Babacan’dan “Anayasa” Açıklaması: Bir Kez Delinirse Çok Şey Olur

Yeni Yol Grubu toplantısında konuşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Küçük bir hukuksuzluk, büyük bir çürümeye yol açar. Anayasa bir kez delinirse çok şey olur. Bu ülkede artık hiçbir şey dikiş tutmaz” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Grup toplantısında iktidarı hedef alan sert açıklamalarda bulundu. Babacan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Siyaset demokrasiyi güçlendirmek için yapılır. Milleti dinlemez, halkın sorunlarına çözüm üretmezseniz, halkçı değil rantçı olursunuz” sözlerine atıfta bulunarak, “Bu sözleri söyleyen sanki yargıyı siyasallaştıran, adaleti çizgisine çeken, halkı değil menfaat gruplarını önceleyen bir iktidarın başı değilmiş gibi konuşuyor” dedi.

Babacan, iktidarın ekonomi yönetimini de hedef aldı. Enflasyon ve faiz oranlarına dikkat çekerek, “Halkçılık adil olmaktır, şeffaf olmaktır, hesap verebilmektir. Rantçılık ise enflasyonu patlatmak, faizi yüzde 50’ye çıkartmak, kur korumalı mevduatla millete yük bindirmektir. Şimdi kim halkçı, kim rantçı siz karar verin” ifadelerini kullandı.

“Anayasa bir kez delinirse çok şey olur”

Hakimler ve Savcılar Kurulu seçimlerinde Anayasa’nın ihlal edildiğini savunan Babacan, Karma Komisyon’un kura usulünü hiçe saydığını belirtti. Bu durumu ünlü “kırık cam” teorisiyle açıklayan Babacan, “Küçük bir hukuksuzluk, büyük bir çürümeye yol açar. Anayasa bir kez delinirse çok şey olur. Bu ülkede artık hiçbir şey dikiş tutmaz” dedi.

Bağımlılıklarla ilgili çarpıcı veriler de paylaşan Babacan, sigara tüketiminin 2022’de 116 milyardan 2024’te 150 milyara çıktığını söyledi. Sanal kumarın ülke çapında yaygınlaştığını, bazı şebekelere devlet eliyle lisans verildiğini vurgulayan Babacan, “13 milyar liralık işlem hacmi olan bir şebekeye 8 yıl boyunca göz yumuldu. Sayın Erdoğan, bu kişilere lisansı siz verdiniz. Neden beklediniz? Neden müdahale etmediniz?” diye sordu.

Bursa’da bağımlılıkla mücadele eden bir derneği ziyaret ettiğini aktaran Babacan, “O kurumda 300 genç tedavi görüyor ama başvuru bekleyen 8 bin genç var. Bu 2025’in aile yılı olarak ilan edildiği ülkede yaşanıyor. Huzur yok, bereket yok; kumar var, sigara var, uyuşturucu var” dedi. Anayasa’nın 58. maddesini hatırlatan Babacan, devletin gençleri koruma yükümlülüğünü yerine getirmediğini ifade etti.

Babacan konuşmasının sonunda, gençleri hedef alan bağımlılık ekonomisine karşı sert çıktı: “Uyuşturucuyu taşıyan gemiler, sanal kumarı yöneten şebekeler, göz yumanlar… Hepinize sesleniyorum: Daha doymadınız mı? Üç-beş kişi dolar çuvalını doldursun diye milyonlarca gencin hayatı mahvediliyor. Karşınızda biz varız. Bu kürsülerde, bu sıralarda susmayacağız.”

Paylaşın

Bahçeli’den “Yeni Bir Milli Kimlik” Vurgusu

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Gerçekten her şeyin bir vakti vardır. O vakit hızla yaklaşmaktadır. O vakit Türkiye Yüzyılıyla simgelenmekte, yeni bir milli kimlik ve kardeşlik asrıyla tebarüz etmektedir” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Ankara Kızılcahamam’da katıldığı bir etkinlikte konuştu. Bahçeli, konuşmasında özetle şu ifadeleri kullandı:

“Her şeyin bir vakti vardır. O vakit hızla yaklaşmaktadır. Toprağımızda izi olmayanların, tohum tohum saçılan emekleri inkar edilenlerin bugünlerde maske takıp MHP’yi haksız şekilde suçlaması şehitlerimizin aziz hatıralarına saygısızlıktır. Gerçekten her şeyin bir vakti vardır. O vakit hızla yaklaşmaktadır. O vakit Türkiye Yüzyılıyla simgelenmekte, yeni bir milli kimlik ve kardeşlik asrıyla tebarüz etmektedir. Şehitlerimizin kutlu emanetleri başımızın üzerinde kalbimizin derinliklerindedir.

Vefa bilmeyenlerin vakardan haberi olmaz. Sadakati devre mülk gibi gören sahte ve simsar zihniyetlerin Türk milliyetçiliğiyle ilgili fitne ve dedikodu yaymaları ademe de mahkumdur. Çıkarlarının sevdalısı olan siyasi devşirmeler davasının sevdasıyla çelikleşmiş ve bayraklaşmış ülkücü şuura elbette nüfuz edemez, hiçbir süratte de yalan ve iftiraya dayanan çirkin sözlerinin değerinden ve ederinden bahsedilemez.”

DEM Parti’den MHP’ye ziyaret

PKK’nın fesih ve silah bırakma açıklamasının ardından parti turlarına devam eden Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) heyeti, son olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) MHP’yi ziyaret etti.

DEM Parti heyetini, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli kapıda karşıladı. Bahçeli’nin yanında Feti Yıldız ve Celal Adan yer aldı. DEM Parti heyetinde, Eş Genel Başkanlar Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları ile Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli yer aldı.

