Kişi Başı Kredi Kartı Borcu 81 Bin Liraya Yükseldi

Bireysel kredi kullanan kişi sayısı (takipteki krediler hariç) son bir yılda yaklaşık 2,1 milyon kişi artarak 40,7 milyon kişi olurken, kişi başı ortalama kredi bakiyesi (borcu) ise 57 bin liradan 81 bin liraya yükseldi.

Konya, Bayburt, Şırnak ve Siirt son 12 ayda bireysel kredi bakiyesi en çok artan il oldu. Kişi başına ortalama bireysel kredi (kredi kartı dahil) toplam borcu en yüksek iller ise sırasıyla, İstanbul, Ankara ve İzmir olarak sıralandı.

Nakdi krediler ise 1 Haziran 2024 itibarıyla, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 38 artarak 14.473 milyar TL oldu.

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi tarafından yayınlanan bültene göre, bireysel kredi kullanan kişi sayısı (takipteki krediler hariç) son bir yılda yaklaşık 2,1 milyon kişi artarak 40,7 milyon kişi oldu. Ortalama kredi bakiyesi (borcu) ise 57 bin liradan 81 bin TL’ye çıktı.

Haziran ayında 161 bin kişi ilk defa kredi kartı, 122 bin kişi ilk defa kredili mevduat hesabı kullandı. 97 bin kişi ilk defa tüketici kredisi çekerken, konut kredisi kullanan kişi sayısı 5 bin oldu. 22 bin kişi ilk defa ise taşıt kredisi kullandı.

Haziran 2024 ayı itibarıyla İstanbul yüzde 28, Ankara yüzde 10 ve İzmir yüzde 7’lik bireysel kredi payına sahiptir. Konya, Bayburt, Şırnak ve Siirt son 12 ayda bireysel kredi bakiyesi en çok artan il oldu. Kişi başına ortalama bireysel kredi (kredi kartı dahil) toplam borcu en yüksek iller ise sırasıyla, İstanbul, Ankara ve İzmir olarak sıralandı.

Nakdi krediler1 Haziran 2024 itibarıyla, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 38 artarak 14.473 milyar TL oldu.

Tasfiye olunacak alacaklar 2024 yılı haziran ayı itibarıyla 281 milyar TL’ye ulaştı. Tasfiye olunacak alacakların 263 milyar TL’si bankalara; 12,2 milyar TL’si finansal kiralama şirketlerine, 3,5 milyar TL’si faktoring şirketlerine ve 2,5 milyar TL’si de finansman şirketlerine ait.

Haziran itibarıyla tasfiye olunacak alacak oranı en yüksek olan sektör, yüzde 5 ile inşaat sektörü oldu. Bu sektörü yüzde 4,3 ile enerji sektörü takip etti.

(Kaynak: Artı Gerçek)

Paylaşın

“İran, ABD Seçimlerine Siber Saldırı İçin Hazırlanıyor” İddiası

İran’ın, yapay zeka teknolojisi kullanarak hem demokrat hem de cumhuriyetçi ABD seçmenlerini hedef alan haber siteleri kurduğu, içerikleri kopyaladığı ve kutuplaştırıcı siyasi mesajlar yaydığı öne sürüldü.

İran ise ABD başkanlık seçimlerine müdahale etme ya da siber saldırı düzenleme iddialarını reddetti. İran’ın Birleşmiş Milletler (BM) misyonu ise, İran’ın siber kabiliyetlerinin saldırıya değil savunmaya yönelik olduğunu bildirdi.

Microsoft Cuma günü yaptığı açıklamada, İran’ın yaklaşan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) seçimlerini etkilemeyi amaçlayan siber faaliyetlerini hızlandırdığını söyledi.

Teknoloji devi şirket, İranlı aktörlerin aylardır sahte haber siteleri oluşturduğunu, aktivistleri taklit ederek kutuplaşmayı tetikleyerek, potansiyel olarak seçmenleri etkilemek için zemin hazırladığını tespit etti.

Microsoft’un en son tehdit istihbarat raporu, İran’ın küresel etkileri olması muhtemel yaklaşan seçimler için taktiklerini nasıl geliştirdiğini gösteriyor.

Raporda, ABD istihbarat yetkililerinin açıkladıklarının bir adım ötesine geçilerek İranlı gruplara ve geçmiş eylemlerine dair spesifik örnekler verildi. Ancak İran’ın kaos yaratmanın ötesinde bir niyeti olup olmadığı belirtilmedi.

İran ise ABD başkanlık seçimlerine müdahale etme ya da siber saldırı düzenleme iddialarını reddetti.

Microsoft’un raporunda ayrıca Rusya ve Çin’in de ABD’deki siyasi kutuplaşmadan nasıl faydalandıkları ve bu seçim yılında kendi “bölücü mesajlarını” nasıl ilerlettikleri de açıklandı.

