Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Adayı “Kılıçdaroğlu”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Saadet Partisi, Gelecek Partisi, İYİ Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti liderleri, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ev sahipliğinde bir araya geldi.

Haber Merkezi / Toplantı sonrası Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Millet İttifakı’nın adayı olduğu açıklandı.

Saadet Partisi Genel Merkezi’nde saat 16.00’da başlayan liderler toplantısı yaklaşık 4,5 saat sürdü. Masada, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal yer aldı. Liderler Saadet Partisi Genel Merkezi’nden kalabalığın önüne çıktı.

İlk konuşmayı yapan Karamollaoğlu kalabalığı selamladı. SP Lideri Karamollaaoğlu, “Elbette içinde bulunduğumuz günler acılı günler. Vefat eden bütün kardeşlerimize cenab-ı haktan rahmet diliyorum. Yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Birçok şehirde neredeyse bina ayakta kalmadı. Allah vefat edenlere rahmet eylesin. Bugün burada bir araya gelmemizin sebebini biliyorsunuz. Hava biraz soğuk. Ben bu toplantılarımız neticesinde aldığımız kararı duyurmayı bir görev addediyorum. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bizim cumhurbaşkanımızdır. Bu görevin hayırlı olmasını diliyorum. Bu görevin hayırlı olmasını diliyorum” diyerek Kılıçdaroğlu’nun adaylığını açıkladı.

Karamollaoğlu, daha sonra sözü CHP Lideri Kılıçdaroğlu’na bıraktı. Kılıçdaroğlu, ise konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Çok teşekkür ederim. Yunus Emre bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz der. Türkiye’nin bütün renklerini aynı sofrada buluşturmak için yola çıktık. Bu sofra Halil İbrahim sofrasıdır. Halil İbrahim sofrası, tek bir çocuğun dahi yatağa aç girmemesidir. Bizim soframız, barışın ve kardeşliğin sofrasıdır. En büyük gayemiz Türkiye’yi bereketli, huzurlu ve neşeli günlere taşımaktır.

Allah’ın izniyle bunu hep birlikte başaracağız. Biz Millet İttifakı olarak Türkiye’yi istişare ve uzlaşıyla yöneteceğiz. Millet İttifakı’nı oluşturan siyasi partilerin genel başkanları olarak, güçlendirmiş parlamenter sisteme geçiş sistemin yol haritası üzerinde mutabık kalmış bulunuyoruz. 11 madde az önce içeride sonuçlandı. Bu kapsamda parlamenter sisteme geçiş sürecinde Millet İttifakı’na dahil diğer partilerimiz sayın genel başkanları Cumhurbaşkanı yardımcısı olacaktır.

Millet İttifakı’nın kapısı, ortak Türkiye hayalini paylaşan herkese sonuna kadar açıktır. İnanç, düşünce, ideoloji, kimlik ayırt etmeksizin 85 milyon insanımızı yürekten selamlıyoruz. Deprem felaketinin bugün birinci ayı. Kaybettiğimiz vatandaşlarımıza bu mübarek berat kandili gecesinde Allah’tan rahmet diliyorum.”

Geçiş sürecinin yol haritası ise şöyle:

Millet İttifakını oluşturan siyasi partilerin genel başkanları, Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Geçiş Sürecinin Yol Haritası’nı da paylaştı. Genel başkanların mutabakata vardıkları maddeler şöyle:

1. Geçiş Sürecinde Türkiye’yi; Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ilke ve hedefleri ile mutabakata vardığımız referans metinleri doğrultusunda anayasa, yasa, kuvvetler ayrılığı, denge ve denetleme esasları çerçevesinde, istişare ve uzlaşıyla yöneteceğiz.

2. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçişle ilgili Anayasa değişiklikleri, genel seçimde ortaya çıkan TBMM yapısının mümkün kıldığı en kısa sürede tamamlanacak ve yürürlüğe girecektir.

3. Geçiş sürecinde Millet İttifakı’na dahil partilerin genel başkanları Cumhurbaşkanı yardımcısı olacaktır.

4. Bakanlıkların dağılımı, Millet İttifakı’nı oluşturan siyasi partilerin milletvekili genel seçiminde çıkardığı milletvekili sayısına göre belirlenecektir. İttifak partilerinin her biri kabinede en az bir bakan ile temsil edilecektir. Bakanlıklara paralel olarak kurulmuş Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki politika kurulları ve ofisler lağvedilecektir.

5. Bakanların atanma ve görevden alınmaları, mensup oldukları siyasi partinin genel başkanıyla uzlaşı içinde Cumhurbaşkanı tarafından yapılacaktır.

6. Geçiş sürecinde cumhurbaşkanı, yürütme yetkisini ve görevini katılımcılık anlayışı, istişare ve uzlaşı esaslarına göre kullanacaktır.

7. Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’ne (Cumhurbaşkanı Yardımcıları ve Bakanlar) yetki ve görev dağılımı, Anayasa ve yasalar çerçevesinde çıkarılacak Cumhurbaşkanı kararnamesi ile belirlenecektir.

8. Cumhurbaşkanı; seçimlerin yenilenmesi, OHAL ilanı, milli güvenlik politikaları, Cumhurbaşkanlığı Kararları, Kararnameleri ve genel nitelikteki düzenleyici işlemler ile üst düzey atamalarda Millet İttifakına dahil partilerin genel başkanlarıyla uzlaşı içinde karar alacaktır.

9. Geçiş Sürecinde yasama faaliyetlerinin iş birliği içinde gerçekleşmesini koordine edecek mekanizmalar oluşturulacaktır.

10. Güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş sürecinin tamamlanmasıyla birlikte, mevcut Cumhurbaşkanının -var ise- siyasi parti üyeliği sona erecektir.

11. Güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçildikten sonra yeni bir seçime gerek olmaksızın 13. Cumhurbaşkanı ve TBMM görev süresini tamamlayacaktır.

12. İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanları Sayın Cumhurbaşkanının uygun gördüğü zamanda ve tanımlanmış görevlerle Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak atanacaklardır.

Paylaşın

Erdoğan Duyurdu: Depremlerde Can Kaybı 46 Bin 104’e Yükseldi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kabine Toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerde can kaybının 46 bin 104’e yükseldiğini söyledi.

Haber Merkezi / Ağır hasarlı bina sayısının 230 bin olduğunu açıklayan Erdoğan, konteyner sayısının artırılabileceğini bildirdi. Erdoğan, ağır hasar yerlerde esnaf ve sanatkarlara 250 bin liraya kadar 60 ay vadeli, yarısını da Hazine’nin ödeyeceği yüzde 7,5 faizli kredi verileceğini duyurdu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kabine Toplantısı ardından açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Cumhuriyet tarihinin en çok can kaybına, yıkıma, acıya yol açan 6 Şubat depremleri ve sonrasındaki artçı sarsıntılar sebebiyle milletimize bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi sunuyorum. 46 bin 104 vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyoruz.

6 Şubat saat 04.17’de yaşadığımız ilk deprem anından itibaren devlet ve millet olarak tüm imkanlarımızı seferber ettik. Bakanlık, kurum ve kuruluşlarımızın tamamı arama kurtarma, yardım, destek kapasitelerini bölgeye yönlendirdik.

Yaklaşık 9 saat sonra ikinci deprem felaketin sonuçlarını daha da ağırlaştırdı. 11 ilimizdeki 62 ilçe ve 10 bin 190 köyümüzde yıkıma yol açtı. Depremin ülkemizde ve bölgede ağır kış şartlarında yaşanması işleri daha da güçleştirildi.

Şehirlerdeki kamu personeli ile acil müdahale ekipleri süratle toparlanarak milletimizin yardımına koştular. AFAD’ın koordinasyonunda 81 vilayetin tamamındaki kamu gücünü saatler içinde harekete geçirdik.

Bakanlarımız sabah 09.00’dan itibaren deprem sahasında koordinasyonu üstlendiler. Her şehrimize en az 1 bakanımızı daimi olarak görevlendirdik. Tüm bakanlarımız kendi sorumluluk alanlarıyla ilgili eksiklikleri tespit edip, milletimizin acılarını paylaştılar.

Tüm birimlerimizi ülkemizin dört bir yanından görevlendirdiğimiz mülki idare personeli ile t akviye ettik. Milletvekillerimizi deprem bölgesi illerinde görevlendirerek depremzedelerimizin yanında olmalarını sağladık. Askerimiz depremden dakikalar sonra harekete geçerek üzerine düşen görevi bihakkın yerine getirdi, getirmeye devam ediyor.

Polisimiz ve jandarmamız arama kurtarmaya destekleri, hayati rolleriyle adeta destan yazdılar. Sağlık personelimiz kimi yerlerdeki zarar gören hastanelerimize rağmen yaralı olarak kurtarılan insanlarımıza şifa için insanüstü gayretle çalıştı, çabaladık.

