BBC’den Dikkat Çeken Yazı: Erdoğan Hiç Olmadığı Kadar ‘Savunmasız’

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, uluslararası basın da, seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor.

Birleşik Krallık merkezli yayın kuruluşu BBC, “Türkiye seçimleri: Depremin vurduğu ülkede öfke ve kederin artçı şokları” başlıklı bir haberle seçimleri yazdı.

Erdoğan’ın daha önce hiç olmadığı kadar “savunmasız” göründüğünü belirten BBC’ın değerlendirmesi şöyle:

“Otoriter Erdoğan döneminin sonu -eğer gelirse- daha özgür, daha demokratik bir Türkiye anlamına gelmelidir. Hapishaneler daha az kalabalık olabilir ve Batı ile ilişkiler daha az gergin olabilir.

Seçimler yaklaşırken, Türklerin, devletin Şubat ayındaki depremlere yavaş tepki vermesinden harabeye dönmüş bir ekonomiye kadar şikayet edecek ve üzülecek çok şeyi oldu. Resmi enflasyon oranı %50’dir. Gerçek rakam bunun iki katı olabilir.”

Dış politikada u dönüşü kesin değil

CNN ise “Türk liderliğindeki bir değişiklik, Rusya ile bağların sonu anlamına gelmeyebilir” başlıklı bir analiz yayınladı. Seçimlerin baş başa geçmesinin beklendiğini yazan CNN, “Ancak analistler, Erdoğan anketlerde devrilse bile, Türkiye’nin dış politikada u dönüşünün kesin olmadığını söylüyor.

Muhalefete yakın figürler, galip gelmesi halinde Türkiye’nin yönünü yeniden Batı’ya çevireceğini belirtirken, diğerleri temel dış politika konularının muhtemelen değişmeyeceğini söylüyor” diye yazdı.

Erdoğan’ın rakibi demokrasi için mücadeleyi hızlandırdı

İngiltere merkezli The Guardian gazetesi, Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında bir makale yayınladı. Kılıçdaroğlu’nun Kürtler tarafından “kahraman gibi” karşılandığını yazan gazete, CHP lideri için “Türk demokrasisinin geleceği olarak lanse edilen siyasetçi” yorumunu yaptı.

Gazeteye konuşan Kılıçdaroğlu, “Seçimler uygun koşullarda gerçekleşmiyor ama her şeye rağmen kazanacağız” dedi.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Muharrem İnce’ye Gönderme: Bu İş Dansla Müzikle Olmaz

Seçim çalışmaları kapsamında Bolu’da halka seslenen İBB Başkanı İmamoğlu, konuşmasında Memleket Partisi Lideri Muharrem İnce’ye göndermede bulunarak, “Gençler, oylarınızı bölmeyin, bu iş dansla müzikle olmaz” dedi.

Haber Merkezi / İBB Başkanı İmamoğlu, seçmenlere Köroğlu’nu hatırlatarak, “Şimdi bu meydanda Bolu Beyi değil, zalimliği değil direnişin yani Köroğlu’nun torunlarını görüyorum. Köroğlu iyiliği, özgürlüğü talep etmektir” diye seslendi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, seçim çalışmaları kapsamında Bolu’da seçmenlerle seslendi.

Ekrem İmamoğlu’nun konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Dün Konya’daydım söz verdim. ‘Mevlana’nın şehrinden gittiğim her yere selam götüreceğim’ dedim; size de Konya’dan selam getirdim.

Sevgili dostlar haksızlıklar, hukuksuzluklar yapılabilir, eksiklikler, yanlışlar olabilir. Ama bir devletin yönetici kadrosu başındaki insan ya da bu işin yetkilileri yanışı övüyor ise yanlışı o kötülüğü güçlendiriyor ise Allah bu memleketin her insanını korusun.

Bunlar kötülüğe razı. Yeter ki bir oy alsınlar. Bir oy için her şeyi yaparlar. Bu akıl bizi partizan devlet şekline büründürdü. Parti her şey partinin başındaki her şey. Biz de ne diyoruz? Millet her şey; her şey çok güzel olacak diyoruz.

Pandoranın kutusunu her gün birisi açıyor. Her akşam başka birisinin yaşadıklarını dinliyoruz. Hani bir bakan istifa etmişti ve Maliye Bakanı bir tweet atmıştı; ‘At izi it izine karıştı. Sonumuz hayır olsun’ diye… Ne demek istediğini o zaman belki çoğumuz kavrayamamıştık. Ama bugün ayan beyan ortaya çıkıyor.

Bir an önce onlardan kurtulmamız lazım. Adıyamanlı bir kardeşimin yazdığı gibi biz hala enkazdayız. Devleti o hale getirdiniz ki bir kişinin talimatını bekleyip 48 saat müdahale yapılmasını engellediniz.

Gençler, oylarınızı bölmeyin, bu iş dansla müzikle olmaz.

Bunlar belki ilk dönemde güzel işler yaptılar ama sonrasında etrafındaki insanlar dağıldı gitti. Etrafındaki aklı başındaki güzel insanlar, kendi bakanları bile olanlarla çalışmayı reddediyor. Takip ediyorsunuz, bu kadar kötüler. Biz yeni bir dönem başlatacağız.

Öyle güzel bir dönem yaşatacağız ki size, ‘Allah’ım, Kemal Kılıçdaroğlu bizi nasıl bir kabustan uyandırmış, Allah razı olsun’ diyeceksiniz. Edison’un bile ampulü icat etmesinden pişman olduğunu biliyorum.”