Paylaşın

AK Parti Sözcüsü Çelik: Erdoğan’ın Yeniden Seçilmesini Arzu Ederiz

Erdoğan’ın yeniden aday olma ihtimali konusunda konuşan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Cumhurbaşkanımızın sahip olduğu siyasi birikim ve liderlik kapasitesi devlet ve millet hayatımız için vazgeçilmez bir hazinedir. Dolayısıyla devam etmesini arzu ederiz” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Benim tekrar seçilme veya tekrar aday olma gibi bir derdim yok” demişti.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise yazılı bir açıklama yayımlayarak, “Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk milletinin, yeni yüzyılın yol haritasını çizen Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a çok ihtiyacı olduğu tartışmasız bir tarih ve hayat gerçeğidir” sözleriyle Erdoğan’ın adaylığına destek vermişti.

Bahçeli, “Derdi vatan ve millet olan bir Cumhurbaşkanının yolundan caymaya hakkı yoktur” ifadelerini kullanmıştı.

İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK), Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplandı. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, toplantı sonrası açıklamalarda bulundu. Ömer Çelik’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Suriye’deki gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Cumhurbaşkanımızın yakından takip ettiği üzere yaptırımlarda ileri noktalara gelindi. Trump da yaptırımların kalkmasında Cumhurbaşkanı’mızın verdiği önemi bilerek olumlu tutum aldığını bildirdi.

Suriye’ye siyasi biçim çizmek değil bu kritik günlerinde Suriye halkının yanında olmak. Esas olan bütün grupların birlik halinde yaşaması noktasında yüksek iradenin ortaya çıkması. Suriye’yi istikrarsızlaştıran İsrail.

Biz Suriye’ye baktığımızda bütün kesimlerin bütün boyutlarıyla bir arada kardeşçe yaşamasını, hem toplumsal hayatta hem yönetimde temsil edilmesinin kıymetli olduğunu ifade ettik. Bundan sonra Suriye’ye katkı sağlamak en doğru iş olacaktır. Esad görevdeyken Suriye’nin yeni bir Afganistan’a dönüşmesinden bahsediliyordu. Şimdi bu tehlikelerden giderek uzaklaşıldığını görüyoruz. Şu anda istikrarsızlaştırıcı tek unsur İsrail saldırıları. İsrail saldırıları bölge barışını tehdit eden birinci etkendir.

“MİT silah bırakılıp bırakılmadığını sahada takip edecek”

PKK tüm unsurlarıyla silah bırakmalı, MİT silah bırakılıp bırakılmadığını sahada takip edecek. Türkiye’de terör gündemi olmasını istemiyoruz. Fesihle ilgili açıklama sahada somut olmalı.

Irak’taki süreçte, Irak hükümeti ile aramızdaki anlaşmalar çerçevesinde diyalog yakın şekilde sürdürülüyor. Bağdat, Süleymaniye, Erbil’le koordine edilecek konularda ilerleme sağlanmaya devam ediyor. MİT, TSK sahada kurdukları mekanizmalarla silah bırakma sürecini doğrulama mekanizmaları oluşturuyorlar. Bunun ne düzeyde olduğu teyit edilecek, her aşamada kontrol edilecek.

Suriye’de de terör yapılanmasının sona ermesi gerekiyor. Bu mesele hem Türkiye’nin sınırları içinde hem dışında çeşitli mekanizmalarla, İçeride İçişleri Bakanlığı’nın kuracağı mekanizmalarla takip edilecek. İnşallah bir sonuca ulaşılacak. Bölge açısından da bölgeyi istikrarsızlaştırmak isteyen unsurların sürekli olarak terör örgütlerini araç olarak kullanması bölgede büyük istikrarsızlıklar ortaya çıkarmaktadır.

Cumhurbaşkanı’mızın ‘gelecek nesillere sivil bir Anayasa borcumuz olduğu yönünde’ bir hassasiyeti var. Türkiye’nin geleceği açısından önemli. Darbe rejimi anayasası çok kez değiştirilmiş olmasına rağmen, iradesinin meşru demokratik bir irade olduğu anayasa yapma ihtiyacı var. Türkiye Yüzyılı’nda yüce Meclis’in devrede olduğu, herhangi bir vesayet odağının karışmadığı bir anaysa zaruriyettir.

Fakat bu konu konuşulurken Cumhurbaşkanımızın yeniden adaylığı ve Parlamenter sistem gündeme getiriliyor. Parlamenter yönetim de bir sistem, Cumhurbaşkanlığı yönetimi de bir sistem. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın adaylık meselesi Anayasa tartışmalarının dışında. Bahçeli’nin açıklaması oldukça kıymetli bir açıklama. AK Parti olarak Cumhurbaşkanımızın yeniden seçilmesini arzu ederiz. Dünyada demokratik yollarla iş başına gelmiş liderlerin arasında en tecrübelisi Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır.”

Paylaşın

AİHM, Türkiye’den Cizre İçin Savunma İstedi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Şırnak’ın Cizre ilçesinde 137 kişinin üç binanın bodrum katında öldürülmesi ve yaşanan ihlallere dair Türkiye’den savunma istedi.

Şırnak’ın Cizre ilçesinde 14 Aralık 2015 tarihinde ilan edilen 79 günlük sokağa çıkma yasağının devam ettiği 7 Şubat 2016’da 137 kişi mahsur kaldıkları 3 binanın bodrum katında öldürülmüştü.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 22 Mayıs’ta yaptığı bildirimde; Şırnak’ın Cizre ilçesinde 2015-2016 yılları arasında ilan edilen sokağa çıkma yasakları döneminde 137 kişinin mahsur kaldıkları 3 binanın bodrum katında öldürülmesi ve yaşanan ihlallere dair Türkiye’den savunma istedi.

AİHM, “askeri operasyonları sırsında başvurucuların yaşam haklarının ihlal edilip edilmediği, sivillerin yaşamına dair gerekli önlemlerin alınıp alınmadığı, yaralı kişilere tıbbi yardımın ulaştırılıp ulaştırılmadığı, ilgili soruşturmaların yapılıp yapılmadığını” sordu.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) aynı dava üzerinden 13 Kasım 2019 tarihinde, iç hukuk yollarının tüketilmediğine işaret etmiş, Anayasa Mahkemesi (AYM) kararının beklenmesine karar vermiş ve davayı “kabul edilemez” bulmuştu.