Raporda, Kasım ayındaki seçimlerin yaklaşmasıyla artmasını beklediği ve İran’ın son dönemdeki faaliyetlerine ilişkin dört örnek tespit edildi.

İlk örnek olarak, İran Devrim Muhafızları ile bağlantılı bir grubun, Haziran ayında bir kimlik avı e-postasıyla üst düzey bir ABD başkanlık kampanyası yetkilisini hedef aldığı belirtildi.

Bu olaydan günler sonra, İranlı grubun eski bir başkan adayına ait bir hesaba giriş yapmaya çalıştığı ancak başarılı olamadığı belirtilirken, şirket hedef alınan kişileri bilgilendirdi.

Bir başka örnekte ise İranlı bir grubun, ABD haber siteleri gibi görünen web siteleri oluşturarak siyasi yelpazenin karşıt taraflarındaki seçmenleri hedef aldığı saptandı.

Sahte haber sitelerinden birinde, ABD başkan adayı Donald Trump’a “deli” denildi ve uyuşturucu kullandığı ima edildi.

İran’ın Birleşmiş Milletler (BM) misyonu yaptığı açıklamada İran’ın siber kabiliyetlerinin saldırıya değil savunmaya yönelik olduğunu bildirdi.

Misyonun açıklamasında “İran, altyapısını, kamu hizmet merkezlerini ve endüstrilerini hedef alan çok sayıda saldırgan siber operasyonun kurbanı olmuştur. İran’ın siber yetenekleri savunmaya yöneliktir ve karşı karşıya olduğu tehditlerle orantılıdır. İran’ın siber saldırı başlatmak gibi bir niyeti ya da planı yoktur. ABD başkanlık seçimleri İran’ın müdahale etmediği bir iç meseledir” denildi.

Microsoft raporundaki bulgular, ABD istihbarat yetkililerinin seçim öncesinde yabancı aktörlerin asılsız iddialar yaymaya kararlı olduğuna ilişkin son uyarılarıyla örtüşüyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Kitleleri Oyalama Silahları: Sosyal Medya

Yaklaşık bir hafta önce “katalog suçlara uymadığı” gerekçesiyle ücretsiz fotoğraf ve video paylaşım platformu Instagram’a erişim engeli getirildi. Ardından, çocuklar arasında popüler olan Roblox çevrimiçi oyun platformuna erişim yasağı getirildi.

Kurtuluş Aladağ / Son olarak, video oluşturma ve paylaşmanın yanı sıra canlı yayın imkanı sağlayan bir platform olan Tik Tok’un kapatılabileceği ima edildi.

Son bir haftadır yediden yetmişe herkes bu platformlara getirilen engellemeleri tartışıyor. Peki, bir çok çevrim içi platformun ortak adı olan “Sosyal Medya” ne anlama geliyor?

Gün içerisinde belirli saatlerinde, belirli ortamlarda dikkat eksikliği veya odaklanma sorunu yaşadığınızı fark edebilirsiniz, ki dikkat eksikliği veya odaklanma sorunu yaşamaya başladığınız andan itibaren çevrenizde yaşananlara ilişkin net düşünemez duruma gelirsiniz.

Bu durumun nedenini yaşamınızı işgal eden “Sosyal Medya” olarak düşünebilirmiyiz…

Hepimiz çevremizdekilerin, her 5 – 10 dakikada bir akıllı telefonlarından sosyal medya hesaplarını ve anlık mesajlaşma uygulamalarındaki hareketleri tespit etmek için uğraştıklarını görebiliriz.

Çevremiz, sürekli olarak telefonlarını taramakla meşgul oldukları için anlamlı bir sohbeti dahi yapamayan akıllı telefon zombileri ile doludur.

“Bir çok araştırma, hepimizin bir dereceye kadar teknoloji bağımlısı olduğumuzu ortaya koyuyor. Günde birkaç saatimizi akıllı telefonlara, tabletlere ve bilgisayara harcıyoruz.

Dikkat dağınıklığı veya odak eksikliğinin birden fazla nedeni olsa da, birincil sorumlu olarak “akıllı telefon, internet ve sosyal medyanın kullanılması”nı düşünebiliriz.

İnsanın dikkat süresi üzerine yapılan araştırmalar, 2000 yılında 12 saniyelik ortalama dikkat süresinin 2013 yılında 8 saniyeye düştüğünü söylüyor, ki bu Japon Balığının dikkat süresinden bile daha az.”

Dikkat dağınıklığı yeni bir olgu değil, insanoğlu var olduğu günden beri bu sorunla uğraşıyor, ancak sosyal medyanın neden olduğu bağımlılık ve dikkat dağınıklığının örneği yok.

