Erkan Baş’tan “Süreç” Açıklaması: Barışı, Saray’ın Küçük Hesaplarına Kurban Etmeyiz

TİP Lideri Erkan Baş, TİP olarak sürece ilişkin net bir tutum sergilediklerini belirterek, “Barışa evet dedik ama halkın özlemini, beklentisini, acısını iktidar kendi çıkarları için kullanmasın, kullandırtmayalım dedik” ifadelerini kullandı.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Meclis’te bir komisyon kurulması yönündeki çağrısına ilişkin değerlendirmede bulundu.

Cumhuriyet’in aktardığına göre; Bu önerinin, iktidar blokunun Meclis’te çoğunluğu sağlama hedefi doğrultusunda hazırlandığını öne süren Baş, “Barış kutsaldır. Halkımız, barışa büyük bir özlem duyuyor. Böyle bir dönemde, sarayın küçük siyasi hesaplarına barışı kurban etmeyiz. Meclis, bu sürecin zemini olmalı. Çünkü bu zemin, yurttaşların süreci takip etmesini ve katılımını kolaylaştırır. Burada geniş bir toplumsal mutabakat aranmalı, dar ve kısa vadeli siyasi hesaplardan uzak durulmalıdır” diye konuştu.

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında Çerkes Soykırımı’nın 161. yıl dönümü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Baş, “1864 yılında Çarlık Rusyası tarafından anayurtlarından sürülen Çerkes halkımızın yaşadığı acıları paylaşıyoruz. Bu acıların telafisi, ancak adaletin sağlanmasıyla ve tüm dünya emekçilerinin dil, din, ırk fark etmeksizin bir arada yaşama iradesi göstermesiyle mümkün olabilir” dedi.

Baş, 1965 seçimlerinde TİP milletvekili olarak TBMM’de görev yapmaya hak kazanan ve geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren Yusuf Ziya Bahadınlı’yı da saygıyla andı.

Erkan Baş, HSK üyeliklerine ilişkin, şöyle konuştu: “Dün, TBMM tarihinin en kara günlerinden birini daha yaşadık. Bu iktidar döneminde hukuksuzlukların zirveye çıktığını sıkça söylüyoruz, ancak her seferinde daha büyük bir hukuksuzlukla karşı karşıya kalıyoruz. Dün Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üyelikleri seçildi. Tam anlamıyla Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarına yakışır bir gün yaşandı. Tüm süreç keyfi bir şekilde yürütüldü. Gereken oy sağlanamadığı için HSK üyeleri Meclis tarafından kura yöntemiyle belirlendi. Yani aslında seçilmediler, kurayla atandılar. Beş kura çekiminden dördü doğrudan iktidarın istediği isimler oldu. Sadece en çok oyu alan bir aday seçilemedi. Bu durum, Türkiye siyasetinin ne halde olduğunu açıkça gösteriyor. Ne yazık ki Meclis, tek kadın adayı HSK’ya gönderemedi. Hukukun ve yargının geldiği nokta bu.”

Erkan Baş, halkın iradesine saygı gösteren ve Anayasa’ya bağlı kalan muhalefet milletvekillerine teşekkür ederek, “Bugün itibarıyla 238 milletvekilinin imzaladığı dilekçeyle, Hatay Milletvekilimiz Can Atalay’ın Meclis’e kaydının yapılması için başvurumuzu Meclis Başkanlığı’na ilettik. CHP, DEM Parti, İYİ Parti, Yeni Yol Grubu ve Emek Partisi’ne yürekten teşekkür ediyoruz. Anayasa Mahkemesi’nin kararını uygulayın. Can Atalay’ın ismini Meclis kütüğüne kaydedin” dedi.

Erkan Baş, konuşmasının devamında, “Bu çatının altında olmaktan utanıyorum ya. Her gün Silivri’de duruşma var. Hangisine yetişeceğiz diye uğraşıyoruz. 23 yıldır iktidardalar. Bu ülkede bir tek AKP’li bakan yargılandı mı? Bir AKP’li belediye başkanı yargı önüne çıktı mı” diye sordu.

“KErkan Baş, TBMM’de kurulması planlanan komisyona ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Barış sürecinin halkın beklentilerini karşılaması gerektiğini vurgulayan Erkan Baş, sürecin iktidar tarafından araçsallaştırılmasına karşı uyarılarda bulundu.

Erkan Baş, TİP olarak sürece başından beri net bir tutum sergilediklerini belirterek, “Barışa evet dedik ama halkın özlemini, beklentisini, acısını iktidar kendi çıkarları için kullanmasın, kullandırtmayalım dedik. Zemin öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisi olmalıdır dedik” ifadelerini kullandı.

Geçtiğimiz günlerde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Meclis’te bir komisyon kurulması yönündeki çağrısını hatırlatan Erkan Baş, bu önerinin iktidar blokunun çoğunluğu elde etme hedefiyle hazırlandığını öne sürdü. Komisyonun geniş tutulmasının küçük partilerin temsil oranını azaltarak, AKP-MHP ittifakının çoğunluk elde etmesini amaçladığını söyledi ve “Grubu olmayan 10 siyasi partiye birer temsilci verilecek, diyelim komisyon 30 kişilik olacaksa geriye kalan 20 koltuk paylaşılacak. Komisyon büyüdükçe bu sayı artacak ve iktidar partilerinin oranı yükselecek. Bahçeli, salt çoğunluk alınmalı diyerek kendi planını ifşa etti” şeklinde konuştu.