Belediyelerimiz, personeli, araç gereçleriyle deprem şehirlerine koştu. Madencilerimiz, ormancılarımızı, DSİ ekiplerimizi, Karayolları ekiplerimizi arama kurtarma çalışmalarına katılmak için hemen bölgeye gönderdik.

Gerekli eğitime ve donanıma sahip tüm sivil arama kurtarma potansiyelimizi değerlendirdik. Uluslararası yardım çağrımıza cevap veren NATO ve AB dahil profesyonel arama kurtarma ekiplerini hızla sahaya dağıttık. 35 bin kişiyle dünyada eşi benzeri görülmemiş arama kurtarma gücünü bir araya getirdik.

Yıkım öylesine çok, yıkım alanı öylesine büyük, iklim ve saha şartları öylesine zorluydu ki yine de çalışmanın ilk anlarında arzu ettiğimiz hıza ve etkinliğe ulaşamadık. Kapanan yolları süratle açarak, altyapıyı kullanılabilir hale getirerek, kamu ve özel sektördeki tüm araç ve insan gücünü devreye alarak kısa sürede düzeni sağladık.

İdeal bir arama kurtarma ekibinin 80 kişiden en az da 20 kişiden oluşması gerekiyor. Asgari personel sayısı ile bile 1750 binaya aynı anda müdahale imkanı vardı. Arama kurtarma yapılması gereken bina sayısı ise bırakın ekip sayısını, toplam arama kurtarma personeli sayısı kadardı.

Ekiplerimiz yıkıntılar altındaki son canlı insanımızı çıkarabilmek için günlerce durup dinlenmeden çalıştı, çabaladı. Sonuçta dünyada örneği olmayan şekilde neredeyse depremin 10. gününde arama kurtarma çalışmalarının çoğunu tamamlamayı başardık.

Yıkıntıların altından çıkan her canlı insanımızla 85 milyon sevinç gözyaşlarına boğulduk. Hayatını kaybeden her bir insanımızla yüreklerimiz dağlandı. Bugün depremin 4. haftasını geride bırakırken, yaşadığımız afetin büyüklüğünü daha iyi görüyor, kayıplarımızın acısını daha derinden hissediyoruz.

Depremin yol açtığı geniş yıkım, geride kalan insanlarımızın hayatını da fevkalade zorlaştırdı. 11 ilimizde yıkık, acil yıkılacak, ağır hasarlı yani kullanılamaz hale gelmiş bina sayısı 230 bini, bağımsız bölüm sayısı 645 bini buluyor.

Evi hasarsız, az hasarlı olan vatandaşlarımızın bir kısmı da artçı sarsıntılar sebebiyle yaşadıkları kaygıyla evlerine giremiyor. 3 milyon 320 bin insanımız tahliye edilerek diğer illerimize gitti. 800 bin insanımız ise şehirlerden ayrılarak köylerine sığındı.

1,5 milyon aşkın insanımız çadırlarda, 53 bin insanımız konteynerlerde, 153 bin insanımız Milli Eğitim kurumları başta olmak üzere kamu tesislerinde hayatını sürdürüyor.

Otellerde 137 bine yakın depremzedeyi misafir ediyoruz. Kamu ve sivil yardım kuruluşlarımız 5 milyon 800 bin insanımıza her gün hizmet veriyor. Diğer şehirlere giden insanlarımızın bir an önce evlerine geri dönmek istediklerini bildiğimiz için konteyner şehirlerin kurulmasına hız verdik.

Bu da biraz vakit alıyor. Amacımız 2 ayda 100 bin konteyner kurarak yarım milyon depremzedeyi bu alanlara taşımaktır. Gerekirse sayıyı daha da artırabiliriz. Üretimi ve yurt dışından gelen hibeleri bu doğrultuda seferber ettik.

Barınma sorunu yanında şehirlerimizin günlük hayatlarının ayrılmaz parçası olan ticari faaliyetlerin ayağa kaldırılmasına önem veriyoruz Fabrikalarımız üretime başladı. Kullanılamaz hale gelen iş yerleri için mobil çözümler geliştiriyoruz. 6 bin geçici ticarethaneyi esnafımızın hizmetine verdik.

3 bin konteynerde oluşan çarşılar kuruyoruz. Bölgenin ayağa kaldırılmasında sanayi tesisleri, fabrikalar, işletmeler için gereken tüm destekleri sağlayacağız. Şehirlerimizi inşa ve ihya çalışmalarımızı, sanayi siteleri, ticaret merkezleri ile planlıyoruz.

Deprem bölgesindeki işletmelerin KOSGEB’e olan 2023 borçlarını, felakette hayatını kaybeden işletmecilerimizin ise tüm borçlarını siliyoruz.

Kalkınma ajanslarımızın tüm kaynaklarını afet bölgesi şehirlerine aktararak projelerin finansmanındaki devlet katkısını en üst seviyeye çıkartıyoruz. Bireysel ve KOBİ kredilerindeki ertelemelerin yanında 250 milyar liralık kredi paketine 100 milyar lira daha ilave ettik.

Depremde ağır hasar olan yerlerde esnaf ve sanatkarlarımıza 250 bin liraya kadar 60 ay vadeli, yarısını da Hazine’nin ödeyeceği yüzde 7,5 faizli kredi veriyoruz.

Bölgeye sağladığımız istihdamı, ihtiyaç sahibi ailelere öncelik vererek 50 bin kişiye çıkartıyoruz. Çocuklarımızın eğitiminin aksamaması için de gayret gösteriyoruz. Çadır ve konteynerlerde kurduğumuz eğitim yuvalarında evlatlarımızı yeniden okula hazırlıyoruz.

İllerin ve okul binaların durumlarına göre ilk ve orta dereceli eğitim kurumlarımızı açtık. 3 ilimizde 1 Mart’ta başlayan eğitim öğretim 3 ilimizde 13 Mart’ta, 4 ilimizde 27 Mart’ta devreye girecek.

8 bin personelimiz psiko-sosyal destek için sahada görev yapıyor. Mobil sağlık merkezlerinde eksiksiz hizmet sunmanın gayreti içerisindeyiz.

Çiftçilerimize destek ödemeleri, yem ve gübre katkısına kadar her türlü kolaylığı gösteriyoruz. İnsanlarımızın diğer ihtiyaçlarını da ihmal etmiyoruz. 1 milyon 61 binden fazla depremzedeye hane başına 10 bin lira acil yardım ödemesi yaptık.

Evleri kullanılamaz hale gelenlere hane başı 10 biner lira taşınma yardımı ödemesine başladık. Kiraya çıkan depremzedelere 3-5 bin lira arasında destek veriyoruz.

Yakınları vefat eden depremzedelerimize 100’er bin lira ödüyoruz. Bu insanlarımızın barınmadan gıda ve giyime kadar tüm ihtiyaçlarının elbirliği ile karşılandığı dünyaya örnek olacak bir dayanışma görüyoruz.

“488 bin yeni hane yaparak vatandaşlarımıza teslim edeceğiz”

Devletimizin gücü ve milletimizin alicenaplığı öylesine büyüktü ki kötü emsaller birer teferruat olarak kaldı. Barınma ve gıda sorunlarını çözdüğümüz, enkaz kaldırma çalışmalarına hızla devam ettiğimiz bir yere geldik.

Hızla enkazını kaldırmamız gereken 50 bin bina var. Bir yandan da insanlarımızı yeni evlerine taşımak istiyoruz. En önemli gündemimiz insanlarımızı bir an evvel güven ve huzurla yaşayacakları yeni evlerine kavuşturmaktır. Önümüzdeki iki ay içinde 244 bin konutun inşasına başlamaktır.

Bunlardan 22 binin inşasına geçilmiştir. 405 bini konut ve 83 bini köy evi olmak üzere toplamda 488 bin yeni hane yaparak vatandaşlarımıza teslim edeceğiz.

Bu sayıya yaklaşık 40 bin binada 164 bin orta hasarlı bağımsız bölümü ekleyecek çalışmayı da başlatıyoruz. Kamu binalarını öncelik sırasına göre TOKİ eliyle yapacağız.

Yeni yerleşim yerlerini 3 veya 4 katı geçmeyecek şekilde yerel mimariyle altyapısı, okul ve sağlık merkezi, canmi, çarşısıyla, parkıyla başlı başına yaşam alanı olarak tasarlıyoruz.

Hak sahiplerine konutlarını 1 yıl içinde teslim etmeyi planlıyoruz. Bugüne kadar 1 milyon 180 bin insanımızı ev sahibi yapan TOKİ teknik yeterliliği, uygulama kabiliyeti ile depremden alnının akıyla çıktı.

Depremde yıkılan şehirlerimizi yeniden ayağa kaldırma sürecini TOKİ vasıtasıyla yaparak en iyi şekilde değerlendireceğiz. Hayatını kaybeden vatandaşlarımızı geri getiremeyiz. Ama bunun dışındaki tüm yıkımları, zararları, kayıpları, telafi etme kararlılığına sahibiz.

Deprem bölgesindeki şehirlerimizde hayat normale dönmeden bize durmak, dinlenmek haramdır.