İnsan beyni daha karmaşık bilgileri algılamak, kaydetmek ve bunlarla başa çıkmak için bir ölçüde evrimleşmiş olsa da, maruz kalınan bilgi hacmi hala hayal gücünün ötesinde.

Bir çokları, bu sorunu olumsuz olarak görmüyor bile, bu dikkat dağıtıcıları ile yüzleşmek yerine, bunları sorunlardan kaçmak için kullanıyorlar.

Burada sorulması gereken temel soru şu: Bu dikkat dağıtıcı şeyler neye mal oluyor?

Akıllı telefonunuzun kısa bir taramasını yapmanız, zamanınızın ve enerjinizin çoğunu hangi uygulamaların tükettiğine dair bir fikir verecektir.

Sosyal medya “insanların fikirleri, içerikleri, düşünceleri ve ilişkileri çevrimiçi olarak paylaşma biçimi” olarak tanımlanabilir. Burada “sosyal medya” terimi fenomeni tanımlamak için kullanılırken, “sosyal medya araçları” teknolojileri ifade eder.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu: Hesabını Veremeyeceğimiz Hiçbir Konu Yok

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, 2024 Olimpiyat Oyunları’nı Paris’te takip etmesi üzerinden gelen eleştirilere ilişkin, “Biz orada İstanbul’u tanıtmak, anlatmak için bulunurken burada dakika dakika ne yaptığımıza ilişkin iftiralarla karşı karşıya kaldık” dedi ve ekledi:

“Bu lafların geçerliliği yok. Biz orada da ne yaptığımızı biliyoruz burada da ne yaptığımızı biliyoruz. Bu kirli dili kullananlara milletimiz gerekli dersi verip bulundukları yerden yollayanlara kadar doğruları anlatmaya devam edeceğiz. Biz işimize bakıyoruz. Hesabını veremeyeceğimiz hiçbir konu yok.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB iştiraki İstanbul Konut İmar Plan Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin (KİPTAŞ) Kartal’daki temel atma töreninde açıklamalarda bulundu.

2024 Olimpiyat Oyunları’nı Paris’te takip etmesi nedeniyle yapılan eleştirilere yanıt veren Ekrem İmamoğlu, özetle şunları söyledi:

“4 gün Paris’teydik.. Olimpiyat oyunlarını izledik. Biz orada İstanbul’u tanıtmak, anlatmak için bulunurken burada dakika dakika ne yaptığımıza ilişkin iftiralarla karşı karşıya kaldık. Bu lafların geçerliliği yok. Biz orada da ne yaptığımızı biliyoruz burada da ne yaptığımızı biliyoruz. Bu kirli dili kullananlara milletimiz gerekli dersi verip bulundukları yerden yollayanlara kadar doğruları anlatmaya devam edeceğiz. Biz işimize bakıyoruz. Hesabını veremeyeceğimiz hiçbir konu yok.”

Paylaşın

Hacıosmanoğlu’ndan “Yabancı Kuralı” Açıklaması: Tekrar Ele Alınacak

Katıldığı bir etkinlikte açıklamalarda bulunan Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, futbolda dışa bağımlılığı azaltmak için genç oyuncu üretmek zorunda olduklarını belirterek yabancı oyuncu kuralının tekrar ele alınacağını ifade etti.

İstanbul Başakşehir Futbol Kulübünün Futbol Akademisi tesisleri ve Kupa Meydanı’nın açılışı yapıldı. Açılışta konuşan TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, getirilen kuralların kalıcı olması ve yabancı oyuncu transferlerinde dikkatli olunması gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Dışa bağımlılığı azaltmak için üretmek zorundayız. Ürettiğiniz zaman güçlü olursunuz. Tükettiğiniz zaman her geçen gün zayıflarsınız. Amatörden başlayarak 1. Lig, 2. Lig, 3. Lig’e ve altyapılara önem vererek üreten takımlar haline getirmemiz lazım. BAL liginde bile 30 yaşın üzerinde transfer yapılıyor. Amatör liginde yabancı oyuncu oynuyor. Bunu bizim gençlerimize hakaret olarak düşünüyorum, buna el atmalıyız. Amatörde değil, 1. Lig, 2. Lig, 3. Lig’de şahsi düşüncem yabancı oyuncu olmaması lazım. Süper Lig’de de biliyorsunuz kurallar koyuyoruz. Ancak maç oynanırken kuralları değiştiriyoruz. Yabancı sınırı koyuyoruz, bir sene sonra değiştiriyoruz. Orta akılla profesyonellerimiz çalışacak, bir kural belirlenecek ve o kural bize Cenab-ı Allah burada ne kadar süre verdiyse o süre zarfında bir daha değişmeyecek.

