2025’te “Asgari Ücret” Enflasyon Karşısında 3 Bin 336 Lira Eridi

2025 yılının ilk beş ayında asgari ücret enflasyon karşısında 3 bin 336 lira eridi. Enflasyonun dört ayda emek gelirlerinde yarattığı toplam kayıp en az 198,2 milyar lira oldu.

Haber Merkezi / Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Araştırma Merkezi (DİSK-AR), Ücret Kayıpları İzleme Raporu’nu yayınladı.

Enflasyonun çalışanlar üzerindeki etkisini gözler önüne seren rapordan öne çıkan bölümler şöyle: “Ocak, Şubat, Mart Nisan, Mayıs 2025’te TÜİK tarafından ölçülen yüzde 15,09’luk beş aylık resmi enflasyonun emek gelirlerinde yarattığı toplam kayıp en az 198,2 milyar TL oldu. Bu kayıp sonraki aylarda katlanarak devam edecek.

Ocak, Şubat, Mart, Nisan ve Mayıs 2025’te beş aylık resmi enflasyonun işçi ücretlerinde yarattığı kayıp 113,4 milyar TL olarak hesaplanırken memur maaşlarındaki kayıp 38,3 milyar TL, emekli aylıklarındaki kayıp ise 46,5 milyar TL olarak tahmin edildi. Böylece emek gelirlerindeki beş aylık toplam kayıp en az 198,2 milyar TL olarak hesaplandı

Enflasyon emek gelirlerini tekil olarak da aşındırıyor. Örneğin 22.105 TL olan net asgari ücretin mayıs ayında yaşadığı beş aylık kayıp 3.336 TL oldu. Asgari ücretin bir buçuk katı brüt ücreti (neti 31.011 TL) olan bir işçinin enflasyon kaybı 4.680 TL olurken, asgari ücretin iki katı düzeyinde brüt ücreti (neti 38.486 TL) olan bir işçinin enflasyon kaybı 5.808 TL ve asgari ücretin 2,5 katı düzeyinde brüt ücreti (neti 47.229 TL civarı) olan bir işçinin enflasyon kaybı 7.127 TL oldu.”

Raporda ayrıca, enflasyon karşısında ücretlerin eridiğini ve alım gücünün ciddi biçimde azaldığını ortaya koyarken, gelirdeki bu gerilemenin sosyal adaleti ve yaşam standartlarını tehdit ettiğine dikkat çekildi.

Paylaşın

İstanbul’da Yaşamanın Aylık Maliyeti 92 Bin Liraya Ulaştı

İstanbul’da dört kişilik bir ailenin ortalama yaşam maliyeti mayıs ayında bir önceki aya göre bin 690 lira artarak 91 bin 722 liraya yükseldi. İstanbul’da yaşam maliyeti son bir yılda yaklaşık yüzde 50 arttı.

Haber Merkezi / İstanbul Planlama Ajansı (İPA), İstanbul’da Yaşam Maliyeti Araştırması Mayıs 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; İstanbul’da yaşamanın maliyeti bir önceki aya göre yüzde 1,88, bir önceki yıla göre ise yüzde 49,09 oranında arttı. Mayıs ayında İstanbul’da dört kişilik bir ailenin ortalama yaşam maliyeti geçtiğimiz aya göre 2 bin 690 lira artarak 91 bin 722 liraya yükseldi.

İstanbul’un enflasyonu yüzde 46,57

İstanbul Ticaret Odası (İTO), 2025 Mayıs Ücretliler Geçinme İndeksi ve Toptan Eşya Fiyatları İndeksi verilerini açıklamıştı. Açıklamada şu ifadelere yer verilmişti:

“Mayıs ayında İstanbul’da perakende fiyat hareketlerinin göstergesi olan İTO İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi aylık artışı yüzde 2,83 olarak gerçekleşti. 2024 Mayıs ayına göre 2025 Mayıs ayında İstanbul’da yaşanan fiyat değişimlerini gösteren bir önceki yılın aynı ayına göre değişim oranı İTO 2023=100 bazlı İTO İstanbul Tüketici Fiyat İndeksinde yüzde 46,57 olarak gerçekleşti.

Mayıs ayında İstanbul Tüketici Fiyat İndeksinde; bir önceki aya göre gıda harcamaları grubunda yüzde 3,24, konut harcamaları grubunda yüzde 3,10, eğlence ve kültür harcamaları grubunda yüzde 2,52, çeşitli mal ve hizmetler harcama grubunda yüzde 2,06, ev eşyası harcamaları grubunda yüzde 1,79, lokanta ve oteller harcama grubunda yüzde 1,70, ulaştırma harcamaları grubunda yüzde 1,12, haberleşme harcamaları grubunda yüzde 0,88, sağlık harcamaları grubunda yüzde 0,72, giyim ve ayakkabı harcamaları grubunda yüzde 0,15 artış izlenirken, eğitim harcamaları grubunda yüzde -0,01 azalış izlendi. Alkollü içecekler ve tütün harcamaları grubunda değişim izlenmedi.

İstanbul’da mayıs ayı fiyat indeksinin belirlenmesinde; Gıda ve alkolsüz içecekler harcama grubunda yer alan bazı ürün gruplarında mevsimsel değişime bağlı olarak yaşanan fiyat değişimleri, konut harcamaları, eğlence ve kültür harcamaları, ev eşyası harcamaları ile çeşitli mal ve hizmetler gruplarındaki bazı ürün ve hizmetlerde piyasa koşullarına bağlı izlenen fiyat değişimleri etkili oldu.

