Özel’den Filistin İçin “Deniz Gezmiş” Mesajı

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Dün Filistin’de olacaktım ama hafta sonu yaşanan saldırılardan sonra hava sahalarının kapatılması ziyaretimizi ertelememize neden oldu. En kısa zamanda Filistin’e giderek, 33 bin kaybın dünyaya duyurulmasını sağlayacağız” dedi ve ekledi:

“Bize düşen Bülent Ecevit’in Arafat’la kurduğu ilişki ve Deniz Gezmiş’in Filistin davasına sahip çıkmaktır… Yarın grubumuzdan 6 arkadaşımızın da görevli olduğu Avrupa Karma Parlamento Meclisi’nde bir konuşma yapacağım. Konuşmamın özünde Filistin’de yaşananlar ve İsrail’in mezalimi olacak.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, 31 Mart Yerel Seçimleri’nin ardından ilk kez partisinin grup toplantısında konuştu. Özel’in açıklamalarından başlıklar şöyle:

“Bugün tarihi bir toplantı gerçekleştiriyoruz. Bu mutluluğu elbette çok kişiye borçluyuz saya saya bitmez. Baba ocağının bacasını tüttürenlere selam olsun… Cumhuriyet Hak Partisi olarak bize oy veren kimseyi pişman etmeyeceğimize söz veriyoruz.

Sayın Grup Başkanvekilim kendisine ulaşan notlar çerçevesinde burada olanları selamladı. Ben burada olmayan ve bundan sonra da burada olmayacak olan 4 kişiyi selamlamak istiyorum… Afyonkarahisar milletvekilimiz ve önceki dönem Grup Başkanvekilimiz Burcu Köksal, Adıyaman milletvekilimiz Abdurrahman Tutdere, Kastamonu milletvekilimiz Hasan Baltacı ve Kırıkkale milletvekilimiz Ahmet Önal.

İllerinde tek milletvekiliydiler, kimi 1 dönem kimi 4 dönemdir bu görevi yaptı. O ilin sesini Türkiye’ye duyurdu. Ve her birisi her iki kişiden birinin oyunu alarak kendilerine verdiğimiz görevi hakkıyla yerine getirerek bu gruptan ayrıldılar ama o illerin belediye başkanı oldular.

Bir de birini yolladık gitti çalıştı, 10 ay önce yüzde 20 olan oyu 38 yaptı, bütün Türkiye’nin gözlerini yaşattı. İsmet Paşanın gözlerini yaşarttı, Özal’ı sevenlerden de oy aldı. Milliyetçileri ayırmadı, Malatya ittifakını kurdu. Malatya’nın evladı Veli Ağbaba’ya teşekkür ediyorum.

İran – İsrail gerilimi

Ortadoğu 7 Ekim’den bu yana zor günler yaşıyor. İsrail ile İran arasındaki gerilimi takip ediyoruz. Bu süreçte tarafların gerginliği artıracak adımlardan uzak durması gerektiğini yineliyorum. Etrafımız ateş çemberine dönüşmüşken ülkemiz tansiyonu düşürecek her çabanın öncüsü olmalıdır. Gazze’de ateşkes sağlanmadan gerilimin engellenmesi mümkün değildir.

Dün Filistin’de olacaktım ama hafta sonu yaşanan saldırılardan sonra hava sahalarının kapatılması ziyaretimizi ertelememize neden oldu. En kısa zamanda Filistin’e giderek, 33 bin kaybın dünyaya duyurulmasını sağlayacağız. Bize düşen Bülent Ecevit’in Arafat’la kurduğu ilişki ve Deniz Gezmiş’in Filistin davasına sahip çıkmaktır.

Yarın grubumuzdan 6 arkadaşımızın da görevli olduğu Avrupa Karma Parlamento Meclisi’nde bir konuşma yapacağım. Konuşmamın özünde Filistin’de yaşananlar ve İsrail’in mezalimi olacak.

Böyle meselelerde yıllardır, kimin sorumluluğu varsa sonuna kadar soruşturulmasını savunduk, savunmaya da devam edeceğiz. Kusuru olan kim varsa gözünün yaşına bakılmasın. Kendi iç denetim mekanizmalarımızı da işletiyoruz. Adaletin tecelli edeceği yer hukuktur. Ancak bugün Antalya’da büyük bir hukuksuzluk, vicdansızlıkla karşı karşıyayız.

2017’de, AK Parti döneminde inşa edilmiş bir teleferik. Hattın yönetimi bakanlık tarafından kabul edilen sertifikalı bir şirkete yaptırılmış. Rekor bir oy oyla Kepez Belediye Başkanı seçilen Mesut Kocagöz, teleferiği denetleyen şirketten ayrıldıktan sonra 3 kez daha denetim yapıldığı ortadayken tutukluluk gibi bir tedbire başvuranlar Allah’tan korksun.

Soma’dan İliç’e ne facialar yaşandı, 1 kamu görevlisi bile yargılanmadı. 22 yıllık iktidarlarında 1 kişiyi dahi yargılamayanlar suçu Mesut Kocagöz’e yıkmaya çalışıyor, günah keçisi ilan etmeye çalışıyor. Buna izin vermeyeceğim.

Hatay seçimleri

Hatay’ın iradesine sahip çıkmak üzere YSK’ye tam kanunsuzluk başvurusunu bizzat ben yaptım. Eğer geçen 31 Mart seçimi AK Parti’nin o başvurusuna rağmen yenilendiyse bizim başvurumuz üzerine en az 8 kez yenilenmesi gerekir. 108 seçmen hakkındaki kısıtlılık kararına rağmen oy kullandı, 3389 seçmen ölmüş olduğu halde yerine oy kullanıldı.

Reyhanlı ve Kumlu ilçelerinde belediye meclis üyesi adayları ilçe seçim kurulu üyesi olmuş, itirazları reddetmiş, içlerinden bir tanesi kendi mazbatasını imzalamıştır. Bu tam kanunsuzluk haline susacak olanlar, Hatay’da 1 sandığı bile yeniden saydırmayanlar, bu itirazları reddedenler bu tam kanunsuzluğun daniskasına bakalım ne diyecekler. Bu işin peşini bırakmayacağız. Hatay bizim kişisel meselemiz, milli meselemizdir.

Her birimiz şu sorumluluğu omuzlarımızda hissetmeliyiz; CHP bir çağrıda bulundu; siyasi partilerle ittifak yapamadık ancak ittifakı milletin vicdanında sandıkta yapmaya çağırdık. Renklerini ay yıldızlı al bayrağımızdan adını ülkemizden alan Türkiye İttifakıyla kimseyi ayırmadan kimseyi ötekileştirmeden bir büyük ittifakı sağladık. Baba ocağına zor günde bizlere güvenen demokratlar, iyi insanlar, Kürt demokratlar da geldi.

Kimseyi ayırmayacağız, bize oy veren kimseyi pişman etmeyeceğiz. Birinci parti olmanın sorumluluğuyla hakkı yenmiş kim varsa onun arkasında, yanında değil, önünde olacağız.

Biz belediyeleri birileri gibi çocuklarımızı işe sokmak için değil, biz birileri gibi millet açlıktan kıvranırken ıstakoz yiyenler gibi ihaleleri yandaşlara dağıtmak için değil, biz belediyeleri temiz yöneterek ve Türkiye’yi de nasıl yöneteceğimizi göstermek ve Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının ilk genel seçiminde Atatürk’ün partisini iktidar yapmak için aldık. Kalkın, Türkiye’yi kucaklayın.”

Paylaşın

Hatimoğulları: 31 Mart’ta DEM Parti’nin Seçim Stratejisi Kazandı

Partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eşgenel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “31 Mart’ta ortaya çıkan harita; demokratik değişim ve dönüşüm talebinin haritasıdır, demokratik bir ülkeyi yaratabileceğimizin umutlarının haritasıdır, güçlü ve umutlu yarınların kurulabileceğinin haritasıdır, inancın haritasıdır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “DEM Parti olarak seçim sonuçlarını böyle okuyoruz. 31 Mart’ta DEM Parti’nin seçim stratejisi kazanmıştır. Ortaya koyduğumuz hedefleri hatırlayacak olursak; kayyımları göndermek, az farkla kaybettiğimiz belediyeleri kazanmak, batıda da Türkiye halklarının kazanması ve tüm halkların temsiliyetinin yerel yönetimlerde sağlanması.”

Hatimoğulları, konuşmasının devamında, “DEM Parti sadece kayyımları göndermedi, sadece kazandığımız belediyelere yenilerini eklemedik; aynı zamanda Türkiye siyasetinin ve Türkiye’de ortaya çıkan bu haritanın yönünü DEM Parti belirlemiştir. Bu seçim DEM Partinin başarısıdır, kent uzlaşısının her yerde başarıya ulaşmasıdır” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eşgenel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında konuştu. Hatimoğulları, şunları söyledi: Uzun bir aradan sonra gerçekleştirdiğimiz ilk grup toplantımıza hepiniz hoş geldiniz. 31 Mart gibi çok önemli bir seçim sürecinden zaferle çıkmanın sevinciyle burada bir aradayız. 31 Mart seçimlerinde Türkiye halkları kazandı. Ezilenler ve sömürülenler açısından gerçekten Türkiye’de bir umut kapısı aralanmıştır bu süreçte. Ayrıca hepimizin geçmiş bayramı mübarek olsun. Bu bayramın seçim zaferiyle beraber bütün halklar ve bölge için barışa ve kardeşliğe vesile olmasını temenni ediyorum.

Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki oldukça anti demokratik bir zeminde bir seçim yarışına girdik. Siyasi partiler eşit koşullarda yarışmadı. AKP-MHP ortaklığı devletin bütün olanaklarını arkasına aldı ve her türlü hileye başvurmaktan geri durmadı. Ancak bütün hilelerine rağmen böyle bir sonucun ortaya çıkması aslında artık bu rejimin gidecek bir yerinin olmadığını göstermiştir. Türkiye halkları 31 Mart’ta tekçiliğe, inkara, zamlara, zulümlere dur demiştir. Yerel seçimde bizler gece gündüz demeden çalıştık. Bu seçimde otoriterleşmeye, faşist rejime, kayyımcı sisteme, yaşam alanlarını bize dar edenlere karşı büyük bir demokrasi mücadelesi vereceğiz demiştik.