Hükümet olarak bugüne kadar ülkemizi depreme ve diğer afetlere hazırlamak için kapsamlı çalışmalar yaptık. Sel, yangın, heyelan, kuraklık gibi tabiat olayları ile çevremizdeki siyasi ve sosyal krizlerin ülkemizde muhtemel etkilerine karşı alacağımız tedbirleri detaylıca planlıyoruz.

“Afete hazırlık planlarıyla ülkemizin tamamını kuşatan yeni hazırlıklar içindeydik”

Van, Elazığ Malatya, İzmir depremleri, Antalya, Muğla yangınları, Kastamonu, Giresin, Bartın sel afetlerinde hükümetimiz başarılı sınavlar verdi.

Afete hazırlık planlarıyla ülkemizin tamamını kuşatan yeni hazırlıklar içindeydik. Kentsel dönüşüm projeleri de biriydi. 6 Şubat’ta bir kez gördük ki felaketler bizim hazırlıklarımızı beklemiyor.

Tek başına kentsel dönüşüm projelerinde yaşadığımız sıkıntılar bile afetlerle mücadelede yeni anlayışı ve yöntemi hayata geçirmemizin şart olduğunu gösteriyor.

Kentsel dönüşüm projelerinin bir an önce tamamlanması için adeta yalvardık. Bu konunun siyasetin malzemesi olamayacak kadar hayati öneme sahip olduğunu, kaybedilen her anın göz göre göre gelen yıkımlara biraz daha yaklaştırdığını söyledik.

Türkiye’nin kontrolsüz köyden kente göç akımı, sağlıksız yapılaşmaya yol açmaya kalmamış, şehirlerimizin merkezlerini de felç etmiştir. Kalitesiz yapı stoğumuz en büyük baş ağrımıza dönmüştür.

Kentsel dönüşüm projeleriyle bu güne kadar yenilediğimiz 3,3 milyon konut elbette önemlidir. 15 yıldır kentsel dönüşüm dedik, başta ana muhalefet olmak üzere yavru muhalefet ‘Biz kentsel dönüşüme karşıyız’ dediler. Bununla ilgili çeşitli mitingler yaptılar. Vatandaşı topladılar. Şimdi de o vatandaş önümüzü kesiyor ‘Ne olur bizim de binalarımızı yıkın’ diyor.

Eğer o zaman bizim bu talebimize uysaydınız bugün binalar bitmiş olacaktı. Benim oturduğum yer, Üsküdar Burhaniye. Yalvardım ama kabul ettiremedim. Şimdi o çeverede dört dörtlük binalar yapıldı. Zemin artı üç, adeta caddeleri, ağaçlandırılması, yeşil peyzajıyla farklı bir görüntü ortaya koydu.

Bu hafta Vahdettin Köşkü’ne giderken vatandaş önümüzü kesti; ne olur başlayın diye. Bak sonra vaz geçmeyin! Arkadaşlarımıza talimatı verdik, tamam dediler. İnşallah buraya da başlayacağız. Yani zaman su gibi akıp gidiyor.

Öbür tarafta Bay Bay Kemal gidiyor, mitingler yapıyor ‘Sakın ha, buradan denize nazır evler yapılacakmış’ diyor. Tabii ki denize nazır evler de yapılacak, kendimize yapmıyoruz ki, burada oturan vatandaşımıza yapacağız.

Ne olur imara aykırı olan evlerden kurtulun, size yakışan evleri bir an önce yapalım diyoruz. Şu anda halen 81 ilimizde 250 bin konutun yenilenmesi, ayrıca TOKİ’ni sosyal projelerinde ilave 250 bin sosyal konutun inşası sürüyor.

Yıllarca önümüzü kestiler. Fikirtepe, bir kısmı Kadıköy bir kısmı Üsküdar’da. Şimdi yapılıyor. Önümüz kesilmemiş olsaydı oralar da bitmiş olacaktı. Son depremlerde yıkılan binaların yüzde 98’inin 2000 yılı öncesi inşaatlar olması, son yıllarda özel sektörün bu alanda mesafe kat ettiğine işaret ediyor.

Kimi muhalefet partilerin kimi belediye ve sivil toplum kuruluşu görünümlü ideolojik yapıların, kimi tahrikleri kapılan vatandaşımızın kurbanı kentsel dönüşümdeki kayıplar bizi büyük tehditle karşı karşıya bıraktı.

Süreci geliştirmenin vebali ağırdır. Bir kez daha vatandaşlarıma 6 Şubat acılarını bir daha yaşamak için eski ve eksikli binalarını bir kez daha kentsel dönüşüme sunmalarını rica ediyorum.

İzmir’in Karabağlar semti. Karabağlar’ın süratle kentsel dönüşüm ve değişime ihtiyacı var. Hadi bakalım İzmir’in belediyesi zatı şahanelerinde. Karabağları değiştirin, dönüştürün, bir adım atın.

Oranın aynı zamanda milletvekilisin. Şu anda ana muhalefet olarak baştasın. Hadi bakalım büyükşehir belediye başkanına söyle, ne yaparsa yapsın görelim, biz de alkışlayalım. Yapamazsınız, sizin öyle bir derdiniz yok. Aşkınız yok. Aynı şey Ankara için geçerli. Hadi atın adımları. İstanbul’da KİPTAŞ’ın kurucusu benim. Şimdi KİPTAŞ onlarda, yapın bir şey yahu, yok yapamazlar. Eğer derdiniz yoksa hiçbir şey yapamazsınız.

Kentsel dönüşüm projelerini hızlandırmak için subvansiyonlu finans yöntemini de önümüzdeki günlerde hayata geçiriyoruz. İstanbul’da Dolmabahçe’de 110 bilim insanımız ve uzmanımızla yaptığımız toplantıda bu hususları enine boyuna değerlendirdik.

Tüm ilim adamlarıyla bunu değerlendirdik. Yaptığımız görüşmeleri hepsini kayda aldık. Bu vesile ile Türkiye Ulusal Risk Kalkanı Modeli toplantısına katkı veren tüm bilim insanlarımıza ve uzmanlarımıza şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum.

Dolmabahçe’deki Türkiye Ulusal Risk Kalkanı Modeli toplantısında her tespiti ve teklifi dikkatle ele alarak çalışmalarımızı devam edeceğiz. Afet yönetimin kurumsal yapısının güçlendirilmesine kadar şimdiden hazırlıklara başladık.

Sadece şehirlerimizi değil toplumumuzu da dirençli hale getirmek istiyoruz. Ülkemizde topyekün anlayış birliği, denetleme kararlılığı sağlamamızla mümkündür. Yeni dönemde bunu mutlaka başaracağız.

Deprem bölgelerimizin yeniden inşa ve ihyasını planlarken maddi telafi ile birlikte ruhlarımızda açılan yaralarımızın telafisini, manevi gücümüzü tamir etmeye önem veriyoruz.

Şimdi elhamdülillah kişi başına milli gelirde 10 bin doları aştık. Nereden nereye? Bu istikrar ve güvenle oldu. Bu yeter mi hayır? Bu da yetmez. Bizim bunu 15-20 buralara çıkarmamız gerekiyor.

Bunu istikrar ve güven ikliminden aldığımız güçle yapacağız. 20 yılda asırlık eksiklerini tamamladığımız sağlam altyapı, bölgesel ve küresel düzeyde pek çok avantaja sahibiz.

Böyle bir Türkiye depremin yol açtığı sıkıntıları kısa sürede aşmakla kalmayacaktır. Daha büyük bir atılımın vesilesi haline getirebiliriz. Şehirlerimizi yeniden kurarken sadece beton ve demir yığınlarından oluşan binalar yapmayacak, maziden atiye köprülerle onlara ruh verecek, anlam katacak kimlikler de kazandıracağız.

“Ara dönem artık geride kaldı”

Bazı hastanelerimizde sismik izolatörler var. Bunu kamu binalarımızda özellikle hastanelerimizde, okullarımızda yaygınlaştırmamız lazım. Bizlere bu toprakları vatan olarak bırakan ecdadın, deprem yıkıntıları altında hayatını kaybeden insanlarımızın emanetine ancak bu şekilde sahip çıkacağımıza inanıyorum.

Küllerinden ayağa kalkan bir milletiz. Son 70 yılda siyasi, ekonomik, sosyal şartların getirdiği bir fetret dönemi yaşadık. Ara dönem artık geride kaldı. Depremde yıkılanla birlikte tüm şehirlerimizi maddi unsur ve altyapısıyla değil medeniyet ve kültür değerleriyle bir bütün olarak ayağa kaldırmak boynumuzun borcudur.

İşte Hatay, Antakya. Orası tamamen kültürler coğrafyası. Müslüman, Musevi, Hristiyan var. Hepsi bir arada. İbadethaneleri bir arada. Bu zenginliği yeni yerleşim yerlerimizde de yaşatacağız.