Mayıs ayında en yüksek grup artışı gıda ve alkolsüz içecekler harcamaları grubunda (% 3,24), en yüksek grup azalışı ise eğitim harcamaları grubunda (-0,01) izlendi.”

Paylaşın

Beşiktaş Başkanı Adalı: Borç Ödeme Rekoru Kırdık

Beşiktaş Başkanı Serdal Adalı, Beşiktaş tarihinin en büyük borç kapatma işlemini yaptık. Beşiktaş’ı bu noktaya getirenler, borcu 1 yılda 150 milyon euro artıranlar, 1 günde 2 bonservis rekoru kırarken, biz borç ödeme rekoru kırdık” dedi.

Haber Merkezi / Beşiktaş Kulübü Başkanı Serdal Adalı, geride kalan sezonu değerlendirdiği bir basın toplantısı düzenledi. Serdar Adalı, basın toplantısında özetle şu ifadeleri kullandı:

“Bodrumspor maçıyla birlikte sezonu dördüncü tamamladık. Son dört sezondur ligi bitirdiğimiz sıralama, Beşiktaş’a yakışır yer değil. 4 sezondur daha kasım aralıkta havlu atan Beşiktaş gördük. Tüm çabamız bu gidişatı değiştirmek, şampiyonluklar içindir.

Kapsamlı bir futbol ekibi kurduk. Hem teknik hem scout ekibimize dünya futbolunun kendi alanında uzman isimleri Beşiktaş’a hizmet etmeye başladı. Dünyanın en önemli kulüpleriyle eşdeğer futbol aklına sahibiz. Teknik ekibimizdeki yardımcı antrenörler, kendi başlarına takım çalıştırabilecek yetkinliktedir.

Biz bu göreve gelirken camiamızdan 3 transfer dönemi süre istedik. Devraldığımız tabloyu düzeltmek için zamana, sabra, doğru sisteme ihtiyacımız olduğunu söyledik. Giriş aşamasını tamamladık; gelişme ve sonuç etabına geçiyoruz.

Biz bu takımı hedefi kalmamış, aidiyet duygusunu kaybetmiş halde devraldık. Nerede olduğunun farkında olmayan, formayı taşıma sorumluluğundan uzak oyuncu grubu bulduk. Sıkıntılar inanmış insanlarla aşılır. Bizimle aynı hedefe baş koymayan kişilerle yollarımızı ayıracağız. Yola Beşiktaş’ın büyüklüğünü bilen, bizle aynı inancı taşıyanlarla devam edeceğiz.

Beşiktaş’ı geçmişin hatalarından kurtaracağız. Bizler bu görevi Beşiktaş tarihinin en zorlu koşulları içinde devraldık. Bizi zorlayan futbol takımı veya mali tablolar olmadı. Her departmanında ayrı bir kaos olan Beşiktaş ile karşılaştık. Göreve geldiğimiz andan itibaren çok başlılığı ortadan kaldırdık. Sağlıklı bir işleyiş sağladık. Olumsuz konuları, Beşiktaş’ın gündeminden çıkardık.

En büyük amacımız kulübümüzün belini büken borç yükünü hafifletmek oldu. Bir nebze sitemli konuşacağım. Bizler icraatlerimizi çıkıp anlatmak, kendimizi alkışlatmak için yapmıyoruz. Biz ne yapıyorsak Beşiktaş için yapıyoruz. Camiamız yalan yanlış algılara kapılıp hedefimizden şüphe etmesin.

Kendi yarattığımız kaynaklarla 35 milyon Euro’nun üzerinde ödeme yaptık. Bankalar Konsorsiyumu’na da yaklaşık 35 milyon Euro ödedik. Beşiktaş için 5 ayda 70 milyon Euro kaynak yaratıldı. Mali yükümlülükleri zamanında yerine getirdik. Beşiktaş, borç azaltan bir yönetim gördü. Beşiktaş’ın mayıs ayı hariç personeline, oyuncusuna borcu bulunmuyor.

Beşiktaş küçük olsun, bizim olsun düşüncesinde olan, Beşiktaş’ın ekonomik bağımsızlığına kavuşmasını istemeyenlerdir. Beşiktaş’ın mülkünü kendi adına kiralamak için pazarlık yapanlardır. Bu pazarlıklarda çantalarla para taşıyanlardır, bunları destekleyenlerdir. Beşiktaş’ın malının üzerine oturup 5 yıl boyunca 1 kuruş kira vermeyenler ve bunlara ses çıkarmayanlardır. Bu olaylar ne yazık ki yaşanmıştır.

Biz 11 Mayıs tarihinde gerçekleşen seçimde Beşiktaş’taki kaosa son verdik. Camiamızın genel kurul üyelerinin teveccühüyle 3 yıllığına yeniden seçildik ve 3 yıllık stratejimize başladık. Dusan Alimpijevic ile sözleşmemizi uzatıyoruz. Kendisi önümüzdeki 2 yıl içinde bizimle birlikte olacak ve umuyorum ki daha büyük başarılara imza atacak.

Sermaye artırımı sonucunda 1.4 milyar liralık borç azaltımı yaptık. Camiamızın bu işe daha fazla destek vermesini isterdim. Beşiktaş, Bankalar Konsorsiyumu’ndan çıkması için gereken tutarı rahatlıkla bulabilecek bir camia olduğunu biliyorum. Gönül isterdi ki bu işi tek seferde halledebilseydik. Camiamızın Beşiktaş’a sahip çıktığını görmek isterdik.

