AK Partili Kurmaylar: Seçimler 14 Mayıs’ta Yapılabilir

11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremler sonrası seçim tarihinde değişiklik olup olmayacağına ilişkin tartışmaların AK Parti’nin yönetim organlarında da değerlendirildiği biliniyor.

AK Partili kurmaylar, seçimlerin 14 Mayıs’ta yapılmasının önünde bir engel olmadığını, Yüksek Seçim Kurulu’nun deprem bölgesinde yürüteceği çalışmaların ardından seçimlerin yapılabileceğini, bunun yollarının bulunduğunu kaydetti.

Takvimin sıkışması halinde ise 18 Haziran’ın da bir seçenek olarak önlerinde durduğunu kaydeden yetkililer, seçimlerin 18 Haziran’dan sonra yapılmasının yasal olarak da mümkün olmadığını ifade etti.

Yasalaşması beklenen tüm teklifler ve komisyon çalışmaları için seçimlere kadar yeterli süre bulunduğunun altını çizen kurmaylar, biraz daha yoğun bir mesai ile Meclis’in seçimlerden önce tüm çalışmalarını tamamlayabileceğini kaydetti.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın haberine göre, Maraş merkezli 11 kenti etkileyen, on binlerce kişinin ölümüne yol açan depremin ardından başlayan “seçimlerin ertelenmesi” tartışmasında AK Parti’de genel eğilim belirlendi. Ertelemenin yasal olarak mümkün olmadığını vurgulayan AK Partili kurmaylara göre depremden önce işaret edilen 14 Mayıs’ta seçim yapmanın önünde bir engel yok, ancak takvim sıkışırsa 18 Haziran da değerlendirilecek.

İlk gündem EYT

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) büyük yıkım ve ölüme yol açan depremlerin ardından 3 hafta ara verdiği çalışmalarına 28 Şubat’ta başlayacak. AK Parti Grup Yönetimi gelecek hafta çalışmaya başlayacak TBMM Genel Kurulu gündemini ve takvimini belirledi. Yapılan planlamaya göre ilk iş “depremin ardından gündemden çıkar mı” endişelerine neden olan ‘Emeklilikte Yaşa Takılanlarla’ ilgili düzenleme olacak.

Edinilen bilgiye göre AK Parti grubu, EYT teklifinin yasalaşmasının ardından “Deprem Araştırma Komisyonu” kurulmasını gündeme getirecek. Bu komisyonun kurulması için muhalefetle de uzlaşı arayacak.

Başörtüsü teklifi

Meclis’in EYT düzenlemesinden sonra “Bazı alacakların yapılandırılmasına ilişkin kanun teklifi”ni ele alması bekleniyor. Vergi dairelerine olan tüm borçları yeniden yapılandırma kapsamına alan; vergi cezaları, trafik, askerlik, nüfus, köprü, otoyol kaçak geçiş cezalarını da içeren teklif çok sayıda kişiyi ilgilendiriyor.

AK Parti ve MHP’nin oylarıyla Meclis Anayasa Komisyonu’ndan geçen başörtüsüne ilişkin anayasa değişiklik teklifinin seçimden önce gündeme alınıp alınmayacağı ise netlik kazanmadı. AK Partili kurmaylar bu konuda net bir karara varmadıklarını, bir toplantı daha yaparak son bir değerlendirmede bulunacaklarını ifade etti.

Seçimler

Art arda yaşanan iki depremden sonra seçim tarihinde değişiklik olup olmayacağına ilişkin tartışmaların AK Parti’nin yönetim organlarında da değerlendirildiği biliniyor. AK Partili kurmaylar, seçimlerin 14 Mayıs’ta yapılmasının önünde bir engel olmadığını, Yüksek Seçim Kurulu’nun deprem bölgesinde yürüteceği çalışmaların ardından seçimlerin yapılabileceğini, bunun yollarının bulunduğunu kaydetti.

Takvimin sıkışması halinde ise 18 Haziran’ın da bir seçenek olarak önlerinde durduğunu kaydeden yetkililer, seçimlerin 18 Haziran’dan sonra yapılmasının yasal olarak da mümkün olmadığını ifade etti.

Yasalaşması beklenen tüm teklifler ve komisyon çalışmaları için seçimlere kadar yeterli süre bulunduğunun altını çizen kurmaylar, biraz daha yoğun bir mesai ile Meclis’in seçimlerden önce tüm çalışmalarını tamamlayabileceğini kaydetti.

Bu arada AK Parti’de yaklaşan seçimler için kurulan Strateji Ekibi’nin çalışmalarına “deprem” de eklenecek. AK Partili bir yetkili “Normal bir seçim kampanyası yapmak mümkün değil. Önce afet bölgesinin toparlanması sonra afete karşı adımlar atmamız lazım” değerlendirmesinde bulundu.

Paylaşın

Meral Akşener: Sayın Erdoğan Ve Ekibinin Acizliğini Görüyoruz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, “Biz, 1999 depreminin üzerinden geçen, 24 yılın ardından, 6 Şubat’ta, sadece deprem gerçeğiyle yüzleşmedik. Biz aslında, 24 yıl sonra, hiçbir dersin alınmadığı gerçeğiyle yüzleştik. Sadece beton blokların değil, ahlakın da çürüdüğü gerçeğiyle yüzleştik” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi /“Yapı denetim sisteminin, işlemediği gerçeğiyle yüzleştik. Rant sevdasının, hırsızlığın, yolsuzluğun, acı reçetesiyle yüzleştik. İmar affının, çözüm değil, tam tersine, ölüm fermanı olduğu gerçeğiyle yüzleştik. Tedbirsizlikle, iş bilmezlikle, liyakatsizlikle yüzleştik.”

