı maffı olmaz. İnsafsızları, rantçıları torba yasayla ödüllendirenler vicdan azabı çekmiyorlar. Size o izinleri kim verdi? Size kim gidip bunları denetlemeyin talimatı verdin? O imzaları kim attı kardeşim? Bu yıkılan binaların imzalarını kim attı? Hepsi çıkacak. Halkıma söz veriyorum. Asla ve asla yakalarını bırakmayacağım ve tamamının hesabını soracağım. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını, hesabını sormak benim boynumun borcu olacak.

“Derhal üniversiteleri açın”

O kadar saçmaladılar ki akılsız bir sürü işe devam ettiler. Kurtarma çalışmalarındaki beceriksizlikleri yetmedi. Şimdi de üniversitelerimize ve öğrencilerimizin yurtlarına çökmeye çalışıyorlar. Sadece İstanbul’da 750 bini aşkın konut boş duruyor zaten. Turizm sektörümüzün kapasitesi 1 milyon 600 bin. Gençlerimizin eğitim kalitesini düşürmeye bu ülkenin geleceğini mahvetmeye sizin ne hakkınız var? Derhal üniversiteleri açın. Öğrenciler yurtlarında kalsınlar. Zaten doğru dürüst yurt da yok. Büyükşehirlere geleceklerse söz veriyorum, bizim belediye başkanlarımızın olduğu büyükşehirlere gelenlerin tamamının yerleşim sorununu çözeceğiz. Akıl dışı işler yapıyorlar. Bu kadar beceriksizi hayatımda hiç görmedim.

Seçimleri ertelemeden bahsediyorlar. Açık ve net söylüyorum seçimler zamanında olacak. Hukuk devleti, anayasa, yasa ve bu yasaların oluşturduğu kurumlar bunu çok iyi bilsinler. Bu ülkede seçimler zamanında olacak. Seçim savaş dışında ertelenemez. O zaman bile kararı Türkiye Büyük Millet Meclisi verir. Anayasa madde 78 çok açık ortada. Tıpkı anayasa 101’inci maddede olduğu gibi. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de YSK’da da afet halinde seçimi erteleme diye bir olay yoktur.

Böyle bir yetki de yoktur. Aklınızdan bile geçirmeyin. Yüksek Seçim Kurulu bunu talep ederse demokrasiye darbe talebinde bulunmuş olur. Yüksek Seçim Kurulu böyle bir talebi dillendirirse demokrasiye darbe talebiyle ortaya çıkmış olur. Biz bunu böyle okuyacağız. Şimdi Erdoğan çıkmış ‘bana 1 yıl daha verin’ mesajıyla ortada geziniyor. Ya Erdoğan bu ülke sana tam 1 yıl değil, 5 yıl değil, 10 yıl değil, 15 yıl değil. Sana tam 20 yıl verdi. Artık bu saatten sonra sana 1 yıl değil 1 saat bile veremez.

“Ülkenin başına felaket gibi çöken bu iktidarı biz değiştireceğiz”

Şimdi iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına meselesine gelelim. Deprem aslında bu köhne zihniyetin ve bu sistemin de yıkılışı. Ama Türkiye’nin büyük bir değişime ihtiyacı var. Değişmesi gereken bir iktidar… Ama bu iktidarı biz değiştireceğiz. Halkın oylarıyla bu beceriksiz iktidarı, ülkenin başına felaket gibi çöken bu iktidarı biz değiştireceğiz. O sorun değil ama sadece iktidarı değiştirmek yetmez.

Değişmesi gereken bir zihniyet var, zihniyeti değiştireceğiz. Bu zihniyet tek adam zihniyetidir. ‘Ranttan bana pay düşsün hep bana’ anlayışını kesinlikle bitireceğimiz bir zihniyet değişimine ihtiyacımız var. Hangi yandaşın hangi ihaleden ne kadar pay kopardığı hesabı mutlaka ama mutlaka sorulmalı ve bu zihniyet mutlaka ama mutlaka değişmeli. Hırsı, kibri, bu zihniyeti temelinden kazıp atacağız. Biz her birimiz elimizi taşın altına koyacağız. Şehirlerimizi yeniden inşa edeceğiz.

Yalandan, hırsızlıktan ve liyakatsizlikten arınacağız. Bizi biz yapan değerlerimize, ahlakımıza, vicdanımıza kavuşacağız. Kurallara ve bilime uyacağız. Daha sonra refah dolu bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Milletimizden çalınan 418 milyar doları kuruşu kuruşuna tahsil edeceğiz ve bu milletin cebine koyacağız. Bu parayla her şeyi, Türkiye’yi ayağa kaldıracağız. Bir de yatırım taahhütleri alıyoruz. Bunun da altını çizeyim. Yatırım taahhütleri alıyoruz. Çok sayıda yatırımcı kapıda bekliyor.”

Paylaşın

Başörtüsüz Yarışmaya Katılan İranlı Satranççı Hakkında Tutuklama Emri

Kazakistan’ın Almatı kentinde Uluslararası Satranç Federasyonu (FIDE) tarafından aralıkta düzenlenen Dünya Hızlı ve Yıldırım Satranç Şampiyonası’na başörtüsüz katılmasıyla gündem olan satranç oyuncusu Sara Hadım, İran yönetiminin kendisi hakkında tutuklama emri çıkarttığını söyledi.