“Borç ödeme rekoru kırdık”

Elde ettiğimiz gelirle, Beşiktaş tarihinin en büyük borç kapatma işlemini yaptık. Beşiktaş’ı bu noktaya getirenler, borcu 1 yılda 150 milyon euro artıranlar, 1 günde 2 bonservis rekoru kırarken, biz borç ödeme rekoru kırdık.

Sermaye artırımı öncesi kulübümüz yüzde 51 hisseye sahipken sermaye artırımı sonucunda kulübümüzün elinde olan hisse oranı yüzde 70’e çıkmıştır. Kulübümüzün himayesindeki 50 milyon euro hisse değeri de 150 milyon euro bandına çıkmıştır. Kasamızdan hiçbir şey çıkmamıştır. Sermaye artırımından elde edilen gelirle mali yapımızı UEFA Uyum Anlaşması’na uygun hale getirmiştir. Sermaye artırımıyla TFF Harcama Limitleri açısından elimiz rahatlamıştır.

Bundan sonra Beşiktaşımız’ın finansal özgürlüğü için söz verdiğim gibi gayrımenkul projelerini hayata geçireceğiz. İstanbul Havalimanı yakınlarında yer alan yaklaşık 100 dönümlük arazinin tahsisi ile ilgili önemli yol kat ettik. Bu arazi futbol altyapısı için kullanılacak, geleceğin Beşiktaş’ını burada inşa edeceğiz. Tahsis işlemlerinin tamamlanmasından sonra altyapı tesisinin yapımına hemen başlamayı planlıyoruz. İstanbul’un 5 farklı ilçesi ve İzmir’de yeni tesisler için önemli aşamalar kat ettik.”

Dikilitaş’taki arsayı anlatmak istiyorum. Bu bahsi geçen arsa Fulya’daki 2 kuleden oluşan alışveriş merkezi ve Acıbadem Hastanesi yapılmadan önce toplamda 2-3 parsel 45 dönüm olan arsadır. Arsanın 30 dönümlük kısmına söylediğim bu binalar yapılırken, boş bırakılan 15 dönümlük kısmına da imar durumları nedeniyle bugüne kadar hiçbir şey yapılabilmesi mümkün olmamıştır ve bu nedenle boş şekilde duran bir arsadır.

Gerek Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız gerekse de Emlak Konut’la yaptığımız görüşmeler sonucunda buradaki tesislerimizin uygun başka bir yere taşınması ve bu 15 dönümlük arsaya imar hakkı verilmesi imkanına kavuşulmuştur.

Yetkisi sadece Emlak Konut’ta olan imar değişikliği konusunda Mayıs ayı başlarında proje geliştirmek maksadıyla bir işbirliği protokolü imzaladık. Yine bu proje kapsamında Spor Bakanlığına ait olup kulübümüze tahsisli toplam 5 dönüme yakın 2 adet parselin de kulübümüze satışı konusunda müracaat ettik. Şu anda değerleme raporunu bekliyoruz.”

15 dönüm büyüklükte, tamamen atıl duran ve imar izni olmadığı için bir şey yapmamız mümkün olmayan Dikilitaş arsamıza, 5 dönüm daha ekleyerek imar iznini çıkartarak proje yapıyoruz. Bu arazide projeyi Emlak Konut yürütecek. Ziraat Bankası’nın da ortak olmasını istiyoruz. Bu projeden maliyetleri çıkardığımızda 150-200 milyon euro arası bir gelir elde edeceğimizi öngörüyoruz.

Bu parayla Bankalar’a olan borçlar kapatılacak, devamında Beşiktaş’ın faizli kimi ne borcu varsa o hesaplar kapatılacak. Bu faiz borçlar bugün itibarıyla 125 milyon dolar civarında. Biz bu borçları kapattıktan sonra oturacağız, elimizde kalan tapuları koyacağız. Satmamız söz konusu değil. Bizim Beşiktaş’ın malını mülkünü elden çıkardığımız yok.

Ezeli rakiplerimiz bu düzenlemeleri, projeleri hayata geçirerek ekonomik seviyelerini bu noktaya getirdiler. Geldikleri ekonomik seviyeyi kadrolarına yansıttılar. Önemli bütçelerde transfer yapabilir noktaya geldiler. Biz geri kaldık, yerimizde saydık. Bu kadrolar futboldan gelen gelirler ile kurulmuyor arkadaşlar.

Beşiktaşımız’ın günlük 125 bin euro faiz ödemesi vardır. Bunla ilgili aksiyon almadığımız her gün günlük 125 bin euro çıkıyor. Her ay 4’er milyon euro faiz ödeyelim. Her gün 125 bin euro, her ay 4 milyon euro ödeyecek gücü var diyorsanız böyle devam edelim. Beşiktaş’ı bu yükten bir an önce kurtarmamız gerektiğini düşünüyorum. Ayda 175 milyon TL, yılda 2 milyar TL faiz ödeyen bir Beşiktaş var. Yılda 50 milyon Euro yükten kurtulmak demek bu kadar oyuncu almak demek.

Bana ‘Beşiktaş’ın malını peşkeş çekiyor’ diyorlar. Bu üslubu kullanan kim varsa ona söylüyorum; ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun, bir kendinize gelin! Sizlerin karşısında rayicin 2 katı fiyat verip ışıklandırma yapan yönetim yok! Sizin karşınızda Beşiktaş’a 1 senede faiz hariç 100 milyon euro yük yükleyen, Beşiktaş’ı kendi iktidar savaşlarına kurban eden insanlar yok.

