Erdoğan’dan Kılıçdaroğlu’na: Alevilik Diye Bir Dinimiz Yok

Kılıçdaroğlu’nu sosyal medya hesabında yayınladığı ‘Alevi’ başlıklı videosu üzerinden hedef alan Erdoğan, “Bizim Sünnilik, Alevilik, Şiilik diye bir dinimiz yok, bizim dinimizin tek adı var, o da İslam’dır, dini kimliğimizin tek bir adı var o da Müslümanlıktır” dedi ve ekledi:

“Bu zata kimse inancını, mezhebini, meşrebini sormadı. Bu zatı kimse bu kimlikleri üzerinden herhangi bir ithama da maruz bırakmadı. Niçin yaşın 74’e geldikten sonra, birden bire mezhebi kimliğinle kamuoyunun huzuruna çıkma ihtiyacı duydun?”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sakarya’da Akyazı Recep Tayyip Erdoğan Spor Kompleksi Açılış Töreni’nde konuştu.

6 Şubat Maraş merkezli depremler üzerinden muhalefete yüklenen  Erdoğan, “Deprem bölgesindeki vatandaşlarımızı asla yalnız bırakmadık. Dün de oradaydık. Birileri turist olarak gidiyor ama biz iş yapmaya gidiyoruz” dedi.

Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu’nu da sosyal medya hesabında yayınladığı ‘Alevi’ başlıklı videosu üzerinden hedef aldı.

Erdoğan, Kılıçdaroğlu’na yönelik şunları söyledi: “Bay Bay Kemal, bu milletin mayası sağlam ve 14 Mayıs’ta da sana gereken dersi, Allah’ın izniyle verecek. Bizim Sünnilik, Alevilik, Şiilik diye bir dinimiz yok, bizim dinimizin tek adı var, o da İslam’dır, dini kimliğimizin tek bir adı var o da Müslümanlıktır.

Bu zata kimse inancını, mezhebini, meşrebini sormadı. Bu zatı kimse bu kimlikleri üzerinden herhangi bir ithama da maruz bırakmadı. Niçin yaşın 74’e geldikten sonra, birden bire mezhebi kimliğinle kamuoyunun huzuruna çıkma ihtiyacı duydun?”

Erdoğan, konuşmasında özetle şunları söyledi:

“Milletimizin Ulusal Egemenlik ve çocuk bayramını kutluyorum. Sakarya’nın insanı Sait Faik, ‘Bir insanı sevmekle başlar her şey’ diyor. Biz bu millete efendi olmaya değil hizmetkar olmaya geldik. Bu yıl Ramazan ayını ve bayramı 6 Şubat’taki depremler nedeniyle buruk karşıladık. Deprem bölgesindeki vatandaşlarımızı asla yalnız bırakmadık. Dün de oradaydık.

Birileri turist olarak gidiyor ama biz iş yapmaya gidiyoruz. 1999 yılındaki depremin acı hatıraları da yüreklerimizde hâlâ tazedir. Türkiye bugün 1999’a göre her bakımdan fersah fersah ileride bir ülke olarak 6 Şubat depremlerinin yaralarını daha hızlı sarıyor. İnşallah her yıl 300 bin konutu dönüştürerek 5 yıl içinde İstanbul’daki riskli yapıların tümünü yenilemeyi düşünüyoruz.

Bay bay Kemal’in bu tür vaatleri var mı? Londra’daki tefecilerden 300 milyar dolar getirecekmiş. Esrar kaçaklarının paralarını buraya getirecekmiş. Kandil’deki teröristlerle, teröristlerin parlamentodaki uzantılarıyla, bu adamın parlamento odasında niçin görüşüyor. Kapalı kapılar arkasında ne görüştü, ne yaptı açıklayamaz. Diyarbakır’da 51 vatandaşımızın ölümüne neden olan Selo’yu çıkaracakmış, teröristbaşı Öcalan’ı çıkaracakmış. Bu ülke terör devleti değildir.”