Avukatlar, bunun üzerine Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu. AYM’nin ret kararı üzerine AİHM’e yeni bir başvuru yapıldı. AİHM, 22 Mayıs’ta yaptığı bildirimle Türkiye’den savunma istedi.

Dosya avukatlarından Ramazan Demir, AİHM’in “ciddi ve ayrıntılı bir savunma” istediğini söyledi. Demir, 2019’da AİHM’de görülen duruşmaya işaret ederek, “Biz o gün AYM’nin nasıl bir karar vereceğini, savcılıklar ve diğer adli makamların olaya yaklaşımını belgeleriyle ortaya koymuştuk. Ancak AİHM bunlara rağmen AYM’nin konu ile ilgili ne diyeceğini görmek istediğini söyleyerek, başvuruları AYM’nin vicdanına terk etmişti. Geldiğimiz noktada biz haklı çıktık. AYM devletin beyanını esas aldı, bütün başvurulara reddetti. Olan ailelere ve mağdurlara oldu, 7 yıl boşuna kaybedildi” dedi.

Demir, “AİHM’den beklentimiz; bağımsız insan hakları kuruluşlarının raporlarını da dikkate alarak, ölümlerle bağlantılı olarak işlenen insanlık suçlarını tespit eden hızlı ve hakkaniyetli bir yargılama” diye konuştu.

AİHM, Türkiye’den şu sorulara yanıt istedi:

Başvurucuların yakınlarının yaşam hakkı; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesi kapsamında, Cizre’de uygulanan sokağa çıkma yasakları sürecinde yürütülen askeri operasyonlar sırasında devlet güçlerinin güç kullanımı nedeniyle ihlal edilmiş midir?

Güvenlik operasyonlarını planlayan ve yürüten yetkililer, sivillerin yaşamını korumak için gerekli özeni göstermiş midir? Özellikle, sivillerin yoğun şekilde bulunduğu bölgelerde operasyonların başlatılması ve sürdürülmesi sırasında sivil can kayıplarının önlenmesi adına gerekli tedbirler alınmış mıdır?

Devlet, başvurucuların yakınlarının yaşamlarını koruma yükümlülüğü kapsamında, yaralı kişilere tıbbi yardımın ulaştırılmasını sağlamayarak -özellikle bodrum katlarında mahsur kalan yaralılara ambulans gönderilmesini engelleyerek- Sözleşme’nin 2. maddesini ihlal etmiş midir?

Devletin yetkili organlarının, yardım çağrısında bulunan ve hayatta olan kişilerin bulundukları yerlerde uzun süre yaralı şekilde bekletildikten sonra yaşamlarını yitirmesine ve bazı vakalarda bu kişilerin bedenlerinin yakılarak öldürülmesine yol açacak şekilde hareket etmesi, yaşam hakkı bakımından devletin doğrudan sorumluluğunu doğurmakta mıdır?

Yaşam hakkının usule ilişkin korunması bağlamında, Cizre’de gerçekleşen ölümlerle ilgili olarak yürütülen iç hukuk soruşturmaları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesi kapsamında gerekli etkinlik, tarafsızlık ve şeffaflık ölçütlerini karşılamış mıdır?

Türk adli makamlarının, başvurucuların yakınlarının ölümlerine yönelik tutumu, olaylarda devlet yetkililerinin sorumluluğunu ortaya koymuş mudur? Devletin bu olaylara dair iç hukuktaki yaşam hakkını güvence altına alan düzenlemeleri etkili şekilde uyguladığı söylenebilir mi?

İlgili soruşturma ve yargı süreçleri -hem olayların ilk inceleme aşamasında hem de Anayasa Mahkemesi aşamasında- gerekli hızda, ciddiyetle ve tarafsızlıkla yürütülmüş müdür?

Soruşturmayı yürüten savcılık makamları, olayın koşullarını aydınlatmak ve tüm delilleri nesnel biçimde değerlendirerek sorumluları belirlemek adına elindeki tüm olanakları yeterince kullanmış mıdır?

Yürütülen soruşturmalar, başvurucuların olaylara dair meşru menfaatlerini koruyacak ölçüde erişilebilir olmuş mudur?”

Ne olmuştu?

Şırnak’ın Cizre ilçesinde 14 Aralık 2015 tarihinde ilan edilen 79 günlük sokağa çıkma yasağının devam ettiği 7 Şubat 2016’da 137 kişi mahsur kaldıkları 3 binanın bodrum katında öldürülmüştü. Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, yaşananlar için “Kıyamet benzeri bir tablo” tanımlaması yapmıştı.

Kamuoyunda büyük tepkiye neden olan ve birçok kişinin sırf tedavi edilmediklerinden kaynaklı hayatını kaybettiği bodrumların birincisinde 31, ikincisinde 62 ve üçüncüsünde 44 kişi can verdi. Söz konusu bodrumlarda hayatını kaybedenler arasında, Cizre Halk Meclisi Eşbaşkanları Mehmet Tunç ve Asya Yüksel, gazeteci Rohat Aktaş, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) PM üyeleri, MKM sanatçıları, KJA üyeleri ve çok sayıda öğrencinin yanı sıra çocuklar da bulunuyordu.

Bodrumlarda hayatını kaybedenlerin bazılarının cenazelerine halen ulaşılmış değil. Olayın yaşanmasının ardından binalar yıkılarak, molozlarla doldurulan alanda Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından yeni konutlar inşa edildi.

Tüm girişimlere rağmen öldürülen kişilerin ölümlerine ilişkin başlatılan soruşturmaların birçoğu hakkında “takipsizlik” kararı verildi. “Örgüt üyesi” iddiasıyla verilen kararların birçoğunda, ölümler “hukuka uygun” kabul edildi.