İhaleleri tanıdıklarına paslayan, satın alma prosedürlerini ortadan kaldıran, kulüp veritabanından dosya silenler yok. Karşınızda başkan olmadan önce de sonra da maddi ve manevi fedakarlıktan kaçmayan, cebinden, ömründen, özgürlüğünden Beşiktaş’a vermiş bir Beşiktaşlı var!

Benim Beşiktaş için yaşadıklarımın fragmanını görse, filmini izlemeye yüreği yetmeyecek insanlar, ben ve arkadaşlarım hakkında ileri geri konuşamaz!

Sizin bırakıp gittiğiniz gibi ‘bana onu söylediler, sosyal medyadan küfür ettiler’ diye kaçmam. Şartlar ne olursa olsun başladığım işi yarıda bırakmadım. Camiam bugün olduğu gibi bana güvenmeye devam etsin. Bana bunları söyleyenler boş hayaller peşinde koşmasın.

Cebinde paran mı yok, niye bu projeyle uğraşıyorsun diyenler var. Konu Beşiktaş olunca para verdim demekten imtina ettim. Kendi cebimizden 30-35 milyon Euro verdik. Yılbaşına kadar da bir 35-40 milyon Euro daha vereceğiz. Bu çark dönecek, projeyle alakası yok.

Ben Beşiktaş’a cebimden, ömrümden, zamanımdan vermeye devam edeceğim. Dikilitaş Projesi gerçekleşirse Beşiktaş kendi ayakları üzerinde duracak. Mali sorunların kurtulmuş bir Beşiktaş olacak. Beşiktaş kimsenin kesesine, keyfine, vicdanına, ajansında, başkanlık hesap kitaplarına bağlı yönetilen bir kulüp olmayacak.

Genel Kurul ‘Dikilitaş projesini yapmayın’ derse de biz buna saygı duyar, bu faiz yüküne katlanarak yolumuza devam ederiz. Ancak bu proje hayata geçmezse üzülerek söylüyorum ki Beşiktaş’ımız ekonomik bağımsızlığına kavuşmak için büyük bir fırsat tepecek. Dikilitaş Projesi, genel kuruldan yetki alınırsa ne kadar sürer? 150-200 milyon Euro ne zaman gelir?

Bu projede çok hızlı geldik. Emlak Konut’un ifadeleriyle, ekim sonuna doğru projelerin hazır olacağı, kasım başı da yavaş yavaş satış ofislerini kurabileceğimiz hale geleceğimizi söylüyorlar. Ben her zaman tedbirli oluyorum, yılbaşını bulur. Kulübün kasasına gelecek paradan öte Bankalar Birliği’ne ödenecek para önemli bizim için. Hızlı gidecek olursak, proje başlamasından sonraki ilk 6 ayda biz Bankalar Birliği konusunu tamamen kapatmış olacağız.

Beşiktaş’a 1 lira zarar veren adam cezasız kalmayacak. İlk başkan olduğum gün bunu söyledim. Peşini bırakmayacağım. Biri gelip verecek, Beşiktaş sağolsun diyecek. Birileri gelip alacak. Bunun bir sonucu olması lazım.”

Paylaşın

Türkiye’de Her Üç Kadından Biri Ne Eğitimde Ne İstihdamda

Türkiye’de her üç genç kadından birinin eğitim ya da iş hayatının dışında kaldığı tespit edildi. Düşük ücretler, iş deneyimi eksikliği ve güvencesiz çalışma koşulları, gençlerin iş gücüne katılımını zorlaştıran başlıca nedenler olarak öne çıkıyor.

İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) yayımladığı yeni rapor, Türkiye’deki gençlerin önemli bir bölümünün ne eğitimde ne de istihdamda yer aldığını ortaya koydu. Rapora göre, 15-29 yaş aralığındaki gençlerin yüzde 28’i “NEET” (Ne Eğitimde Ne İstihdamda Olan Gençler) kategorisinde yer alıyor. Bu oran, OECD ortalaması olan yüzde 13’ün iki katından fazla. İstanbul özelinde ise oran yüzde 18,6 düzeyinde seyrediyor.

İTOSAM tarafından TÜİK verileri ve yüz yüze mülakatlara dayalı olarak hazırlanan çalışmada, NEET gençlerin çoğunluğunu resmi bir okuldan mezun olmamış bireylerin oluşturduğu belirtildi. Cinsiyet temelli analizlerde ise her üç genç kadından birinin eğitim ya da iş hayatının dışında kaldığı tespit edildi. Düşük ücretler, iş deneyimi eksikliği ve güvencesiz çalışma koşulları, gençlerin iş gücüne katılımını zorlaştıran başlıca nedenler olarak öne çıkıyor.

Dünya Gazetesi’nin haberine göre; İTO Başkanı Şekib Avdagiç, konuyla ilgili değerlendirmesinde, gençlerin sosyal yardımlarla desteklenmesinin yeterli olmadığını vurguladı. “Bu yardımların eğitim veya mesleki beceri kazandırma koşuluna bağlanması şart. Gençleri staj ve işbaşı eğitimlerle iş dünyasına hazırlayacak mekanizmaları yaygınlaştırmalıyız” dedi.

Avdagiç, genç istihdamını artırmaya yönelik olarak işverenlere vergi indirimi, sigorta prim muafiyeti ve maaş desteklerinin genişletilmesi çağrısında bulunurken, bireysel kariyer danışmanlığı hizmetlerinin yaygınlaştırılmasının da önemine dikkat çekti.

