DEM Parti: Belediyelerimiz Kirli Komplolarla Hedef Haline Getiriliyor

İçişleri Bakanlığı tarafından başlatılan “bayrak, İstiklal marşı” vs. soruşturmalarına ilişkin açıklama yapan DEM Parti, açıklamasında “Belediyelerimiz asılsız iddialar ve kirli komplolarla hedef haline getirilmektedir. İktidar seçimlerde yaşadığı kayıpların üzerini bu algı operasyonlarıyla örtmeye çalışmaktadır” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / Açıklamada ayrıca, 31 Mart’ta Türkiye halkları sandık başına giderek yaşadıkları kentleri beş yıl boyunca yönetecek belediye eş başkanlarını ve meclis üyelerini seçtiği belirtilerek “31 Mart’tan bu yana DEM Partili yerel yönetimler olarak kayyımların yarattığı tahribatlara ve yönetme yetkisi aldığımız belediyelerdeki büyük soyguna çözüm bulmaya çalışıyor, halka hizmet etmek için var gücümüzle emek veriyoruz” denildi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), İçişleri Bakanlığı tarafından DEM Partili belediyelere başlatılan “bayrak, İstiklal marşı” vs. soruşturmalarına ilişkin açıklama yaptı. Merkez Yürütme Kurulu (MYK) adına yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“31 Mart’ta Türkiye halkları sandık başına giderek yaşadıkları kentleri beş yıl boyunca yönetecek belediye eş başkanlarını ve meclis üyelerini seçmiştir. 31 Mart’tan bu yana DEM Partili yerel yönetimler olarak kayyımların yarattığı tahribatlara ve yönetme yetkisi aldığımız belediyelerdeki büyük soyguna çözüm bulmaya çalışıyor, halka hizmet etmek için var gücümüzle emek veriyoruz.

Yerel yönetim anlayışımızın gereği olarak her mahalle, ilçe ve kente hizmet götürmek en öncelikli hedefimizdir. Belediyelerimiz, genel siyasi tartışmalara dahil olmadan hizmet odaklı çalışmalarıyla farklarını gösterme adımlarını atmaya başlamıştır.

Yerel yönetimlerimiz başta olmak üzere partimizin her kademesi yıllardır bayrak, ulusal, marş vb. sembol ve değerlerle tek bir sorunu olmadan siyaset yapmakta, hizmet üretmektedir. DEM Parti belediyeleri hiçbir ayrım gözetmeden ve yurttaşlarımızın kimliklerine, değerlerine, inançlarına ve saygı duydukları sembollere bakmaksızın eşit hizmet temelli bir yaklaşımı benimsemektedir.

Bu gerçekler apaçık bilinmesine rağmen belediyelerimizde kirli oyunlar geliştirilmekte, belediyelerimiz asılsız iddialar ve kirli komplolarla hedef haline getirilmektedir. İktidar seçimlerde yaşadığı kayıpların üzerini bu algı operasyonlarıyla örtmeye çalışmaktadır.

Türkiye’de artık bayrak, ulusal marş gibi sembollerin ve değerlerin istismarına dayanarak siyaset yapma dönemi miadını doldurmuştur. Demokratik kamuoyu bu ucuz algı operasyonlarını ve kumpasları ciddiye almamaktadır.

Bugün her kentte kayyımlardan ve iktidar partisinden devralınan belediyelerdeki soygunlar, usulsüz harcamalar ve borç batakları açığa çıkmaktadır. Halkın gerçek gündemi işte bu talan uygulamalarıdır. Söz konusu bu durumu örtmek isteyen İçişleri Bakanlığının ucuz algı operasyonları üzerinden belediyelerimize müfettiş görevlendirmesi, eskimiş tartışmaları tekrardan gündeme getirme çabasıdır. Bakanlığın asli görevi belediyelerde yapılmış olan soygun, yolsuzluk ve talanı araştırmak, sorumluları yargıya teslim etmektir.

DEM Parti olarak alnımız ak, başımız diktir. Belediyelerimiz hiçbir soruşturmadan kaçmayacaktır. Ancak bu soruşturmaların soygunları, yolsuzlukları ve belediyelerdeki talanı da içerecek şekilde genişletilmesini talep ediyoruz.

Son olarak Sur Belediyesinde partimiz ve belediye ile herhangi bir resmi ilişkisi olmayan bir vatandaşın hakaretlerine ve duvarda asılı olan fotoğraflara dair girişimlerine ilk karşı çıkanların ve müdahalede bulunanların Belediye Eş Başkanlarımız olduğu basına yansıyan görüntülerden de açıkça görülmektedir. Algı operasyonlarıyla belediyelerimizi yıpratmaya çalışan kirli odaklara sesleniyoruz; amacınızı ve kim olduğunuzu çok iyi biliyoruz, bu ucuz komplolarınıza asla geçit vermeyeceğiz.

Bu kapsamda semboller ve değerler üzerinden yürütülen bu kirli tezgahları sert biçimde kınıyoruz. Bu tezgahlara rağmen kentlerdeki ve belediyelerdeki tahribatların giderilmesi, halka hizmet verilmesi ve ekonomik krize karşı halkın korunması için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.”

Paylaşın

IMF Avrupa Direktörü Kammer: Türkiye İle Bir Görüşme Yok

IMF Avrupa Dairesi Direktörü Alfred Kammer, “Biz de Türkiye’deki ekonomi ekibinin uyguladığı programı tavsiye ederdik. Hayır, Türkiye’yi desteklemeye yönelik herhangi bir IMF programı konusunda bir görüşme yok” dedi.

Alfred Kammer ayrıca, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’le görüştüğünü ve Şimşek’in, “reformların devreye sokulduğunu, bunun uzun vadeli bir program olduğunu ve kendisiyle Merkez Bankası’nın bu programı icra edeceğini” söylediğini aktardı.

Uluslararası Para Fonu (IMF) – Dünya Bankası Bahar Toplantıları kapsamında Avrupa ekonomileri konulu bir basın brifingi düzenlendi.

Brifingde IMF Avrupa Dairesi Direktörü Alfred Kammer, “Türkiye’de yeni bir IMF programına ihtiyaç olduğunu düşünüyor musunuz? Bu konuda Türk yetkililerle görüşmeler yapılıyor mu?” sorusunu yanıtladı.

VOA Türkçe’den Mehmet Toroğlu‘nun aktardığına göre; Türkiye’de hayata geçirilen reform programını çok desteklediklerini ifade eden Kammer, “Biz de Türkiye’deki ekonomi ekibinin uyguladığı programı tavsiye ederdik. Hayır, Türkiye’yi desteklemeye yönelik herhangi bir IMF programı konusunda bir görüşme yok” dedi.

Kammer, “Türkiye’de cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra ekonomi politikasında yapılan değişikliği nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu politikanın kalıcı olacağına inanıyor musunuz?” şeklindeki bir başka soru üzerine, Türkiye’de uygulanan programın kırılganlığı daha da azaltmasının, enflasyonu zaman içerisinde kalıcı olarak düşürmesinin ve yatırımlar için uygun ortamı yaratmasının beklendiğini söyledi.