Sara Hadım, turnuvanın ardından İran’a dönmeyip eşi Ardeşir Ahmedi ve 1 yaşındaki oğlu Sam’le altın vize hizmetinden yararlanarak İspanya’ya yerleşmişti. Altın vize kurallarına göre ülkede yaklaşık 500 bin euro değerinde gayrimenkul satın alanlara oturma izni veriliyor.

Uluslararası yarışmaya başörtüsüz katılarak gündem olan İranlı kadın satranç oyuncusu Sara Hadım, Birleşik Krallık’ın (BK) kamu yayımcısı BBC’ye konuştu. 25 yaşındaki satranççı, İran yönetiminin 25 Ocak’ta kendisi hakkında tutuklama emri çıkarttığını söyledi.

Hadım bunun, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in kendisini davet ettiği güne denk geldiğini de belirtti.

Sporcu, Kazakistan’ın Almatı kentinde Uluslararası Satranç Federasyonu (FIDE) tarafından aralıkta düzenlenen Dünya Hızlı ve Yıldırım Satranç Şampiyonası’na başörtüsüz katılmasıyla gündem olmuştu.

Hadım, turnuvanın ardından İran’a dönmeyip eşi Ardeşir Ahmedi ve 1 yaşındaki oğlu Sam’le altın vize hizmetinden yararlanarak İspanya’ya yerleşmişti. Altın vize kurallarına göre ülkede yaklaşık 500 bin euro değerinde gayrimenkul satın alanlara oturma izni veriliyor.

Satranççı, söyleşisinde Sanchez’le görüştüğü ve kararı öğrendiği günle ilgili şunları söyledi:

Tam da o gün ülkemde benim tutuklanmam için emir çıkarıldı. Dolayısıyla karışık duygular içindeydim. Bu ülkede takdir edildim. Fakat kendi ülkemde, birçok başarı kazandığım yerde, benim için tutuklama emri verildi.

İran’daki ailesini özlediğini ama yaptıklarından pişmanlık duymadığını belirten Hadım, “Ben hâlâ İran’ı temsil ediyorum, İranlıyım ve halk da beni öyle görüyor” dedi.

Genç satranç oyuncusunun müsabakaya başörtüsüz çıkması, İran’ı ayağa kaldıran Mahsa Amini protestolarıyla ilişkilendirilmişti.

Aslında doğrudan protestolara katılmak istediğini ama oğlunu düşündüğü için eylemlere başka şekilde destek olmaya karar verdiğini söyleyen Hadım, aktivist olmadığını yineleyerek, şöyle konuştu:

Ben aktivist değilim. Bu kadar çok şeyi riske atan kişiler için bir mesajım da yok. Sokaklardaki protestolara katılanlar bana ve daha birçok kişiye ilham veriyor.

Sporcu, BK’nin önde gelen gazetelerinden Telegraph’a geçen ay verdiği söyleşide de benzer tutum sergilemiş, “Ben satranç oyuncusuyum. Politik figür değilim” ifadelerini kullanmıştı.

Satranççı, söz konusu söyleşide müsabakaya başörtüsüz katıldığı için özür dileyerek olaydan ötürü Batı’yı suçladığı bir video çekmesini İranlı yetkililerin kendisinden istediğini de öne sürmüştü.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

Depremler: Erken Uyarı Sistemi Devreye Girebilir Miydi?

Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremler 10 ilde büyük yıkıma neden oldu. Depremlerde on binlerle ifade edilen can kaybı yaşanırken, 100 bine yakın kişi ise yaralandı.

Peki Kahramanmaraş merkezli ilk depremlerin yıkıcı dalgaları diğer illere ulaşmadan erken uyarı sistemi devreye girebilir miydi?

ABD Jeolojik Araştırma Merkezi ve Avrupa Sismoloji Merkezi’nin yayınladığı bilimsel raporlara göre yapılan hesaplamalar, erken uyarının yıkımdan 20-25 saniye önce Diyarbakır, Adıyaman, Hatay gibi illere yapılabileceğini gösteriyor.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’e konuşan İstanbul Teknik Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği, Sismoloji Dalı’ndan Prof. Dr. Haluk Eyidoğan’a göre erken uyarı Türkiye’de bazı yerler için çok randımanlı kullanılabilir. Ancak Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı’nın (AFAD) böyle bir çalışması yok.

Deprem olur olmaz devreye giriyor

Erken uyarı sistemi deprem olur olmaz ya da hemen olduktan sonra devreye giren bir sistem.

Deprem olduğu zaman farklı sismik dalgalar üretiyor. Yer kabuğunun fay üzerinde kaymasıyla hissedilen ilk sismik dalga P dalgası olarak adlandırılırken, ardından gelen S dalgası ise asıl yıkıcı etkiye sahip. Erken uyarıda sistem, S dalgasının ne zaman geleceğini hesaplayarak aradaki kilometre farkına göre dalganın vuracağı noktalara vakit kazandırıyor.

Bilimsel verilere göre Pazarcık merkezli 7,7 büyüklüğündeki depremin yıkıcı dalgası ulaşmadan bazı illere haber verilebilir ve kayıplar azaltılabilirdi.

“Yıkıcı dalgalar için 20-25 saniyeleri vardı”

Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, Diyarbakır ve Adıyaman gibi illerin depremin merkez üssünden 100 kilometreden fazla uzakta olduğuna işaret ediyor.

