TOBB Açıkladı: Kapanan Şirket Sayısı Bir Ayda Yüzde 23 Arttı

Mart ayında bir önceki aya göre kapanan şirket sayısı yüzde 23,2 artarken, mart ayında geçen yılın aynı ayına göre kapanan şirket sayısı yüzde 6,7 arttı. Mart ayında kurulan şirket sayısı ise yüzde 19,5 arttı. Mart ayında geçen yılın aynı ayına göre kurulan şirket sayısı yüzde 1,2 arttı.

Haber Merkezi / Mart ayında bir önceki aya göre kapanan kooperatif sayısı yüzde 17 artarken, mart ayında geçen yılın aynı ayına göre kapanan şirket sayısı yüzde 14,1 arttı. Mart ayında kurulan şirket sayısı ise yüzde 51,5 arttı. Mart ayında geçen yılın aynı ayına göre kurulan şirket sayısı yüzde 14,1 arttı.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), mart ayına ilişkin kurulan ve kapanan şirket istatistiklerini yayımladı.

TOBB tarafından açıklanan verilere göre, martta bir önceki aya kıyasla kurulan şirket sayısı yüzde 19,5, kooperatif sayısı yüzde 24,8 ve gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 24,9 artış gösterdi.

Aynı dönemde kapanan şirket sayısı yüzde 23,2, kooperatif sayısı yüzde 17 artarken gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 4 azaldı.

Martta geçen yılın aynı ayına göre kurulan şirket sayısı yüzde 1,2, kooperatif sayısı yüzde 51,5 yükselirken gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 4,8 geriledi.

Bu dönemde kapanan şirket sayısı yüzde 6,7 arttı, kooperatif sayısı yüzde 14,1 ve kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 21 azaldı.

Martta kapanan şirket ve kooperatiflerin 489’unun toptan ve perakende ticaret, motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 188’inin imalat ve 172’sinin inşaat sektöründe olduğu kayıtlara geçti.

Kapanan gerçek kişi ticari işletmelerinden 752’sinin toptan ve perakende ticaret, motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 253’ünün inşaat, 186’sının imalat sektöründe faaliyet gösterdiği belirlendi.

Martta 262 kooperatif kurulurken bunların 171’i konut yapı, 39’u işletme, 23’ü tarımsal kalkınma kooperatifi olarak işbaşı yaptı.

Paylaşın

Otomobil Fiyatlarına Yüzde 3 Zam Kapıda

Avrupa, Çin ve ABD gibi pazarlarda fiyatlar düşerken, Türkiye’de otomobil fiyatları artmaya devam ediyor. Otomobil fiyatlarında ortalama yüzde 3 fiyat artışı kapıda. Markalar döviz kurundaki yükselişi fiyatlara yansıtmak için mayıs ayının ilk haftasını bekliyor.

Gelecek hafta otomobil fiyatlarında ortalama yüzde 3 fiyat artışı beklenirken, asıl zamların seçim sonrasında olacağı öngörülüyor. İkinci elde ise fiyatlar artmaya başladı.

Ekonomim’den Aysel Yücel’in haberine göre; geçen yıl kurdaki hareketlilik nedeniyle neredeyse bir ayda üç kez zam gören otomobiller, bu yıl ise kurun baskılanması nedeniyle daha stabil bir seyir izliyordu. Ancak zam rallisinin yeniden başlayacağına dair sinyaller gelmeye başladı.

Küresel ekonomideki gelişmeler, Türkiye’deki seçim belirsizliği ve enflasyonla mücadele kapsamında hükümetin aldığı tedbirler, döviz kurunda yükselişe neden oldu. Son 1 ayda Euro kuru yüzde 4,05 artarak 21,53’e çıkarken, dolar kuru ise aynı dönemde yüzde 1,96 artarak 19,40’a yükseldi.

Marka temsilcileri, kur artışını mayıs ayında fiyatlara yansıtmaya başlayacaklarını açıkladı. Hemen hemen her marka kur artışı için mayıs başına tarih veriyor. Nissan, Renault, Dacia, Fiat, Peugeot, Opel ve Citroen bayiliğini yapan Gülan Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı Alp Gülan da fiyat artışları için gelecek haftaya işaret etti.

Zam sonrası ÖTV dilimi değişen otomobillerde fiyat artışı daha yüksek oranlarda olacak. Skywell Türkiye CEO’su Mahmut Ulubaş ise “Henüz kur artışını fiyatlarımıza yansıtmadık. Bu ayki teslimatlarımız tamamlandıktan sonra yansıtmış olacağız” dedi.

Otomotiv analiz şirketi Cardata’nın verilerine göre sıfır otomobil fiyatları Mart 2022-Mart 2023 arasında ortalama yüzde 70 arttı. Zamlar sonrası vergi dilimi değişen bazı modellerde ise bu oran yüzde 100’ü aşıyor.

Küresel piyasalarda fiyatlar geriliyor

Türkiye’de otomobil fiyatları artmaya devam ederken, Avrupa, Çin ve ABD gibi pazarlarda fiyatlar düşüyor. Fiyatlardaki düşüşte talepteki azalmasının yanı sıra Çin’in rekabetçi fiyatlarla pazara sunduğu elektrikli araç atağı etkili. Uluslararası otomotiv uzmanları geçen yıl rekor karlılıklara imza atan markaların bu yıl indirim savaşına gireceğini buna paralel de kar marjlarının düşeceğini öngörüyor.

Paylaşın

Demirtaş, Erdoğan’la Karşılaştığında “Ona Ne Söyleyeceğini” Açıkladı

Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Özgürlüğünüze kavuştuğunuzda Recep Tayyip Erdoğan ile karşılaşırsanız, ona ne söylemek isterdiniz?” sorusuna “Bu yedi yıl seni çok yıpratmış, çok yaşlanmış, çökmüşsün, Saray yaşamı seni bitirmiş, yazık…” derim herhalde ???? Sen şimdiden benim adıma kendisini iletebilirsin Barış ????” yanıtını verdi.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Halk TV’nin sorularını yanıtladı. Demirtaş’ın sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

“Ben olsam yemin töreninden çıkar, deprem bölgesine giderdim”

Demirtaş’ın açıklamalarından bir kısmı şu şekilde:

En çok merak edilen konulardan biri olası iktidar değişikliğinde yeni iktidarın dış politikası… Size göre yeni iktidar Batı / Rusya ve Irak, Suriye, İran gibi komşu ülkelerle nasıl bir ilişki kurmalı? Dış politikaya hangi yaklaşım hakim olmalı?

Türkiye jeostratejik konumu nedeniyle, tarihsel birikimi, deneyimleri ve güncel önemi göz önünde bulundurulduğunda çok hassas bir dış politika dengesine sahip olması gereken bir ülke. Türkiye dünyanın ortasında bir yerde. Ne Batı’ya sırt çevirebilir ne Doğu’ya ne de Kuzey’e ya da Güney’e. Dünyanın en sorunlu coğrafyası olan Orta Doğu ile en konforlu coğrafyası Avrupa arasında adeta bir sırat köprüsü gibi duran Anadolu’yu dengede tutmak kolay bir iş değil.