Paralar bu milletin paraları. Kulüplerimizden çıkıyor ama milli sermaye. Oyuncuları alıyoruz, bazen çok şöhretli oluyor, çok para veriyoruz. Uyum sağlamıyor, 6 ay sonra ‘gidiyorum’ diyor. 3 senelik yaptığın sözleşmenin parasını veriyorsun, gönderiyorsun. Süper Lig’de yaş ve milli sınırı gibi kriter koymak lazım. Artık Avrupa’da işi bitmiş futbolcuları burada gündem yapmak için bu milletin paralarını çarçur etmememiz lazım. Burada Sayın Cumhurbaşkanım, hem Spor Bakanlığına hem de Milli Eğitim Bakanlığına iş düşüyor. Biliyorsunuz Alman futbolu dibe vurmuştu. Ülke olarak bir hamle başlattılar. 900 milyon avronun üzerinde bir bütçe ayırdılar. Okullardan başladılar üretimi artırma hamlelerine, 5 sene sonra Brezilya’da dünya şampiyonu oldular.

“Türk futbolunun marka değerini…”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a futbola verdiği destek için teşekkür eden Hacıosmanoğlu, “Çocukken Avrupa maçlarını seyrederdik. Zemine bakardık, evin halısından daha güzeldi. Sayın Cumhurbaşkanımızın 20 yıllık döneminde hemen hemen her ilimizde Avrupa standartlarına göre statlar yapılmış. Bazıları siyaset yapıyorum diye beni eleştirdi. Bu hizmeti kim yapıyorsa başımızın üzerinde taşırız. Önce futbol ailesi olarak sonra da bu konuya ortak olacak bakanlıklarımızla beraber ortak çalışıp ilkelerimizi belirleyip Türk futbolunun marka değerini layık olduğu yere taşımak zorundayız.” değerlendirmesinde bulundu.

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Olası Erdoğan – Esad Görüşmesine İlişkin Açıklama

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, olası Erdoğan – Esad görüşmesine ilişkin, “Biz, Türkiye ve Suriye arasındaki resmi ilişkilerin iki ülkenin toprak bütünlüğünün, birliğinin ve egemenliğinin karşılıklı olarak tanınması temelinde normalleşmesinden yanayız” dedi.

Bogdanov, Erdoğan ile Esad arasındaki olası görüşmenin organizasyonu için ciddi hazırlık yapılması gerektiğini ve Moskova’nın bu tür müzakerelere ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu söyledi.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, gazetecilerle bir araya geldiği toplantıda, Türkiye – Suriye ilişkilerine değindi.

Bogdanov, konuya ilişkin, “Liderler buluşsaydı çok iyi olurdu, ancak böyle bir görüşme için ciddi hazırlığa ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Moskova’da bu tür görüşmeleri, üçlü görüşmeleri, yani doğrudan ilgili tarafların, Şam ve Ankara’nın resmi temsilcilerinin yer aldığı görüşmeleri gerçekleştirmeye her zaman hazırız” dedi.

Rusya’nın Şam ve Ankara arasındaki ilişkilerin normalleşmesi konusunda İran ve Irak’la da temas halinde olduğunu anlatan Bogdanov, zira bu ülkelerin de Suriye’deki ve Suriye çevresindeki genel duruma olumlu yansıyacak bu normalleşmenin gerçekleşmesine ilgi duyduklarını aktardı.

Bogdanov, Rusya’nın olası Erdoğan – Esad görüşmesi için ev sahipliği önerisinde bulunup bulunmadığının sorulması üzerine de, bu konuda bilgisi olmadığını söyleyerek “Biz, Türkiye ve Suriye arasındaki resmi ilişkilerin iki ülkenin toprak bütünlüğünün, birliğinin ve egemenliğinin karşılıklı olarak tanınması temelinde normalleşmesinden yanayız” diye ekledi.

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını vermişti.

Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

16 Temmuz’da yapılan kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, Beşar Esad’a isim vermeden çağrıda bulunarak, “Karşılıklı saygı ve müşterek menfaatler temelinde daha önce karşımızda konumlanan ülkelerle dahi ilişkilerimizi güçlendirdik. Tüm bunları malum çevrelerin körüklediği eksen tartışmasına rağmen başardık” demiş ve eklemişti:

“Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Bunun için sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğunu görüyoruz.”

Paylaşın

Bülent Arınç’tan Can Atalay Çıkışı: Vekilliği Önünde Hiçbir Engel Kalmamıştır

Bülent Arınç, Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesini yok hükmünde sayan Anayasa Mahkemesi (AYM) kararının ardından TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a dikkat çeken bir çağrıda bulundu. 