Sistemin uzak iller için uygulanabilirliğine dikkat çeken Eyidoğan, “Doğu Anadolu fayına illeri dik yönde düşündüğümüzde kuzeyde ve güneyde yani Malatya, Elazığ, Kırıkhan-Hatay. Yıkıcı dalgaların gelmesi için 20-25 saniyeleri vardı” diyor.

Eyidoğan, ABD ve Avrupa sismoloji uzmanları tarafından yapılan bilimsel tespitlerde, fayın tamamen kırılmasında geçen sürenin 80 saniye olarak hesaplandığına dikkat çekiyor. Kahramanmaraş-Gaziantep il sınırından başlayan kırılmanın iki taraflı yayıldığını söyleyen Eyidoğan, “Biri Çelikhan’a doğru, Sivrice’ye doğru eğilmiş Doğu Anadolu Fayı üzerinden, diğeri de Kahramanmaraş Gölbaşı üzerinden Hatay’a doğru uzanmış. Son yapılan modellemelere göre fayın boyu 200-250 kilometre boyunda. Yani en az 100 kilometre bir tarafa 100 kilometre diğer tarafa kırılarak uzanmış diyebiliriz. Kırık yürüme çizgisi ise saniyede 2,5 kilometre” bilgisini veriyor.

Eyidoğan, böyle bir deprem için uzaktaki illere erken uyarı verilebileceğini söylüyor.

Deprem istasyonuna bilgi ışık hızıyla geliyor

Haluk Eyidoğan, deprem olduğu anda deprem istasyonuna bilginin ışık hızıyla geldiğini ve sarsıntıyı algılayan sistemin olacak depremi ve bu depremin büyüklüğünü anladığını belirterek “Merkez deprem olduğunu anlar anlamaz der ki önce P dalgası gelecek, o daha hızlı geliyor. Türkiye’de genellikle depremler sığdır. Yani 20-30 kilometreden daha derin değildir. Depremde P dalgası 6 kilometre/saniye hızla gelir. Bu genellikle yıkıcı değildir. İkinci dalga olan S dalgası bunun hemen hemen yarısına yakın hızla, yaklaşık 4 kilometre/saniye hızla gelir” diyor.

Sistemin S dalgasının ne zaman geleceğini ilk uyarıyı alır almaz algıladığını anlatan Eyidoğan, merkez üssüne uzaklık arttıkça S dalgası daha geç geleceği için kazanılan zaman aralığının büyüyeceğini söylüyor. Örneğin deprem merkezi 100 kilometre uzaktaysa yer kabuğu içerisinde ilerleyen S dalgaları o mesafeye yaklaşık 25 saniyede ulaşıyor.

“Türkiye bu konuda uzman yetiştirmeli”

Erken uyarı sisteminin, ona göre tasarlanmış algoritmalar ve teçhizat gerektirdiğini dile getiren Eyidoğan, “Sismograf yüz yıldır kullanılan bir cihaz. Giderek gelişti. Eskiden biz bu cihazları iki üç kişi zor taşıyorduk. Şimdi bilgisayardan hafif, ufacık elimizle alıp bir yere yerleştirebileceğimiz boyuta geldi. Yazılımcılık da çok ilerledi. Yapay zekâ diye bir şey var artık. Dolayısıyla bunlar bizim ülkemizde kullanılabilir. Denenebilir. Bu konularda uzman yetiştirilebilir” diye konuşuyor.

Dünyada erken uyarı sistemi ile ilgili bilimsel çalışmalar uzun süredir devam ediyor. Okyanusta gerçekleşen depremler için merkeze uzaklığa bağlı olarak örneğin Meksika ya da Japonya’da 30 saniyeye kadar bir erken uyarı sistemi söz konusu.

AFAD’ın erken uyarı sistemi yok

Türkiye’de ise AFAD’ın böyle bir çalışması yok.

Kahramanmaraş depremleri sonrası gerek müdahale gerek zararları önleme konusunda eleştiri okları Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı’na çevrilirken, kurumun eski Bilgi Sistemleri ve Haberleşme Daire Başkanı İrfan Keskin’in 2018’de yaptığı bir sunum da kamuoyunda tartışmaya yol açmıştı.

Peki AFAD’ın erken uyarı sistemiyle ilgili bir çalışması yoksa Kasım 2022’de gerçekleştirilen “Çök-Kapan-Tutun” tatbikatında cep telefonlarına gönderilen uyarı mesajı ne anlama geliyordu?

AFAD’ın deprem için bir erken uyarı sistemi olmadığını vurgulayan Eyidoğan, “AFAD diyor ki ya böyle bir sistemimiz olursa, böyle bir uyarı sistemi yaparsak işte böyle yapacağız. Yani size sinyal gelecek. Artık sizin o anda onu algılamanız ne hızda olur, bilmiyorum. Bana mesela o mesaj geç geldi. Bazı arkadaşlara hiç gelmemiş, bazılarına çok geç gelmiş. Yani onunla ilgili bir kere çok randımanlı çalışılması lazım. Ama Türkiye’de bununla ilgili bir uyarı sistemi yok” şeklinde konuşuyor.

Kandili Rasathanesi yürütüyor

İstanbul’da ise erken uyarı sistemi 2002’den beri Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü tarafından uygulanıyor. Bakanlar Kurulu’nun 5 Nisan 2001 tarihli kararıyla İstanbul Deprem Erken Uyarı ve Acil Müdahale Sistemi kurulması kararlaştırıldı ve bu sistem kuruldu. Ancak sistem, deprem merkezine yakınlıktan dolayı ikincil felaketleri önleme odaklı.