Türkiye’de 2023 yılı ortalarında ekonomi politikasında değişikliğe gidildiğine ve parasal alanda ciddi boyutta sıkılaşmayla yeni politikaların hayata geçirildiğine dikkat çeken Kammer, mali alanda da, depremden kaynaklı artan harcamaları karşılamak dahil mali konsolidasyonun başlatıldığını belirtti.

“Bu alanda bazı başarıları zaten görüyoruz” diyen Kammer, dezenflasyon tarafında başarıların tam olarak görülmesinin daha uzun zaman alacağını, ancak bu politika ortamı sayesinde Türkiye’deki kırılganlıkların azaldığını kaydetti.

Kammer, dün Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’le görüştüğünü ve Şimşek’in, “reformların devreye sokulduğunu, bunun uzun vadeli bir program olduğunu ve kendisiyle Merkez Bankası’nın bu programı icra edeceğini” söylediğini aktardı.

Alfred Kammer, “Bu programın kırılganlığı daha da azaltması, enflasyonu zaman içinde kalıcı olarak düşürmesi ve yatırımlar için uygun ortamı yaratması bekleniyor, ki böylece büyüme modelinde değişim olur ve büyüme yeniden dengelenir” diye konuştu.

Öte yandan IMF, toplantıda sunduğu Avrupa için görünüm raporunda İtalya ve Fransa’nın borçlarını kontrol altında tutmak için harcamalarını planladıklarından daha hızlı kısmaları gerektiğini belirtti. Almanya içinse büyümeyi canlandırmak için harcamaları arttırması tavsiyesinde bulundu.

IMF’nin raporunda Belçika, Fransa ve İtalya örnekleri verilerek “Nispeten yüksek borç seviyelerine sahip gelişmiş Avrupa ekonomileri, yetkililerin mevcut politikaları kapsamında öngörülenden daha önemli ve önden yüklemeli mali düzenlemeler uygulamalı.” denildi.

IMF’nin Avrupa direktörü Alfred Kammer, “piyasaya güçlü bir sinyal” göndermek ve yaşlanan nüfus, iklim değişikliği ve artan askeri harcamalar gibi uzun vadeli zorluklar için kaynakları serbest bırakmak amacıyla kemer sıkma politikasının öne çekilmesini tavsiye etti.

Uluslararası Para Fonu, orta ve uzun vadeli finansman baskılarının 2050 yılına kadar Avrupa’nın gelişmiş ekonomilerinin GSYH’sinin yüzde 5,5’ine ulaşacağını öngörüyor.

Paylaşın

Kartlı Ödemeler Yüzde 126 Arttı

Mart ayında kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlarla yapılan ödemelerin toplam tutarı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 126 artarak 1 trilyon 181,4 milyar lira oldu.

Mart ayında geçen yılın aynı ayına göre, kredi kartı sayısında yüzde 17, banka kartı sayısında yüzde 10 ve ön ödemeli kart sayısında yüzde 23 artış gerçekleşti.

İnternetten kartla yapılan ödemelerin tutarı, mart ayında geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 135 artarak 355 milyar liraya çıktı.

Bankalararası Kart Merkezi (BKM) verilerine göre, mart itibarıyla Türkiye’de kredi kartı sayısı 121,4 milyon, banka kartı sayısı 192 milyon ve ön ödemeli kart sayısı 93,3 milyon olarak belirlendi.

2023 yılının mart ayıyla kıyaslandığında kredi kartı sayısında yüzde 17, banka kartı sayısında yüzde 10 ve ön ödemeli kart sayısında yüzde 23 artış gerçekleşti. Toplam kart sayısı ise yıllık bazda yüzde 15 artışla 406,7 milyona ulaştı.

Kartlı ödemelerin 991,8 milyar lirası kredi kartlarıyla yapıldı. Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlarla mart ayında yapılan ödemelerin toplam tutarı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 126 artarak 1 trilyon 181,4 milyar lira oldu.

Kartlı ödemelerin 991,8 milyar lirası kredi kartlarıyla 167,8 milyar lirası banka kartlarıyla, 21,8 milyar lirası ön ödemeli kartlarla yapıldı.

Yıllık bazda kredi kartıyla ödemelerde yüzde 138, banka kartıyla ödemelerde yüzde 71, ön ödemeli kartlarla ödemelerde yüzde 157 artış oldu. İnternetten kartlı ödemelerin tutarı yüzde 135 artışla 355 milyar liraya yükseldi

Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlarla mart ayında yapılan toplam ödeme sayısı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 25 artarak 1,45 milyara ulaştı.

Sayısal olarak kartlı ödemelerin 817,7 milyonu kredi kartlarıyla yapılırken 518,2 milyon ödemede banka kartları, 116,9 milyon ödemede ise ön ödemeli kartlar kullanıldı.

Kredi kartlarıyla yapılan ödeme sayısında yüzde 27, banka kartlarıyla ödeme sayısında yüzde 15, ön ödemeli kartlarla yapılan ödemelerin sayısında ise yüzde 59 artış oldu.

İnternetten kartla yapılan ödemelerin tutarı, martta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 135 artarak 355 milyar liraya çıktı. Tutar bakımından internetten yapılan kartlı ödemelerin toplam içindeki payı yüzde 30 oldu.

İnternetten kartlı ödeme sayısı ise geçen yılın aynı ayına göre yüzde 20 artarak 219,6 milyona yükseldi. İnternetten yapılan kartlı ödeme sayısının toplam ödeme sayısı içindeki payı yüzde 16 olarak kayıtlara geçti.

Kartlarla yapılan temassız ödeme sayısı yıllık bazda yüzde 38 artarak 916 milyon oldu. Temassız ödeme tutarı ise geçen yılın aynı ayına göre yüzde 155 artışla 327,2 milyar lira olarak hesaplandı. Mart ayında mağaza içi her 5 kartlı ödemeden yaklaşık 4’ü temassız yapıldı.

(Kaynak: Cumhuriyet)

Paylaşın

DEM Partili Tülay Hatimoğulları: Seçim Sonuçları Umudumuzu Büyüttü

DEM Parti Kadın Meclisi toplantısı öncesi konuşan Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğlları, “Ortaya çıkan sonuçlar bize büyük moral kattı, umudumuzu büyüttü. Biz bu seçimlere eşit olmayan koşullarda girdik. Bu seçimlerde özellikle AKP ve ortakları devletin bütün olanaklarını kullanarak bir seçim faaliyeti yürüttüler” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Oysa biz DEM Parti olarak, başta basında gördüğümüz sansür olmak üzere büyük bir olanaksızlık içerisinde ama bu olanakları kendimiz yaratarak çalışmalarımızı yürüttük. Karşılaştığımız zorluklar sadece bunlar değildi. Özellikle Kürdistan’da az farkla kaybettiğimiz ya da belli oranlarda oy kaydırılırsa denklemin değişeceği daha az seçmeni olan toplam 32 merkeze AKP iktidarı ince bir mühendislik çalışması yürüterek çok ciddi seçmen kaydırdı.”

