Bakan Soylu Açıkladı: Depremlerde Can Kaybı 43 Bin 556’ya Yükseldi

Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ’da büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerde can kaybı  43 bin 556’ya yükseldi. 

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, TRT Haber’de merkez üssü Kahramanmaraş olan depremlerle ilgili açıklamalarda bulundu. Soylu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Sabah 04.19 veya 20’ydi AFAD Başkanı aradı ve Maraş-Osmaniye hattında deprem olduğunu söyledi. Tabi 7’nin üzerinde bir deprem olduğu bilgisi gelince elbette ülkemiz açısından ciddi bir sonuca yol açacağı hissi kapladı. Alanın bu kadar yaygın olabileceğini düşünmedim. Sonra da Cumhurbaşkanımızı aradım, bilgi verdim. Genel tabloyu alınca epey bir yaygın hale döndü.

İnsanlarımız hayatını kaybettiler, bir taraftan da medeniyetimizin en önemli sütunları devrildi ve yerle yeksan oldu. Deprem olarak değerlendirmek örtüşmüyor zihnimde. Hatay ters dönmüş. Özellikle Hatay’ın içerisinde gezerken binaların birbirine girdiğini gördüm. Bizim neslimiz bunu gördü, bundan sonraki nesiller görmesin.

Burada bir devletin milletiyle bir bütünlük içinde olduğunu gördük. Depremin o günkü şartlarında yollar kapalı, havalimanları kapalı, telefonlar, elektrik, su hiçbir şey söz konusu değil. Arama kurtarmaya odaklandık. 11 il ve 26 bin enkaz, yıkılmış bina ve bunun her birinde aynı anda arama kurtarma çalışması yapılması lazım.

17. günde geldiğimiz nokta şurası: Sadece Hatay’da 2 bina var, altında cenaze olduğunu düşündüğümüz, değerlendirdiğimiz. Bir ihbar sonucu çalışmaya başladık. Diğer tarafların tamamında arama kurtarma çalışmaları sona erdi. Yaklaşık 313 bin çadır bütün bölgeye dağıtıldı, çadır kentler kuruldu, konteynerler kurulmaya başlandı.

Konteynerlerin altyapısının bir kısmı oluşturuldu, bir kısmı oluşturuluyor. Bütün hastaneler işlevselliğini devam ettiriyor. Kamunun bütün gücü sahada. Bütün bunların yanı sıra da köylere kadar ulaşıldı. Birinci, ikinci ve üçüncü gün gidilemeyen köylerin tamamına helikopterlerle sortiler yapıldı, off-road araçları geldi onlar yönlendirildi. Her tarafa mümkün olduğu ölçüler içerisinde herkese ve her şeyle ulaşıldı.

Bu depremde, son vefat sayımız 43 bin 556. Bu az bir rakam değil. Her bir insanımızın kendine ait bir değeri, yaşanmışlığı vardır. Ve biz bu insanlara, vefat eden vatandaşlarımıza karşı da sorumluyuz. Bu travma ancak büyük bir birlik ve beraberlikle atlatılır. Bu işin içinde daha güçlü bir şekilde çıkacağız.

Bakan Kurum: 156 bin bina yıkık, acil yıkılacak ya da ağır hasarlı

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından 156 bin binanın yıkık, acil yıkılacak ve ağır hasarlı olduğunun tespit edildiğini bildirdi.

“Bakanlık olarak; 200 bin konutumuzun, tüm mikro- bölgeleme, jeolojik ve zemin etütlerini tamamladığımız ve buna göre yer seçimini yaptığımız alanlarda, ilk konutlarımızın sözleşmelerimizi imzaladık” diyen Bakan Kurum, şu bilgileri verdi:

“Bu kapsamda; Gaziantep Nurdağı’nda 456, İslahiye’de 399, Adıyaman Kâhta’da 297, Kilis Merkez’de 645 olmak üzere toplam 1797 yeni yuvamızın sözleşmelerini imzaladık, inşa sürecine başladık.”

Depremde yıkılan binalar nedeniyle tutuklananların sayısı 160’a yükseldi

Anadolu Ajansı, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından açılan soruşturmalarda tutuklananların sayısının 160’a yükseldiğini yazdı. AA muhabirinin edindiği bilgiye göre soruşturmalarda 564 şüpheli bulunuyor.

Bunların 175’i adli kontrolle serbest bırakılırken 18 kişi hâlâ gözaltında. 62 şüpheli gözaltı işleminin ardından serbest bırakılırken altı zanlının da yurt dışında olduğu tespit edildi. AA, hırsızlıklara dair açılan soruşturmalarda ise 282 şüpheliden 181’inin tutuklandığını aktardı.

Bakan Yanık: Sitemizde refakatsiz çocuklar için yeni sorgu ekranı açtık

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, deprem sonrası aileleri tespit edilemeyen ve refakatçisi olmayan çocuklara dair, bakanlığın internet sitesinde yeni bir sorgu ekranı açtıklarını duyurdu.

Yazılı bir açıklama yapan Yanık, TÜBİTAK’ın da yüz tanıma ve eşleştirme sistemiyle çocukların kimliğini tespit etmeye yardımcı olduğunu, DerinGÖRÜ adı verilen uygulama sayesinde 206 çocuğun eşleştirmesinin yapıldığını ve 105 çocuğun ailelerinin tespit edildiğini belirtti.

Yanık deprem bölgesinde refakatçisi olmayan bir şekilde bulunan 1.858 çocuktan 1.314’ünün ailelerine teslim edildiğini, geri kalan 451 çocuğun hastanelerde, 93 çocuğun ise bakanlığa bağlı çocuk kuruluşlarında bulunduğunu ekledi.

Bakan Koca hasar alan ve tahliye edilen hastaneler hakkında bilgi paylaştı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, depremden etkilenen bölgelerdeki hastanelere dair son bilgileri paylaştı.

“Reyhanlı, İskenderun B Bloğu, Kırıkhan Devlet Hastaneleri yapılan taramada hafif hasarlı ve kullanılabilir durumdadır. Buna rağmen tahliye edilmiştir” diyen Koca, bu hastanelerdeki 95 yoğun bakım hastasının Ankara, Adana ve Dörtyol hastanelerine tahliye edildiğini söyledi.