Bu demokrasi mücadelesini değerli halklarımızla birlikte, partimizin bütün organlarıyla birlikte yürüttük. Bu başarıyı değerli halklarımıza borçluyuz. Her türlü baskıya rağmen ve her türlü hile ve zorbalığa rağmen sandıklarını asla terk etmeyen, gece gündüz çalışan, kayyım seçmenlere karşı nasıl mücadele vereceğimizi kapı kapı gezerek anlatan kadınlara, analarımıza, halklarımıza, parti emektarı arkadaşlarımıza buradan sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Bu başarı hepimizin başarısıdır. Bu başarı hepimize kutlu olsun.

Evet 31 Mart’ta dillerimiz farklı ama sözlerimiz aynıydı. Hukuksuzluklara, haksızlıklara, sefalete hep birlikte “yeter” dedik, “edî bes e” dedik ve bunun sonuçlarını hep beraber aldık. Uzun yıllardan beri toplum kutuplaştırılmış ve ayrıştırılmıştır. Ülkenin kaynakları ve zenginlikleri bir avuç yandaşa peşkeş çekilmiştir. 50 milyona yakın insan bu ülkede açlık ve yoksulluk sınırında yaşarken, AKP’ye yakın bir avuç kesime bu ülkenin bütün varlıkları ve kaynakları peşkeş çekilmiştir. İşte bu tabloya Türkiye halkları yanıt olarak “adalet” demiştir, “demokrasi ve özgürlük” demiştir. Türkiye halkları AKP-MHP kuşatmasını seçimlerde kırmıştır, iktidarın alanını daraltmıştır.

Özgürlük ittifakına bir kapı aralanmıştır. Türkiye halklarının verdiği her oy yoksulluk istemedikleri, ayrışma istemedikleri anlamını taşıyordu. Halklarımız iktidarın baskıcı ve otoriter siyasetine karşı demokratikleşmeyi savunmuştur, yoksulluk ve hayat pahalılığına karşı adil bir ekonomik bölüşümün kapılarının aralanmasını istemiştir. Bunun ürünüdür seçim sonuçları. Türkiye’de bütün siyasetçilere düşen en önemli görev de Türkiye halklarının verdiği bu mesajı doğru okumaktır. Bu, iktidar açısından da böyledir, muhalefet açısından da böyledir. Kürt halkı da seçimlerde verdiği mesajla, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesinin kapılarının aralanmasını istemiştir.

“31 Mart’ta DEM Parti’nin seçim stratejisi kazanmıştır”

Burada iktidar da muhalefet de bu mesajı en güçlü şekilde değerlendirmelidir. Kürt halkının taleplerine kulak verilmelidir. 31 Mart’ta ortaya çıkan harita; demokratik değişim ve dönüşüm talebinin haritasıdır, demokratik bir ülkeyi yaratabileceğimizin umutlarının haritasıdır, güçlü ve umutlu yarınların kurulabileceğinin haritasıdır, inancın haritasıdır. DEM Parti olarak seçim sonuçlarını böyle okuyoruz. 31 Mart’ta DEM Parti’nin seçim stratejisi kazanmıştır. Ortaya koyduğumuz hedefleri hatırlayacak olursak; kayyımları göndermek, az farkla kaybettiğimiz belediyeleri kazanmak, batıda da Türkiye halklarının kazanması ve tüm halkların temsiliyetinin yerel yönetimlerde sağlanması.

DEM Parti sadece kayyımları göndermedi, sadece kazandığımız belediyelere yenilerini eklemedik; aynı zamanda Türkiye siyasetinin ve Türkiye’de ortaya çıkan bu haritanın yönünü DEM Parti belirlemiştir. Bu seçim DEM Partinin başarısıdır, kent uzlaşısının her yerde başarıya ulaşmasıdır. Halklarımızın ayrışmaya, talana, kutuplaşmaya karşı kent uzlaşısında bir araya gelmesinin yansımasıdır bu seçimler. Ortak yaşam konusundaki ısrarımızın başarısıdır. Bir kez daha politik bilinç ve örgütlü tutumuyla sandıklara gidip farkını ortaya koyarak bu mücadeleye ve bu başarıya katkı veren seçmenlerimize, seferber olan analarımıza, halklarımıza buradan bir kez daha sonsuz teşekkürlerimizi sunuyor ve başarımızı daha da ilerletmenin sözünü veriyoruz.

“Görev ve sorumlulukların farkındayız”

Bu ülkede demokratik çözümü ancak ve ancak ortak mücadeleyle getirebiliriz. Hem 31 Mart’ta irademizi sandıklara yansıtırken hem de Van’da gasp edilmek istenen belediyemizi savunurken ortak mücadelenin önemine bir kez daha şahit olduk. Buradan özellikle 14’te 14 yapan ve sonrasında iradesine sahip çıkan halkımıza ve birlikte mücadele yürüttüğümüz bütün kurumlara, siyasi partilere sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Van büyük bir başarıydı, hepimize kutlu olsun. Bizler yeni dönemin üzerimize yüklediği görev ve sorumlulukların farkındayız. Bunların her zamankinden daha ağır olduğunun da farkındayız.

Biz bu başarıyla yetinecek değiliz. Bu başarıyı daha da ileriye taşıyacağız. Siyasetin tıkanmış damarlarını ve demokratik siyasetin kapanmış kapılarını açmak gibi bir görev ve sorumlulukla yolumuza devam edeceğiz. Demokratik mücadele ortaklığını hep birlikte kurmak, demokratik mücadele ittifakını hep birlikte genişletmek gibi bir görev ve sorumluluğumuzun olduğunun farkındayız. DEM Parti olarak, Türkiye’de demokratik bir cumhuriyeti inşa etmenin kapılarını aralamak üzere bütün demokrasi güçleriyle birlikte bu mücadeleyi daha da büyütmemiz gerektiğinin farkındayız.

Kent uzlaşısı derken, demokratik mücadele ittifakı derken hiçbir zaman sadece siyasi partileri kast etmedik. Türkiye’deki bütün toplumsal dinamiklerle, bütün siyasal öznelerle birlikte önümüzdeki en önemli görev ve sorumluluklarımızın demokratik mücadele ortaklığı olduğunun bilinciyle hareket ettik bugüne kadar. Şimdiden sonra da açılan bu kapılardan içeri girmek, Türkiye’yi demokrasi ile buluşturmak, demokratik bir cumhuriyeti inşa etmek için yolu tek tek o tuğlalardan örmek gibi bir görev ve sorumluluğumuz var. DEM Parti olarak, yerelden merkeze halklarımızla birlikte, bütün toplumsal ve siyasi dinamiklerle birlikte bu mücadeleyi yürütecek ve Türkiye’yi de demokrasi ile buluşturacağız.

Bizler bu seçim kampanyamızda 8 Mart’ta kadınlarla alanları doldurduk ve Newroz’da akın akın meydanlardaydık. Bu bir iradenin göstergesidir. 31 Mart’a bu irade yansımıştır. 31 Mart’ta Türkiye’de ortaya çıkan tabloya bu iradenin yansıdığını hep birlikte gördük. Şimdi aynı duyguyla, aynı ruhla ve aynı başarı inancıyla 1 Mayıs’ta alanları doldurma konusunda buradan hem çağrımızı hem de kararlılığımızı ifade ediyoruz. Türkiye’nin şu an en büyük sorunlarından biri artan hayat pahalılığı.

Emekliler aldıkları maaşla bir hafta dahi geçinemez hale geldi. 16 milyon emekli mağdur. 50 milyona yakın insan açlık ve yoksullukla karşı karşıya. O nedenle 1 Mayıs, bu ülkede açlıkla ve yoksullukla boğuşan işçilerin, emekçilerin ve bizlerin hep birlikte bir arada olacağımız gündür. Şimdiden bütün işçilerin, emekçilerin 1 Mayıs’ını kutluyorum. Alanlarda olacağız. Meydanlarda olacağız. İşçilerle ve emekçilerle el ele olacağız 1 Mayıs’ta. VİGO işçileri var aramızda, onlara hoş geldiniz diyorum. Getir’e bağlı şirketin 5 Nisan’da çalışanlarına sormadan saatli garanti çalışma ücretini kaldırarak paket başı ücret sistemine geçmesi üzerine VİGO kuryeleri İstanbul ve Kocaeli’de iş bırakma eylemlerine başladı.

Paket başı ölümdür diyor VİGO işçileri. Ekmeğimizin küçülmesine izin vermeyeceğiz diyor VİGO işçileri. Ekmeğimiz için, canımız için eylemdeyiz diyor VİGO işçileri. DEM Parti olarak, VİGO işçilerine bu kürsüden bir kez daha diyoruz ki sizlerleyiz, ekmek kavganızın yanındayız, dayanışma içinde olacağız. Sizler başarana dek sizlerle bu mücadeleyi hep birlikte yürüteceğiz. Direnişinizi buradan saygıyla selamlıyorum.

31 Mart Kürt halkının kayyıma karşı iradesinin yansıdığı gün olmuştur. Halk kazandı, kayyımcı zihniyet kaybetti. Bu süreci değerlendirirken şu bilgileri de paylaşmak isterim. AKP-MHP iktidarının kayyım seçmenle elimizden aldığı belediyelerin listesi ve oy oranları var burada. Birkaç örnek vereceğim. Batman Gercüş’te 295 kayyım seçmen var, biz burayı 54 oyla kaybettik. Şırnak Merkez’de 8287 kayyım seçmen var, biz burayı 2507 oyla burayı kaybettik. Ancak aslında biz kaybetmedik, Şırnak’ta da bu listedeki 10 merkezde de biz kazandık. Şırnak’a gittiğimiz zaman inanın Şırnak’ta şöyle bir duyguya kapıldım.

Şırnak adeta bir açık hava karakoluna dönüştürülmüş. Her yer asker kaynıyordu. Hiçbir zaman Şırnak’a ayak basmamış askerler de seçim günü gelip orada oy kullandılar. Şimdi durum buyken AKP seçimden zaferle çıktım diyebilir mi? Diyemez. Burada adeta bir hırsızlık yapmıştır. Bu, kayyım rejiminin başka bir versiyonudur. Buradan onurlu direniş sergileyen başta Şırnak halkı olmak üzere bütün bu merkezlerde en yüksek düzeyde mücadele yürüten halklarımıza ve arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Şırnak halkı başta olmak üzere bütün halklar kazanmıştır. AKP çaldığı belediyelerde asla muzaffer olamayacaktır. Bunun hesabını da sormaya devam edeceğiz.