TİP Lideri Erkan Baş, sürece dair temel yaklaşımlarını ise şu sözlerle özetledi: “Barış kutsaldır. Halkımızın barışa büyük bir özlemle yaklaştığı bu dönemde, sarayın küçük hesaplarına barışı kurban etmeyiz. Meclis zemin olmalı. Bu zemin yurttaşın katılımını, takibini kolaylaştırır. Burada geniş bir mutabakat aranmalı; küçük, dar siyasi hesaplardan uzak durulmalı.”

Meclis’te oluşturulacak komisyonun tüm toplumsal kesimlerle temas kurabilecek, halkın kaygılarına yanıt verebilecek bir yapıda olması gerektiğini vurgulayan Erkan Baş, “Bu kadar tarihsel bir dönemde küçük hesaplar yapılmasını halkımızın vicdanına ve takdirine bırakıyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.

Paylaşın

Türkiye’de Çalışanların Yarısı “Açlık Sınırı’nın Altında Ücret Alıyor

Türkiye’de ücretle çalışanların sayısı 15,3 milyon seviyesinde iken, bu çalışanların yaklaşık yarısı asgari ücretli. Mart 2025 itibarıyla net asgari ücret 22 bin 104 lira iken, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 24 bin 35 liraya ulaştı.

Ekonomist Mahfi Eğilmez, ücretlerin uzun vadede geçimlik düzeye doğru eğilim gösterdiğini savunan Tunç Kanunu’nun, günümüz Türkiye’sinde yeniden gündeme geldiğini belirtti. Eğilmez’e göre, asgari ücret düzeyi artık yalnızca geçim değil, açlık sınırının da gerisine düşmüş durumda.

Tunç Kanunu’nun 19’uncu yüzyılda Ferdinand Lassalle tarafından ortaya atıldığını hatırlatan Eğilmez, bu görüşün David Ricardo’nun rant yasası ile Thomas Malthus’un nüfus artışı üzerine yorumlarına dayandığını aktardı. Yazısında, “Tunç Kanunu’na göre ücretler geçimlik ücret düzeyinin altına düşemez, çünkü insan o düzeyin altında yaşamını sürdüremez” diyen Eğilmez, günümüzde bu sınırın da altına inilmekte olduğunu vurguladı.

Eğilmez’in değerlendirmesine göre Mart 2025 itibarıyla net asgari ücret 22.104,67 TL. Aynı tarihte TÜRK-İŞ’in dört kişilik bir aile için hesapladığı açlık sınırı ise 24.035,59 TL. Bu veriler ışığında Eğilmez, “22.104,67 liralık asgari ücret, yalnızca aile reisinin çalışması halinde 4 kişilik ailenin açlık sınırının 1.930,92 lira altında kalıyor” bilgisini paylaştı.

İki kişinin asgari ücretle çalıştığı bir hanede toplam gelir 44.209,34 TL’ye yükselse de, aynı dönemde yoksulluk sınırı 78.291,84 TL olarak belirlendi. Eğilmez’e göre, bu durumda aile açlık sınırının üzerine çıkıyor ama yoksulluk sınırının 34.082,50 lira altında kalıyor.

Türkiye’de ücretle çalışanların sayısı 15,3 milyon. Eğilmez, net bir veri bulunmamakla birlikte bu kişilerin yaklaşık yarısının, yani 7 milyonunun, asgari ücretle çalıştığının tahmin edildiğini yazdı. Ayrıca, “Bunlara, asgari ücretin üzerinde ama yoksulluk sınırının altında ücret alanları da eklersek muhtemelen on milyon kişinin üzerine çıkarız” notunu düştü.

Eğilmez, “Lassalle, Tunç Kanunu’nu ortaya attığında muhtemelen yeme içme, giyinme ve barınma maliyetleri geçinme düzeyi olarak algılanıyordu” ifadesiyle tarihsel farklara dikkat çekti. Bugün ise geçinme düzeyi, ulaşım, eğitim, kültür ve eğlence gibi giderleri de kapsıyor.

Tunç Kanunu’na karşı ileri sürülen teorilerden biri olan İçeridekiler-Dışarıdakiler yaklaşımına da değinen Eğilmez, bu modelin Türkiye’de farklı bir biçimde uygulandığını belirtti. “Şirketler, yeni elemanlar almak yerine, emeklilik hakkını elde edip emekli olanların bazılarını eski ücretleriyle bazılarını daha düşük ücretlerle çalıştırmaya devam ediyorlar” değerlendirmesini yaptı.

Eğilmez’in yazısı şu şekilde: “Tunç Kanunu, gerçek ücretlerin uzun dönemde, işçinin yaşamını sürdürmesi için gereken asgari ücrete doğru eğilim gösterdiğini öne süren bir ekonomik görüştür. 19’uncu Yüzyılda Ferdinand Lassalle tarafından ortaya atılmıştır. Lassalle bu görüşü ortaya atarken iki yaklaşımdan yararlanmıştır: David Ricardo’nun rant yasası ve Thomas Robert Malthus’un nüfus üzerine yorumları. Malthus’a göre ücretler geçimlik düzeyin üzerine çıktığında nüfus artar, geçimlik düzeye yaklaştığında nüfus azalır.

Tunç Kanunu’na göre ücretler geçimlik ücret düzeyinin altına düşemez, çünkü insan o düzeyin altında yaşamını sürdüremez. Emek piyasasındaki rekabet, ücretlerin fazla yükselmesinin önünde engel oluşturur. Bu durumda gerçek ücretler sürekli düşüş ve geçimlik ücret düzeyine yaklaşma eğiliminde olur.