Akşener, konuşmasının devamında, “Ülkemizin içine hapsedildiği, tek adam sistemiyle, devletimizin kurumsal yapısının, nasıl can verdiğini, senelerdir anlatıyoruz. Ancak ne yazık ki, bu gerçek, kendisini, kriz anlarında daha net belli ediyor. Ormanlarımız yanıyor; söndürecek uçağımızın olmadığını, yangın sırasında öğreniyoruz.

“Paramız, ani kur ataklarıyla pul oluyor; Merkez Bankamızda para kalmadığını, dolar, 3 katına çıktığında öğreniyoruz. Ve maalesef, deprem oluyor. Binlerce vatandaşımız, enkaz altında yardım bekliyor, soğukta çadır bekliyor, tuvalet bekliyor, aş bekliyor; ve biz, iktidarın hiçbir ciddi hazırlığının olmadığını, afet yönetiminin çöktüğünü, Sayın Erdoğan ve ekibinin, acizliğini görüyoruz.” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, TBMM’deki partisinin grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasında önemli başlıklar şöyle:

“Yakın tarihimizin, en büyük acısını yaşıyoruz. Ama tüm acılarımıza rağmen, her zaman olduğu gibi, yan yanayız. Ve bu yarayı, hep birlikte saracağımızın farkındayız. Çünkü, ne olursa olsun, bizim mayamızda; kardeşlik var. Dayanışma var. Zor günlerde, kenetlenme var. Toplu vuran, sinmeyen ve asla yılmayan, yüreklerimiz var. Bu, dün de böyleydi; şükürler olsun, bugün de böyle. Ve yürekten inanıyorum ki, yarın da böyle kalacak.

Şüphesiz; yaşadığımız bu felaketin izleri, ne hafızamızdan, ne de kalbimizden silinmeyecek. Hayatla ölüm arasındaki, o ince çizgiyi, memleketimizi yasa boğan, o büyük acıyı, tüm Türkiye’nin kulaklarını çınlatan, o feryatları, asla unutmayacağız. Nice hayatların, nice hayallerin, moloz yığınlarının, altında kalışını unutmayacağız. Tertemiz niyetlerle uyunan bir geceye, çamurun sıçradığı, o karanlık sabahı unutmayacağız. Sesini duyuramayan evlatlarımızı, annelerimizi, babalarımızı, kardeşlerimizi unutmayacağız. Başkaları unutabilir. Biz, dün de unutmadık, bugün de unutmayacağız. Ve asla unutturmayacağız.

Elbette ki, acının asıl sahibi, depremi şehrinde, mahallesinde, köyünde yaşayan vatandaşlarımızdır… Binlerce ailemizin can kayıpları var. Kaybettikleri evleri, işyerleri, birikimleri var. Hatıraları, anıları var. Kaybolan çok şey var… Bu vesileyle; Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza, Yüce Allah’tan rahmet, ailelerine ve sevdiklerine, sabır diliyorum. Allah, ailesiz kalan çocuklarımızı korusun. Allah, çadırlarda kalan depremzedelerimize, direnme gücü versin. Allah, yaralarımızı sarmak için, ter döken, görevlilerimize, gönüllülerimize, güç kuvvet versin. Yaralı vatandaşlarımızın, bir an önce sağlığına kavuşmaları için, dua ediyorum. Hepimizin başı sağ olsun, hepimize geçmiş olsun.

Ben, 1999 depremini bizzat yaşamış, yakınlarını kaybetmiş bir insanım. Dolayısıyla, deprem gerçeğiyle yüzleşmenin, ne demek olduğunu, iyi biliyorum. 99 depremi, hepimize çok şey öğretti. Mesela bunlardan biri; ilk 72 saatin önemiydi. Arama kurtarma çalışmalarının, yapıldığı yerlerde, ayak altında dolaşmamak, oradaki çalışmalara, engel olmamak çok önemlidir. Çünkü ilk 72 saatte, en büyük ihtiyaç; enkaz altındaki vatandaşlarımızın kurtarılması ve bölgeye gerekli desteğin, en hızlı şekilde sağlanmasıdır.

İşte biz de tam olarak bu sebeple, afeti öğrenir öğrenmez, Afet Koordinasyon Merkezimizi kurup, parti olarak seferber olduk. Milletvekillerimizi, genel başkan yardımcılarımızı, gençlik kollarımızı, teşkilat mensuplarımızı ve gönüllülerimizi harekete geçirdik. Hem arama kurtarma faaliyetlerine, yardımcı olmaları, hem de, bölgedeki eksikleri, talepleri ve ihtiyaçları, tespit etmeleri için 10 şehrimize gönderdik.

Ben de, 72 saat sonra deprem bölgesindeydim. Yaralılarımızı ziyaret ettim, aile fertlerini, yakınlarını, sevdiklerini kaybetmiş insanlarımıza, taziye ziyaretlerinde bulundum. Yürütülen çalışmaları, yerinde gördüm. Depremzede vatandaşlarımızın, taleplerini dinledim. Özellikle ilk 3 gün boyunca, bölgede yaşanan organizasyon krizi, vatandaşlarımızın canını yakan, başlıca konulardan biri oldu. Beşinci günde bile, hâlâ arama kurtarmanın ulaşamadığı enkazlar vardı.

O enkazların başında, binlerce insanımız, yakınlarının, enkaz altında, gün geçtikçe azalan seslerini dinlediler. Evlatlarını çıkarma ümidiyle, günlerce beklediler. Kimisi, evladının sesini duymuş. Enkaz altındayken, onunla konuşmuş. Yüzlerce kiloluk betonları, elleriyle kaldırmaya çalışmış. Ama beklediği yardım gelmemiş. Acısına, bir de bu çaresizliğin getirdiği acı eklenmiş. Enkaz altından kurtulan vatandaşlarımızın, çektiği çile de ayrıydı.