(MA)

Paylaşın

İnsan Hakları, İklim Krizi Tehdidi Altında

İklim krizi artık yalnızca çevresel değil, temel bir insan hakları meselesi. Gerekli adımlar atılmazsa, 2025 ve sonrasında dünya daha derin insani ve ekolojik krizlerle karşı karşıya kalacak.

Uluslararası Af Örgütü, yayımladığı “2024-25 Dünya İnsan Haklarının Durumu” raporunda, iklim krizinin dünya genelinde insan hakları üzerindeki yıkıcı etkilerini çarpıcı verilerle gözler önüne serdi.

Bianet’in aktardığı rapora göre, yedi kıtada 150 ülke iklim kaynaklı adaletsizliklerden doğrudan etkilenirken, iklim değişikliğiyle birlikte yoksulluk, çatışma ve siyasi baskıdan oluşan “zehirli karışım” 2024 yılında tahminen 110 milyon insanı yerinden etti.

Afrika

Sudan, iklim ve çatışma kaynaklı dünyanın en büyük yerinden edilme krizini yaşadı.
Fildişi Sahili, Mali, Nijer, Kamerun gibi ülkelerde seller yüzlerce ölüme yol açtı.
Kuraklık ve aşırı yağış Somali gibi ülkelerde ekonomik çöküşe neden oldu.
Bazı ülkeler fon bulabilmek için borçlanmaya zorlandı; Namibya ve Fildişi Sahili büyük yatırım aldı.
Senegal’de çevre riskleri nedeniyle madencilik faaliyetleri askıya alındı.

Amerika Kıtası

Amazon yağmur ormanları yangınlarla büyük ölçüde tahrip oldu.
ABD ve Kanada gibi yüksek gelirli ülkeler fosil yakıt bağımlılığını sürdürdü.
Brezilya’da seller 2,3 milyon kişiyi etkiledi, 600 bin kişi yerinden oldu.
Yangınlar Arjantin’den Ekvador’a kadar pek çok ülkeyi sardı.

Asya-Pasifik

Hindistan, Pakistan, Nepal gibi ülkelerde sel ve heyelanlar yüzlerce can aldı.
Delhi’de hava kirliliği rekor kırdı.
Çin’de yenilenebilir enerji kullanımı arttı ama dış ülkelerde kömür projeleri sürdü.
Vietnam, Endonezya, Kamboçya gibi ülkelerde çevre savunucuları baskı ve hapisle karşılaştı.

Avrupa ve Orta Asya

Yunanistan ve Portekiz’de sıcak hava dalgaları ölümlere neden oldu.
Türkiye’nin iklim politikaları “kritik ölçüde yetersiz” olarak değerlendirildi.
Hollanda, Norveç ve Belçika gibi ülkeler fosil yatırımlara devam etti.
AİHM, İsviçre’nin yetersiz politikalarının insan haklarını ihlal ettiğine hükmetti.

Orta Doğu ve Kuzey Afrika

Irak ve Ürdün su kriziyle karşı karşıya.
Kuveyt, Bahreyn, BAE ve Suudi Arabistan fosil yakıt üretimini artırma planlarını sürdürdü.
BM COP28 iklim zirvesine ev sahipliği yapan BAE’nin aynı zamanda petrol anlaşmaları yaptığı ortaya çıktı.

Raporda;

En çok karbon salımı yapan ülkelerin, düşük gelirli ve en çok zarar gören ülkelere sadece cüzi yardımda bulunduğu,
Şirketlerin çevre ve halk sağlığı üzerindeki etkilerinden yetersiz düzenlemeler sayesinde sıyrıldığı,
Aktivistlerin ve sivil toplumun taleplerinin ise çoğunlukla görmezden gelindiği belirtildi.
Öte yandan, AB’nin büyük şirketleri insan hakları ve iklimle ilgili sorumluluk altına sokan “Kurumsal Sürdürülebilirlik Yönergesi”, rapora göre umut veren ender adımlardan biri oldu.

Sonuç

Uluslararası Af Örgütü, devletlerin 2024 itibariyle iklim konusunda verdikleri sözlerin büyük çoğunluğunu yerine getirmediğini, tersine fosil yakıta bağımlılığı artıran politikalar izlemeye devam ettiklerini vurguladı.

Rapora göre iklim krizi artık yalnızca çevresel değil, temel bir insan hakları meselesi. Gerekli adımlar atılmazsa, 2025 ve sonrasında dünya daha derin insani ve ekolojik krizlerle karşı karşıya kalacak.

Paylaşın

Erdoğan, Ahmet Eş Şara İle Görüştü

Erdoğan ile Ahmed eş-Şara, görüşmesine ilişkin yapılan açıklamada, Erdoğan’ın Türkiye ile Suriye ikili ilişkilerinin ve işbirliğinin enerji, savunma, ulaştırma başta olmak üzere her alanda gelişmeye devam edeceğini söylediği aktarıldı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’ye ziyarette bulunan Suriye’de geçiş dönemi cumhurbaşkanı ilan edilen Ahmed eş-Şara ile görüştü. Erdoğan, Eş-Şara’yı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde resmi törenle karşıladı.

Görüşmede, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın, Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani ve bazı yetkililer de yer aldı. Görüşme basına kapalı gerçekleşti.

Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamaya göre Erdoğan görüşmede, yaptırımların kaldırılmaya başlanmasının Türkiye tarafından memnuniyetle karşılandığını, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunarak ülkenin ve ordunun tek bir merkezden idare edilmesinin önemli olduğunu söyledi.

Erdoğan, İsrail’in Suriye topraklarındaki işgal ve saldırganlığının kabul edilemeyeceğini, Türkiye’nin buna karşı çıkmaya devam edeceğini belirtti. Buna ek olarak Erdoğan’ın Türkiye ile Suriye ikili ilişkilerinin ve işbirliğinin enerji, savunma, ulaştırma başta olmak üzere her alanda gelişmeye devam edeceğini söylediği aktarıldı.

Suriye Cumhurbaşkanı Şara ise yaptırımların kaldırılmasındaki desteği ve çabaları için Erdoğan’a teşekkür etti.