1 Mayıs’a ilişkinde konuşan Tülay Hatimoğlları, “8 Mart’tan, Newroz’dan, 31 Mart’tan ortaya çıkan o özgürlükçü ve mücadeleci ruhla 1 Mayıs hazırlıklarımıza başlıyoruz. 8 Mart’tan 1 Mayıs’a kadınların isyanıyla geliyoruz. 1 Mayıs’ta kadınlar olarak meydanlarda olacağız. Kadın yoksulluğuna ve işsizliğine, emek sömürüsüne karşı 1 Mayıs’ta mücadelemizi daha da büyüteceğiz” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadın Meclisi, seçim sonuçlarını değerlendirmek ve politik mücadele hattını belirlemek üzere partinin genel merkezinde toplandı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, toplantı öncesi güncel gelişmelere dair konuştu:

“Seçimlerden sonra ilk Kadın Meclisi toplantımızı gerçekleştiriyoruz. Bugün bizler bir yandan seçim değerlendirmemizi yapacağız, bir yandan da Türkiye’deki ve dünyadaki siyasal gelişmeleri kadın cephesi açısından değerlendireceğiz. Seçimlerin yeni dönemde kadın mücadelesi açısından yaratmış olduğu olanakları hep birlikte değerlendirecek, yol haritamızı çizeceğiz. Bu nedenle bugünkü toplantımız çok anlamlı ve kıymetli. Çünkü bu dönemde mücadelemizi daha da büyütecek yol haritamızı hep birlikte değerlendirecek ve bunu Türkiye kamuoyuyla paylaşacağız.

Uzun bir aradan sonra yine beraberiz. Yoğun ve yorucu bir süreci hep birlikte geçirdik. Ancak gittiğimiz her yerde kadınlarla gerçekleştirdiğimiz buluşmalarla, kadınlarla birlikte yaptığımız güçlü çalışmalarla büyük bir moral depoladık. Ortaya çıkan sonuçlar bize büyük moral kattı, umudumuzu büyüttü. Biz bu seçimlere eşit olmayan koşullarda girdik. Bu seçimlerde özellikle AKP ve ortakları devletin bütün olanaklarını kullanarak bir seçim faaliyeti yürüttüler. Oysa biz DEM Parti olarak, başta basında gördüğümüz sansür olmak üzere büyük bir olanaksızlık içerisinde ama bu olanakları kendimiz yaratarak çalışmalarımızı yürüttük. Karşılaştığımız zorluklar sadece bunlar değildi. Özellikle Kürdistan’da az farkla kaybettiğimiz ya da belli oranlarda oy kaydırılırsa denklemin değişeceği daha az seçmeni olan toplam 32 merkeze AKP iktidarı ince bir mühendislik çalışması yürüterek çok ciddi seçmen kaydırdı.

Seçmen kaydırmayı, kayyım rejiminin başka bir versiyonu olarak gördük. O seçmenleri aynı zamanda kayyım seçmen olarak değerlendirdik. AKP bütün bu çabalarına rağmen bölgede istediği sonucu yine alamadı. Halklarımızla yürüttüğümüz aktif bir çalışmayla bunu ters yüz etmeyi başardık. 10 merkezi bu şekilde tırnak içinde kaybettik. Bu 10 merkez seçmen kaydırma ve kayyım seçmenle AKP tarafından kazanılmış gibi görünse de halkın vicdanında ve seçmenin gerçek listesinde AKP asla o belediyeleri kazanmadı. AKP’nin bu 10 merkezi bizden gaspla aldığını buradan bir kez daha ilan ediyoruz. Gelen belediye başkanları, gelen yönetim meşru değildir.

Sadece Şırnak’a 8500’ün üzerinde asker kaydırmışlar. Şırnak’ta sadece bir okuldaki 6940 seçmenin -erkek seçmen, özellikle altını çiziyorum- hepsi asker ve AKP’ye oy kullanmışlar. Okulda silme 6940 oy AKP’ye çıkmıştır. Bu adeta bir gasptır, bir işgal politikasıdır. Bunu asla kabul etmedik, etmiyoruz. Şırnak halkının bu mücadeleyi en güçlü şekilde yürüttüğünü biliyoruz. “Konuş, sen kimsin?” diyen abimiz şahsında sembolleşen mücadele de aslında uygulanan özel politikaya Şırnak’ta başta kadınlar tarafından olmak üzere verilen en güçlü yanıtlardan biriydi. Şırnak halkına bu güçlü mücadeleyi yürüttükleri için, bu kayyım seçmeni bütün kamuoyu ve dünya nezdinde teşhir ettikleri için teşekkür ediyoruz.

“Seçim çalışmalarımızın lokomotif gücü kadınlardı”

Seçim çalışması çok yoğun bir tempoyla geçti. DEM Parti olarak yürüttüğümüz çalışmanın lokomotif gücü de Kadın Meclisimiz başta olmak üzere değerli kadınlardı. Analarımız gece gündüz çalıştı, yüreğini kattı bu çalışmaya. Analarımız Kürt halkının demokrasi ve hak mücadelesi için bütün duygusunu ve düşüncesini çözüm odaklı bir fikriyatla yürüttü. Kayyımcı rejime karşı başta Kürdistan’da olmak üzere Türkiye’nin tamamında kadınlar gece gündüz demeden çalıştı, her biri birer gizli kahraman gibi çalıştı. Gece gündüz yüreğini, umudunu ve duygusunu çalışmalara katan değerli analarımıza, tüm kadınlara buradan teşekkürlerimizi sunuyoruz. Türkiye toplumuna ve Kürt halkına bu başarıyı hediye ettikleri için kendilerine sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Ülkede artan baskılar, otoriterleşme ve erkek egemen anlayışın hayatımızın her alanında yoğun bir biçimde olumsuz etkiler yarattığını görüyoruz. İktidarın İstanbul Sözleşmesinden çekilmesinden sonra kadın cinayetlerindeki artışı hepimiz biliyoruz. İktidarın kadınların yaşam tarzlarına müdahale etmeye başlamış olması kadınlarda büyük bir rahatsızlık yaratmıştır. Bizler her daim söyledik; etek boyumuz, baş örtümüz üzerinden hiç kimse siyaset yapmaya kalkmasın, kadınların kılık kıyafeti üzerinden toplumu şekillendirmeye hiç kimse kalkmasın. Biz buradan bir kez daha uyarımızı yapıyoruz. Kadınlar dün tek adam rejimine biat etmedi ve mücadele etti. Ve bu tek adam rejimine, otoriter rejime, yaşam tarzımıza müdahale edenlere en güçlü yanıtı biz kadınlar bu seçimlerde verdik.