Cenazesine, kefen bile bulamayan, insanlarımız vardı. Depremin, 7’nci gününde bile, çadır bekleyen aileler vardı. Dondurucu soğukta, barınma, ısınma ve hijyen ihtiyaçlarını karşılayamayan, günler boyunca tuvalet sorunuyla uğraşan, vatandaşlarımız vardı.

Biz, 1999 depreminin üzerinden geçen, 24 yılın ardından, 6 Şubat’ta, sadece deprem gerçeğiyle yüzleşmedik. Biz aslında, 24 yıl sonra, hiçbir dersin alınmadığı gerçeğiyle yüzleştik. Sadece beton blokların değil, ahlakın da çürüdüğü gerçeğiyle yüzleştik. Yapı denetim sisteminin, işlemediği gerçeğiyle yüzleştik. Rant sevdasının, hırsızlığın, yolsuzluğun, acı reçetesiyle yüzleştik. İmar affının, çözüm değil, tam tersine, ölüm fermanı olduğu gerçeğiyle yüzleştik. Tedbirsizlikle, iş bilmezlikle, liyakatsizlikle yüzleştik.

Ülkemizin içine hapsedildiği, tek adam sistemiyle, devletimizin kurumsal yapısının, nasıl can verdiğini, senelerdir anlatıyoruz. Ancak ne yazık ki, bu gerçek, kendisini, kriz anlarında daha net belli ediyor. Ormanlarımız yanıyor; söndürecek uçağımızın olmadığını, yangın sırasında öğreniyoruz.

“Sayın Erdoğan ve ekibinin, acizliğini görüyoruz”

Paramız, ani kur ataklarıyla pul oluyor; Merkez Bankamızda para kalmadığını, dolar, 3 katına çıktığında öğreniyoruz. Ve maalesef, deprem oluyor. Binlerce vatandaşımız, enkaz altında yardım bekliyor, soğukta çadır bekliyor, tuvalet bekliyor, aş bekliyor; ve biz, iktidarın hiçbir ciddi hazırlığının olmadığını, afet yönetiminin çöktüğünü, Sayın Erdoğan ve ekibinin, acizliğini görüyoruz.

Mesela; ülkemizde, deprem sonrasında, arama kurtarma için, vinç olmadığını; “10 tane vinç kiraladık.” diye övünen, Cumhurbaşkanı yardımcısından öğreniyoruz.  Mesela, yine aynı kişinin; Yerle bir olan, Elbistan’a; 20 kişilik bir ekip gönderdiğini açıklamasıyla, arama-kurtarma ekiplerimizin, ne kadar yetersiz olduğunu görüyoruz. Mesela; Kahramanmaraş’ta depremzede vatandaşlarımız,

Geceleri, eksi 18 derece soğukla, mücadele etmeye çalışırken; Teknoloji Bakanı’nın; 1 milyon battaniye üretmekten duyduğu, gururu izliyoruz. Mesela; bir yandan, iktidar mensupları tarafından, yol şartlarından ötürü, gecikme yaşandığı söylenirken, diğer yandan; Ulaştırma Bakanı’nın; “dayanıklı yollar sayesinde, ulaşım kesintisiz sağlanmış oldu” dediği, yaman bir çelişkiye, şahit oluyoruz.

Mesela; depremin ertesi gününde, birçok ilimizden, doğru düzgün haber bile alamazken; Türk Kızılayı Başkanı’nın; “Ulaşılamayan bir nokta yok” diyerek, kendini bile inandıramadığı, yalanına maruz kalıyoruz.

“Tüm Türkiye’de yabancılara konut satışı durdurulsun”

Yaşadığımız bu büyük felaketin, ekonomik, psikolojik, sosyolojik, ve demografik birçok etkisi olacak. Geçen hafta, bir konuya, özellikle dikkat çektim. Deprem bölgesindeki göç hareketliliği, büyük bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. 2 buçuk milyondan fazla vatandaşımızın, tahliyelerle ve kendi imkanlarıyla, bölge dışına çıktığı tahmin ediliyor.

Mevcut sığınmacı sorunuyla birlikte irdelendiğinde, bu durum, gelecekte, bölgedeki insanlarımız için, bir demografik değişim tehlikesini, gözler önüne seriyor. Nüfusumuzun, yüzde 16’sını oluşturan deprem bölgesinde, yaklaşık, 1 milyon 700 bin, Suriyeli sığınmacı bulunuyor. Göçlerin yoğun yaşandığı illerimizde boşalan alanlar dışında, göçün gerçekleştiği, Mersin ve diğer illerimizde de, bu sorun, hayatı, giderek daha da olumsuz etkileyecektir.

Köylerin boşaltılması ise, bu kapsamda, sadece bir demografik değişime değil, terör örgütlerine, yeni alanlar açılmasına da neden olabilir. O nedenle, öncelikle Hatay’dan başlayarak, tüm Türkiye’de, yabancılara konut satışının, durdurulması çağrımı, buradan da tekrarlıyorum. Bu çağrımın, ne anlama geldiğini, idrak edemeyenlerin, zaten bu sorunu, bizzat çıkaranlar olduğunu, kimse unutmasın.

“İktidarı, başlayacak olan yeni inşa süreci kapsamında, sığınmacıları, ülkelerine geri göndermeye…”

Bizim amacımız, insanlarımızın, evlerine, yurtlarına, geri dönmesi, hiçbir vatandaşımızın, herhangi bir hakkının, kaybolmamasıdır. Çünkü kadim devlet geleneğimizde, devleti yönetenler, sınırlarda güvenliği, içeride ise huzuru, temin etmekle sorumludur. Çünkü sınır güvenliği ve milletin huzuru, ülkenin varlığı için vazgeçilmezdir. Ancak Sayın Erdoğan ve arkadaşlarının, böyle bir derdi olmadığını, maalesef biliyoruz.