Sürekli göç yolu, medeniyetler kavşağı, enerji kaynaklarının merkezi ve tarihsel birikimiyle çok çok orijinal, çok özel bir coğrafya burası. Türkiye dış politikası dünyanın hiçbir merkezine tümüyle angaje olamayacak kadar hassas bir dengeye oturmak zorunda. Terazinin ayarını biraz kaçırdınız mı faturası çok ağır olur. Tıpkı bugünün Erdoğan rejiminde yaşandığı gibi her şeyi batırırsınız ve düzeltmek uzun yıllar alır. Öncelikle, dört bir tarafımızdaki komşu devletler ve halklardan başlayarak kesinlikle barış odaklı yeni bir politikaya ihtiyaç var.

Bunun için de Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Kıbrıs sorunu gibi temel başlıklarda bir rahatlama ve çözüm perspektifi ortaya konulmalı. Bu başlıklarda ilerleme kat ederken eş zamanlı olarak radikal demokratikleşme reformları, Avrupa Birliği müzakerelerinde ilerleme, hukukun üstünlüğü ve insan haklarında iyileşme sağlanmalı. Bunlarla bağlantılı şekilde, ekonomide üretime ve istihdama dayalı yeni bir model hayata geçirilmeli.

Bu alanların tümünde ilerlemeler olurken dış politikada müzakereci ve barışçıl yeni bir hat oluşturmak mümkün olur. Aksi takdirde, içeride kanayan yaralarınız varken dış politikada çizgi tutturamazsınız. Ve elbette ideolojik yaklaşımdan kaçınan bir dış politika vizyonunuz olmalı, AKP gibi İhvancı bir çizgiyle varılacak yer, işte bugünkü hezimet olur ancak.

14 Mayıs’ta iktidar değişirse; ilk günden, ilk hafta içinde yapılması gerekenler ne sizce?

Eminim herkesin bir “ilk icraat” beklentisi var ve hepsi de haklı, meşru beklentiler olsa gerek. Ama bunca yıkıma uğramış, yangın yerine dönmüş bir memleketi bir günde, bir haftada düzeltmek imkansız. Sanırım herkes bunun farkında. Yine de ben olsam yemin töreninden çıkar, deprem bölgesine giderdim ve her depremzede sağlıklı bir konteynıra, duşa, tuvalete, gıdaya, eğitime, sağlığa ulaşıncaya kadar Ankara’ya dönmezdim. Bundan daha acil bir şey düşünemiyorum. Geri kalan her şey bir hafta, bir ay daha bekleyebilir bence.

Yaklaşık yedi senedir cezaevindesiniz ve günümüzün hızla değişen dünyasında bu süre oldukça uzun… Bu süreçte Türkiye’yi cezaevinden takip ettiniz. Sizce cezaevinde izlediğiniz TV ekranında Türkiye nasıl görünüyor ve medya nasıl bir sınav veriyor?

Türkiye dışarıdan nasıl görünüyorsa inan ki aynı acı, sarsıcı, üzücü tablo içeriden de görünüyor. Hatta buradan daha dikkatli ve seçici şekilde izleme şansımız var diyebilirim. Bunda da özgür basın emekçilerinin, avukatlarımızın ve ailelerimizin desteği çok önemli tabii ki. Onlar olmasa dışarıyı havuz medyasından izlemek zorunda kalabilirdik ki bu da doğrudan işkence sayılabilirdi ????

Basının geneli açısından da şunu söyleyebilirim, bir avuç onurlu gazeteci bir kamyon dolusu satılık havuz tetikçisinden çok daha etkili işler yapmamış olsaydı bugün Türkiye çok karanlık ve sıfır umutla yoluna devam eden bir diktatörlük olacaktı. Bence AKP sonrası yapılması gereken işlerden biri de o kamyonu şehrin çöplüğüne çekip damperi boşaltmak olmalı. Kim ki tetikçi bir gazeteci kılıklı soytarıya değer verir veya görev verirse onu en sert şekilde eleştirip, teşhir etmekten geri durmayacağımı şimdiden söyleyebilirim. Bu alçakların tamamı suç işlediler ve bağımsız yargı önünde suçlarının hesabını vermelidirler.

‘Seni başkan yaptırmayacağız!’ diyerek Erdoğan karşıtlığı üzerinden kurduğunuz politikayla Türk solunun da büyük oranda desteğini alarak partinizi rekor oy oranına ulaştırmayı başardınız. Peki Erdoğan gittikten sonra nasıl bir siyaset kuracaksınız? Ekonomik ve sosyal anlamda sosyalist değerlerin ve işçi hareketinin öne çıktığı bir politika mı yoksa özellikle ‘Türkiyelileşme’ hareketinden rahatsız olan Kürtleri üzmeyecek bir çizgi mi izleyeceksiniz?

Değerli Hasan arkadaşım, ben 18 yaşımdan beri kendimi sosyalist olarak tanımlıyorum ve bugüne kadar hep bu dünya görüşümü yineleyerek, güçlendirmeye çalışarak ilerledim siyasette. Şu anda benim en fazla ilgimi çeken ve kendimi yakın bulduğum mücadele ekososyalizm. Siyasette de bu hat üzerinden yürümeye devam ederim elbette. Başka türlüsü kendimle çelişmek olur.

Türk siyasetinin ve demokratik hayatının geleceğinde etkili/belirleyici olacak isimler arasında kendinizi görüyor musunuz? Bu manada başka hangi isimlerin etkili olacağını düşünüyorsunuz?

Sevgili İsmail Küçükkaya, önemli olan benim gelecekte kendimi nerede gördüğüm değil. Halk kimi nerede görmek istiyorsa ona şans tanır, karar verici olan halktır. Bu anlamda halk kime görev verir, şans tanır bilemem ama kime artık şans tanımayacağını rahatlıkla söyleyebilirim: Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli, Mustafa Destici, Doğu Perinçek, Önder Aksakal ve benzerlerine Türkiye’nin geleceğinde yer yok artık.

HDP, Yeşil Sol Parti çatısı altında seçime girme kararı aldı ve aday çıkarmayacağını açıkladı. Ancak partiden bugüne kadar imalarda bulunulsa bile resmi olarak ‘adayımız Kemal Kılıçdaroğlu’dur’ ifadesi kullanılmadı. Sizce HDP neden bu konuda neden çekingen davranıyor?

Çekingen davranmaktan çok, zamanlama konusu sanırım. Bayramdan sonra, desteklenecek adayın açıklanacağı duyuruldu zaten.

Siyasi mücadelenizin yanında etkin bir hukuki mücadele de yürüttüğünüzü de düşünüyorum. AİHM’in iktidarın sizin tutuklamaya gerekçe yaptığı iddialarla ilgilenmediği onun yerine sizi cezaevine tutarak siyasi faaliyetlerinizi engellemeye çatıştığına yönelik tespiti var. Bu tespit sizin aday olduğunuz bir önceki Cumhurbaşkanlığı seçimini de içeriyor. Şu an ki cumhurbaşkanlığı seçim süreci ile sizin aday olduğunuz süreç arasında ne tür farklar ya da benzerlikler görüyorsunuz?

Sizin de gazeteci olarak çok yakından takip ettiğiniz gibi bu yedi yıllık rehinelik sürecinde iki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bir de Anayasa Mahkemesi kararıyla haksız tutuklu olduğuma, delilsiz tutuklanıp siyasi amaçlarla yargılandığıma karar verildi. Ama her seferinde Erdoğan’ın açık talimatıyla bu kararlar yok sayıldı, uygulanmadı.