Eyidoğan, “İstanbul özelinde bu oldukça zor. Yani İstanbul için kimine göre 7 saniye, kimine göre 5 saniye gibi bir zaman var” diyor. Buna karşı halka yapılacak uyarının çok pratik olmayacağı görüşünü paylaşan Eyidoğan, “Kendinizi daha korunaklı bir konuma koyabilirsiniz. Onu başarabilirsiniz ama bina çökmeme koşuluyla tabi. Yani toptan çökme gibi bir durumla karşı karşıyayız bugün. Yani binlerce bina toptan göçtü” ifadelerini kullanıyor.

“İstanbul için tatbikat yapılmalı”

“O zaman bu uyarıyı doğrudan insana yönelik olarak kullanmaz otomatik sistem. Bunu doğal gazı keser, elektriği keser, gerekirse siren çalınır yerleşim alanında ve bir deprem olduğunu öyle sesle duyurur” diye devam eden Eyidoğan, bunun için de İstanbul’da tatbikat ve bilgilendirme yapılmasının önemine işaret ediyor.

Yine uzaktaki yaşam yerleri için İstanbul depreminde de erken uyarı verilebileceğine işaret eden Eyidoğan, Türkiye’de erken uyarı sisteminin uygulanabilirliğine dikkat çekiyor. Jeofizik mühendisleri işsiz olduğu için üniversitelerde bu bilim dalının artık çok tercih edilmediği bilgisini veren Eyidoğan, bir deprem ülkesi olan Türkiye’de bu konuda uzman yetiştirilmesinin önemine işaret ediyor.

Paylaşın

Depremzedeler İçin Psikolojik Rahatsızlıklar Uyarısı

10 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerde on binlerle ifade edilen can kaybı yaşanırken, 100 bine yakın kişi ise yaralandı. Uzmanlar ise, çok sayıda depremzedenin büyük bir travma yaşadığına dikkat çekiyor.

Enkaz altından saatler sonra çıkarılanlar, soğuk ve karanlıkta yakınlarına ulaşmaya çalışanlar, yakınlarını kaybedenler, aile üyelerinin ölümüne tanıklık edenler ve deprem sonrası yaşadıkları bölgenin yerle bir olduğunu görenlerin yaşadıkları travmanın etkisinde kalabileceği belirtiliyor.

Depremin ardından Hatay’da bir sahra hastanesi kuran Hint ordusu bünyesindeki sağlık ekibi, bölgede sağlık sorunlarının arttığı uyarısında bulundu.

Reuters’e değerlendirmelerde bulunan sağlık görevlileri, özellikle Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) ve panik atak gibi psikolojik sorunlar yaşayanların arttığını vurguladı.

Hintli ekipten Binbaşı Beena Tiwari, “Başlarda enkazın altından yaralı olarak kurtulan hastaları tedavi ediyorduk. Ancak artık çok sayıda kişi geçirdikleri şokun etkisiyle travma sonrası stres bozukluğu şikayetleriyle bize başvuruyor” dedi. Tiwari, birçok kişinin panik atak yaşadığını da vurguladı.

Uzmanlar çok sayıda depremzedenin büyük bir travma yaşadığına dikkat çekiyor. Enkaz altından saatler sonra çıkarılanlar, soğuk ve karanlıkta yakınlarına ulaşmaya çalışanlar, yakınlarını kaybedenler, aile üyelerinin ölümüne tanıklık edenler ve deprem sonrası yaşadıkları bölgenin yerle bir olduğunu görenlerin yaşadıkları travmanın etkisinde kalabileceği belirtiliyor.

Bir Türk sağlık görevlisi de Reuters’e açıklamasında, “İnsanlar şok döneminden sonra kendilerine gerçekte ne olduğunu yeni yeni idrak etmeye başlıyorlar” dedi.

Enfeksiyon hastalıkları riski

İskenderun’da kurulan hastanenin yöneticisi Yaduvir Singh de enfeksiyon hastalıkları ve üst solunum yolu şikayetleri ile kendilerine başvuran hastaların sayısında artış olduğunu vurguladı.

Depremden sonraki ilk günlerde ameliyatlara yoğunlaştıklarını ancak şu anda hasta profilinin değiştiğini belirten Singh, günlerce enkaz altında kalan pek çok kişi bulunduğuna, hayatta kalan binlerce depremzedenin dondurucu soğukta çadırlarda yaşam mücadelesi verdiğine dikkat çekti.

DSÖ’den 43 milyon dolarlık bütçe

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Türkiye’de düzenli sağlık hizmetlerinin devam edebilmesi ve enkazdan kurtarılanların rehabilitasyonu için 43 milyon dolarlık bütçe ayrıldığını açıkladı.

Örgütün Avrupa Direktörü Hans Kluge, “İhtiyaçlar devasa boyutlarda ve her saat artıyor. Depremden etkilenen her iki ülkede yaklaşık 26 milyon kişinin yardıma ihtiyacı var” dedi.

Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremlerde ölenlerin sayısı 31 bin 974’e yükseldi; yaralı sayısının ise 50 binin üzerinde olduğu tahmin ediliyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Ahmet Davutoğlu İktidarı Uyardı: Sivil Darbeye Kalkışmayın

10 ilde etkili olan ve 35 binden fazla can kaybına yol açan Kahramanmaraş merkezli depremler nedeniyle seçimlerin ertelenemeyeceğini söyleyen GP Lideri Davutoğlu “Böyle bir acı dönemde, seçimi erteleyerek bir müddet daha iktidarda kalma çabanız millete yapılabilecek en büyük zulümdür” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Biz böyle bir acılı dönemde, seçimi zihnimizden bile geçirmeyiz. Günü geldiğinde yapılır. Şimdi acıyı yaşamamız lazım. Ama siz ve sizin yakınınızdakiler, siz dolaylı olarak sizin çevrenizdekiler, doğrudan ifadelerle seçimin ertelenmesi senaryolarını gündeme getiriyorlar. Yapmayın.”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, “Ey iktidar sahipleri, üniversiteleri kapatmayın. Millet acılar içindeyken seçim erteleme senaryoları ile sivil bir darbeye kalkışmayın, tehdit etmeyin, tezgah kurmayın, işinizi yapın” notu ile sosyal medya hesabından bir video yayınladı.

GP Lideri Davutoğlu mesajında, “Böyle bir acı dönemde, seçimi erteleyerek bir müddet daha iktidarda kalma çabanız millete yapılabilecek en büyük zulümdür. Biz böyle bir acılı dönemde, seçimi zihnimizden bile geçirmeyiz. Günü geldiğinde yapılır. Şimdi acıyı yaşamamız lazım. Ama siz ve sizin yakınınızdakiler, siz dolaylı olarak sizin çevrenizdekiler, doğrudan ifadelerle seçimin ertelenmesi senaryolarını gündeme getiriyorlar. Yapmayın” ifadelerini kullandı.

“Anayasal şartları çiğneyerek alacağınız her karar, YSK’yı kullanarak yönlendireceğiniz her adım sivil bir darbe niteliği taşıyacaktır” diyen Davutoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu kararı alanlar millet vicdanına da mahkum olur. Şimdi işinize bakın. Bırakın seçimleri, şu anda işinize bakın. İşinizi yapın. Milletin ihtiyaçlarını karşılayın. Milletin alandaki ızdırabına ortak olun. Bugünkü iktidardakiler kısa dönemli hesaplar içinde depremi bile istismar etmeyi, bunun için demokrasiye sivil darbe yapmayı bile düşünebilirler. Ama biliniz ki biz buradayız. Hem devleti ayağa kaldıracağız hem demokrasimizi ayakta tutacağız hem de milletimizin üzerindeki bu kara bulutların dağılması için gece gündüz çalışacağız.”

Uzaktan eğitim kararına eleştiri

Üniversitelerde uzaktan eğitime geçme kararı “Çok yanlış bir karar aldınız” sözleriyle eleştiren Davutoğlu, “Zaten pandemi dolayısıyla 2019’da eğitime başlayan gençlerimiz bu sene mezun olacakken 8 dönemin 4 dönemini uzaktan eğitimle geçirmiş olacaklar. Bu, uygulama alanlarda telafisi mümkün olmayan bir boşluk doğuracak. Bu kararınızı tekrar gözden geçirin. Depremzedeleri barındıracak alternatif imkanlar bulunur” dedi.

Paylaşın

Bütçe, 2023 Yılına 32,2 Milyar Liralık Açıkla Başladı

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre, Merkezi yönetim bütçesi 2023 yılına 32,2 milyar liralık açıkla başladı. Merkezi yönetim bütçesi gelirleri ocakta 289 milyar 78 milyon lira, giderleri ise 321 milyar 320 milyon lira olarak hesaplandı.

Haber Merkezi / Merkezi yönetim bütçe gelirleri, 2022 yılının ocak ayında 176 milyar 2 milyon lira iken, 2023 yılı ocak ayında yüzde 64,2 artarak 289 milyar 78 milyon liraya çıktı. Bütçe tahminine göre bütçe gelirlerinin ocak ayı gerçekleşme oranı 2022 yılında yüzde 6,9 iken, 2023 yılının ocak ayında yüzde 7,6 oldu.

Hazine ve Maliye Bakanlığı, Ocak 2023 Merkezi Yönetim Bütçe Gerçekleşmeleri verilerini yayınladı.

Yayınlanan verilere göre, 2023 yılı ocak ayında merkezi yönetim bütçe giderleri 321,3 milyar lira, bütçe gelirleri 289,1 milyar lira ve bütçe açığı 32,2 milyar lira, ayrıca, faiz dışı bütçe giderleri 300 milyar lira ve faiz dışı açık ise 10,9 milyar lira oldu.

Merkezi yönetim bütçesi 2022 yılı ocak ayında 30 milyar 44 milyon lira fazla vermiş iken 2023 yılı ocak ayında 32 milyar 243 milyon lira açık verdi. 2022 yılı ocak ayında 44 milyar 276 milyon lira faiz dışı fazla verilmiş iken 2023 yılı ocak ayında 10 milyar 883 milyon lira faiz dışı açık verdi.

Merkezi yönetim bütçe giderleri ocak ayı itibarıyla 321 milyar 320 milyon lira, faiz harcamaları 21 milyar 359 milyon lira, faiz hariç harcamalar ise 299 milyar 961 milyon lira oldu.

2023 yılında merkezi yönetim bütçe giderleri için öngörülen 4 trilyon 469 milyar 570 milyon lira ödenekten ocak ayında 321 milyar 320 milyon lira gider gerçekleşirken, geçen yılın aynı ayında ise 145 milyar 958 milyon lira harcama yapıldı.