Araştırma, NEET gençliğin yalnızca ekonomik değil, psikolojik ve sosyal sorunlara da işaret ettiğini ortaya koydu. Aşırı korumacı ebeveynlik anlayışı, sosyal beceri eksikliği ve bireysel özgüven yoksunluğu, gençlerin bağımsız karar alma ve toplumla bütünleşme süreçlerini zayıflatıyor. Raporda, “çalışmamayı tercih eden gençlerin artışı, devletin eğitim yatırımlarının etkinliği üzerine düşünülmesi gerektiğini” vurgulayan analizler de yer aldı.

Raporda görüşlerine yer verilen gençler, aile baskısı, çocuk bakımı sorumlulukları, ekonomik sıkıntılar ve iş piyasasında tecrübe beklentisi gibi engellerle karşılaştıklarını ifade etti. Bu durum, NEET sorununun yalnızca ekonomik değil, sosyal politikalarla da ele alınması gerektiğine işaret ediyor.

İTO’nun bulguları, Türkiye’nin genç nüfusu için uzun vadeli, kapsayıcı ve çok boyutlu bir istihdam politikasına duyulan ihtiyacı bir kez daha gündeme taşıyor. Eğitim-istihdam köprüsünün güçlendirilmesi, sosyal hizmetlerin daha entegre bir yaklaşımla yapılandırılması ve özel sektörle koordineli çözümler, sorunun çözümünde anahtar rol oynayacak.

Paylaşın

Bakan Güler’den “Suriye” Açıklaması: Askerleri Çekme Planımız Yok

Türkiye’nin Suriye’deki önceliğinin bu ülkenin toprak bütünlüğünü korumak ve terörden arındırmak olduğunu belirten Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye’nin şu an için askerlerini çekmeyi planlamadığını söyledi.

Yaşar Güler, Suriye’deki 20 bini aşkın Türk askerinin çekilmesi ya da yerinin değiştirilmesine dair tartışmalara girilmesi için henüz çok erken olduğunu sözlerine ekledi.

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada, Suriye ordusuna eğitim ve danışmanlık desteği veren Türkiye’nin şu an için bu ülkedeki askerlerini çekme gibi bir planı olmadığını açıkladı. Türkiye’nin Suriye’deki önceliğinin bu ülkenin toprak bütünlüğünü korumak ve terörden arındırmak olduğunu belirten Güler, Ankara’nın bu doğrultuda Şam’a destek verdiğini söyledi.

Millî Savunma Bakanı Güler, “Bir yandan Suriye’nin savunma kapasitesini artırmaya yönelik adımlar atarken bir yandan da askeri eğitim ve danışmanlık hizmetleri sağlamaya başladık” diye konuştu.

Reuters’ın sorularına yazılı yanıt veren Güler, Suriye’deki 20 bini aşkın Türk askerinin çekilmesi ya da yerinin değiştirilmesine dair tartışmalara girilmesi için henüz çok erken olduğunu sözlerine ekledi. Bakan Güler, “bunun ancak Suriye’de barış ve istikrar sağlandığında, bölgedeki terör tehdidi tümüyle ortadan kaldırıldığında, Türkiye’nin sınır güvenliği tam olarak sağlandığında ve ülkesinden kaçan insanların onurlu bir şekilde dönüşleri tamamlandığında yeniden değerlendirilebileceğini” belirtti.

Türkiye, Esad rejiminin devrilmesinin ardından Suriye’ye yüzlerce saldırı düzenleyen İsrail’i bu ülkedeki barış sürecini baltalamakla suçluyor. Türkiye ve İsrail, iki ülke askerlerinin Suriye’de karşı karşıya gelmesine yol açabilecek durumlar yaşanmaması için bir çatışmasızlık mekanizması kurmanın yollarını da arıyor.

Güler, Reuters’a yaptığı açıklamada, “bir iletişim ve koordinasyon yapısının” yanı sıra “istenmeyen olayların önlenmesine” yönelik bir çatışmasızlık mekanizmasının kurulması için teknik seviyedeki görüşmelerin sürdüğünü belirtti. Güler, “Bu hattı kurma ve eksiksiz şekilde faaliyete geçirme yönündeki çabalarımız devam ediyor. Ancak unutulmamalı ki çatışmasızlık mekanizması normalleşme anlamına gelmiyor” diye ekledi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Mayıs Ayında 78 Gazeteci Yargılandı 3’ü Tutuklandı

Mayıs ayında 5 gazeteci gözaltına alındı, bunlardan 3’ü tutuklandı. 43 ayrı dava dosyasında toplam 78 gazeteci yargılanırken, 4 gazeteciye hapis ve para cezası verildi.

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), 2024 Mayıs ayına ilişkin Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri Raporu’nu yayımladı. Evrensel’den Merve Tur’un aktardığına göre; Raporda, gazetecilerin Basın Özgürlüğü Günü’nün kutlandığı bu ayda dahi yoğun baskı, sansür ve şiddetle karşı karşıya kaldığı belirtildi.

Mayıs ayında 5 gazeteci gözaltına alındı, bunlardan 3’ü tutuklandı. 43 ayrı dava dosyasında toplam 78 gazeteci yargılanırken, 4 gazeteciye hapis ve para cezası verildi. Gözaltına alınan gazeteciler arasında, haberleri nedeniyle hedef gösterilen Furkan Karabey de yer aldı. Karabey’in sosyal medya hesabı hukuksuz biçimde kapatılırken, T24 muhabiri Can Öztürk’ün basın kartı parçalandı.