İnsanımızın kimliğini biçimlendiren hiçbir maddi ve manevi kültür varlığımızı ihmal etmeyeceğiz. Yeni yerleşim yerlerini kültür merkezi, müze, camileriyle tüm donanımlarıyla medeniyet tasarruvumuzu hayatın her alanında kuracağız.

Fay hatlarına, dere yataklarına, heyelan bölgelerine bina yapıldığı dönem artık bitmiştir. Bu sorumluluğu yerine getirmeyen kurumlardan hesap soracağız.

Türkiye’nin ‘asrın felaketi’ olarak tanımlanan bu afetin yaralarını sarması için güçlü bir yönetime ve siyasi iradeye ihtiyacı vardır. Dünyada eşi benzeri görülmemiş bir felaketin üstesinden gelmek, devletimizle birlikte vatandaşımızın bekasını güvence altına almak, şehirlerimizi ve toplumumuzu afetlere karşı dirençli hale getirmek siyasi istikrarla mümkündür.

Tek gündemimiz depremdir, deprem yaralalarını sarmaktır. Seçim süreci beraberinde getirdiği yıpratıcı siyasi gerilimler ve gündemi kilitlemesi sebebiyle ister istemez bu çabaları gölgeleme riski taşıyor.

Bunun için de gündem sapmasına yol açacak seçim sürecinin bir an önce geride bırakılması, ülkenin seçim gerilimi ve tartışmalarından hızla çıkması şarttır. Seçimlerin 14 Mayıs tarihinde yapılmasının bize bu imkanı vereceğine inanıyoruz. Bizim seçim sürecindeki gündemimiz yine deprem olacaktır. Maddi ve manevi kayıpların telafisi olacaktır.

Siyasi çekişme, polemiklerle, kavgalarla örülü seçim kampanyası yapmayı içimize sindiremeyiz. Depremin ilk gününden itibaren asla siyasi tartışmaya girmedik. Söylenenleri not etmekle belirtmekle yetindik. Yalan ve iftiralarla çalışmaları tehlikeye atanlarla, rahat koltuklarında ahkam kesenleri, insanımız can derdinde iken mal bölüşümü derdine düşenleri, kısacası gördüğümüz duyduğumuz her şeyi not ettik.

Depremzedelerin yaralarını sarıp, yüzlerini güldürene kadar bu notları tutmayı sürdüreceğiz. Normal günlere dönünce herkese hak ettiği cevabı verecek, hak ettiği muameleye tabi tutacağız. Başka bir gündemle, başka bir tartışmayla meşgul olmayacağız. Türkiye’nin böyle bir vakit kaybına, enerji israfına tahammülü yoktur.

Türkiye için hemen şimdi diyoruz. Kahramanmaraş, Hatay, Adıyaman, Malatya, Gaziantep, Osmaniye, Kilis için hemen şimdi diyoruz. Adana için, Şanlıurfa için hemen şimdi diyoruz. Diyarbakır, Elazığ için hemen şimdi diyoruz.

“10 Mart’ta seçim kararı alacağız”

İnşallah 10 Mart cuma günü anayasanın bize verdiği yetkiye dayanarak alacağımız seçim kararının ertesi gün Resmi Gazete’de yayınlanmasıyla süreci başlatıyoruz. 11 Mart itibariyle seçim takvimi ile hususlar YSK’nın yetki alanına girmektedir.

Bu süreçte başka ile taşınan, yurt ve misafirhanede konaklayan, çocuğun kaydını başka ile alan, sağlık nedeni ile başka ile giden, seçmen kütüğünü yaşadığı yere nakleden hangi sebeple olursa olsun 6 Şubat felaketinden sonra ikametgahını, seçmen kaydını değiştiren depremzedelerimziin kendilerine sağlayan hak ve imkanlarından mahrum kalmamalarını sağlayacak Cumhurbaşkanlığı Kararnamesini yayınlıyoruz.

Milletimizin ve tüm İslam aleminin bu gece idrak edeceğimiz Ramazan-ı Şerif’in müjdecisi Leyle-i Berat’ını tebrik ediyorum. Mubarek gecenin ülkemize, milletimize tüm insanlığa hayırlar getirmesini Rabbimden niyaz ediyorum. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla.”

Paylaşın

Deprem Bölgeleri İçin Bir Asbest Uyarısı Da Greenpeace’ten

11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremler on binlerle ifade edilen can kaybına neden olurken, 200 binden fazla bina da hasar gördü.

Hasar gören binalar oturulamayacak hale geldiği için yıkılmak zorunda. Kanserojen bir madde olduğu bilinen aspest, Türkiye’de 31 Aralık 2010’da yürürlüğe giren yönetmelikle yasaklanana kadar binaların izolasyonunda kullanılıyordu.

Depremin birinci ayında Alman Haber Ajansı dpa’ya konuyla ilgili bir açıklama yapan Greenpeace Türkiye’nin bir sözcüsü, “Ortaya çıkan inşaat ve yıkıntı enkazındaki bazı malzemeler doğaya ve insan sağlığına zarar verebilecek maddeler içeriyor. Bunlardan biri de asbest” diye konuştu.

“104 milyon ton inşaat ve yıkıntı atığı”

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) üyesi de olan Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO), 6 Şubat depremleri sonrasında bölgede 104 milyon tondan fazla inşaat ve yıkıntı atığı oluştuğunun tahmin edildiğini açıkladı. Atıkların kaynağından ayrı ayrı toplanmasını da tavsiye eden ÇMO, ayrı toplanan atık türlerinin de özelliklerine göre geri kazanım veya bertaraf proseslerine dâhil edilmesi gerektiğini vurguladı.

Depremlerin yaşandığı bölgede kişi başına 8-16 ton inşaat ve yıkıntı atığı (İYA) oluştuğunu da belirten ÇMO, depremin hemen ardından arabalarda, çadırlarda, ateş başında, sokakta konaklamak zorunda kalan ve akabinde çadır kentlerin oluşmaya başlamasıyla yavaş yavaş buralara taşınan insanların oluşturduğu evsel nitelikli katı atıkların da düzenli biçimde toplanmadığına dikkat çekerek, onların da insan ve çevre sağlığını tehdit eder boyuta ulaştığını aktardı.

Bunlara, kurulan mobil revirlerde gerçekleştirilen tedavi ve atık hijyenik ped sonucu oluşan tıbbi atıkların da eklendiğini, onların da ayrı toplanarak bertaraf edilmesi gerektiğini tavsiye etmişti.

ÇMO, yıkılan binalarda bulunan asbestli malzemelerin de diğer atıklardan ayrı toplanarak bertaraf edilmesi gerektiğinin altını çizmişti. Oda, asbest, kurşun veya zararlı diğer olası maddelerin miktarının ise bilinmediğini haber veriyor.

Greenpeace Türkiye de asbestli yapıların dağılmasının güvenlik için büyük önem taşıdığını bildiriyor. Örgüt, kontrolsüz şekilde yayılması halinde asbestin bölgedeki insanların, kurtarma ve enkaz kaldırma ekiplerinin kansere yakalanma riskini artıracağını savunuyor. Ayrıca enkaz kaldırma nedeniyle oluşan yoğun tozun da bilhassa akciğer kanseri, bronşit ve astım hastaları için zaten var olan riski daha da artırdığı kaydediliyor.

Pek çok madde yakılıyor

Greenpeace, halen bölgede olan insanların da ısınmak amacıyla bulduğu pek çok maddeyi yaktığına, bunun da havadaki zararlı madde oranını artırabileceğine işaret ederek hükümetin vatandaşın ısınma ihtiyacını elektrikli cihazlarla karşılamasını talep ediyor.

Örgüt, zehirli madde içeren atıkların iklim ve çevreye uygun şekilde enkazdan çıkarılmasını, bu yolla olası yeni felaketlerin de engellenmesi gerektiğini belirtiyor. Enkaz kaldırmayla meydana gelecek olası zararlı madde yayılımının insan sağlığı, tarım ve yeraltı su kaynakları başta olmak üzere büyük zarar neden olacağını kaydediyor.

Paylaşın

Afganistan’da Üniversiteler İlk Defa Kadın Öğrenciler Olmadan Kapılarını Açtı

Afganistan’da Taliban geçici hükümetinin kız öğrencilerin üniversitelerde eğitim almasını yasaklamasının ardından ülke çapındaki üniversiteler ilk defa kız öğrenciler olmadan kapılarını açtı.

15 Ağustos 2021’de Taliban’ın Afganistan yönetimine gelmesiyle kadınların çalışması ve kızların eğitim almasına yönelik ciddi kısıtlamalar getirildi. Kızların önce ortaokul ve liselerde, geçen aralık ayında ise üniversitelerde eğitim alması engellendi.

Afganistan genelinde kış ayları nedeniyle derslere ara verilen üniversiteler kız öğrenciler olmadan yeni eğitim ve öğretim dönemine başladı.

Taliban geçici hükümetinin Yüksek Eğitim Bakanlığından yapılan açıklamada, tüm üniversitelerin bugünden itibaren eğitime başladığı duyuruldu.