Koca “Adana Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi’nde orta düzeyli hasar tespit edilmiştir. Vakit kaybetmeden hastaları diğer hastanelere gönderdik” dedi.

Bölgeye kurulan sahra hastanelerinde tomografi cihazı dahil her türlü ekipmanın olduğunu vurgulayan Koca, “Bu ülkenin işinde en iyi doktorları, hastanın dilinden en iyi hemşireleri burada. Bugüne kadar 212 bin 45 muayene yaptık. Sağlık hizmetimiz ihtiyaçlara cevap verecek şekilde devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Hükümet Kalıcı Konutlar İçin Neden Aceleci?

Türkiye Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli büyük depremlerin şokunu henüz atlatamamış ve depremzedelerin ihtiyaçları tam olarak karşılanamamış iken hükümet kalıcı konutlar için neden acele ediyor?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Tıpkı şehir merkezlerimiz gibi köylerimizi de bir yıl içinde ayağa kaldırmayı hedefliyoruz. Bir yıl içerisinde kalıcı konutları yetiştireceğiz ve vatandaşlarımızı yerleştireceğiz” demişti.

Siyaset bilimci Berk Esen’e göre bu acelenin ve Erdoğan’ın açıklamalarındaki motivasyonun arkasında yaklaşan seçimler olduğu kadar aynı zamanda rejimini ayakta tutabilme çabası bulunuyor.

Kalıcı konutlara bu kadar erken başlanması en başta depremzedeler olmak üzere seçmenler nezdinde istenen olumlu sonucu yaratır mı?

Berk Esen, buna şu aşamada net bir yanıt vermenin zor olacağını söyleyerek seçim tarihi, siyasi aktörlerin nasıl davranacağı, muhalefetin politikaları, ekonomik krizin gidişatı gibi farklı değişkenlere dikkat çekiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gaziantep’te depremden etkilenen bölgeler için kalıcı konut yapımına ilişkin bilgi vererek “Önümüzdeki ay içinde toplam 200 bin konutun inşası için ilk kazmayı vuracağız. Deprem bölgesindeki 11 ilimizde konut ve köy evi olarak Mart ayında inşasına başlayacağımız hane sayısı 270 bini bulacaktır. İlerleyen aylarda tespitlere göre tüm deprem bölgesinde bu sayıları tekrar belirleyeceğiz” dedi.

Erdoğan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada ise depremden etkilenen bölgelerin bazılarında toplamda 1.797 konutun inşasına dün itibarıyla başlanacağını belirterek “Mart ayında deprem bölgelerinin tamamında inşa ve ihya faaliyetlerimize başlayacak bu büyük felaketin izlerini ortadan kaldıracağız” dedi.

Ancak şehir plancıları bu kadar erken hareket edilmesinin sakıncalarına dikkat çekiyor. Siyaset bilimciler ise bu adımlardaki hızı AKP’nin yaklaşan seçimlere yönelik yatırımı olarak değerlendiriyor.

Felaketin izleri hemen kalkar mı?

Depremden etkilenen yerleşim yerlerinin toplam nüfusunun yaklaşık 13,5 milyon olduğu tahmin ediliyor. Deprem bölgesinde 123 şehir (10 il merkez yerleşimi ve 113 ilçe merkez yerleşimi) ve coğrafyaya dağınık halde 6 bin civarı da köy bulunduğu belirtiliyor.

Depremzedelerin güvenli konut alanlarına bir an önce erişmelerinin en temel beklenti olduğunu belirten TMMOB Şehir Plancıları Odası, “Yapılması gerekenler bellidir ve belirli bir program dâhilinde mümkün olan en kısa sürede, ancak bilim, teknik ve şehircilik ilkelerinden taviz vermeden gerçekleştirilmesi durumunda doğru sonuca ulaşabilmemiz mümkün olacaktır” uyarısında bulunuyor.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in sorularını yanıtlayan Şehir Plancıları Odası Genel Sekreteri Ayhan Erdoğan, halen enkaz kaldırma çalışmalarının tamamlanmadığını, depremzedelerin geçici olarak kalacakları çadır ve konteyner ile ilgili sorunların da çözümlenemediğini belirterek konutlardan önce öncelikli olması gerekenleri şöyle anlatıyor:

“Birincisi halen artçı depremler devam ediyor ve bölge beşik gibi sallanıyor. İkincisi enkaz kaldırma çalışmaları tamamlanmadı, hâlâ göçük altında yurttaşlarımız var. Üçüncüsü depremzedelerin nitelikli barınma koşullarına henüz erişemediğini görüyoruz. Konteyneri geçtim çadıra dahi erişim çoğu yerde mümkün değil.”

Depremden ağır etkilenen Hatay’da iki gün önce meydana gelen yeni depremlerde 6 kişi yaşamını yitirmişti.

Geçici barınma alanlarının da nitelikli olması gerektiğini ve bütün afetlerde ilk olarak nitelikli bir şekilde geçici barınma alanlarını kurmak şeklinde oturmuş bir uygulama bulunduğunu söyleyen Ayhan Erdoğan, bu sayede kalıcı konutlar inşa edilinceye kadar zaman kazanılacağını ve yurttaşların mağdur olmayacağını belirtiyor.

Şehir plancısı Erdoğan, “Bizde ise şu anda bu süreç tam tersi ilerliyor. Nitelikli barınma koşullarına ulaşamayan binlerce yurttaş var ama biz gidip doğrudan kalıcı konut yapmaya çalışıyoruz” diye konuşuyor.

“Mülkiyet sınırları yeniden belirlenmeli”

Bu arada jeologlara göre 6 Şubat’taki depremlerde fay hatlarının kırılması ile farklı bölgelerde tahmini olarak 3-7 metre aralığında yer kaymaları da oldu.

Erdoğan, bu tespiti hatırlatarak bunun kalıcı konutlarla ilgili yönünü şöyle aktarıyor:

“Bu bölgelerde kaymalar nedeniyle mülkiyet sınırları değişmiş durumda. Yani mesela sizin bir tapunuz var, o tapunun yeri değişti. Haritaların tamamının değişmesi lazım ki üzerine tekrardan bir şey yapılabilsin. Bunlar da zaman alan şeyler.”