Şu anda yargının durumu gerçekten içler acısı. Durum, 2018’de Cumhurbaşkanı adayı olduğumdan çok daha kötü durumda. Savcı ve yargıç cübbesi giymiş bazı tipler neredeyse kürsüden “Yaşasın Erdoğan, Heil Erdoğan!” deme noktasına geldiler ki, artık tuzun koktuğu noktadayız. Fakat bugünler geçecek ve gerçek suçlular, bu dönemin bütün zalimleri, hırsızları, katilleri, bağımsız yargı önünde mutlaka hesap verecek. Buna hem inanıyor hem de bunun için zaten yoğun bir mücadele yürütüyoruz ve elbette kazanacağız!

Özellikle genç Kürt seçmenlere, kavgadan şiddetten siyasi çekişmelerden ve Kürt milliyetçiliğinden de Türk milliyetçiliğinden de bıkmış huzur, refah , barış, iş aş arayan genç seçmene “sözünüz “ ne olur?

Burada Türk ve Kürt milliyetçiliği tartışmalarına girmeyeceğim ama ikisinin aynı kategoride ele alınması tarihsel gelişimleri de güncel sonuçları açısından da doğru değil. Bana bir tane Kürt Bahçeli, Kürt Ümit Özdağ, Kürt Destici veya Kürt Oğan gösterebilirseniz ben de bu tartışmadan kesinlikle uzak duracağım. Ama sizin niyetinizin de bu kıyaslama olmadığından hareketle şunları söyleyebilirim:

Evet, gençler huzur, barış ve refah istiyor. Siyasetten somut çözümler bekliyorlar, haklı olarak. Bunun da yolu demokrasiyi devletin, toplumun ve bireyin temel ilkesi haline getirmekten geçiyor. Demokrasiyi seçimlerden ibaret gören anlayış yerine halkın, bireylerin; yönetimde günlük denetim, karar ve söz yetkilerinin olduğu, protesto hakkının özgürce kullanılabildiği, medyanın sınırsız özgürlükle çalışabildiği bir ortam sağlamak gerekir. Bu ortam yaratılmazsa çözümler gökten kendiliğinden inmez.

Dolayısıyla her genç arkadaşım kendini siyasetin öznesi gibi görmeli, çözümün anahtarının kendisi olduğu gerçeğiyle hareket etmeli ve bir liderden beklenti içinde, pasif konumda olmamalı bence. Bunun için de partilerde, sendikalarda, odalarda, dernek veya çeşitli platformlarda mutlaka örgütlü mücadelenin parçası haline gelmeli. Örgütlü toplum yoksa demokrasi de yoktur, iş, aş, huzur da yoktur. Ve elbette seçecekleri mücadele yöntemi şiddetten uzak sivil, siyasi mücadele olmalı ve öyle kalmalıdır.

Söyleşinin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Avrupa’da Her Yıl 238 Bin Kişi Hava Kirliliği Nedeniyle Ölüyor

Avrupa Çevre Ajansı’nın raporuna göre, Avrupa Birliği’nin 27 üyesinin yanı sıra Türkiye, Norveç, İsviçre, İzlanda ve Liechtenstein’da her yıl  en az 238 bin kişi hava kirliliğine bağlı nedenler sebebiyle hayatını kaybediyor.

Raporda ayrıca, hava kirliliğinin Avrupa’da her yıl 18 yaş altı bin 200 çocuk ve gencin erken ölümüne yol açtığına dikkat çekildi.

Avrupa Çevre Ajansı, kamuoyuna bugün açıkladığı raporunda, havadaki zararlı maddelerin sadece yetişkinler için değil aynı zamanda çocuklar açısından da büyük bir çevre riski oluşturduğuna işaret ediliyor. Raporda, bunun çocuk ve gençlerin yaşam beklentisini dramatik bir şekilde düşürdüğü kaydedildi.

Ajansın raporunda, erken ölümlerin yanı sıra kötü hava kalitesinin çocuk ve gençlerin ilerleyen yaşlarında hastalıkları da beraberinde getirdiği vurgulandı. Çocukların anne karnından yetişkinliklerine kadar hava kirliliğine karşı savunması olduğu belirtilen raporda, “Son yıllarda kaydedilen ilerlemelere rağmen, özellikle Orta ve Doğu Avrupa ile İtalya’da hava kirliliği seviyesinin Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği seviyenin üzerinde seyrettiği” not düşüldü.

Raporda yer alan veriler, Avrupa Birliği’nin 27 üyesinin yanı sıra Türkiye, Norveç, İsviçre, İzlanda ve Liechtenstein’ı kapsıyor. Ajansın geçen Kasım ayında açıkladığı rapora göre 2020 yılında söz konusu ülkelerde tüm yaş gruplarından en az 238 bin kişi hava kirliliğine bağlı nedenler sebebiyle hayatını kaybetti.

Bilanço aslında daha büyük olabilir

İngiltere ve Ukrayna gibi birçok Avrupa ülkesi ise rapora dahil edilmedi. Uzmanlar bu nedenle Avrupa çapındaki bilançonun aslında çok daha kötü olduğunu tahmin ediyor.

Hava kirliliğinden etkilenen çocuk ve gençlerin toplam nüfustaki oranının “nispeten düşük” olduğuna işaret edilen raporda, buna rağmen çocukluktaki kronik rahatsızlıkların ileriki zamanlarda büyük bir yüke dönüşeceği tespiti yapıldı.

Avrupa Çevre Ajansı, raporunda öncelikle okullar ve anaokulları, spor tesisleri ve toplu taşıma alanlarında hava kalitesinin iyiliştirilmesini önerdi. Hava kirliliğinin erken doğumlara ve düşüklere yol açabilecek bir etkiye sahip olduğuna işaret eden Ajans, kötü havanın doğumdan sonra astım ve diğer solunum yolu hastalıkları da dahil olmak üzere çeşitli sağlık sorunları riskini artırdığı uyarısında bulundu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

2022 Yılında Türkiye Savunmaya 10,6 Milyar Dolar Harcadı

Uluslararası SIPRI raporuna göre, 2022 yılında Türkiye, savunmaya 10,6 milyar dolar harcadı. Bu meblağ, Türkiye’nin 2022’deki gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 1,2’sine tekabül ediyor.

Türkiye’nin 2022’de askeri harcamalarının nominal koşullarda yüzde 28 arttığına, ancak ülkedeki yüksek enflasyonun etkisiyle reel olarak yüzde 26’lık düşüş belirlendiğine dikkat çekildi.

Bu oranın da Türkiye’nin askeri harcamalarında kaydedilen en büyük yıllık düşüşe işaret ettiği belirtildi. Türkiye’nin savunma harcamalarının 2013 yılından 2022’ye kadar yüzde 15 oranında arttığı görülüyor.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI), 2022 yılına ilişkin küresel askeri harcamalar raporunu açıkladı.

Rapora göre, 2022’de küresel askeri harcamalar bir önceki yıla kıyasla yüzde 3,7 artarak 2 trilyon 240 milyar dolara ulaştı. Bu meblağ, ülkelerin toplam gayrisafi yurt içi hasılalarının yüzde 2,2’sini oluşturdu. SIPRI raporlarına göre 2015’ten beri her yıl artan küresel askeri harcamalar, 2022’de rekor tazelemiş oldu. Küresel askeri harcamaların 2013’ten 2022’ye kadar yüzde 19 arttığı kaydedildi.

Rapor, 2022’de dünya genelinde en fazla askeri harcama yapan ülkeleri de ortaya koydu. Türkiye, 10,6 milyar dolar ile listenin 23’üncü sırasında yer aldı. Bu meblağ, Türkiye’nin 2022’deki gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 1,2’sine tekabül ediyor. Türkiye’nin küresel savunma harcamalarındaki payı ise binde 5 oldu.

