AK Parti’de “Değişim” Bilmecesi

AK Parti’de “değişim” için Erdoğan’ın 2025 yılında gerçekleştirilecek olağan kurultayı işaret etmesi, partide yeniden tartışmaları beraberinde getirdi. Sürekli “değişim” denilerek gerekli adımların bugüne kadar atılmaması sonrasında parti tabanında kopuşların yaşanmaya başlandığına dikkat çekiliyor.

Parti içinde büyük bir kesimin “değişim beklentisi içinde olduğu” kaydedilerek sürecin 2025 yılına bırakılması “yanlış bir tercih” olarak nitelendiriliyor. Değişimin bir türlü gerçekleşmemesinin 31 Mart yerel seçimlerinde diğer partileri “bir seçenek” olarak gören ve muhalefete yönelen seçmen kitlesinin “AK Parti’ye dönüşünü zorlaştırdığına” dikkat çekildi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 31 Mart yerel seçimlerindeki yenilginin ardından “değişim” mesajı vermiş ancak partide birkaç il başkanlığı dışında beklenen değişim gerçekleşmemişti. Erdoğan, partisinin 23. yılı nedeniyle gerçekleştirilen kutlamalar kapsamında bir kez daha “değişim” mesajı verdi.

Ancak “değişim” için Erdoğan’ın 2025 yılında gerçekleştirilecek olağan kurultayı işaret etmesi, partide yeniden tartışmaları beraberinde getirdi. Sürekli “değişim” denilerek gerekli adımların bugüne kadar atılmaması sonrasında parti tabanında kopuşların yaşanmaya başlandığına dikkat çekiliyor.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre; Parti içinde büyük bir kesimin “değişim beklentisi içinde olduğu” kaydedilerek sürecin 2025 yılına bırakılması “yanlış bir tercih” olarak nitelendiriliyor. Değişimin bir türlü gerçekleşmemesinin 31 Mart yerel seçimlerinde diğer partileri “bir seçenek” olarak gören ve muhalefete yönelen seçmen kitlesinin “AK Parti’ye dönüşünü zorlaştırdığına” dikkat çekildi.

Başta ekonomi olmak üzere ülke yönetimindeki başlıca sorunlar karşısında seçmen davranışının artık “AK Parti’yi bir seçenek olarak görmemeye başladığı” dillendirilirken, “Değişim geciktikçe ‘AK Parti’ye sandıkta mesaj vermek isteyen’ seçmen yapısı, bir seçenek olarak gördükleri muhalefet partilerinde kemikleşiyor” değerlendirmeleri yapılıyor.

“Yeni bir yol haritası ve vizyon konulmalı”

AK Parti’nin, yeni bir hedef belirlemesi gerektiğine de dikkat çekilirken, “Parti icraatlarıyla gündeme gelen bir parti. Ancak son dönemde icraatlarıyla değil, sorunlarla gündeme geliyor. CHP ise genel başkanın değiştiği kurultayın ardından tüzük kurultayı yapmaya hazırlanıyor. Bu tür değişiklikler seçmeni de ‘diri tutuyor.’ Seçmeni karşısına yeni insanlar, yeni bir yol haritası ve vizyon konulmalı” yorumları yapılıyor.

Bitlis’in Ahlat ilçesinde 23-26 Ağustos’ta Malazgirt Zaferi’nin 953. yıl dönümü kutlanacak. Cumhurbaşkanlığı Kabine toplantısının da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında 25 Ağustos’ta, ilk kez Ahlat’ta yapılacağı öğrenildi.

Paylaşın

Tacikistan’da ‘Ulusal Kültüre Uymayan” Yabancı Kıyafetler Yasaklandı

Tacikistan’da en yüksek devlet onaylı İslam kurumu olan İslam Ulema Konseyi, kadınların siyah, dar ve şeffaf giysiler giymesini yasaklayan bir fetva yayınladı. Resmi basında yayımlanan bu fetvada, siyah rengin Tacikistan’ın “ulusal ve coğrafi özellikleriyle uyumlu olmadığı” belirtiliyor.