Paylaşın

Putin, Batı’yı Hedef Aldı: Vatanımıza Karşı Savaş Başlatıldı

İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilerin yenilgiye uğratılmasının kutlandığı Zafer Günü’nde, Kızıl Meydan’da düzenlenen törende konuşan Vladimir Putin, Rusya’ya karşı “gerçek bir savaş” yürütüldüğünü söyledi.

Vladimir Putin, konuşmasının devamında, “Biz egemenliğimizi savunuyoruz. Bugün uygarlık bir dönüm noktasında. Vatanımızı koruyacağız” ifadelerini kullandı.

Sovyetler Birliği’nin Nazi Almanyası’na karşı elde ettiği zaferin 78’inci yıldönümü sebebiyle başkent Moskova’da geleneksel askeri geçit töreni düzenlendi. Geniş güvenlik önlemlerinin alındığı törene Rusya’nın Ukrayna’da sürdürdüğü savaş siyasi damgasını vurdu.

Kızıl Meydan’daki geçide 125 farklı birlikten 10 binden fazla Rus askeri katıldı. Ukrayna’daki savaşta yer alan bazı Rus askerleri de törene katılım gösterdi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin törende yaptığı konuşmada bir kez daha Ukrayna işgalinin meşruluğunu savundu. “Bugün, medeniyet bir kez daha tayin edici bir dönüm noktasında” diyen Putin “Vatanımıza karşı gerçek bir savaş başlatıldı” diye konuştu.

Putin “Ancak uluslararası terörizmi geri püskürttük, Donbas’ta yaşayanları koruyacağız ve güvenliğimizi güvence altına alacağız” dedi.

Putin, Ukrayna’daki savaşa katılan Rus askerlerine hitaben “Sizin savaşta gösterdiğiniz çabalardan daha önemli bir şey yok” diyerek “Ülkenin güvenliği bugün sizin sırtınızda, devlet olmamızın geleceği ve halkımız size bağlı” ifadelerini kullandı.

“Ülkemizde herkes kahramanlarımızı desteklemek için birleşti” diyen Putin “Ukrayna’daki askeri özel operasyona katılanlarla gurur duyuyoruz” diye konuştu.

“Batı’nın hedefi ülkemizin çöküşü”

Putin bir kez daha Ukrayna’nın Batı ülkelerinin elinde bir “rehineye” dönüştüğünü belirterek bu ülkelerin Rusya’yı yıkmak istediğini ileri sürdü; “Hedefleri ülkemizin çöküşü ve yıkımı” dedi.

Törene Belarus, Kazakistan, Tacikistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Ermenistan devlet ve hükümet başkanları katıldı.

Geçen hafta Kremlin’e giren iki drone’un havada düşürülmesi üzerine törenin ertelenebileceği yönünde spekülasyonlar yapılmıştı. Moskova saldırı girişiminden Kiev’i sorumlu tutmuş, Ukrayna ise olayın Rusya tarafından tertiplendiğini ileri sürmüştü.

Askeri geçit töreninde bu yıl İkinci Dünya Savaşı’nda kullanılan Sovyet tankları T-34’ler dışında tank yer almadı. Geçen yıllarda kötü hava şartları nedeniyle sık sık iptal edilen hava geçidi bu yıl da yapılmadı.

Rusya’da Zafer Günü, her yıl Rus ordusunun silah gücünü sergilediği büyük törenlerle kutlanıyor. Fakat geçen hafta Rusya’yı sarsan bir dizi patlama, İHA saldırısı ve sabotaj eyleminin ardından güvenlik kaygıları nedeniyle bu yılki kutlamaların kapsamı daraltıldı.

“Ölümsüz Alay Yürüyüşü” adıyla düzenlenen, ülkenin dört bir yanından insanların, İkinci Dünya Savaşı’nda kaybettikleri yakınlarının fotoğraflarıyla yürüdüğü etkinliğin bu yıl yapılmayacağı açıklandı.

Bu yılki törenlere Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Belarus lideri Aleksander Lukaşenko ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan da katıldı.

1939’da Almanya’nın Polonya’yı işgal etmesiyle başlayan İkinci Dünya Savaşı 1945’te sona ermişti. Savaşta on milyonlarca insan hayatını kaybetmiş, milyonlarca insan da evlerini terk etmek zorunda kalmıştı.

Sovyetler Birliği, savaşta Nazi Almanyasını yenilgiye uğratan ittifakın bir parçasıydı ve muhtemelen savaştan en çok etkilenen ülkeydi. Çünkü savaşın büyük bölümü Rusya topraklarında yaşandı.

Mayıs 1945’te Almanya İkinci Dünya Savaşı’nda koşulsuz teslim anlaşması imzalayarak Avrupa’da yenilgiyi kabul etti. Bu belge, kıtadaki savaşı durdurdu. Ama Asya’da Japonya’yla savaş aynı yılın Ağustos ayına kadar sürdü.

Mutlak teslimiyet anlaşması Berlin yakınlarında 8 Mayıs’ta imzalandı. Almanlar, yerel saatle 23.01’de tüm operasyonlarını durdurdu. Rusya’da saat gece yarısını geçmişti.

Bu nedenle Zafer Günü birçok Avrupa ülkesi ve ABD’de 8 Mayıs’ta; Rusya, Sırbistan ve Belarus’ta ise 9 Mayıs’ta kutlanıyor.