Paylaşın

Kemal Kılıçdaroğlu ‘Lionel Messi’yi Geçti

Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Alevi” başlıklı videosu, 4 günde 29,2 milyon video oynatma rakamına ulaşarak, Lionel Messi’nin Barcelona forması giyerken Atletico Madrid maçında attığı ve 25,8 milyon izlenme rakamına ulaşarak efsaneleşen ‘çalım’ videosunu geçti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Alevi” başlıklı videosu, 4 günde 29,2 milyon video oynatma rakamına ulaştı.

Kılıçdaroğlu’nun paylaşımı böylece Lionel Messi’nin Barcelona forması giyerken Atletico Madrid maçında attığı ve 25,8 milyon izlenme rakamına ulaşarak efsaneleşen ‘çalım’ videosunu da geçmiş oldu.

“Ben Aleviyim. Hak Muhammed, Ali inancı ile yetişmiş, samimi bir Müslümanım. Harama el uzatmam” sözleri ile gençlere seslenen Kılıçdaroğlu, videoda şu ifadeleri kullanmıştı:

“Bu gece sizinle çok hassas bir konuyu konuşmanın vakti geldi. Görüyor musunuz gençler, duyuyor musunuz Türkiye’de başlamak üzere olan yeni hayatın sesleri bunlar. Dünyanın hemen kıyısında duruyoruz. Ya bu eşiği aşarak hak ettiğimiz yere kavuşacağız ya da özlemle baktığımız dünyayı sadece izlemekle yetineceğiz.

İlk oyunu verecek olan sevgili evlatlarım. Ben Aleviyim; Hak, Muhammet, Ali inancıyla yetişmiş samimi bir Müslümanım. Allah’ın verdiği bir canım var; kul hakkı yemem, harama beytülmale el uzatmam. Atatürk’ün bize armağan ettiği bu güzel ülkede her şeyden uzak ve yoksul bir evde doğdum.

Cumhuriyetin bize verdiği fırsatlar sayesinde okudum. Mesleğim oldu, ailemi kurdum. Kimliklerimiz bizi biz eden varlığımızdır ve elbette onurla sahip çıkmamız gerekir. Onları seçemez, onlarla doğar, yaşar ve ölürüz. Ancak hayatta seçebileceğimiz çok önemli şeyler var. İyi bir insan olmayı, dürüst, ahlaklı , vicdanlı, erdemli olmayı ve adil olmayı seçebiliriz. Ve bu seçimler hem bizi hem de içinde bulunduğumuz toplumu hızla değiştirebilir.

Sevgili genç arkadaşlarım önümüzde ülke olarak bir eşik var ve bu eşiği hep birlikte aşabilmek için sana ihtiyacımız var. Unutma tek bir oyunla sen bu can yakan mezhep, bataklığına dönüştürülen Orta Doğu’dan çekip çıkaracaksın.

Artık kimlikleri değil, başarıları konuşacağız. Artık ayrışmaları ve farklılıkları konuşmayacağız. Ortaklıklarımızı ve ortak hayallerimizi konuşacağız. Bu değişim seferimize katılacak mısın? Bu değişimde benimle birlikte duracak mısın? Alevi olmaz diyen bu sisteme, doğru olan, dürüst olan, ahlaklı olan olur, diyecek misin?

Son bir el verecek misin? Bu ayrıştırıcı sistemi kökünden yıkmaya hazır mısın? Gelin gençler, gelin bu eşiği hep birlikte aşalım. Böylesine hayati bir eşikte tek bir oyu bile ziyan.”

Paylaşın

Türkiye’de 2,6 Milyon Çocuk Ucuz İş Gücü Olarak Sömürülüyor

CHP’li Veli Ağbaba, “Türkiye’ de milyonlarca çocuk işçi bu 23 Nisan’da da ucuz iş gücü olarak sömürülmeye devam ediyor. Yaşıtları gibi okul sıralarında olması gereken çocuklarımız ne yazık ki torna tezgâhlarında, inşaatlarda, farklı sektörlerde ailesine destek olabilmek için çalışmak zorunda kalıyor. Devletin iki resmi kurumunda çocuk işçilik verileri bu durumu acı bir şekilde ortaya koyuyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “TÜİK verilerine göre, 15 – 17 yaş arası Türkiye’de çocuk işçi sayısı 619 bin. Türkiye’ de 2019 yılından sonra çocuk işçi sayısı artmaya devam ediyor. Üstelik bu rakamlara 15 yaş altı çocuk işçi sayısı dahil değil.”