“Çöktürme Planı 31 Mart seçimlerinde bir kez daha çökmüştür”

Kürt halkının barış taleplerine her zaman savaş ve ayrıştırıcı dille yanıt veren anlayışa ve Çöktürme Planına Kürt halkı bu seçimlerde demiş oldu ki bizler irademize ne olursa olsun sahip çıkacağız. Kayyımcı anlayışı asla kabul etmedik, etmeyeceğiz. Bu seçimlerde bunu bir kez daha gösterdik. Şu bilinsin ki AKP iktidarının, Saray rejiminin Kürt halkı üzerindeki Çöktürme Planı 31 Mart seçimlerinde bir kez daha çökmüştür. Saray rejiminin JİTEM ittifakı bir kez daha çökmüştür. 31 Mart seçimlerinden çıkan sonuçlara baktığımızda “Kürt sorununu çözemeyen çözülür” gerçeği bir kez daha karşımıza çıkmıştır.

Herkesi bu gerçeklikle yüzleşmeye davet ediyoruz. 21. yüzyılda bir halkın seçme ve seçilme hakkını elinden almak anlamına gelen kayyım rejimine karşı halk dedi ki biz kendi kendimizi yöneteceğiz, demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü yerel yönetim anlayışıyla belediyemizi bizler yöneteceğiz. Kendimizi de kentimizi de bizler yöneteceğiz diyen değerli halkımıza ne kadar teşekkür etsek azdır. Buradan onları ne kadar alkışlasak azdır. Bu iradeyi ortaya koyan Kürt halkına ve bütün seçmenlerimize bir kez daha teşekkürlerimizi sunuyorum.

Yarın Kobanî Kumpas Davasının karar duruşması gerçekleşecek. Ancak aldığımız duyumlara göre karar verilmeyecek ve ertelenme ihtimali var. Demokratik siyasetin tasfiyesini hedeflemiştir Kobanî Kumpas Davası. Demokratik mücadeleyi engellemek istemiştir Kobanî Kumpas Davası. Kobanî Kumpas Davasıyla bugün ortaya konulan senaryoya inanın ki o sözde yargıyı yürüten heyet de inanmıyor.

Yargılanan arkadaşlarımız için kimler gelip ifade vermeye kalkıştıysa o ifadeleri yalan olduğu için hepsi yüzlerine gözlerine bulaştırmıştır. Bir hukuk garabeti, bir hukuk cinayeti görmek istiyorsanız Kobanî Kumpas Davasının belgelerine bakın. Kobanî Kumpas Davası IŞİD zihniyetinin Sincan Adliyesindeki tezahürüdür. Bunu asla kabul etmiyoruz. Buradan yargıya çağrımızı yineliyoruz. Ey yargı; Saray’ın karşısında cübbeni iliklemekten vazgeç, bozulan adalet terazisini bir kez olsun düzeltme eğilimine gir.

Bir kez daha çağrımızı yineliyoruz. Arkadaşlarımız hakkında isnat edilmiş hiçbir suç yoktur. Arkadaşlarımız yarın tahliye edilmelidir. Arkadaşlarımızın verdiği mücadele bugün Ortadoğu halklarının kurtuluşuna hizmet eden mücadelenin ta kendisidir. Bugün Kobanî demek IŞİD’e karşı güçlü bir mücadele yürütmek demektir. Bugün IŞİD’in Rusya’da en son gerçekleştirdiği katliama, yeni yeni basına düşen ve Türkiye’de gerçekleştirmeyi hedeflediği kimi katliamlar dizisine, gerçekleştirdiği katliamlar dizisine dönüp baktığımızda partimizin IŞİD’e karşı demokratik mücadele konusunda ortaya koyduğu tavır takdire şayandır.

Bütün dünya halklarının takdir ettiğini Saray yargısı suç olarak görüyor. Bunu bizler asla kabul etmiyoruz. Yarın arkadaşlarımızın serbest kalması gerektiğinin altını çiziyoruz. Şu bilinsin ki Kobanî Kumpas Davasında yargılanan arkadaşlarımız, yıllardır devam eden bu hukuksuz davada en onurlu tavrı ortaya koymuşlardır. Her bir savunma bir hukuk, bir demokrasi dersi niteliğindedir. Buradan kendileriyle gurur duyduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz. Figen Yüksekdağ’a, Sabahat Tuncel’e, Gültan Kışanak’a, Ayla Akat’a, Nazmi Gür’e, Ali’ye, Bülent’e, Günay’a ve Selahattin Demirtaş’a buradan selam ve sevgilerimizi iletiyorum.

Ortadoğu kaynayan bir kazan olmaya devam ediyor. Ortadoğu’da sular son 200 yılda hiçbir zaman durulmadı, biliyoruz. Kızıldeniz’de başlayan bir gerilim, Doğu Akdeniz’de zaten devam eden bir gerilim vardı. Bununla birlikte İsrail’in Gazze’yi yeniden işgal etmesi ve en sonra İsrail ve İran arasında devam eden çatışmalar çok ciddi bir savaşın habercisi. Bu dönemde dünyanın içinden geçtiği ekonomik koşullar, küresel sermayenin yaşadığı krizler bunların yansımaları. Emperyalist güçlerin yeniden paylaşım savaşları.

Bütün bunların en çok zuhur ettiği bölge Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Kafkasya bölgesidir. Bu bölgede bizler baştan beri dedik ki savaşa asla prim verilmemeli. Baştan beri dedik ki bugün 3’üncü Dünya Savaşını andıracak bir savaşa girilmesi dünyanın ortadan kalkması anlamına gelecektir. Devletlerin birbirini nükleer silahla tehdit ettiği bir dönemden geçiyoruz. Çok ciddi bir süreçten geçiyoruz. Biz böylesi bir süreçte barış ve diyalog dışında sunulabilecek hiçbir reçete olmadığını düşünüyoruz. Bugün ulus devlet anlayışının kendi içinde yürüttüğü çatışmaların en ağır bedelini halklar ödemektedir.

“Gelin Kürt sorununu ve Filistin sorununu çözelim”

Bugün Ortadoğu’ya baktığımızda iki temel kanayan sorun vardır: Filistin sorunu ve Kürt sorunu. Filistin sorununun acil olarak çözüme kavuşması konusunda mesajlarımızı sürekli bu kürsülerden de verdik, meydanlardan da verdik. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözülmesi, dört parça Kürdistan’da bir statünün elde edilmesi konusunun Ortadoğu halklarını rahatlatabilecek, Ortadoğu barışına hizmet edecek bir konu olduğunu baştan beri sürekli ifade ettik.

Buradan bir kez daha belirtmek istiyoruz. Bu iki sorun, halkların kendi kaderini tayin etme hakkı çerçevesinde çözülmediği sürece küresel emperyalist güçlerin kanatmaya devam edeceği sorunlar olmaya devam edecektir. Buradan bütün bölge halklarına ve Türkiye halklarına sesleniyoruz. Gelin, Kürt sorununu ve Filistin sorununu çözelim. Özellikle bu kadar kaynayan bir bölgede, bu kadar çetrefilli bir siyasi süreçten geçilen bir dönemde Kürt sorununu çözmüş olan bir Türkiye’nin halklarının ve toplumunun çok daha güçlü ve dayanışmacı bir mesajı olabilir.

Bu kaos ve karmaşa içinde tek çözüm halkların birlikte kuracağı ittifaktır. Bölge açısından en önemli çözüm Türk-Kürt ittifakıdır, Kürt-Arap ittifakıdır. Gelin, bu halklar ittifakını hep birlikte güçlendirelim ve barışın sesini savaş çığırtkanlarına karşı daha da yükseltelim ki bu bölgeye barış ve huzur gelsin. Biz DEM Parti olarak Ortadoğu’nun büyük barışı için çalışmaya devam edeceğiz.

31 Mart’ta işimiz bitmedi, yeni başlıyoruz demiştik. Türkiye’den Ortadoğu’ya barış köprülerini hep beraber kuracağız. Yerelden başlayarak demokratik yaşamı hep birlikte inşa edeceğiz. Amed’den Ankara’ya, Ankara’dan Şam’a, Bağdat’a, Gazze’ye her yerde halkların birlikte yaşamını inşa edebilecek bir iradeye ve kabiliyete sahibiz. 31 Mart’ta seçilen belediye eş başkanlarımızla birlikte hizmet götürmediğimiz bir sokak dahi kalmayacak. Kentleri toplumla birlikte ortak akla dayanarak hep birlikte yöneteceğiz. Seçimleri DEM Partiden önce halklar kazanmıştır. Halkların bu kazanımlarını hem Türkiye’de hem bölgede büyük barış mücadelesine vesile yapmaya, büyük barış mücadelesini büyütmeye söz veriyoruz.

Toplum için yaşanabilir bir ülkenin, bir dünyanın inşası için siyaset yapıyoruz. Siyasetimizin değmediği, gönül birlikteliği kurmadığımız tek bir insanımız kalmayacak. Onlar savaş tamtamlarıyla gürültü çıkarmaya devam etsin; biz barış türküleriyle, halaylarla, horonlarla birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. Moralimiz yüksek, heyecanımız yüksek, inancımız yüksek. Yeni dönemde DEM Parti ile barışı, adaleti ve demokrasiyi getirme mücadelemiz daha da yükselecek. Her zamankinden daha çok çalışmaya, dayanışmaya ve emek vermeye ihtiyacımız var. Bu bilinçle yol alacağız. Tekrar başarımız kutlu olsun, yolumuz açık olsun.

Paylaşın

İsrail’i Vuran İran, Nükleer Tesislerini Güvenlik Gerekçesiyle Kapattı

İsrail, İran’a yönelik muhtemel bir saldırı için yürütülen hazırlıkların tamamladığını açıklarken, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK), İran’ın tüm nükleer tesislerini güvenlik gerekçesiyle kapattığını duyurdu.