Paylaşın

Ekonomik Kriz, Erdoğan İçin Zafere Mal Olabilir Mi?

Uluslararası basın, 14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor.

Son olarak, Şebnem Arsu ve Maximillian Popp, Der Spiegel için kaleme aldıkları makalenin başlığında, “Ekonomik kriz, Erdoğan için neden zafere mâl olabilir?” diye sorarak bu sorunun yanıtını aradı.

Arsu ve Popp, haberlerini okurlara, “Enflasyon, sermayenin kaçışı, iş insanlarına baskılar… Türkiye, zorlu bir ekonomik kriz ile karşı karşıya. Peki, halk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı 14 Mayıs seçimlerinde bunun için cezalandıracak mı?” sözleriyle tanıttı.

Makalelerine bundan beş yıl önce babasının Kayseri’deki marangoz dükkanını devralan Muhammed Yılmaz’ın aktarımlarıyla başlayan Arsu ve Popp, Yılmaz’ın o dönemde marangoz dükkanını modernize etmeyi ve ürettiklerini Avrupa’ya satmayı amaçladığını, fakat şimdi tasarruf etmek durumunda oldukları için marangozdaki makinelerin çalışmadığını yazdı. Yılmaz, “İşletmeyi daha ne kadar devam ettirebilirim bilmiyorum” dedi.

Yılmaz’ın durumunun Türkiye’deki pek çok kişi ile benzer olduğunu belirten Der Spiegel, Türk Lirası’nın 2021’den bu yana euro karşısında yarı yarıya değer kaybettiğini ve enflasyonun hiçbir G20 ülkesinde olmadığı kadar yükseldiğini hatırlatarak, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi yapılan anketlerde rakibi Kemal Kılıçdaroğlu’nun gerisinde olmasının her şeyden önce ekonomik durumdan kaynaklandığını yazdı.

“Türkiye’nin en önemli sorunu ekonomi…”

Nisanda yapılan bir ankette halkın yüzde 56’sının Türkiye’nin en önemli sorunu olarak ekonomiye işaret ettiğini aktaran Der Spiegel, Erdoğan’ın iktidara geldiğinde ekonomi alanında reformlar yaptığını, altyapı ve sağlık sistemine yatırımda bulunduğunu, Kayseri’nin de bu süreçte ‘Anadolu Kaplanları’nın doğduğu yer olduğunu’ hatırlattı.

Söz konusu ekonomik kalkınma döneminde Kayseri’nin de bundan payını aldığını aktaran Der Spiegel, 2016’daki darbe girişiminden bu yana kalkınma ve büyümenin durma noktasına geldiğini, bu süreçte darbe girişimi ile bağlantılı olduğu ifade edilen on binlerce kişinin tutuklandığını, 140’tan fazla ülke ile iş yapan, 12 bin çalışanı olan Kayserili iş insanı Hacı Boydak’ın da bu kişilerden olduğunu yazdı.

“İş sahipleri için bu pahalanma bir felaket”

Türkiye’den kaçan sermayenin ülkenin büyüme modelini de sınırlarına getirdiğini kaydeden Der Spiegel, inşaat sektörüne işaret ederek yurtdışından gelen para durduğunda bunun resesyon riskini beraberinde getirdiğini kaydetti. Erdoğan’ın düşüş eğilimini durdurmak için sürekli yeni borçlar biriktirdiğini belirten dergi, Merkez Bankası’nın faiz indirmesinin enflasyonu arttırdığı değerlendirmesinde bulunarak, “Yılmaz gibi yurtdışından ham madde alan iş sahipleri için bu pahalanma bir felaket” diye yazdı.

Demokrasi alanındaki gerilemeye de dikkat çeken Der Spiegel, “Erdoğan ve vatandaşlar arasında ‘Sen hükümet işlerine karışma, ben de seni zengin edeyim’ şeklindeki anlaşma işliyor gibi görünüyordu. Erdoğan’ın yönetim tarzı ekonomi, dolayısıyla da halkın günlük hayatı üzerinde de olumsuz bir etki yaratınca bu hesap değişti” dedi.

Erdoğan’ın seçim öncesi açıkladığı enerji yardımları ve asgari ücret artışı gibi sözleri de hatırlatan dergi, tüm bunların ülke ekonomisini en iyi ihtimalle geçici bir süreyle istikrara kavuşturacağını yazdı. Der Spiegel, “Türkiye’nin yatırımcıyı yeniden ülkeye çekmek için gerçekte ihtiyacı olan şey, düşük faiz politikasının düzeltilmesi ve hukuk devletinin güçlendirilmesi” dedi.

Paylaşın

ABD’den Suriye’nin Arap Birliği’ne Geri Alınmasına Tepki

ABD, Arap Birliği’nin Suriye’yi yeniden örgüt içine alma kararını eleştirdi. Mısır’ın başkenti Kahire’de bir araya gelen Arap Birliği’ne üye ülkelerin dışişleri bakanları, kapalı kapılar adında yapılan toplantıda, 12 yıl önce ihraç edilen Suriye’nin Birliğe yeniden kabulüne karar vermişti.

Suriye, 2011 yılında Devlet Başkanı Beşar Esad’a karşı başlayan gösterilere, Şam yönetiminin şiddetle karşılık vermesinin ardından Arap Birliği’nden dışlanmıştı.

1945’te Arap ülkeleri arasındaki ilişkileri sağlamlaştırmak, politikalarını koordine etmek ve üye devletlerin egemenliğini korumak amacıyla kurulan Birliğin halihazırda 20 üyesi bulunuyor.