Ağbaba, “İkinci ise çocuk yaşta mesleki eğitim adı altında ucuz iş gücü olarak çıraklık ve stajyerliğin yaygınlaşması. SGK 2022 verilerine göre Türkiye’de ucuz iş gücü olarak kullanılan çırak ve stajyer sayısı ise 2 milyon. Bu durumda Türkiye’ de en az 2,6 milyon çocuğumuz ucuz iş gücü olarak kullanılmaktadır.” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla yaptığı açıklamada Türkiye’deki çocuk işçiliğine dikkat çekti.

ANKA’nın aktardığına göre Veli Ağbaba’nın açıklaması şöyle:

“Türkiye’ de milyonlarca çocuk işçi bu 23 Nisan’da da ucuz iş gücü olarak sömürülmeye devam ediyor. Yaşıtları gibi okul sıralarında olması gereken çocuklarımız ne yazık ki torna tezgâhlarında, inşaatlarda, farklı sektörlerde ailesine destek olabilmek için çalışmak zorunda kalıyor. Devletin iki resmi kurumunda çocuk işçilik verileri bu durumu acı bir şekilde ortaya koyuyor.

TÜİK verilerine göre, 15-17 yaş arası Türkiye’de çocuk işçi sayısı 619 bin. Türkiye’de 2019 yılından sonra çocuk işçi sayısı artmaya devam ediyor. Üstelik bu rakamlara 15 yaş altı çocuk işçi sayısı dahil değil.

İkinci ise çocuk yaşta mesleki eğitim adı altında ucuz iş gücü olarak çıraklık ve stajyerliğin yaygınlaşması. SGK 2022 verilerine göre Türkiye’de ucuz iş gücü olarak kullanılan çırak ve stajyer sayısı ise 2 milyon. Bu durumda Türkiye’ de en az 2,6 milyon çocuğumuz ucuz iş gücü olarak kullanılmaktadır.

İSİG verilerine göre 2018-2022 yılları arasında iş cinayetlerine kurban giden 14-17 yaş arası çocuk sayısı ise en az 330. Türkiye’de ne yazık ki çocuk işçiliği arttıkça, iş yerlerinde çocuk işçi cinayetleri de artarak devam ediyor.

Türkiye’de yaşanan ekonomik kriz bir ailede sadece anne ve babaların çalışmasını zorunlu kılmıyor artık bir ailede geçinebilmek için çocuklar da iş gücüne katılmak zorunda kalıyor. Türkiye’de çocuk yoksulluğuna ve çocuk iş gücüne işte tam da bu boyutta bakmamız gerekiyor. Hem çocuk iş gücünde hem hanelerde çocuk yoksulluğu bu durumdayken, Türkiye’ de iktidarın iddia ettiği gibi büyüyen ekonomiden, kıskanılan bir ekonomi modelinden bahsetmek imkansızdır.

Tüm bu resmi verilere baktığımızda; haneleri ve hanelerde yaşayan çocukları yoksullaştıran ve onları ucuz iş gücü olarak gören, çarpık bir ekonomi anlayışından bahsedilebilir. AKP iktidarının 21 yıllık acı özeti de budur; açlığın pençesinde hayatta kalmaya çalışan, çalışırken yaşamını yitiren işçi çocuklardır.”

Paylaşın

“Gezi” Tutuklusu Osman Kavala’dan Hapishanedeki 2000’inci Gününde Mesaj

Hapisteki 2000’inci günü dolayısıyla bir mesaj paylaşan Osman Kavala, AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) kararına rağmen cezaevinde tutulmasının, yasaların ve yargı yetkisinin kötüye kullanımı ile gerçekleştirilen bir eziyet etme eylemi olduğunu söyledi.

Haber Merkezi / Osman Kavala, seçimlere işaret ederek “14 Mayıs’tan sonra yargıda ve tüm kamu kurumlarında hukuk ilkelerine, insan haysiyetine ve insan haklarına saygı gösteren bir anlayışın hakim hale geleceğini ümit ediyorum” dedi.