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: Demokratik Bir Yaşamı İnşa Etmeliyiz

“Barış ve Demokrasi İçin Ortak Mücadele” programında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Bize düşen, geçmişte Mahirlerin, İbrahimlerin, Denizlerin, Mazlumların bıraktığı savaşsız, sömürüsüz, demokratik bir yaşamı inşa etmektir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu kriz, kaos ve çatışma zeminini üreten, çoğaltan bu sisteme karşı barışı savunarak, onurlu barışı savunarak, halkların acı çekmesini engelleyerek, halkların farklılıklarıyla, bütün kimlikleriyle, renkleriyle bir arada yaşadıkları demokratik ulus ve demokratik bir zemin yaratma gibi bir görev ve sorumluluğumuz vardır.”

Yeşil Sol Parti’nin (YSP), “Barış ve Demokrasi İçin Ortak Mücadele” şiarıyla Ankara’da iki gün sürecek konferans ve kongresi Maltepe Yılmaz Güney Sahnesi’nde başladı.

Kongreye, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Halkların Demokratik Kongresi (HDK), siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı. Kongre’nin yapıldığı salonda 3 Mayıs’ta hayatını kaybeden DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Sırrı Süreyya Önder’in fotoğraflarının asıldı.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yeni sürece dair mesajlar verdi. Sözlerine kongreyi selamlayarak başlayan Bakırhan, “Bugün burada Fikri Sönmez’in yol arkadaşlarıyla, dostlarımızla aynı çatı altında buluşmak bizler için büyük bir onur. Sinevizyonda da ekolojiden kadın mücadelesine, inançlardan halklara, emeğin hakkından KHK’lilere kadar bu ülkenin dört bir yanında mücadele eden dostlarımızla omuz omuza yürümekten gurur duyuyoruz. 13 yıldır bu çatı altında birlikteyiz. Zorbalığa, tekçiliğe karşı farklılıklarımızla bir arada direndik. Bu birliktelik kıymetlidir, anlamlıdır” mesajını ileti.

Bakırhan’ın konuşmasında öncelikle Ortadoğu yaşanan yeni siyasi ve toplumsal gelişmelere değindi: “Ortadoğu ve dünyada yeni bir tarihi süreç yaşıyoruz. Neoliberal politikaların artık iflas ettiği, çatırdadığı, krizlerin ve kaosların dünyanın her yerinde baş gösterdiği bir süreci yaşıyoruz.  Neoliberal sistemin yürütücüleri yeni bir çıkış arıyorlar. Onların aradıkları çıkış ise savaş ve çatışmadır. Bunun en bariz örneği, Ortadoğu’daki gelişmelerdir; hepimiz bunları yakından takip ediyoruz. Kriz, savaş ve şiddeti yaymayı bir çare olarak görüyorlar. Savaşın ağırlık merkezi de Ortadoğu’dadır. Neredeyse çatışmanın, gerginliğin, kriz ve kaosun, kan ve gözyaşının olmadığı Ortadoğu’da tek bir ülke bile yok.

“Demokratik bir yaşamı inşa etmeliyiz”

Ortadoğu hem zenginlikleriyle hem de stratejik konumu itibarıyla onların iştahlarını kabartıyor. Bize düşen, geçmişte Mahirlerin, İbrahimlerin, Denizlerin, Mazlumların bıraktığı savaşsız, sömürüsüz, demokratik bir yaşamı inşa etmektir. Bu kriz, kaos ve çatışma zeminini üreten, çoğaltan bu sisteme karşı barışı savunarak, onurlu barışı savunarak, halkların acı çekmesini engelleyerek, halkların farklılıklarıyla, bütün kimlikleriyle, renkleriyle bir arada yaşadıkları demokratik ulus ve demokratik bir zemin yaratma gibi bir görev ve sorumluluğumuz vardır.

Sayın Öcalan son görüşmesinde ‘Demokratik toplumcu sosyalizm’ dedi. Güncelleyeceğiz, yenileneceğiz. Bu acımasız ve zalim sisteme karşı biz de sözümüzle, argümanlarımızla, pratiğimizle halkların, emekçilerin, ezilenlerin tekrar en önemli mevzisi, merkezi ve zemini haline getireceğiz. Önümüzdeki dönem demokratik toplumcu sosyalizmle birlikte hem sistem karşıtı mücadelemizi büyüteceğiz hem de gerçekten alternatif arayan halklarımıza, emekçilerimize güçlü bir alternatif olacağımızı belirtmek istiyorum.”

Türkiye’de anlamlı yeni bir süreç olduğunu söyleyen Bakırhan,  “Türkiye halkları yüzyıllık Kürt meselesinin, son 50 yıllık çatışmalı sürecinin sona ermesini sağlayacak bir aralıktan geçti. Sayın Öcalan’ın yaptığı çağrı ile birlikte Türkiye’de savaşsız, çatışmasız, sömürüsüz, Kürtlerin kendi kimlikleriyle, Alevilerin eşit yurttaşlık haklarıyla, doğanın, çevrenin, bütün canlıların özgürce yaşadığı, doğanın ranta peşkeş çekilmediği, hepimizin demokratik bir zeminde yaşayacağı ve mücadele edeceği bir kapı aralandı. Bu kapıya soru işaretleriyle bakanlar olabilir” sözleriyle sürece dair eleştirilere dikkat çekti.

Bakırhan ardından şöyle devam etti: “İktidar karşıtı mücadelede Türkiye’de örnek bir mücadele ortaya koyduk. Bunu uzatıp büyütmeye gerek yok; cezaevlerindeki siyasi tutsaklara bakılırsa, hangi zeminin bu iktidar karşısında, bu zulüm ve çatışma isteyen anlayışın karşısında direndiğini, mücadele ettiğini, onuruyla hâlâ bunu devam ettirdiğini görürüz. Kimse kaygılanmasın. Ortadoğu’da kimliksiz bir halkı bugün dünyanın en demokratik zemini haline getiren bir anlayış bu işin içindedir. Kimliksiz olan Ortadoğu’daki Kürtleri, diğer halklar ve inançlarla birlikte dünyada örnek olacak bir yönetim biçimiyle 13 yıldır devam ettiren bir anlayış var.