İsrail geçmişte, kendine tehdit olarak algıladığı bölgedeki birçok nükleer tesise saldırılarda bulunmuştu. 1981’de, Irak’ta yapım aşamasındaki Osirak araştırma reaktörünü vuran İsrail, 2007 yılında Suriye’de bir nükleer reaktörüne hava saldırısında bulunduğunu 2018’de resmi ağızdan kabul etmişti.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK), İran’ın İsrail’e düzenlediği saldırının ardından, güvenlik gerekçesiyle ülkedeki tüm nükleer tesislerini kapattığını duyurdu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) toplantısı nedeniyle ABD’nin New York kentinde bulunan UAEK Başkanı Rafael Grossi, İran hükümetinin UAEK müfettişlerini Pazar günü, nükleer tesislerin tamamının kapatıldığı konusunda bilgilendirdiğini aktardı.

Kapatılan tesislerin Pazartesi gün içinde yeniden açılması bekleniyordu. Ancak Grossi, Atom Enerjisi Kurumu müfettişlerinin, durum tamamen “sakinleştikten” sonra Salı günü İran’a gönderilmesinin planlandığını bildirdi. Grossi ayrıca tüm taraflara “aşırı itidal” çağrısında bulundu.

İran, geçen Cumartesi gecesi tarihinde ilk defa kendi topraklarından İsrail’e doğrudan saldırıda bulunmuştu. İsrailli yetkililerin açıklamalarına göre, İran’ın İsrail’i hedef alarak gönderdiği insansız hava araçları (İHA), füzeler ve seyir füzelerinin çok büyük bir bölümü İsrail hava savunma sistemi tarafından etkisiz hale getirildi. Uluslararası toplumda, İran’ın gerçekleştirdiği bu saldırının Ortadoğu’daki çatışma ortamını daha da şiddetlendirmesinden endişeleniliyor.

İsrail geçmişte, kendine tehdit olarak algıladığı bölgedeki birçok nükleer tesise saldırılarda bulunmuştu. 1981’de, Irak’ta yapım aşamasındaki Osirak araştırma reaktörünü vuran İsrail, 2007 yılında Suriye’de bir nükleer reaktörüne hava saldırısında bulunduğunu 2018’de resmi ağızdan kabul etmişti.

Tahran İsrail’i, 2010 yılında iki İranlı nükleer fizikçiyi öldürmekle de suçluyor. İran, aynı yıl ülkede uranyum zenginleştirme için kullanılan santrifüjlere Stuxnet virüsü ile yapılan siber saldırının sorumlularının da İsrail ve ABD olduğunu öne sürüyor. İsrail İran’ı, atom bombası yapmaya çalışmak ile itham ederken, Tahran bunu reddediyor.

İran – İsrail gerilimi

İran ile İsrail arasındaki ilişkiler aslında 1979’daki İslami Devrim’e kadar barışçıldı. Bunun yanında Filistin’in bölünmesine yönelik planlara karşı çıkmasına rağmen, 1948’de kurulan İsrail Devleti’ni tanıyan ikinci İslami devleti, Mısır’dan sonra İran olmuştu.

O dönemde monarşiyle yönetilen ülkenin başında Pehlevi hanedanlığı vardı ve ülke, Orta Doğu’da ABD’nin en büyük müttefiklerinden biriydi. Bu nedenle İsrail Devleti’ni kuran ilk hükümet lideri David Ben-Gurion, yeni Yahudi devletinin Arap komşuları tarafından dışarı itilmemesini sağlamak amacıyla İran’ın dostluğunu kazanmaya çalıştı.

Ancak 1979’da Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin öncülüğündeki İslam Devrimi ile Şahlar tahttan indirildi; yeni yönetim, ABD ve müttefiki İsrail’in “emperyalizmini” reddeden, baskı altındaki toprakları savunma üzerine kurulu olduğunu söylediği bir kimlik inşa etmeye çalıştı.

Ayetullah Humeyni yönetiminde ülke, İsrail’le olan köprüleri yıktı ve İsrail vatandaşlarının pasaportlarını tanımamaya başladı. Tahran’daki İsrail Büyükelçiliği’ni ele geçirerek, kontrolünü bir Filistin devleti kurulması amacıyla İsrail hükümetine karşı mücadele veren Filistin Kurtuluş Örgütü’ne devretti.

Nitekim Humeyni Filistin davasını kendi davası olarak göstermeye başladı ve büyük çaplı Filistin destekçisi yürüyüşler Tahran’da yaygınlaştı. Öte yandan bu dönemde İsrail’de İran’a yönelik düşmanlık 1990’lı yıllara kadar baş göstermedi çünkü Irak’taki Saddam Hüseyin’in varlığı, o dönemde daha büyük bir bölgesel tehdit olarak görülüyordu.

1980-1988 yılları arasında ABD’nin İran’ın komşusu Irak’a yönelik savaşta kullanılan silahları gizli bir şekilde İran’a yönlendirdiği ortaya çıktı ve bu skandalla bağdaştırılan “İran-Kontra” isimli yapılanmada İsrail hükümeti bir aracıydı. Zaman içinde İsrail ve İran arasındaki sözlü rekabet açık bir düşmanlığa dönüştü.

Paylaşın

Şimşek’ten ‘Erdoğan’ Açıklaması: Yalan Haberlerle…

Erdoğan ile aralarındaki ilişkinin kopma derecesine geldiği iddialarına cevap veren Mehmet Şimşek, “Bir süredir yalan haberlerle kasıtlı bir şekilde gündem oluşturulmaya çalışılıyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bizim derdimiz memlekete hizmet, gündemimiz yoğun. Bu zor coğrafyada ülkemizin sorunlarını çözmek, potansiyelini ve performansını artırmak için yapacak çok işimiz var. Enflasyonu düşürmek, cari açığı azaltmak, bütçe disiplini tesis etmek ve yapısal sorunları çözmek konusunda kararlıyız.”

Şimşek, açıklamasının devamında “Cumhurbaşkanımızın başından beri tam destek verdiği programımızı daha da güçlendireceğiz. Programımız hedeflerine ulaştığında, vatandaşlarımızın refahı da kalıcı olarak artacaktır” ifadelerini kullandı.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından hakkında çıkan iddialara yanıt verdi. Şimşek’in yalan haberlere karşı uyarıda bulunduğu açıklaması şu şekilde:

Bir süredir yalan haberlerle kasıtlı bir şekilde gündem oluşturulmaya çalışılıyor. Bizim derdimiz memlekete hizmet, gündemimiz yoğun. Bu zor coğrafyada ülkemizin sorunlarını çözmek, potansiyelini ve performansını artırmak için yapacak çok işimiz var.

Enflasyonu düşürmek, cari açığı azaltmak, bütçe disiplini tesis etmek ve yapısal sorunları çözmek konusunda kararlıyız. Cumhurbaşkanımızın başından beri tam destek verdiği programımızı daha da güçlendireceğiz.

Programımız hedeflerine ulaştığında, vatandaşlarımızın refahı da kalıcı olarak artacaktır. Vatandaşlarımızdan istirhamım; üretilen dedikodulara itibar etmeyiniz ve politikalarımız ile ilgili bizden duymadığınız hiçbir haber veya söylentiye lütfen inanmayınız.”

Öte yandan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek arasında kriz ortaya çıktığı iddiasının doğru olmadığını bildirdi.

DMM’den yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi: “Bazı basın yayın organlarında yer alan, ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Bakan Şimşek arasında kriz ortaya çıktı ve kriz küresel sistemin devreye girmesiyle çözüldü’ iddiası doğru değildir.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek arasında iddia edildiği gibi herhangi bir gerginlik yaşanmamıştır. Ülkemiz ekonomisinde yol haritasını belirleyen Orta Vadeli Program ve 12’nci Kalkınma Planı, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kararlılıkla sürdürülmeye devam edecektir.”

Paylaşın

İsrail – İran Gerilimi: İsrail’den Karşılık Verme Kararı

İsrail, İran’a yönelik muhtemel bir saldırı için yürütülen hazırlıkların tamamladığını açıklarken, İran ise, İsrail’in muhtemel saldırısına saniyeler içinde karşılık vereceğini duyurdu.

Haber Merkezi / İsrail devlet televizyonu KAN, İsrail’in İran’a, bölgeyi kapsamlı bir savaşa sürüklemeyeceği, İran’ın cevap veremeyeceği sınırlı bir saldırı planladığını duyurdu.

İran ile gerginliğini tırmandırılmasıyla Gazze’nin ikincil duruma düşmesinin istenmediğine dikkat çekilen yayında, İsrailli yetkililerin İran’ın ilk kez kendi topraklarından doğrudan bir saldırı gerçekleştirildiği için kırmızı çizginin aşıldığını ve buna karşılık vermenin zorunlu olduğu görüşünü taşıdığı belirtildi.

İsrail Hava Kuvvetlerinin İran’a yönelik olası bir saldırı için yürüttüğü hazırlıkları tamamladığına işaret edilen yayında, saldırının ne şekilde olacağına dair bilgi verilmezken, İran’da suikast operasyonları ya da geniş çaplı bir elektronik saldırının da uzak görülmediği ifade edildi.

Yayında bilgisine başvurulan bir İsrailli yetkili, ülkesinin İran’a yönelik planlanan bir saldırı öncesinde Amerika Birleşik Devletleri’ne bildirimde bulunmak konusunda Washington’a söz verdiğinin altını çizdi.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Ali Bakıri, İsrail’in İran’ın Şam’daki konsolosluğuna saldırarak “stratejik hata” yaptığını ifade etti.

İran’ın bu sayede meşru müdafaa çerçevesinde askeri ve savunma kapasitesini ortaya koyduğunu söyleyen Bakıri, “Siyonist rejimin, başka bir hata yapması durumunda 12 gününün kalmayacağını ve cevabın günler veya saatler değil saniyeler içinde verileceğini bilmesi gerekiyor” dedi.

İran’ın her türlü ihtimale hazır olduğunu belirten Bakıri, “Siyonistler ikinci hatayı yapmamalı çünkü İran’ın tepkisi daha sert, daha güçlü ve daha hızlı olacaktır” dedi.

İran – İsrail gerilimi

İran ile İsrail arasındaki ilişkiler aslında 1979’daki İslami Devrim’e kadar barışçıldı. Bunun yanında Filistin’in bölünmesine yönelik planlara karşı çıkmasına rağmen, 1948’de kurulan İsrail Devleti’ni tanıyan ikinci İslami devleti, Mısır’dan sonra İran olmuştu.