Haber Merkezi / Geçmişte Enis Berberoğlu ve Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliklerinin iadesi örneklerine işaret eden Arınç, “Sayın Numan Kurtulmuş, (…) Bugün önemli bir kararla karşı karşıyasınız. Bana düşen sizi dostça ikaz ederek Sayın Can Atalay’ı meclise davet edip ant içmesini temin etmenizdir” dedi ve ekledi:

“Bu kişi seçildi, mazbatasını aldı. Meclise geldi, meclis komisyonlarına seçildi fakat ant içmesi mümkün olmadı. Şu anda yasama görevine katılamıyor. Anayasa Mahkemesi’nin bu kadar kesin ve kati kararlarına karşı direnmenin hiçbir haklı gerekçesi yoktur.”

AYM geçen hafta aldığı kararda, TİP Milletvekili Atalay’ın TBMM Genel Kurulunda Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin kararı okunarak milletvekilliğinin düşürülmesi ile fiili (de facto) bir durum oluşturulduğuna hükmetmiş ve “Bu fiili durum hakkında Anayasa Mahkemesi’nce karar verilmesi mümkün değildir” ifadesini kullanmıştı. Mahkeme, “Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşmesinin yok hükmünde olduğunun tespiti ve Anayasa’nın 85. maddesi uyarınca iptali talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına” hükmetmişti.

CHP 2 Şubat tarihinde Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesinin yok hükmünde olduğunun tespiti ve iptali için AYM’ye başvuruda bulunmuştu.

Muhalefet partileri bugün Can Atalay’ın durumunun görüşülmesi için TBMM’yi 16 Ağustos’ta olağanüstü toplantıya çağıran bir ortak önerge vermişti. CHP, DEM Parti, TİP, DEVA Partisi, Gelecek Partisi, Demokrat Parti, Emek Partisi ve Saadet Partisi’nin düzenlediği ortak basın toplantısında “Bu ayıbın Türkiye üzerinden derhal kaldırılması gerek” mesajına vurgu yapmıştı.

AK Parti’nin kurucularından ve eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, sosyal medya hesabı üzerinden, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a ‘Can Atalay’ için dikkat çeken bir çağrıda bulundu. Arınç, çağrısında şu ifadeleri kullandı:

“Anayasa hükümleri gayet açıktır ve bu anayasa bugün uygulanmak üzere yürürlüktedir. Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarıyla ilgili bu kurumların verdikleri kararları uygulamak mecburiyeti de hemen hemen ilgili her maddesinde yazılıdır.

Sayın Cumhurbaşkanımız 10 yıldan beri Cumhurbaşkanlığı görevinde. 2014 yılından bu yana bu anayasaya göre seçiliyor, bu anayasaya göre ant içiyor ve bu anayasaya göre YÖK ve HSK üyelerini atıyor, yargıtay başsavcısını ve Anayasa Mahkemesi üyelerini seçiyor.

Anayasada kendine tanınan bütün hak ve yetkileri kullanıyor. Birkaç yıl öncesine kadar biz hem 90. madde hem 148’den 153. maddelerine kadar Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına, AİHM kararlarına uymayı kendimize bir vecibe biliyorduk.

Şimdi Anayasa Mahkemesi’nin defaatle verdiği kararlar ortada; ki en son 10’a 4 bir karar vermiş görünüyor ve o 4 üyenin de esastan bir itirazları yok, usulden itirazları var. Durum böyle iken Can Atalay’ın tekrar milletvekili olabilmesi için önünde hiçbir engel kalmamıştır. Bunun uygulanması gerekir. Çünkü bu anayasaya göre bu kararlar uygulanmalıdır.

Geçmişte Enis Berberoğlu ve Ömer Faruk Gergerlioğlu konularında mevcut olan düşüncelerim bugün de aynen devam ediyor. Bu yüzden Sayın TBMM başkanımıza seslenmek istiyorum. Sayın Numan Kurtulmuş, değerli meclis başkanımız; sizi geçmişten bu yana tanır, sever ve takdir ederim. Sizinle birlikte siyaset yaptık. Siz ayrıca iki siyasi partinin genel başkanlığı da yaptınız.

Aileniz, ilmî birikiminiz, taşıdığınız unvan, örnek bir aile olmanız ve meclisimizi de bugüne kadar onurlu bir şekilde temsil etmeniz konusunda sizleri her zaman takdir ettim. Bugün önemli bir kararla karşı karşıyasınız. Bana düşen sizi dostça ikaz ederek Sayın Can Atalay’ı meclise davet edip ant içmesini temin etmenizdir. Bu kişi seçildi, mazbatasını aldı. Meclise geldi, meclis komisyonlarına seçildi fakat ant içmesi mümkün olmadı.