Böylece aralık ayında, Taliban geçici hükümetinin kız öğrencilerin üniversitelerde eğitim almasını yasaklamasının ardından ülke çapındaki üniversiteler ilk defa kız öğrenciler olmadan kapılarını açtı.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre, sabah saatlerinden itibaren üniversitelerin erkek öğrencileri sınıflardaki yerini aldı. Kampüs önlerinde toplanan küçük gruplar halindeki kız öğrencilerin içeri girmesine ise izin verilmedi.

Bazı kız öğrenciler sosyal medyada yaptıkları paylaşımlarda kızların eğitim alacağı ana kadar erkek öğrencilerin üniversitelerdeki eğitimi protesto edip derslere katılmamasını istedi.

Bu çağrıya uyan ülkenin kuzeyindeki Belh Üniversitesinden bir grup erkek öğrenci dersleri boykot edeceklerini duyurdu.

Kabil Üniversitesi öğrencileri AA muhabirine, Taliban sonrası üniversitelerin imkanlarında ciddi ölçüde daralma olduğunu belirterek kızların da üniversitelerde eğitim alması gerektiğini ifade etti.

Kimi öğrenciler, bugün ders işlenmediğini ancak okula gelerek ders müfredatı ve içerik hakkında bilgi aldıklarını ifade etti. Üniversiteye yeni başlayan öğrenciler de yüksek öğretimin ilk heyecanını yaşadı.

“Tüm arzularımız yok oldu”

Kabil Üniversitesi Psikoloji 3’üncü sınıf öğrencisi Lime Suheyl, kampüse alınmayacağını bile bile, kız öğrencilerin görünürlüğünü artırmak istediğini ve bu nedenle iki arkadaşı ile birlikte giriş kapısının önünde beklediğini söyledi.

Üniversite eğitimine büyük umutlarla başladığını aktaran Suheyl şu ifadeleri kullandı:

“Tüm arzularımız yok oldu. Toplumdan silindik. Varlığımız yok. Kim olduğumuz, hedef ve isteklerimizin olup olmadığı kimsenin umrunda değil. Burada erkelerin içeri girdiğini, bize ise izin verilmediğini görmek kötü ve umut kırıcı bir his veriyor.”

Kabil Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Bölümü 2’inci sınıf öğrencisi Danış Taban ise, Taliban sonrası birçok üniversite hocasının ülkeden ayrıldığını ve üniversite imkanlarında daralma meydana geldiğini söyledi.

Taban, “Kızlar olmadan ilk kez bugün eğitime başladık. Kızların sınıfta olmaması bir parçamızın olmaması gibiydi. Bugün erkek öğrencilerin sayısı da çok azdı ve bu nedenle sınıflarda sıkıcı bir ortam vardı.” ifadelerini kullandı.

Hukuk ve Siyaset Bilimi öğrencisi Petun Kadiri, bugün ders işlenmediğini ancak eğitim materyalleri hakkında bilgi aldığını aktardı.

Üniversiteye bu yıl yeni başladığını aktaran Kadiri, “Üniversitelerde geçen yıldan bu yana neler değiştiğini bilmiyorum. Çokça olumsuz şeyler duyuyoruz ancak eldeki imkanları iyi kullanıp yüksek notlar almayı hedefliyorum” dedi.

Eğitim ve çalışma hayatında kısıtlamalar

15 Ağustos 2021’de Taliban’ın Afganistan yönetimine gelmesiyle kadınların çalışması ve kızların eğitim almasına yönelik ciddi kısıtlamalar getirildi.

Kızların önce ortaokul ve liselerde, geçen aralık ayında ise üniversitelerde eğitim alması engellendi. Yine aralık ayında Afgan kadınların yerel ve yabancı sivil toplum kuruluşlarında çalışması da askıya alındı.

Afgan kadınlarına “örtünme zorunluluğu” getirilirken, kadınların spor salonları, park ve bahçeler gibi sosyal mekanlara da girişi yasaklandı.

Taliban yetkilileri ise, yasakların ardındaki nedeni “örtünme kurallarına uygun bir biçimde riayet edilmemesi” olarak gerekçelendirdi.

Yetkililer, yasakların “geçici” nitelikte olduğunu söylemesine karşın, şu an kadar kadınlara yönelik getirilen kısıtlamalarda herhangi bir iyileşme görülmedi.

Söz konusu alandaki kısıtlamalar uluslararası toplumdan da büyük tepki topluyor.

Paylaşın

S. Arabistan’dan Merkez Bankası’na 5 Milyar Dolar Mevduat

Suudi Arabistan Kalkınma Fonu, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na (TCMB) fon aracılığıyla 5 milyar dolar mevduat yatırdı. Merkez Bankası’nın geçen Perşembe günkü verileri, net uluslararası rezervlerin 1,4 milyar dolar azalarak 20,2 milyar dolara indiğini gösteriyordu.

Türkiye’nin döviz rezervleri, piyasa müdahaleleri ve 2021 yılı Aralık ayındaki döviz krizi sonrasında hızla azalmıştı. Türk Lirası, geçen yıl dolar karşısında yüzde 30, 2021 yılındaysa yüzde 44 değer kaybetmişti.

Suudi Arabistan Kalkınma Fonu, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na (TCMB) fon aracılığıyla 5 milyar dolar mevduat yatırmak için Türkiye’yle anlaşma imzalandığını açıkladı.

Anlaşma, aynı zamanda Suudi Arabistan Turizm Bakanı olan Suudi Kalkınma Fonu Başkanı Ahmed Akil El Katip ve TCMB Başkanı Şahap Kavcıoğlu arasında imzalandı.

Suudi Arabistan Maliye Bakanı Muhammed Bin Abdullah El Cedan, ülkesinin TCMB’ye mevduat yatırma planını Aralık ayında açıklamıştı.

Türkiye’nin Merkez Bankası net döviz rezervleri, geçen yıl yaz aylarında son 20 yılın en düşük seviyesine gerilemişti. Net döviz rezervleri o dönemden bu yana 6 milyar doların biraz üzerine çıkmış olsa da 6 Şubat’ta meydana gelen deprem felaketinden sonra banka 8 buçuk milyar dolar kaybetti.

Merkez Bankası’nın geçen Perşembe günkü verileri, net uluslararası rezervlerin 1,4 milyar dolar azalarak 20,2 milyar dolara indiğini gösteriyordu.

Suudi Arabistan’ın TCMB’ye mevduat yatırımı, hem Ankara hem de Riyad’ın 2018 yılında gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda öldürülmesinden sonra bozulan ilişkileri onarma çabalarını izliyor.

Türkiye’nin döviz rezervleri, piyasa müdahaleleri ve 2021 yılı Aralık ayındaki döviz krizi sonrasında hızla azalmıştı. Türk Lirası, geçen yıl dolar karşısında yüzde 30, 2021 yılındaysa yüzde 44 değer kaybetmişti.

Paylaşın

Rekabet Kurulu’ndan Elon Musk’a Para Cezası

Dünyanın en zenginleri listesinde üst sıralarda bulunan SpaceX ve Twitter’ın sahibi Elon Musk, Twitter’ı devralırken Rekabet Kurulu’ndan izin almadığı gerekçesiyle idari para cezasına çarptırıldı.

Rekabet Kurulu’nun 2 Mart’taki toplantısında oy birliğiyle aldığı karara göre, Musk Twitter’ın 2022 yılında Türkiye’de elde ettiği gayrisafi gelirin binde biri oranında idari para cezası ödeyecek.

Rekabet Kurulu, söz konusu karara, Twitter şirketinin devralınmasına yönelik işlemin 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 11’inci maddesi uyarınca resen incelenmesi sonucunda varıldığını duyurdu.

“İşlemin 4054 sayılı Kanun’un 7’nci maddesi ve bu maddeye dayanılarak çıkarılan 2010/4 sayılı Rekabet Kurulu’ndan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ kapsamında izne tabi olduğuna” karar veren Rekabet Kurulu, Twitter’ın Musk tarafından devralınması sonucunda “etkin rekabetin önemli ölçüde azaltılmasının söz konusu olmaması nedeniyle” işleme izin verildiği belirtildi.

Ancak bu işlemin “Rekabet Kurulu’nun izni olmaksızın gerçekleştirilmesi” nedeniyle 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 16’ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca Musk’a “2022 yılına ait Türkiye’de elde edilen gayrisafi gelirinin binde biri oranında” idari para cezası uygulanmasına karar verildi.

Rekabet Kurulu, verilen cezaya, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 60 gün içinde Ankara İdare Mahkemelerinde itiraz edilebileceğini belirtti.

Rekabet Kurulu, Türkiye’de de faaliyeti ya da iştiraki bulunan uluslararası şirketlerin satış veya birleşme gibi işlemlerine de onay veriyor. Twitter’in Musk tarafından satın alınması da bu çerçevede Rekabet Kurulu’nun inceleme kapsamına giriyor.