O dönemde monarşiyle yönetilen ülkenin başında Pehlevi hanedanlığı vardı ve ülke, Orta Doğu’da ABD’nin en büyük müttefiklerinden biriydi. Bu nedenle İsrail Devleti’ni kuran ilk hükümet lideri David Ben-Gurion, yeni Yahudi devletinin Arap komşuları tarafından dışarı itilmemesini sağlamak amacıyla İran’ın dostluğunu kazanmaya çalıştı.

Ancak 1979’da Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin öncülüğündeki İslam Devrimi ile Şahlar tahttan indirildi; yeni yönetim, ABD ve müttefiki İsrail’in “emperyalizmini” reddeden, baskı altındaki toprakları savunma üzerine kurulu olduğunu söylediği bir kimlik inşa etmeye çalıştı.

Ayetullah Humeyni yönetiminde ülke, İsrail’le olan köprüleri yıktı ve İsrail vatandaşlarının pasaportlarını tanımamaya başladı. Tahran’daki İsrail Büyükelçiliği’ni ele geçirerek, kontrolünü bir Filistin devleti kurulması amacıyla İsrail hükümetine karşı mücadele veren Filistin Kurtuluş Örgütü’ne devretti.

Nitekim Humeyni Filistin davasını kendi davası olarak göstermeye başladı ve büyük çaplı Filistin destekçisi yürüyüşler Tahran’da yaygınlaştı. Öte yandan bu dönemde İsrail’de İran’a yönelik düşmanlık 1990’lı yıllara kadar baş göstermedi çünkü Irak’taki Saddam Hüseyin’in varlığı, o dönemde daha büyük bir bölgesel tehdit olarak görülüyordu.

1980-1988 yılları arasında ABD’nin İran’ın komşusu Irak’a yönelik savaşta kullanılan silahları gizli bir şekilde İran’a yönlendirdiği ortaya çıktı ve bu skandalla bağdaştırılan “İran-Kontra” isimli yapılanmada İsrail hükümeti bir aracıydı. Zaman içinde İsrail ve İran arasındaki sözlü rekabet açık bir düşmanlığa dönüştü.

Paylaşın

İYİ Parti’de Genel Başkanlık Yarışında Gözler Delegelere Çevrildi

İYİ Parti’deki genel başkanlık yarışındaki isimlerden kimlerin resmen aday olacağı konusunda artık gözler delegelere çevrildi. İYİ Parti Tüzüğü’nün 42’nci maddesi uyarınca genel başkan seçimi için, “Her parti üyesi, Kurultay delegelerinin tam sayısının yirmide birinin yazılı teklifi ile genel başkanlığa aday olabilir” şartı mevcut.

Son olarak geçtiğimiz yıl 24 Haziran’daki İYİ Parti 3. Olağan Kurultayı’nda delege sayısı 1381 olarak açıklanmıştı. Şimdi kurultay delegesi sayısı, kurucular, Genel İdare Kurulu (GİK) üyeleri ile milletvekilleri gibi doğal delegeler dışında il ve ilçe teşkilatlarına bağlı olarak kesinleşecek.

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu’nun haberine göre; İYİ Parti’de genel başkan adayı Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu, AK Parti iktidarına karşı tutumunu vurgulayarak, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin partisine yönelik sözlerine “İYİ Parti’ye hiç kimse istikamet çizemez” yanıtını verdi.

14 Mayıs 2023’teki genel seçimlerin sonucunda TBMM’de beşinci siyasi parti konumuna ulaşan İYİ Parti, Meral Akşener liderliğinde izlediği “hür ve müstakil siyaset” iddiasıyla muhalefet cephesinde ittifaksız girdiği 31 Mart’taki yerel seçimler sonucunda oy kaybına uğradı.

CHP’yle birlikte 31 Mart 2019’daki yerel seçimler öncesinde kurduğu Millet İttifakı işbirliğini yeniden kurmayı kabul etmeyen Akşener ise, 1 Nisan günkü açıklamasıyla İYİ Parti’de seçimli olağanüstü kurultay yapılacağını açıkladı. Ardından Akşener, Ekim 2017’den bugüne kurultay süreçlerinde de tek aday olduğu genel başkanlık için yeniden aday olmayacağını paylaşarak, 28 Nisan’da kurultay yapılacağını ilan etti.

Liderlik yarışındaki adaylardan birisi olan Dervişoğlu, Pazartesi günü beraberinde İYİ Parti’nin Meral Akşener’e yakınlığıyla tanınmış bazı kurucuları, milletvekilleri ve Genel İdare Kurulu (GİK) üyeleriyle kameralar karşısına geçti. Beraberindeki isimlerle parti üst yönetiminde güçlü desteği olduğu mesajını vurgulayan Dervişoğlu, Akşener’in destek verdiği aday olduğu iddiasıyla ilgili soru üzerine, “İYİ Parti’nin kuruluş harcındaki en fazla emek Sayın Akşener’indir. Onun o harcı, teriyle suladığına da şahidiz. Sayın genel başkanımızın gönlü benden yanaysa bundan gurur ve onur duyarım” yanıtını verdi.

İYİ Parti’deki genel başkanlık yarışındaki isimlerden kimlerin resmen aday olacağı konusunda artık gözler delegelere çevrildi. İYİ Parti Tüzüğü’nün 42’nci maddesi uyarınca genel başkan seçimi için, “Her parti üyesi, Kurultay delegelerinin tam sayısının yirmide birinin yazılı teklifi ile genel başkanlığa aday olabilir” şartı mevcut. Son olarak geçtiğimiz yıl 24 Haziran’daki İYİ Parti 3. Olağan Kurultayı’nda delege sayısı 1381 olarak açıklanmıştı. Şimdi kurultay delegesi sayısı, kurucular, GİK üyeleri ile milletvekilleri gibi doğal delegeler dışında il ve ilçe teşkilatlarına bağlı olarak kesinleşecek.

Ayrıca İYİ Parti Tüzüğü’nün 37’nci maddesi uyarınca Akşener’in seçimli olağanüstü kurultay yapılması için tek imzalı yetkisi mevcut. Dolayısıyla kurultayla ilgili erteleme olacağı ya da yapılamayacağı yönündeki iddialar partide “dayanaksız” olarak değerlendirildi.

İYİ Parti’deki genel başkanlık yarışı, kuruluş sürecinde MHP’den ayrılan kadrodaki, ülkü ocakları kökenli isimlerden birisi olan Dervişoğlu’nun yanısıra rakipleri Koray Aydın ve Mehmet Tolga Akalın da benzer özgeçmişlere sahip isimler olması nedeniyle dikkat çekici. İYİ Parti’nin kurucu teşkilatlanmasını yürüten şimdiki grup başkanı ve MHP’nin geçmişteki genel sekreteri Koray Aydın ile göç ve milli güvenlik politikaları gibi alanlarda genel başkan yardımcısı Mehmet Tolga Akalın da ülkücü kimliğiyle tanınmış siyasi aktörler.

Müsavat Dervişoğlu, kameralar karşısında verdiği görüntü itibariyle parti içinde doğal delegeler ve Akşener’in desteği nedeniyle “en güçlü aday” olarak yorumlanıyor.

Koray Aydın ise, yazılı açıklamasıyla adaylığını duyurdu. Aydın il, ilçe teşkilatlarıyla temaslar kurarak genel başkanlığı için gerekli delege desteğini sağlama çalışmasını yürütüyor. Koray Aydın’ın, geçmişteki ülkü ocağı başkanlığı ve sert milliyetçi kimliğiyle teşkilat desteğine sahip olduğu öne sürülmekle birlikte Akşener’in teşkilatta etkili olduğu dile getiriliyor.

Mehmet Tolga Akalın ise, 10 Nisan’da kameralar karşısına yalnız geçerek adaylığını ilan ettikten sonra 68 yaşındaki Aydın ve 64 yaşındaki Dervişoğlu’na kıyasla gençliğini vurguluyor. Milliyetçi çizgide, Atatürk ilkelerine dayalı olarak İYİ Parti’yi yöneteceğini anlatan Akalın, MHP’yi Erdoğan’a kaptırdıklarını söyleyerek, İYİ Parti’nin kesinlikle muhalefet çizgisinde kalacağı iddiasında.

Yarıştaki tek kadın aday Avukat Günay Kodaz ise, İYİ Parti’nin kurucularından birisi. Kodaz, Meral Akşener’in parti kuruluşunda yola çıktığı liderlik özelliklerini artık korumadığı iddiasıyla partisinden ihraç edilmesi talebiyle karşı karşıya kalmıştı ancak şimdi genel başkan adaylığı için delegelerden destek arayışında. Kodaz, son olarak Akşener’in kendisini X platformunda engellediğini açıkladı.

Meral Akşener’in, Koray Aydın ile Tolga Akalın’ın adaylıklarına tepkili olduğu ve onları da sosyal medyada engellediği aktarıldı.

“Tek adam rejimine karşıyız, uydu değiliz”

İYİ Parti’de kurultay için geri sayım sürecinde en dikkat çekici açıklama ise, MHP Lideri Devlet Bahçeli tarafından yapıldı. Bahçeli, “Önümüzdeki siyasi istikrarı, siyasi partilerdeki istikrarla ilişkilendirerek Sayın Meral Akşener’in ayrışma kararından vazgeçerek partinin başında, devamında onunla beraber aday olmak isteyen insanların etrafında kenetlenerek Türkiye’nin etrafında kenetlenmesi gerektiğini düşünmekteyim” demişti.

Oysa Bahçeli’nin, Millet İttifakı’ndan ayrılmadan önce İYİ Parti’den söz ederken “İP” diyerek MHP’den ayrılanları ihanetle suçladığı belirtiliyordu.

Bahçeli’nin yorumunu siyasi etik ve nezakete aykırı olarak değerlendirdiğini açıklayan Dervişoğlu, “İYİ Parti’ye hiç kimse istikamet çizemez. Siyasi ikbalini partimizin dışındaki siyaset merkezlerinden gelecek kuvvetlere bağlayanlar iyi bilsinler ki bu çatı altında İYİ Parti’nin kendi iradesinin üzerinde bir irade yoktur. Partimizi o ya da bu siyasi partinin uydusu haline getirmeye çalışanlara karşı en doğru cevabı partinin kendisi verecektir. Birbirimizle hesaplaşmak yerine ülke ve partimize yön verecek bakış açılarını geliştirmeliyiz. Bu kurultay yeni yaraların açılması için değil, mevcut yaraları birbirimize sarılarak ve kucaklaşarak saracağız” ifadesini kullandı.