Şu anda yasama görevine katılamıyor. Anayasa Mahkemesi’nin bu kadar kesin ve kati kararlarına karşı direnmenin hiçbir haklı gerekçesi yoktur.

Hatırlayacaksınız, 2013 yılında Başbakan Yardımcılığım döneminde Kemal Aktaş isimli HDP’li bir milletvekili 1 yıl 8 aylık mahkumiyetinin kesinleşmesi karşısında mecliste ceza hükmü okunacak ve milletvekilliği sona erecekti. Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesine göre Nevruz’da yaptığı bir konuşma vesilesi ile bu cezayı almıştı. Söz konusu konuşmada da AİHM kararlarına göre hiçbir suç unsuru yoktu.

Dolayısıyla Sayın Başbakanımızın görüş ve talimatlarını alarak kendi aramızda bu kanunun ilgili maddesini, “Terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi…” şeklinde AİHM kararlarına uygun olarak değiştirdik. Kemal Aktaş’ın kararının TBMM’de okunmasını da Sayın Cemil Çiçek’ten rica ederek 4-5 ay geciktirdik. Sayın Başbakanımızın çok doğru bir kararı ile bu madde değiştirildi ve o günden bugüne de yürürlükte kaldı.

Geçmişte bir milletvekilliğinin düşürülmesine bu şekilde karşı çıkmışken bugün neredeyse rutin bir olay gibi milletvekilliklerinin düşürülmesi vesilesiyle siyaset kurumunun zedelendiğini, siyasetçinin yıprandığını ve bu kurumun çok büyük yara aldığını düşünmekteyim.

Sayın TBMM Başkanım; lütfen kendi iradenizle, hukuk düşüncenizle, siyasî birikiminizle bu işi daha fazla uzatmadan çözüme kavuşturalım. Bu onurlu işi bir başkasına havale etmeyelim.

Unutmayalım ki sizin de çok değer verdiğinizi bildiğim Or. Prof. Ali Fuat Başgil’in şu sözlerini hatırlatmakta fayda görüyorum: “En iyi anayasa uygulanan anayasadır, en kötü anayasa uygulanmayan anayasadır.”

Paylaşın

MHP’den CHP’ye “Can Atalay” Tepkisi

TBMM’de Can Atalay için yapılacak ‘Olağanüstü Toplantı Çağrısı’na ilişkin açıklamalarda bulunan MHP’li Semih Yalçın, CHP’yi eleştirerek, “CHP; boş tenekenin çok ses çıkardığı gibi, beyhude işlerle uğraşıp kavga çıkarmayı siyaset yöntemi hâline getirmiştir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “CHP; hem Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni siyasi emellerine vasıta kılmaya cüret etmekte, hem de kamuoyunu gürültüye boğarak ülkemize vakit kaybettirmektedir. Ayrıca terörizme gönüllü hizmet veren bir kişi için olağanüstü toplantı daveti, yüce parlamentomuzun mehabetine yakışmamaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Dem’lenmiş CHP’nin siyasi ayak oyunlarına gelmeyeceğiz.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, TBMM’de Can Atalay için yapılacak ‘Olağanüstü Toplantı Çağrısı’yla ilgili sosyal medya hesabı üzerinden açıklamalarda bulundu. Yalçın, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Bilindiği üzere TBMM, Can Atalay hakkında Anayasa Mahkemesince verilen kararın görüşülmeye açılması için CHP tarafından 16 Ağustos günü saat 14.00’te olağanüstü toplantıya çağırılmıştır. Bir milli güvenlik sorunu olarak gördüğümüz Anayasa Mahkemesi kararları hakkında partimizin görüşü daima açık ve net olmuş; verilen kararlar Türk hukuk sistemine sürülmüş kara bir leke olarak görülmüştür. Anayasa Mahkemesi yetki alanının dışına çıkarak TBMM’ye ve diğer yüksek yargıya parmak sallamaya devam etmektedir.

Bizce teröriste hak ihlali kararı veren bir mahkeme Türk milletinin mahkemesi olamaz, bunun adına da adalet denilemez. Üstelik Türkiye’nin bunca önemli meselesi varken, gerek Rusya-Ukrayna çatışması ve gerekse İsrail’in hem Filistinlilere hem bölge ülkelerine yönelik alçakça saldırıları sürerken, bu yüzden bütün Ortadoğu ve hatta dünya diken üstündeyken, Can Atalay gibi bir vatan haininin durumuyla Türkiye’nin gündemini işgal etmek, fevkalade abestir ve yanlıştır. CHP, bir bardak suda fırtına koparmaya çalışmaktadır.