Rapora göre, 2022’de Türkiye’nin savunma harcamaları bir önceki yıla göre yüzde 26 azaldı. Böylece Türkiye’nin askeri harcamaları üç yıl üst üste düşmüş oldu.

Raporda, Türkiye’nin 2022’de askeri harcamalarının nominal koşullarda yüzde 28 arttığına, ancak ülkedeki yüksek enflasyonun etkisiyle reel olarak yüzde 26’lık düşüş belirlendiğine dikkat çekildi. Bu oranın da Türkiye’nin askeri harcamalarında kaydedilen en büyük yıllık düşüşe işaret ettiği belirtildi.

SIPRI raporunda, her zaman olduğu gibi ülkelerin son 10 yıllık harcama trendine de yer verildi. Türkiye’nin savunma harcamalarının 2013 yılından 2022’ye kadar yüzde 15 oranında arttığı görüldü.

Altınbaş Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, Türkiye’nin 2022’deki savunma harcamalarını, önceki yıllardaki SIPRI raporlarında ortaya koyulan verilerle karşılaştırarak yorumlarken dolar kurunda geçen yıl yaşanan artış ve enflasyona dikkat çekti.

Kozanoğlu, DW Türkçe’den Cengiz Özbek’e yaptığı değerlendirmede, “SIPRI’ye göre Türkiye’nin askeri harcamaları 2019’da 20,4 milyar dolarla zirve yaptıktan sonra 2020’de 17, 2021’de 15,5 ve 2022’de 10,6 milyar dolara geriledi. 2022’de ortalama dolar kuru yüzde 86 arttı. Bunun sonucu TL bazındaki yüzde 28’lik nominal artış, enflasyonun gerisinde kalıyor. Zira 2022 ortalama enflasyonu yüzde 72,32’di. Demek ki TL bazında da reel bir gerileme söz konusu” dedi.

Savunma harcamaları üzerine araştırmaları bulunan Prof. Dr. Gülay Günlük Şenesen de Türkiye’de son yıllarda kur artış oranlarının enflasyonun üzerinde seyrettiğini, dolayısıyla dolar cinsinden değerlerde düşüşün “çok daha keskin” olduğunu vurguladı.

SSDF faktörü

Şenesen ayrıca, Türkiye’nin SIPRI tarafından 10,6 milyar olarak hesaplanan askeri harcamalarının içinde muhtemelen sadece bütçeden değil, Savunma Sanayii Destekleme Fonu’ndan (SSDF) yapılan harcamaların da yer aldığına dikkat çekti.

SSDF, 1985 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin modernizasyonunun sağlanması ve Türkiye’de modern savunma sanayiinin kurulması için gerekli kaynağın, genel bütçe dışında devamlı ve istikrarlı bir şekilde temini amacıyla Merkez Bankası nezdinde emrinde kuruldu.

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığının faaliyet raporlarında yer alan bilgiye göre, AKP iktidarı döneminde yapılan kanun değişiklikleri ile Emniyet Genel Müdürlüğü ve Milli İstihbarat Teşkilatının istihbarat ve güvenliğe ilişkin tedarik taleplerinin de bu fondan karşılanması sağlanıyor. Savunma Sanayii İcra Komitesi kararları kapsamında harcanan SSDF, TSK ve diğer güvenlik güçlerinin ihtiyaçlarının “hızlı bir şekilde” tedarikini sağlamak üzere oluşturulan “etkin ve esnek” sistemin temel mekanizmalarından biri olarak tanımlanıyor.

Bu fondan yapılan harcamalara ilişkin veriler ise “gizli” olduğu gerekçesiyle kamuoyuna açıklanmıyor.

En çok ABD harcadı

SIPRI’nin 2022 raporuna göre, en fazla askeri harcama yapan ülke ise yine açık ara Amerika Birleşik Devletleri (ABD) oldu. Küresel askeri harcamaların yüzde 39’u ABD tarafından yapıldı. ABD’nin 2022’de asker harcamaları yüzde 0,7 artarak 877 milyar dolara yükseldi. ABD’nin gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 3,5’ine denk gelen bu tutarın içinde, Ukrayna’ya yapılan ve 19 milyar doları bulduğu tahmin edilen askeri yardım da yer aldı.

ABD’yi bu yıl da Çin izledi. Çin’in askeri harcamaları bir önceki yıla kıyasla yüzde 4,2 artarak 292 milyar dolar oldu. Bu meblağ, askeri harcamalarını 28 yıldır üst üste artıran Çin’in 2022’deki gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 1,6’sına tekabül ediyor.

Ukrayna’yı işgalinin ardından savunma harcamalarını artıran Rusya ise listede iki basamak yükselerek üçüncü sırada yer aldı. Rusya, savunma harcamalarını 2022’de 2021 yılına kıyasla yüzde 9,2 artırarak 86,4 milyar dolara çıkardı. Bu tutar, Rusya’nın 2022’deki gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 4,1’ine denk geliyor.

Savunma harcamalarını yüzde 6 artırarak 81,4 milyar dolara yükselten Hindistan dördüncü, yüzde 16’lık artışla 75 milyar dolar harcayan ve 2022’de listede üç basamak yıkarı çıkan Suudi Arabistan ise beşinci sırada yer aldı.

Küresel askeri harcamaların yüzde 63’ü, listenin ilk beş sırasındaki ülkeler tarafından yapıldı.

Almanya yine yedinci sırada

Savunma harcamalarını 2021’e kıyasla yüzde 2,3 artıran Almanya ise 55,8 milyar dolar ile yedinci sıradaki yerini korudu.

Bu meblağ, Almanya’nın 2022’deki gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 1,4’üne tekabül ediyor. Almanya’nın son 10 yıldaki askeri harcamalarını üçte bir oranında artırdığı görüldü.

Ukrayna etkisi

Askeri harcamaların 2022’deki artışında Rusya’nın Ukrayna işgali önemli rol oynadı.

Avrupa’da askeri harcamalar 2022 yılında yüzde 13 arttı. Bu, Avrupa’da Soğuk Savaş döneminin ardından kaydedilen en büyük yıllık artış oldu. Bu sıra dışı artışta, savaşan taraflar Rusya ve Ukrayna’nın askeri harcamalarında ciddi oranda artışa gitmelerinin yanı sıra diğer birçok Avrupa ülkesinin de 2022’de işgalin ardından askeri bütçelerini artırması etkili oldu.

Ortadoğu ülkeleri askeri harcamalarını yüzde 3,2 artırırken Asya ve Okyanusya ülkelerinin harcamalarındaki artış yüzde 2,7 oldu.

Askeri harcamalarını oran olarak en çok artıran ülke Ukrayna oldu. Ukrayna’nın 2022’deki askeri harcamaları yüzde 640’lık artışla 44 milyar dolar oldu. Bu meblağ, Ukrayna’ya savaş nedeniyle yapılan ve 30 milyar dolar olarak hesaplanan uluslararası mali yardımı içermiyor. 44 milyar dolarlık askeri harcama, SIPRI listelerinde ilk kez ilk 15’e giren Ukrayna’nın 2022’deki gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 34’üne denk geliyor.