Ocak ayı bütçe giderleri geçen yılın aynı ayına göre yüzde 120,1 oranında artarken, giderlerin bütçe ödeneklerine göre gerçekleşme oranı ise 2022 yılında yüzde 5,2 iken 2023 yılında yüzde 7,2 oldu.

Faiz hariç bütçe giderleri geçen yılın aynı ayına göre yüzde 127,7 oranında artarak 299 milyar 961 milyon lira olurken, faiz hariç giderlerin bütçe ödeneklerine göre gerçekleşme oranı ise 2022 yılında yüzde 5,3 iken 2023 yılında yüzde 7,7 oldu.

Merkezi yönetim bütçe gelirleri ocak ayı itibarıyla 289 milyar 78 milyon lira olurken, vergi gelirleri 252 milyar 826 milyon lira, genel bütçe vergi dışı gelirleri ise 27 milyar 535 milyon lira oldu.

2022 yılı ocak ayında bütçe gelirleri 176 milyar 2 milyon lira iken 2023 yılının aynı ayında yüzde 64,2 oranında artarak 289 milyar 78 milyon lira olurken, bütçe tahminine göre bütçe gelirlerinin ocak ayı gerçekleşme oranı 2022 yılında yüzde 6,9 iken 2023 yılında yüzde 7,6 oldu.

2023 yılı ocak ayı vergi gelirleri tahsilatı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 71,5 oranında artarak 252 milyar 826 milyon lira olurken, vergi gelirlerinin bütçe tahminine göre gerçekleşme oranı ise 2022 yılında yüzde 6,7 iken 2023 yılında yüzde 7,9 oldu.

Verilerin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Erdoğan Açıkladı: Depremlerde Can Kaybı 35 Bin 418’e Yükseldi

AFAD merkezinde yapılan kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kahramanmaraş merkezli depremlerde 35 bin 418 kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. Erdoğan, “Yaralılarımızın 13 bin 208’i halen hastanelerimizde tedavi altındadır” dedi.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Erdoğan, açıklamasının devamında, “İlk belirlemelere göre deprem bölgesinde 47 bin binadaki 211 bin konutun, yıkılmış, acil yıkılacak ve ağır hasarlı olduğu tespit edildi” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı’nın ardından kameraların karşısına çıkan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önemli açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Bölgedeki şehirlerimizin ayakta kalan kapasiteleriyle ülkemizin tamamındaki kamu imkanlarını hemen harekete geçirdik. Yıkımın büyüklüğüne ve kış mevsiminin engellerine rağmen şartları sonuna kadar zorladık. En kısa sürede ve etkinlikte şehirlerimize ulaşmak için devlet ve millet olarak seferber olduk. Ayrıca şehirlerimizin hasar gören içme suyu ve kanalizasyon altyapıları da depremzedeler ve yardım ekipleri için sorunları beraberinde getirdi.

Böylesine büyük felaket dünyanın hangi ülkesinde yaşanırsa yaşansın görülebilecek aksaklıklar elbette bizde de yaşandı. Devletimizin bakanlık, kurum, sivil toplum, uluslararası yardım kuruluşuyla deprem bölgesine bir an önce ulaşmak ve çalışmalara başlamak için canla başla mücadele etmiştir.

İlk saatte zorluklar aşıldıkça yürütülen çalışmalar daha sistematik ve etkili hale gelmeye başlandı. Depremin etkilediği yerleşim yerlerine ulaşıldı. Bölge genelindeki çalışmalar arama kurtarma, yardım malzemelerin dağıtımına kadar bütün süreçleri ile düzene sokuldu. Yaklaşık 250 bin kamu görevlimiz deprem bölgesindeki çalışmalarda yer alıyor.

Sivil toplum kuruluşları ve uluslararası yardım ekipleri ve profesyonel kadro sayısı 35 bini aştı. İş makinası sayısı 12 bin 235, uçak sayısı 76, helikopter sayısı 121, gemi sayısı 26, İHA 45’e ulaştı.

Depremin üzerinden geçen uzun saatlerin ardından bile arama kurtarma ekiplerimizin yıkıntıların altından canlı vatandaşlarımızı çıkartabiliyor olması bu kara tablo içindeki en önemli teselli kaynağımızdır. 320 seyyar mutfak bölgede her gün sıcak yemek dağıtıyor. Kızılay yemek adedi 20 milyon, ekmek 22 milyon adedi buldu.

100 ülkeden yardım çağrısına cevap aldık. 84’ü toplamda 10 bin 943 arama kurtarma personeli ile sahadaki çalışmalara katıldı. 4 ülkenin ekibi çalışmalarını tamamlayıp geri döndü. Bu rakamın dünyadaki toplam arama kurtarma kapasitesinin çok önemli bölümüne tekabül ettiğinin altını çizmek isterim.

Bizi arayan dünyanın dört bir yanından 42 ülkenin devlet ve hükümet başkanıyla telefonda görüşmelerim oldu. Katar Emiri kardeşim ile çeşitli ülkelerden bakan seviyesindeki temsilcileri ülkemize gelerek taziyelerini ilettiler.

Enkaz altında kalan son vatandaşımızı oradan çıkarana dek çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Arama kurtarma çalışmalarını bitirdikten sonra enkaz kaldırma işlemlerini hızlandıracağız. Depremin yıktığı, oturulamaz hale getirdiği her ev ve işyerini yeniden yapıp, hak sahiplerine teslim edeceğiz.