CHP; boş tenekenin çok ses çıkardığı gibi, beyhude işlerle uğraşıp kavga çıkarmayı siyaset yöntemi hâline getirmiştir. CHP; hem Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni siyasi emellerine vasıta kılmaya cüret etmekte, hem de kamuoyunu gürültüye boğarak ülkemize vakit kaybettirmektedir. Ayrıca terörizme gönüllü hizmet veren bir kişi için olağanüstü toplantı daveti, yüce parlamentomuzun mehabetine yakışmamaktadır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Dem’lenmiş CHP’nin siyasi ayak oyunlarına gelmeyeceğiz. Her ne kadar TBMM başkanlığı toplantı çağrısına henüz cevap vermemiş olsa da Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu maksatlı ve kötü niyetli olağanüstü toplantı çağrısına itibar etmeyeceğiz ve 50 milletvekilimizle birlikte toplantıya katılmayacağız. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

Paylaşın

İktidardan “Instagram” Açıklaması: Bir Noktaya Kadar Geldik

Erişim engeli getirilen Instagram’a ilişkin açıklamalarda bulunan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, “Dün arkadaşlar tekrar değerlendirdi, bir noktaya kadar geldik. Biz de gerçekten bir an önce çözelim istiyoruz” dedi.

Haber Merkezi / Bakan Uraloğlu, erişim engeli getirilen Roblox ile ilgili ise “Bir çocuk oyun portalının engellenmesiyle ilgili Adana 6. Sulh Ceza Hakimliği’nin aldığı karar gereğini biz Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) olarak yapmak noktasındaydık. Biz orada sadece kararı uygulama noktasında olduk” ifadelerini kullandı.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, oyun platformu Roblox’un ve sosyal medya platformu Instagram’ın erişime kapatılmasına ilişkin açıklama yaptı. Instagram’a ilişkin görüşmelerin sürdüğünü açıklayan Abdulkadir Uraloğlu, “Dün arkadaşlar tekrar değerlendirdi, bir noktaya kadar geldik. Biz de gerçekten bir an önce çözelim istiyoruz” dedi.

Bakan Uraloğlu, erişim engeli getirilen Roblox ile ilgili ise “Bir çocuk oyun portalının engellenmesiyle ilgili Adana 6. Sulh Ceza Hakimliği’nin aldığı karar gereğini biz Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) olarak yapmak noktasındaydık. Biz orada sadece kararı uygulama noktasında olduk” ifadelerini kullandı.

“Dijital faşizme hep birlikte dur demeliyiz”

Gün içerisinde Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’de konuya ilişkin açıklamalarda bulunmuştu. Yusuf Tekin açıklamalarında şu ifadeleri kullanmıştı:

“Günümüz dijital çağında, çocuklarımızın güvenliği ve sağlıklı gelişimi her zamankinden daha büyük bir önem taşımaktadır. Okullarımızın, öğretmenlerimizin ve eğitim öğretim ortamlarımızın yanında bilhassa sosyal medya mecraları da evlatlarımızın gelişiminde etkilidir.

Bakanlık olarak, çocuklarımızın dijital dünyada karşılaşabilecekleri tehlikelerden korunması ve dijital bağımlılığın önüne geçilmesi için çeşitli önlemler almaktayız.

Son yıllarda, sosyal medya platformları ve çevrim içi oyunlar, çocuklarımızın zamanının büyük bir kısmını almaktadır. Bu platformlar, öğrencilerimizin sosyal, akademik ve psikolojik gelişimlerini olumsuz yönde etkileyebilecek içeriklere ev sahipliği yapabilmektedir. Özellikle Instagram ve Roblox gibi popüler platformlar, çocuklarımızın dijital bağımlılığa sürüklenmesine ve dijital faşizm olarak adlandırabileceğimiz kontrolsüz içeriklerle karşılaşmasına neden olabilmektedir.

Hiç kuşku yok ki, dijital medya platformlarının evrensel hukuka, iç hukuka ve geleceğe dair sorumluluklarımıza saygı duyması elzemdir. Unutmayalım ki, evlatlarımızı sosyal medya araçlarının #DijitalFaşizm’inden korumak hepimizin ortak sorumluluğudur. DijitalFaşizme hep birlikte dur demeliyiz!”

Paylaşın

“Zorlu Enerji, İsrail’e ‘Ucuz Elektrik’ Sağlıyor” İddiası

Zorlu Enerji’nin yüzde 25 hissesine sahip olduğu Dorad Energy’nin yönetim kurulu, İsrail ordusuna enerji sağlanması yönündeki sözleşmeyi oy birliği ile yenileme kararı aldı.

Konuya dair İsrail Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, şirket ile 2004 yılında uzun dönemli bir anlaşma yapıldığı hatırlatılarak sözleşmenin yenilenmesinden ziyade bir fiyat güncellemesine gidildiği belirtildi.

Kudüs merkezli Jerusalem Post gazetesinin haberine göre; Zorlu temsilcilerinin de yer aldığı Dorad Energy Yönetim Kurulu Temmuz ayında yaptıkları toplantıda İsrail ordusuna enerji sağlanması yönündeki sözleşmeyi oy birliği ile yenileme kararı aldı.

Konuya dair İsrail Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada ise şirket ile 2004’te uzun dönemli bir anlaşma yapıldığı hatırlatılarak sözleşmenin yenilenmesinden ziyade bir fiyat güncellemesine gidildiği belirtildi. Bakanlığa göre şirket artık İsrail ordusuna daha ucuza enerji sağlıyor.

Kamuyu Aydınlatma Platformunda (KAP) yer alan bilgiye göre Zorlu Holding iştirakı Zorlu Enerji, Dorad Energy’nin yüzde 25 hissedarı konumunda.

Türkiye Nisan ayında 54 ürün grubunda İsrail’e ihracat kısıtlaması getirmiş, bunu Mayıs ayında topyekûn ticaret yasağı izlemişti. O dönem Ticaret Bakanı Ömer Bolat yaptığı bir konuşmada, “2 Mayıs itibarıyla Türkiye’den İsrail’e ihracat ve ithalat anlamında herhangi bir ticaret yapılmamaktadır. Filistin’le ticaretimiz açıktır. İsrail, Türkiye’nin bu kararından sonra, gerek enflasyon artışı, gerekse hızlı şekilde mal bulamama gibi ciddi sıkıntılar çekti” demişti.

Mayıs sonunda Zorlu Enerji her birine yüzde 42,15 ile ortak olduğu İsrailli Ezotech, Solad ve Adnit şirketlerindeki hisselerini satma kararı aldığını açıklamıştı. Zorlu “yenilenebilir enerji projelerine odaklanmak amacıyla” bu yönde adım attığını açıklarken Dorad’daki paylarına ilişkin bir adım atmamıştı.

TOGG’un ortakları arasında

Jerusalem Post haberinde “İsrail ve Türkiye arasındaki karşılıklı sert açıklamalara rağmen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yakın iş adamı İsrail ordusuna elektrik sağlıyor, Savunma Bakanlığı fonları bir Türk şirketine gidiyor” ifadeleri yer aldı. Ayrıca İsrail basınında ülkenin en büyük enerji santrallerinden birinin Türkiye ortaklı olması “yaşanabilecek stratejik riskler” bağlamında sorgulandı.

Hukuki olarak bir İsrail şirketi olan Dorad Energy’nin büyük ortağı da İsrail devleti.

Halihazırda Sektör Başkanı unvanıyla şirket üst yönetiminde bulunan dönemin Zorlu Enerji Genel Müdürü Sinan Ak, Aşkelon’da kurulu santralin açıldığı 2014 yılında “İsrail’in enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 6’sını şu anda tek başımıza karşılayabilecek durumdayız” demişti.

Zorlu Holding, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önemsediği yerli otomobil TOGG projesinin de ortakları arasında.

Zorlu Enerji’den açıklama

Zorlu Enerji Grubu, Gazze sınırına 7 kilometre uzaklıkta faaliyet yürüten Dorad Doğal Gaz Santralini portföylerinden çıkarmak üzere çalışmalarını sürdürdüklerini duyurdu. Zorlu Enerji’nin yüzde 25 hissesinin olduğu Dorad Gaz Santrali’nde “hiçbir karar alma ve aldırma” yetkisinin olmadığı vurgulanan açıklaması şöyle:

“İsrail kanunları uyarınca yönetilen Santralde, diğer ortakların çoğunluk oluşturarak aldığı herhangi bir karar üzerinde de etkili olmamız mümkün olmamaktadır. Ashdod ve Ramat Negev Doğal Gaz Santrallerinde gerçekleştirdiğimiz devirler gibi Dorad Santralindeki hisselerimizi de yatırımcılarımız başta olmak üzere tüm paydaşlarımızı gözeterek portföyümüzden en kısa sürede çıkarmak üzere çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz. Gelişmeleri eksiksiz ve zamanında kamuoyu ile paylaşacağız.

Otuz yıldır Türkiye’de faaliyet gösteren ve ülkemizin ekonomik ve sosyal kalkınma planlarına enerji sektörü gibi stratejik bir alanda hizmet eden şirketimize ve grubumuzun diğer şirketlerine yönelik itham ve yorumların bu çerçevede sağduyuyla değerlendirilmesini arzu ediyoruz. Özellikle sivil ve masum insanların yaşadıklarından dolayı tüm ülkemiz gibi son derece üzüntü duyuyor, bir an önce barışa kavuşulmasını gönülden diliyoruz.”

Paylaşın