Askeri harcama yükü en fazla olan ülkeler sıralamasında ilk basamakta yer alan Ukrayna’yı Suudi Arabistan izledi. Suudi Arabistan’ın 2022’de askeri harcamalarının oranı, gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 7,4’üne tekabül etti.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu, Mansur Yavaş Ve Ekrem İmamoğlu’nun Görevlerini Açıkladı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükeşehir Belediye Başkanı (ABB) Mansur Yavaş ile beraber sosyal medyadan halka seslendi.

‘Yiğitlerim’ başlıklı videoda, 14 Mayıs seçimlerinin kazanılması durumunda iki belediye başkanının alacağı görevler de paylaşıldı.

Kılıçdaroğlu, İmamoğlu’nun görevinin, “Türkiye’yi afetlere hazırlayarak kentlerin dirençliliğini artırmak”; Yavaş’ın görevinin ise “Sosyal politikalarla hane ekonomisini hızla güçlendirerek ve aile destekleri sigortasından kadın istihdamına kadar yoksullukla mücadele ederek, Türkiye’yi geliştirecek ve güçlendirecek teknolojik atılımlarla tarımsal kalkınmayı hayata geçirmek” olacağını söyledi.

Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“Sevgili milletim bugün size cumhurbaşkanı yardımcılarım ile sesleniyorum. Ekrem Başkanım solumda, Mansur Başkanım da sağımda. Son günlerde olan olayları lütfen artık boş verelim. Biz işimize bakıyoruz, siz bakmayın onlara. Bu ülkenin gündemi provokasyonlar olamaz. Halkımızın gündeminde ne var biliyor musunuz? Ekonomik sıkıntılar, mutfaklarda yangın var. Kira derdi var. Dahası depremler, seller var. Ülkemizde olan ve olması muhtemel afetler var… Bu yüzden doğru şehirleşmeye doğru konut politikalarıyla kentlerimizi güçlendirmeye güçlü yapılara ihtiyacımız var. Türkiye’yi afetlere hazırlamak ve kentlerimizin dirençliliğini artırmak istiyorum. Bu görevi en iyi kim yapar? Tabii Ekrem Başkan yapar. İstanbul’da ve dünya tarihinde 10 metroyu aynı anda yapan bir kişi var, bu görevi ona vereceğiz. Bu berbat şehirleşmeyi bitirecek olan yiğit odur.

Gündemimizdeki diğer konu ne? Sosyal politikalar. Hane ekonomisini hızla güçlendirmemiz gerekiyor. Aile destekleri sigortasından kadın istihdamına kadar yoksullukla mücadelede yapacak çok işimiz var. Bunun yanında Türkiye’yi geliştirecek ve güçlendirecek teknolojik atılımları tarımsal kalkınmayı hayata geçirmemiz lazım. Bu görevi hangi yiğit yapar? Doğal olarak onu da Mansur Başkanımız yapar. Bu konuda Ankara’da devraldığı kötü yönetimi halkçı politikalarla hızla bambaşka bir yere taşıyan peşi sıra etkili projelere imza atan Mansur Başkanıma güvenirim. Ülkenin teknolojileri konusunda da ona güveneceğim.”

Kılıçdaroğlu’nun ardından iki belediye başkanı da söz aldı. Ekrem İmamoğlu şöyle konuştu:

“Bu güzel ülke son 20 yıl içinde en büyük yıkımı ne yazık ki kentlerde yaşadı. Çoklu kanun, kurum ve yönetmelikle, partizanlık ve ayrımcılıkla kentlerimiz ne yazık ki çağdaş dünyanın çok gerisinde kaldı. Belediyecilik ve dünyanın en büyük kenti İstanbul’da elde ettiğim deneyimle ikinci yüzyılda kentleri en çağdaş seviyeye taşıma ve özellikle plansız otobanlarla değil birbirine bağlı raylı sistemlerden hava yolu kara yolu entegre bir ağ olarak Türkiye’yi dünyanın en önemli lojistik merkezlerinden birine dönüştürmeyi bütün kentlerimizi bütün yerleşim yerlerimizi depreme dayanıklı ve uygar bir sürece kavuşturmayı ülkenin mutluluğu için hazırız.”

Mansur Yavaş da şu ifadeleri kullandı:

“Sosyal devlet anlayışını yeniden yapılandırarak hiç kimsenin yatağa aç girmediği açıkta kalmadığı eğitimden ve protein hakkından mahrum kalmadığı bir yapıyı yeniden inşallah inşa edeceğiz. Çiftçinin sırtından döviz yükünü kaldırmak suretiyle kırsal kalkınma desteklerimizle çalışan üreten kendi ülkesine yeten bir modeli mutlaka kavuşturacağız. Karada havada mavi vatanda ve siber uzayda yedi bölgede 81 ilde önemli stratejik ve milli teknolojik çalışmalarına liyakatlı kadrolar ve ülkemizin pırıl pırıl gençleriyle mutlaka başarılara imza atacağız”

Paylaşın

HDP’li Buldan: Bu İktidar Egemenliği Halktan Çalan Bir İktidardır

Partisinin İstanbul’da düzenlediği etkinlikte konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “Bugün 23 Nisan. Bütün çocuklarımızın gözlerinden öpüyorum. Böyle günleri bayram havasında kutlayamayan çocuklarımız, yoksulluğa ve açlığa mahkum edilen, okullara aç gönderilmek zorunda bırakılan çocuklarımız, yaşanan (deprem) felaketinde anne babalarını, yakınlarını kaybeden çocuklarımız; sizlere bunu bir kader gibi sunan iktidara sizin adınıza hesap sormaya gidiyoruz. Sizlere bunun sözünü veriyoruz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu ülkede çocuklar mutlu değil, huzurlu değil. Çocukların yarınlarına güvenle bakacağı bir dünya ve gelecek yok. Türkiye’de çocuklar istismar ediliyor, çalışmak zorunda kalıyor, mendil satmak zorunda kalıyor. Tarlalarda ve fabrikalarda çocuklarımız çalışmak zorunda kalıyor. Bu iktidarın 21 yıldır çocuklara yaşattığı budur. Biz söz veriyoruz; değiştireceğiz, dönüştüreceğiz ve çocuklarımızın hayal ettiği bir ülkeyi onlara armağan edeceğiz. Şimdiden kutlu olsun.”

Pervin Buldan, konuşmasının devamında, “Bugün aynı zamanda TBMM’nin açılış yıl dönümü. TBMM Genel Kurulunda “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” diye yazar. Ama bu iktidar egemenliği halktan çalan bir iktidardır, halkın iradesini gasp eden bir iktidardır. Bu iktidar halkın geleceğini karartan bir iktidardır. O yüzden Türkiye halklarına söz veriyoruz. Yarınlarımıza, geleceğimize huzurla bakacağımız bir geleceği bizler 14 Mayıs’ta sizlere armağan edeceğiz. Söz veriyoruz.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, HDP Milletvekili Musa Piroğlu ile aralarında Sırrı Süreyya Önder, Özgül Saki, Dersim Dağ, Kezban Konukçu, Kerem Fırtına, Hakan Öztürk’ün de bulunduğu Yeşil Sol Parti İstanbul adayları Yoğurtçu Parkında yapılan Yeşil Sol Parti Bahar Şenliğine katıldı. Burada kalabalığa konuşan Buldan, şunları söyledi:

“Merhaba sevgili arkadaşlar, sevgili kadınlar, gençler ve çocuklar, hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Coşkulu ve İstanbul’a yakışır şekilde bizleri karşılamanızdan dolayı hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız, iyi ki buradasınız.