MHP’yle birlikte Cumhur İttifakı’nı yürüten AK Parti’yle ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la ilişkiler içinse Dervişoğlu, “Türkiye Cumhuriyeti bir kişinin aklına ve heveslerine asla emanet edilemez. Bir milletin kaderi bir faninin şahsi ihtiraslarına kurban edilemez. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi atılması gereken bir yük, sona ermesi gereken bir kabus haline gelmiştir. AK Parti hükümetleri refah ve zenginliği üretip hakla paylaştırmak yerine yoksulluğu ve fukaralığı yönetmektedir” dedi.

Bu noktada TBMM’de olası anayasa değişikliği teklifi gündemi içinse Dervişoğlu, “İYİ Parti olarak tek adam rejimini tahkim edecek hiçbir düzenlemeye izin vermeyeceğiz” yanıtını verdi.

İYİ Parti açısından üye ve seçmen desteği nasıl azaldı?

İYİ Parti, 14 Mayıs 2023’te parlamento seçimlerinde, 5 milyon 275 bin 981 seçmen desteğiyle yüzde 9,69 oy oranıyla 43 milletvekili çıkardı. Ancak Millet İttifakı gerekçesiyle İstanbul Milletvekili Ahmet Ersagun Yücel, CHP listesinden seçilerek TBMM’ye girdi. Dolayısıyla seçim sonucunda İYİ Parti’nin TBMM’deki sandalye sayısı 44 olarak ortaya çıktı.

İYİ Parti, Meclis’teki sandalye sayısını ise kısa sürede istifalarla kaybetmeye başladı. Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu AK Parti’ye geçti, bazı isimler ise bağımsız kalmayı tercih etti. Böylece İYİ Parti’nin TBMM’deki sandalye sayısı 38’e düştü. İYİ Parti’nin, 31 Mart’taki yerel seçimlerde henüz kesinleşmeyen sonuçlar itibariyle oyu 1 milyon 735 bin 924 ile oy oranı yüzde 3,37’ye geriledi.

Bu arada Akşener’in, Millet İttifakı kapsamında 3 Mart 2023’te cumhurbaşkanı adaylığında Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklemekten vazgeçmesi ancak 6 Mart 2023’te yeniden Altılı Masa toplantısına katılmasıyla birlikte İYİ Parti’nin üye kaybı da sürdü. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın verilerine göre; İYİ Parti’nin 3 Mart 2023’teki üye sayısı 617 bin 513’ken, istifalarla birlikte bugün itibariyle 508 bin 578’e düşmüş görünüyor.

Paylaşın

Açlık Sınırı 16 Bin, Yoksulluk Sınırı 57 Bin Lirayı Aştı

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı yani açlık sınırı 16 bin 646 lira, açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan yani yoksulluk sınırı 57 bin 578 liraya yükseldi.

Haber Merkezi / Tek başına yaşayan bir kişinin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için yapması gereken mutfak harcamaları ile yaşamını idame ettirmek için yapması gereken barınma, ulaşım, eğitim, sağlık vb. harcamalarının toplam tutarı ise en az 26 bin 517 liraya çıktı.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi (BİSAM), Mart 2024 Açlık ve Yoksulluk Sınırı Raporu’nu yayımladı. Rapora göre sağlıklı ve dengeli beslenmenin maliyeti günlük 550 lirayı, dört kişilik bir aile için açlık sınırı 16 bin lirayı, yoksulluk sınırı 57 bin lirayı, tek başına yaşayan bir kişi için ise yoksulluk sınırı 25 bin lirayı geçti.

BİSAM, dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı Mart 2024 için 16 bin 646 lira olduğunu ve hesaplamanın TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) harcama gruplarına göre endeks rakamları, 2003 yıllı madde fiyatları ile İstanbul Halk Ekmek, zincir market cari ay internet fiyatları ve BİSAM Beslenme Kalıbı üzerinden yapıldığını açıkladı.

Bu harcama tutarı sadece gıda için yapılması gereken minimum tutar olduğunu, açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan hesaplama sonuçlarına göre ise yoksulluk sınırının 57 bin 578 lira olarak gerçekleştiğini duyurdu.

BİSAM’ın raporundan öne çıkanlar şu şekilde: Sağlıklı beslenmek için her aile ferdinin alması gereken kalori miktarı farklılık göstermektedir. Yetişkin bir erkeğin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için tüketmesi gereken gıdaların aylık karşılığı 2.066 liradır. Bu değer yetişkin bir kadın için 1.953, 15-18 yaş bir genç için 2.129, 4-6 yaş arası bir çocuk için 1.405 liradır.

Sağlıklı bir biçimde beslenmenin toplam aile bütçesine maliyeti ise 16 bin 646 lira olarak tespit edilmiştir. Bu tutar söz konusu ailenin sadece gıda için yapması gereken zorunlu harcama tutardır. Eğitim, sağlık, barınma, eğlence, ısınma, ulaşım gibi giderler ile birlikte bir ailenin yapması gereken harcama tutarı 57 bin 578 liraya ulaşmaktadır.

Tek başına yaşayan bir kişinin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için yapması gereken mutfak harcamaları ile yaşamını idame ettirmek için yapması gereken barınma, ulaşım, eğitim, sağlık vb. harcamalarının toplam tutarı ise en az 26.517 lira olmalıdır. Buna göre tek başına yaşayan bir kişi için yoksulluk sınırı 26.517 lira olarak tespit edilmiştir.

Günlük harcama gereksinimi 555 lira

Günlük harcamalarda Mart 2024’de en yüksek maliyet grubunu süt ve süt ürünleri grubu 172.09 liralık harcama gereksinimi ile oluşturmaktadır. Et, tavuk ve balık grubu için yapılması gereken minimum harcama tutarı ise 124.81 liradır. Sebze ve meyve için yapılması gereken günlük harcama tutarı ise 125.59 liraya ulaştı.

Ekmek için yapılması gereken harcama tutarı günlük 33.38 liradır. Katı yağ ve sıvı yağ ise 31.16 liralık masraf yapılması gereken ürün grubudur. Yumurta için 9.6, şeker, bal, reçel ve pekmez için ise 13.46 lira harcama yapılması gerekmektedir.

Daha dar bir gruplandırmaya göre harcamalarda süt ve süt ürünlerinin payı yüzde 31 ile en yüksek paya sahiptir. Et, yumurta ve kurubaklagil grubunun payı yüzde 28.8 ile ikinci sıradadır. Sebze ve meyvenin harcamalar içindeki payı yüzde 22.6’dır. Ekmek, makarna vb. için ise pay yüzde 8.5’dir. Diğer gıda harcamalarının toplam içindeki payı ise yüzde 8’dir.

Her bir aile ferdinin sağlıklı beslenmesi için gereksinim duyduğu gıda grubu ve alması gereken kalori miktarı farklılık göstermektedir. Örneğin tüketilmesi gereken ekmek miktarı kadın ve erkek açısından anlamlı düzeyde farklıdır. Süt ve süt ürünleri tüketiminde 10-18 yaş arasındaki bir gencin harcama gereksinimi, yetişkin erkek ve kadından fazlayken, yumurta 4-6 yaş grubu için daha önemlidir.

Günlük 555 liralık harcama içinde en maliyetli tüketim kalemi yaklaşık 48.07 lira ile 10-18 yaş arası bir gencin tüketmesi gereken süt ve süt ürünleri miktarıdır. 4-6 yaş arası bir çocuğun tüketmesi gereken yumurta miktarı yetişkinlerden fazladır.

Paylaşın

Türkiye’nin ‘Yeşil’ Karnesi İyi Değil: 76 Ülke İçinde 63. Sırada

Yeşil Gelecek Endeksi 2023 raporunda Türkiye 76 ülke içinde 63 ile son sıralarda yer aldı. Endeks, 76 ülkenin ekonomilerinin yenilenebilir enerji, inovasyon ve yeşil politikalara yatırım yoluyla temiz enerji, sanayi, tarım ve topluma yönelme derecesini ölçüyor.

Türkiye’den 3 il Avrupa’nın havası en kirli 15 şehri listesinde yer aldı. Avrupa’nın en kirli şehirleri listesinde PM2.5 oranı 36 ile Çorum 7’inci, 34.2 ile Erzurum 10’uncu ve 33.3 ile Düzce 11’inci olarak rapor edildi.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre; Maden ocağı faciası, zeytin ağaçlarını korumak isteyen kadınların mücadelesi ya da bakir koylara otel inşaatları gibi sık sık çevre olaylarıyla gündeme gelen Türkiye’nin, uluslararası göstergelere göre ‘yeşil’ karnesi iyi değil.

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) Technology Review tarafından yayımlanan Yeşil Gelecek Endeksi 2023 raporunda Türkiye 76 ülke içinde 63 ile son sıralarda yer aldı.

Endeks, 76 ülkenin ekonomilerinin yenilenebilir enerji, inovasyon ve yeşil politikalara yatırım yoluyla temiz enerji, sanayi, tarım ve topluma yönelme derecesini ölçüyor.

Endek şu 5 kategoriye göre değerlendirme yapıyor.

Karbon salınımı,
İklim politikası,
Enerji geçişi,
Temiz inovasyon,
Yeşil toplum.

Buna göre 2023 yılında Türkiye’nin genel puanı 3,83. Türkiye bu skorla 76 ülke içinde 63. sırada kendine yer bulabildi.

İzlanda, Finlandiya, Norveç, İsveç ve Danimarka bu alanda da ilk beş sırada.

Bu ülkelerin ardından Hollanda ve İngiltere geliyor. Son üç sırada ise İran, Cezayir ve Zambiya bulunuyor.

76 ülkeden oluşan sıralamaya bakıldığında Türkiye’nin birçok Afrika ve Asya ülkesinden kötü durumda olduğu ortaya çıkıyor. Nijerya, Etiyopya, Angola, Mısır ve Dominik Cumhuriyeti Türkiye’den daha yüksek puana sahip.

Türkiye’nin beş ana kategorideki sıralaması ise şöyle:

Karbon salınımı: 73
İklim politikası: 69
Enerji geçişi: 12
Temiz inovasyon: 23
Yeşil toplum:43

Türkiye, enerji geçisi kategorisinde diğer alanlara daha iyi durumda; bu göstergede 76 ülke içinde 12. sırada bulunuyor.