Kimse halkların, emekçilerin, Kürtlerin, Alevilerin, kadınların çıkarlarını kimsenin bireysel ikbaline peşkeş çekmez. Bunu Kürtler hiç yapmaz, bunu Yeşil Sol hiç yapmaz, bunu DEM Parti ve paradigması hiç yapmaz. Bundan emin olabilirsiniz. Amacımız demokratik, eşitlikçi, adil bir düzen inşa etmektir. Siz örgütlüyseniz, güçlüyseniz, Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin, Mazlumların, Sakinelerin o onurlu mücadelelerinin takipçileriyseniz, siz dönüştürürsünüz, siz değiştirirsiniz. Türkiye’deki bütün farklılıkları temsil eden zemin olarak kazanacağız; halklarımız kazanacak, emeğin hakkı kazanacak, doğa kazanacak, kadınlar kazanacak. Yeter ki buna güç ve destek verelim.

“Barış için ittifaklarımızı büyüteceğiz”

Başlayan süreci sahiplenmek hepimizin görev ve sorumluluğudur. Çünkü bu süreç sadece Kürtlerin barışı değil, bu süreç 85 milyon için hakların elde edileceği, demokratik değerlerin kabul ettirilmesinin mücadelesidir. Barış için ittifaklarımızı büyüteceğiz. Demokrasi için daha güçlü mücadele yürüteceğiz. Barış ve demokrasiyi de bu topraklara hep birlikte hediye edeceğiz. Şimdi tartışmalar yapma zamanı değil, safları sıklaştırma ve ortak mücadeleyi büyütme zamanıdır. Şimdi egemenlerin değil ezilenlerin demokratik haklarını kazanmanın zamanıdır.”

Paylaşın

Türkiye’de Doğurganlık Hızı Yüzde 77 Azaldı

1950 yılında Türkiye’de 6,47 olan doğurganlık hızı, 2023 yılında 1,51’e gerileyerek yaklaşık yüzde 77 oldu. 1950 yılında dünya ortalaması 4,85 iken, bu rakam 2023 itibarıyla 2,25’e geriledi.

Türkiye’de nüfus artışının sürdürülebilirliği açısından hayati önemde olan doğurganlık oranlarında düşüş trendi derinleşerek devam ediyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2024 yılında toplam doğurganlık hızı 1,48’e kadar geriledi. Bu oran, Türkiye tarihinde kaydedilen en düşük seviyelerden biri olarak dikkat çekiyor. 2014 yılında 2,19 olan bu gösterge, aradan geçen 10 yılda istikrarlı bir düşüşle nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2,10’un altında kalmaya devam etti.

Toplam doğurganlık hızı, bir kadının doğurgan olduğu dönem olan 15-49 yaş aralığında doğurabileceği ortalama çocuk sayısını ifade ediyor. Bu oran, bir ülkenin uzun vadede nüfus yapısını koruyabilmesi açısından kritik öneme sahip. Uzmanlar, 2,10’un altındaki oranların, nüfusun gelecekte küçülmesine ve yaşlanmasına işaret ettiğini vurguluyor.

Türkiye’deki doğurganlık hızındaki düşüşün etkileri yalnızca demografik değil, aynı zamanda siyasal ve sosyoekonomik alanlara da yansıyor. Bu kapsamda, 2025 yılı “Aile Yılı” ilan edilirken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada 2026-2035 döneminin “Aile ve Nüfus 10 Yılı” olarak tanımlandığını duyurdu. Alınacak tedbirlerle hem aile yapısının güçlendirilmesi hem de nüfus artış hızının yeniden ivme kazanması hedefleniyor. İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Aile Forumu’nda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, nüfus artış hızının tarihte ilk kez 1,48’e gerilediğini belirtti. Erdoğan, “Refah seviyesi yükseldikçe birçok sebepten ötürü doğurganlık hızımız düşmeye başladı” dedi.

Ekonomim’den Şeyda Uyanık’ın haberine göre; Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, dünya genelinde doğurganlık oranı uzun yıllardır düşüş eğiliminde. 1950 yılında dünya ortalaması 4,85 çocuk iken, bu rakam 2023 itibarıyla 2,25’e geriledi. Ancak Türkiye’deki düşüş, küresel ortalamaların çok daha üzerinde seyrediyor. 1950 yılında 6,47 olan doğurganlık oranı, 2023 yılında 1,51’e gerileyerek yaklaşık yüzde 77 oranında azalmış durumda. Bu, aynı dönemde dünya genelindeki yüzde 54’lük düşüşle kıyaslandığında oldukça çarpıcı bir tabloyu ortaya koyuyor.

1950 yılında yüksek gelirli ülkelerde doğurganlık oranı ortalama 3,04 iken, bu oran 2023’te 1,47’ye geriledi. Üst-orta gelirli ülkelerde 5,32’den 1,48’e, alt-orta gelirli ülkelerde ise 5,8’den 2,55’e düşüş görüldü. Düşük gelirli ülkelerde ise oran 6,48’den 4,53’e gerileyerek daha sınırlı bir düşüş yaşadı. Türkiye’nin 2023’teki oranı 1,51 ile, üst-orta gelirli ülkeler seviyesine yakın, ancak daha hızlı bir düşüş trendinde bulunuyor.

2000 yılından bu yana olan değişim incelendiğinde de Türkiye dikkat çekiyor. Bu dönemde doğurganlık oranları yüksek gelirli ülkelerde yalnızca yüzde 13 azalırken, Türkiye’de azalış yüzde 39 olarak ölçüldü. Aynı dönemde üst-orta gelirli ülkelerde düşüş yüzde 24, alt-orta gelirli ülkelerde yüzde 29 ve düşük gelirli ülkelerde yüzde 25 olarak kaydedildi. Türkiye bu verilerle, 2000 sonrası dönemde doğurganlık oranı en hızlı gerileyen ülkelerden biri olarak öne çıkıyor.