Gezi eylemleri gerekçe gösterilerek tutuklanan ve Gezi davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala, cezaevinde geçirdiği 2 bin günün dolması dolayısıyla bir mesaj yayınladı. Kavala’nın mesajı şöyle:

“Hukuka, mantığa sığmayan iddialar ve suçlamalarla 2000 gündür cezaevinde tutuluyorum.

Beni suçla ilişkilendiren hiçbir somut delil olmadığı ilk Gezi davası sonunda oybirliği ile verilen beraat kararında açıkça belirtilmişti. İddianameleri okuyan herkesin rahatça göreceği bu gerçek iki AİHM kararıyla bağlayıcı hukuki hüküm niteliği kazanmasına rağmen cezaevinde tutulmam yasaların ve yargı yetkisinin kötüye kullanımı ile gerçekleştirilen bir eziyet etme eylemidir. Başkalarının hayatlarına değer vermeyen anlayışın tezahürüdür.

14 Mayıs’tan sonra yargıda ve tüm kamu kurumlarında hukuk ilkelerine, insan haysiyetine ve insan haklarına saygı gösteren bir anlayışın hakim hale geleceğini ümit ediyorum.

Suç işlediklerine dair delil ortaya konmadan cezaevine sokulan binlerce yurttaşımızın da aynı beklentiler içinde olduğuna inanıyorum.”

Ne olmuştu?

Osman Kavala, Gezi ve 15 Temmuz soruşturmaları kapsamında 18 Ekim 2017’de gözaltına alındı ve 1 Kasım 2017’de de tutuklandı. Kavala hakkındaki iddianame tutuklanmasından yaklaşık bir buçuk yıl sonra 19 Şubat 2019’da düzenlendi.

İddianamede, Kavala ile birlikte 16 sanık hakkında “Türkiye Cumhuriyet hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini engellemeye teşebbüs” ve “Gezi olaylarını finanse etmek” suçlamalarıyla ağırlaştırılmış müebbet talep edildi.

10 Aralık 2019’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Osman Kavala’nın tutukluluğunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu belirterek, tutukluluğun bir hak ihlali olduğuna ve Kavala’nın derhal serbest bırakılmasına karar verdi. Ancak Ankara, AİHM kararını uygulamadı.

Kavala hakkında 9 Mart 2020’de ise “casusluk” suçlamasıyla tutuklama kararı verildi. Yargı sürecinde avukatları defalarca tutukluluğunun kaldırılmasını talep etmesine rağmen, bu talep reddedildi.

25 Nisan 2022’de karara bağlanan davada, Osman Kavala daha önce beraat etmiş olmasına rağmen, “Türkiye Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Kavala’nın, “casusluk” suçlamasından ise beraatine karar verildi.

Paylaşın

Taliban, Kadınların Ramazan Kutlamalarına Katılmasını Yasakladı

2021 yılında Afganistan’da yönetimi ele geçiren Taliban, ülkenin iki (Baghlan ve Thakkar) ilinde kadınların gruplar halinde dışarı çıkması ve Ramazan kutlamalarına katılmasını yasakladı.

Haber Merkezi / Yetkililer, yasağın, kadın ve erkek etkileşiminden kaçınmanın ve başörtüsüyle ilgili kuralları sıkılaştırmanın bir parçası olduğunu söylüyor.

Taliban, bu ayın başlarında, kadınların, aileleri ile otellerde ve açık alanlarda yemek yemeleri yasaklamıştı.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Berlin İle Moskova Arasındaki Gerginlik Tırmanıyor!

Rusya’nın geçen yıl Şubat ayında Ukrayna’ya saldırıları başlatmasının ardından Berlin ve Moskova arasındaki ilişkilerde gerginlik tırmanıyor. Moskova, yirmiden fazla Alman diplomatın sınır dışı edildiğini açıkladı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova, Swesda televizyonuna yaptığı açıklamada bu adımın “Almanya’daki Rus diplomatik temsilcilik görevlilerinin yine toplu şekilde sınır dışı edilmesine” karşılık bir misilleme olduğunu bildirdi.