Raporda, öldürülen gazetecileri anan beş basın emekçisine soruşturma açıldığına dikkat çekildi. Katledilen Nazım Daştan, Cihan Bilgin, Gülistan Tara ve Hêro Bahaddin’in anılmasının dahi suç sayıldığı belirtilirken, İstanbul Barosunun bu konuda yargılandığı davada Baro Başkanı İbrahim Kaboğlu ve üyelerin savunma yaptığı aktarıldı. DFG, “Katledilen gazetecilerin hesabını sormaktan vazgeçmeyeceğiz” açıklamasını yaptı.

Raporda, tehdit edilen Kıbrıslı gazeteci Ayşemden Akın’ın durumu da öne çıktı. Akın, 30 Nisan’da tehdit edildi; tehditlere konu olan röportajındaki Cemil Önal Hollanda’da öldürüldü. Bir aydır süren çağrılara rağmen Akın’a hâlâ koruma verilmedi. DFG, Akın’ın can güvenliğinin sağlanmasını talep etti.

Mayıs ayında gazetecilere yönelik sansür de artarak sürdü. YouTube, Türkiye’nin talebiyle gazeteciler Günay Aslan, Amed Dicle, Erdal Er, Fehim Işık ve Cahit Mervan’a ait kanalları erişime kapattı. Grup Yorum’a ait 205 milyon izlemeyi geçen 454 video da aynı şekilde engellendi. Ayrıca, 3 internet sitesi kapatıldı, 12 haber ve 465 sosyal medya içeriğine erişim engeli getirildi.

Raporda, mayıs ayında adliye koridorlarında gazetecilik dayanışmasının güçlü şekilde sürdüğü vurgulandı. Tutuklu meslektaşların tahliye edildiği davalara işaret edilerek, cezaevlerinde hâlen 31 gazetecinin bulunduğu belirtildi. DFG, “Haziran ayında da bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Tüm tutuklu gazeteciler özgür kalana kadar gazeteciliği savunacağız” dedi.

Rakamlarla hak ihlalleri:

5 gazeteci gözaltına alındı, 3’ü tutuklandı
2 gazeteci saldırıya uğradı, 2 gazetecinin evine baskın yapıldı
7 gazeteci kötü muameleye maruz kaldı
6 gazetecinin haber takibi engellendi
10 gazeteci hakkında soruşturma açıldı, 3 soruşturma davaya dönüştü

4 gazeteciye toplam 2 yıl hapis ve 32 bin 940 TL para cezası
43 davada 78 gazetecinin yargılaması sürdü
31 gazeteci hâlen tutuklu
3 internet sitesi kapatıldı
12 haber ve 465 sosyal medya içeriğine erişim engeli
12 kanala idari para cezası, 1 program incelemeye alındı

Paylaşın

Türkiye, Özgürlüklerin “Baskı Altında” Olduğu Ülkeler Arasında

Brot für die Welt’in (Dünya İçin Ekmek) Sivil Toplum Atlası adlı raporunda, Türkiye’de iktidarı eleştirenlerin baskı ile karşılaştığı, cezaevinde konulduğu ve hatta öldürüldüğü ifade edildi.

B unun yanı sıra sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarının engellendiği; barışçıl eylemlerin çoğunlukla gözaltılar ile sona erdiği kaydedilen raporda ayrıca, medyanın çoğunlukla iktidarın bakışını yansıttığı, eleştirel internet sayfaları engellendiği belirtildi.

Almanya merkezli Protestan yardım kuruluşu Brot für die Welt’in (Dünya İçin Ekmek) açıkladığı Sivil Toplum Atlası adlı rapor, dünya nüfusunun sadece yüzde 3,5’inin vatandaşlarına özgürlük vadeden ve bunu sağlayan devletlerde yaşadığını ortaya koydu. Raporda, bunun dünya üzerindeki insanların çoğunluğunun temel hak ve özgürlüklerinin belirli ölçüde veya ciddi bir şekilde kısıtlandığı anlamına geldiği belirtildi.

Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 197 ülke ve bölgeyi kapsayan Sivil Toplum Atlası’nda ülkeler ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü ve basın özgürlüğü gibi kriterler temelinde beş kategoriye ayrıldı.

Sivil haklar konusunda faaliyet gösteren Johannesburg merkezli uluslararası kuruluş Civicus’un verilerine dayanan raporda 40 ülke, devletin vatandaşlarına sivil haklar alanında özgürlük sağladığı “açık” kategorisinde değerlendirildi. Bu ülkelerde yaşayan nüfusun 284 milyon civarında olduğu kaydedildi. 27 Avrupa Birliği (AB) ülkesinin sadece 12’si “açık” kategorisinde yer aldı.

Aralarında Almanya’nın da bulunduğu 13 AB üyesi ve ABD ile birlikte toplam 42 ülke “engelli” kategorisinde değerlendirildi. Dünya nüfusunun yüzde 11,1’ini oluşturan bu ülkelerde vatandaşların ifade ve toplanma özgürlüğüne büyük ölçüde izin verildiği belirtildi. Ancak bazı gösterilere izin verilmemesi, bazı derneklerin yasaklanması gibi uygulamalarla hakların ihlal edildiğine dikkat çekildi.