Paylaşın

Hatimoğulları: Filistin’de İki Devletli Çözüm İçin Çaba Sarf Etmeliyiz

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Sosyalist Enternasyonal Konsey Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, “Filistin meselesi büyük bir insanlık meselesidir. Bu konuda çok net bir tutum alınmalıdır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Filistin’de 50 bini aşkın insan yaşamını kaybetti. Sosyalist Enternasyonal’in bunu açıkça kınaması çok önemlidir. Birleşmiş Milletler’in mutabık olduğu iki devletli çözümün hayata geçirilmesi için elimizden gelen her türlü çabayı her aşamada sarf edebilmeliyiz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) ev sahipliğinde İstanbul’da gerçekleştirilen Sosyalist Enternasyonal Konsey Toplantısına katıldı. Hatimoğulları, burada yaptığı konuşmada şunları ifade etti:

“Kadim metropol kenti İstanbul’da, enternasyonal işçi hareketinin kadim kuruluşu Sosyalist Enternasyonal ile bir arada olmaktan dolayı çok memnun olduğumuzu belirtmek isterim. Sosyalist mücadelenin önemli neferlerinden ve Türkiye’de barış mücadelesinin sembolü haline gelen sevgili yoldaşım Sırrı Süreyya Önder’i yakın zamanda kaybettik. Sizlerin huzurunda Önder’i bir kez daha anıyorum.

Küresel ölçekte büyük risklerin ve felaket dinamiklerinin ne kadar yakın ve yakıcı olduğunu hepimiz çok ağır bir şekilde hissediyoruz. 20. yüzyıldan 21. yüzyıla devredilen uğursuz sömürgecilik mirası nedeniyle Ukrayna, Rusya, Suriye, Lübnan, Filistin ve bölgedeki birçok ülke savaş ve çatışmaların ağır etkisi altındadır. Bunun sonucu olarak milyonlarca insan yersiz ve yurtsuz kalmakta, göç yollarını tutmaktadır.

Üçüncü Dünya Savaşından bahsediliyor. Üçüncü Dünya Savaşının arifesinden geçtiğimiz bir dönemde, şu vurguyu özellikle yapmak isterim. Geride bıraktığımız iki dünya savaşından çok daha farklı şeyler yaşarız eğer bu savaşın önüne geçemezsek. Nükleer silahlanmanın arttığı bir dönemde, nükleer felaketle de karşı karşıya olduğumuzun altını özellikle çizmek isterim. Buna dair çok güçlü önlemler almak durumundayız.

Ortadoğu’nun en krizli alanlarından biri Suriye. Suriye’de bir rejim değişikliği gerçekleşti ve Şam yönetimine HTŞ’nin, El Nusra’nın, El Kaide’nin uzantısı olan bir yapı geldi. Bu hükümetin şu anki haliyle Suriye’nin güvenliğini ve demokrasisini sağlama ihtimali yoktur. Çünkü sınavını kötü vermektedir. Bakın, bu süreçte, yani Colani iktidara geldiğinde Suriye’de neler yaşandı? Dürziler katledildi, Arap Aleviler katledildi, Arap Alevi kadınlar kaçırıldı.

21. yüzyılda adeta köle pazarında satılır bir duruma geldi. Hıristiyanların katledildiğini ve kutsal mekanlarına saldırıldığını gördük. Radikal İslamcı ideolojik yapı Suriye’de kadınlar için de çok büyük bir tehlikedir. Batılı hükümetlerin “ılımlı İslamcılık” adı altında destek verdiği bu rejimlere karşı çok daha fazla uyanık davranılması önemlidir. Bunların “ılımlı İslamcılık” adı altında aslında radikal İslamcılık yaptıklarını özellikle belirtmek isterim.

“Filistin’de iki devletli çözüm için çaba sarf etmeliyiz”

Filistin’de büyük bir insanlık dramı yaşanıyor. Ne yazık ki dünya bütün bunlara sessiz. Antisemitizm nasıl bir ırkçılık türüyse, Filistinlilere yaşam hakkı tanımayan Siyonist hareketler de aynı şekilde ırkçılık yapmaktadır. Filistin meselesi büyük bir insanlık meselesidir. Bu konuda çok net bir tutum alınmalıdır.

Bu konuda oldukça net bir tutum alan Sayın Pedro Sanchez’e sizlerin huzurunda bir kez daha teşekkür ediyorum. Filistin’de 50 bini aşkın insan yaşamını kaybetti. Sosyalist Enternasyonal’in bunu açıkça kınaması çok önemlidir. Birleşmiş Milletler’in mutabık olduğu iki devletli çözümün hayata geçirilmesi için elimizden gelen her türlü çabayı her aşamada sarf edebilmeliyiz.

Türkiye ile Kürt halkının yaşadığı Irak, İran, Suriye ve bütün bölgeyi yakından ilgilendiren gelişmelere tanıklık etmekteyiz. Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yapmış olduğu bir çağrı var. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı. Bu çağrıda, Türkiye’nin demokratikleşme dışında bir çaresinin olmadığı, Kürt sorunu başta olmak üzere Türkiye’de yaşayan bütün farklı halkların ve inançların eşit yurttaşlık temelinde haklara sahip olması gerektiği vurgusu var.

Bir vurgu daha var ki onu da İmralı’ya gittiğim zaman açıkça bizlerle paylaştı. O da şuydu: Bu çağrı bir yandan Türkiye için ama öte yandan dünyada sosyalist enternasyonalist bir perspektifle mücadelenin büyütülmesi için, bu anlamıyla yapısal bir dönüşüm içindi de. Sayın Abdullah Öcalan’ın, Kürt sorununun çözümüne ilişkin İmralı’dan yaptığı çağrının akabinde, örgütü PKK de bu çağrıya uyum sağlayarak feshini açıklamış; sürecin demokratikleşmesiyle beraber silahları bırakacağını ve enternasyonalist bir siyasi yapılanmaya doğru gideceğini ifade etmişti.