Almanya’nın tutumunu “en sert şekilde” kınadıklarını belirten Rus Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Berlin’i “Tüm alanlardaki Rus-Alman ilişkilerine açıkça zarar vermekle” suçlayarak, Rusya’nın “Berlin’in düşmanca tutumuna gereken tepkiyi” verme kararı aldığını kaydetti. Zaharova, tam olarak kaç diplomatın sınır dışı edildiğine dair bilgi vermedi.

Almanya’nın kaç Rus’u sınır dışı ettiği veya kaç Rus’un ülkeyi terk ettiği henüz belirsizliğini koruyor.

Almanya Dışişleri Bakanlığı ise Alman hükümetinin geçen haftalarda Rusya ile her iki ülkenin de diplomatik temsilciliklerindeki personele ilişkin görüşmeler yürüttüğünü belirterek, bu görüşmelerin hedefinin “Almanya’daki Rus istihbarat varlığının azaltılması” olduğunu kaydetti. Dışişleri Bakanlığı, “Rus büyükelçilik çalışanlarının bugünkü ayrılışı da bununla ilgili” dedi.

Rusya’nın geçen yıl Şubat ayında Ukrayna’ya saldırıları başlatmasının ardından Berlin ve Moskova arasındaki ilişkilerde gerginlik yaşanıyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Akşener: ‘Devlet Eşittir Benim’ Diyen Bir Kişiyle Karşı Karşıyayız

Bayram kahvaltısı programında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, “Yaşadıklarımızın üzerimizde bıraktığı bu tecrübemizle biz aynı zamanda bu ülkeyi yeniden inşa edeceğiz. Çünkü devletin hafızası gitmiş. Çünkü ‘devlet eşittir benim’ diyen bir kişiyle karşı karşıyayız” dedi ve ekledi:

“Nasıl olur, milletin vergileriyle kurulmuş devletin kamu binaları üzerinde Cumhurbaşkanı Adayı Sayın Recep Bey’in resmi olur? Onun propagandası olur? Böyle bir ülke olabilir mi? Rayından çıkmış bu ülke. İnşallah ekonomiyi yönetecek Bilge Yılmaz karşımda oturuyor.

Darmaduman edilmiş, bilerek daha da aşağıya ittirilen bu ekonomiyi 30 sene Amerika’da yaşayıp vatandaşlık almamış bir arkadaşımızın yönetmesi için çalışacağız. En önemli okulda ömür boyu hocasınız ve vatandaşlık almıyorsunuz. Bize milliyetçilik satıyorlar öyle mi? Bize milli ve yerlilik satıyorlar öyle mi? Bizi terör örgütleriyle yan yana getiriyorlar öyle mi? Yarınız başka ülkelerin vatandaşısınız.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile İYİ Parti Ankara İl Başkanlığı’nın düzenlediği bayram kahvaltısı programına katıldı.

ANKA’nın aktardığına göre programda konuşan Akşener, şunları söyledi:

Dikkat edin İYİ Parti öncesinde hiç böyle konuşmalar yoktu. Hiç böyle hakaretler bu manada havada uçuşmuyordu. Ne namusumuz ne şerefimiz ne cinsiyetimiz hiçbir şeyimiz kalmadı. En son kurşun bile yedik. Evim basıldı. Basın danışmanım saldırıya uğradı, İstanbul il başkanımız saldırıya uğradı yani olmayan şey kalmadı.

Bunun karşılığı direnildi. Biz direndiğimiz için kadınıyla, erkeğiyle, genciyle geleceğini heba eden, etmeyi göze alan bu gençlerle, çocuklarının geleceğini soru işareti bir hale bırakan annelerle direnildiği için bugün Türkiye tarih yazacak, birlikte kazanacağız ve Türkiye’ye baharlar gelecek.

Eğer İYİ Parti olmasaydı, İYİ Parti’yi kurarken o eziyetler çekilmeseydi ve direnilmeseydi, biz direne direne kazandık. Şimdi elbette birleşe birleşe kazanacağız. Bundan sonraki meselemizde cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak, bu inşallah oluyor ama şimdi sizden istediğim bir şey var; biz birinci parti olmak zorundayız.