Suriye’de 12 yıldır devam eden iç savaşta şu ana dek 500 binden fazla insan hayatını kaybederken milyonlarca insan da yaşadığı yeri terk etmek zorunda kaldı. Ayrıca ülkenin altyapısı da büyük hasara uğramış durumda.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Vedant Patel, “Suriye’nin şu anda Arap Birliği’ne yeniden alınmayı hak ettiğine inanmıyoruz. Biz Esad rejimi ile ilişkilerimizi normalleştirmeyecek ve müttefiklerimizle ortaklarımızı bu konuda desteklemeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

ABD Kongresi’nin bazı üyeleri ise Arap Birliği’nin kararına daha sert sözlerle karşı çıkarak, Esad yönetimi ile ilişkilerin normalleştirilmesinin önüne geçmek için yaptırım uygulanmasını talep etti.

Temsilciler Meclisi’ndeki Dışişleri Komisyonu’nun başkanı, Cumhuriyetçi Mike McCaul ile Komisyondaki en yetkili Demokrat üye Gregory Meeks’in ortak bildiride, Suriye’nin Arap Birliği’ne tekrar kabulünün, “Esad, Rusya ve İran’ı, sivilleri katletmeye ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya cesaretlendirecek ağır bir hata” olduğu öne sürüldü.

Bildirinin devamında şu ifadelere yer verildi: “Esad değişmedi, bu vahşetleri işlemeye devam edecek ve alınan bu karar acımasız diktatörlerin işledikleri suçlar için hesap vermek zorunda olmadığı yönünde bir emsal kararı oluşturacak.”

Rejimin geri dönüşüne ilişkin diplomatik çabalar

Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad, 12 Nisan’da Suudi Arabistan’a yaptığı ziyarette mevkidaşı Faysal Bin Ferhan ile bir araya gelmişti.

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri ile Mısır, Ürdün ve Irak dışişleri bakanları da 14 Nisan’da Suudi Arabistan’da bir araya gelerek Suriye krizine ilişkin siyasi çözüm çabalarını ele almıştı.

Suriye’nin Arap Birliği’ne dönüşünün ele alındığı fakat bir anlaşmaya varılamadığı açıklanmıştı.

Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin ve Esed rejiminin Dışişleri Bakanı Mikdad, 1 Mayıs’ta Amman’da bir araya gelmişti.

Basına kapalı toplantının ardından yayımlanan sonuç bildirgesinde, “Suriyeli mültecilerin gönüllü ve güvenli şekilde ülkelerine dönmelerinin öncelikli mesele olduğu” kaydedilmişti.

Paylaşın

Erdoğan Duyurdu: Kamu İşçilerine Yüzde 45 Zam

Beştepe’de yapılan imza töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kamu işçilerine refah payı dahil yüzde 45 zam yapıldığını açıkladı. Zamla birlikte en düşük kamu işçisinin ücreti 15 bin liraya yükseltildi.

Haber Merkezi / Zam oranı, karayolları, demiryolları, il özel idareleri, şeker fabrikaları, elektrik üretim santralleri, kömür işletmeleri, üniversiteler ve hastanelerin de aralarında olduğu kamu kurum ve kuruluşlarındaki 700 bin işçiyi ilgilendiriyor.

Beştepe’de yapılan imza töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:

“Gerçekten arkadaşlarımızın yapmış oldukları görüşmeler üzerinde vicdanımı, değerlerimi bunları bir kenara koymadan, ülkemin de menfaatlerini bir kenara koymadan şöyle hesabi olmanın ötesinde hasbi bir değerlendirme yapalım istedim. Hasbi değerlendirmenin neticesinde bana gelen bilgileri aşmaya gayret ettim.

Bugüne hazırlığımızı yaptık. Bugün Kamu Toplu İş Sözleşmeleri Çerçeveleri Anlaşma Protokolü İmza Töreni’yle milletimizin huzurundayız. Bu protokolle yaklaşık 700 bin kardeşimizin 2023-2024 döneminde alacağı ücretin çerçevesini belirliyoruz. Protokol kamu idareleri ve bağlı döner sermayeli kuruluşlar.

İmzalanacak protokolle kamu işçilerimizin taban ücretleri, ücret zamları, sosyal yardımları, maktu ödemeleri belirlenmektedir. Epeyce ayrıntısı bulunan çerçeve neticesiyle refah payı dahil yüzde 45 zam yapıyoruz. En düşük kamu işçisi ücretini de 15 bin liraya çıkarıyoruz. İş primi ödemesi bulunmayan işçilere yüzde 4-6 arasında prim ödemesi uygulamasını da getiriyoruz.

Ayrıca gazi, terör mağduru ve şehit mağduru işçilerimizin çıplak ücretlerine yüzde 10’luk ilave yapıyoruz. Fazla çalışma ücretlerinde yüzde 70’lik artışa gidiyoruz. Gece çalışanların ücretlerini yüzde 8 zamlı ödenmesini öngörüyoruz. Giyim ve yemek yardımlarının rakamlarını güncelleyerek ücret zammı oranında artırıyoruz. Ek ödeme, tediye dışı ikramiye gibi başlıklarda da artışlar yapıyoruz. Toplu sözleşmenin işçilerimize, kurumlarımıza hayırlı olmasını özellikle diliyorum.”

Ne olmuştu?