O nedenle, buradan uyarmak istiyorum: Özellikle bölgedeki insanlarımızın, mülklerini korumalarına yönelik, hukuki bir çerçevenin oluşturulması, ve farkındalık çalışmalarının, derhal organize edilmesi gerekiyor. Evet, şehirlerimizi yeniden onaracağız. Ve bunu yaparken de, yeni bir usulsüzlüğe ve çarpıklığa izin vermeyeceğiz. Ancak artık, sığınmacı problemini çözme vakti gelmiştir. Buradan iktidarı, başlayacak olan yeni inşa süreci kapsamında, sığınmacıları, ülkelerine geri göndermeye, bunun için de, gerekli adımları atmaya, ve diplomatik görüşmeleri, derhal başlatmaya davet ediyorum.

Biz, en kısa zamanda, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni, bu konuda görüşmeye çağıracağız. Eğer Sayın Erdoğan’ın inadı hala sürüyorsa, Daha önceki çağrımı da, bu vesileyle, buradan yineliyorum. Milletimiz için, devletimiz için, ben bu görüşmeleri yapıp, bu sorunu çözmeye hazırım. Bizler hazırız. Aziz milletim; Biz, İYİ Parti olarak; Meselelerin üstesinden gelebilmemiz için, önce onları konuşabilmemiz, çözüm yollarını arayabilmemiz gerektiğine inanıyoruz.

Çünkü maalesef Türkiye, gerçekleri konuşamadıkça, yalan sarmallarında oyalanarak, çok daha büyük sorunlara doğru sürükleniyor. Ancak biz, milletimize karşı, çok büyük bir sorumluluğumuz olduğunun farkındayız. Bu sebeple de Bıkmadan, usanmadan, çağrılarımızı yapmaya, önerilerimizi, çözümlerimizi inatla anlatmaya, devam edeceğiz. Sesimiz duyulana kadar da, bundan vazgeçmeyeceğiz.”

Paylaşın

Murat Yetkin Yazdı: Erdoğan’ın Deprem Kaynaklı Seçim Taktiği Değişikliği

Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerin siyasi alandaki yansımaları belirginleşmeye başladı. Gazeteci Murat Yetkin, “Erdoğan taktik değiştiriyor: seçime düşen depreme sarılır” başlıklı dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

Murat Yetkin, YetkinReport’taki yazısında deprem felaketinin ardından AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim öncesi taktik değiştirdiğini belirtti.

Erdoğan’ın taktik değiştirme gerekçelerini; “Türkiye’nin gündeminin artık deprem olması”, “depreme müdahalede dağınıklık”, “dış güçler söyleminin çökmesi”, “AK Parti teşkilatındaki hasar” ve “Seçim bütçesindeki açık” olmak üzere beş maddede sıralayan Murat Yetkin, yazısında şu değerlendirmede bulundu:

“Erdoğan’ın seçime giderken deprem kaynaklı taktik değişikliğinin riski hayli yüksek bir girişim olduğu söylenebilir. Kazanma ihtimali yok değil ama bu kadar dağınıklık ve beceriksizlik ardından ters teperse ağır kaybedebilir.

Bu riskli ve iddialı taktik, hakaret ve defter tutma tehditleriyle yüklü üslup beraberinde medya üzerindeki siyasi baskının artması anlamına da gelecek gibi.

RTÜK’ün CHP’li üyesi Okan Konuralp, 22 Şubat toplantısında Kurul’daki AK Parti-MHP çoğunluğunun başta Fox TV, HaberTürk, Halk TV ve Tele-1 olmak üzere deprem sonrası yardım çalışmalarındaki eksiklikleri de gösteren, bina kalitelerini sorgulayan kanallara ve internet yayınlarına ceza yağdırmaya hazırlandığını duyurdu.

Dün akşam saatlerinde Ekşi Sözlük’ün yayınları durduruldu. Gelişmeler giderek artma eğilimindeki bir sertleşmeye işaret ediyor.”

Son resmi rakamlara göre can kaybı 42 bin 310’a yükseldi

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerde, 42 bin 310 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ’dan toplam 448 bin 18 vatandaşın tahliye edildiği bildirildi.

Bölgede AFAD, PAK, JAK, JÖAK, DİSAK, Sahil Güvenlik, DAK, Güven, İtfaiye, Tahlisiye, MEB, STK’lar ve uluslararası arama kurtarma personelinden oluşan toplam 14 bin 740 personelin görevini sürdürdüğü kaydedildi.

Ayrıca afet bölgesinde toplam 13 bin 700 aracın kullanıldığı belirtildi.

Açıklamada bölgede 301 bin 289 çadır ile 6 bin 375 konteynerin kurulumunun yapıldığı, toplamda 3 milyon 354 bin 316 battaniyenin sevk edildiği, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 78 bin 500 kişiye ayrıca geçici barınma hizmeti sağlandığı söylendi.

Bölgede toplam 375 mobil mutfak, 86 ikram aracı, 40 mobil fırın ve 361 hizmet aracının görev yaptığı, 55 milyon 785 bin 367 sıcak yemek, 9 milyon 487 bin 845 çorba, 13 milyon 465 bin 878 kumanya ve paketli gıda, 27 milyon 59 bin 350 su, 60 milyon 377 bin 166 ekmek, 3 milyon 189 bin 954 içecek dağıtımı yapıldığı belirtildi.

Ayrıca deprem bölgesinde 497 bin 93, deprem bölgesi dışında 201 bin 151 olmak üzere toplam 698 bin 244 kişiye psikososyal destek verildiği de bildirildi.

Paylaşın

İstanbul’u Ne Bekliyor? 11 Deprem Uzmanından Görüş

11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremler sonrası gözler İstanbul için çevrilirken, uzmanlar Marmara ve İstanbul’u bir tehlikenin beklediği konusunda birleşse de depremle ilgili farklı görüşler ortaya koydu.