Millet İttifakı’nın ortak belediye başkanlarının yaptığı somut hizmetlerin eğer o iftiraları nasıl yere düşürdüğünü gördüysek biliyorsak bugün Millet İttifakı’nın tümüne yapılan iftiralarında ortadan kalkabilmesi ve bunlara vatandaşın inanmasının önüne geçilmesi İYİ Parti’nin kadrolarının bir görünür olması, iki oy oranının yüksek olması, üç çok milletvekili çıkarmaktan geçiyor.

Eğer 15 Mayıs sabahı Sayın Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı olacak, İYİ Parti’de eğer birinci parti olur, milletvekili sayısı çok olursa bu ülkeyi yönetmekle ilgili irade burada büyük çoğunluk burada olur.

Başbakan olmayı hedef seçtim, İYİ Parti’nin iktidar olması için seçtim. Ben başbakan olmayı onunla, bununla pazarlık yaparak, ona buna yalvararak yapamam. Fıtratım buna ters. Onun için birinci parti çıkacağız ki ben sizin bileğinizin hakkıyla, kendi bileğimin hakkıyla çalışmakla, her bir vatandaşımızın kapısından girerek ona ikna ederek ben başbakan olacağım. Şartım budur. Biz koalisyon hükümetlerini bilenleriz.

Bu da bir nevi koalisyondur. Koalisyon hükümetleri son derece faydalıdır. SHP-DYP koalisyonunun bir dönem şahidi oldum. Ana yolun hatta ‘mektupçusu’ derler, arka kapı diplomasisini yürütenlerden biriydim. Refah Yol’un aynı yanındaydım aynı şekilde rahmetli hocayla, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Sayın Çiller arasındaki arka kapı diplomasisinde göre alanlardan birisiydim ve o iktidarın İçişleri Bakanı oldum.

“Hani DHKP-C’liler, PKK’lılar su saatini okuyacaktı?”

Bu ülke için her biriniz gibi bırakın istikbali, canını vermeye hazır bir insanım. Biz Sayın Mansur Yavaş’la, Sayın İmamoğlu’nu Sayın Kılıçdaroğlu’nun koşu partneri yaptık. Her ikisinin de hem etkili hem yetkili hem icracı başkan yardımcılıklarını net bir şekilde yazıya dökerek sağladık.

Gittiğimiz her yerde ben ağırlıklı olarak Mansur Yavaş ile geziyorum, onun yaptığı çalışmaları referans olarak anlatıyorum. İcra ne kadar önemli. Hani DHKP-C’liler, PKK’lılar su saatini okuyacaktı? Hani yapılan yardımlar kesilecekti? Hani sadece bir kesime yardım yapacaktı? Hani sadece bir siyasi görüşteki insanların elinden tutacaktı? Bunlar oldu mu? Hayır.

Bir deprem oldu darmaduman ortalık. İftira atıyorlar, yalan söylüyorlar. Biz İYİ Parti olarak büyük bir STK gibi çalıştık. Dün Hatay’da, Reyhanlı’da, Ticaret Odası’nın başkanı bana bir şey sordular: ‘99 depremini yaşamış bir insansınız, ne kadar sürede ayağa kalktınız? Ne kadar sürede kalıcı evler yapıldı?’

O problemlerin nasıl çözüldüğünü anlattım. 1999 nere, 2023 nere? Teknolojik olarak hayatımızda neler değişti bir düşünün. Neyi öğrendik? AFAD’ı kurmuşlar içinde insan yok, Sivil Savunma Genel Müdürlüğü’nü kaldırmışlar. Biz bu devletin bütün ayarlarını bozan sistemin birincisi mutlaka demokrasiyle İYİ Parti mensuplarının çok daha fazla çalışmasıyla demokrasi yoluyla, helal oylarla gitmesini sağlayacağız.

“‘Devlet eşittir benim’ diyen bir kişiyle karşı karşıyayız”

Yaşadıklarımızın üzerimizde bıraktığı bu tecrübemizle biz aynı zamanda bu ülkeyi yeniden inşa edeceğiz. Çünkü devletin hafızası gitmiş. Çünkü ‘devlet eşittir benim’ diyen bir kişiyle karşı karşıyayız. Nasıl olur, milletin vergileriyle kurulmuş devletin kamu binaları üzerinde Cumhurbaşkanı Adayı Sayın Recep Bey’in resmi olur? Onun propagandası olur? Böyle bir ülke olabilir mi? Rayından çıkmış bu ülke. İnşallah ekonomiyi yönetecek Bilge Yılmaz karşımda oturuyor.