Daha önceki gün, 24 saat içinde 4 kadın katledildi. İstanbul Sancaktepe’de Çiğdem, Ağrı’da Esma, Balıkesir Manyas’ta Kübra, Antalya Manavgat’ta Türkan eşleri tarafından katledildi. 2024 yılının ilk 3 ayında 91 kadın erkekler tarafından katledildi. Ülkede kadın cinayetleri, kadına yönelik şiddet ve katliam tablosu bu şekilde devam ederken, aynı zamanda Kürt kadınları üzerinde yürütülen özel savaş politikalarını da çok yoğun bir şekilde yaşıyoruz. Savaşın merkezi haline getirilmek istenen Şırnak’ta bir uzman çavuşun kadınları taciz etmesi de bu politikalardan bağımsız değildir.

Seçim kampanyası çerçevesinde Şırnak’a gittiğimizde gördük ki oradaki her iki kişiden biri asker. Bir kısmı zaten Şırnak’ta oturmadığı halde dışarıdan getirilmişti. Zaten yürütülen özel savaş politikaları kapsamında Şırnak’ta kadınlara dönük çok yoğun bir taciz var. Mardin Derik’te 22 yaşında bir kadına 1,5 yıl boyunca şantajla sistematik olarak tecavüz eden biri korucu 3 erkek, bu taciz ve tecavüzden hiçbir şekilde ceza almadan çıktı.

Kolluk eliyle yürütülen bu politikalarla kadın özgürlük mücadelemizi hedef alanlar şunu çok iyi bilsin ki Türkiye kadın hareketi, Kürt kadın özgürlük hareketi bunlara asla prim vermeyecek, bunların karşısında en güçlü şekilde politika üretmeye devam edecek. Kadın katillerinin, tacizcilerin, istismarcıların elini kolunu sallayarak dolaşmalarına artık yeter diyoruz. Bu cezasızlığın kadın katliamlarının ve çocuk istismarının önünü çok ciddi bir biçimde açtığının altını bir kez daha çiziyoruz. Buradan erkek yargıya uyarımızı bir kez daha yapıyoruz: Bu cezasızlık sisteminiz sonucunda kadınlar tacize tecavüze uğruyor, erkek egemen sistemin ekmeğine yağ sürmeniz sonucunda kadın katliamları devam ediyor.

Kadınların 100 yıldır verdikleri mücadele sonucu elde ettiği hakları tek tek ellerinden almaya çalışan bir iktidar gerçeğiyle karşı karşıyayız. Kadınların nafaka hakkının ellerinden alınmaya çalışılması, Medeni Kanunda elde edilmiş kazanımların tek tek elimizden alınmaya çalışılması, İstanbul Sözleşmesinden çekildikten sonra bunu da gündeme getirmeleri kabul edilebilir değildir. Kadınları ve çocukları şiddetten korumak amacıyla yapılan 6284 Sayılı Kanunu bile tartışmaya açmalarını asla kabul etmiyoruz.

Bütün bu tablo içerisinde kadınlar bu seçimlerde bu erkek otoriter rejime, bu iktidara “İstanbul Sözleşmesinden çekilme kararını geri çek ve sözleşmeyi uygula. Kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetle mücadelenin kanunu olan 6284’ün bütün maddelerini tek tek uygula” dedi. Katledilen her kadın isyanımızdır, onurumuzdur dedi. Kürt kadınları üzerinde uygulanan özel harp politikalarına karşı daha güçlü bir mücadeleyi hep birlikte yürüteceğiz dedi. Bu mesajı hep birlikte verdi kadınlar. Buradan selam olsun şiddetsiz, özgür, eşit, adil bir yaşam için mücadele veren kadınlara, selam olsun bu tavrı ortaya koyan Kürt ve Türkiyeli bütün kadınlara!

Gençlik Meclisimiz, 1566 gündür kayıp olan Gülistan Doku’ya atfederek bir futbol turnuvası başlattı. Bu turnuvayı hem gençlik üzerinde hem de genç kadınlar üzerinde uygulanan politikalara karşı bir tavır olarak ortaya koydular. Şovenist, cinsiyetçi, endüstriyel futbola karşı alternatif spor diye tanımladıkları kampanyayı destekliyoruz. “Gülistan Doku nerede?” kampanyasına destek veren DEM Parti gençliğine buradan teşekkürlerimizi sunuyoruz. Turnuvada beraber olacağız.

“İşçi aç, emekçi aç, yoksulluk diz boyu”

Seçime giderken ülke çok derin bir açlık ve yoksullukla karşı karşıyaydı. Bu süreç gittikçe derinleşerek devam ediyor. Birleşik Metal İş Sınıf Araştırmaları Merkezi’nin yaptığı araştırmalara göre Türkiye’deki açlık sınırı 16 bin 646, yoksulluk sınırı 57 bin 578 TL. Açlık ve yoksulluk sınırlarının rakamları böyleyken asgari ücret 17 bin TL. Seçim kampanyamız boyunca nereye gittiysek bir dokunduk bin ah işittik. Türkiye ve Kürdistan’daki en temel gündemlerden biri ülkenin içinde bulunduğu yoksulluktur, derin ekonomik krizdir.

Açlık ve yoksulluk artık gerçekten dayanılmaz bir seviyeye gelmiştir. Zaten bu seçim sonuçlarını belirleyen en önemli etmenlerden biri de buydu. Halkın, işçinin, emekçinin, esnafın, gencin, kadının en çok dile getirdiği noktalar bunlardı. “Türkiye yüzyılında Türkiye’yi uçuruyoruz” diyenler, Türkiye’yi uçurumdan aşağı attı. İşçi aç, emekçi aç, yoksulluk diz boyu. Esnafın durumu ortada. 16 milyon emeklinin durumu ortada.

Yoksulun yoksulu olan kadınlar, mevsimlik işçi kadınlar, merdiven altı atölyelerde çalışmak zorunda kalan kadınlar, güvencesiz çalışmak zorunda olan kadınlar ve bütün bu koşullara rağmen hane içinde tencere kaynatmaları, çocuklarının karnını doyurmaları beklenen kadınlar… Bu kadınlar gerçekten en güçlü şekilde seçimlerde tavrını ortaya koymuştur ve artık yeter demiştir.

Özellikle Kürdistan’da yürüttüğümüz seçim çalışmalarında Kürt halkına dönük uzun zamandır başlatılan ve kayyımcı rejimle yoğrulmuş olan Çöktürme Planının çöktüğüne tanıklık ettik. Kayyımcı rejime rağmen, devletin bütün olanaklarını seferber etmelerine rağmen Kürdistan’da elde ettiğimiz başarı çok önemli ve tarihidir. Yürüttüğümüz mücadeleyi daha da büyütme konusunda kararlı çıktık bu seçimlerden. Bu seçim döneminde kadın politikalarımıza, özellikle de eş başkanlık ve eşit temsiliyet sistemimize karşı sistematik saldırıların çok ciddi bir biçimde açığa çıktığını gördük.