Milliyet gazetesi aralarında Celal Şengör, Naci Görür, Şükrü Ersoy ve Ahmet Ercan’ın da olduğu 11 uzmanın İstanbul’la ilgili görüşlerini bir haberde derledi. Uzmanların görüşleri şöyle:

Prof. Dr. Celal Şengör, Marmara’da en az 7 büyüklüğünde deprem beklediklerini söylerken, İstanbul’u etkileyecek olası büyük Marmara depreminin şiddeti için “Şiddeti 9’a çıkabilir” diyor. “Fay Silivri’den Büyükçekmece’ye kadar kırılırsa korkulacak bir durum olmaz ancak kırılma Gebze açıklarına kadar uzanırsa 7.5 büyüklüğünde deprem üretir” tezini savunuyor.

Prof. Dr. Naci Görür’e göre Marmara Ereğlisi’nden Adalar’a kadar olan 79 kilometrelik fayda enerji birikimi söz konusu. Prof. Dr. Görür, kırılma ile bu fayda 7.2 büyüklüğünde deprem riski olduğunu dile getiriyor., “Depremin süresi 40-60 saniye. Eğer Marmara fay sistemi doğudan batıya bir kerede kırılırsa, depremin büyüklüğü 7.6 olur” görüşünü savunuyor.

Prof. Dr. Cenk Yaltırak, Marmara Denizi içinde 240 ile 510 yıl arası kırılmayan dört fay parçası bulunduğunu vurgularken, “Bize göre kırılma tarihsel verilere göre 1509’da olduğu gibi doğu Marmara segmenti üzerinde olacak. Bu durumda, Marmara Ereğlisi ile İzmit Körfezi arasındaki alanda, İstanbul, Yalova, Bursa illerinde ağır hasarlar oluşur” diyor.

Prof. Dr. Şerif Barış, Marmara Denizi’nde geçmişte yaşanan depremlerin tamamının 7 ve üzeri büyüklükte olduğunu düşünmediğini dile getirirken, “Her hafta depremi gündeme getirip, risk yüzde 64 demek doğru bir söylem değil. Sürekli İstanbul’a odaklı konuşulması da üzücü. Güney Marmara’da, Bursa ve Yalova’yı çok ciddi etkileyecek faylar bulunuyor” görüşlerini sıralıyor.

Prof. Dr. Okan Tüysüz, Marmara Denizi içinde 250 yılda bir büyük deprem olduğunu belirterek, “Marmara 7 ve daha üzeri bir depreme gebedir. Bu deprem Marmara içerisindeki kuzey Anadolu fayından kaynaklanacaktır. Büyük olasılıkla da Silivri-Adalar arasında bir noktada meydana gelecektir. Bu depremin nerelerde ne kadar etkili olabileceği konusunda da yapılmış çok sayıda çalışma var” diye konuşuyor.

Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, Ana fay hareket sırasında bazen çevresinde tali (ikincil) faylar oluşturur. İkincil faylar büyük deprem yaratmaz ama 5.7 gibi kuvvetli depremler yaratabilir. Bu ikincil faylar ana faya paralel olacağı gibi çeşitli açılarda konuşlanabilir. İstanbul için büyük deprem riski çok yüksek” tezini gündeme getiriyor.

Prof. Dr. Şükrü Ersoy, “Marmara’da, 7.7 büyüklüğünde deprem meydana gelmesi mümkün” diyen isimlerden: “En büyük deprem de ‘küçük kıyamet’ denilen 1509 depremi. Yıkımları ve ölü sayıları fazla. Dolayısıyla bu deprem bir daha tekrarlanırsa, bu depremin 7.7 büyüklüğünde olacağı düşünülüyor…”

Prof. Dr. Ahmet Ercan, İstanbul’u etkileyecek büyük depremin 2045’den önce olmayacağını öne sürüyor. Ercan, “Geçmişte zamanı belli olan depremler hiçbir zaman belirlenen zamandan önce olmamış. Marmara’da beklenen hiçbir deprem beklenildiği yıldan daha önce olmuyor. Ya tam zamanında oluyor ya da gecikiyor” diye konuşuyor.

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy İstanbul’da önümüzdeki yıllarda 6.5 şiddetinde bir depremin gerçekleşme ihtimalinin yüzde 1-2 civarında olduğunu belirtiyor. Prof. Dr. Üşümezsoy’a göre, “Büyük İstanbul depremi fikrini ortaya atan kişinin ABD’li jeofizik uzmanı Ross Stein. Silivri-Yeşilköy arasındaki 50 kilometrelik kırılmayan fay büyük bir deprem üretemeyecek.”

Prof. Dr. Sinan Özener, tarihsel süreçte 1509’daki depremin 7.4 büyüklüğünde olduğunu dile getirirken, şu tezi savunuyor: “O tarihte meydana gelen büyük depremde Marmara Denizinde tsunami oluşurken, İstanbul’un kıyı bandında ciddi hasarlar yaşandığını tespit etmiş durumdayız. 1766 depreminde de tsunami dalgaları özellikle Sarayburnu ve Karaköy kıyılarını bile olumsuz etkiledi.”

Prof. Dr. Ziyaddin Çakır, İstanbul’u etkileyen 1912 depreminin bittiği yerden başlayacak yeni bir kırığın doğuya doğru ilerlerken yavaşlayıp durabileceğini öne sürüyor. Prof. Dr. Çakır, “Marmara depreminin beklenenden daha küçük olma ihtimalini artırmaktadır” görüşünü dile getiriyor.

Paylaşın

Deprem Bölgesinde Yaşayanlar En Çok Hangi Kentlere Göç Etti?

Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremler, Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ’da büyük yıkıma neden olmuştu.

Deprem bölgesinde yaşayanların göçmek için en çok Ankara, İstanbul, İzmir’i ve afet bölgelerine yakın şehirleri tercih ettiği ortaya çıktı.