Tunç Kanunu’na karşı geliştirilen argümanlar içinde en güçlüsü Assar Lindbeck ve Dennis Snower tarafından ortaya atılan İçeridekiler Dışarıdakiler Teorisidir. Buna göre şirketler, işsizleri işe alıp onları yetiştirmenin maliyetine katlanmak yerine istihdam etmekte oldukları işçileri muhafaza etmeye çalışırlar. Ve bu nedenle de onların ayrılmaması için ücretlerini artırmayı tercih ederler. Son derecede mantıklı görünse de bu teori daha ziyade kalifiye elemanlar için geçerlidir. Kalifiye olmayan emek gerektiren işlerde çalıştırılacak elemanların pek bir yetiştirme maliyeti olmaz.

Buraya kadar ortaya koyduğumuz bu konular içinde bazı meseleleri açıklığa kavuşturmamız gerekiyor. Birinci mesele ücret ve gerçek ücret arasındaki farktır. Ücret, emekçiye üretime kattığı emeği karşılığında ödenen nominal bir bedeldir. Enflasyon ortamında bu nominal ücret emekçi açısından satın alma gücünü göstermez. Gerçek satın alma gücü nominal ücretin enflasyondan arındırılmasıyla ortaya çıkar. İkinci mesele geçimlik ücret düzeyinin ne olduğu meselesidir. Lassalle, Tunç Kanunu’nu ortaya attığında muhtemelen yeme içme, giyinme ve barınma maliyetleri geçinme düzeyi olarak algılanıyordu. Bugün bu maliyetlere ek olarak geçinme düzeyine ulaştırma, eğitimi, kültür, eğlence gibi giderler eklenmiş bulunuyor.

Şimdi Tunç Kanunu’nu Türkiye’deki asgari ücrete uygulamaya çalışalım.

Türkiye’de asgari ücret brüt olarak 26.005,50 lira, net olarak da 22.104,67 lira düzeyinde bulunuyor. Bizi bu değerlendirme açısından ilgilendiren miktar net asgari ücret. Çünkü günlük geçim düzeyiyle karşılaştırılabilecek olan ücret odur.

Yaşam maliyeti, belirli bir yer ve zaman diliminde barınma, gıda, vergi ve sağlık gibi temel masrafları karşılamak için gereken para miktarıdır. TÜRK-İŞ araştırmasına göre 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 24.035,59 lira olarak hesaplanmıştır. Açlık sınırı; dört kişilik bir ailenin, sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi amacıyla bir ayda gıda için yapması gereken asgari harcama tutarını tanımlamaktadır.

Bir başka deyişle açlık sınırı denildiğinde; yalnızca gıda harcamaları hesaplanmakta, kira, sağlık, eğitim vb. gibi harcamalar hesaba katılmamaktadır. Buna göre 22.104,67 liralık asgari ücret, yalnızca aile reisinin çalışması halinde 4 kişilik ailenin açlık sınırının 1.930,92 lira altında kalıyor. Aynı tarih itibarıyla bu 4 kişilik ailenin yoksulluk sınırı 78.291,84 lira olarak hesaplanmıştır. Yoksulluk sınırı; zorunlu ihtiyaçlar için yapılması gereken toplam harcama tutarını ifade ediyor.

Bir başka deyişle yoksulluk sınırının içinde gıda harcaması yanında giyim, konut, ulaşım ve diğer ihtiyaçlar da asgari ölçülerle yer alıyor. Söz konusu 4 kişilik ailede baba ve anne asgari ücretle çalışıyor olsa haneye giren gelir 44.209,34 lira eder. Bu durumda bu aile açlık sınırının üzerine çıkar ama yoksulluk sınırının hala 34.082,50 lira altında kalır.

Mart 2025 itibarıyla Türkiye’de ücretle çalışanların sayısı 15,3 milyon kişidir. Buna karşılık asgari ücret alan ücretli çalışanların sayısı konusunda net bir veri bulunmuyor. Tahminlerimize göre ücretle çalışanların yarısına yakını (kabaca 7 milyonu) asgari ücretle çalışıyor. Bunlara, asgari ücretin üzerinde ama yoksulluk sınırının altında ücret alanları da eklersek muhtemelen on milyon kişinin üzerine çıkarız.

Bu durum bize Türkiye’de Tunç Kanunu’nun da ötesine geçildiğini gösteriyor. Öte yandan içeridekiler dışarıdakiler teorisi Türkiye’de değişik bir uygulama şekline bürünmüş görünüyor. Şirketler, yeni elemanlar almak yerine, emeklilik hakkını elde edip emekli olanların bazılarını eski ücretleriyle bazılarını daha düşük ücretlerle çalıştırmaya devam ediyorlar.”

Paylaşın

SP Lideri Arıkan’dan İktidara “Süreç” Uyarısı

Saadet Partisi Lideri Mahmut Arıkan, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim’de yaptığı çağrı sonrası başlayan sürece ilişkin, “Yargı paketinde eli silah tutanlara af gündeme gelirken, düşüncesini ifade edenlerin içeride tutulması kabul edilemez” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Yeni Yol Grubu toplantısında konuştu. Gençlerin sorunlarından ekonomik verilerdeki çelişkilere, yeni çözüm sürecinden Gazze’deki dram ve Çerkes Sürgünü’ne kadar pek çok başlığa değinen Arıkan, “Biz umut değil, çözüm vaat ediyoruz” mesajı verdi.