Uzmanlar deprem bölgelerinde kalıcı konutların inşası için öncelikli zemin etütlerinin çok iyi yapılması gerektiğine işaret ederek aynı zamanda gerekli tüm bilimsel etütlerin yapılmasının ardından fay hatlarına uzaklık, depreme dayanıklı malzemeler ve doğru inşaat teknikleri gibi çok sayıda parametrenin iyi hesaplanması gerektiğini vurguluyor.

Erdoğan, tüm bu etütlerin bilimsel olarak tamamlanmasının zaman alacağını söyleyerek “Diyelim ki siz muhteşem bir performans sergilediniz. Bir yılda 200 bin konut inşa ettiniz. Bunu başarmış olsanız dahi ürettiğiniz mekâna kent denilemez. Kent çünkü sadece konutlardan oluşmuyor. Böyle bir yer en fazla yatakhane olabilir” yorumu yapıyor.

Dünyanın hiçbir yerinde afet sonrası şehirleri yeniden ayağa kaldırmak ve kalıcı barınma yerleri inşa etme işinin böyle yapılmadığını belirten Erdoğan, “Bu süreç maalesef böyle bir afetten hiçbir şekilde ders alınmadığını gösteriyor” diyor.

Peki Türkiye büyük depremlerin şokunu henüz atlatamamış ve depremzedelerin ihtiyaçları tam olarak karşılanamamış iken hükümet kalıcı konutlar için neden acele ediyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tıpkı şehir merkezlerimiz gibi köylerimizi de bir yıl içinde ayağa kaldırmayı hedefliyoruz. Bir yıl içerisinde kalıcı konutları yetiştireceğiz ve vatandaşlarımızı yerleştireceğiz” demişti.

Siyaset bilimci Berk Esen’e göre bu acelenin ve Erdoğan’ın açıklamalarındaki motivasyonun arkasında yaklaşan seçimler olduğu kadar aynı zamanda rejimini ayakta tutabilme çabası bulunuyor. Esen bunu şöyle açıklıyor:

“Şu ana kadar AKP iktidarı iki sac ayağı üstünde gidiyordu. Biri kendisine destek veren, sürekli kaynak dağıttığı ve nemalandırdığı ekonomik bir elit. İkincisi de kaynak dağıtarak yanlarında tuttukları kadrolar ve seçmenler. AKP’nin bu iki grubu elinde tutmak için kullandığı ve daha çok inşaata dayalı, doğal kaynakları sömüren bir ekonomik modeli vardı. Deprem bir dış şok olarak rejimi vurdu ve ağır sarstı. Şu an ise aslında Erdoğan aynı model ile buna cevap vermeye çalışıyor.”

Hükümetin yardım kampanyaları ve dışardan gelen desteklerce ciddi bir para topladığını söyleyen Esen, şu an yeni inşaat projelerine yatırılacak milyarlarca liralık bir fonu bulunduğunu ve bunun da “bazılarının ağzını sulandırabileceğini” kaydediyor.

Esen, Erdoğan’ın bu rantı kendisine destek veren ekonomik elitlere dağıtarak sac ayağının birincisini yanında tutmaya çalışacağını ifade ederek ikinci sac ayağı olan seçmenlere yönelik olası söylemi ise şu sözlerle anlatıyor:

“Seçmenlere de gidip ‘Evet, evinizi kaybettiniz ama bir yıl zaman verin, durumu toparlayacağım. O esnada da size yardım dağıtacağım, kira yardımı yapacağım. Ailesinde ölenler varsa 100 bin lira yatıracağım’ diyor. Onlara öyle bir kaynak dağıtım sözü veriyor. Bu zaten AKP’nin modeli. Yani seçim kazanmak ilk istekleri ama bence genel olarak bu rejimin ayakta kalmasının gerekleri.”

Seçmenler ikna olur mu?

Peki kalıcı konutlara bu kadar erken başlanması en başta depremzedeler olmak üzere seçmenler nezdinde istenen olumlu sonucu yaratır mı?

Esen buna şu aşamada net bir yanıt vermenin zor olacağını söyleyerek seçim tarihi, siyasi aktörlerin nasıl davranacağı, muhalefetin politikaları, ekonomik krizin gidişatı gibi farklı değişkenlere dikkat çekiyor.

Seçimlerin normal zamanında olması durumunda 18 Haziran’da yapılması gerekiyor. Ancak Cumhur İttifakı’nın deprem öncesindeki tutumu tarihin erkene çekilmesi ve 14 Mayıs’ta yapılmasıydı. 6 Şubat’taki depremin ardından ise Mayıs ya da Haziran’a ilişkin kesin bir sonuç bulunmuyor.

Esen, bunun AKP için çok ağır bir darbe olduğunu ve bunu kim reddediyorsa yanlış bir analiz yapacağını söyleyerek “Bir grup seçmeni yine de etkileyecektir. Ama o grup ne kadar büyük ve Erdoğan’ın seçilmesine yetecek kadar büyük mü? Bunlar bende şu an için soru işareti” yorumu yapıyor.

Deprem benzeri büyük felaketler sonrası bu afetin sorumluluğunun kime atfedildiğinin önemli olduğunu belirten Esen, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bu afet Allah’tan mı geldi? Belediye başkanından mı yani yerel yöneticiden mi geldi? Yoksa Erdoğan’dan mı geldi? Otoriter rejimlerde lider kendisinden bu sorumluluğu mümkün olduğunca uzakta tutabiliyor. Ancak bu aktif bir süreç ve bu uzak tutma işini bir noktaya kadar yapabilirsiniz.”

Esen’e göre süreç içinde muhalefetin birlik olarak seçmenlere alternatif çözümler sunabilmesinin de büyük önemi bulunuyor.

Paylaşın

İsrail’den Filistin’in Nablus Kentinde Operasyon: 10 Ölü, 102 Yaralı

Filistin yönetimi altındaki Batı Şeria bölgesinin kuzeyinde son bir yıldır operasyonlarına ağırlık veren İsrail ordusu, son olarak Nablus kentinde düzenlediği operasyonda en az 10 kişi öldü, 102 kişi de yaralandı.