Kahramanmaraş’ta meydana gelen depremlerin ardından yüzbinlerce insan evsiz kalmış, çok sayıda insan büyükşehirler ile çevre kentlere göç etmeye başlamıştı.

Halihazırda gelire göre kiralar yüksekken, bazı ev sahipleri göçten faydalanarak kiraları neredeyse 2 katına çıkarmıştı.

İstanbul ve Ankara’da gibi şehirlerde hem yeni hem de az katlı binalardaki dairelerin kiraları daha da artmıştı.

Milliyet’ten Duygu Erdoğan’ın haberine göre EVA Gayrimenkul Değerleme Genel Müdürü Cansel Turgut Yazıcı, gayrimenkule bağlı önlemlerin hızla artırılması ve gayrimenkul piyasaları kurulu kurulmasının gerektiğine dikkat çekti.

Yazıcı, şunları söyledi. “Ancak kira giderleri o kadar yüksek ki bu konuda bir eylemde bulunamayan yüzbinler var. Acilen önlemler alınması gerekli. Diğer yandan kira artışlarına sınırlama getirildi ancak uyan yok, taciz usulü artış kavgaları devam ediyor. Artık bu sorunların hızla çözümlenmesi gerekli, bu nedenle gayrimenkul ihtisas mahkemeleri kurulmalı ve kira davalarının çözümleme süreleri acilen kısaltılmalı.”

Hangi kent nereye gitti?

Enuygun.com, 6-20 Şubat verilerini derleyerek deprem göçlerinin rotasını çıkardı. Deprem bölgesindeki illerden en çok Ankara, İstanbul, İzmir’e ve afet bölgelerine yakın şehirlere yönelme var.

İl il veriler şöyle:

Malatya: İstanbul, Ankara, İzmir

Gaziantep: Ankara, İstanbul, Mersin

Hatay: İstanbul, Adana, Ankara

Adana: Ankara, Antalya, İstanbul

Adıyaman: İstanbul, Ankara, Adana

Diyarbakır: Van, Ankara, Erzurum

Elazığ: Ankara, İstanbul, Diyarbakır

Kahramanmaraş: Ankara, İstanbul, Kayseri

Kilis: Ankara, İstanbul, Mersin

Osmaniye: Ankara, İzmir, İstanbul

Şanlıurfa: İstanbul, Ankara, Antalya

Paylaşın

Prof. Dr. Naci Görür Uyardı: Adana Ve Kıbrıs’a Dikkat

11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremler sonrası 20 Şubat’ta Hatay Defne’de 6.4 büyüklüğünde bir deprem yaşanmış ve  ardından en büyüğü 5,8 olan 90 artçı, meydana gelmiştir.

İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Naci Görür, Kahramanmaraş – Hatay arasında depremi tetikleyecek bir şey kalmadığını ifade etti ve Adana ile Kıbrıs için uyarıda bulundu.

Halk TV yazarı İsmail Saymaz, bugünkü köşe yazısında Prof. Görür ile yaptığı görüşmeye yer verdi.

Saymaz’ın soruları ve Görür’ün yanıtları şöyle:

Bu sizin öngördüğünüz deprem miydi?

Evet. Kahramanmaraş depremleri olunca “Hatay’a ve Adana havzasına dikkat” dedik. Onu dememizin nedeni, Kahramanmaraş’ta deprem olunca enerjinin bir kısmını güneye, bir kısmını kuzeye transfer eder. Şimdi Hatay’da 6.4 olunca bizim beklediğimiz buydu. Ben bundan sonra Kahramanmaraş-Hatay arasında daha büyük bir deprem beklemiyorum. Kırılacak bir şey kalmadı. Enerji büyük ölçüde boşaldı. Ufak tefek olur.

Bu bağımsız bir deprem mi, Kahmanmaraş’ın tetiklediği bir deprem mi?

Sismologlar çalışma yapıp diyebilirler ki “Bu artçı deprem” ya da “bağımsız.” Vallahi beni de ilgilendirmiyor. İster artçı olsun, ister bağımsız; bu akademik bir konu. Bilim dünyasında tartışılsın.

Nerede deprem olacak, hangi fay kırılacak, o fay mı var, bu fay mı var; bu tartışmaların milletin gündeminden kalkmasını istiyorum. Hangisi olursa olsun, fark etmez, deprem bir gerçekliktir. Ülkenin beka sorunudur. En önemli sorunudur. 13 milyon senedir deprem üreten mekanizma bu coğrafyada oluşmuştur. Daha milyonlarca sene de devam edecektir. Biz de depremleri durduramayacağıma göre zararını azaltacak deprem dirençli kentler oluşturmaya yönelmeli, enerjimizi buraya vermeliyiz.

Bu deprem başka bir depremi tetikler mi?

Kahramanmaraş – Hatay arasında tetiklenecek bir şey kalmadı. Ufak ufak artçılar olacak. Daha büyük deprem yok. Ama Adana havzasında fay sistemleri var. Doğu Anadolu Fayı’nın devamı. Onlarda deprem olabilir, bekliyoruz. Bir de Kıbrıs’ta. Çünkü Anadolu, kimisine göre üç, kimisine göre yedi metre, Doğu Anadolu Fayı boyunca güneye kayıyor. Bu kayma sırasında saat ibresi yönünde döndü. Öyle olduğu için Kıbrıs’ta fayları yükledi. Bir de Kıbrıs’ın güneyinde Helen-Kıbrıs yayı var. Anadolu bir anlamda Afrika levhasının üzerine tırmandı. Kıbrıs’ta faylarda bir gerilme muhakkak olmuştur. Bir hareket olursa şaşırmayacağız. Orayı da uyarıyoruz.

Siz şu an Adana ve Kıbrıs’ı uyarıyorsunuz.

Evet. Niye? Kahramanmaraş depremleri oralara enerji transfer etmiş olabileceği için.

Tsunami ihtimali?

Ben olacağını sanmıyorum. Doğrultu atımlı faylarda denizde hacim değişikliğine neden olacak hareketler beklemiyorum.

Söyleşinin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Avrupa Birliği’nde Siyasetin Yargı Üzerindeki Etkisi Artıyor

Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde sivil özgürlüklerin geliştirilmesi için kurulan “Liberties”in raporunda Bulgaristan, Çekya, Almanya, Macaristan, Polonya, Slovakya ve İspanya gibi ülkelerde yargıçların seçilmesi, terfi etmesi ve disiplin cezaları konusunda iktidarların söz sahibi olmasının ciddi bir endişe kaynağı yarattığı uyarısı yapıldı.

Yolsuzluğu sonlandırmak için yürürlükte olan kuralların ve mekanizmaların bu arada bazı ülkelerde “çok zayıf” olduğu eleştirisi getirilen raporda, suçları ihbar edecek muhbirler için yeterli şekilde şeffaflık veya korumanını olmadığı saptamasında bulunuldu.

AB üyesi bir çok ülkede hukukun üstünlüğüyle ilgili endişelerin göz ardı edilmesi sonucu aşırılık yanlısı görüşlerin daha fazla ön plana çıktığı uyarısı yapılan raporda, çoğu AB ülkesinin hukukun üstünlüğü sorunlarını çözmek için son bir yıl içinde “çok az çaba” gösterdiği kaydedildi.

Macaristan ve Polonya’ya sert eleştiriler

Varşova ve Budapeşte’ye yönelik eleştirilerin ön plana çıktığı raporda Polonya ve Macaristan, Brüksel’in onları denetleme girişimlerine rağmen, gücü merkezileştirmek, muhalifleri susturmak, kamuoyunu kontrol etmek ve seçim zaferlerini garanti altına almak için alınan ilave önlemlerle “en sorunlu ülkeler” arasında gösterildi.

Raporda AB’nin maddi yardımları kesme tehdidine rağmen talep edilen reformların çok azını yerine getirdiği eleştirisi yapıldı.

İsveç ve İtalya’daki seçimlerin ardından sağ parti koalisyon hükümetlerinin kurulduğu hatırlatılan raporda, iki ülkede de iktidarların STK’lara ve medyaya yönelik saldırılarında önemli bir artış olduğu uyarısı yapıldı.

“Medyaya baskılar artıyor”
AB içinde 46 insan hakları derneğinin ve 18 ülkenin katkısıyla hazırlanan raporda bir çok üye ülkede gazeteciler için görevlerini yapmanın zorlaştığı belirtilirken, Macaristan ve Polonya başta olmak üzere bazı üye ülkelerde kamu yayıncılarının “iktidarın borazanı” gibi davranmaya başladığı eleştirisi getiriliyor.

Ayrıca özel medya kuruluşu sahipliğinin giderek tekelleşmesi de basın özgürlüğü ve halkın haber alma özgürlüğü açısından tehdit oluşturduğu belirtiliyor.

Siyasetin yargı üzerindeki etkisi artıyor

Siyasetin yargı üzerindeki etkisine işaret edilen raporda Bulgaristan, Çekya, Almanya, Macaristan, Polonya, Slovakya ve İspanya gibi ülkelerde yargıçların seçilmesi, terfi etmesi ve disiplin cezaları konusunda iktidarların söz sahibi olmasının ciddi bir endişe kaynağı yarattığı uyarısı yapıldı.

Yolsuzluğu sonlandırmak için yürürlükte olan kuralların ve mekanizmaların bu arada bazı ülkelerde “çok zayıf” olduğu eleştirisi getirilen raporda, suçları ihbar edecek muhbirler için yeterli şekilde şeffaflık veya korumanını olmadığı saptamasında bulunuldu.

Sivil toplum kuruluşlarına yönelik baskıların da eleştirildiği raporda birçok hükümetin, kar amacı gütmeyen sivil toplum kuruluşlarına karşı “yasal taciz”de bulunarak, hayatta kalmalarını zorlaştırdığı suçlaması yapıldı.

Liberties Yönetim Kurulu Başkanı Balazs Denes, “Avrupa hükümetleri, demokrasilerini beslemeyi başaramayarak, tüm sistemi yıkmaktan çekinmeyecek aşırılık yanlısı politikacıların önünü açtıklarının artık farkına varmalı.” dedi.

AB ülkelerini Macaristan ve Polonya’nın şantajlarına boyun eğdiği görüşünü dile getiren Balazs Denes, hukukun üstünlüğü konusunda verdiği sözlerini tutmayan ve gerekli reformları yapmayan iki ülkeye yönelik fonların gerekirse AB tarafından kesilmesi çağrısında bulundu.

Balazs Denes, “AB fonlarının kesilmesi Polonya ve Macaristan’daki liderlere vatandaşları için demokrasiye dönmekten başka çare olmadığını göstermeli. Çünkü iki ülkede Ukrayna’yı işgal eden Rusya’ya karşı baş edebilmek için AB’ye muhtaç ” ifadesini kullandı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

16 Günde 7 Bin 145 Deprem Oldu

Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ’da büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremler sonrası, bölgede 7 bin 145 deprem çözümü yapıldığı açıklandı.

Haber Merkezi / Son resmi kayıtlara göre 42 bin 310 can kaybının meydana geldiği Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerin üzerinden iki haftadan fazla süre geçmesine rağmen artçı sarsıntılar sürüyor.

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener, 10 kentte büyük yıkıma sebep olan depremlerin meydana geldiği 6 Şubat’tan, 21 Şubat saat 20.30’a kadar bölgede 7 bin 145 sarsıntı kaydettiklerini duyurdu.

Özener, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda bu depremlere ilişkin grafikler de yayınladı. Özener’in paylaşımı şu şekilde:

“6 Şubat 2023 saat 04:17’de Sofalaca- Şehitkamil-Gaziantep ve 13:24’de Ekinözü-Kahramanmaraş’da meydana gelen depremlerin ardından, 21 Şubat 2023 saat 20:30 itibarıyla bölgede toplam 7145 adet deprem çözümü yapılmıştır.”

“İstanbul’da 7 yıl içinde deprem olasılığı yüzde 64”

Öte yandan Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Doğan Kalafat yaptığı açıklamada, “7 sene içerisinde yüzde 64 olasılıkla İstanbul’da 7’nin üzerinde bir deprem olacak” ifadelerini kullandı.

Haber Global’e konuşan, Doğan Kalafat’ın İstanbul depremi ile ilgili açıklaması şöyle:

“Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın orta kesiminde de bir deprem olabilir. Ancak Marmara Denizi kaynaklı bir olacaktır. Bunun tehlikesi bellidir. Marmara’da fay oradan geçti buradan geçti konuşmamıza gerek yok. Marmara Denizi’nin içerisinde geçen bir kol.

Bu kol 7’nin üzerinde bir deprem üretecektir. Bunun yeri bellidir ama zamanını söyleyebilmemiz mümkün değil. Yalnızca yapabileceğimiz istatiksel çalışmalardır. Bu da işte 2030’a kadar yüzde 64 olasılık, 2050’ye kadar yüzde 75 olasılık 2090 kadar yüzde 95 olasılıkla bu deprem olacaktır.”

Paylaşın

“İstanbul’da 7 Yıl İçinde Deprem Olasılığı Yüzde 64”

İstanbul depremi ile ilgili açıklama yapan yetkililer arasına Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Doğan Kalafat da katıldı. Kalafat, “İstanbul’da 2030 yılına kadar yüzde 64 olasılıkla 7’nin üzerinde bir deprem olacaktır” dedi.

Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 9 saat arayla meydana gelen depremler 11 ilde büyük yıkıma neden oldu. Depremlerde 40 binden fazla kişi yaşamını yitirdi, on binlerce kişi yaralandı.

Kahramanmaraş depreminin etkileri geçmemişken dün de Hatay’da 6,4 ve 5,8 büyüklüğünde depremler meydana geldi. Hatay depremlerinin ardından İstanbul’da beklenen olası deprem üzerine tartışmalar ve açıklamalar arttı.

Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Doğan Kalafat yaptığı açıklamada, “7 sene içerisinde yüzde 64 olasılıkla İstanbul’da 7’nin üzerinde bir deprem olacak” ifadelerini kullandı.

‘7’nin üzerinde bir deprem’

Haber Global’e konuşan, Doğan Kalafat’ın İstanbul depremi ile ilgili açıklaması şöyle:

“Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın orta kesiminde de bir deprem olabilir. Ancak Marmara Denizi kaynaklı bir olacaktır. Bunun tehlikesi bellidir. Marmara’da fay oradan geçti buradan geçti konuşmamıza gerek yok. Marmara Denizi’nin içerisinde geçen bir kol.

Bu kol 7’nin üzerinde bir deprem üretecektir. Bunun yeri bellidir ama zamanını söyleyebilmemiz mümkün değil. Yalnızca yapabileceğimiz istatiksel çalışmalardır. Bu da işte 2030’a kadar yüzde 64 olasılık, 2050’ye kadar yüzde 75 olasılık 2090 kadar yüzde 95 olasılıkla bu deprem olacaktır.”

Paylaşın

Erdoğan’ın ‘Ahlaksız, Namussuz, Adi’ Muhalefet Liderlerinden Tepki

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kızılay nerede” diyenleri hedef alarak, “Ahlaksız, namussuz, adi” sözlerine GP Lideri Ahmet Davutoğlu ve DEVA Partisi Lideri Ali Babacan tepki gösterdi.

Haber Merkezi / Babacan, “Cumhura küfreden, hakaret etmeden konuşamayan Cumhurbaşkanı mı olur?” derken, Davutoğlu,  ‘Yusuf Has Hacib’ göndermesi yaptı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, depremin hasara neden olduğu kentlerden Osmaniye’ye düzenlediği ziyaretteki açıklamasında “Çıkmış biri Kızılay nerede diyor, be ahlaksız be namussuz be adi… Günde 2,5 milyon insana bu Kızılay yemeğini ulaştırıyor…” sözleri sosyal medyada tartışmalara yol açarken, siyasilerden de tepkiler gelmeye devam ediyor.

Erdoğan’ın sözlerine ilişkin isim vermeden sosyal medya hesabından bir paylaşım yapan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Yusuf Has Hacib’in “Dil, akıl ve bilginin tercümanıdır” deyişiyle gönderme yaptı.

Gelecek Partisi lideri ayrıca, “Akıl, bilgi, ahlak ve edep seviyesi sebep, küfür ve hakaret dili sonuçtur” değerlendirmesini yaptı.

“Hakaret etmeden konuşamayan Cumhurbaşkanı mı olur?”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

“Depremin yaralarını saracağına, depremzedelere yardım ulaştıracağına halkımıza hakaret ediyor. Cumhura küfreden, hakaret etmeden konuşamayan Cumhurbaşkanı mı olur?”

TİP’ten istifa çağrısı

Türkiye İşçi Partisi (TİP) ise resmi sosyal medya hesaplarında konuşmasından bir görsel kullanarak Erdoğan’ı istifa etmeye çağırdı.

TİP Genel Başkan Yardımcısı Barış Atay da, paylaştığı bir videoda, ““Çadırı bulan da kendimiz, kurmaya çalışan da kendimiz, üzerimize çökmek üzere olan binaların yanında yer bulmaya çalışan da biziz. Sizin hiçbir şey yaptığınız yok burada!” dedi.

Paylaşın