Bugün 23 Nisan. Bütün çocuklarımızın gözlerinden öpüyorum. Böyle günleri bayram havasında kutlayamayan çocuklarımız, yoksulluğa ve açlığa mahkum edilen, okullara aç gönderilmek zorunda bırakılan çocuklarımız, yaşanan (deprem) felaketinde anne babalarını, yakınlarını kaybeden çocuklarımız; sizlere bunu bir kader gibi sunan iktidara sizin adınıza hesap sormaya gidiyoruz. Sizlere bunun sözünü veriyoruz.

Bu ülkede çocuklar mutlu değil, huzurlu değil. Çocukların yarınlarına güvenle bakacağı bir dünya ve gelecek yok. Türkiye’de çocuklar istismar ediliyor, çalışmak zorunda kalıyor, mendil satmak zorunda kalıyor. Tarlalarda ve fabrikalarda çocuklarımız çalışmak zorunda kalıyor. Bu iktidarın 21 yıldır çocuklara yaşattığı budur. Biz söz veriyoruz; değiştireceğiz, dönüştüreceğiz ve çocuklarımızın hayal ettiği bir ülkeyi onlara armağan edeceğiz. Şimdiden kutlu olsun.

“Bu iktidar egemenliği halktan çalan bir iktidardır”

Bugün aynı zamanda TBMM’nin açılış yıl dönümü. TBMM Genel Kurulunda “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” diye yazar. Ama bu iktidar egemenliği halktan çalan bir iktidardır, halkın iradesini gasp eden bir iktidardır. Bu iktidar halkın geleceğini karartan bir iktidardır. O yüzden Türkiye halklarına söz veriyoruz. Yarınlarımıza, geleceğimize huzurla bakacağımız bir geleceği bizler 14 Mayıs’ta sizlere armağan edeceğiz. Söz veriyoruz.

Değiştirmek ve dönüştürmek için geliyoruz. Onların hukuksuzluklarına, haksızlıklarına, gasplarına karşı, faşizme karşı bizler Yeşil Sol olarak geliyoruz. Sevgili İstanbullular bu değişim ve dönüşümü gerçekleştirecek olanlar sizlersiniz, İstanbul’da yaşayan Amedlilerdir, Botanlılardır, Serhatlılardır. İstanbul’da yaşayan Kürtlerdir, Ermenilerdir, Süryanilerdir, Alevilerdir. İstanbul’da yaşayan ve geleceği yok edilen kadınlardır. Bizler bu ülkede yaşayan kadınlar olarak geleceğimizi ve yarınlarımızı bu seçimde kazanacağız. Bu iktidarı biz kadınlar göndereceğiz.

Şimdi 14 Mayıs’a çok az bir zaman kaldı. Yerel seçimlerde büyük bir farkla kazandığımız için öyle bir gittiler ki, İstanbul’u öyle bir terk ettiler ki arkalarına bile bakamadılar. Şimdi 14 Mayıs’ta da öyle bir fark atalım ki tıpış tıpış gitsinler, arkalarına bile bakmadan gitsinler. Bu konuda sizlere güveniyoruz, İstanbul’a güveniyoruz. Sandıklara sahip çıkacağınızdan, bu iktidarı göndereceğinizden hiçbir kuşkumuz yok.

21 yıldır bu ülkeye zulümden başka, faşizmden başka, zordan başka, hukuksuzluktan başka bir şey getirmediler. Getirdikleri şey zamlar oldu, savaş politikaları oldu, inkar ve asimilasyon oldu. Kürtlerin ve Alevilerin inkarı oldu, kadınların katliamı oldu, gençlere zulüm oldu. Ama artık onların zulmüne, zoruna, hukuksuzluğuna, adaletsizliğine karşı demokrasiyi, adaleti, barışı, huzuru mutlaka ama mutlaka sizlere armağan edeceğiz. Sizlere söz veriyoruz!

21 yıldır bu ülkeyi yönetemediklerini herkes görüyor; işçisi görüyor, esnafı görüyor, genci ve kadını görüyor. Bu ülkede yaşayan farklı inançlar ve mezhepler biliyor. Gitmemek için direniyorlar ama biz de göndermek için, kazanmak ve başarmak için direniyoruz. Her türlü kumpası önümüze koydular. Kobanî Kumpas Davasını açtılar, HDP’ye kapatma davası açtılar. Ama onlarda bu tür hamleler varken bizde de farklı hamleler var. Yeşil Sol ile parlamentoya girmeyi hedef olarak önümüze hedef koyduk. Yeşil Sol’un rengini Türkiye’nin her yerine yaymaya, Türkiye’yi yeşile boyamaya, Yeşil Sol’un bayrağını her yerde dalgalandırmaya geliyoruz.

Ben yarın Hakkari’ye gidiyorum, Colemerge gidiyorum. İlk mitingimizin startını yarın Hakkari’den vereceğiz. Hakkari’de 3-0 yapmak için gideceğiz. Ama İstanbul da bizim için oldukça önemli. Şu ana kadar aldığımız oyları 2’ye 3’e katlamamız gerekiyor ki TBMM’ye büyük bir farkla Yeşil Sol’un rengini yansıtalım. Hedefimiz 100 milletvekilinin üzerine çıkmak. Bunu başarırsak parlamentoda anahtar bir rol oynayabiliriz. Böylece bundan sonra parlamentoda hiçbir kanun bizim onayımız olmadan geçemez.

“Yeşil Sol dışında atacağınız her oy AKP’nin işine yarar”

Bazı kafa karışıklıkları yaratanlar var. Şimdi ittifak olarak seçimlere giriyoruz. Bizim de bir ittifakımız var Emek ve Özgürlük İttifakı. Başımız gözümüz üzerinde yeri var. Ancak Yeşil Sol dışında atacağınız her oy AKP’nin işine yarar. Bu böyle bilinsin, böyle algılansın. İttifak içerisinde başka partilere verilen oylar ittifaka yazılmaz. Her partinin kendi hanesine yazılır. O yüzden “hiçbir farkımız yok, bize de verirseniz kazanırız” diyenlere sakın bakmayın. Tek adresimiz Yeşil Sol’dur, başka adresimiz yoktur.

Bu ülkede toplumsal barışa ne kadar ihtiyaç olduğunu biliyoruz. Öyle bir hava yarattılar ki insanlar birbirine düşman gözüyle bakıyor. Oysa bu ülkede herkes kardeştir. Türkü’yle Kürt’üyle, Alevi’siyle Sünni’siyle, Laz’ıyla Pomak’ıyla, Ermeni’siyle Süryani’siyle herkes kardeştir. Fakat bunlar koltuklarını bırakmamak adına öyle bir kutuplaşma yarattılar ki insanlar birbirinden nefret ediyor.

Bu seçime sanki savaşa giriyormuşlar gibi hazırlık yapıyorlar. Oysa seçimler demokratik bir süreç olmalıdır. İnsanlar istediği partiye kendi iradesiyle oy vermelidir. Bu iktidarın yarattığı bu havaya hiç kimse aldanmasın, hiç kimse kapılmasın. Bizler demokrasi adına ne gerekiyorsa onu yaptık, yapmaya devam edeceğiz. İki tane oy kullanacağız: bir oy faşizmi geriletmeye, diğer oy Yeşil Sol’a.