Temiz Hava Görev Gücü Afrika Enerji ve İklim İnovasyonu Programı Direktörü Lily Odarno, “Güvenilir ve uygun maliyetli modern enerji hizmetlerine erişimi arttırma ihtiyacı ile küresel enerji sistemini karbonsuzlaştırma ihtiyacını dengelemek zorundayız.” yorumunda bulundu.

Asya Kalkınma Bankası’ndan İklim Değişikliği ve Afet Risk Yönetimi Şefi Noelle O’Brien da özellikle Hindistan ve Endonezya gibi büyük nüfusların geçim kaynaklarının kömür madenciliğine bağlı olduğu ülkelerde, enerji dönüşümünü kömür santrallerinin kapatılmasından etkilenen toplulukların ekonomik kalkınmasıyla ilişkilendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Öte yandan, İsveç merkezli IQAir grubunun hazırladığı 2020 Dünya Hava Kalitesi raporunda, 106 ülkede geçen yıl boyunca yapılan ölçümler analiz edildi. Buna göre Türkiye’den 3 il Avrupa’nın havası en kirli 15 şehri listesinde yer aldı.

Avrupa’nın en kirli şehirleri listesinde PM2.5 oranı 36 ile Çorum 7’inci, 34.2 ile Erzurum 10’uncu ve 33.3 ile Düzce 11’inci olarak rapor edildi. Ankara ise 92 başkentin olduğu listede 18.5 PM2.5 oranı ile 41’inci sırada yer aldı.

Paylaşın

DİSK-AR Duyurdu: İşsiz Sayısı 9 Milyon 634 Bin

DİSK-AR tarafından TÜİK verilerinden yararlanarak yapılan hesaplamaya göre, mevsim etkisinden arındırılmış geniş tanımlı işsiz sayısı Şubat 2024’te 9 milyon 634 bin kişi olarak gerçekleşti.

Haber Merkezi / TÜİK’e göre pandemi öncesinde, 2020 Şubat’ta yüzde 12,6 olan dar tanımlı işsizlik Şubat 2024’te yüzde 8,7 olarak gerçekleşti. Ancak aynı dönemde geniş tanımlı işsizlik yüzde 20,6’dan yüzde 24,5’e yükseldi. Son 1 yılda geniş tanımlı işsiz sayısı 811 bin artarak 8,8 milyondan 9,6 milyona yükseldi. Kovid-19 salgını sonrası geniş tanımlı işsizlik oranı 3,9 puan, geniş tanımlı işsiz sayısı ise 2 milyon 553 bin kişi arttı.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR), Nisan 2024 İşsizlik ve İstihdamın Görünümü Raporu’nu yayınladı. Rapordan öne çıkan bölümler şöyle:

TÜİK’in Şubat 2024 Hanehalkı İşgücü Araştırması (HİA)sonuçları 15 Nisan 2024’te yayımlandı. Mevsim etkisinden arındırılmış dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 8,7 mevsim etkisinden arındırılmış geniş tanımlı işsizlik oranı (âtıl işgücü) ise yüzde 24,5 seviyesinde gerçekleşti. TÜİK’e göre Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde dar tanımlı işsiz sayısı (mevsim etkisinden arındırılmış) 2024 Şubat ayında 3 milyon 78 bin oldu.

DİSK-AR tarafından TÜİK verilerinden yararlanarak yapılan hesaplamaya göre mevsim etkisinden arındırılmış geniş tanımlı işsiz sayısı ise Şubat 2024’te 9 milyon 634 bin kişi olarak gerçekleşti. TÜİK’e göre pandemi öncesinde, 2020 Şubat’ta yüzde 12,6 olan dar tanımlı işsizlik Şubat 2024’te yüzde 8,7 olarak gerçekleşti.

Ancak aynı dönemde geniş tanımlı işsizlik oranı ise yüzde 20,6’dan yüzde 24,5’e yükseldi. Son 1 yılda geniş tanımlı işsiz sayısı 811 bin artarak 8,8 milyondan 9,6 milyona yükseldi. Covid-19 salgını sonrası geniş tanımlı işsizlik oranı 3,9 puan, geniş tanımlı işsiz sayısı ise 2 milyon 553 bin kişi arttı.

TÜİK tarafından yayımlanan HİA verilerine göre Şubat 2024’te geniş tanımlı işsizlikte (âtıl işgücü) artış devam etti. Geniş tanımlı işsiz sayısı son bir yılda 811 bin, son 10 yılda (2014-2024 arası) ise 4 milyon 80 bin kişi arttı. Böylece son 10 yılda geniş tanımlı işsiz sayısı 1,7 katına çıktı. Şubat 2014’te 5,6 milyon olan geniş tanımlı işsiz sayısı Şubat 2023’te 8,8 milyon ve Şubat 2024’te ise 9,6 milyon olarak gerçekleşti.

Geniş tanımlı işsiz sayısındaki artışın sebebi zamana bağlı eksik istihdam ve ümitsizişsizler ile iş aramayıp çalışmaya hazır olanları, iş arayan ancak hemen çalışmaya başlayamayacak olanları kapsayan potansiyel işgücü sayısındaki artıştır. Atıl işgücündeki yükselişin temel sebebi ise zamana bağlı eksik istihdam edilenlerin sayısında ciddi artıştır.

Potansiyel işgücü sayısı son bir yılda 580 bin kişi artarak 3,3 milyondan 3,8 milyona yükseldi. Potansiyel işgücündeki artış on yıllık dönemde yaklaşık 1 milyon 657 bin kişi oldu. Zamana bağlı eksik istihdam kapsamındaki artış ise çok daha çarpıcı oldu. Haftalık 45 saatten daha az çalışan ve imkanı olması durumunda daha çok çalışmayı isteyenleri kapsayan zamana bağlı eksik istihdam edilenlerin sayısı son bir yılda 2,1 milyondan 2,7 milyona yükselerek 611 bin kişi arttı.

Zamana bağlı eksik istihdam edilenlerin sayısı son on yılda ise 2 milyon 21 bin kişi arttı. Zamana bağlı eksik istihdamdaki bu artışın sebebi yüksek enflasyon ile geçim zorluğu yaşayanların çalışma süresini artırarak daha fazla ücret elde etmek istemeleri olabilir.

TÜİK’e göre dar tanımlı işsizlik düşerken öte tandan birçok işsizlik türü yükselmeye devam ediyor. Şubat 2024 döneminde mevsim etkisinden arındırılmış (MEA) dar tanımlı işsizlik (işsizlik 1) yüzde 8,7 olarak açıklanırken zamana bağlı eksik istihdam ile işsizlerin bütünleşik oranı (işsizlik 2) yüzde 16,3; işsiz ve potansiyel işgücünün bütünleşik oranı (işsizlik 3) yüzde 17,6 ve âtıl işgücü oranı (işsizlik 4, geniş tanımlı işsizlik) ise yüzde 24,5 olarak açıklandı.

Kadın işsizliği önemli toplumsal cinsiyet eşitsizliği göstergesi olmaya devam ediyor. Kadınların istihdama erişimi önemli kısıtlılıklar içeriyor. Türkiye’de bir yandan kadınların istihdama katılma oranları erkeklere göre oldukça düşük seyrederken öte yandan Türkiye’de kadın işsizliği erkeklere kıyasla oldukça yüksek seyretmeye devam ediyor.

TÜİK tarafından açıklanan dört ayrı işsizlik türünde de kadın işsizliği erkek işsizliğinden oldukça yüksek seyrediyor.  Şubat 2024’te mevsim etkisinden arındırılmış dar tanımlı işsizlik oranı erkeklerde yüzde 7,3 iken kadınlarda yüzde 11,3 olarak gerçekleşti. Geniş tanımlı işsizlik (âtıl işgücü) erkeklerde yüzde 19,6, kadınlarda ise yüzde 32,9 olarak hesaplandı. Geniş tanımlı kadın işsizliği ile geniş tanımlı erkek işsizliği arasındaki fark yaklaşık 13,3 puandır.

Şubat 2024’te zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı erkeklerde yüzde 14,7 iken kadınlarda yüzde 19,5’dir. İşsiz ve potansiyel işgücünün bütünleşik oranı erkeklerde yüzde 12,6 iken kadınlarda yüzde 26,1 seviyesindedir.

Şubat 2024 itibarıyla kadınlarda mevsim etkisinden arındırılmış dar tanımlı işsiz sayısı 1 milyon 374 bin ve geniş tanımlı işsiz sayısı 4 milyon 809 bindir. Erkeklerde ise dar tanımlı işsiz sayısı 1 milyon 703 bin ve geniş tanımlı işsiz sayısı 4 milyon 825 bindir.

Şubat 2024’te mevsim etkisinden arındırılmış HİA verilerine göre işsizlik türlerinin en yüksek olduğu kategori yüzde 32,9 ile geniş tanımlı kadın işsizliği olmaya devam ediyor. İkinci yüksek işsizlik kategorisi yüzde 24,5 ile geniş tanımlı işsizliktir. Şubat 2024’te üçüncü en yüksek işsizlik kategorisi ise yüzde 19,6 ile genç kadın işsizliği oldu.

TÜİK’in resmi dar tanımlı işsizlerin ezici çoğunluğu işsizlik ödeneğinden yararlanamıyor. İşsizlik ödeneğinden yararlanma koşullarının ağır olması ve işsizlik sigortası kaynaklarının amacı dışında kullanılması sebebiyle işsizlerin büyük çoğunluğu işsizlik ödeneğinden yararlanamıyor.

Şubat 2024’te TÜİK toplam dar tanımlı işsiz sayısını 3 milyon 78 bin kişi olarak açıkladı. İŞKUR’un Şubat 2024 İşsizlik Sigortası Bültenleri verilerine göre ise bu ayda işsizlik ödeneği alabilenlerin sayısı 402 bin civarındadır. Böylece Şubat 2024’te resmi işsizlerin sadece yüzde 13,1’i işsizlik ödeneği alabildi. 2,5 milyonu aşkın işsiz işsizlik ödeneğinden yoksun kaldı. Bu da işsizlerin yüzde 86,9’unun işsizlik ödeneği alamadığı anlamına geliyor.