TOKİ ülke genelinde 1 milyon 180 binanın kalitesi ve güvenliği ile depremlerden alnının akıyla çıkmış kuruluşumuzdur.

Son afette yıkılan tüm binaların yüzde 98’inin 1999 yılı öncesi inşa edilenler olması bize bina standardı ve denetimi konusunda kat ettiğimiz ilerlemeye göstermekle birlikte işi daha sıkı tutmamız gerektiğini de hatırlatıyor. Bilimsel verilerin ışığında bölgede yeni inşa edilecek konutlar ve şehirlerle ilgili hazırlıklara Çevre Şehircilik Bakanlığımız ile TOKİ’miz tarafından başlatılmıştır.

Hasar tespiti biten her yerde derhal inşaat çalışmalarına geçeceğiz. Mart başı itibariyle 30 bin konutun inşasına hemen başlıyoruz. Birkaç ay içinde fay hatlarının uzağında inşa edeceğimiz tüm konutların yapımına geçilmiş olacaktır. Amacımız 1 yıl içinde deprem bölgesinin tamamında konut ihtiyacını çözecek sayıda kaliteli ve güvenli yapının inşasını tamamlamaktır.

Bu sürede çadır, konteynır, prefabrik yapılar, otel odaları, kamu misafirhaneleri, diğer illerimizdeki kiralık konutlarla depremzedelerin geçici barınma ihtiyaçlarına cevap vermeyi planlıyoruz.

Deprem bölgesi vatandaşlarımızdan 1 yıl sabretmelerini istiyorum. İnşallah depremin yol açtığı yıkımları tümüyle telafi edeceğiz. Van, Elazığ, Malatya, İzmir, Bingöl depremleri, Kastamonu, Bartın, Sinop, Giresun sel afetleri, Antalya ve Muğla yangınlarında nasıl kısa sürede yıkımın izlerini silip yeni konutları sahiplerine teslim ettiysek Allah’ı izniyle burada da aynısını yapacağız.

Hiçbir vatandaşımızı maddi ve manevi açıdan sahipsiz bırakmayacağız. Deprem bölgesinde yaşayan vatandaşlarımdan istirhamım; şehirlerine, ilçelerine, mahallelerine, evlerine işlerine hayatlarına sahip çıkmalarıdır. Yılgınlık, benzinlik, yorgunluğa, yeise kapılmadan beraberce bu felaketin acısını dindirecek, kayıpları telafi edeceğiz.

Dün İstanbul Çam Sakura Hastanesindeydim. Oradaki depremzede vatandaşlarımızı, çocukları, aileyi bizzat görme fırsatım oldu. Birçoğu İstanbul’daki ailelerin yanına gelmek, yaralı olanlar da Çam Sakura Hastanemizde tedavilerini oluyorlar.

İstanbul’un değişik hastanelerinde dağıtılmak suretiyle bu noktada Sağlık Bakanlığımız gerekli müdahaleleri yapıyor. İlk etapta oturulamaz hale gelen hane başına 15 bin lira taşınma ve 5 bin lira ile 2 bin lira arasında kira yardımı. Hane başına 10 bin lira destek yardımı yapacağımızı açıklamıştık.

Acil ihtiyaçlar için 100 bin lira nakdi yardımlarda bulunuyoruz. Vatandaşlarımıza ilave destekler de yapacağız. Devlet ve millet olarak elele vererek hiçbir mağdur ve mazlumu sahipsiz bırakmayacağız.

Bankacılık sektörümüz, Hazine ve Maliye Bakanlığımız öncülüğünde 2022 karlarını yüzde itibariyle belli bir oranını şu an itibariyle 50 milyar lira civarında bunları dayanışma paketi olarak depreme tahsis ettiler. Bu meblağ depremzedeler için yapılacak çalışmalarda kullanılacaktır.

Bölgedeki işletmelere yönelik ilave kredi garanti fonu kefaletli kaynaklar hazırlanmıştır. Ülkemizin ihracatına 20 milyar dolar katkıda bulunan bölgenin ayağa kalkmasını sağlamak için her türlü katkıyı sağlayacağız.

Vergi ertelemelerinden bankacılık düzenlemelerine kadar pekçok unsuru içeren yaklaşık 638 bin mükellefimiz yararlanacaktır. AFAD’a yapılan şimdilik tutarı 8, 3 milyar lirayı bulan yardımların tamamını deprem bölgesi için kullanıyoruz. Yarın akşam saat 20.00’de KKTC ve Azerbaycan’daki tüm televizyon kanalları ve radyoların katılımı ile ‘Türkiye Tek Yürek’ sloganıyla bir yardım kampanyası düzenlenecek.

Şahsımızın ve arkadaşlarımızın maaşlarından yaptıkları taahhütler iş insanların katkılarıyla AFAD’a toplamda 136 milyon 586 lira bağış kararı aldık.

Büyük yıkım ve can kaybı yaşanan 10 ilimizi ziyaret ederek çalışmaları yerinde gördük.

Halihazırda kamu yurtları ve oteller olmak üzere 1.6 milyon depremzedenin barınma ihtiyacını karşılamış durumdayız. Tahliyeler ve kendi imkanlarıyla 2 milyon 200 vatandaşımızın bölge dışına çıktığını değerlendiriyoruz.

Katar’dan yola çıkmaya başlayan 10 bin konteynırı ülke içi ve dışından yapacağımız takviyelerle ihtiyaç sahiplerinin hizmetine vereceğiz.