İsrail ordusu da Nablus kentinde bir operasyon düzenlendiğini doğrularken, askerlerin kente, daha önce Batı Şeria’da silahlı çatışmalara karışmakla suçlanan üç militanı tutuklamak için girdiğini ve bu üç kişinin saklandıkları yerde kuşatıldığını bildirdi.

Ordu, şüphelilere yönelik teslim olmaları yönündeki çağrıya ise karşı taraftan ateşle karşılık verildiğini ve çıkan çatışmada üç militanın da öldürüldüğünü, İsrail askerleri arasında ise ölen ya da yaralanan olmadığını aktardı.

Filistin Sağlık Bakanlığı 72 yaşındaki Adnan Saabe Baara’nın baskın sırasında öldürüldüğünü belirtti. Bakanlığa göre 61 yaşındaki Abdül Hadi Ashgar ve 16 yaşındaki Mohammed Shaaban da ölenler arasında.

Ölenlerden altısının da Aslan Yuvası adlı örgütün üyeleri olduğu belirtildi. İslami Cihat da ölenler arasında yerel komutanlarından biri olduğunu açıkladı. Sağlık Bakanlığı, 102 kişinin de yaralandığını belirtti.

Üst düzey Filistinli yetili Hüseyin el Sheikh, yaşananları kınadı ve “katliam” diye tanımladı. Filistin lideri Mahmud Abbas’ın bir sözcüsü de, yaşananlarda İsrail hükümetini sorumlu tuttu.

Geçen yıl Ekim ayında, yine İsrail ordusunun Nablus kentinde, “Aslanlar Yuvası” adlı bir örgüte karşı düzenlediği operasyonda beş Filistinli öldürülmüştü. Söz konusu örgüt, İsrailli siviller ile askerlere saldırılar düzenlemekle suçlanıyor.

Bu yıl şu ana dek baskınlarda aralarında siviller ve militanların da olduğu en az 50 Filistinli öldü, Filistinlilerin İsraillileri hedef alan saldırılarındaysa 11 kişi yaşamını yitirdi.

Filistin yönetimi altındaki Batı Şeria bölgesinin kuzeyinde son bir yıldır operasyonlarına ağırlık veren İsrail ordusu, bu operasyonlara gerekçe olarak, “terörist faaliyetlerinden” kuşkulanılan Filistinli militanların takibini gösteriyor.

Filistinli silahlı grupların kaleleri olarak görülen Nablus ve Cenin kentleri, bölgede İsrail baskınlarının en yoğun yaşandığı şehirler.

Paylaşın

“Not Alıyoruz” Sözlerine Karamollaoğlu’ndan Sert Tepki

Partisinin genel merkezinde gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan SP Lideri Temel Karamollaoğlu, AK Parti ve MHP’den gelen “not alıyoruz” açıklamalarına tepki gösterdi.

Haber Merkezi / Karamollaoğlu, “Beyefendiler bunları soranları not alıyorlarmış, tek tek defter tutuyorlarmış. Uzmanların dile getirdiklerini not almayanlar, yapılacak hazırlıkların defterini tutmayanlar; elbette ancak bunları not alır. Hodri meydan!” dedi ve ekledi:

“Biz de vatandaşlarımız da notlarımızı aldık, defterimizi tutuyoruz. Zira birlik ve beraberlik çağrımız sizin nezdinizde yine karşılık bulmadı, yine çözümü değil algıyı öncelediniz. Şefkat ve merhameti değil öfke ve nefret dilini tercih ettiniz, en azından bu kez kucaklayıcı olabilirdiniz fakat siz yine kutuplaştırmayı tercih ettiniz.

‘Beton karın doyurmaz’ dedik, ‘aşırı ve yanlış betonlaşma öldürür’ dedik, dinletemedik; şimdi yine insanı değil inşaatı önceliyorsunuz, hem de müthiş bir acelecilikle. İnsanın yüreği yanıyor; her seferinde en yanlış kararlar nasıl alınıyor hakikaten akıl alır gibi değil.”

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, açıklamasının bir bölümünü daha sonra sosyal medya hesabından paylaştı:

“Beyefendiler not alıyorlarmış, tek tek defter tutuyorlarmış! Uzmanların dile getirdiklerini not almayanlar, yapılacak hazırlıkların defterini tutmayanlar; elbette ancak bunları not alır! Hodri meydan! Biz de vatandaşlarımız da notlarımızı aldık, defterimizi tutuyoruz!”

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Biz afet bölgemizde vatandaşlarımızla birlikte olduğumuz için siyasi tartışmaların parçası olmadık. Cumhurbaşkanımıza ve bizlere söylenen sözleri şimdilik not ediyoruz” demişti.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de partisinin grup toplantısında Çelik’in sözlerine benzer açıklamalarda bulunarak “Depremden menfaat devşirmenin arayışında olanlar ahlaksızlığın markalarıdır. Bunları tek tek not aldığımız da bilinmelidir” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

HDP’li Buldan’dan İktidara: Hesap Vere Vere Gideceksiniz

İskenderun Kriz Koordinasyon Merkezinde açıklama yapan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “Sanki bu depremde hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi davrananlar şunu bilsin ki hesap vereceksiniz. Binlerce insanımızın enkaz altında kalmasından dolayı hesap vereceksiniz. Bu halk sizlerden hesap soracak. 20 yıldır topladığınız yaklaşık 40 milyar dolarlık deprem vergisini, depremin dışında her yerde çar çur etmenizden dolayı insanlar sizden hesap soracak” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Dolayısıyla bütün bunlar yaşanırken ‘bana bir yıl verin’ diyen Cumhurbaşkanına sesleniyoruz; bu ülkenin, halkların, toprakların, coğrafyanın bırakın size bir yıl bir gün dahi tahammül edecek gücü kalmamıştır. Bir yılı size ödül olarak hiç kimse vermeyecek çünkü gideceksiniz. Bu halk sizden hesap soracak, hesap vere vere gideceksiniz.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ve beraberindeki heyet depremin ağır yıkımlara neden olduğu Hatay’a gitti. İlk olarak İskenderun’a geçen Buldan’a siyasetçiler Ahmet Türk, Sırrı Sakık, DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk, ve parti bileşenlerinin Eş Başkanları, Başkanları ve Sözcüleri eşlik etti.