Mahmut Arıkan, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlayarak başladığı konuşmasında, bugün gençlerin “ahlaklı ve inanan bir nesil” olarak görülmesi gerektiğine vurgu yaptı. Gençlerin iş beğenmemekle değil, iş bulamamakla suçlandığını belirten Arıkan, “Onlar bu ülkeyi değil, sizin iktidarınızı sevmiyorlar” dedi.

Rakamlar gerçeği yansıtmıyor

SP Lideri Arıkan, asgari ücretin 22 bin TL olduğu bir dönemde bekar bir bireyin yaşam maliyetinin 31 bin TL’yi bulduğuna dikkat çekti. KYK bursunun 3 bin TL olduğu bir ortamda tavuk dönerin 150 TL, bir simidin ise 15 TL olduğuna işaret etti. Evlenme maliyetlerinin de destek paketlerinin çok üzerinde olduğunu belirtti.

Arıkan, bugün birçok gencin yurt dışında yaşama planları yaptığını, çözümü kumar, sanal bahis, coin gibi alanlarda aradığını belirtti. Ev genci sayısının 5 milyona ulaştığını ifade ederek bunun pasif bir direniş olduğuna dikkat çekti.

Kurban Bayramı öncesi, 2018’deki 1.000 TL bayram ikramiyesinin 2025 yılında 4.000 TL’ye çıktığını belirten Mahmut Arıkan, aynı dönemde kurban bağış bedelinin ise 850 TL’den 13.500 TL’ye yükseldiğini ifade etti. “Bayram ikramiyesi %400 arttı, kurban bedeli %1400 arttı” diyerek emeklilerin sistem dışına itildiğini vurguladı.

Şanlıurfa ve Muğla ziyaretlerinden izlenimlerini paylaşan Arıkan, çiftçilerin elektrik ve tarım girdi maliyetleri nedeniyle zor durumda olduğunu, borçlanarak ayakta durmaya çalıştıklarını belirtti. Ziraat Bankası’na çağrıda bulunarak, faizsiz kredi ve borçların yeniden yapılandırılmasını istedi.

Erdoğan’ın 16 bin dolarlık kişi başı milli gelir hedefine değinen Mahmut Arıkan, “Bu rakam doğruysa her 4 kişilik ailenin evine yılda 2.5 milyon TL girmesi gerekir. Bu ülkede kaç eve bu kadar para giriyor?” diyerek bu büyümeyi adaletsiz olarak nitelendirdi.

Yeni çözüm sürecine ilişkin olarak Mahmut Arıkan, bu sürecin Meclis çatısı altında yürütülmesini memnuniyetle karşladıklarını ancak yargı paketinin sadece bir kesimi kapsamasının kabul edilemez olduğunu belirtti. “Eli silah tutanları affederken, eli kalem tutanları içeride tutarsanız bu vicdanlarda yer bulmaz” dedi.

Paylaşın

Destici’den Bahçeli’nin “Meclis’te Komisyon Kurulsun” Teklifine Ret

BBP Lideri Mustafa Destici, “Bu ülkede bir Kürt sorunu yoktur. Bir terör sorunu vardır ve bu sorun da kahraman güvenlik güçleri tarafından bitirilmiştir” dedi.

Destici, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Meclis’te komisyon kurulsun” teklifine “Bu ülkede eğer ‘Bir Kürt sorunu var’ denilip bu Meclis’e ya da başka bir yere getirilirse işin içinden çıkılmaz” diyerek karşı çıktı.

Cumhur İttifakı ortaklarından Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, partisinin genel merkezinde yaptığı açıklamada Türkiye’de bir Kürt sorunu olmadığını “terör sorunu” olduğunu söyledi.

Destici, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin süreçle ilgili “Meclis’te komisyon kurulsun” teklifini de, “Bu ülkede eğer ‘Bir Kürt sorunu var’ denilip bu Meclis’e ya da başka bir yere getirilirse artık mesele işin içinden çıkılmaz bir hal ve boyut alıyor. Bu ülkede bir Kürt sorunu yoktur. Bir terör sorunu vardır ve bu sorun da kahraman Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kahraman güvenlik güçleri tarafından bitirilmiştir, kökü kazınmıştır ve zaferle sonuçlanmıştır. Onun için PKK diz çökmüş, silah bırakacağını ve kendini feshedeceğini açıklamıştır. Bugüne kadar ona destek verenlerin dillendirdiği, ‘Kürt sorunu’ meselesini asla kabul edemeyiz” dedi.

Paylaşın

Avrupa Birliği, Suriye’ye Yönelik Yaptırımları Kaldırdı

ABD’nin ardından Avrupa Birliği de (AB), Mart 2011’de iç savaşın patlak vermesinin ardından başlayan Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları kaldırma kararı aldı.

Geçen hafta ABD’de Donald Trump yönetiminin Suriye’ye uygulanan yaptırımların kaldırılacağını açıklaması ve Trump’ın Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile bir araya gelmesi, AB’nin de yaptırımları kaldıracağı beklentisini doğurmuştu.

Kararı sosyal medya hesabından duyuran AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, “Suriye halkının yeni, kapsayıcı ve barışçıl bir Suriye’yi yeniden inşa etmesine yardımcı olmak istiyoruz” dedi. Kallas, AB’nin son 14 yıl boyunca Suriyelilerin yanında olduğunu ve olmaya devam edeceğini söyledi.