Paylaşın

Türkiye’de Kadınların Yüzde 30,4’ü Yaşadığı Çevrede Güvende Hissetmiyor

TÜİK’in yaşam memnuniyeti araştırması sonuçlarına göre 2022 yılında, yaşadıkları çevrede gece yalnız yürürken kendilerini güvensiz hissedenlerin oranı yüzde 21,8 iken bu oran kadınlarda yüzde 30,4, erkeklerde yüzde 13 oldu.

Haber Merkezi / Kadınların yüzde 51,1’i, erkeklerin ise yüzde 71,9’u yaşadıkları çevrede kendilerini güvende hissetti. Evde yalnız otururken kendilerini güvensiz hisseden kadınların oranı yüzde 6,8 olurken erkeklerde bu oran yüzde 3,2 olarak kaydedildi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2022 yılına dair “İstatistiklerle Kadın” verilerini açıkladı.

Buna göre, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre 2022 yılında, kadın nüfus 42 milyon 575 bin 441 kişi, erkek nüfus 42 milyon 704 bin 112 kişi oldu. Diğer bir ifadeyle, toplam nüfusun yüzde 49,9’unu kadınlar, yüzde 50,1’ini ise erkekler oluşturdu.

Kadınlar ile erkekler arasındaki bu oransal denge, kadınların daha uzun yaşaması nedeniyle, 60 ve daha yukarı yaş grubundan itibaren kadınların lehine değişti. Kadın nüfusun oranı, 60-74 yaş grubunda yüzde 52,2 iken 90 ve üzeri yaş grubunda yüzde 72,4 oldu.

Ulusal Eğitim İstatistikleri Veri Tabanı sonuçlarına göre en az bir eğitim düzeyini tamamlayan 25 ve daha yukarı yaştaki nüfusun toplam nüfus içindeki oranının 2008-2021 yılları arasında arttığı görüldü.

En az bir eğitim düzeyini tamamlayan 25 ve daha yukarı yaştaki bireylerin toplam nüfus içindeki oranı, 2008 yılında yüzde 81,1 iken 2021 yılında yüzde 92,1 oldu. Bu oran cinsiyete göre incelendiğinde, 2008 yılında en az bir eğitim düzeyini tamamlayan 25 ve daha yukarı yaştaki kadınların oranı yüzde 72,6, erkeklerin oranı yüzde 89,8 iken bu oran 2021 yılında ise kadınlarda yüzde 87,3, erkeklerde yüzde 97,1 oldu.

Yüksekokul ve fakülte, yüksek lisans ve doktora mezunu olan 25 ve daha yukarı yaştaki nüfusun toplam nüfus içindeki oranı, 2008 yılında yüzde 9,8 iken 2021 yılında yüzde 23,0 oldu. Bu oran cinsiyete göre incelendiğinde, 2008 yılında yükseköğretim mezunu olan 25 ve daha yukarı yaştaki kadınların oranı yüzde 7,6, erkeklerin oranı yüzde 12,1 iken bu oran 2021 yılında kadınlarda yüzde 20,9, erkeklerde ise yüzde 25,1 oldu.

Hanehalkı işgücü araştırması sonuçlarına göre 2021 yılında 15 ve daha yukarı yaştaki işgücüne katılma oranının yüzde 51,4 olduğu görüldü. Bu oran kadınlarda yüzde 32,8, erkeklerde ise yüzde 70,3 oldu.

İşgücüne katılma oranı eğitim durumuna göre incelendiğinde, kadınların eğitim seviyesi yükseldikçe işgücüne daha fazla katıldıkları görüldü. Okuryazar olmayan kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 12,8, lise altı eğitimli kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 25,3, lise mezunu kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 32,5, mesleki veya teknik lise mezunu kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 38,5 iken yükseköğretim mezunu kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 67,6 oldu.

Hanehalkı işgücü araştırması sonuçlarına göre 2021 yılında 15 ve daha yukarı yaştaki istihdam edilenlerin oranının yüzde 45,2 olduğu görüldü. Bu oran kadınlarda yüzde 28,0, erkeklerde ise yüzde 62,8 oldu.

En yüksek istihdam oranı yüzde 52,0 ile TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) bölgesinde, en düşük istihdam oranı ise yüzde 29,9 ile TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) bölgesinde gerçekleşti.

En yüksek kadın istihdam oranı, yüzde 36,8 ile TR90 (Trabzon, Ordu, Giresun, Rize, Artvin, Gümüşhane) bölgesinde gerçekleşti. Bu bölgeyi yüzde 35,6 ile TR82 (Kastamonu, Çankırı, Sinop), yüzde 33,8 ile TR83 (Samsun, Tokat, Çorum, Amasya) izledi.

En düşük kadın istihdam oranı ise yüzde 14,5 ile TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) bölgesinde gerçekleşti. Bu bölgeyi yüzde 15,9 ile TRC2 (Şanlıurfa, Diyarbakır), yüzde 19,6 ile TRB2 (Van, Muş, Bitlis, Hakkari) izledi.

En yüksek erkek istihdam oranı, yüzde 70,0 ile TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) bölgesinde gerçekleşti. Bu bölgeyi yüzde 67,2 ile TRC1 (Gaziantep, Adıyaman, Kilis), yüzde 67,1 ile TR52 (Konya, Karaman) izledi.

En düşük erkek istihdam oranı ise yüzde 46,7 ile TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) bölgesinde gerçekleşti. Bu bölgeyi yüzde 54,2 ile TRC2 (Şanlıurfa, Diyarbakır) ve TRB2 (Van, Muş, Bitlis, Hakkari) izledi.

Hanehalkı işgücü araştırması sonuçlarına göre yarı zamanlı çalışanların istihdam içindeki oranının 2021 yılında yüzde 9,9 olduğu görüldü. Bu oran kadınlarda yüzde 16,4, erkeklerde ise yüzde 7,0 oldu.

Hanehalkı işgücü araştırması sonuçlarına göre hanesinde 3 yaşın altında çocuğu olan 25-49 yaş grubundaki bireylerin istihdam oranı, 2014 yılında yüzde 59,8 iken 2021 yılında yüzde 58,9 oldu. Bu oran cinsiyete göre incelendiğinde, 2021 yılında hanesinde 3 yaşın altında çocuğu olan 25-49 yaş grubundaki kadınların istihdam oranının yüzde 26,1, erkeklerin istihdam oranının ise yüzde 89,1 olduğu görüldü.

Yaşam memnuniyeti araştırması sonuçlarına göre 2022 yılında çalışanların yüzde 63,2’sinin işe geliş gidiş için harcanan zamandan memnun olduğu görüldü. Kadın çalışanlarda bu oranın yüzde 67,5, erkek çalışanlarda ise yüzde 61,5 olduğu görüldü.

Dışişleri Bakanlığı verilerine göre kadın büyükelçi oranı 2011 yılında yüzde 11,9 iken 2022 yılında yüzde 27,2 oldu. Erkek büyükelçi oranı ise 2011 yılında yüzde 88,1 iken 2022 yılında yüzde 72,8 oldu.

Kadın milletvekili oranı yüzde 17,3

Türkiye Büyük Millet Meclisi verilerine göre 2022 yıl sonu itibarıyla 579 milletvekili içerisinde kadın milletvekili sayısının 100, erkek milletvekili sayısının ise 479 olduğu görüldü. Meclise giren kadın milletvekili oranı, 2007 yılında yüzde 9,1 iken 2022 yılında yüzde 17,3 oldu.

Yükseköğretim istatistiklerine göre yükseköğretimde görevli profesörler içinde kadın profesör oranı 2010-2011 öğretim yılında yüzde 27,6 iken 2021-2022 öğretim yılında yüzde 33,2 oldu. Doçent kadrosunda görev yapan kadın oranı 2021-2022 öğretim yılında yüzde 40,2 iken öğretim görevlisi kadrosunda görev yapan kadın oranı yüzde 50,8 oldu.

Hanehalkı işgücü araştırması sonuçlarına göre şirketlerde üst düzey ve orta kademe yönetici pozisyonundaki kadın oranı 2012 yılında yüzde 14,4 iken 2021 yılında yüzde 20,7 oldu.

Aile yapısı araştırması sonuçlarına göre 2021 yılında kadınların çalışması ile ilgili bireylerin algıları incelendiğinde, kadının çalışması ve sosyal hayata katkı sağlamasının değerli olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 82,6 olurken, kadınlara göre bu oran yüzde 85,6, erkeklere göre ise yüzde 79,5 oldu.

Evlenme istatistiklerine göre resmi olarak ilk evliliğini 2022 yılında yapmış olan kadınların ortalama evlenme yaşı 25,6 iken erkeklerin ortalama evlenme yaşı 28,2 oldu. Ortalama ilk evlenme yaşının en yüksek olduğu il, kadınlarda 29,7 yaş, erkeklerde 32,3 yaş ile Tunceli oldu. Ortalama ilk evlenme yaşının en düşük olduğu il ise kadınlarda 22,7 yaş ile Ağrı, erkeklerde 26,2 yaş ile Şanlıurfa oldu.