Ama çok güçlü bir kadın dayanışmasıyla, Kadın Meclisimizin öncülüğünde ve Türkiye ve Kürt kadın hareketinin ortak yürüttüğü mücadeleyle bu saldırıları bir kez daha boşa düşürdük. Kadın politikalarımızı, eş başkanlık ve eşit temsiliyet konusunda güncelleyerek ve güçlendirerek yolumuza devam ettik. Bu mücadeleyi yürüten bütün kadın arkadaşlarımıza, yoldaşlarımıza buradan teşekkürlerimizi sunuyorum. Eş başkanlık ve eşit temsiliyet ilkesi bu tavırdan sonra öyle kolayca saldırıya uğramayacak. Bu seçimde kadınlar buna yönelik çok güçlü bir bariyer oluşturdu. Bu iradelerinden dolayı Kadın Meclisimizi ve bütün kadınları kutluyorum.

Kobanî Kumpas Davasında karar verilecekti ama 16 Mayıs’a ertelendi. 16 Mayıs’ta karar duruşması olmasını bekliyoruz. Bütün dünya ve Türkiye kamuoyu biliyor ki Kobanî Kumpas Davası IŞİD’in Sincan’daki yansımasının ürünüdür. Kobanî direnişi; Ortadoğu’da ve bütün dünyada IŞİD’in yenilebileceğine, geriletilebileceğine dair umutları yeşerten bir direnişti. IŞİD Kobanî’de yenildi ve bu sadece Suriye açısından, Kuzey ve Doğu Suriye açısından değil bütün dünya açısından çok önemliydi.

Kobanî direnişi bütün dünyada takdirle karşılanırken, Türkiye’de AKP iktidarının bir tweeti gerekçe göstererek yüzlerce klasörlük mesnetsiz suç iddiaları ortaya sürmesini bizler kabul etmedik, etmeyeceğiz. Arkadaşlarımız yıllardır devam eden bu davada ortaya koydukları savunmalarla erkek egemen zihniyete karşı, IŞİD zihniyetine karşı kadın özgürlükçü anlayışın, demokratik anlayışın nasıl zuhur etmesi gerektiğini, demokrasinin nasıl tesis edileceğini ders gibi anlattı. Bütün Türkiye ve dünyaya bu demokrasi dersini verdikleri için arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz.

Biliyorsunuz Gültan Kışanak’ın tutukluluğu devam ediyor. Yasalara göre 7 yıllık tutukluluk süresi bittiği halde hala 6 aydır fuzuli bir şekilde cezaevinde esir tutuluyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adayımız Kışanak için kadınlarla birlikte güçlü bir kampanya yürüttük. Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu mesajlar bu kampanyada kadınlar tarafından verildi. Sevgili Gültan Kışanak’ın da özetlediği gibi Diyarbakır’dan Ankara’ya ortak yaşamı talep etmenin mesajıydı, kadın siyasetinin merkeze taşınmasının mesajıydı. Bu çalışmayı yürüten, gece gündüz demeden emek veren kadınlara teşekkür ediyoruz. Sevgili Gültan Kışanak şahsında Kobanî Kumpas Davasında esir tutulan bütün arkadaşlarımıza sevgilerimizi iletiyoruz.

Bugün sabaha karşı İsrail İran’ı bombaladı, füze attı. Bir süredir devam eden bu gerilimlerde, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın savaşa sürüklendiği bu dönemde, savaşın etrafında oluşturulmak istenen bu kaosa karşı Türkiye, Kürdistan ve bölgedeki tüm kadınlar karşı durduk. Bugün bölge çok ciddi ve büyük bir savaşa sürüklenmek üzeredir. Kızıldeniz’de savaş gemileri konumlanmış. İsrail’in İran’a, İran’ın İsrail’e yaptığı saldırılar ve İsrail’in Filistin’e gerçekleştirdiği işgal ortada. Burada büyütülmek istenen savaşa karşı biz kadınlar barış istiyoruz, bunun altını çiziyoruz. Her daim ifade ettik, buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Bölgenin iki temel kanayan yarası Kürt sorunu ve Filistin sorunudur. Kürt ve Filistin sorunu halkların kendi kaderini tayin hakkı çerçevesinde çözülmesi gereken sorunlardır. Bu sorunlar çözülmediği sürece, savaş silsileleri bunların etrafında kümelenerek devam edecek. Biliyoruz ki küresel sermayenin bir savaşı var. Küresel sermaye, emperyalist güçler bölgede ve dünyada yeniden konumlanmak için Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı adete bir savaş üssü haline getirmek istiyor. Ortadoğulu kadınlar olarak, bu topraklarda yaşayan bütün farklı halklardan ve inançlardan kadınlar olarak bizler hep birlikte “Büyük Ortadoğu Barışı” için çalışacağımızın altını bir kez daha çiziyoruz.

Seçimlerde elde ettiğimiz başarılar görev ve sorumluluklarımızı daha da artırdı. Yerel yönetimler modelimizi hayata geçireceğiz. Şeffaf, ilkeli ve kadın özgürlükçü yönetim anlayışımızla kendimizi ve kentimizi halkla birlikte yöneteceğiz. Her bir arkadaşımız büyük bir sorumlulukla ve yoğun emek harcayarak bu sorumluluğu yerine getirecektir. Batıda kent uzlaşısı kapsamında önemli başarılara imza attık. Türkiye’de kadınlarla beraber rejimin sistematik baskılarına hep birlikte dur dedik. Biz kadınlar; özgürlükçü, ekolojik, demokratik anlayışımızı Kürdistan’da da batıda da yaşamın her alanında etkin bir biçimde ortaya koyacağız.

Yeri geldiği zaman yönetimlerle -batı için özellikle söylüyorum- birlikte çalışacağız, yeri geldiği zaman da toplumun ve kadınların yararına olan etkin muhalefeti hep birlikte yürüteceğiz. Siyasete hep birlikte kadının mor rengini vermek üzere çalışacağız. Yeni siyasal iklimin açabileceği mücadele olanaklarını hep birlikte bugün de değerlendireceğiz. Bu yeni dönemde demokratik cumhuriyetin inşası konusunda kapıları örgütlü bir mücadeleyle zorlamak ve demokratik cumhuriyetin inşası konusunda adım atmak gibi görev ve sorumluluklarımız var. Tecrit, savaş ve şiddet politikalarına karşı onurlu barışı ve bir arada ortak yaşamı hep beraber öreceğiz.

Kadın cinayetlerini tırmandıran erkek devlet şiddetine karşı kadın mücadelemizi hep beraber büyüteceğiz. Emine Şenyaşar’ın adalet arayışının sesi olmaya devam edeceğiz. Sedyeyle cezaevine götürülen 75 yaşındaki Hatice Yıldız’ın ve tüm hasta tutsakların serbest bırakılması için mücadele edeceğiz. Baskı ve zulüm politikalarına karşı direndikleri için, “eş başkanlık ve eşit temsiliyet mor çizgimizdir” diyerek mücadele yürüttükleri için rehin alınan arkadaşlarımızın özgür yarınlara ulaşması için mücadelemizi sürdüreceğiz. Kadına yönelik şiddet ve katliamlara karşı kadın örgütlülüğünü daha fazla büyüteceğiz.