İskenderun Kriz Koordinasyon Merkezinde açıklama yapan Buldan şunları söyledi:

“Bütün depremzedelere ve halkımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Yaşamını yitiren bütün insanlarımıza Allahtan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum. Hastanelerde ve çadırlarda tedavi görmekte olan insanlarımıza bir an önce sağlıklarına kavuşmalarını ve acil şifa dileklerimi iletiyorum. Bugün burada bileşen, ittifak partilerimizle, DTK ve buna benzer kurumlarla birlikte depremzedelerimizi ziyaret etmek ve acılarımızı sarıp, hafifletmek üzere bir ziyaret gerçekleştirdik.

Bugün burada bir kez daha acının ne kadar büyük olduğunu, bu yıkım ve felaketin ne kadar büyük olduğunu gözlerimizle gördük. Acı büyük yıkım büyük ancak bütün bunlar karşısında büyük bir dayanışmanın olduğunu da gördük. Belki de bizleri ayakta tutan tek şey bu tür afetlerde dayanışmadır, birlikte omuz omuza yürümektir ve dayanışmanın acıyı hafifletmesinin bize verdiği güçtür.

“Depremden sonra ortada olmayanlar şimdi enkazları kaldırmak için seferber olmuşlar”

Hatay başta olmak üzere bütün kentlerimizde hala eksikliklerimizin olduğunu da görüyoruz. İnsanlar hala enkaz başında yakınlarının cenazesinin çıkmasını beklerken bir yandan da eksi dereceye düşen gecelerde üşümenin ve buna benzer mağduriyetlerin yaşandığını hala görüyoruz. Çadır eksikliğinin özellikle çok fazla olduğu ısınma ve barınmanın çok fazla yaşandığı bu kentte feryatları duyuyoruz.

Çadıra ve barınmaya ihtiyaç var. Enkazın altından insanların çıkarılmasına ihtiyaç var. İlk günlerde hiçbir şekilde müdahale edilmeyen iş makinalarının olmadığını bu kentte bugün bakıyoruz ki iş makinaları enkazları kaldırmak için sıraya girmişler.

Depremzedelerin yakınlarının enkazın altında bırakılanların feryadı özellikle cenazelerine bir an önce kavuşmak ve bu cenazelerin vücut bütünlüğünün bozulmadan dini vecibelerin yerine getirilerek gömülmesi, defnedilmesidir. Fakat öyle bir şeyle karşı karşıyayız ki o gün ortada olmayanlar bugün bir seferberlik içerisinde iş makinalarını enkazların olduğu yerde kullanmaya başlamışlar.

Buradan uyarıyoruz, vücut bütünlüğü bozulmadan o cenazelerin enkaz altından çıkarılması, dini, vicdani ve ahlaki olarak bir gerekliliktir. Yine bunun yanında hukuki anlamda da özellikle enkazların kaldırılmasının, daha sonra bizlere delil olarak sunulacak olan malzemelerin ortadan kaldırılmasının da büyük bir suç olduğunun altını önemle çizmek istiyorum. Bunlar gerçekleştirilmeden enkazın kaldırılmasının büyük bir suç olduğunu ifade ediyorum.

“Büyük bir suç işleniyor; bu halk sizden hesap soracak, hesap vere vere gideceksiniz”

Bugün sorumluluğu olanlar sanki yaşanan bu depremde hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi davrananlar şunu bilsin ki hesap vereceksiniz. Binlerce insanımızın enkaz altında kalmasından dolayı hesap vereceksiniz. Bu halk sizlerden hesap soracak. Binalara imar affı çıkarmanızdan dolayı, enkazın altında kalan insanları çıkarmadan enkaz işlemlerine başladığınız için sizlerden hesap soracak.

20 yıldır topladığınız yaklaşık 40 milyar dolarlık deprem vergisini, depremin dışında her yerde çar çur etmenizden dolayı insanlar sizden hesap soracak. Dolayısıyla bütün bunlar yaşanırken “bana bir yıl verin” diyen Cumhurbaşkanına sesleniyoruz, bu ülkenin, halkların, toprakların, coğrafyanın bırakın size bir yıl bir gün dahi tahammül edecek gücü kalmamıştır. Bir yılı size ödül olarak hiç kimse vermeyecek çünkü gideceksiniz. Bu halk sizden hesap soracak, hesap vere vere gideceksiniz.

“Bu afetlerden kurtulmanın ilk adımı AKP ve MHP iktidarını göndermektir”

Bu depremden, afetlerden kurtulmanın ilk adımı AKP-MHP iktidarını göndermektir, bunun altını önemle çiziyorum. Bu halklara yaşattığınız acının verdiğiniz zulmün artık bundan ötesi olmadığını bilerek, herkesin, Türkiye halklarının, kamuoyunun bu bilinçle AKP’nin artık siyasi arenadan ve tarihten silinmesi için birlikte hareket etme zamanı gelmiştir.

Mücadele önemlidir, örgütlülük önemlidir, dayanışma önemlidir. Bütün bunların farkındayız, bütün bunların farkında olarak ayakta olduğumuzu biliyoruz. Ancak atacağımız ilk adım AKP ve MHP iktidarını göndermek olacak. Ben bir kez daha burada yaşamını yitiren insanlarımıza rahmet, yakınlarını kaybeden herkese geçmiş olsun ve sabır dileklerimi iletiyorum. Hepimizin başı sağ olsun, Allah hepimize sabır versin.

“Bu felaketin en büyüğü iktidarın yarattığı felakettir”

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’dan önce konuşan Ahmet Türk ise şunları söyledi:

“Bu coğrafyada halklarımız demokrasiye inanan insanlarımız, içinde halk sevgisi olanlar birinci gün harekete geçti. Yaraları sarmaya, azaltmaya yönelik büyük bir çaba gösterdi. Ama ne yazık ki devlet 3-4 günde bırakın halka ulaşmayı halka ulaşmak isteyenleri bile engelleyen bir tavır ve tutum içinde oldu. Elbette bu felaketin en büyüğü iktidarın yarattığı felakettir.