AB’nin kararı sonrasında açıklama yapan Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, ekonomik yaptırımların kaldırılmasının, “Şam yönetimine destek konusunda uluslararası iradeyi yansıttığını” söyledi.

“Bugün Suriye halkı ülkesinin yeniden inşasında çok önemli ve tarihî bir fırsat yakalamıştır” diyen Şeybani, “Gün, yaptırımların kaldırılmasından yararlanma günüdür. Suriye’de yatırım yapmak isteyen, Suriye ile iş birliği yapmak isteyen herkese kapılarımız açık. Artık yaptırımlar yok” dedi.

AB diplomatik kaynakları, Suriye’de Alevi azınlığa yönelik geçen aylarda yaşanan şiddet olaylarına atıfla etnik gerilimin tırmandırılmasından sorumlu kişilere yönelik bireysel yaptırımlar uygulanacağı sinyali verdi. Diplomatik kaynaklara göre Esad rejimini hedef alan yaptırımlarla sivillere baskı için kullanılacak türden silah ve teçhizata yönelik yaptırımlar ise yürürlükte kalacak.

AB’nin Suriye’ye yönelik yaptırımları, Mart 2011’de iç savaşın patlak vermesinin ardından başladı. Yaptırımlar, Beşar Esad yönetimi ile bağlantılı, insan hakları ihlallerinden sorumlu tutulan kişilere yönelik seyahat yasakları, mal varlıklarının dondurulması gibi bireysel kısıtlayıcı tedbirleri içeriyordu.

Hayat Tahrir eş-Şam (HTŞ) liderliğinde Esad yönetimi Aralık 2024’te devrildikten sonra AB şubat ayında Suriye’ye yönelik bankacılık, enerji ve ulaşım gibi sektörleri hedef alan yaptırımları “askıya almaya” karar verdiğini duyurmuştu.

AB ülkeleri mart ayında diğer uluslararası paydaşlarıyla birlikte Suriye’ye 5,8 milyar euro yardım taahhüdünde bulunmuştu. 17 Mart’ta dokuzuncusu düzenlenen AB’nin yıllık Suriye konferansında alınan kararı açıklayan Kallas, yardımın Suriye’ye kritik bir geçiş döneminde destek olacağını ve sahadaki acil ihtiyaçlara yanıt vereceğini belirtmişti.

Paylaşın

Trump İle Putin Görüştü: Rusya, Ukrayna İle Çalışmaya Hazır

Donald Trump ile telefonda görüşen Vladimir Putin’in “Rusya’nın gelecekte olası bir barış anlaşmasına ilişkin bir memorandum üzerinde Ukrayna ile çalışmaya hazır olduğunu ve bunu teklif edeceğini” söylediği belirtildi.

Haber Merkezi / ABD Başkanı Donald Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin en az iki saat süren bir telefon görüşmesi yaptı.

Putin, görüşmenin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, Rusya’nın çatışmaların durdurulmasından yana olduğunu ancak barışa giden en etkili yolların geliştirilmesi gerektiğini ifade etti. Putin ayrıca Trump’ın görüşmede Ukrayna’daki çatışmaların sona erdirilmesi konusundaki tutumunu dile getirdiğini söyledi.

Putin, Rusya’nın Ukrayna ile ateşkes de dahil olmak üzere bir mutabakat üzerinde çalışmaya hazır olduğunu vurguladı. Trump ile yaptığı görüşmeyi anlamlı, samimi ve çok faydalı olarak nitelendiren Putin, ABD’nin Moskova ile Kiev arasında doğrudan müzakerelerin yeniden başlamasına katılımından dolayı Amerikalı mevkidaşına teşekkür etti.

Trump-Putin görüşmesi, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in, “Sabrımız taşıyor” çıkışının ardından gerçekleşti. Vance, Trump-Putin görüşmesinden saatler öncesinde yaptığı açıklamada Rusya’nın savaşı sona erdirmeye istekli olmaması halinde “ABD’nin eninde sonunda bunun kendi savaşı olmadığını söylemek zorunda kalacağını” ifade etti.

“Burada bir çıkmaz olduğunun farkındayız” sözlerini kaydeden ve Trump’ın Putin’e “Bak, bu konuda ciddi misin?” sorusunu yönelteceğini aktaran Vance, “Dürüst olmak gerekirse Başkan Putin’in bu savaştan nasıl çıkacağını tam olarak bilmediğini düşünüyorum” diye konuştu.

Vance, “Tango yapmak için iki kişi gerekir. Başkan’ın (Trump’ın) bunu yapmaya istekli olduğunu biliyorum, ancak Rusya bunu yapmaya istekli değilse, o zaman eninde sonunda bu bizim savaşımız değil diyeceğiz… Bitirmeye çalışacağız ama bitiremezsek sonunda şöyle diyeceğiz: ‘Biliyor musunuz? Denemeye değerdi ama artık denemeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Bu noktaya nasıl gelindi?

Rusya lideri Putin’in İstanbul’da yapılması planlanan görüşmelere katılması çağrıları karşılık bulmadı. Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’dan Körfez ülkeleri gezisinin ikinci durağı Katar’a geçerken uçakta konuşan Trump “Benim orada olmamı tercih edeceğini biliyorum ve bu da bir ihtimal. Savaşı sona erdirebilirsek, bunu düşüneceğim” demişti.