Sivil Toplum Atlası, aralarında Yunanistan, Macaristan, İngiltere ve Ukrayna’nın bulunduğu 35 ülkeyi ise hakların “kısıtlı” olduğu ülkeler olarak nitelendirdi. Dünya nüfusunun yüzde 12,9’unu oluşturan bu ülkelerde sivil toplum örgütlerinin kısıtlayıcı uygulamalarla karşılaştığı, protesto eylemlerine polis müdahalesinin görüldüğü belirtildi.

Rapora göre sivil toplumun “baskı altında” olduğu 51 ülkede dünya nüfusunun yüzde 42,6’sı yaşıyor. Raporda aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bu ülkelerde, iktidarı eleştirenlerin baskı ile karşılaştığı, cezaevinde konulduğu ve hatta öldürüldüğü ifade edildi. Bunun yanı sıra sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarının engellendiği; barışçıl eylemlerin çoğunlukla gözaltılar ile sona erdiği kaydedildi. Ayrıca, medyanın çoğunlukla iktidarın bakışını yansıttığı, eleştirel internet sayfaları engellendiği belirtildi. Türkiye’nin yanı sıra Meksika, Cezayir, Tayland gibi ülkeler bu kategoride yer aldı.

Raporda, dünya nüfusunun yüzde 30’unun ise ciddi engelleme ve kısıtlamalar yaşadığı belirtilerek, aralarında Rusya’nın bulunduğu 29 ülke “kapalı” olarak sınıflandırıldı. “Korku ikliminin hâkim olduğu” bu ülkelerde temel hak ve özgürlüklere izin verilmediği vurgulandı. Bu ülkeler arasında Rusya’nın yanı sıra Çin, Kuzey Kore, Belarus gibi ülkeler sayıldı.

“Demokrasi ve insan hakları saldırı altında”

Raporu değerlendiren Brot für die Welt Başkanı Dagmar Pruin, “On yıllardır görmediğimiz bir şekilde demokrasi ve insan hakları dünya genelinde saldırı altında bulunuyor. Hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı ve devletin keyfi uygulamalarına karşı koruma sayısı giderek artan ülkelerde ya tehdit altında ya da hiç mevcut değil” şeklinde konuştu. Pruin, sadece özgür bir sivil toplumda yaşayan bir demokrasinin mümkün olabileceğini de sözlerine ekledi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Numan Kurtulmuş Yeniden TBMM Başkanı Seçildi

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığına AK Parti’nin aday gösterdiği Numan Kurtulmuş seçildi. TBMM Genel Kurulunda yapılan birinci ve ikinci tur oylamalarda adayların hiçbiri gerekli oya ulaşamazken, Kurtulmuş, yapılan üçüncü tur oylamada salt çoğunluk için gerekli 301 oyun üstünde oy alarak göreve seçildi.

Haber Merkezi / 7 Haziran 2023’ten beri TBMM başkanı olarak görev yapan Numan Kurtulmuş, erken seçim kararı alınmazsa 3 yıl süreyle daha görev yapacak.

Seçimde AK Parti’nin yanı sıra, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), İYİ Parti ve Yeni Yol Partisi kendi adaylarıyla yarıştı. Kurtulmuş’u destekleme kararı alan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ise aday çıkarmadı.

Seçim sonucunun açıklanmasından sonra TBMM Genel Kurulu’na hitap eden Kurtulmuş, “Gelecek nesillere karşı sorumluluğumuz Cumhuriyetimizin ikinci asrını sivil, demokrat, katılımcı, kapsayıcı bir anayasayla taçlandırmak” dedi. Numan Kurtulmuş, “Bu dönem içinde tarihi bir fırsat olarak önümüze çıkan Terörsüz Türkiye meselesinin Türkiye’nin halletmesi gereken en acil konu olduğu konusunda hemfikiriz” diye ekledi.

Numan Kurtulmuş kimdir?

Numan Kurtulmuş 1959 yılında Ordu’nun Ünye ilçesinde dünyaya geldi.

İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesini bitirdi. Aynı üniversitede yüksek lisans yaptı. ABD’de Temple Üniversitesi School of Business & Management’ta lisansüstü çalışmalarına devam etti.

ABD’de Cornell Üniversitesi New York State School of Industrial & Labor Relations’ta misafir öğretim üyesi olarak bulundu ve doktorasını tamamladı. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde doçent oldu. 2004 yılında profesör unvanını aldı.

25, 26, 27 ve 28 dönemde milletvekili seçildi. 62, 63 ve 64. Hükûmetlerde Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı. 65. Hükûmette Başbakan Yardımcısı olarak görev yaptı. Kültür ve Turizm Bakanı olarak görev aldı. İngilizce bilen Kurtulmuş, evli ve 3 çocuk babası.

Paylaşın

Ukrayna’ya Uyarı: Rusya “Ciddi” Karşılık Verecek

New York Times (NYT), Ukrayna’nın son saldırısının Rusya’nın stratejik kapasitesine büyük zarar verdiğini ve Moskova’nın buna “ciddi” bir yanıt hazırlığında olduğunu yazdı.

Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşta tansiyonu yeniden yükseltecek bir gelişme yaşandı. Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU), Rusya’nın derinliklerindeki askeri hava üslerine insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırılar düzenlediğini açıkladı. ABD medyasından New York Times, Washington’daki bazı üst düzey isimlere dayandırdığı haberinde, bu saldırıların Rusya’nın stratejik kapasitesine büyük zarar verdiğini ve Moskova’nın buna “ciddi” bir yanıt hazırlığında olduğunu yazdı.