Deprem üzerinden ikinci bir felaketin yaratılmasıdır. Yalnız şunu gördük bu ülkede Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla herkes bu felakette mağdur olan depremzedelerin yaralarını, acılarını azaltmaya yönelik büyük bir çaba gösterdiler. Bu gelecek için bize büyük bir umut verdi. Halklarımızın ortaklaşması, halklarımızın dayanışma içinde olması bizler için çok önemlidir. İnanıyorum ki devletin bu duyarsızlığına karşı halklarımızın bugün duyarlı bir şekilde davranması bize gelecekle ilgili umut veriyor. Sosyalist partiler, dostlar ve duyarlı kesimlerle burada bir aradayız.

Gerçekten doğru bir dayanışmayı en doğru şekilde gerçekleştirmek için çaba gösteriyoruz. Pazarcık’ta Adıyaman’da bir çok yerde bizim çalışmalarımızı engellemek isteyen halka yardımları engellemek isteyen bir zihniyetle karşı karşıyayız.

Tekrar bu depremde yaşamını yitiren bütün canlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Bu acıları azaltmak için uzun süreli bir çaba içinde olacağız. Depremin yarattığı felaket bir iki günde giderilecek bir durum değil. Uzun süre halkımızla dayanışma içinde olmak için çaba içinde olacağız. Başımız sağolsun. “

Paylaşın

RTÜK, Tele 1, Halk TV Ve Fox TV’ye Ceza Yağdırdı

Haftalık olağan toplantısında deprem yayınlarını mercek altına alan ve 5 ayrı dosyayı karara bağlayan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), TELE1’e yüzde 5 para, 5 kez de program durdurma cezası, Halk TV ve Fox TV’ye yüzde 3’er para cezası verdi.

Haber Merkezi / Tele 1’in “18 Dakika” programında Merdan Yanardağ’ın depremdeki yıkımın sorumlusunun siyasi iktidar ve belediyeler olduğunu öne sürmesi ve “İnsanlar bile bile bu merkez sağ, muhafazakâr partilere, gerici partilere oy vermeye devam ettiler. Gölcük depreminin nedenini Ya işte oradaki Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın, Donanma Komutanlığı’nın orduevinde dans ediyorlardı, bu yüzden Allah’ın cezası onları vurdu. diyen zihniyet bugün iktidardır” şeklindeki sözleri de yayıncılık ilkesi ihlali kabul edildi. RTÜK, Tele 1 hakkında üst sınırdan idari para cezası ve yine üst sınırdan 5 kez program durdurma cezası kararı verdi.

Tele 1’in “Forum” programında ise, sunucu Namık Koçak’ın Macar Arama Kurtarma ekibinin başından geçtiğini iddia ettiği, “Bir benzinlikte pet şişe suyun dövizle parasını istediler” şeklindeki sözleri rapora konu oldu. Üst Kurul, Tele 1’e üst sınırdan idari para cezası yaptırımı uyguladı.

Halk TV’nin iki ayrı dosyası görüşüldü. “Büyük Felaket Özel Yayın” programında TİP Milletvekili Ahmet Şık’ın “Buradaki tablodan sonra herkes şunu kafasına kazıyabilir. Bu ülkede böyle bir devletin düşmanı olmak haktır ve meşrudur” şeklindeki sözleri nedeniyle Halk TV’ye üst sınırdan 5 kez program durdurma ve üst sınırdan idari para cezası yaptırımı uygulanmasına karar verildi.

Halk TV’nin ikinci raporu ise deprem bölgesinden yayına bağlanan Şirin Payzın’ın sözlerine ilişkindi. Payzın’ın bölgede sistematik yağmacılık ve hırsızlık yapıldığı iddiaları masaya yatırıldı. Üst Kurul, Halk TV’ye üst sınırdan idari para cezası verdi.

FOX’ta yayınlanan “Orta Sayfa” programında moderatör Doğan Şentürk, yayında hayırsever vatandaşların gönderdiği kışlık giyim malzemelerinin AFAD tarafından kabul edilmeyerek geri gönderildiğini söylemişti. RTÜK, yayıncı FOX’a üst sınırdan idari para cezası yaptırımı uyguladı.

RTÜK’ün CHP’li üyesi İlhan Taşcı cezaları sosyal medya hesabından şöyle duyurdu:

“1- RTÜK, TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’ın deprem bölgesinden katıldığı yayın nedeniyle Halk TV’ye; Merdan Yanardağ ile Emre Kongar’ın 18 Dakika programında depremle ilgili sağcı iktidar eleştirisi nedeniyle de Tele 1’e % 5 para 5 kez de program durdurma cezası verdi.

2- Fox’ta Orta Sayfa ile Halk TV’de Halk Meydanı programına özgürce kanaat oluşumunu engellemekten %3’er para cezası verildi. Tüm bu cezalar deprem sonrası yorum ve haberlere dayandırıldı. Haber yapmanın suç ama halka alenen küfretmenin “özgürlük” sayıldığı bir dönemi yaşıyoruz.

3- Aradan geçen 2 haftaya karşın çadır sorunu bile çözülmemişken medyadan “salon salomonje çadır” övgüleri, “deprem oldu ama keyfim yerinde” haberleri beklenmektedir. Gerçeği çarpıtan, sansürleyenlerin sırtı sıvazlanırken hakikatin izini sürenler sessizliğe boğulmak isteniyor.

4-Gerçeği aktarmamak, binlerce yurttaşımızın feryadını duyurmamak hem ayıptır, hem suçtur, hem de gazetecilik mesleğine ihanettir. Hele de devletin valisi bile “gerçeği” kabul etmişken! Tüm telaş seçimlerde iktidarı kaybetmemek için. Battıkça çırpınıyorlar, çırpındıkça batıyorlar.

RTÜK üyelerine görüşülmek üzere dağıtılan Fatih Altaylı’nın RTÜK’ten gelen talimatla deprem yardım kampanyasının engellendiğini açıkladığı programla ilgili rapor sıradışı biçimde geri çekildi. Aklı selim galip geldiyse güzel,umarız daha ağır ceza hazırlığının habercisi değildir.”

RTÜK Üyesi Okan Konuralp verilen cezalara ilişkin açıklama yaptı. Konuralp açıklamasında şunları kaydetti:

“(1) RTÜK, Merdan Yanardağ’ın “İmar affı” eleştirilerini “Toplumu kin ve düşmanlığa tahrik” ve TİP Milletvekili Ahmet Şık’ın açıklamalarını “Devletin bölünmez bütünlüğüne aykırı” kabul etti. Bu gerekçelerle TELE1 ve Halktv’ye 5 program durdurma ve % 5 para cezası verdi.

(2) Bu cezalara ek olarak TELE1 ve HalkTv birer dosyadan daha para cezasına çarptırıldı. Para cezası alan diğer üç yayıncı kuruluş ise FOX ve Yıldız En oldu.

(3)Bu cezalar vesilesiyle söylemeliyim ki RTÜK cezaları eliyle basın özgürlüğünü boğmaya çalışan siyasi irade suçluluk telaşındadır. Not ise not ediyoruz! Kamuoyuna saygılarımla…”

Paylaşın

Avrupa’ya İltica: İlk Üç Sırada Suriye, Afganistan, Türkiye Var

Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ile Norveç ve İsviçre’ye iltica başvurusunda bulunanlar arasında ilk sırayı 132 bin ile Suriyeliler aldı. Bunu 129 bin başvuru ile Afganlar izledi. Türkiye’den gelenler ise 55 bin başvuru ile üçüncü sırada yer aldı.

Türkiye’den yapılan başvuruların sayısının 2021’e kıyasla iki kat arttı. Türkiye’yi 51 bin başvuru ile Venezuela vatandaşları ve 43 bin başvuru ile Kolombiya vatandaşları izledi.

Avrupa Birliği İltica Ajansı (EUAA) verilerine göre, 27 AB üyesi ile Norveç ve İsviçre’ye geçen yıl yapılan sığınma başvuruları 2021’e kıyasla yüzde 50’den fazla artış göstererek, 966 bin olarak kaydedildi.

EUAA tarafından bugün yayımlanan analizde, bunun 2016 yılından beri kaydedilen en yüksek sayı olduğuna dikkat çekildi. 2016 yılında bu ülkelere yapılan iltica başvuru sayısı 1,2 milyon olarak tespit edilmişti.

Malta merkezli kuruluş, koronavirüs pandemisinin ardından kısıtlamaların kalkmasının sayının artmasına neden olarak gösterdi. EUAA, dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan çatışmaların ve gıdaya erişimde yaşanan sıkıntıların insanların yaşadığı yeri terk etmesinde etkili olduğunu belirtti. EUAA’nın analizinde ayrıca AB içindeki hareketliliğin ve vize istenmeyen ülke vatandaşlarının yasal yollarla gelerek sığınma başvurusunda bulunmasının sayının artmasına etki ettiği kaydedildi.

Bu sayılara Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasının ardından Avrupa ülkelerine giden yaklaşık 4 milyon Ukraynalı dahil edilmedi. Ukraynalılara, özel koruma statüsü verildiği için ayrıca sığınma başvurusunda bulunmalarına gerek kalmadı.

İlk üç sıra: Suriye, Afganistan ve Türkiye

AB ülkeleri ile Norveç ve İsviçre’ye iltica başvurusunda bulunanlar arasında ilk sırayı 132 bin ile Suriyeliler aldı. Bunu 129 bin başvuru ile Afganlar izledi.

Türkiye’den gelenler ise 55 bin başvuru ile üçüncü sırada yer aldı. Analizde, Türkiye’den yapılan başvuruların sayısının 2021’e kıyasla iki kat arttığı ifade edildi.

Türkiye’yi 51 bin başvuru ile Venezuela vatandaşları ve 43 bin başvuru ile Kolombiya vatandaşları izledi. EUAA, bu iki ülkeden yapılan başvuruların 2021’e kıyasla üç kat arttığına dikkat çekildi.

Bunun yanı sıra 34 bin Bangladeş, 29 bin Gürcistan, 26 bin Hindistan, 22 bin Fas, 21 bin Tunus, 15 bin Mısır ve 8 bin 300 Moldova vatandaşı da iltica başvurusunda bulundu.

EUAA, iltica başvuru sayılarının artması sonucu “ulusal kabul sistemleri üzerinde ciddi baskı oluştuğunu” kaydetti.

AB ülkeleri ile Norveç ve İsviçre’ye 2022’de yapılan iltica başvurularının yüzde 40’ının sonuçlandığı ve her beş başvurudan ikisine olumlu yanıt verildiği belirtildi. Buna göre, 147 bin kişiye mülteci statüsü verilirken, 106 kişi ise geçici koruma statüsü aldı.

Paylaşın

Erdoğan, Depremlere Rağmen Seçimler İçin 14 Mayıs Tarihinde Israrcı

11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremler sonrası gözler seçimlerin yapılacağı tarihe çevrildi. ABD merkezli Bloomberg, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile AK Parti’den üst düzey isimlerin geçtiğimiz hafta bir araya geldiğini yazdı.

“Erdoğan, depremlere rağmen seçim tarihinde ısrarcı” başlıklı habere göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve parti yetkilileri, seçim takvimini konuşmak üzere bir toplantı düzenledi.

Konu hakkında bilgi sahibi olduğu belirtilen kaynaklar, ‘depremlerin ardından seçimleri ertelemenin artı ve eksilerinin tartışıldığını’ dile getirdi. Bloomberg’de yer alan haberde, “Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki ölümcül depremin ardından yeniden inşaat çalışmalarını hızlandırmayı ve daha önce açıkladığı seçim takvimine bağlı kalmayı planlıyor” denildi.

’18 Haziran hala masada’

Bloomberg’e konuşan kaynakların aktardığına göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile AK Parti yetkilileri, daha önce belirlenen 14 Mayıs tarihine bağlı kalmakta karar kıldı. Ancak söz konusu görüşmede, 18 Haziran tarihine dönüşün de ‘hala masada olduğu’ belirtildi.