Ben İstanbul halkına güveniyorum, İstanbul halkının iradesine, ferasetine ve kararlılığına yürekten inanıyorum. Ben inanıyorum ki İstanbul’da Yeşil Sol birinci parti olacak. Sizlere başarılar diliyorum, hepimizin yolu açık olsun. An serkeftin an serkeftin. An azadî an azadî. Hepimize başarılar, yolumuz açık olsun.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: TBMM Tüm Dertlerimizin Çözüm Merkezi Olmak Zorunda

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “TBMM tüm dertlerimizin, ülkemizin tüm temel sorunlarının çözüm merkezi olmak zorundadır. Ancak üzülerek ifade etmeliyim ki milletçe geçmişimize duyduğumuz saygının ve geleceğimize duyduğumuz güvenin çatısı olmaktan uzaklaşmış bulunmaktadır” diyen Kılıçdaroğlu Meclisin “tek adam rejiminin gölgesi altında” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Gazi Meclisimizin yasama gücü tek adam rejiminin tahakkümüne teslim edilmiştir. Bu çerçevede yargı bağımsızlığı, fikir ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve diğer tüm özgürlükler ile bilimsel, laik eğitim yerle yeksan edilmiştir. Kamu istihdamında liyakatın ortadan kaldırılması, kamu yönetiminde kayırmacılık ve yandaşlık hakim kılınmıştır. Kamu harcamalarında yolsuzluk yegane yöntem olarak benimsenmiştir.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı özel gündemiyle toplandı. TBMM’nin açılışının 103’üncü yıl dönümü ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle TBMM Genel Kurulu’nda Çocuk Özel Oturumu düzenlendi.

Çocuk Özel Oturumu’nda Meclis Başkanlık Divanı ve milletvekili sıraları çocuklara bırakıldı. 100’ü deprem bölgesinden olmak üzere yurdun çeşitli yerlerinden gelen 600 çocuk milletvekilli sıralarına oturdu. Çocuk Özel Oturumu’nun ardından TBMM Genel Kurulu toplandı.

23 Nisan özel oturumunda Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, milletvekili unvanıyla Meclis kürsüsünden son kez bir konuşma yaptı.

TBMM’nin hem devlet kurucu özelliği olduğunu hem de “Gazi Meclis” unvanı taşıdığını belirten Kılıçdaroğlu “Böylesine önemli vasıflara sahip bir meclisin mensubu olmaktan gurur duyuyorum” dedi. Kılıçdaroğlu “Taşıdığım milletvekili unvanıyla bu kürsüden sizlere ve bu özel oturum vesilesiyle sevgili yurttaşlarıma son kez hitap etmenin bahtiyarlığı içinde olduğumu da vurgulamak isterim” ifadelerini kullandı.

“TBMM tüm dertlerimizin, ülkemizin tüm temel sorunlarının çözüm merkezi olmak zorundadır. Ancak üzülerek ifade etmeliyim ki milletçe geçmişimize duyduğumuz saygının ve geleceğimize duyduğumuz güvenin çatısı olmaktan uzaklaşmış bulunmaktadır” diyen Kılıçdaroğlu Meclisin “tek adam rejiminin gölgesi altında” olduğunu belirtti.

Kılıçdaroğlu sözlerine “Gazi Meclisimizin yasama gücü tek adam rejiminin tahakkümüne teslim edilmiştir. Bu çerçevede yargı bağımsızlığı, fikir ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve diğer tüm özgürlükler ile bilimsel, laik eğitim yerle yeksan edilmiştir. Kamu istihdamında liyakatın ortadan kaldırılması, kamu yönetiminde kayırmacılık ve yandaşlık hakim kılınmıştır. Kamu harcamalarında yolsuzluk yegane yöntem olarak benimsenmiştir” diye devam etti.

Gençler, kadınlar, çiftçiler, işçiler, iş insanları ve bilim insanlarının bir umutsuzluk sarmalı içine sürüklendiğini belirten Kılıçdaroğlu “İnatla sürdürülen yanlış dış politikanın sonucu olarak ülkemiz bölgesinde yalnızlaşmış, milyonlarca göçmen ve sığınmacıya, mülteciye karşı sınırlarımız korunamamıştır. Nihayetinde hayat pahalılığı bir kanser gibi tüm yaşamı sarmış, vatandaşlarımızın geçim gücü neredeyse sıfırlanmıştır” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu “Yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen umutsuz olmak için hiçbir neden yoktur. Çünkü bizler uçurumun kenarındaki yıkık bir ülkeden modern bir Cumhuriyet yaratan Mustafa Kemal’in çocuklarıyız. Milletimizin çelikten iradesi tek bir adamın iki dudağına, kişisel ikbal ve beklentilerine, kayırmacılık bağımlılığına, liyakatsiz kadrolarına teslim edilmiş görünse de bir dönemin sona ermekte olduğunu görüyoruz ve biliyoruz. Dolayısıyla saygı değer vatandaşlarımı, geçmiş ve bugünün olumsuzluklarını konuşmaya değil gelecek güzel günlerin, gelecek baharın hayalini kurmaya davet ediyorum” dedi.

Paylaşın

HDP’li Saruhan Oluç: İkinci Yüzyıl Çözümlerin, Demokrasinin Yüzyılı Olacak

HDP Grup Başkanvekili Oluç, “Birkaç ay sonra geride bırakacağımız Cumhuriyet’in ilk yüzyılı sorunların, krizlerin yüzyılı oldu; ikinci yüzyıl çözümlerin, demokrasinin yüzyılı olacaktır ve bizler bunun için elimizden geleni yapacağız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu iktidarın Türkiye’ye kaybettirdiği yıllar, yok ettiği umutlar, gasp ettiği haklar yeniden halka kazandırılacaktır. Bu iktidar ve tek adam yönetimi kaybettiğinde Türkiye kazanacak, bütün toplum kazanacaktır”

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı özel gündemiyle toplandı. TBMM’nin açılışının 103’üncü yıl dönümü ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle TBMM Genel Kurulu’nda Çocuk Özel Oturumu düzenlendi.

Çocuk Özel Oturumu’nda Meclis Başkanlık Divanı ve milletvekili sıraları çocuklara bırakıldı. 100’ü deprem bölgesinden olmak üzere yurdun çeşitli yerlerinden gelen 600 çocuk milletvekilli sıralarına oturdu. Çocuk Özel Oturumu’nun ardından TBMM Genel Kurulu toplandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, TBMM 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ve TBMM’nin 103’üncü açılış yıldönümü özel oturumunda konuştu.

Saruhan Oluç, “Birkaç ay sonra geride bırakacağımız Cumhuriyet’in ilk yüzyılı sorunların, krizlerin yüzyılı oldu; ikinci yüzyıl çözümlerin, demokrasinin yüzyılı olacaktır ve bizler bunun için elimizden geleni yapacağız. Bu iktidarın Türkiye’ye kaybettirdiği yıllar, yok ettiği umutlar, gasp ettiği haklar yeniden halka kazandırılacaktır. Bu iktidar ve tek adam yönetimi kaybettiğinde Türkiye kazanacak, bütün toplum kazanacaktır” dedi.

“Çocuk Bayramı olarak da kutlanan bugün milyonlarca çocuk, çocuk işçiliğinden şiddete ve istismara, anadilinden mahrum bırakılmaktan iş cinayetlerinde hayatını kaybetmeye, uyuşturucu batağında geleceğini yitirmeye kadar, yaşının taşıyamayacağı kadar ciddi sorunlarla karşı karşıyadır” diyen Oluç “100 yıl önce çocuklar için bayram olarak hayal edilmişti bugün. Buradan sözümüz olsun, barış, demokrasi, huzur ve refah içinde bir ülkeyi çocuklara bırakmak boynumuzun borcudur. Çocuklara güzel bir ülke ortamı yaratmak bizlerin görevidir” diye konuştu.