ADNKS sonuçlarına göre resmi evliliklerde eşler arasındaki eğitim farkı incelendiğinde, 2021 yılında kadınların yüzde 39,4’ünün kendilerinden daha yüksek eğitimli erkeklerle evli olduğu görüldü. Eşlerinden daha yüksek eğitimli olan kadınların oranının yüzde 15,9, eğitim seviyeleri aynı olan eşlerin oranının ise %42,8 olduğu görüldü.

Boşanma istatistiklerine göre 2022 yılında kesinleşen boşanma davaları sonucu çocukların velayetinin çoğunlukla anneye verildiği görüldü. Annenin velayetine verilen çocuk oranı yüzde 75,7 iken babanın velayetine verilen çocuk oranı ise yüzde 24,3 oldu.

Ev işlerini genellikle kadınlar üstlendi

Aile yapısı araştırması sonuçlarına göre 2021 yılında hanedeki ev işlerinin genellikle kim tarafından yapıldığı incelendiğinde, evin badana/boyası hariç tüm işlerin genellikle bir hanehalkı ferdi tarafından üstlenildiği görüldü.

Hanehalkı ferdi tarafından yapılan ev işleri cinsiyete göre incelendiğinde, ev işlerini genellikle kadınların üstlendiği görüldü. Kadınlar en fazla yüzde 94,4 ile çocuk bakımı, yüzde 85,6 ile çamaşır ve bulaşık yıkama (makineyle bile olsa), %85,4 ile yemek yapma ve evin günlük toplanması ve temizlenmesi işlerini üstlendi. Erkekler en fazla yüzde 74,1 ile aylık faturaların ödenmesi, yüzde 65,2 ile küçük bakım, onarım, tamir işlerini üstlendi.

Hanehalkı bilişim teknolojileri kullanım araştırması sonuçlarına göre 2022 yılında 16-74 yaş grubundaki bireylerin İnternet kullanım oranı yüzde 85,0 oldu. Bu oran kadınlarda yüzde 80,9 iken erkeklerde yüzde 89,1 oldu.

Hanehalkı bilişim teknolojileri kullanım araştırması sonuçlarına göre internet üzerinden kişisel kullanım amacıyla mal veya hizmet siparişi veren ya da satın alan 16-74 yaş grubundaki bireylerin oranı, 2021 yılı Nisan ayı ile 2022 yılı Mart ayını kapsayan on iki aylık dönemde yüzde 46,2 oldu. Cinsiyete göre internet üzerinden mal veya hizmet siparişi verme ya da satın alma oranı, kadınlarda yüzde 42,7 iken erkeklerde yüzde 49,7 oldu.

Kadınların %30,4’ü yaşadığı çevrede gece yalnız yürürken kendini güvensiz hissetti

Yaşam memnuniyeti araştırması sonuçlarına göre 2022 yılında, yaşadıkları çevrede gece yalnız yürürken kendilerini güvensiz hissedenlerin oranı %21,8 iken bu oran kadınlarda yüzde 30,4, erkeklerde yüzde 13,0 oldu. Kadınların yüzde 51,1’i, erkeklerin ise yüzde 71,9’u yaşadıkları çevrede kendilerini güvende hissetti.

Evde yalnız otururken kendilerini güvensiz hissedenlerin oranı 2022 yılında yüzde 5,0 iken bu oran kadınlarda yüzde 6,8, erkeklerde yüzde 3,2 oldu. Kadınların yüzde 80,5’i, erkeklerin ise yüzde 88,2’si evde yalnız otururken kendilerini güvende hissetti.

Paylaşın

2022 Yılında En Az 327 Kadın Öldürüldü

2022 yılında en az 327 kadın öldürüldü. Bu sayıya, geçmiş yıllarda işlenen ancak basına 2022 yılında yansıyan 14 cinayet de eklenirse sayı 341 oluyor. Bu 14 cinayetin bazıları, geçmiş yıllarda basına “faili meçhul” veya “şüpheli ölüm” olarak yansımıştı.

2022 yılında transların da olduğu en az 198 kadının ölümü basına “şüpheli” olarak yansıdı.

Bağımsız İletişim Ağı (Bianet) Erkek Şiddeti Çetelesi Raporu’na göre, 1 Ocak 2022 – 31 Aralık 2022 tarihleri arasında erkekler en az 327 kadını katletti.

Bianet, yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği erkekler tarafından kadınlara yönelik cinayetlerin ve şiddete ilişkin 2022 raporunu yayınladı.

Raporun detayları şöyle:

2022’de erkeklerin öldürdüğü kadın sayısı 327. Bu sayıya, geçmiş yıllarda işlenen ancak basına 2022’de yansıyan 14 cinayet de eklenirse sayı 341 oluyor.  Bu 14 cinayetin bazıları, geçmiş yıllarda basına “faili meçhul” veya “şüpheli ölüm” olarak yansımıştı.

Yine aynı dönemde basına yansıyan verilere göre (1 Ocak 2022 – 31 Aralık 2022) erkekler 39 çocuğu öldürdü, 32 kadına tecavüz etti, 442 kadını seks işçiliğine zorladı,156 kadını taciz etti, 238 çocuğu istismar etti. Erkekler 793 kadını yaraladı.

2022’de aralarında transların da olduğu en az 198 kadının ölümü basına “şüpheli” olarak yansıdı.

Erkekler, 2022’de, en az 12 kadını öldürmeye teşebbüs etti, 42 kadını öldürmekle veya şiddet uygulamakla tehdit etti.

Basına yansıyan bilgilere göre erkekler, en az 26 kadını, “koruma”, “uzaklaştırma” kararı ve “talebine” rağmen öldürdü.

2022’de en az dört kadın, kendisine şiddet uygulayan ve cinsel saldırıda bulunan erkeklerden korunmak için meşru müdafaa hakkını kullandı.

Cinayet

Erkekler, 2022’de en az 327 kadını öldürdü.  Ayrıca erkekler, cinayet sırasında kadınların yanında olan en az 37 erkeği öldürdü.

Erkeklerin öldürdüğü 23 kadın göçmendi. Erkekler, 2022’de Günay Özyıldız ve İpek Ağmaz isimli LGBTİ+’ları öldürürdü, en az 16 LGBTİ+’yı da yaraladı.

Çocuk cinayetleri

Bianet’in 1 Ocak 2022 – 31 Aralık 2022 döneminde Türkiye’deki yerel, ulusal ve internet basınına yansıyan haberlerden derlediği güncellenmiş verilere göre, erkekler 2022’de şiddet uyguladıkları kadınlara zarar vermek veya öç alma “bahanesiyle” en az 39 çocuğu öldürdü.

Öldürülen çocuklar arasında erken yaşta zorla evlendirilenler de vardı.

Cinsel saldırı – tecavüz

bianet’in 1 Ocak 2022 – 31 Aralık 2022 döneminde Türkiye’deki yerel, ulusal ve internet basınına yansıyan haberlerden derlediği güncellenmiş verilere göre erkekler, 32 kadına tecavüz etti.

Erkeklerin tecavüz ettiği dokuz kadın zihinsel engelliydi.

Taciz

Erkekler, 2022’de en az 156 kadını taciz etti. En az 16 taciz sistematik olarak gerçekleşti. Erkeklerin taciz ettiği kadınlar arasında göçmen kadınlar da vardı.

Çocuk istismarı

Bianet’in 1 Ocak 2022 – 31 Aralık 2022 döneminde Türkiye’deki yerel, ulusal ve internet basınına yansıyan haberlerden derlendiği güncel verilere göre, erkekler, 2022’de aralarında oğlan çocukların da olduğu 238 çocuğu istismar etti.

Şiddet yaralama

Erkekler 2022’de en az 793 kadına şiddet uyguladı. Erkekler, 72 kadını “ağır olarak” yaraladı.

Bir faile elektronik kelepçe takıldı. 22 fail intihar etti. 20 fail hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Beş fail hakkında dava açıldı. 30 fail hakkında soruşturma açıldığı bilgisi basına yansırken en az 300 failin hukuki süreci basına yansımadı.

Fuhuşa zorlama

Erkekler, 2022’de en az 442 kadını fuhşa zorladı. Fuhşa zorlanan kadınlar arasında 18 yaşının altındaki çocuklar da vardı.

Fuhşa zorlanan 232 kadın Türkiye vatandaşı değildi.

Paylaşın

Prof. Dr. Boratav: 5’li Masanın Daha Sol Seçeneklere Açılması Lazım

“Neoliberal politikalara dönüş halkın krizini daha da ağırlaştıracak” yorumunda bulunan Prof. Dr. Korkut Boratav, “5’li masanın artık daha sol seçeneklere açılması lazım. Hele ki deprem sonrasında devletin üretken, yatırımcı ve inşacı işlevlerinin canlanması gerekiyorken… Bu işlevler çökmüştür. ” dedi ve ekledi:

“Mutabakat metni daha da çökertmeyi öneriyor. ‘Mali kural’ getiriyor. Bu kamu harcamalarını frenleyen yasal kuraldır. Uygulanırsa ekonominin bugünkü kargaşadan durgunlaşmaya sürüklenmesi ve halkın krizinin, toplumsal bunalımın daha da ağırlaşması anlamına gelir.”

Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’a açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Korkut, “Mevcut ‘anarşik’ politikaların sürmesi mümkün değil. Hükümetin neoliberal normları fazlasıyla bozarak yani “makro ihtiyati tedbirler” adı altında arka kapıdan, ön kapıdan müdahale yoluyla döviz kurlarını, kredi faizlerini baskı altında tutmasının artık sürdürülebilmesi mümkün değil” dedi.

‘Aynı durum muhalefet için de söz konusu…’

Seçim sonrasında standart neoliberal politikalara dönüşün gündeme geleceğini ifade eden Boratavü “İktidar veya muhalefet (5’li masa diyelim artık) için de aynı durum söz konusu. Çünkü muhalefetin mutabakat metni klasik neoliberal politikalara dönüş öneriyor. Hükümet de IMF lafı etmeden, bunu meşrulaştırarak aynı yola gidecek. Bunun problemi şu: Milli gelir ve büyüme göstergeleri açısından ekonomik kriz yok. Türkiye’deki kriz halkın krizidir, bölüşüm krizidir. Genç kuşağın iş bulamama krizidir. Yetersiz büyüme ile istikrarsızlık fırtınasının birleşmesinin yarattığı krizdir” değerlendirmesini yaptı.

“Neoliberal politikalara dönüş halkın krizini daha da ağırlaştıracak” yorumunda bulunan Boratav şöyle konuştu:

“5’li masanın artık daha sol seçeneklere açılması lazım. Hele ki deprem sonrasında devletin üretken, yatırımcı ve inşacı işlevlerinin canlanması gerekiyorken… Bu işlevler çökmüştür. Mutabakat metni daha da çökertmeyi öneriyor. “Mali kural” getiriyor. Bu kamu harcamalarını frenleyen yasal kuraldır. Uygulanırsa ekonominin bugünkü kargaşadan durgunlaşmaya sürüklenmesi ve halkın krizinin, toplumsal bunalımın daha da ağırlaşması anlamına gelir.”

‘Mutabakat metni ‘neoliberal istikrar’ öneriyor’

“Mutabakat metni “neoliberal istikrar” öneriyor. Bu “istikrar” finansal daralma, ilaveten kamu maliyesinde daralma getirecek. Neoliberal politika cenderesinin yırtılması lazım. Bugünkü “anarşik” politikalarla değil yepyeni, tutarlılığı olan planlama, yatırım, yeniden inşa programı içinde olmalı.”

‘Türkiye’de geniş bir sol çevre var’

“Türkiye’de geniş bir sol çevre var. Örneğin DİSK’in deprem sonrası politikalara yönelik kısa öneriler listesi yayımlandı. Oradan başlanabilir. Deprem sonrasında sol iktisatçılar neler yapılması gerektiğini yazıyorlar. Sola bakmak demek solun yayınlarına bakmak, sol iktisat camiası ile iletişim kurmak demek. Mutabakat metnindeki iktisat programının baştan aşağı değişmesi lazım.”

‘Özellikle kamu sektörünün dövizle borçlanması arttı’

Önümüzdeki dönemde ülkenin ihtiyaçları için büyük boyutta dış finansal kaynak gerekeceğine dikkat çeken Boratav, “Çünkü özellikle kamu sektörünün dövizle borçlanması arttı. Yani herhangi bir kamu tahvilinin faizinin vadesi geldiğinde ödeme sıkıntısı çekilmesi halinde temerrüt ilan edilir. Birden bire bir borç krizi gündeme gelir” dedi ve şu noktalara özellikle vurgu yaptı:

“Belli bir dış finansman gereksinimi olacak. Bunun en sağlıklı yolu dış borçlarla ilgili yeni pazarlama yapmak, yapılandırma yapmaktır. Bunu IMF’ye başvurmadan yapmak sağlıklıdır. Çünkü IMF muhakkak diyecek ki: ‘Bütçe fazlası yaratarak dış borcun finansmanını üstleneceksiniz.’ Kahramanmaraş merkezli büyük depremler sonrası ortaya çıkan büyük inşa, yeniden inşa, adeta yeni bir Türkiye yaratmak gibi bir şey kamu maliyesini frenleyerek yapılamaz. Dış finansmanı, dış borçları yeniden yapılandırmak, müzakere ile yumuşak bir şekilde sağlamak lazım. Zor bir iş. Bunu düşünmek lazım. Gündem ağır.”

Paylaşın

“Meral Akşener Siyasal Köklerine Uygun Davranmayı Seçti”

Siyaset Bilimci Prof. Dr. Tanju Tosun, “Meral Hanım ve partideki kimi elitler partinin merkez sağda konumlanmasını isterken, özellikle MHP tabanından gelenlerin de Kemal Beyin adaylığına karşı bir duruşu vardı. Bunun sebebi de MHP’nin sembolik değerlerinden taviz verileceği yönünde bir okumaydı. Yani MHP’den gelen parti elitleri tarafından Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığına destek verilmesi kendilerini inkar etme gibi okunurdu, bunu kabul edemediler.” şeklinde konuştu.

İYİ Parti’nin MHP’den gelen bir seçmen tabanı olduğunu hatırlatan Tosun, “Ve bu kitlenin de eli Kemal Bey’e oy vermeye gitmeyecekti. Bir sorgulama vardı. Sayın Akşener bu hassasiyetleri hep gördü, ikircikli bir durumda kaldı. Aday gösterirsek belki kazanırız ama partiyi kaybederiz dedi. Ve sonunda siyasal köklerine uygun davranmayı seçti.” değerlendirmesinde bulundu.

Euronews’ten Dilek Gül’e konuşan Siyaset Bilimci Prof. Dr. Tanju Tosun, Akşener’in belediye başkanlarına yaptığı çağrının karşılık bulmayacağına inanıyor. Tosun, Akşener’in Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığına karşı duruşunda partisinin tabanından gelen taleplerin etkili olduğunu düşünüyor.

Tosun, “Meral Hanım ve partideki kimi elitler partinin merkez sağda konumlanmasını isterken, özellikle MHP tabanından gelenlerin de Kemal Beyin adaylığına karşı bir duruşu vardı. Bunun sebebi de MHP’nin sembolik değerlerinden taviz verileceği yönünde bir okumaydı. Yani MHP’den gelen parti elitleri tarafından Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığına destek verilmesi kendilerini inkar etme gibi okunurdu, bunu kabul edemediler.” şeklinde konuştu.

İYİ Parti’nin MHP’den gelen bir seçmen tabanı olduğunu hatırlatan Tosun, “Ve bu kitlenin de eli Kemal Bey’e oy vermeye gitmeyecekti. Bir sorgulama vardı. Sayın Akşener bu hassasiyetleri hep gördü, ikircikli bir durumda kaldı. Aday gösterirsek belki kazanırız ama partiyi kaybederiz dedi. Ve sonunda siyasal köklerine uygun davranmayı seçti.” değerlendirmesinde bulundu.

Öte yandan Tosun, Akşener’in göremediği bir gerçek olduğunu vurguluyor: “İYİ Parti sadece MHP’den devralınan bir kitleden oluşmuyor, daha önce CHP’ye oy vermiş, laik, seküler ve kıyı bölgelerinde yaşayan bir kitle de var.”

‘Seçimi Twitter tepkilerinden okumak yanlış’

Akşener İYİ Parti Genel İdare Kurulu toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, partisinin aday olarak göstermek istediği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’a çağrıda bulunmuş, “Milletimiz bugün çok kritik bir kırılmanın eşiğinde sizi göreve çağırıyor.” ifadelerini kullanmıştı.

Tosun’a göre Akşener’in bu çağrısı karşılık bulamayacak: “Meral Hanım her ne kadar belediye başkanlarına çağrıda bulunsa da ben ikisinin de kesinlikle aday olacağını düşünmüyorum”.

Akşener’in Yavaş ve İmamoğlu’nun anketlerde Kemal Kılıçdaroğlu’ndan daha avantajlı olduklarına ilişkin açıklamalarına de değinen Tosun, “Önümüzdeki seçim sonucunu sadece Twitter tepkilerinden okumak yanlış, sonucu tayin edecek olan derin Türkiye. Yani Türkiye’nin ortalama seçmeni. O da Facebook ve TikTok’ta… Bence Meral Hanım’ın bu şekildeki tepkisi bu kitle tarafından haksızlık olarak okunacak” dedi.

Altılı Masa’daki bu çıkmazı AK Parti açısından da değerlendiren Tosun, “Parçalanmış bir siyaset vardı ve bu sürer mi yoksa buradan AK Parti’ye bir yönelim olur mu göreceğiz. Burada Sayın Erdoğan’ın marifeti ve nasıl pozisyon alacağı belirleyici olacak.” şeklinde konuştu.

Paylaşın