ABD’li yetkililer, Ukrayna’nın saldırılarda kullandığı FPV tipi, düşük maliyetli dronların hedef aldığı Rus savaş uçaklarının toplam değerinin 100 milyon doları aştığını belirtti. Saldırıların yalnızca maddi değil, aynı zamanda sembolik önemi de bulunduğu vurgulandı. “600 dolarlık bir drone ile 100 milyon dolarlık askeri kabiliyeti ortadan kaldırmak, modern savaşın dinamiklerini yeniden yazıyor” diyen yetkililer, operasyonun etkisine dikkat çekti.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, saldırının Murmansk, İrkutsk, İvanovo, Ryazan ve Amur bölgelerindeki askeri hava üslerini hedef aldığı doğrulandı. Açıklamada, “Bugün Kiev rejimi, Murmansk, İrkutsk, İvanovo, Ryazan ve Amur bölgelerindeki askeri hava üslerine FPV İHA’larla terör saldırıları düzenledi” ifadesi yer aldı. Bakanlık, saldırılar sonucu bazı uçakların alev aldığını ve hasar meydana geldiğini duyurdu.

Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) ise Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, saldırıların “Pavutini” (Örümcek Ağı) adı verilen özel bir operasyonun parçası olduğunu bildirdi. SBU, saldırılar sonucu Rusya’nın stratejik seyir füzesi taşıyan savaş uçaklarının yüzde 34’ünün vurulduğunu öne sürdü.

Açıklamada, Rusya’nın stratejik havacılığına verilen zararın yaklaşık 7 milyar dolar olarak tahmin edildiği ifade edildi. Ukrayna makamları, bu operasyonun hem Rusya’nın askeri caydırıcılığına hem de Ukrayna’nın derin saldırı kabiliyetine dair güçlü bir mesaj olduğunu savundu.

New York Times’a konuşan ABD’li yetkililer, Ukrayna’nın bu operasyon hakkında Washington’a önceden bilgi vermediğini de belirtti. Bunun nedeni olarak ise “ABD’nin karşı çıkacağını bildikleri için bilgilendirme yapılmadığı” gösterildi.

Washington yönetiminin, özellikle Rusya topraklarına yönelik saldırılarda temkinli bir tutum sergilemesi dikkat çekiyor. ABD, Ukrayna’ya sağladığı silahların çoğunlukla savunma amaçlı kullanılmasını şart koşarken, doğrudan Rus topraklarındaki hedeflerin vurulmasına yönelik girişimlere karşı çıkıyor.

ABD’li yetkililer, saldırıların Rusya’yı Ukrayna’daki askeri operasyonlarını azaltmaya sevk etmeyeceğini, aksine Kremlin’in “ciddi” bir karşılık vermeye hazırlandığını belirtti. Henüz bu karşılığın ne şekilde olacağına dair somut bir istihbarat bulunmadığını aktaran yetkililer, muhtemel senaryoları şöyle sıraladı:

Sivillere yönelik insansız hava aracı saldırıları, Ukrayna’nın enerji şebekelerine yönelik füze saldırıları, orta menzilli balistik füzelerle altyapı hedeflerinin vurulması. bu olasılıklar, savaşın daha da şiddetlenebileceğine dair endişeleri artırdı.

Stratejik denge bozuluyor mu?

Askeri analistler, Ukrayna’nın gerçekleştirdiği bu tür derinlemesine saldırıların, savaşın seyrini değiştirme potansiyeline sahip olduğunu vurguluyor. Özellikle düşük maliyetli FPV İHA’larla yüksek değerli hedeflerin vurulması, yeni savaş teknolojilerinin etkisini bir kez daha gözler önüne serdi.

Ancak uzmanlar, bu tür saldırıların Rusya’yı geri adım atmaya değil, daha agresif hamlelerde bulunmaya sevk edebileceği uyarısında da bulunuyor. Ukrayna’nın saldırıları genişletmesi, Moskova’nın sivillere ve enerji altyapısına yönelik misillemelerini daha sert hale getirebilir.

Paylaşın

Afganistan’da Dört Milyon Çocuk Eğitimden Yoksun

UNICEF, Afganistan’da yaklaşık 4 milyon çocuğun eğitim hakkından mahrum bırakıldığını açıkladı. Taliban’ın Ağustos 2021’de iktidara dönüşünden bu yana kadınlar ve kızlar kapsamlı kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı.

Haber Merkezi / Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Afganistan’da yaklaşık dört milyon çocuğun okul dışında olduğunu, yoksulluk, cinsiyete dayalı kısıtlamalar ve temel altyapı eksikliğinin erişimin önündeki en büyük engellerler olduğunu duyurdu.

Afganistan, kızların altıncı sınıftan sonra okula gitmesinin resmen yasaklandığı dünyadaki tek ülke olmaya devam ediyor.

Taliban’ın Ağustos 2021’de iktidara dönüşünden bu yana kadınlar ve kızlar kapsamlı kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı. Ortaokullara yönelik yasağın yanı sıra Taliban, kadınların üniversitelere gitmesini ve eğitim ve insani yardım da dahil olmak üzere çoğu sektörde çalışmasını yasakladı.

UNICEF, bu yılın başlarında yeni eğitim öğretim yılının başlamasıyla birlikte 400 bin kız çocuğunun daha yasaktan etkilendiğini, böylece eğitimden mahrum bırakılan kız çocuklarının sayısının 2,2 milyona ulaştığını bildirmişti.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

 

Paylaşın