Oluç “Bugün demokrasi ağır bir baskı altındadır. Kuvvetler ayrılığı terk edilmiş, yerine tek kişide toplanan kuvvetler birliğine geçilmiştir. Denge, denetleme mekanizmaları çalıştırılmamakta, yürütmenin vesayeti altında bulunmaktadır. Halk egemenliğinin tecelli etmesi gereken Meclis, yürütmenin egemenliği altına alınmıştır. Kimlikler, inançlar, diller, kültürler, evrensel ve temel insan hakları, yurttaş hakları bu ülkede gerçek bir anayasal güvence altında değildir. Demokratik siyaset, toplumsal muhalefet ve sivil toplum ağır bir kuşatma ve baskı altındadır” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Eurovision Şarkı Yarışması İçin Geri Sayım Başladı

Avrupa Yayın Birliği tarafından her yıl düzenlenen ve çoğunlukla Avrupalı ülkelerinden katılımıyla gerçekleşen uluslararası şarkı yarışması Eurovision için geri sayım başladı.

2022’nin kazananı Ukrayna yerine yarışmaya İngiltere ev sahipliği yapacak. Yarışma Mayıs ayında İngiltere’nin Liverpool kentinde gerçekleştirilecek. Eurovision 2023 hakkında merak edilenler:

Eurovision ne zaman?

Bu yılki Eurovision finali, 13 Mayıs Cumartesi akşamı Liverpool’da yapılacak. Yarışmaya M&S Bank Arena ev sahipliği yapacak. İngiltere, 25 sene sonra ilk kez yarışmaya ev sahipliği yapmış olacak.

Yarışma, iki yarı final ve ardından da finale sahne olacak. Tümü canlı yayınlarla izleyiciyle buluşacak.

Yarı finaller 9 Mayıs Salı ve 11 Mayıs Perşembe günleri düzenlenecek. İki yarı final sonucunda da 10’ar ülke finale kalmaya hak kazanacak.

İngiltere, İtalya, Fransa, İspanya ve Almanya her yıl olduğu gibi finallere bu yıl da otomatik olarak katılıyor. Ayrıca geçen senenin kazananı Ukrayna da finallerde yarışmaya hak kazandı.

Böylelikle finalde 26 ülke yarışacak. 2003 yılında yarışmada birinci gelen Türkiye, 2012’den beri yarışmaya katılmıyor. Bu, bu yıl da değişmedi.

BBC, yarışmanın bu yılki ev sahibi yayıncısı olacak.

Bilet almak hala mümkün mü?

Yarışmanın biletleri 7 Mart’ta satışa çıkar çıkmaz tükendi. 24 Nisan Pazartesi günü ise bir miktar bilet daha satışa çıkarılacak.

Biletler, yarı final gösterileri için 90 ile 290 sterlin arasında; büyük final için de 160 ile 380 sterlin arasında satışa çıkarıldı. Ön gösterim biletlerinin fiyatları ise 30 ile 280 sterlin olarak açıklandı.

İngiltere’de yaşayan Ukraynalılar için de yaklaşık 3 bin bilet ayrıldı. Dünya çapında 160 milyondan fazla insanın 2023 finallerini TV’den izlemesi bekleniyor.

Yarışmaya neden İngiltere ev sahipliği yapıyor?

2022 Eurovision şarkı yarışmasını, “Stefania” isimli şarkılarıyla Ukrayna adına yarışan Kalush Orchestra kazandı.

Normal şartlar altında yarışmanın ev sahipliğini, bir önceki sene yarışmayı kazanan ülke yapıyor. Ancak Ukrayna’da devam eden savaş, bunu imkansız kıldı.

Bunun için yarışmayı organize eden Avrupa Yayıncılar Birliği (EBU), 2022’nin ikincisi olan İngiltere’ye yarışmaya ev sahipliği yapmasını teklif etti. İngiltere de bunu kabul etti.

İngiltere, daha önce yarışmaya beş kez başka bir ülke adına ev sahipliği yaptı.

Yarışmanın maliyeti ne?

37 ülkeden katılan yayıncıların her biri EBU’ya giriş ücreti ödüyor. Son yıllarda bu ücretlerin toplamı yaklaşık 5 milyon sterlin oldu.

Rusya, Ukrayna’nın işgali ardından yarışmadan ihraç edildi.

BBC’ye yapılan açıklamada, ülkelerden bu yıl kayıpların telafisi için daha fazla para istendiği belirtildi. Fiyattaki artış nedeniyle üç ülke katılmayacağını açıkladı.

Bazı yayıncıların ise, artık AB üyesi olmayan İngiltere’ye ekipman taşımanın yaratacağı ilave maliyetlerden endişe ettiği düşünülüyor.

Etkinliğin sahnelenmesinin BBC’ye 8 ile 17 milyon sterline mal olması bekleniyor.

Birleşik Krallık hükümeti yarışmanın düzenlenmesi için 10 milyon sterlinlik taahhütte bulundu. Liverpool yerel yöneticileri de kendileri için bu miktarı 4 milyon sterlin olarak açıkladı.

Oylama nasıl yapılıyor?

Yarı finaller halk oylamasıyla belirleniyor, ancak final daha karmaşık.

26 ülkeden birer temsilci, final performanslarını değerlendiren bir jüride bir araya geliyor. Jüri, belirlediği en iyi 10 performansa ise, 12, 10, 8, 6, 5, 4, 3, 2 ve 1 olmak üzere puan veriyor.

Jüri sonuçları her ülke tarafından gece içerisinde açıklanıyor. Daha sonra ise yarışan ülkelerin izleyicileri, yine aynı puanlama sistemine göre oy veriyor.

Bu yıl ilk kez Avrupa dışından da oylar kabul edilecek. Dünya çapındaki oylamalar, bir ülke gibi birleştirilip sayılacak.

Oy verme işlemi Eurovision’un telefon uygulaması üzerinden yapılabilecek.

Avustralya Eurovision’a neden katılıyor?

Eurovision, Avustralya’da oldukça popüler. 2015 senesinde 60’ncı yıl kutlamaları için de davet edildi. O yıldan bu yana da yarışmaya davet ediliyor. Tıpkı Avrupalı ülkeler gibi EBU’ya bir katılım ücreti ödüyor.

Ancak kazanması durumunda yarışmaya ev sahipliği yapamayacak. Eğer kazanırsa, kendisi adına yarışmayı düzenlemesi için başka bir Avrupalı ülkeyi aday gösterebilecek.

İsrail de dahil, Avrupa dışındaki diğer ülkelerin de EBU üyesi oldukları için yarışmaya katılmalarına izin veriliyor.

Kimler katılacak?

Bu yılki yarışmaya ekonomik nedenlerden dolayı Bulgaristan, Kuzey Makdeonya ve Karadağ katılmayacak.

Katılacak ülkeler şöyle: Arnavutluk, Avustralya, Avusturya, Azerbaycan, Belçika, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Ermenistan, Estonya, Finlandiya, Gürcistan, Hırvatistan, Hollanda, İrlanda, İsrail, İsveç, İsviçre, İzlanda, Kıbrıs, Letonya, Litvanya, Malta, Moldova, Norveç, Polonya, Portekiz, Romany, San Marino, Sırbistan, Slovenya, Yunanistan, Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, İspanya, İtalya, Ukrayna

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın