Dikkat Çeken Keşif: Yaşam Sanılandan Daha Önce Başlamış Olabilir

Cambridge Üniversitesi’nden bilim insanlarının yaptığı yeni araştırma, yaşama uygun koşulların başlangıcına dair bilinenlere meydan okuyor. Araştırma, evrendeki yaşama uygun koşulların sanılandan çok daha önce mevcut olabileceğine işaret ediyor.

Öte yandan araştırma, Dünya’da 3,7 milyar yıl önce başladığı kabul edilen yaşamın tarihine dair bilinenleri değiştirmiyor.

Standart teoriye göre yaklaşık 13,8 milyar yıl önce gerçekleşen Büyük Patlama’yla oluşan evren ilk dönemlerinde, neredeyse tamamen hidrojen ve helyumdan meydana gelirken çok az miktarda lityumu da barındırıyordu.

Daha ağır elementlerse yıldızların içinde oluşarak bu gökcisimlerinin ömrünün sonunda geçirdiği süpernova patlamasıyla evrene saçıldı. Zaman içinde bu elementlerin miktarının artmasıyla gezegenler ve yaşama uygun koşullar oluşmaya başladı.

Toz parçacıklarına dönüşerek ilk gezegenleri yaratan karbon, aynı zamanda yaşamın temel bileşenleri arasında yer alıyor. Karbonun yüksek miktarlara çıkmasının Büyük Patlama’dan yaklaşık 1 milyar yıl sonra gerçekleştiği düşünülüyordu.

Ancak Cambridge Üniversitesi’nden bir ekibin liderliğinde yürütülen yeni araştırma bu düşünceye ve yaşama uygun koşulların başlangıcına dair bilinenlere meydan okuyor.

NASA’nın James Webb Uzay Teleskobu’nu kullanan gökbilimciler evren yaklaşık 350 milyon yaşındayken oluşan bir galaksiyi inceledi. Bugüne kadar gözlemlenen en uzak 5. galaksi olan bu gökada, Samanyolu’ndan 100 bin kat daha küçük.

Halihazırda ön baskı versiyonu yayımlanan ve yakında Astronomy & Astrophysics adlı hakemli dergide çıkacak makalenin başyazarı Dr. Francesco D’Eugenio “Gözlemlediğimiz sırada sadece bir galaksi embriyosuydu fakat Samanyolu kadar büyük bir şeye dönüşebilir” diyor ve ekliyor: Ancak bu kadar genç bir galaksiye göre muazzam boyutta.

Teleskobun Yakın Kızılötesi Spektrograf (Near Infrared Spectrograph/NIRSpec) adlı cihazı bu genç galaksiden gelen ışığı analiz etti. Bu sayede galaksideki elementleri tespit etme imkanı bulan araştırmacılar karbonun yanı sıra belli belirsiz oksijen ve neonla karşılaştı. Bu iki elementin varlığının doğrulanması için başka çalışmalara ihtiyaç var.

Bilinen yaşamın yapıtaşları arasında yer alan karbonun, evrenin bu kadar eski bir döneminde gözlemlenmesi, yaşama uygun koşulların düşünülenden çok daha önce var olabileceğine işaret ediyor. Öte yandan bulgular, Dünya’da 3,7 milyar yıl önce başladığı kabul edilen yaşamın tarihine dair bilinenleri değiştirmiyor.

Çalışmanın ortak yazarı Prof. Roberto Maiolino “Bu, hidrojenden daha ağır bir elemente dair bugüne kadar elde edilen en eski bulgu” diyor. Gelişmeyi “muazzam bir keşif” diye adlandıran Prof. Maiolino şöyle ekliyor: Bu kadar uzak bir galakside büyük miktarda karbon bulunması, yaşamın evrenin çok erken dönemlerinde, kozmik şafağa çok yakın bir zamanda ortaya çıkmış olabileceğine işaret ediyor.

Öte yandan Paris (Sorbonne) Üniversitesi’nden astrofizikçi Dr. Rafael Alves Batista bu sonuca hemen varılamayacağı görüşünde. Araştırmada yer almayan Dr. Batista bulguları ileriye doğru büyük bir sıçrama diye nitelendirse de “Benim yapacağım bir sıçrama değil” diyor:

“Bu erken yıldızların çoğu çok büyük kütleli olduğundan çok hızlı ölüyorlar. Gezegenler var olsa bile, yaşam için gerekli koşulları barındırdıklarına dair pek iyimser değilim. Bulgular çok ilginç ancak bir sonuca varmak için yeterli olduklarını sanmıyorum.”

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

AK Parti’de “Ekrem İmamoğlu” Krizi

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun AK Partili rakibine fark atarak, Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) başkanı seçilmesi AK Parti’de adeta bir krize yol açtı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaşanan duruma tepki gösterdiği öğrenildi. Erdoğan, delegelerin tamamını oy kullanmaya getiremeyen AK Parti Yerel Yönetimler Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz’ı azarladı. Kongreye kadar makamda kalmak istediği belirtilen 75 yaşındaki Yusuf Ziya Yılmaz’ın istifası istendi.

Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) Meclis Toplantısında yapılan oylamada İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu en fazla oyu alarak Birlik Başkanı seçildi. Yapılan seçimlerde Ekrem İmamoğlu 515 oy alırken, Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç ise 250 oy aldı.

TBB’nin Başkan Vekili Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar oldu. Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın ise ikinci Başkan Vekili olma hakkı kazandı.

AK Parti’den de oy gitti

Ekrem İmamoğlu’na AK Partili belediye başkanlarının da oy verdiği ortaya çıktı. TBB’de büyükşehir, il ve nüfusu 100 binin üzerinde olan ilçe belediyelerinin başkanları doğal delege kabul ediliyor. Seçilmiş delegelerle birlikte TBB’nin delege sayısı 868’e ulaşıyor.

CHP 448 delegesi ile tek başına çoğunluğu sağladı. Ancak Ekrem İmamoğlu CHP’nin delege sayısını 67 farkla geçerek 515 oyla seçildi. İktidarın desteklediği AK Partili Trabzon Büyükşehir Başkanı Ahmet Metin Genç ancak 250 oy alabildi. Bu 67 farkın içinde İYİ Parti, DEM Parti ve YRP’nin de etkisi var. Ancak AK Parti’li belediye başkanının da İmamoğlu’na destek verdiği anlaşıldı.

ODA TV’de yer alan habere göre; Bu durum AK Parti’de adeta bir krize yol açtı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yaşanan duruma tepki gösterdiği öğrenildi. Erdoğan, delegelerin tamamını oy kullanmaya getiremeyen AK Parti Yerel Yönetimler Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz’ı azarladı. Kongreye kadar makamda kalmak istediği belirtilen 75 yaşındaki Yusuf Ziya Yılmaz’ın istifası istendi.

Yusuf Ziya Yılmaz’ın “Ekrem İmamoğlu’na oy veren AK Partili belediye başkanlarını bulacağım bana müsaade edin diye” genel merkez koridorlarında bağırdığı öğrenildi.

Paylaşın

Türkiye, ABD’nin F-16 Satış Kabul Mektubunu İmzaladı

Türkiye’nin 32 aydır beklediği F-16 savaş uçaklarının satışında yeni bir gelişme yaşandığı duyuran ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, Türkiye’nin, F-16 savaş uçaklarının satın alımı için teklif ve kabul mektubunu imzaladığını açıkladı.

Gün içerisinde ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi ve Askeri İlişkiler Bölümü’nden yapılan açıklamada, “ABD, Türkiye’nin, sadece en yakın müttefiklere ve ortaklara temin edilen, şimdiye kadar üretilmiş en ileri F-16 Blok 70 savaş uçaklarını satın alması konusunda bugün ileriye dönük önemli bir adım atıldığını açıklamaktan gurur duymaktadır. Bu, ABD’nin Türkiye ile tesis ettiği güvenlik ortaklığına olan sarsılmaz bağlılığının en son örneklerinden yalnızca biri” denilmişti.

Benzer şekilde ABD’nin Ankara Büyükelçisi Jeff Flake de, “Türkiye’nin son nesil F-16 Blok-70 savaş uçaklarını alması ve mevcut F-16 filosunu modernize etmesi konusunda bugün ileriye dönük önemli bir adım atıldı. Bu, ABD’nin ulusal güvenliği, Türkiye’nin ulusal güvenliği ve NATO’nun birlikte çalışabilirliği açısından iyi bir adım” ifadelerine yer verdiği bir mesaj paylaşmıştı.

ABD’li Lockheed Martin firmasınca üretilen F-16 savaş uçakları için satın alma talebini ilk kez Ekim 2021’de dile getiren Türkiye, 40 adet yeni F-16 uçağı satın almak ve filosundaki 79 uçağın da modernizasyonu için ABD’ye başvurmuştu. Ancak savaş uçaklarına ait mühimmat ve teçhizatı da kapsayan talep, uzun süre ABD Kongresinin engeline takılı kalmıştı.

Türkiye’nin İsveç’in NATO’ya katılım protokolüne onay vermesinin ardından, Ankara’nın 2021’de ABD’den talep ettiği F-16 uçakları ve modernizasyon kitleri için ABD Kongresi’den yeşil ışık gelmişti. Üretim ve teslimat süreçlerine geçilmesi için, taraflar arasında bir süredir gidip-gelen taslak teklif ve kabul mektubunun nihai hali için çalışılıyordu.

Milli Savunma Bakanlığı’ndan bugün yapılan açıklamada, “Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın ihtiyaçları doğrultusunda satın alınacak F-16 Blok-70 ve modernizasyon kitleri ile diğer malzeme, mühimmat ve teçhizatın tedarik süreci daha önce açıkladığımız takvime uygun olarak olumlu şekilde devam etmektedir” denilmişti.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Swap Hariç Net Rezervleri Artıya Geçti

Merkez Bankası’nın (TCMB), 31 mayıs ile biten haftada, swap hariç net rezervleri 1,5 milyar dolara yükseldi. Bankanın toplam rezervleri ise 143,6 milyar dolara yükseldi.

Haber Merkezi / Aynı hafta Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları toplam büyüklük36,8 milyar lira geriledi. Toplam Kur Korumalı Mevduat büyüklüğü 2,12 trilyon lira olarak gerçekleşti.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 31 mayıs ile biten haftaya ilişkin para ve banka istatistiklerini yayınladı. Buna göre; Merkez Bankası’nın (TCMB) 31 mayıs ile biten haftada brüt rezervleri 143,6 milyar dolara yükseldi. Net rezervler de aynı dönemde 45,46 milyar dolara çıktı. Aynı hafta swap hariç net rezervler ise 1,5 milyar dolar oldu.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları 31 mayıs ile biten haftada 36,8 milyar TL düşüş kaydetti. Kur korumalı mevduat toplamı 2,12 trilyon TL’ye geriledi.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Rezervlerimiz ve makro finansal istikrarımız güçleniyor. Swap hariç net rezervlerimiz, 2020 yılı mart ayından sonra ilk defa pozitife döndü. Son 2 ayda swap hariç net rezervler 67 milyar dolar arttı. Brüt rezervler ise 143,6 milyar dolara ulaştı” dedi.

Şimşek, açıklamasında, “Rezervlerimizin daha da artırılması için yeşil dönüşüm, enerji verimliliği ve yeni sanayi politikalarıyla sürdürülebilir cari açığa ulaşılması, doğrudan yabancı yatırımları artırmaya yönelik politikalar ve sermaye benzeri dış kaynağa erişim önem arz etmektedir. Bunu da programı kararlılıkla uygulayarak başaracağız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Erdoğan – Özel Görüşmesinin Tarihi Belli Oldu: 11 Haziran

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i 11 Haziran Salı günü saat 16.00’da CHP Genel Merkezi’nde ziyaret edecek.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Erdoğan ile 11 Haziran Salı günü partisinin genel merkezinde bir araya geleceklerini açıklayan Özel, şu ifadeleri kullandı:

“Sayın Cumhurbaşkanı ile 11 Haziran’da saat 16.00’da görüşeceğiz. CHP Genel Merkezi’nde aynı heyetlerle ağırlayacağız. Oturma düzeni siyasi parti genel başkanları şeklinde olacak.

31 Mart seçimlerinde seçmenin karşısına çıktığımızda çok net olarak şunu söyledik. ‘Biz sesinizi duyuracağız. Eğer siz de sesinizi duyurmak istiyorsanız, siz de bu seçimde 10 bin lira en düşük emekli maaşını reva görenlere, asgari ücretinize zam yapmamayı düşünenlere, 1 milyon öğretmeni atamayanlara, işçilere hak ettiğini vermeyenlere sesinizi duyurun’ dedik. Bugün de söylüyorum 31 Mart seçim sonuçları CHP’yi 47 yıl sonra birinci parti yaptı. Bizim net olarak söylediğimiz şudur.

Biz bir erken seçim çağrısı yapmıyoruz. Erken seçim kararını millet verir. Ben CHP’nin 127 milletvekiliyle erken seçim kararını zaten alabilecek güçte değilim. Olsa yarın alırım, öbür pazar iktidara gelirim. CHP erken seçim istemez mi? Evet ister ama erken seçimin yapılabilmesi için bunun milletin gündemi olması lazım.”

Ne olmuştu?

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 2 Mayıs’ta AK Parti Genel Merkezi’nde bir araya gelmişti. Görüşme 1 saat 35 dakika sürmüştü.

Görüşmede, CHP İstanbul Milletvekili ve TBMM Dışişleri Komisyonu Üyesi Namık Tan ile AK Parti Genel Başkan Vekili Mustafa Elitaş da yer almıştı. Erdoğan ile Özel görüşmesi sonrası basın mensuplarına açıklama yapılmamıştı.

Erdoğan ile Özel’in görüşmesine boş koltuk damgasını vurmuştu. Erdoğan, Özel ile görüşme esnasında Özel’in karşısında değil de ortada ve daha farklı bir koltukta oturması akıllara “Erdoğan eşit değiliz imajı mı yaratmak istiyor?” sorusunu gündeme getirmişti.

AK Parti, boş koltuğun özel bir anlam ifade etmediği, oda düzeninden kaynaklandığı, diğer liderlerle veya konuklarla yapılan görüşmelerdeki protokolün uygulandığı vurgulamıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan’a dönerek, en kısa sürede CHP Genel Merkezi’ne iade-i ziyaret gerektiğini söylemişti. Özel, bu ziyaretten memnun olacağını ifade etmişti.

31 Mart seçimlerinde CHP’nin çok sayıda büyükşehir ve belediyelerine yenilerini eklemesinin ardından Özel verdiği demeçlerde Erdoğan ile görüşebileceğini aktarmıştı.

Erdoğan ile Özel, 23 Nisan’da TBMM’de düzenlenen resepsiyonda başka diğer siyasi partilerin de olduğu ortamda ilk kez bir araya gelmiş ve kısa bir görüşmenin ardından özel kalemlerin buluşma tarihi belirleyeceği duyurulmuştu.

Paylaşın

Küresel Isınma: Her Ay Sıcaklık Rekoru Kırılıyor

Atmosferdeki sera gazlarının birikimi sonucu dünya yüzeyindeki ortalama sıcaklıkların artması olarak tanımlayabileceğimiz küresel ısınma sonucu dünyada her ay sıcaklık rekorları kırılıyor.

Massachusetts’teki Woodwell İklim Araştırma Merkezi’nden bilim insanı Jennifer Francis, mevcut artışın şimdiye kadar doğada yaşanan değişikliklerden çok daha fazla değişikliğe neden olmayacağını söyledi.

Jennifer Francis, “Sera gazı konsantrasyonları dengelenene kadar, giderek daha sık ve yoğun aşırı hava olaylarıyla birlikte sıcaklık rekorları kırmaya devam edeceğiz” dedi.

İklim bilimciler sıcaklık artışının şaşırtıcı olmadığını, ısınma eğilimlerinin, artan fosil yakıt kullanımından kaynaklanan karbondioksit birikiminden kaynaklandığını söylüyor.

Avrupa Birliği’nin iklim gözlem ajansı Copernicus, geçtiğimiz ay kayıtlara geçen en sıcak mayıs ayının yaşandığını ve bunun son bir yılın aylık rekoru olduğunu açıkladı.

Dünya Meteoroloji Örgütü de, 2024-2028 yılları arasındaki ortalama küresel sıcaklıkların, Paris görüşmelerinde kabul edilen sanayi öncesi dönemden bu yana 1,5 santigrat derece olan ısınma sınırını aşma ihtimalinin neredeyse ikide bir olduğunu tahmin etti.

“Earth System Science Data” dergisinde yayınlanan bir raporda ise, 57 bilim insanından oluşan bir grup, 2023’te Dünya’nın 2022’ye kıyasla biraz daha hızlı ısındığını tespit etti.

ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’ne (NOAA) göre, 2023’te atmosferdeki ısı tutucu gazların seviyesi tarihi zirvelere ulaştı. NOAA, özellikle insan faaliyetleriyle üretilen sera gazlarının en bol ve en önemlisi olan karbondioksitin, 2023’te 65 yıllık kayıtlardaki üçüncü en yüksek miktarda arttığını bildirdi.

Aşırı sıcaklıklar ve ani hava değişiklikleri, öngörülemez fırtınalara neden oluyor. Bu bahar Asya’da etkili olan sıcak hava dalgası Filipinler’de okulların kapanmasına neden oldu, Tayland’da insanların ölümüne yol açtı.

Geçtiğimiz ay Hindistan’ın bazı bölgelerinde haftalarca süren sıcak hava dalgaları da okulların kapatmasına ve insanların ölümüne neden olmuştu.

BM’nin daha önceki çalışmaları, Dünya’nın ekosisteminde büyük değişikliklerin 1,5 ila 2 santigrat derece ısınma arasında başlama olasılığının daha yüksek olduğunu gösteriyor; buna gezegenin mercan resiflerinin, Kuzey Kutbu deniz buzunun, bazı bitki ve hayvan türlerinin nihai kaybı ve insanları öldüren ve altyapıya zarar veren daha da kötü aşırı hava olayları da dahil.

Massachusetts’teki Woodwell İklim Araştırma Merkezi’nden bilim insanı Jennifer Francis, mevcut artışın şimdiye kadar doğada yaşanan değişikliklerden çok daha fazla değişikliğe neden olmayacağını söyledi.

İklim bilimciler, iklim değişikliğinin en kötü sonuçlarını engellemek için fosil yakıt kullanımının aşamalı olarak azaltılması ve yenilenebilir enerjinin daha fazla kullanılması gerektiğini düşünüyor. Küresel ısınmaya en olumsuz etkiyi, fosil yakıtlar (petrol, gaz ve kömür) yapıyor.

Francis, “Sera gazı konsantrasyonları dengelenene kadar, giderek daha sık ve yoğun aşırı hava olaylarıyla birlikte sıcaklık rekorları kırmaya devam edeceğiz” dedi.

BM’den kömür, petrol ve doğal gaz reklamlarına yasak çağrısı

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, dünyayı iklim krizinin yıkıcı etkilerinden kurtarmak için fosil yakıt şirketlerinin reklamlarının yasaklanması gerektiğini söyledi.

Guterres, Dünya Çevre Günü nedeniyle yaptığı konuşmasında kömür, petrol ve gaz şirketlerini iklim değişikliği konusunda onlarca yıldır gerçeği çarpıtan ve halkı yanıltan “iklim kaosunun mafya babaları” olarak nitelendirdi.

Tütün reklamlarının halk sağlığına etkisi nedeniyle yasaklanmasına benzer şekilde, fosil yakıtlar için de bir yasağın uygulanması gerektiğini belirten Guterres tüm ülkeleri, medya ve teknoloji kurumlarını fosil yakıtların reklamlarından acilen uzaklaşmaya çağırdı.

BM Genel Sekreteri konuşmasında küresel ısınmanın önemli bir bölümünden sorumlu olan fosil yakıt endüstrisine bugüne kadar yaptığı en sert eleştiriyi yöneltti.

Guterres’in sözleri gezegenimizin rekor düzeyde ısındığını gösteren yeni çalışmaların ardından geldi. AB’nin iklim hizmetlerinden elde edilen veriler, son 12 ayın her birinin, yılın o dönemi için yeni bir küresel sıcaklık rekoru kırdığını doğruluyor.

Paylaşın

DEM Partili Hatimoğulları: Türkiye Derhal Erken Seçime Gitmeli

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları, “AKP ve ortağı MHP artık gayrimeşrudur, gayrimeşruluklarını bir kez daha tescillemişlerdir. Tarihin çöp sepetine gideceklerdir. En son seçimlerdeki aritmetiğe baktığımızda halkın desteğini kaybetmişlerdir ve bizden siyasi intikam almaktadırlar” dedi ve eklendi:

Haber Merkezi / “Bu kayyımı bir daha atamalarının bir nedeni budur. Bir nedeni de belediyelerin maddi kaynaklarını kendi kaynakları haline getirebilmek ve yandaşlarına peşkeş çekmektir. Bu gayrimeşru Saray yönetimi ve ortağı derhal istifa etmelidir. İstifa etmiyorlarsa Türkiye derhal erken seçime gitmelidir. Artık Türkiye’de erken seçimin koşulları oluşmuştur. Erken seçim çağrımızı da kayyım rejimini genişletmek için odak olarak seçtikleri Hakkari’den bütün Türkiye kamuoyuna yapıyoruz. Türkiye derhal erken seçime gitmelidir.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Keskin Bayındır ve Çiğdem Kılıçgün Uçar sivil toplum örgütü ve meslek örgütleriyle Hakkari’de bir araya geldi. KESK’te yapılan buluşmada Hatimoğulları ve Bakırhan açıklamalarda bulundu. Hatimoğulları şunları söyledi:

“Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Biz kayyım atandığı günden beri buradayız. Hakkari’ye atanmış olan kayyım bir kez daha demokrasiye, seçilmişlere ve Kürt halkına yapılmış bir darbedir. Bunu her ne kadar iktidar bir biçimiyle Türkiye kamuoyuna açıklamaya çalışsa da emin olalım ki bir izahat getiremiyor. Kendileri bunun darbe olmadığını söylüyor. Biz altını kalın kalın çiziyoruz. Bu, Kürt’ün seçme ve seçilme hakkını elinden almak demektir, Kürt’ü bu ülkenin asli yurttaşı olarak görmemek demektir.

Bu, Kürt’ün iradesine, Türkiye halklarının iradesine ve Türkiye demokrasisine yapılmış siyasi bir darbedir. Bunu asla kabul etmiyoruz. Erdoğan çıkıp bunu savunmaya çalışıyor. Hakkında dava olan diğer belediye eş başkanlarına da kayyım atanacağına dair bir mesaj verdi. Buradan bir kez daha kendilerine diyoruz. Anayasaya aykırı davranmak, yasaları çiğnemek, bu ülkeyi Kürt ve Türk diye ayırmak şu an onların yaptığı iştir. Aslında bu ülkeyi bölen onlardır. Aslında bu ülkeyi çete gibi yöneten kendileridir.

Hukuku tanımayan kendileridir. Mehmet Sıddık Başkanımız Hakkari halkının yarısının oyunu almıştır. Doğrudan Hakkari halkı seçmiştir iki eş başkanımızı ve belediye meclisimizi. Bu iradeye saygı duymak zorundalar. Ancak halkın iradesini tanımamak konusunda adeta ant içmişler. Kayyım politikasını sürdürme konusunda verdikleri mesajla belli ki Türkiye ve Kürdistan’da bunun devamını getirecekler. Buradan kendilerini uyarıyoruz: Türkiye’de artık hiç kimse kayyım rejimine müsamahakar davranmıyor, davranmayacak.

Bugün Türkiye’nin dört bir tarafında DEM Partiye hayatı boyunca oy vermemiş, belki de oy vermeyi düşünmemiş farklı düşünen insanlar dahi kayyım rejimine hayır dedi. Bu önemli bir konudur. Türkiye ve Avrupa’da herkes kayyım rejimine hayır diyor. AKP, Erdoğan ve küçük ortağı bu ülkeyi uçurumun derinliklerine sürüklüyor. Bunu kabul etmek mümkün değil. Türkiye halkları bunu kabul etmiyor. Yapılan meşru değildir, bir darbedir.

Dün biz Hakkari Valiliğinin önünde basın açıklamamızı ve oturma eylemimizi gerçekleştirdiğimizde polis bariyerinin arkasında jandarma konumlanmıştı. O fotoğraf; sadece kolluk kuvvetleriyle ve yargıyla değil, sadece İçişleri ve Adalet Bakanıyla değil, sadece Saray rejiminin doğrudan görünen yüzüyle değil asker postallarıyla da bir darbe yapıldığını tescillemiştir. Valiliğin önündeki bu fotoğrafı tarih asla affetmeyecektir.

Mehmet Sıddık Akış’ın 2014’te açılmış bir davası vardı ama bu dava 10 yıldır öyle durmaktaydı. Ne zamanki kendisi belediye eş başkanı seçildi, bu dava devreye konuldu. Kayyım atandığı zaman daha gözaltı yeni gerçekleşmiş, daha İçişleri Bakanlığı yazıyı henüz göndermemişti. Yani adeta Süleyman Soylu’nun söylediği icra edilmiştir: “Siz yapacağınızı yapın kanun arkasından gelir”. Aynen öyle yaptılar. Gözaltı süresinde duruşmasının gününü dahi beklemeden kayyım atandı. Sadece biz DEM Parti olarak söylemiyoruz, Türkiye’deki bütün hukukçular söylüyor. Olması gereken normal şartlarda şudur. Zaten arkadaşımız hakkında tezgahlanmış olan bu davayı kökten reddediyoruz, gayrimeşrudur.

Tıpkı Kobanî Kumpas Davası gibi Saray’da yazılmış senaryolardandır. Bu davaların hiçbiri hukuki değildir. Siyasi intikam davalarıdır. Yine de bütün bunlara rağmen olması gereken şudur. Dava süreci ilerler, nihai karar verilene kadar belediye eş başkanına görevden el çektirilemez. Nihai karar açıklandıktan sonra da belediye meclisi kendi belediye başkanını kendisi belirler. Halkın iradesine saygı duymanın kanalları buradan geçer. Ama onlar, yine kendilerinden birini seçerler fikriyle hareket ederek ve seçilmişin yerine atanmışı getirerek adeta bizi Orta Çağ’ın gerisine götürdüler. Çünkü sadece krallıklarda, padişahlıklarda, faşist rejimlerde atanmışlar seçilmişlerin yerine geçer.

Hakkari halkıyla, Türkiye’deki bütün demokrasi güçleriyle, haktan ve adaletten yana olan her kesimle, kayyım rejimine karşı olan her kesimle beraber kayyım rejimine karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Bugün Türkiye’de çok güçlü sesler yükseliyor. Bu sesleri daha çok güçlendirmenin, daha çok bir arada olmanın, bu kayyımcı rejime karşı daha fazla durmanın tam da zamanıdır. Hakkari’ye kayyım atayarak demokrasiyi sadece toprağa gömmediler, üzerine beton da döktüler. Bu iktidar artık gayrimeşrudur, daha da gayrimeşru hale gelmiştir. Bu iktidar iyice güç kaybetmiştir. AKP tabanı bile kayyım rejimine karşı çıkmaktadır. Bunu hakkaniyetli ve adil bulmamaktadır.

Buradan bir kez daha altını çiziyoruz. AKP ve ortağı MHP artık gayrimeşrudur, gayrimeşruluklarını bir kez daha tescillemişlerdir. Tarihin çöp sepetine gideceklerdir. En son seçimlerdeki aritmetiğe baktığımızda halkın desteğini kaybetmişlerdir ve bizden siyasi intikam almaktadırlar. Bu kayyımı bir daha atamalarının bir nedeni budur.

Bir nedeni de belediyelerin maddi kaynaklarını kendi kaynakları haline getirebilmek ve yandaşlarına peşkeş çekmektir. Bu gayrimeşru Saray yönetimi ve ortağı derhal istifa etmelidir. İstifa etmiyorlarsa Türkiye derhal erken seçime gitmelidir. Artık Türkiye’de erken seçimin koşulları oluşmuştur. Erken seçim çağrımızı da kayyım rejimini genişletmek için odak olarak seçtikleri Hakkari’den bütün Türkiye kamuoyuna yapıyoruz. Türkiye derhal erken seçime gitmelidir.”

“Biz halkımızın onurlu direnişinin yanındayız”

Hatimoğulları’ndan sonra konuşan Bakırhan ise şu ifadeleri kullandı: “Değerli kurum temsilcileri, kanaat önderleri, uzun yıllar birlikte çalıştığımız şimdi aramızda gördüğümüz çok kıymetli arkadaşlarım, iradesine sahip çıkan halkımız ve STK temsilcileri, hepinizi saygıyla selamlıyoruz.

Kürt’ü tanımadıklarını defalarca söyledik, iradesini defalarca gasp ettiler. Bunun bir işe yaramadığını 31 Mart’taki seçim bir kez daha ortaya koydu. Kürdistan ve Türkiye halkları bu irade gaspçılarına, yolsuzluk ve zulümle bu ülkeyi yönetenlere bir sarı kart gösterdi. Ama belli ki onlar kırmızı kart görmek istiyor. Biz de DEM Parti olarak, Türkiye emekçileri ve demokrasi güçleriyle birlikte; bu zulüm politikalarını reddedenlerle, kadınlarla ve gençlerle birlikte daha güçlü bir mücadele öreceğiz ve bir an önce bu zulüm düzeninin bitmesi için mücadelemizi kararlılıkla devam ettireceğiz.

Colemêrg çok stratejik bir yerdir. Bu güzel ve onurlu ilimize kafayı takmalarının bir sebebi var. Tabii ki sizin duruşunuz onların yüreğinde yaradır. Her seçimde 3 milletvekili çıkarmanız, onların yüreğinde yaradır. Colemêrg halkının 40 yıldır sürdürdüğü onurlu direniş onları rahatsız ediyor. Bunu biliyoruz. Ama bu kentimizin ayrıca önemli bir rolü, misyonu var. Colemêrg, Irak ve İran’a sınırıyla onların iştahını kabartan bir sınır kentimizdir.

Kriminal işlerle uğraşıyorlar. Çetelerle ve mafyalarla kol kola siyaset yapıyorlar. Buradan geçirdikleri tozlarla kendi iktidarlarını ayakta tutmaya çalışıyorlar. Suç İçişleri Bakanının o geçişler için önemsediği kentlerden birisi Colemêrg’dir. Birçok sebepten dolayı burayı gözlerine kestirdiler, kayyım atadılar. Allah aşkına Kürt ne yapsın? Siz de bu soruyu sorun. Devlet dairesinde sorun, çavuşa söyleyin, polise söyleyin, komşunuza söyleyin.

Türkiye metropollerindeki diğer halklara sorun: Kürt ne yapsın? Bir hukuk var ki antidemokratik bir hukuk olmasına rağmen ona bile uymuyorlar. Belediye başkanlarının davası varmış. Davası olmayan insan mı bıraktınız? Dava yalanıyla Türkiye kamuoyunu kandırmaya çalışıyorlar. Davası olmayan arkadaşımıza da soruşturma açıp görevden aldılar. Bir dönem önceki Hakkari Belediye Eş Başkanımızı çocuğunun cenazesine katıldığı için görevden aldılar. Bir belediye başkanımız, bir yoksulun mutfağını yaptı diye hiçbir soruşturması ve davası olmadığı halde görevden aldılar.

Bir belediye eş başkanımıza, kendisini tanıtacağımız toplantıya katıldığı için soruşturma açıp görevden aldılar. Bir kadın belediye eş başkanımızı 8 Mart etkinliğine katıldığı için görevden aldılar. Bunlar riyakardır, hilekardır. Dini ve inancı kullananlardır. Başları secdede, elleri semada ama akılları Kürt düşmanlığında olanlardır. Emin olun ki bunlar sadece Kürt siyasetine değil Kürt’e düşmanlar. Diline, kültürüne, iradesine, yerel yönetimine düşmanlar. Dolayısıyla dün Recep Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi bir durum yok. Onların gözünde bütün Kürtler düşmandır, bütün Kürtler suçludur. Onuruna ve kimliğine sahip çıkan bütün Kürtler onlar için tehdittir.

Belediyeye kayyım atamak için kılıf buluyorlar. Kepez Belediye Başkanı tutuklanıyor, ne yapıyorlar, belediye meclisine seçtiriyorlar. Öyle değil mi? Erdoğan Siirt’te bir şiir okuduğu için tutuklanınca, yerine gelecek kişiyi 28 Şubat darbecileri bile belediye meclisinden seçtirdi. Ama o diyor ki söz konusu olan Kürt’se ayrı bir hukuk uyguluyoruz. Sen Kürt’e 50 bin sene de ayrı bir hukuk uygulasan, vahşet uygulasan bu Kürt eyvallah etmez.

Biraz önce Yüksekova’dan geldik, Pervin Başkan da burada. Savaş Buldan, Hacı Karay ve Adnan Yıldırım, üçünün de tesadüfen ailelerinden biriyle karşılaştık. Kürt faili meçhul cinayetle, cezaeviyle bu haklı davasından vazgeçmiyor. Defalarca size bunu gösterdi. Kürt cezaeviyle haklı davasından vazgeçmiyor. Mücadelesine hakkına hukukuna sahip çıkmaya çalışıyor. Öyle sağa sola kırmasına gerek yok, soruyoruz Recep Tayyip Erdoğan’a: Kürt’ün hukuku nedir Türkiye’de? Sömürge bir halksa kabul edin. Zaten öyle yapıyorsunuz. Kürtler sömürgedir, bir hakkı hukuku yoktur deyin.

Deyin ki Kürtler seçilmez. Seçerse, seçilirse de cezaevine atarız deyin. Bunu açık yüreklilikle söyleyin. Öyle naralar atıyorsunuz; davaları varmış, örgüt yöneticisiymiş. Allah aşkına, siz tanırsınız, Mehmet Sıddık Akış hangi örgütün yöneticisidir? Evli, çocuklu, iş yeri olan, 30 yıldır sizin içinizde yerleşik olan bir insan nasıl örgüt yöneticisi oluyor? Hadi örgüt yöneticisidir, 83 yaşındaki Makbule anne nedir? O hangi örgütün yöneticisidir? Çocuğuna para gönderdiği için sedyeyle alınıp cezaevine konulan akrabam Hatice Yıldız hangi örgütün yöneticisidir? Kürt’ün 7’de 70’ine, hastasına, yaşlısına tamamına örgüt yöneticisi diyorlar. Herkes örgüt üyesiyse, bütün Kürtler örgüt yöneticisiyse siz zaten kaybetmişsiniz, boşuna uğraşmayın.

Son olarak şunu söylemek istiyorum. Bu baskılar, bu kayyım atamaları, bu yolsuzluk, bu hırsızlık, Kürt’ün iradesine el koymak… Kürt vazgeçmiyor, emin olun vazgeçmiyor. Hilvan’da yaptılar, cüzi bir oyla seçimi kazandık. Sandığı emniyet kameraları önünde yaktılar. Seçimi yenilediler. Hilvan halkı oyunu yüzde 33’ten 52 buçuğa çıkardı. Yani Kürt halkı şu mesajı veriyor. Hilenize, zulmünüze, baskınıza rağmen biz partimizin yanında olacağız dedi. Bunu anlamak istemiyorlar. Peki, biz ne yapacağız? Valla Kürt’e sömürge hukukunu uygulayan bu faşizan zihniyet karşısında direneceğiz. Partimize sahip çıkacağız, irademize sahip çıkacağız, belediye eş başkanlarımıza sahip çıkacağız.

Seyid Rızalar, Şeyh Saidler idam sehpası önünde boyunlarını büktüler mi? Şimdi biz bir kayyım efendiye mi boynumuzu bükelim? Onlar vaz mı geçtiler, aman mı dilediler? Dolayısıyla boşuna uğraşıyorlar. Bu ülkenin enerjisini, ekonomisini çarçur ettiler, yok ettiler, ülkeyi uçurumun kenarına getirdiler. Kürt’e, emekçiye, ezilene, yoksula düşmanlık yaptıkları için.

Buradan sesleniyoruz: Bizim kararımız da yolumuz da nettir. Yolumuz Selahattinlerin, Gültanların, Figenlerin, Leyla Güvenlerin yoludur. Biz çok netiz, siz de kararınızı verin. Kürt bu ülkenin vatandaşı mıdır değil midir? Kürt’ün bu ülkedeki hukuku nedir? Kürt seçilir mi seçer mi? Siz söyleyin. Biz ona göre davranalım. Aksi halde bu ülkeyi gerçekten demokratik anlamda, ekonomik anlamda batırdınız.

Değerli halkımız bir çağrımız da size. Bunlar bütün zulümlerini Kürdistan topraklarında test ediyorlar. Eğer Hakkari’de üçüncü defadır devam eden kayyım uygulaması başarıya ulaşırsa Türkiye’nin her yerine kayyım anlayışını yayma riski var. Çünkü bunların sandıktan kazançlı çıkma şansları yok. 31 Mart’ta bu test edildi. Dolayısıyla hiçbir belediyenin, hiçbir şirketin, hiçbir demokratik kitle örgütünün yarın başına ne geleceğinin garantisini kimse veremez. Onun için Hakkari dayanışma için çok önemli bir merkez haline geldi. Sürekli kullandığımız Hakkari’den Edirne’ye kavramını artık hayata geçirmek gerekiyor. Hakkari’den Edirne’ye demokrasi köprüsünü, dayanışma köprüsünü, barış köprüsünü, direniş köprüsünü oluşturmalıyız. Aksi halde Hakkari’nin iradesini çalanlar yarın İzmir ve diğer kentlerin de iradesini çalabilir.

Biz halkımızın onurlu direnişinin yanındayız. Baş eğmeyen, diz çökmeyen, 3 dönemdir kayyım atanmasına rağmen halen kendi partisine sahip çıkan, 3-0 yapan, onurluca ayakta duran, yoksulluğa ve şiddete rağmen direnen halkımızın yanındayız. Hakkari’nin fotoğrafına baktığınız zaman yoksulluk akıyor. Kaldırım yok, yol yok, su yok, iş yok. Bir garnizon haline getirilmiş bir Hakkari var. Burada duran, direnen Hakkari halkıyla direnmeye devam edeceğiz, onlara layık olmaya çalışacağız. Ne pahasına olursa olsun sizin iradenizi savunacağız, sahipleneceğiz.

Darbe görüntülerini aratmayacak bu vahşet altında buraya gelip toplantıya katılmanız büyük bir değerdir. Hakkari halkına da sesleniyorum; sokakta, caddede, mahallenizde bu ırkçı, faşist ve Kürt düşmanı zihniyet karşısında lütfen tepkinizi sürdürün. Siz onurlu bir halksınız. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. İnşallah bir gün mutlaka bu irade zulüm uygulayanları gönderecektir ve halkımız kazanacaktır.”

“Kayyım atayanlar karşılığını görür”

Soru: Erken seçim çağrısı yaptınız, aynı zamanda “sine-i millet” tartışmaları da var. Partinizde böyle bir tartışma var mı? Ayrıca erken seçim çağrınıza ilişkin bir takvim öneriyor musunuz?

Hatimoğulları: Biz sine-i milletteyiz zaten. Hiçbir zaman mücadele alanı olarak parlamentoyu gören bir parti olmadık. Her daim halkımızın içinde olduk. Türkiye’de ezilen ve sömürülenlerle beraberiz. Kadınlar, gençler, insan hakları savunucularıyla birlikteyiz. Kayyıma karşı sadece parlamentoda mücadele veren bir parti değiliz. Kayyımın atandığı ilk andan itibaren MYK üyelerimizle buradayız. Bizler zaten milletin içindeyiz, sinesindeyiz. O yüzden tartışmalar söylediğiniz anlamda bizim gündemimizde yok. Biz halkımızla birlikte mücadele alanlarının her yerindeyiz. Parlamento bunlardan biridir. Halkın içindeyiz, sokaktayız, meydandayız. Halkımızla birlikte kararlarımızı alıyoruz, mücadelemizi de ortak veriyoruz.

Erken seçimle ilgili sorunuza da cevap vereyim. Bizim tek başına oradan çekilmemiz buna gerekçe oluşturmaz. Elbette Türkiye halklarının bu talebi gittikçe yükseliyor, erken seçim talebi artıyor. Bunun çok sayıda nedeni var. Ülkenin içinden geçtiği işsizlik, yoksulluk, hayat pahalılığı ve bu iktidarın yürüttüğü ekonomik politikalar. Temmuz ayında asgari ücrete zam dahi yapılmazken, emekliler açlık ve yoksulluktan kırılırken insanlar elbette erken seçim talep ediyor. Kayyım atanırken, yasalara aykırı davranılırken, seçme ve seçilme hakkı ortadan kaldırılmışken halkın, yurttaşın ve siyasi partilerin erken seçim talep etme hakkı vardır.

Soru: İktidara yakın yazarlarda ve kesimlerde haklarında soruşturma devam eden belediye eş başkanlarının da görevden alınıp kayyım atanma ihtimalinin yüksek olduğuna yönelik yazı ve değerlendirmeler var. Nasıl bir şey bekliyorsunuz?

Bakırhan: Daha önce söyledim, Türkiye’de hakkında soruşturma olmayan insan neredeyse kalmadı. Sadece bizim belediye başkanlarımız değil birçok siyasi parti belediye başkanları hakkında da soruşturmalar. Meselemiz onların ne yapacağı değil. Onlar zulümle, hileyle ve zorla iktidarlarını ayakta tutuyorlar. Biz bu tür anti-demokratik tutumlar karşısında kendi duruşumuzu net bir şekilde ortaya koyacağız. Kayyım atayanlar karşılığını görür. Atamaya çalışanlar kendi hesaplarını yapsın, bizim hesabımız çok net.

Paylaşın

181 Milyon Çocuk Gıda Kıtlığıyla Karşı Karşıya

Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) son raporunda, dünya genelinde 5 yaş altı yaklaşık 181 milyon çocuğun ciddi gıda kıtlığıyla karşı karşıya olduğu belirtildi.

Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Gazze’de 10 çocuktan 9’unun ciddi gıda kıtlığıyla mücadele ettiği, yetersiz beslenmenin ise hayati tehlike riskini artırdığını vurguladı.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), “Çocuklarda Gıda Kıtlığı” raporunu yayımladı.

Bianet’in aktardığına göre; Raporda, dünya genelinde 5 yaş altı 181 milyon çocuğun ciddi gıda kıtlığıyla karşı karşıya olduğu bildirilirken, söz konusu çocukların, hayati tehlikeye yol açan aşırı zayıflığa yakalanma riskinin yüzde 50 daha fazla olduğu kaydedildi.

Bu çocukların yüzde 65’inin 20 ülkede yaşadığı aktarılan raporda, ciddi gıda kıtlığından etkilenen 64 milyon çocuğun Güney Asya, 59 milyon çocuğun ise Sahra altı Afrika’da yaşadığı ifade edildi.

Vakaların hemen hemen yarısının yoksul ailelerde boy gösterdiğine dikkati çekilen raporda, aynı zamanda çocuklara besleyici ürünler sağlayamayan gıda sistemlerinin de etken olduğu belirtildi.

Gazze Şeridi

Raporda, 7 Ekim’in ardından ortaya çıkan tabloya göre, Gazze’de 10 çocuktan 9’unun ciddi gıda kıtlığıyla mücadele ettiği, yetersiz beslenmenin ise hayati tehlike riskini artırdığı vurgulandı.

Gazze’deki durumun, ailelerin çocuklarının gıda ihtiyaçlarını karşılayamadığını gösterdiğine işaret edilen raporda, durumun çocuklar için korkunç sonuçlar doğurduğunun altı çizildi. Raporda, hükümetlere çocuklarda gıda kıtlığını engellemek için adım atma çağrısı yapıldı.

Paylaşın

AK Parti’de Değişim İçin 2025 Yılı Sonu İşaret Edildi

Yerel seçimi ciddi kayıplarla kapatan AK Parti’de nasıl bir değişim yaşanacağı merak konusu olurken, değişimin zamana yayılacağı ortaya çıktı. Parti teşkilatı ve yönetiminin yenilenmesi beklenen büyük kongre için 2025 yılı sonu işaret edildi.

Parti kadrolarındaki değişim-dönüşüm içinse öncelikle “sorunların doğru tespit edilmesi” gerektiği ifade ediliyor. Partide ya da Kabine’de 3-5 kişinin değişmesinin bir anlam taşımadığını, yapısal dönüşüm için çok iyi analiz yapılması gerektiğini savunan partililer bunun için de çok geniş bir çalışma başlatıldığını anlatıyor.

Yerel seçimlerin ardından seçimsiz 4 yıllık döneme giren siyaset yeni yol haritasını belirlemeye çalışıyor. Bir yandan iktidar ile muhalefet arasında “normalleşme-yumuşama” olarak nitelenen görüşmelerle iki taraf da zaman kazanırken diğer yandan yapısal değişim-dönüşüm için atılacak adımlar planlanıyor.

Yerel seçimi ciddi kayıplarla kapatan AK Parti’de nasıl bir değişim yaşanacağı merak konusu. MYK, MKYK toplantılarının yapıldığı partide gözler son Kızılcahamam kampına çevrilmişti. Geçtiğimiz hafta sonu yapılan toplantıda bir dizi tartışma gündeme geldi ancak beklenen değişimin zamana yayılacağı ortaya çıktı. Parti teşkilatı ve yönetiminin yenilenmesi beklenen büyük kongre için 2025 yılı sonu işaret edildi.

AK Partili siyasetçilere göre temel öncelik ekonominin düzeltilmesi olacak. 2023 genel seçimlerinin ardından Hazine ve Maliye Bakanlığı koltuğuna oturan Mehmet Şimşek’in yürüttüğü politikaların sonuç getireceği beklentisi yüksek. Enflasyonda düşüş, fiyat istikrarı, Merkez Bankası rezervlerinde yükseliş gibi birçok konuda 2 yıllık bir süreçte hedeflenen tabloya ulaşılacağı hesabı yapılıyor. Geçen süre toplum açısından zorluklar içerse de iki yılın sonunda ortaya çıkacak olumlu durumun herkesi rahatlatacağı savunuluyor.

Öyle ki Kızılcahamam kampında topluma sunulan acı reçeteye karşın yaptığı sunumla en çok alkışı Mehmet Şimşek’in aldığına işaret ediliyor. Sorunları, çözüm yollarını, atılan adımları, riskleri, olumlu-olumsuz yaşanacak sonuçları tüm yönleriyle ortaya koyan Şimşek’in bu açık-şeffaf söylemi ile büyük bir güven oluşturduğu belirtiliyor. Asıl değişim-dönüşümün “enflasyonun tek haneye düştüğü, milli gelirden alınan payın arttığı, refahtan herkesin pay aldığı bir tablo” olacağı konuşuluyor.

Parti kadrolarındaki değişim-dönüşüm içinse öncelikle “sorunların doğru tespit edilmesi” gerektiği ifade ediliyor. Partide ya da Kabine’de 3-5 kişinin değişmesinin bir anlam taşımadığını, yapısal dönüşüm için çok iyi analiz yapılması gerektiğini savunan partililer bunun için de çok geniş bir çalışma başlatıldığını anlatıyor.

7 bölge 81 ilin röntgeni çekiliyor

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya‘nın edindiği bilgilere göre; AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala’nın başında bulunduğu strateji ekibi analizlerini sürdürüyor. SETA’nın da aralarında bulunduğu birçok araştırma merkezi ve anket firması ile hem bölgesel hem de il il araştırma yapılıyor, bir anlamda tüm kentlerin röntgeni çekiliyor. Açık uçlu soruların da sorulduğu araştırmalarda 7 bölge, 81 ilde vatandaşın sorunları, talepleri, beklentileri ayrı ayrı ölçülüyor.

Araştırma kapsamında yerel seçim sonuçlarının daha iyi analiz edilmesi için de yeni veriler elde edilmeye çalışıyor. Örneğin Trabzon Büyükşehir Belediyesi kazanılırken Trabzon’un en büyük ilçesi Ortahisar’ın neden kaybedildiği ya da Van’da önceki seçimde 4 ilçe belediyesi kazanan partinin neden bu seçimde tek bir belediye alamadığı anlaşılmaya çalışılıyor.

Tüm verilerin analiz edilip raporlanacağını belirten parti yöneticileri elde edilen sonuçların “siyasal değişim-dönüşüm” sürecine kaynaklık edeceğini söylüyor. Önümüzdeki bir ay içinde tamamlanması beklenen araştırma sonuçlarının sonbaharda başlaması hedeflenen ilçe, ardından il kongrelerinde, yeni yönetimlerin oluşmasına da etki edeceği vurgulanıyor.

Bir parti yöneticisi yürütülen çalışma için, “Sadece seçim sonuçlarındaki oranlara bakarak bir değişim olmaz. Doğru okumalar yapmak için daha çok bilgiye ve bu bilgilerle ortaya çıkacak analizlere ihtiyaç var. Yeni bir reform sürecinden bahsediyoruz. Bu çalışma reform sürecinde doğru adımların atılmasını da sağlayacak. Birileri görevden alınacaksa, yeni görevlendirmeler yapılacaksa bunlar bir veriye dayanacak” değerlendirmesi yapıyor.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Hakkari” Açıklaması: Hukuk Gereğini Yaptı

Erdoğan, Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanmasını ilişkin, “Hukukun kanunun ve demokrasimizin kırmızı çizgilerine riayet eden, meşruiyetten sapmayan herkes yasal engeli yoksa elbette bu ülkede özgürce siyaset yapabilir. Buna kimse itiraz etmez, edemez. Biz de meşru siyasete söz söylemedik” dedi ve ekledi:

“Yargının, Hakkari ile ilgili vermiş olduğu karar kusura bakmasınlar ama kimseyi rahatsız etmesin. Yargı burada kanunu değil hukuku konuşturmuş ve kararını buna göre vermiştir. Bunlar hemen parlamentoyu ayağa kaldırmaya kalktılar. Kusura bakmayın, burası hukukun işlediği Türkiye Cumhuriyeti’nin parlamentosudur. Orada elinizde pankartlarla, tekme yumruk sağa sola saldırmanın size kazandıracağı hiçbir şey yok. Sizin karşısınızda hukuku savunacak parlamenterler var.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Anadolu Medya Ödülleri töreninde konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle. “Bu güzel buluşmaya vesile olan herkese teşekkür ediyorum. Farklı kategorilerde ödüllerini takdim edeceğimiz kurumlarımızı, medya mensubu arkadaşlarımızı tebrik ediyorum. İlk olarak Anadolu Yayıncılar Derneği olarak 14 yıl önce faaliyete başlayan kuruluşumuz, büyüdü, serpildi, maşallah ülkemizin dört bir köşesine dal budak saldı. Toplam 320 mahalli ve bölgesel radyo, televizyon, gazete, dergiyi bir araya getiren federasyonumuzun yoluna güçlenerek devam etmesinden memnuniyet duyuyorum.

Anadolu Yayıncılar Federasyonu olarak kurumsal kimliğini güçlendiren kardeşlerime başarılar diliyorum. Halktan yana ve halka karşı kendisini sorumlu hissederek yayımcılık yapan mahalli medyanın yerini başka hiçbir kurum alamaz ve dolduramaz. Mahalli medyamız insanımızın talep, beklenti ve eleştirilerini aktarmada bir nevi köprü görevi yapıyor. Ülkemizin sosyal, kültürel ve ekonomik değerlerini sınırlı imkanlarla yansıtan Anadolu medyası ne kadar etkili olursa demokrasi kültürümüz o derece güçlü olacaktır.

Siyasi hayatımızın tüm aşamalarında Anadolu yayıncılığının yanında olduk. Sizlere gereken her türlü desteği sağlamayı çalıştık. İnşallah bundan sonra da size sahip çıkmayı sürdüreceğiz. Milletin karşısında kurumlanan ve konumlanan değil, milletin yanında dimdik duran 4. kuvvet olarak siz kıymetli Anadolu medyası mensuplarına kapımızın her zaman açık olduğunu özellikle ifade ediyorum.

Rabbim muhabbetimizi ve dayanışmamızı daim eylesin diyorum. Gündemini millete ve milletin değerlerine sabitlemiş yayıncılığın önemini her geçen gün daha kavrıyoruz. Anadolu yayıncılığı yüzyüze geldiğimiz kritik kavşakların tamamında gerçekten takdire şayan duruş sergilediler. Sokaklarımızın ateşe verildiği Gezi olaylarında birileri 24 saat canlı yayınlarla Gezici vandalları överken sizler milletin yanında net tavır koydunuz. Sizler 17-25 Aralık yargı darbe girişiminde milli iradenin sesi oldunuz. 15 Temmuz gecesi birileri ‘bekle gör’ politikası izlerken demokrasimizi korkusuzca savundunuz.

Anadolu yayıncıların vicdanlı ve ilkeli tutumlarını Gazze’deki katliamda da aynı kararlılıkla devam ettirdiklerini memnuniyetle takip ediyorum. İsrail güçleri tarafından Filistin’de şehit edilen gazeteci meslektaşlarınızın hatıralarına ve mücadelelerine sahip çıktığınız için sizleri tebrik ediyorum. Müslümanlığımızla birlikte insanlığımızın da sınandığı Filistin halkına karşı insani görevimizdir. Vicdanı kurumayan hiç kimse böyle bir zulme suskun kalamaz. Yıllardır bize basın özgürlüğü dersi veren Filistin topraklarında yaşananlara sesini çıkarmıyor.

Medya ofisleri basılırken, haber kanalları kapatılırken, canlı yayında gazeteciler kurşunlanırken, dikkat ederseniz, Gezi olayları sırasında Türkiye’ye kamp kuranlardan hiçbir tepki yükselmiyor. 8 ayda 150 gazeteciyi katledenler hala basın hürriyetinden bahsedebiliyor. Merhum Ahmet Kaya ne diyordu, ‘Nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça’. Bunlarınki yalnızca tutarsızlık değil; aynı zamanda vicdansızlık, ilkesizlik, adaletsizlik ve tarafgirliktir. Elbette tarih zulüm karşısında susanlarla hakkı ve hakikati haykıranları kaydetmektir. Zor dönemde konuşanlar tarih önünde olduğu gibi insanlığın vicdanında da ibra olacaktır.

Bugün soykırım karşısında üç maymunu oynayanlar alınlarına yapışan kara lekeyi ömürleri boyunca silemeyecek. Biz tarihin doğru tarafında olmanın çabasındayız. Gazze’de ilk günden itibaren basın yayın organlarımız Filistinli mazlumların sesi oldu. AA ve TRT’miz Gazze’de işlenen cinayetleri tüm çıplaklığıyla dünyaya anlattı. İletişim Başkanlığımız toplantı, etkinlik, basılı ve görsel materyallerle Gazze için küresel vicdanı harekete geçirmeye çalıştı. Siyasi partilerimiz birkaç İsrail mühibbi dışında Filistinli kardeşlerimizle dayanışma içinde oldu.

Sivil toplum kuruluşlarımız, üniversitelerimiz, gençlerimiz tek vücut olarak Gazzeli mazlumlara samimiyetle sahip çıktı. Milletimiz adına bundan büyük onur duyuyoruz. Filistinli kardeşlerimizi savunurken aslında insanlığı, barışı, adaleti, özgürlükleri savunuyoruz. Katliama tepki verirken gelecek nesillere huzurlu, adil dünyada yaşama umudunu miras bırakmayı hedefliyoruz. Bu çizgimizi sonuna kadar muhafaza edeceğiz. Mazlumun yanında zalimin de karşısında olmaya devam edeceğiz.

Medyamız özellikle de merkez medyamız ülkemizde uzun yıllar vesayetin gölgesi altında görev yapmaya çalıştı. Bu vesayet sadece devlet içindeki oligarşik yapıların değil, Türkiye’de ekonomi ve paraya hükmedenlerin de vesayetiydi. Medyamız çoğu zaman darbeciler namına milleti denetledi. Milleti terbiye etti. Milleti sorguya çekti. Vatandaşa ayar vermeye çalıştı. Basınımızın tek parti dönemindeki ahvalini burada konuşmaya gerek dahi duymuyorum. 27 Mayıs darbesine hazırlık sürecinde cuntacıların basın bülteni gibi çıkan gazetelerini şimdi yüzümüz kızararak okuyoruz. 12 Eylül, 28 Şubat’ta aynı manşetlerin tekrar tekrar atıldığına şahit olduk.

“Demokrasiyi, milli iradeyi savunurken ortalıkta yoklar”

Üzülerek söylemek isterim ki, Türkiye’de kalemini, köşesini, ekranını demokrasi karşıtlarına gönüllü olarak kiralayan bir kesim hep olagelmiştir. Bunlar müzik kutusu gibi kimi zaman darbecilerin türkülerini söylediler. Daha sonra terör örgütü mensuplarının şarkılarını çaldılar. Bir ara ülkemize yönelik psikolojik harekatlara asker yazıldılar. Hatta Kandil’deki bölücü canileri ‘yere izmarit atmıyor’ diye methedecek kadar içlerindeki millet düşmanlığını kustular. Bir türlü milletten, milli iradeden, demokrasiden yana tavır alamadılar.

Bunların FETÖ, PKK, DHKP’sine kadar terör örgütlerinin yanında saf tuttuklarını gördük. Teröre karşı devletimizin yanında bunları göremedik. Teröristler Cumhuriyet savcımızı kalleşçe şehit ediyor, bunlar teröristlerin sözcülüğünü yapıyor. Şehirlerimizi hendek ve çukurlarla bizden koparmaya çalışıyor, bunlar şehir eşkıyalarına canlı kalkan oluyor. Kandil’deki terör baronları yerel ve genel siyaseti dizayn etmeye çalışıyor, bunlar teröristlerin kravatlı avukatlığına soyunuyor. Demokrasiyi, milli iradeyi savunurken ortalıkta yoklar. Terör mağdurlarını savunurken ortalıkta yoklar. Şehit edilen öğretmen, polis, asker, korucu, işçiyi savunurken ortalıkta yoklar.

Terör örgütüne isyan bayrağı çeken yüreği yanık Diyarbakır annelerini savunurken ortalıkta yoklar. Bölücü terör örgütü ve uzantıları sözkonusu olunca en ön safta yer almaktan çekinmiyorlar. Milletten esirgedikleri empatiyi teröristlere göstermekten utanmıyorlar. Terörle sivil siyaset yanyana durmaz. Terörle demokrasi bir arada bulunmaz. Sırtını elinde kaleşnikof olana, molotof olana, bomba olana dayanarak meşru siyaset yapılmaz.

Hukukun kanunun ve demokrasimizin kırmızı çizgilerine riayet eden, meşruiyetten sapmayan herkes yasal engeli yoksa elbette bu ülkede özgürce siyaset yapabilir. Buna kimse itiraz etmez, edemez. Biz de meşru siyasete söz söylemedik. Yargının, Hakkari ile ilgili vermiş olduğu karar kusura bakmasınlar ama kimseyi rahatsız etmesin. Yargı burada kanunu değil hukuku konuşturmuş ve kararını buna göre vermiştir. Bunlar hemen parlamentoyu ayağa kaldırmaya kalktılar. Kusura bakmayın, burası hukukun işlediği Türkiye Cumhuriyeti’nin parlamentosudur. Orada elinizde pankartlarla, tekme yumruk sağa sola saldırmanın size kazandıracağı hiçbir şey yok. Sizin karşısınızda hukuku savunacak parlamenterler var.

Sivil ve demokratik siyasetin zemininin güçlendirilmesi için pekçok adım attık. Ancak milli iradeye pusu kurulmasına izin vermedik. Dünyanın hiçbir medeni ülkesi demokrasinin kundaklanmasına göz göre göre müsaade etmez, etmeyeceğiz. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesi dağdaki eli kanlı teröristlerin tünel kazarak belediyelere sızmasına göz yummaz. 31 Mart’tan önce ‘adaylarınız herhangi bir gayrimeşru, gayriyasal işlemlere girmediyse, katılmadıysa onlara söyleyecek sözümüz yok, ama gayriyasal işler yapmışsa bizler de yasaları işletmek durumundayız ve işletiriz’.

Hakkari şimdi bunun ilk adımı olmuştur. Şu anda hukuk gereğini yapmıştırve bundan sonra yapmaya devam edecektir. Türkiye sözde siyasetçilerin terör örgütüne ayakçılık ve kuryelik yaptığı utanç verici hadiselere şahit olmuştur. Milletimizin hafızasında derin izler bırakan bu acı olayların hiçbirimiz istemeyiz buna izin de vermeyiz. Terörle arasına mesafe koymadan hatta sırtını terör örgütüne yaslayarak siyaset yapılamayacağını herkesin kabullenmesi gerekiyor.

Muhalefet partileri koro halinde ezberleri tekrarlamak yerine terör siyaset ilişkisini sorgulamalı, Kandil güdümlü siyasetin Türk demokrasisine verdiği zararların ortadan kaldırılmasına odaklanmalıdır. İlla bir tepki gösterilecekse Kandil’in belediyelere çökme girişimine göstermelidir. Şimdi bazıları çıkmış Meclis’te terör estirerek ‘belediyeler bizimdir’ naraları atıyor. Belediyeler ne onların ne terör örgütlerinindir. Belediyeler kimsenin arka bahçesi değildir. Belediyeler sırtını Kandil’e rastlayanların hiç değildir. Belediyeler halkımızındır, aziz milletimizindir.

Bu ülkenin devletin belediyelerin tek sahibi vardır, o da millettir, 85 milyonun tamamıdır. Örgütün tasallutundan kurtulmak için belediye başkanlarının atacakları adımlarda devlet de millet de yanlarında olacaktır. Hizmet edenlerle kimsenin bir derdi bulunmuyor. Cumhurbaşkanı olarak benim de onlarla bir derdim yok. Biz terör belasıyla hukuk zemininde mücadele ediyoruz ve edeceğiz. İnşallah bu mücadeleyi de kimsenin oyununa gelmeden yürüteceğiz. Millete ve milli iradeye saygılı olan herkesten aynı tavrı bekliyoruz. Rabbim birliğimizi, beraberliğimizi daim eylesin diyoruz.”

Paylaşın