Kadın yoksulluğuna ve işsizliğine karşı çıkan kadın isyanının başarıya ulaşması için çaba harcayacağız. Nafaka hakkı başta olmak üzere Medeni Kanun’da gerçekleştirilmek istenen hiçbir değişikliğe izin vermeyeceğiz. “Engelsiz bir yaşam mümkün” diyerek yola çıkan kadınlarla ortak mücadelemizi büyüteceğiz. İçinde kadının adının dahi olmadığı bir anayasal düzenlemeye hayır diyeceğiz. 31 Mart seçimlerinde kadınların ortaya koyduğu iradeye güvenerek gündemlerimizi tartışacak ve yol haritamızı belirleyeceğiz.

“1 Mayıs’ta mücadelemizi daha da büyüteceğiz”

8 Mart’tan, Newroz’dan, 31 Mart’tan ortaya çıkan o özgürlükçü ve mücadeleci ruhla 1 Mayıs hazırlıklarımıza başlıyoruz. 8 Mart’tan 1 Mayıs’a kadınların isyanıyla geliyoruz. 1 Mayıs’ta kadınlar olarak meydanlarda olacağız. Kadın yoksulluğuna ve işsizliğine, emek sömürüsüne karşı 1 Mayıs’ta mücadelemizi daha da büyüteceğiz. Şairin dediği gibi, “1 Mayıs’ta yan yana yürüyeceğiz güzel günler için. Herkes çalışsın, bölüşsün kardeşçe yaşamın sunduklarını. İşte bunun için yükseliyor yüreklerimizde ekmek ve gül türküleri.” Ekmek ve gül demek için; bedenimiz, emeğimiz ve kimliğimiz için; özgürlük, eşitlik ve adalet için 1 Mayıs’ta alanlarda olacağız. 1 Mayıs’ta alanlarda dayanışmayı daha da büyütmek üzere hep beraber buradan mesajımızı güçlü bir şekilde veriyoruz. Yaşasın kadın dayanışması, yaşasın kadın örgütlülüğümüz!”

Paylaşın

AK Parti Seçmeninin Yüzde 13’ü CHP’ye Oy Verdi

31 Mart’ta yapılan ve büyük sürprizlerin yaşandığı yerel seçimlerde, AK Parti seçmeninin yüzde 13.3’ü, İYİ Parti seçmeninin yüzde 42.6’sı, MHP seçmeninin yüzde 20.4’ü, CHP’ye oy verdi.

AK Parti, MHP ve İYİ Parti’den oy geçişlerinin en fazla olduğu bir diğer partide Yeniden Refah Partisi (YRP) oldu.

IPSOS Araştırma Şirketi, 31 Mart seçim sonuçlarından sonra yaptığı araştırmanın sonucunu paylaştı.

Seçimlerden hemen sonra 1-2 Nisan tarihlerinde yapılan araştırmada toplamda 2 bin 29 kişiyle görüşüldü. Görüşmecilerin 1521’i seçime katılanlar (yüzde 78,5 seçime katılım oranı, 431 kişi de oy kullanmayanlardan (seçimde nüfusun yüzde 21,5’i oy kullanmadı) seçildi. Yüzde 95 güven aralığında olan araştırmanın hata payı ise; +-2,2 aralığında.

Oy geçişlerinin ölçüldüğü araştırmada, en yüksek geçiş MHP’de oldu. MHP seçmeninin sadece yüzde 17’si MHP’ye oy kullandığını, yüzde 17,8’i oy kullanmadığını, yüzde 1,4’ü de geçersiz oy kullandığını belirtti. Yüzde 26,5’i AK Parti’ye, yüzde 20,4’ü CHP’ye yüzde, 0,5’i DEM Parti’ye, 3,2’si İYİ Parti’ye, 9,5’i Yeniden Refah Partisi’ne oy verdi.

AK Parti’de en yüksek geçiş CHP’ye oldu. AK Parti seçmeninin yüzde 13’ü CHP’ye, 3,7’si MHP’ye, 1,4’ü DEM Parti’ye, 1,9’u İYİ Parti’ye, 5,9’u ise Yeniden Refah Partisine oy verdi. AK Parti seçmeninin yüzde 16,3’ü oy kullanmadığını söyledi. Geçersiz oy kullandığını söyleyenlerin oranı ise 0,4 oldu.

Araştırmaya göre; diğer partilere geçişin en az olduğu parti CHP. CHP’lilerin yüzde 76,7’si kendi partisine oy verdi. Yüzde 10,3’ü ise sandığa gitmedi. 31 Mart seçimlerinde üçüncü olan Yeniden Refah Partisi’ne geçişin en az olduğu parti de CHP oldu. CHP’lilerin sadece 0,5’i Yeniden Refah Partisi’ne oy verdi.

Seçimlerde büyük bir ivme kaybeden İYİ Parti’den geçişler ise oldukça fazla oldu. İYİ Partililerin yüzde 42,6’sı CHP’ye oy verdi. İYİ Parti seçmeninin sadece yüzde 29,5’i kendi partisine oy kullandığını söyledi. Araştırmaya göre; İYİ Parti’den AK Parti’ye geçiş ise hiç olmadı.

MHP’ye oy verenlerin oranı 3,4, Yeniden Refah Partisi’ne oy verenlerin oranı 2,5, DEM Parti’ye oy verenlerin oranı yüzde 1 oldu.  İYİ Parti’de oy kullanmayanların oranı ise yüzde 11, 2.

Paylaşın

Filistin’in Birleşmiş Milletler Üyeliğine ABD’den Veto

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) Filistin’in BM’ye tam üyeliğine ilişkin karar tasarısı Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından veto edildi. Tasarının ABD tarafından veto edebileceği öne sürülmüştü.

Filistin’in BM’ye tam üyeliğine ilişkin karar tasarısı Arap Grubu adına Cezayir tarafından hazırlanmıştı. İsrail ise, Filistin Yönetimi’nin devlet olmak için gerekli kriterleri karşılamadığını söylemişti.

Bianet’te yer alan habere göre; 15 üyeli Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) Cezayir tarafından Filistin’in BM’ye tam üyeliğini talep eden karar tasarısı oylamaya sunuldu. ABD’nin “hayır” oyu kullandığı tasarı, 12 “evet” ve 2 “çekimser” oy aldı.

İngiltere ve İsviçre “çekimser” kalırken, Rusya, Çin, Fransa, Cezayir, Malta, Ekvator, Guyana, Slovenya, Sierra Leone, Mozambik, Güney Kore ve Japonya “evet” oyu verdi.