Darmaduman edilmiş, bilerek daha da aşağıya ittirilen bu ekonomiyi 30 sene Amerika’da yaşayıp vatandaşlık almamış bir arkadaşımızın yönetmesi için çalışacağız. En önemli okulda ömür boyu hocasınız ve vatandaşlık almıyorsunuz. Bize milliyetçilik satıyorlar öyle mi? Bize milli ve yerlilik satıyorlar öyle mi? Bizi terör örgütleriyle yan yana getiriyorlar öyle mi? Yarınız başka ülkelerin vatandaşısınız.”

Paylaşın

Bakan Soylu Açıkladı: Depremlerde Can Kaybı 50 Bin 783’e Yükseldi

11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerde can kaybının 50 bin 783’e yükseldiği açıklandı. Hayatını kaybedenlerin 7 bin 302’sinin göçmen olduğu ifade edildi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Kahramanmaraş merkezli depremlerde hayatını kaybedenlerin sayısının 50 bin 783’e yükseldiğini açıkladı.

CNN Türk’te katıldığı bir programda konuşan Soylu, “Nüfus Vatandaşlık İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından ölüm tescili yapılan toplam kişi sayısı şu anda 50 bin 783” dedi.

Bakan Soylu, hayatını kaybedenlerin 7 bin 302’sinin göçmen olduğunu ifade etti.

985 kişinin kimliği tespit edilemedi

Soylu, depremde ölen 985 kişinin ise hâlen kimliklerinin tespit edilemediğini belirtti.

Ailelerinin yaptığı müracaat sonucu kayıp olarak aranan kişilerin de büyük oranda bu sayının içinde olduğunu tahmin ettiklerini söyleyen Soylu, “Kayıp müraaatı şu anda toplam 297. Bunların 30’u 0-6 yaş, 20’si 7-12 yaş, 36’sı ise 13-17 yaş aralığında olmak üzere toplam 86’sı çocuk” diye ekledi.

Soylu, kimliklendirilemeyen 985 kişi içinde yalnız yaşayanlar ya da hiçbir yakını olmayanlar da bulunduğunu ve bu nedenle DNA alamadıklarını sözlerine ekledi.

Soylu, “Bu 985’in içinde yabancılar da var. Biz örneğin İdlib, Afrin, Cerablus, Azez, Mare’de de kimliklendirme işlerini aileleriyle beraber devam ettirmek istedik. Yani orada da müracaat edenlerin DNA’larını aldık, alıyoruz hâlâ. Burayla beraber karşılaştırmaya çalışıyoruz” diye konuştu.

Depremde çıkan yangınların da kimlik tespit çalışmalarını zorlaştırdığını vurgulayan Soylu, “Birkaç yerde yangın oldu. Onla ilgili değerlendirmemiz de devam ediyor. O yangınlar da katbekat enkazın altında olduğu için biraz devam etti” dedi.

Paylaşın

HDP’li Mithat Sancar: İktidarı Gönderecek Gücümüz Var

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “AKP-MHP iktidarını tarihin çöplüğüne gönderme zamanı. Bu iktidar 14 Mayıs’ta gerçek bir bayram havasına bu iktidar gidince gelecek” dedi ve ekledi:

“Bu bayramı buruk yaşıyoruz. Yüreğimizde acı ve yas var. Bunu değiştirmek bize bütün bunları yaratan bu iktidarı değiştirmek için gücümüz, irademiz kararlılığımız var.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ve beraberindekilerin Hatay’daki seçim çalışmaları Antakya ilçesine bağlı Serinyol mahallesindeki halk buluşmasıyla sürdü.

MA’da yer alan habere göre, burada konuşan Sancar, Hatay halkının bu iktidarı göndermek için hazır olduğunu söyledi. Sancar, “Yeni yaşamın yolunu hep birlikte açacağız. Halkımızın mücadelesi değişim ve dönüşüm iradesinin zaferi olacaktır” dedi.