Reuters’ın aktardığına göre Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva da 14 Mayıs Çarşamba günü Putin’i arayarak Türkiye’ye gitmesini istedi. Trump, Rusya ve Ukrayna arasında 30 günlük bir ateşkes istiyor ve Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy de buna destek veriyor.

Ancak Putin önce görüşmelerin başlamasını istediğini ve bu müzakerelerde ateşkesin ele alınabileceğini söylemişti. Rus lider 11 Mayıs Pazar günü Ukrayna’yla İstanbul’da “herhangi bir önkoşul olmadan” doğrudan görüşme yapılmasını önermişti. Ancak Putin bu açıklamasında görüşmelerde ülkesini kimin temsil edeceğini söylememişti.

Zelenskiy ise sadece Putin’in katılması halinde görüşmelerde yer alacağını açıklamıştı. Zelenskiy ve Putin yalnızca Kasım 2019’da Paris’te yüz yüze görüşmüştü.

İki ülke arasındaki son doğrudan diyalog ise Mart 2022’de, Rusya’nın Ukrayna’yı işgale başlamasından haftalar sonra İstanbul’da gerçekleşmişti.

Putin ve Trump’ın 2025’teki 3. konuşması

Putin ve Trump, ABD Başkanı Ocak 2025’te göreve geldikten sonra iki telefon görüşmesi gerçekleştirdi. 12 Şubat’taki ilk görüşmede Putin ve Trump, Ukrayna meselesi ile ikili ilişkilerde biriken sorunları ele aldı.

İki lider, yüz yüze görüşmeler de dahil temasların sürmesi konusunda mutabakat sağladı. 18 Mart’a gelindiğinde Rusya ve ABD’nin başkanları telefonda ikinci kez görüştü. Ukrayna ve Ortadoğu’daki sorunları istişare eden Putin ve Trump, ikili ilişkileri de etraflıca konuştu.

Putin, Trump’ın Ukrayna’da ateşkes fikrini bazı çekincelerle birlikte destekledi ve enerji tesislerine yönelik bombardımanların durdurulması için Rus ordusuna derhal emir verdi. Fakat Kiev rejiminden aynı yönde bir adım gelmedi.

Paylaşın

Son On Üç Yılda 2 Bin 728 Genç İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

2013 – 2025 yılları arasında en az 2 bin 728 genç işçi iş kazalarında hayatını kaybetti. Yasalar, 15 yaşını tamamlamış, ancak 18 yaşını tamamlamamış kişi “genç işçi” olarak tanımlanır.

Haber Merkezi / İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG Meclisi) Genç İşçiler İş Cinayetleri Raporu’nu yayınladı. Buna göre, 2013 – 2025 yılları arasında en az 2 bin 728 genç işçi iş kazalarında hayatını kaybetti.

2013 yılında en az 193 genç işçi, 2014 yılında en az 226 genç işçi, 2015 yılında en az 222 genç işçi, 2016 yılında en az 233 genç işçi, 2017 yılında en az 232 genç işçi, 2018 yılında en az 225 genç işçi, 2019 yılında en az 206 genç işçi, 2020 yılında en az 202 genç işçi, 2021 yılında en az 174 genç işçi, 2022 yılında en az 252 genç işçi, 2023 yılında en az 260 genç işçi, 2024 yılında en az 239 genç işçi ve 2025 yılının ilk dört ayında en az 64 genç işçi olmak üzere; 2013-2025 yılları döneminde “en az” 2728 genç işçi hayatını kaybetti.

2013 – 2024 yılları döneminde “Genç İşçi” iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı şöyle: İnşaat, Yol işkolunda 718 genç; Tarım, Orman işkolunda 455 genç (320 işçi ve 135 çiftçi); Konaklama, Eğlence işkolunda 241 genç; Taşımacılık işkolunda 180 genç; Metal işkolunda 164 genç; Madencilik işkolunda 152 genç; Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 125 genç; Belediye, Genel İşler işkolunda 95 genç; Enerji işkolunda 88 genç; Gıda, Şeker işkolunda 72 genç; Tekstil, Deri işkolunda 60 genç; Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 59 genç; Savunma, Güvenlik işkolunda 56 genç; Petro-Kimya, Lastik işkolunda 53 genç; Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 46 genç; Ağaç, Kağıt işkolunda 29 genç; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 29 genç; Basın, Gazetecilik işkolunda 16 genç; İletişim işkolunda 4 genç; Banka, Finans, Sigorta işkolunda 1 genç; elimizdeki veriler ışığında çalıştığı işkolunu belirleyemediğimiz 85 genç işçi hayatını kaybetti…

2013 – 2024 yılları döneminde “Genç İşçi” iş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı şöyle:Trafik, Servis Kazası nedeniyle 650 genç; Yüksekten Düşme nedeniyle 448 genç; Ezilme, Göçük nedeniyle 414 genç; Elektrik Çarpması nedeniyle 242 genç; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 209 genç; Şiddet nedeniyle 171 genç; Patlama, Yanma nedeniyle 128 genç; İntihar nedeniyle 110 genç; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 79 genç; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 63 genç; Kesilme, Kopma nedeniyle 32 genç; diğer nedenlerden dolayı 182 genç işçi hayatını kaybetti…

2013 – 2024 yılları döneminde “Genç İşçi” iş cinayetlerinin yaşlara göre dağılımı şöyle:18 yaşında 222 genç, 19 yaşında 305 genç, 20 yaşında 312 genç, 21 yaşında 253 genç, 22 yaşında 344 genç, 23 yaşında 385 genç, 24 yaşında 368 genç ve 25 yaşında 539 genç işçi hayatını kaybetti…