Karar tasarısının geçmesi için 5 daimi üyeden hiçbirinin “hayır” oyu kullanmaması ve toplamda 9 “evet” oyu alması gerekiyordu. Karar tasarısı metninde, “BM Genel Kuruluna Filistin’in tam üye olarak kabul edilmesi tavsiye edilir.” ifadesi yer alıyordu.

Filistin’in üyelik başvurusu

Filistin, 2011’de de BM’ye tam üyelik başvurusu yapmış ancak BMGK’da gereken desteği alamamıştı. Filistin 2012 yılında BM “daimi gözlemci statüsü”ne kavuştu.

Filistin’in BM Daimi Temsilcisi Riyad Mansur, 2 Nisan’da yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e bir mektup göndererek, üyelik başvurularının yeniden ele alınması talebinde bulunmuştu.

Guterres de 3 Nisan’da BMGK’ya mektup yazarak, Filistin’in talebinin gündeme alınması çağrısı yapmıştı. BMGK ise 8 Nisan’da Filistin’in talebini “Yeni Üyelerin Kabulü Komitesi’ne” iletmişti.

BMGK’ya üyelikle ilgili dönüş yapması gereken Komite, iki toplantının ardından mutabakata varamadığını duyurmuştu. Bunun ardından Cezayir, Filistin’in üyeliği için karar tasarısını müzakerelere açmıştı.

Paylaşın

“CHP Lideri Özel, Bir Vekilin İstifasını İstedi” İddiası

CHP Lideri Özgür Özel’in aday belirleme sürecindeki bir Parti Meclisi toplantısına aniden gelerek hakaret eden milletvekili Ufuk Çakır’ın istifa ederek Saadet grubuna geçmesini beklediğini söyledi.

Özgür Özel, Saadet grubunun düşmemesi için Saadet’e geçen Ali Fazıl Kasap’ın da CHP’ye geri döneceğinin sinyalini de verdi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara Milletvekili Murat Emir’in grup başkanvekili olarak belirlendiği kapalı grup toplantısında partisinin milletvekilleriyle bir araya geldi.

Seçimin tamamlanmasının ardından salona gelen ve bir değerlendirme yapan Özel, alınan seçim başarısından dolayı memnuniyetini dile getirdi, kendisine inanan milletvekillerine teşekkürlerini iletti.

2028’de yapılacak genel seçimlerde başarılı olmak zorunda olduklarını, önemli bir fırsat yakaladıklarını ifade eden Özel, seçimin geride kaldığını ve bundan sonraki süreçte bütünlük içinde devam edilmesini istediğini söyledi.

Seçim öncesi dönemde kendisinin yanında durmayan milletvekillerinin hiçbir kaygı hissetmemesi gerektiğinin de altını çizen Özel, asıl önemli olanın bundan sonraki performanslar ve özveri olduğunu söyledi.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın haberine göre; Özel’in milletvekillerine bundan sonraki sürece dair uyarıları da oldu.

Partinin bütünlüğüne aykırı hareket eden ve parti yönetimiyle uyumlu çalışmayan milletvekilleriyle birlikte yol almanın zor olacağını söyleyen Özel, parti içi uyumu bozanlarla ilgili tedbirleri alacağını, gerekirse disiplin süreci başlatacağını kaydetti. Seçimden önce başlayan tartışmaların sona ermesini isteyen Özel, “Bu tartışmalar artık bitsin” dedi.

Özgür Özel, grup başkanvekilliği seçimindeki yarışa da vurgu yaptı. Parti içi demokratik bir yarış yaşanmasının önemli olduğunu belirten Özel, Murat Emir’in kazanmasının kendisini memnun ettiğini de açık bir biçimde dile getirdi. Özel, seçim başarısının ardından parti içi yıpratıcı bir muhalefeti büyütecek adımların atılmaması gerektiğinin altını çizdi.

Özel, grup başkanvekilliği için aday olan Sevda Erdan Kılıç’ı da medeni cesaretinden dolayı tebrik etti. Bu seçimde olmasa bile bir yıl sonraki grup başkanvekilliği seçiminde kendisini yeniden aday olarak görmek istediğini belirterek teşekkürlerini iletti.

Mersin Milletvekili Ufuk Çakır

Özgür Özel seçim sürecinde kendisini üzen bir olaya da gönderme yaparak önemli bir değişikliğin sinyalini verdi.

Aday belirleme sürecindeki bir Parti Meclisi toplantısına aniden gelerek hakaret eden Mersin Milletvekili Ufuk Çakır’ı ima eden Özel, Çakır’ın istifa ederek Saadet grubuna geçmesini beklediğini söyledi. Özel, Saadet grubunun düşmemesi için Saadet’e geçen Ali Fazıl Kasap’ın da CHP’ye geri döneceğinin sinyalini verdi.

Paylaşın

Bahçeli’nin ‘İttifak’ Çıkışı Ne Anlama Geliyor?

Partisinin grup toplantısında, 31 Mart’ta yapılan yerel seçimlere ilişkin değerlendirme yapan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ‘ittifak sisteminin gözden geçirilmesi gerektiğini’ belirtmişti.

Parti kulislerinde Devlet Bahçeli’nin bu sözlerinin perde arkasında, “ittifakların yerel seçimlerde görünür olmadığının yattığı” ifade ediliyor. Parti kulislerinde, ortak aday gösterilen yerlerde diğer partinin ambleminin pusulada yer almadığına dikkat çekilerek, “bu durumla ilgili bir yasal düzenlemenin zorunlu olduğu” kaydediliyor.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında, “İttifak sistemi gözden geçirilerek siyasi ve demokratik istikrarı zaafa uğratan ve uygulamada şahit olunan bazı çarpıklıklar ilerleyen süreçte giderilmelidir” ifadelerini kullanmıştı.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre; Bahçeli’nin bu sözleri siyaset kulislerinde de tartışılıyor. MHP kulislerinde, yerel seçimler sonrası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanan ilk merkez yürütme kurulu (MYK) toplantısı sonrası Erdoğan’ın kurmaylarına yönelik “Amasya, Kütahya ve Kırıkkale gibi illerde, iki parti ayrı ayrı girerek, özellikle CHP’ye kazandırdığımız il ve ilçelerin durumunu da masaya yatıracağız” sözlerine gönderme yapılıyor.

Erdoğan’ın da bu illerde “işbirliği yapılmamış olmasının Cumhur İttifakı’na kaybettirdiğine” dikkat çektiği belirtilirken, “Bahçeli, İttifak kapsamında il, il, ilçe ilçe değerlendirmeler yapılarak, nerede yanlış varsa, o yanlışların düzeltilmesine yönelik bir söylemde bulundu. Bazı illerin detaylı bir şekilde masaya yatırılması gerekiyor. Ayrı aday gösterilen yerlerde sonuç başarısız oluyor. Buna yönelik bir çözümleme yapılabilir. Konuyla ilgili bir çalışma ileride yapılacak” görüşü dile getiriliyor.