Cuma günü Türk-İş ve Hak-İş ile yapılan son toplantıda mutabakata varılamamıştı. Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay toplantıdan sonra, kamuoyunun görüşmelerden bir rakam beklediğini; ancak bir rakam verme durumunun olmadığını söylemişti.

Atalay, görüşmelere 20 Ocak’ta başladıklarını ve işçilerin bu görüşmelerin istedikleri şekilde bitirilmesini istediklerini hatırlatarak, “Uygun bir rakam verirlerse ne ala. Vermezlerse ‘Biz bu meseleyi seçimden evvel bitireceğiz’ diye bir ayet yok. Bir an evvel 3 milyonluk bir ailenin talebini yerine getirsinler.

Salı son olur, salıdan sonra zaten görüşmenin bir anlamı kalmaz. Salı günü inşallah önümüze taban ve tavan ücretle ilgili bir rakam getirirler. İdari maddelerde takıldığımız bir iki konu var, onları da çözüp sözleşme yapılır. Biz burada afaki bir rakam istemiyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Erzurum Olayları: Uzman Çavuş Akif Keleş Gözaltına Alındı; Sözleşmesi Feshedildi

Erzurum’da İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik taşlı saldırı soruşturması kapsamında Erzurum Merkez Komutanlığı’nda görevli Piyade Uzman Çavuş Akif Keleş gözaltına alındı.

Haber Merkezi / Milli Savunma Bakanlığı’ndan (MSB) konuya ilişkin açıklama geldi.

MSB’den yapılan açıklamada, “7 Mayıs 2023’te Erzurum’da yaşanan olaylara karıştığı gerekçesiyle Erzurum Merkez Komutanlığı’nda görevli Piyade Uzman Çavuş Akif Keleş gözaltına alınmıştır” ifadelerine yer verildi.

MSB’nin açıklamasında, “Uzman Çavuş hakkında derhal idari tahkikat başlatılmış, yapılan tahkikat sonucunda sözleşmesi feshedilmiştir” denildi.

Öte yandan taşlı saldırıyla ilgili gözaltına alınan 15 kişi serbest bırakıldı.

İmamoğlu’nun 7 Mayıs akşamı Erzurum Kent Meydanı’nda otobüs üzerinden halka hitabı sırasında yaklaşık 100-200 kişilik bir grup otobüsün arka kısmında toplanmış ve buradan otobüsün üzerindekilere ve toplananlara taşlı saldırıda bulunmuştu. Otobüsün camları kırılırken, 17 kişi de atılan taş ve pet şişeler sonucunda yaralandı.

Erzurum İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri, kamera kayıtlarında yaptıkları inceleme sonucunda 16 kişiyi tespit etti. Dün sabah saatlerinde 15 şüpheli gözaltına alındı. Emniyette ifadeleri alınan şüpheliler daha sonra adliyeye sevk edildi. Bir kişi savcılık ifadesinin ardından serbest bırakılırken 14 şüpheli mahkemeye sevk edildi. Mahkeme 14 şüpheliyi adli kontrol şartıyla serbest bıraktı. Bir kişinin aranması devam ederken, olaya karışanların tespitinin sürdüğü öğrenildi.

“Sorumlu, Saray’da oturan kişidir”

Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir televizyon kanalında katıldığı programda Erzurum’daki saldırıyla ilgili de açıklamalarda bulundu.

“Elinde Türk bayrağı olan 7-8 yaşındaki bir çocuğa kim hangi gerekçeyle taş atar? Hangi vicdan sahibi buna ‘evet’ der” diyen Kılıçdaroğlu “O meydanda sadece Türk bayrakları vardı. Elinde Türk bayrağı dalgalandıran insanlara terörist diye saldırıyorsunuz. Aklın alacağı şey mi bu? Provokasyon. Kimlerin yaptığını da kimlerin teşvik ettiğini de biliyoruz” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu “Elinde taş olan kişiler, bir anlamda bunu güvenlik güçlerinin gözetiminde yapıyorlar. Fotoğraflar var. Ellerinde taş, atıyorlar. Niye atıyorsun kardeşim, hangi gerekçe ile atıyorsun? Temel sorumlusu kimdir? Bütün bu olayların temel sorumlusu, Saray’da oturan kişidir” dedi.

“Taş atanları değil, onlara taşı attıranları ben istiyorum. Taş atanlar; cebine para koymuşlardır, ‘taş at, sana para vereceğiz’ demişlerdir. Kim onlara ‘taş atın’ diye talimat verdi? Bana asıl onlar lazım. Perdenin arkasında kimler var?” diyen Kılıçdaroğlu “Polise ‘dokunma’ talimatını kim verdi? Bize bunlar lazım” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Guardian: Erdoğan’ın Rakibi Demokrasi İçin Mücadeleyi Hızlandırdı

Uluslararası basın, 14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor.

Birleşik Krallık merkezli The Guardian gazetesi, Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında bir makale yayınladı.

Kılıçdaroğlu’nun Kürtler tarafından “kahraman gibi” karşılandığını yazan gazete, CHP lideri için “Türk demokrasisinin geleceği olarak lanse edilen siyasetçi” yorumunu yaptı.

Gazeteye konuşan Kılıçdaroğlu, “Seçimler uygun koşullarda gerçekleşmiyor ama her şeye rağmen kazanacağız” dedi.

“Dış politikada u dönüşü kesin değil”

CNN ise “Türk liderliğindeki bir değişiklik, Rusya ile bağların sonu anlamına gelmeyebilir” başlıklı bir analiz yayınladı. Seçimlerin baş başa geçmesinin beklendiğini yazan CNN, “Ancak analistler, Erdoğan anketlerde devrilse bile, Türkiye’nin dış politikada u dönüşünün kesin olmadığını söylüyor.