Seçimlerin ertelenmesi ve depremlere öncelik verilmesinin, krizin çözülmesi için zaman kazandıracağını söyleyen kaynaklar, Erdoğan’ın yeniden inşa çalışmalarına hızlı bir başlangıç yapmayı ve seçim takvimine bağlı kalmayı ‘bir güç göstergesi olarak gördüğünü’ dile getirdi. Ayrıca, Erdoğan’ın ‘seçimden kaçmaya çalıştığı izlenimi vermek istemediği’ belirtildi.

Paylaşın

HDP’li Paylan’dan Bakanlara Tek Soruluk Önerge: Neden İstifa Etmiyorsunuz?

HDP Milletvekili Garo Paylan,  İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Ulaştırma Bakanı Adil Karaismailoğlu ve Enerji Bakanı Fatih Dönmez’e “Neden istifa etmiyorsunuz?” diye sordu.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, bakanların yanıtlaması istemiyle tek soruluk önerge verdi: Neden istifa etmiyorsunuz?

6 Şubat’ta meydana gelen Maraş merkezli depremlerin felakete dönüşmesinde sorumluluğu olduğunu belirterek; İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Ulaştırma Bakanı Adil Karaismailoğlu ve Enerji Bakanı Fatih Dönmez’e “Neden istifa etmiyorsunuz?” diye sordu.

Paylan, İçişleri Bakanı’nı AFAD’ın arama-kurtarma çalışmalarını çok geç ve yanlış yürütmesinden, Şehircilik Bakanı’nı yıkılan şehirlerden, Ulaştırma Bakanı’nı çöken iletişim sisteminden, Enerji Bakanı’nı deprem bölgesini elektriksiz bırakmasından dolayı istifaya çağırdı.

Süleyman Soylu için gerekçe:

“6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen depremlerin ardından bakanlığınıza bağlı AFAD, arama-kurtarma çalışmalarını çok geç ve yanlış yürüterek kurtarılması mümkün çok sayıda yurttaşımızın ölümüne neden oldu. AFAD, aynı zamanda çadır gibi temel ihtiyaçları zamanında ulaştırmayarak depremzede milyonlarca yurttaşımızı perişan etti. AFAD’dan sorumlu bakan olarak; 1. Neden istifa etmiyorsunuz?”

Adil Karaismailoğlu için gerekçe:

“6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen depremlerin ardından, en kritik ilk yedi günde bölgedeki iletişim altyapısı tamamen çöktü ve bugüne kadar tam anlamıyla işler hale getirilemedi. Bu durum, arama-kurtarma çalışmalarına sekte vurdu ve enkaz altında yardım çağrısında bulunmaya çalışan yurttaşlarımızın ölümlerine varan sonuçlara neden oldu. Ayrıca, bölgedeki yurttaşlarımızın en önemli iletişim kaynağı ve yardım çağrılarının yaygınlaştırıldığı ana mecra olan Twitter’a erişimin, Bakanlığınıza bağlı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından 8 Şubat 2023 günü kısıtlanması can kaybı dahil olmak üzere önemli sonuçlar doğurmuştur. Depremzede yurttaşlarımızın iletişimini sağlayamadınız. Neden istifa etmiyorsunuz?”

Murat Kurum için gerekçe:

“6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen depremlerde çöken binalarda on binlerce yurttaşımız öldü ve yaralandı. Bakanlığınızın esas görevi olan, yurttaşlarımızın güvenli evlerde yaşaması sorumluluğunu yerine getiremediniz. Neden istifa etmiyorsunuz?”

Fatih Dönmez için gerekçe:

“6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen depremlerin ardından bölgedeki enerji altyapısı tamamen çöktü. Deprem bölgesine günlerce sağlanamayan enerji sebebiyle yurttaşlarımız ısınma gibi en temel yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayamadı. Depremzede yurttaşlarımıza elektrik ulaştıramadınız. Neden istifa etmiyorsunuz?”

Paylaşın

Depremlerden Etkilenen Kentlerde İşten Çıkarma Yasağı

Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerden den etkilenen ve Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında bulunan kentlerde Kovid 19 salgını döneminde olduğu gibi işten çıkarma yasaklandı.

Deprem bölgelerinde kısa çalışma ödeneği üç aya kadar sürecek. Gerekirse bu süre Cumhurbaşkanı kararı ile uzatılabilecek.

Ayrıca deprem bölgesindeki işyerlerinde Sendika Kanunu kapsamındaki yetki tespiti, toplu sözleşmelerin yapılması, uyuşmazlıkların çözümü, grev ve lokavt süreleri de OHAL süresi boyunca uzatıldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasını taşıyan “OHAL Kapsamında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Alanına İlişkin Alınan Tedbirlere Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi” bugün Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Kararnameye göre depremden etkilenen ve OHAL kapsamında bulunan kentlerde pandemi döneminde olduğu gibi işten çıkarma yasaklandı.

Buna göre işveren İş Kanunu’ndaki ‘ahlak ve iyi niyet kurallarına uymamak’, ‘işyerinin kapanması ve faaliyetinin sona ermesi’, ‘belirli süreli iş veya hizmet sözleşmelerinde sürenin sona ermesi’, ‘her türlü hizmet alımları ile yapım işlerinin sona ermesi’ gibi sebepler dışında çalışanını işten çıkaramayacak.

Bu hükme aykırı hareket eden işveren veya işveren vekiline, sözleşmesi feshedilen her işçi için, fiilin işlendiği tarihteki aylık brüt asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanacak.

Kısa çalışma ödeneği

İşverenler de işyerlerinin ağır ya da orta hasarlı olduğunu belgelemeleri durumunda, ‘uygunluk tespiti’ beklenmeksizin kısa çalışma ödeneğinden yararlanacak.

Kısa çalışma veya işsizlik ödeneğinden yararlanmayan ve işsiz kalanlar için de OHAL süresini aşmamak kaydıyla İşsizlik Sigortası Fonu’ndan günlük 133,44 TL destek ödemesi yapılacak ve Genel Sağlık Sigortası kapsamında sayılacak.

Toplu sözleşme, grev ve lokavt süreleri de uzatıldı

Deprem bölgesindeki işyerlerinde Sendika Kanunu kapsamındaki yetki tespiti, toplu sözleşmelerin yapılması, uyuşmazlıkların çözümü, grev ve lokavt süreleri de OHAL süresi boyunca uzatıldı.

Paylaşın