“Düzenleme yapılabilir”

MHP kulislerinde, yerelde ittifakların seçmenin oy kullandığı pusulada “görülmediği” değerlendirilmesi de yapılıyor. Örnek olarak da taşradaki il ve ilçe belediye başkanlıkları seçimleri gösteriliyor. Kulislerde, “Bir ilde her iki parti işbirliği kapsamında ortak aday ile seçime giriyorsa, ortak adayın mensubu olduğu partinin amblemi pusulada yer alıyor. Ancak ittifak ortağı partinin amblemi yer almıyor. Böylece seçmen kendi partisinin amblemini pusulada göremiyor. Buna yönelik bir düzenleme de yapılabilir” yorumları yapılıyor.

Paylaşın

İran’dan İsrail’e “Nükleer” Uyarısı

İran Devrim Muhafızları’nın nükleer güvenlikten sorumlu yetkilisi Ahmed Hagtalab, “Siyonist rejimin İran nükleer tesislerine yönelik tehditleri nükleer doktrinimizi gözden geçirmemizi ya da önceki değerlendirmelerimizden sapmamızı mümkün hale getiriyor” dedi.

Haber Merkezi / Yarı resmi Tasnim haber ajansında yer alan demecinde Ahmed Hagtalab “Eğer Siyonist rejim nükleer merkezlerimize ve tesislerimize karşı harekete geçmek isterse, kesinlikle ve kategorik olarak onların nükleer tesislerine karşı gelişmiş füzelerle karşılık vereceğiz” ifadelerini kullandı.

Tahran’ın nükleer programı konusunda son sözü İran’ın dini lideri Ali Hamaney söylüyor. Hamaney önce yaptığı bir çok açıklamada, Tahran’ın hiçbir zaman dinin yasakladığı nükleer silah inşa etme veya kullanma peşinde olmadığı görüşünü dile getirdi.

İsrail, İran’ın Şam’daki konsolosluk binasına 1 Nisan’da hava saldırısı düzenlemişti. Saldırıda, İran Devrim Muhafızları Ordusundan ikisi general rütbesinde toplam 7 kişi ölmüştü. İran, İsrail’in konsolosluk saldırısının ülkesinin topraklarına saldırı anlamına geldiğini ve misillemede bulunacaklarını duyurmuştu. İsrail de İran’ın saldırılarına karşılık vereceğini bildirmişti.

İran, 13 Nisan’da İsrail’e yüzlerce kamikaze insansız hava aracı, balistik ve seyir füzesiyle saldırı başlatmıştı. İran bazı hedeflerin vurulduğunu, İsrail ise saldırıların çoğunun hava savunma sistemlerince önlendiğini ancak güneydeki bir askeri üsse füze isabet ettiğini açıklamıştı.

İran – İsrail gerilimi

İran ile İsrail arasındaki ilişkiler aslında 1979’daki İslami Devrim’e kadar barışçıldı. Bunun yanında Filistin’in bölünmesine yönelik planlara karşı çıkmasına rağmen, 1948’de kurulan İsrail Devleti’ni tanıyan ikinci İslami devleti, Mısır’dan sonra İran olmuştu.

O dönemde monarşiyle yönetilen ülkenin başında Pehlevi hanedanlığı vardı ve ülke, Orta Doğu’da ABD’nin en büyük müttefiklerinden biriydi. Bu nedenle İsrail Devleti’ni kuran ilk hükümet lideri David Ben-Gurion, yeni Yahudi devletinin Arap komşuları tarafından dışarı itilmemesini sağlamak amacıyla İran’ın dostluğunu kazanmaya çalıştı.

Ancak 1979’da Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin öncülüğündeki İslam Devrimi ile Şahlar tahttan indirildi; yeni yönetim, ABD ve müttefiki İsrail’in “emperyalizmini” reddeden, baskı altındaki toprakları savunma üzerine kurulu olduğunu söylediği bir kimlik inşa etmeye çalıştı.

Ayetullah Humeyni yönetiminde ülke, İsrail’le olan köprüleri yıktı ve İsrail vatandaşlarının pasaportlarını tanımamaya başladı. Tahran’daki İsrail Büyükelçiliği’ni ele geçirerek, kontrolünü bir Filistin devleti kurulması amacıyla İsrail hükümetine karşı mücadele veren Filistin Kurtuluş Örgütü’ne devretti.

Nitekim Humeyni Filistin davasını kendi davası olarak göstermeye başladı ve büyük çaplı Filistin destekçisi yürüyüşler Tahran’da yaygınlaştı. Öte yandan bu dönemde İsrail’de İran’a yönelik düşmanlık 1990’lı yıllara kadar baş göstermedi çünkü Irak’taki Saddam Hüseyin’in varlığı, o dönemde daha büyük bir bölgesel tehdit olarak görülüyordu.

1980-1988 yılları arasında ABD’nin İran’ın komşusu Irak’a yönelik savaşta kullanılan silahları gizli bir şekilde İran’a yönlendirdiği ortaya çıktı ve bu skandalla bağdaştırılan “İran-Kontra” isimli yapılanmada İsrail hükümeti bir aracıydı. Zaman içinde İsrail ve İran arasındaki sözlü rekabet açık bir düşmanlığa dönüştü.

Paylaşın

Et Fiyatlarına Yüzde 25 Zam!

31 Mart yerel seçimler sonrasına ertelenen zamlar, bir bir ürünlere yansıtılmaya devam ediyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Et ve Süt Kurumu (ESK), et satış fiyatlarına yüzde 25 oranında zam yaptı.

Sözcü’de yer alan habere göre zamlı fiyatlar bu sabahtan itibaren uygulanmaya başlandı. Et ve Süt Kurumu’nda (ESK) kıyma kilogram fiyatı 229 liradan, kuşbaşı kilogram fiyatı 259 liradan satılıyordu.

TÜİK verilerine göre, martta bir önceki aya göre zam şampiyonu yüzde 21,30’luk artışla orta öğretim olurken, kuzu eti yüzde 18,58’lik artışla ikinci, dana eti yüzde 14,65’lik artışla üçüncü, kümes hayvanları eti yüzde 12,19’luk artışla dördüncü olmuştu.

Eurostat’ın Türkiye İstatistik Kurumu’ndan (TÜİK) aldığı verilere göre Türkiye, sağlıklı beslenme konusunda Avrupa’da son sırada yer alıyor.

Eurostat’ın verilerine göre 27 üyeli AB ülkelerinde iki günde bir et, tavuk veya balık tüketemeyenlerin oranı 2022’de yüzde 8,3 oldu. Avrupa ülkeleri arasında en yüksek oranlar yüzde 22,1 ile Romanya ve yüzde 21,6 ile Bulgaristan’da görüldü.

Türkiye’de iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren yemek masrafını karşılayamanların oranı olan yüzde 41,5 ile ikinci sıradaki Romanya’yı ise neredeyse ikiye katladı.

Paylaşın