Muhalefete yakın figürler, galip gelmesi halinde Türkiye’nin yönünü yeniden Batı’ya çevireceğini belirtirken, diğerleri temel dış politika konularının muhtemelen değişmeyeceğini söylüyor” diye yazdı.

“Erdoğan’ın daha önce hiç olmadığı kadar ‘savunmasız'”

BBC, “Türkiye seçimleri: Depremin vurduğu ülkede öfke ve kederin artçı şokları” başlıklı bir haberle seçimleri yazdı.

Erdoğan’ın daha önce hiç olmadığı kadar “savunmasız” göründüğünü belirten BBC’ın değerlendirmesi şöyle:

“Otoriter Erdoğan döneminin sonu -eğer gelirse- daha özgür, daha demokratik bir Türkiye anlamına gelmelidir. Hapishaneler daha az kalabalık olabilir ve Batı ile ilişkiler daha az gergin olabilir.

Seçimler yaklaşırken, Türklerin, devletin Şubat ayındaki depremlere yavaş tepki vermesinden harabeye dönmüş bir ekonomiye kadar şikayet edecek ve üzülecek çok şeyi oldu. Resmi enflasyon oranı %50’dir. Gerçek rakam bunun iki katı olabilir.”

“Az bir farkla kaybetmesi yargı ve orduyla bağlılığını sınayacak”

Financial Times (FT) gazetesi “Erdoğan şimdiye kadarki en büyük sınavıyla karşı karşıya” başlıklı bir analiz yayınladı.

Analizde, “21 yıllık iktidarından sonra Cumhurbaşkanı, ülkenin rotasını değiştirmeye kararlı olan birleşik bir muhalefetle başa baş bir yarışta” denildi. Analizin devamında şöyle denildi:

“Muhalefetin, özellikle az farkla kazanacağı bir zafer, Erdoğan’ın demokrasiye olan bağlılığının yanı sıra, kontrolü altına almak için yirmi yıldır çabaladığı yargı, polis ve ordunun bağlılıklarını da sınayacaktır. Muhalefete karşı artan bir hoşgörüsüzlük sergileyen Erdoğan, bir dönemi daha garantiye alınırsa, onu eleştirenler, Türkiye’yi daha da otoriterleşmeye sürükleyeceğinden korkuyor.”

Gazete, “Erdoğan’ın seçim kampanyası hakkında bilgi sahibi olan bir kişi ‘Panik yok ama rahat değiller’ dedi” diye yazdı

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Şam, Seçimin Sonuçlanmasını Bekliyor

Suriyeli gazeteci Sarkis Kassargian, “Suriye yönetimi, Türkiye’deki seçimlerin sonuçlarını görüp ona göre karar vermek istiyor. Dolayısıyla bu dönemde Erdoğan’la bir normalleşme adımı atmak siyaseten bir risk olarak görülüyor dedi ve ekledi:

“Ayrıca ilkesel olarak da seçim sürecinde bir tavır alma hali oluyor Suriye’de. Çünkü malum, bu görüşmeler olduğunda içeride seçimlerde bir kart olarak Erdoğan’ın bunu kullanacağını artık herkes biliyor.”

Türkiye siyasetini yakından takip eden Suriyeli gazeteci Sarkis Kassargian, Türkiye’deki seçimlerin Şam’dan nasıl göründüğü, Şam yönetiminin diğer Arap başkentleri ve Ankara’yla “normalleşme” sürecini ve Şam ile Kürtler arasındaki ilişkilerin seyrini bianet’ten Vecih Cuzdan’a değerlendirdi.

“Şam, Arap ülkeleriyle normalleşmeye odaklandı”

Geçtiğimiz haftalarda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, Suriye’deki savaşın başından bu yana ilk defa Şam’a geldi. Nitekim bundan önce de başta Körfez’dekiler olmak üzere Arap ülkeleri Şam’la ilişkilerini “normalleştirmeye” başlamıştı. Yine bu “normalleşme” bağlamında, Erdoğan yönetiminin çağrıları ve bu kapsamda Ankara’nın attığı adımlar Şam’dan nasıl görünüyor?

Şam’dan bakıldığında durum şöyle: Suriye yönetimi, Türkiye’deki seçimlerin sonuçlarını görüp ona göre karar vermek istiyor. Dolayısıyla bu dönemde Erdoğan’la bir normalleşme adımı atmak siyaseten bir risk olarak görülüyor. Ayrıca ilkesel olarak da seçim sürecinde bir tavır alma hali oluyor Suriye’de. Çünkü malum, bu görüşmeler olduğunda içeride seçimlerde bir kart olarak Erdoğan’ın bunu kullanacağını artık herkes biliyor.

Bu yüzden Şam yönetimi şimdilerde Arap ülkeleriyle normalleşmeye odaklanmış durumda. Burada Arap Birliği’ne dönmekten daha çok Arap ülkeleriyle ikili ilişkiler önemseniyor. Çünkü Suriye, Arap Birliği’ne dönse bile bu defa içeride bir çatlak yaşanacaktır. Katar ve Fas gibi ülkelerin Suriye’nin dönmesine sıcak bakmıyor. Yani tabiri caizse Arap Birliği Suriye’yi kazanıp Katar’ı ve Fas’ı kaybedebilir.