Bu tarihi dönemin sadece Türkiye’yi değil bölgenin tamamını rahatlatacağına sonsuz inancımız var. O nedenle bu konuda sizlerden çok güçlü bir destek ve dayanışma beklediğimizi özellikle belirtmek isterim. Demokratikleşen ve iç meselelerini önemli oranda çözmüş bir Türkiye’nin, bölgede yaşanan krizlere barışçıl zeminde daha güçlü destek ve öncülük edebileceğine inanıyoruz. Bu, uluslararası siyaseti de son derece rahatlatacak bir adımdır.

Değerli yoldaşlar, küresel ölçekte yaşanan çoklu krizler gittikçe derinleşmektedir. Aşırı sağın ve şovenizmin biçimlendirdiği bir dünyanın çok daha derin krizler üreteceği açıktır. Bu nedenle, derinleşen krizler karşısında köklü ve tutarlı çözüm modelleriyle ve mücadele yöntemleriyle yol almamız gerekiyor. Totaliter rejimler ya da toplumsal haksızlıklar karşısında verdiğimiz mücadelelerde bir aradayız, omuz omuzayız, dayanışma içindeyiz.

Felaket kapitalizmine, savaşa, sömürgeciliğe, diktatörlüğe, faşizme ve emperyalizme karşı 200 yıllık bir dayanışma geçmişi ve geleneğini yeniden üretebiliriz. Buna ihtiyacımız var. Ezilen ve sömürülenlerin eşitlik, hak ve adalet mücadelesi programı etrafında aynı zamanda barış mücadelesinin yükseltilmesi gereken bir dönemden geçiyoruz. Küresel ölçekte savaş riskleriyle karşı karşıya olduğumuzu bütün konuşmacılar ifade etti.

Burada bizlerin DEM Parti olarak bir teklifi var: Gelin, enternasyonalist bir barış mücadelesini bütün dünya ölçeğinde hep birlikte örgütleyelim. Hep birlikte yayalım. Filistin’den Kürdistan’a, Kongo’dan Ukrayna’ya savaşlarda en çok zarar gören halkları esas alan, halkların eşitliğini esas alan küresel bir barış blokuna hepimizin çok ihtiyacı var.

Yoksulluğun iyice derinleştiği, milyonlarca insanın açlık ve yoksulluk içinde yaşadığı bir dünyada elbette aynı zamanda ezilen ve sömürülenlerin kurtuluş perspektifiyle enternasyonalist mücadele programı ve eylemliliğine de ihtiyaç var. Bu anlamıyla hep birlikte yürüteceğimiz ortak çalışmanın güç katacağına inanıyorum. Bir kez daha ülkemize, İstanbulumuza hoş geldiniz. Hepinizi sevgiyle selamlıyorum.”

Paylaşın

Türkiye’de Kayıtlı Çalışan Sayısı Son Beş Ayda 620 Bin Azaldı

TEPAV’ın raporuna göre; Eylül 2024’ten bu yana istihdam kaybı 619 bin 744 oldu. Raporda, 89 alt sektörün 39’unda çalışan sayısının azaldığı, 81 ilin 29’unda istihdamda düşüş yaşandığı vurgulandı. 

Haber Merkezi / Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) Şubat 2025’e ait İstihdam İzleme Raporu’nu yayınladı. Raporda, özetle şu ifadelere yer verildi:

“Şubat ayında Sosyal Güvenlik Destek Primi (SGDP) ödenen çalışanlar dahil toplam sigortalı çalışan sayısı yıllık olarak yüzde 1 (255.879) arttı, aylık olarak ise yüzde 0,3 (77.731) azaldı ve 24.972.106 olarak gerçekleşti.

Eylül 2024’ten bu yana kayıtlı sigortalı çalışan sayısında 620 bine yakın azalma yaşandı. Ayrıca, bu dönemde SGDP ödenenlerin sayısı da yıllık olarak yüzde 10,3 artarak 2.104.633’e ulaştı ve toplam sigortalı çalışanlar içindeki payı yüzde 8,4 oldu.

Şubat ayında yıllık bazda 89 alt sektörün 39’unda sigortalı ücretli çalışan sayısı geriledi; bina ve çevre düzenleme faaliyetleri 84.984’lük çalışan sayısı ile en fazla istihdam kaybeden sektör oldu. Bina çevre düzenleme faaliyetleri sektörünün çalışan sayısındaki yıllık değişimi yüzde 13,7 oranında daralmaya işaret etti. Giyim eşyaları imalatı (56.593) ve eğitim (27.135) çalışan sayısı olarak istihdamı en çok daralan diğer sektörler oldu.

Diğer taraftan, alt sektörlerde perakende ticaret 167.386 çalışan sayısı ile en fazla istihdam artışı sağlayan sektörken bu sektörü 89.107 artışla insan sağlığı hizmetleri sektörü takip etti. Ayrıca, yiyecek ve içecek hizmeti faaliyetleri (86.232) ve toptan ticaret sektörü (50.155) en çok istihdam artışı görülen diğer sektörlerden oldu.

Deprem illerinde çalışan sayısı arttı

Çalışan sayısında en fazla artış 89.255 ile Hatay’da kaydedildi. Hatay’ı 37.331 artışla Ankara, 30.625 artışla Kahramanmaraş, 24.599 ile Antalya takip etti. Çalışan sayısında yıllık bazda en fazla düşüş ise 19.748 ile Bursa’da gerçekleşti. Bursa’yı 9.664 ile Muğla, 7.553 ile Tekirdağ izledi.

Şubat ayında iş yeri sayısı en çok artan il Hatay (6.504) oldu. Hatay’ı Adıyaman (3.440), Kahramanmaraş (3.294) ve Ankara (3.025) takip etti. Diğer taraftan, İstanbul’da iş yeri sayısı 1.335, Rize’de 27 ve Ardahan’da 6 geriledi.”

Paylaşın