Geniş tanımlı işsizlik oranı ile dar tanımlı işsizlik oranı arasındaki puan farkı açılma eğilimini sürdürüyor. Zamana bağlı eksik istihdamda artış ve iş bulma ümidinin kaybedilmesine paralel olarak geniş tanımlı işsizlik oranı artıyor ve dar tanımlı işsizlik ile arasındaki makas açılıyor. Örneğin, Ocak 2019’da dar tanımlı işsizlik yüzde 13,6 iken geniş tanımlı işsizlik yüzde 19,7 olarak gerçekleşmişti. Bu dönemde geniş tanımlı işsizlik dar tanımlı işsizlikten 6,1 puan yüksekti.

Şubat 2024’te ise dar tanımlı işsizlik yüzde 24,5 iken geniş tanımlı işsizlik yüzde 8,7 olarak gerçekleşti. Dar ve geniş işsizlik arasındaki fark bu dönemde 15,8 puan oldu. Dar ve geniş işsizlik arasındaki makasın bu denli açılmasının en önemli nedeni zamana bağlı eksik istihdam sayısı, ümidini kaybedenlerin, iş aramayıp çalışmaya hazır olanların ve iş arayıp işbaşı yapamayacak olanların sayısındaki artıştır. Böylece dar tanımlı işsizlik sınırlı kalırken geniş tanımlı işsizlik arasındaki fark açılmaktadır.

Paylaşın

İYİ Partili Dervişoğlu: AK Parti Yönetimine Karşıyız

İYİ Parti’de Genel Başkanlığa adaylığını açıklayan Müsavat Dervişoğlu, “Biz ileri demokrasiden, hukukun üstünlüğünden liyakatten doğanda ve yeşilden, Türkiye’den yanayız” dedi ve ekledi:

“Dolayısıyla tek adam rejimine antidemokratik her türlü uygulamaya, yasaklara karşıyız. Tüm bunları içinde bulunduran AK Parti yönetimine karşıyız.”

Müsavat Dervişoğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Akşener’in İYİ Parti genel başkanlığını sürdürmesine” yönelik açıklamasına “İYİ Parti’ye kimse istikamet çizemez” ifadeleri ile yanıt verdi. Dervişoğlu, AKP’nin Anayasa değişikliği çalışmalarına ise karşı olduklarını belirterek “Bu ülkeyi tek adam rejiminin kölesi olmaktan kurtaracağız. Bu rejimi güçlendirecek hiçbir düzenlemeye de müsaade etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Müsavat Dervişoğlu, delegelere 27 Nisan’da yapılacak olağanüstü kurultayda oy kullanmaları yönünde çağrıda bulundu.

İYİ Parti’de Genel Başkanlığa adaylığını açıklayan Müsavat Dervişoğlu, partisinin genel merkezinde açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu, şunları söyledi: “Cesaret herkes korkup sindiğinde meydanlar çıkıp konuşabilmektir. Kararlılık direnmek mücadele etmek zulme ve iftiralara boyun eğmemektir. Erdem, sözünün eri olabilmek, geçişi menfaatlere göre değil ilkelere göre hareket edebilmektir.

Siyasetin korku ve suskunluk ikliminde cesaretle konuşan, doğru bildiği yolda iftiralarla boğuşan, hatayı boyunca rüzgârın istikametine göre milletinin menfaatlerine göre mücadele ederek İyi Parti’yi kuran Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener’e gösterdiği büyük fedakarlıklar için teşekkürlerimi arz ederim.

Bizler Sayın Akşener’in siyasi önderliğinde İyi Parti’yi kuran, iktidarın iktidar olmaya muhalefetin de muhalefette kalmaya alıştığı bir dönemde dayatılan tek adam rejimi, ne rağmen Türk milletinin önüne iktidara alternatif olacak bir seçeneği ortaya koyan bir siyasi hareketin temsilcileriyiz.

Partimiz dışındaki iradelere partimizi teslim etmemiz mümkün değildir, bizden beklenemez. İyi Parti rant ve sermaye gruplarınca dizayn ediliş bir parti değildir. İyi Parti okyanus ötesinden, kıta avrupasından yahut Avrasya’dan icazet alınarak kurulmuş bir parti de değildir. Bu siyasi hareketi oluşturan Türk milletinin ta kendisidir. Bu parti birilerinin arka bahçesi ve oyun sahası değil Türk milletinin cesur evlatları tarafından fedakarca verilen büyük bir mücadelenin eseridir.

Herkes iyi bilsin ki iktidar olmaya talibiz. Kurulduğu günden itibaren televizyonlarda ve sosyal medyada partimize konum ve ideoloji izafet etmeye çalışanlar ve partimizi her gün gıyabında yargılayanlar iyi bilsinler ki İyi Parti’nin siyasi pozisyonu son derece açık ve nettir. Milliyetçiyiz, demokratız, kalkınmacıyız, makulüz, kapsayıcıyız. Tek adam rejiminin keyfi ve baskıcı kararları altında ezilen bir ülke değil özgürlükçü ve demokratik bir memleket tasavvur ediyoruz. Adaletin askıya alındığı ve üstünlerin hukukunun geçerli olduğu değil hukukun üstünlüğünü esas alan bir Türkiye arzuluyoruz.

Kurultay süreciyle birlikte partimizin merkezden kopacağı, belli bir ideolojik kalıbın içine girerek radikalleşeceğine dair mesnetsiz açıklamaların tamamını reddediyoruz. Bunlar İyi Parti’yi marjinalleştirme çabası içine giren art niyetli çevrelerin tezviratlarıdır. İyi Parti milliyetçi aynı zamanda demokrat ve kalkınmacı umdeleriyle Atatürk’ün kurduğu milli devletin temel ilkelerine bağlı bir siyasi parti olarak esasen merkezin ta kendisidir.

İyi Parti’nin temsil ettiği merkez, memleketimizdeki tüm vatanseverleri kucaklayan Türkiye’nin makul aklıdır. İyi Parti Türkiye’nin sağduyusudur. Partimiz medyada her fırsatta çıkıp siyasi hareketimize son kullanma tarihi belirleme hevesinde olanların heveslerini kursaklarında bırakacak, kutuplaştırma politikaları ile ayrıştırılmaya çalışılan milletimizi yeni bir kalkınma ülküsüne taşıma kararlılığını sonuna kadar sergileyecektir.

Türkiye’yi uzun yıllardır içinde bulunduğu ekonomik çöküşe bürokratik ve demografik krize sürükleyen bu ucube tek adam rejimi ve onun anayasal çerçevesi olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemidir. İyi Parti olarak biz diyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti devleti bir kişinin aklına ve heveslerine asla terk edilemez.

AKP hükümetleri milletimizin evlatlarına kaliteli bir eğitim ile parlak bir gelecek vermek yerine cehaleti örgütlemekle meşguldür. AKP hükümetleri refah ve zenginliği üretip hakça paylaşmak yerine yoksulluğu yönetmekle meşguldür. Ortalama 20 milyon vatandaşımızın sosyal yardımla geçinebildiği, 16 milyon vatandaşımızın destek almadan elektrik faturasını dahi ödeyemediği, 8 milyon kişinin yalnız kömür yardımıyla ısınabildiği bir memlekette siz iktidar olarak hangi yüzle hangi Türkiye Yüzyılı’ndan bahsediyorsunuz?

“Keşke siz geçen yüzyılda kalmış olsaydınız”

Bu koşullarda hükümete söylenecek tek söz var: Keşke siz geçen yüzyılda kalmış olsaydınız. Biz ileri demokrasiden, hukukun üstünlüğünden liyakatten doğanda ve yeşilden, Türkiye’den yanayız. Dolayısıyla tek adam rejimine antidemokratik her türlü uygulamaya, yasaklara karşıyız. Tüm bunları içinde bulunduran AK Parti yönetim anlayışına karşıyız.

31 Mart 2024 seçim sonuçları ve bu sonuçlar çerçevesinde 22 yıl sonra AKP’nin ikinci parti, 47 yıl sonra CHP’nin birinci parti olması Türkiye ve dünyadaki değişim dalgasının sosyolojik ve siyasal neticelerinin bir parçasıdır. 27 Nisan kurultayında üst kurul delegelerimizin teveccühüyle İyi Parti genel başkanı olduğum takdirde yeni oluşturacağımız kadrolarla partimizin içinde bulunduğu siyasi şartların muhakemesini yapacağız önce Türk milletinin sonra ise partimizin çıkarları için en doğru stratejiyi belirleyerek birinci günden itibaren çalışmalara başlayacağız.

“İyi Parti’ye hiç kimse istikamet çizemez”

Olağanüstü kurultay kararı yalnızca İyi Parti’nin uhdesindedir, sadece İyi Parti’nin kurumsal kimliğini bağlar. Başka siyasi partilerin İyi Parti’nin olağanüstü kurultayına müdahil olma girişimleri siyasi etik ve nezakete uygun olmadığı gibi İyi Parti’nin cesur mensupları tarafından da kabul edilebilir değildir. İyi Parti’ye hiç kimse istikamet çizemez. Siyasi ikbalini partimizin dışındaki siyaset merkezlerinden gelecek kuvvete bağlayanlar iyi bilsinler ki bu çatı altında İyi Parti’nin kendi iradesinin üzerinde bir irade yoktur.

Türkiye’de mevcut rejimi tahkim edebilecek bir anayasa değişikliğini gündeme taşıyabilme çalışmalarına şahit oluyoruz. İyi Parti tek adam rejimini tahkim edecek hiçbir değişikliğe olur vermeyecektir. Bu ülkeyi tek adam rejiminin kölesi olmaktan çıkarmak için  gerekli mücadeleyi vereceğiz.

Bütün dava arkadaşlarımın ortak bir irade ile önümüzdeki dönem kongreye hazırlanmasını ve siyaseten talep ve beklentisi olan dava arkadaşlarımın da önünün açılmasından yanayım. Hani diyorlar ya bir abi formülü. İyi Parti gemisini salim bir limana getirebilme formülü bulunmalı diye. İyi Parti gemisini salim bir limana götürmeye de talibim. İyi Parti’deki dava arkadaşlarımı kucaklamaya, onların siyaseten önünü açmaya da talibim. İyi Parti’yi kurda kuşa yem ettirmeyeceğiz.”

Paylaşın