Dolayısıyla Şam açısından öncelik, gerek Suudi Arabistan’la gerek Mısır’la olsun ikili ilişkilerin gelişmesi. Bence Şam’ın en çok önemsediği de bu iki devletle olan ilişkiler. Üstelik bu iki ülkeyle olan ilişkilerin normale dönmesi Şam’ın Ankara’ya karşı elini daha da güçlendirecek. Zaten Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün, Irak gibi ülkeler Şam’la normalleşme sürecine girmeden önce de Suriye’de bulunan yabancı askerlerin çekilmesini talep ediyorlardı. Burada Türkiye ve Amerika işaret ediliyor. Çünkü Suriye’deki Rusya ve İran güçleri Şam yönetimiyle yaptıkları protokollere dayanarak ülkede bulunuyor.

Dolayısıyla Şam, diğer Arap ülkeleriyle olan ilişkilerin daha da güçlenmesini ve akabinde Ankara’yı baskı altında tutabilmeyi umuyor. Ancak bu noktada Şam’ın bir sorunu daha var aslında. En yakın müttefikleri olan Moskova ve Tahran, Türkiye’deki seçimlerde Erdoğan’dan yana bir pozisyonda. Diğer taraftan Körfez ülkeleri Erdoğan’ı önceki dönemlerde olduğu gibi desteklemiyor ama Şam’la normalleşme süreçleri de Batı etkisiyle yavaş adımlarla sürüyor. Yani bugünlerde tabiri caizse siyasi bir çıkmaz içinde Şam yönetimi.

Müslüman Kardeşler’in “Erdoğan’a oy verin” çağrısı

Türkiye, gergin bir atmosferde 14 Mayıs seçimlerine gidiyor. AKP iktidarının müttefiki Müslüman Kardeşler’in Suriye müftüsünün, Türki Cumhuriyeti vatandaşlığı olan Suriyelilere Erdoğan’a ve AKP’ye oy verme çağrısında bulunmasını nasıl değerlendiriyorsun?

Recep Tayyip Erdoğan, 22 yıl önce iktidara geldiğinde “muhafazakâr demokrat” sloganıyla Batı’nın desteğini aldı. Kutuplaştırıcı dini söylemlerden uzak, ılımlı İslamcı bir parti kurdu ve aldığı destekle iktidara geldi. Şimdi son dönemde baktığımızda artık tam tersine İslamcılık üzerinden ve İslamcılık söylemleriyle iktidarda kalmaya çalışıyor. Çünkü bence artık eskisi gibi o ılımlılık ya da Avrupa Birliği, Batı ilkeleriyle örtüşen siyasetlerin kendisini desteklemediği kanaatine ulaşmış gibi görünüyor. Müslüman Kardeşler’in müftüsü olarak da bilinen Şeyh Muhammed Kerim Racih’in Erdoğan’ı desteklemesi sürpriz değil. Erdoğan zaten her zaman, özellikle Arap Baharı başladıktan sonra Müslüman Kardeşler’le birlikte yürüdü. Bu yüzden Türkiye’nin Suudi Arabistan’la, Birleşik Arap Emirlikleri’yle ve en önemlisi Mısır’la Müslüman Kardeşler konusundan başka bir sorunu yok.

Müslüman Kardeşler’in tanıdık figürleri bugüne kadar Erdoğan’ı içeride yıpratmamak bu tip çıkışlarda bulunmamışlardı. Ama bugün gelinen noktada seçimlerin riske girdiğini ve her bir oyun fark yaratacağını bildikleri için -artık o yıpranma hesaplarını da bir kenara bırakıp- kendilerini göstermeye başladılar ve buna devam edecekler. Yani Şeyh Muhammed Kerim Racih’ten sonra da Müslüman Kardeşler’in diğer figürlerinden benzer açıklamaların gelebileceğini düşünüyorum. Katar’daki Müslüman Kardeşler müftüleri, şeyhleri, işte Dünya Müslüman Âlimler Birliği Başkanı vs. onlar da önümüzdeki günlerde benzer bir tavır gösterebilir.

“Erdoğan seçim propagandası olarak kullanıyor”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 30 Nisan’da IŞİD lideri Ebu Hüseyin el-Kureyşi’nin Suriye’de öldürüldüğünü açıkladı. Daha sonra operasyonun Afrin’de, yani Türkiye’nin kontrolündeki bir bölgede gerçekleştiği ortaya çıktı. Bu operasyon ve devamındaki gelişmeler Şam’da da gündeme geldi mi?

Şam’da bu konuya çok ilgi yok. Suriye’de haber bile olmadı bu olay. Çünkü Şam yönetimi doğrudan Türkiye’yi IŞİD ve El-Kaide’yle işbirliği yapmakla suçluyor. Gerek bu son operasyon gerekse bundan önce Amerika’nın öldürdüğü radikal İslamcı örgütlerin liderleri olsun tümüyle Türkiye’nin kontrolündeki bölgelerde öldürüldü. Öyle görünüyor ki bu kişiler söz konusu bölgelerde kendilerini rahat hissediyor. Ayrıca bu tip konuların Erdoğan tarafından bir seçim propagandası olarak kullanıldığı düşünülüyor. Diğer yandan bu konunun dünya çapında da çok ciddiye alınmadığını gördüm. Çünkü bu konularda daha çok ABD’nin öncülüğünde yapılanlar dikkate alınıyor. Ama günün sonunda Türkiye, bu konuda çok şeffaf ve ciddi bulunmadığı için olsa gerek hani gerçekten operasyon yapılıp öldürülmüş olsa bile arkasında bahsettiğim diğer motivasyonlar [seçim propagandası vs.] aranıyor.