Ardından heyet, Erzin ilçesinde halkla bayramlaşmaya geçti. Mitinge dönüşen buluşmada söz alan Sancar, “Acılardan, kederlerden, bu yara ve yıkımlardan ancak umut ve mücadele ile yıkarız. Bu düzeni ancak mücadeleyi büyüterek değiştirebiliriz” diye konuştu.

“İktidarı gönderecek gücümüz var”

Sancar, konuşmasını şöyle sürdürdü: “AKP-MHP iktidarını tarihin çöplüğüne gönderme zamanı. Bu iktidar 14 Mayıs’ta gerçek bir bayram havasına bu iktidar gidince gelecek. Bu bayramı buruk yaşıyoruz. Yüreğimizde acı ve yas var. Bunu değiştirmek bize bütün bunları yaratan bu iktidarı değiştirmek için gücümüz, irademiz kararlılığımız var.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’nun “Alevi” Başlıklı Videosu 100 Milyondan Fazla Görüntülendi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Twitter hesabından “Alevi” başlığı altında yayınladığı videosu 100 milyondan fazla görüntülenmeye ulaştı.

19 Nisan günü saat 21.30’da yayınlanan video 3 günde 74,5 retweet, 19,9 alıntı, 457 bin beğeni aldı. Videonun toplam görüntülenmesi ise 100,9 milyon oldu.

3 dakikalık videoda, “Ben Aleviyim. Hak Muhammed, Ali inancı ile yetişmiş, samimi bir Müslümanım. Harama el uzatmam” sözleri ile gençlere seslenen Kılıçdaroğlu, videoda şu ifadeleri kullanmıştı:

“Bu gece sizinle çok hassas bir konuyu konuşmanın vakti geldi. Görüyor musunuz gençler, duyuyor musunuz Türkiye’de başlamak üzere olan yeni hayatın sesleri bunlar. Dünyanın hemen kıyısında duruyoruz. Ya bu eşiği aşarak hak ettiğimiz yere kavuşacağız ya da özlemle baktığımız dünyayı sadece izlemekle yetineceğiz.

İlk oyunu verecek olan sevgili evlatlarım. Ben Aleviyim; Hak, Muhammet, Ali inancıyla yetişmiş samimi bir Müslümanım. Allah’ın verdiği bir canım var; kul hakkı yemem, harama beytülmale el uzatmam. Atatürk’ün bize armağan ettiği bu güzel ülkede her şeyden uzak ve yoksul bir evde doğdum.

Cumhuriyetin bize verdiği fırsatlar sayesinde okudum. Mesleğim oldu, ailemi kurdum. Kimliklerimiz bizi biz eden varlığımızdır ve elbette onurla sahip çıkmamız gerekir. Onları seçemez, onlarla doğar, yaşar ve ölürüz. Ancak hayatta seçebileceğimiz çok önemli şeyler var. İyi bir insan olmayı, dürüst, ahlaklı , vicdanlı, erdemli olmayı ve adil olmayı seçebiliriz. Ve bu seçimler hem bizi hem de içinde bulunduğumuz toplumu hızla değiştirebilir.

Sevgili genç arkadaşlarım önümüzde ülke olarak bir eşik var ve bu eşiği hep birlikte aşabilmek için sana ihtiyacımız var. Unutma tek bir oyunla sen bu can yakan mezhep, bataklığına dönüştürülen Orta Doğu’dan çekip çıkaracaksın.

Artık kimlikleri değil, başarıları konuşacağız. Artık ayrışmaları ve farklılıkları konuşmayacağız. Ortaklıklarımızı ve ortak hayallerimizi konuşacağız. Bu değişim seferimize katılacak mısın? Bu değişimde benimle birlikte duracak mısın? Alevi olmaz diyen bu sisteme, doğru olan, dürüst olan, ahlaklı olan olur, diyecek misin?

Son bir el verecek misin? Bu ayrıştırıcı sistemi kökünden yıkmaya hazır mısın? Gelin gençler, gelin bu eşiği hep birlikte aşalım. Böylesine hayati bir eşikte tek bir oyu bile ziyan.”

Paylaşın