Kamu misafirhaneleri başta olmak üzere diğer barınma tesislerini de bu amaçla kullanıyoruz. Kredi ve Yurtlar Kurumumuza bağlı yurtlarımızı da öğrencilerimizin mağduriyetine meydan vermeden depremzedelere açtık.

Binlerce üniversite öğrencimiz, akademisyenimiz, idari personelimiz deprem bölgesinde çalışmalarda aktif görev alıyor.

Deprem bölgesinde tüm okullarda ikinci dönemde devam şartı aranmayacaktır. Deprem bölgesinde 1 mart itibariyle 10 ilimizde ki, buna Elazığ’ı ilave edeceğim şartları uygun okullarımızda eğitim, öğretime başlama imkanını veriyoruz.

Eğitimci ordumuzun barınmadan gıdaya, arama kurtarmadan destek organizasyona kadar her alanda yürüttüğü çalışmaları takdirle karşılıyoruz.

Emniyet teşkilatımız, 73 bin, jandarmamız 65 bin personeliyle bölgede hizmet veriyor. 10 bine yakın gönüllümüz adeta destan yazıyor. Milli Savunma Bakanlığımız ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz tüm unsurlarını depremzedelere yardımcı olmak, güvenliği sağlamak üzere seferber olmuştur.

Bölgede görev yapan 38 bin kahraman Mehmetçiğimize yaptıkları fedakarlık ve gayretleri için bir kez daha teşekkür ediyorum.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız Zonguldak Türkiye Kömür İşletmeleri’nden buradaki deprem bölgesine gelen tüm oradaki madencilerimizin gerçekten cansiperane verdikleri mücadele hiçbir zaman hatıralarımızdan silinmeyecektir.

AFAD’ın diğer tüm unsurları bu mücadeleyi bu şekilde verdiler. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız depremzedelere psikososyal destek, kimsesiz çocuklara sahip çıkmaya kadar sorumluluklarını yerine getiriyor.

Adalet Bakanlığımız hem cenazelerin defni için gereken hukuki işlemleri, yıkılan binaların sorumluları ile takibi yürütmek için bölgede yüzlerce savcı görevlendirdi.

Tarım ve Orman Bakanlığımız DSİ vasıtasıyla bölgedeki barajların gözetimini yapmıştır.

Siyaset burada çirkinleşti, ne yaptılar? Barajların patladığından, su tutamaz hale geldiğinden bahsetmeye başladılar. Sosyal medyanın bu noktada attığı iftiralarla bu zor zamanda bir olma, yekpare hareket etmemiz gereken bir anda ne yazık ki Türkiye’de siyaset belli bölümüyle ana muhalefet ciddi manada çirkinleşti.

Bu tür yalanlarla sosyal medyada yalanlar öbür taraftan bakıyorsunuz kalkıyor Borsa İstanbul’daki atılan adımlarla SPK’nın önünde gösteri yapıyor. Bu milletin paralarının SPK’da veya farklı yerlerde yok edildiğinden bahsediyor. Gün bir ve beraber olma zamanıdır. Bu tür şeylerle ilgili elinde belgen varsa, hayat boyu zaten bu tür belgelerle konuşmadın. Hayatın hep yalanlarla hareket ettin. Bu arada yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Senin mumun çoktan yandı ve hala yanmaya devam ediyor.

Benim seçim bölgelerinde de yıllardır gezdim, şimdi de afet bölgelerinde dolaşıyorum, vatandaşımla hemhal olacağım.

Bu arada çiftçimizin destekleme ödemesini öne alarak hızla yapıyoruz. Ticaret Bakanlığımız deprem fırsatçılarına göz açtırmamak için denetimlerini artırırken esnaf ve sanatkarımıza destek veriyor. Ülkemizin önde gelen üretim bölgelerinden biri olan deprem yaşanan şehirdeki çalışmalarımıza yardımcı olunacaktır.

Dışişleri Bakanlığımız yurt dışındaki vatandaşlarımızın, ülkemize gelecek ekiplerin taleplerini karşılayacak tedbirleri alıyor.

Milletlerin ve devletlerin asırlar boyunca karşılaşabilecekleri ender felaketlerinden birini yaşarken birliğe, berabere, dayanışmaya, vicdana ihtiyacımız olan dönemden geçiyoruz. Bozguncuların fitnelerine, yalanlarına, hezeyanlarına itibar etmeden insanlarımıza aydınlık gelecek kurmak için var gücümüzle çalışıyoruz.

İnsanlarımızın acılarını paylaştığı ortamda siyasi çıkar elde etmek için sağa sola saldıranlarını görmekten üzüntü duyuyorum. Çalışmaları değersizleştirmek için iftiraya, her türlü çirkefliğe sergileyenleri şimdilik biz de not ediyoruz. İnsanlar can derdinde iken SPK önüne gidip siyaset yapanları, öğrencilerimizi kışkırtanları, canla başla yürüten faaliyetleri sabote etmeye kalkanları asla unutmayacağız.

Şu anda temsil ettiğim makamın gereği, milletimize olan saygımızın gereği deprem felaketini siyasi ranta dönüştürenleri elbette affetmeyeceğiz ama onların seviyesine de inmeyeceğiz.

Vaktimizi, enerjimizi ve imkanlarımızı sadece bunun için kullanıyoruz. Rabbim ülkemizi ve milletimizi her türlü afetten, beladan kazadan muhafaza etsin, yar ve yardımcımız olsun diyorum. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla.”

Paylaşın