Şam ve Kürtler arasındaki ilişkiler

Geçtiğimiz günlerde Demokratik Suriye Güçleri Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin Birleşik Arap Emirlikleri’ne gittiği ve Şam’la müzakerelerde rol oynamaları için buradaki yetkililerle görüştüğü öne sürüldü. Daha önce de Mısır basınına konuşan Abdi, Şam yönetimine çağrıda bulunmuştu. Bu noktada Şam ve Suriyeli Kürtler arasındaki ilişkileri nasıl değerlendiriyorsun?

Geçtiğimiz haftalarda özerk yönetimin bir çağrısı olmuştu, ardından Birleşik Arap Emirlikleri ziyareti haberi geldi. Aslında bu konuda yeni bir gelişmeden bahsetmiyoruz. Her zaman Şam’la anlaşarak sorunları çözmek isteyen bir Kürt tarafından söz ediyoruz. Ama bence taraflar arasındaki ilişkiler, Şam-Ankara ve dolayısıyla Şam-Moskova ve Şam-Tahran ilişkilerinin gölgesinde kalıyor. Bu birincisi. İkincisi de Kürtlerin en yakın müttefiki Amerika olduğu için Şam her zaman bu konunun çözümünün aslında Amerika’yla uzlaşmayla çözülebileceğini düşünüyor. Çünkü oradaki özerk yönetimin varlığını Amerika’nın oradaki varlığına bağlıyor. Dolayısıyla hem Amerika’yla hem de Şam’la iyi ilişkilere sahip bir Arap ülkesi olan Birleşik Arap Emirlikleri’nin arabuluculuğu onlar için bu konuda biraz motivasyon sağlayabilir. Yani Kürtler açısından iyi neticelere ulaşılması yönünde bir katkısı olabilir. Her ne kadar bu konu Suriye’nin iç sorunu olarak görülse de diğer ülkelerle olan ilişkiler ve dış faktörlerden çok etkilenen bir konu olduğu için de yakın süreçte ciddi bir gelişme olacağını düşünmüyorum.

“Yakın zamanda İdlip’e operasyon zor”

Peki, yakın zamanda Heyet-i Tahrir’uş Şam kontrolündeki İdlip’e yönelik bir askeri operasyon öngörüyor musun?

Hayır. İdlip, Türkiye’nin doğrudan etkisi altında olan bir bölge ve dolayısıyla Ankara’nın operasyona yeşil ışık yakması gerekiyor. Diğer yandan olası operasyona Batı’nın da göz yumması gerekiyor -ki yeniden mülteci sorunu gündeme geleceği için buna karşı çıkarlar. Dolayısıyla Suriye çok zor bir durumda kalabilir. Belki de Türkiye’deki seçimlerden sonra, hatta seçim sonuçları doğrultusunda artık İdlip’i yeniden konuşmaya başlayabiliriz.

Paylaşın

Memleket Partisi’nde İstifa Depremi: Bir Milletvekili Adayı Daha…

Memleket Partisi Antalya milletvekili adayı Av. Şefika Aygüneş, Erzurum mitinginde yaşananlar göstermektedir ki bu iktidar ilk turda değişmelidir. Elinde Türk bayrağı olan kadınımızın ve çocuğumuzun yüzünden kanlar akan fotoğrafı, siyasete girme nedenim ile içinde bulunduğum noktayı sorgulatmış bulunmaktadır.

17 Mayıs 2021 tarihinden itibaren kurucusu olduğum, Genel Disiplin Kurulu üyeliği ve il başkan yardımcılığı yaptığım Memleket Partisi’nden istifa etme gereği duyuyor, Antalya Milletvekili adaylığımdan çekiliyorum. Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi: Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır!” sözleriyle hem adaylıktan çekildi hem de partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Memleket Partisi Ankara Milletvekili adayı Çağrı Ünsal’ın ardından partiden bir milletvekili adayı daha istifa etti. Antalya milletvekili adayı Av. Şefika Aygüneş hem adaylıktan çekildi hem de partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Aygüneş istifa açıklamasında şu ifadelerine yer verdi: İdealist duygular içerisinde siyasete atıldığım gün henüz 26 yaşındaydım. Gerek aile içi şiddetin önlenmesi gerekse de çocuklarımızı ilgilendiren hukuki sorunlar üzerinde daha fazla söz sahibi olabilmek ve sesimi duyurabilmek amacıyla girmiş olduğum siyasette yılmadan parti içi mücadeleme devam ettim.

Fakat gelinen noktada ülkemizin geleceği, vatandaşlarımızın huzuru hususunda ciddi endişeler içerisine düşmüş bulunmaktayım. Erzurum mitinginde yaşananlar göstermektedir ki bu iktidar ilk turda değişmelidir. Elinde Türk bayrağı olan kadınımızın ve çocuğumuzun yüzünden kanlar akan fotoğrafı, siyasete girme nedenim ile içinde bulunduğum noktayı sorgulatmış bulunmaktadır.

17 Mayıs 2021 tarihinden itibaren kurucusu olduğum, Genel Disiplin Kurulu üyeliği ve il başkan yardımcılığı yaptığım Memleket Partisi’nden istifa etme gereği duyuyor, Antalya Milletvekili adaylığımdan çekiliyorum. Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi: “Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır!

Paylaşın