2013 – 2024 yılları döneminde “Genç İşçi” iş cinayetlerinin cinsiyetlere göre dağılımı şöyle: 235 genç kadın ve 2493 genç erkek işçi hayatını kaybetti…

2013 – 2024 yılları döneminde 280 göçmen “Genç İşçi” hayatını kaybetti: 144 genç Suriyeli, 85 genç Afganistanlı, 11 genç Türkmenistanlı, 7 genç Özbekistanlı, 7 genç İranlı, 5 genç Iraklı, 3 genç Azerbaycanlı, 3 genç Ukraynalı, 2 genç Gürcistanlı, 2 genç Kırgızistanlı, 2 genç Pakistanlı, 2 genç Rusyalı, 1 genç Cezayirli, 1 genç Filistinli, 1 genç Kolombiyalı, 1 genç Macaristanlı, 1 genç Moldovyalı, 1 genç Nepalli, 1 genç Nijeryalı, 1 genç Sudanlı, 1 genç Venezuelalı, 1 genç Zimbabveli…

2013-2025 yılları döneminde iş cinayetlerinde ölen Genç İşçilerin 87’si (yüzde 3,18) sendikalı işçi, 2641’i ise (yüzde 96,82) sendikasız. Sendikalı işçilerin 63 genç maden, 11 genç metal, 3 genç kimya, 3 genç güvenlik, 1 genç gıda, 1 genç tekstil, 1 genç eğitim, 1 genç inşaat, 1 genç enerji, 1 genç sağlık ve 1 genç belediye işkolunda çalışıyordu…

NOT: İSİG Meclisi, iş kazalarını iş cinayetleri olarak tanımlıyor.

Paylaşın

Zehirli Kimyasallar Soframızda

Yeni bir araştırmada 46 meyve ve 12 sebze türünde toplam 209 farklı pestisit kalıntısı bulundu. Dr. Alexis Temkin, pestisitlerin hormonal denge üzerindeki potansiyel etkilerine dikkat çekti.

ABD merkezli çevre sağlığı kuruluşu Environmental Working Group (EWG), meyve ve sebzelerdeki pestisit kalıntılarını mercek altına alan son çalışmasının sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Araştırma, özellikle çilek, ıspanak ve elma gibi yaygın tüketilen ürünlerde insan sağlığı açısından tehlikeli seviyelerde pestisit tespit edildiğini ortaya koydu.

ABD Tarım Bakanlığı (USDA) ile Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından toplanan on binlerce gıda örneği üzerinde yapılan incelemelerde, 46 meyve ve 12 sebze türünde toplam 209 farklı pestisit kalıntısı bulundu. Numunelerin yüzde 95’inde en az bir kimyasal izine rastlandı.

EWG verilerine göre çilek örneklerinde ortalama 7,8 farklı pestisit bulunurken, bazı numunelerde bu sayı 20’ye yaklaştı. Kanserojen etkileri olduğu bilinen karbendazim ile sinir sistemini etkileyen bifentrin maddeleri dikkat çekici seviyelerdeydi.

Nefes’te yer alan habere göre, Ispanak örneklerinde de benzer bir tabloya rastlandı: Ortalama 7 kimyasal kalıntı tespit edilirken, bazı numunelerde bu sayı 19’a kadar çıktı. Avrupa Birliği’nde yasaklı olan permetrin maddesi, ABD’deki ıspanaklarda sıkça görüldü ve bu maddenin sinir sistemi üzerinde tahrip edici etkileri olduğu vurgulandı.

Elmalarda ise difeminalin adlı, kan dolaşımı ve karaciğer sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olan bir kimyasala rastlandı.

Araştırmada aynı zamanda en az pestisit kalıntısı içeren ve bu yönüyle daha güvenli kabul edilen ürünler de açıklandı. Listenin başında avokado, mısır, ananas, soğan, bezelye ve mantar gibi ürünler yer aldı.

EWG’nin kıdemli toksikoloji uzmanı Dr. Alexis Temkin, pestisitlerin hormonal denge üzerindeki potansiyel etkilerine dikkat çekerek, tüketicilerin mümkün olduğunca organik ürünlere yönelmesini, meyve ve sebzeleri dikkatlice yıkamasını ve kabuklu olanların soyulmasını tavsiye etti.

Paylaşın

Türkiye’de Evlenmenin Ortalama Maliyeti 1 Milyon Lira

Düğün organizasyonu, gelin ve damatlık, nişan yüzüğü, beyaz eşya, yatak odası ve oturma odası, küçük ev aletleri, çeyiz paketleri vesaire derken evlenmenin maliyeti 1 milyon lirayı aşıyor.

Türkiye’de yılda ortalama 550 bin çift evlenirken, yükselen maliyetler nedeniyle düğün yapmak her geçen gün daha da zorlaşıyor.

Fotoğraf çekimlerinden düğün salonu kiralarına, takılardan ikramlara kadar toplam harcama 1 milyon TL’yi aşıyor. Sadece fotoğraf ve albüm hizmetleri için ödenen tutar 35 bin TL’den başlarken, davetli sayısı arttıkça bu rakam katlanıyor.

Ekonomim’in haberine göre; yükselen düğün giderlerine karşı Afyonkarahisar Valiliği dikkat çekici bir karar aldı. Yeni uygulamaya göre, kentte yapılacak düğünlerde geline yalnızca dört bilezik, iki yüzük ve bir çift küpe takılmasına izin verilecek.

Ayrıca gelin ve damada birden fazla kıyafet alınamayacak, “dürü” adı altında hediyelik dağıtılmayacak, hamam organizasyonları yapılmayacak ve üç gece süren düğünler bir geceyle sınırlandırılacak. Misafirlere ikram da sadece bir günle sınırlı olacak.

İstanbul’da düğün salonu kiraları 5 saat için 500 bin TL’ye kadar çıkarken, bu nedenle daha ekonomik bir alternatif olarak mesire alanları tercih ediliyor. Şile’deki bir mesire alanında 50 kişilik pasta ve içecekli organizasyonun fiyatı 200 bin TL’den başlarken, fotoğraf ve video çekimi bu fiyata dahil edilmiyor.

İstanbul’un Zeytinburnu ilçesinde açık ve stüdyo çekimi dahil ortalama düğün fotoğrafı paketi 35-40 bin TL iken, Etiler gibi lüks semtlerde bu rakam 100 bin TL’yi buluyor. Fotoğrafların dijital teslimi için ekstra 10 bin TL talep edilebiliyor.

Maliyetleri düşürmek isteyen bazı çiftler, sosyal medyada yayılan “düşük bütçeyle evlilik” akımına katılarak, bijuteri takılarla ve beyaz elbiselerle sade düğünler yapmayı tercih ediyor. Bu yaklaşım sayesinde toplam harcamalarını 2 bin TL gibi düşük bir seviyeye indiren gelinler de bulunuyor.

Öte yandan Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği, halka açık alanlarda yapılan müzik yayınları için telif ücreti talep etmeye başladı. Düğün başına 65 TL olarak belirlenen telif bedeli, yıllık bazda salon işletmecilerinden 6 bin 500 TL olarak tahsil edilecek.

Artan düğün maliyetleri karşısında bazı illerde kamu otoriteleri tasarruf tedbirleri devreye alırken, çiftler de bütçelerine uygun çözüm arayışlarına yöneliyor.

Paylaşın

Türkiye’de Çocuklar Telefondan Uzak Kalamıyor

Türkiye’deki 15 yaş grubundaki çocukların yüzde 29,6’sı, yani neredeyse üçte biri telefonsuz kaldığında gerginlik veya endişe yaşıyor. Türkiye’yi yüzde 29,2 ile Slovakya, yüzde 28,7 ile Polonya takip ediyor.

Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü (OECD), 45 ülkeye ait verilerin karşılaştırıldığı yeni bir raporla çocukların dijital dünyadaki varlığını mercek altına aldı. “Dijital Çağda Çocukların Hayatı Nasıl?” başlıklı araştırma, özellikle 15 yaş grubundaki çocukların teknolojiyle ilişkisini gözler önüne serdi.

Rapora göre OECD ülkelerinde 15 yaşındaki çocukların yüzde 98’i akıllı telefona sahip. Ancak bu yüksek oranda teknoloji erişimi, bazı riskleri de beraberinde getiriyor.

Araştırmanın temelini, 2022 PISA verileri oluşturdu. Bulgulara göre, dijital cihazlara erişim kesildiğinde kendini huzursuz hisseden çocukların sayısının en yüksek olduğu ülkenin Türkiye olduğu belirtildi. Türkiye’deki 15 yaş grubundaki çocukların yüzde 29,6’sı, yani neredeyse üçte biri telefonsuz kaldığında gerginlik veya endişe yaşadığını belirtti.

Türkiye’yi yüzde 29,2 ile Slovakya, yüzde 28,7 ile Polonya takip ederken; listenin sonunda yüzde 10 ile Güney Kore yer aldı. Araştırmanın kapsadığı tüm ülkeler ortalamasında ise bu oran yüzde 17 düzeyinde ölçüldü.

Rapor, yalnızca dijital bağımlılıkla sınırlı değil. Araştırmada yer alan verilere göre, 15 yaşındaki öğrencilerin yüzde 5’i gizliliklerini korumak için dijital ayarları kolaylıkla değiştirebildiğini söylüyor. Ancak aynı yaş grubunun yüzde 27,6’sı sosyal medya platformlarında gerçek dışı ya da gerçeğe aykırı bilgiler paylaştığını kabul ediyor.

Buna ek olarak, siber zorbalığın OECD ülkelerinin tamamında yükselişte olduğu ve internet başında geçirilen uzun sürelerin çocukların bilişsel ve sosyo-duygusal gelişimini olumsuz etkilediği de vurgulanıyor.

Araştırma sonuçlarını değerlendiren OECD Genel Sekreteri Mathias Cormann, çocukların dijital dünyada güvenli şekilde var olabilmesi için çok yönlü bir yaklaşım gerektiğine dikkati çekerek, “Çocukların dijital dünyada gezinirken korunması ve desteklenmesi için tüm paydaşların birlikte çalışması çok önemli. Riskler çevrimiçi ve çevrimdışı dünyada genellikle birbirini besliyor. Bu nedenle çocukların fiziksel dünyadaki durumları da göz önünde bulundurulmalı” ifadelerini kullandı.

Raporda ayrıca, dijital medyanın bilinçli kullanımı, çocukların dijital okuryazarlığının artırılması ve risklerin azaltılmasına yönelik politika önerilerine yer verildi.

(Kaynaak: DW Türkçe)

Paylaşın