Bu ay içerisinde, Devlet Dini İşler Komitesi ve Geleneklerin Düzenlenmesi Başkanı Sulaimon Davlatzoda düzenlediği basın toplantısında, “Kültür Bakanlığı, Kadınlar Komitesi ve Dini İşler Komitesi’nden oluşan ortak bir görev gücünün, ulusal değerlerimize ve geleneklerimize en iyi uyum sağlayan giysileri belirlemek için işbirliği yaptığını,” ifade etti.

Geçtiğimiz haziran ayında başörtüsü yasağıyla gündeme gelen Tacikistan’da “ulusal kültürü korumak” amacıyla “tüm yabancı kıyafetlere” yasak getirildi.

8 Mayıs 2024 tarihinde kabul edilen Geleneklerin ve Dini Ayinlerin Düzenlenmesine Dair 2007 Yasası’ndaki değişiklikler, ulusal kültürle uyumsuz olarak algılanan giysilerin ithalatını, satışını ve kamusal alanlarda giyilmesini yasaklıyor (Madde 18). İdari Suçlar Kanunu, bu hükümlerin ihlal edilmesi durumunda 8.000 ile 54.000 Somoni (yaklaşık 25.500 ile 172.300 Türk Lirası) arasında para cezası öngörüyor (madde 481).

Söz konusu değişiklikler, 20 Haziran 2024’te cumhurbaşkanının imzasıyla yürürlüğe girdi. 26 Temmuz 2024’te ise ülkedeki en yüksek devlet onaylı İslam kurumu olan İslam Ulema Konseyi, kadınların siyah, dar ve şeffaf giysiler giymesini yasaklayan bir fetva yayınladı. Resmi basında yayımlanan bu fetvada, siyah rengin Tacikistan’ın “ulusal ve coğrafi özellikleriyle uyumlu olmadığı” belirtiliyor.

Bu ay içerisinde, Devlet Dini İşler Komitesi ve Geleneklerin Düzenlenmesi Başkanı Sulaimon Davlatzoda düzenlediği basın toplantısında, “Kültür Bakanlığı, Kadınlar Komitesi ve Dini İşler Komitesi’nden oluşan ortak bir görev gücünün, ulusal değerlerimize ve geleneklerimize en iyi uyum sağlayan giysileri belirlemek için işbirliği yaptığını,” ifade etti.

Uluslararası İnsan Hakları Ortaklığı (IPHR) son yasaklarla ülkedeki durumun endişe verici boyuta ulaştığını belirterek, Tacikistan makamlarına, ifade özgürlüğü ve din veya inanç özgürlüğü de dahil olmak üzere uluslararası insan hakları standartlarıyla çelişen, bireylerin giyim tarzlarına getirilen bu kısıtlamaların geri çekilmesi çağrısında bulundu.

Yeni yasal hükümler yürürlüğe girmeden önce dahi ulusal kültüre aykırı olduğu iddia edilen kıyafetleri giyen kişilerin hedef alındığını ileri süren IPHR, mayıs ayında yasal değişikliklerin kabul edilmesinin ardından, sosyal medyada başörtüsü takan kadınların başkent Duşanbe’deki tıbbi tesislere girmelerinin engellendiği ve para cezaları ile tehdit edildiklerini iddia etti.

Sivil toplum aktivistleri, bu kısıtlamaların özellikle belirli Müslüman kadınları hedef aldığını öne sürüyor. Başörtüsü ve siyah renkli kıyafetlerin “Arap etkisi” ile ilişkilendirildiği için yasaklandığı iddia ediliyor.

Öte yandan Tacik yetkililer, uluslararası İslam örgütlerini ve daha geniş uluslararası toplumu, yeni kabul edilen yasayla ilgili hak ihlallerine dair raporların yanlış bilgiye dayandığını belirterek, bu değişikliklerin Tacikistan’ın ulusal kültürünü korumak için gerekli olduğunu savunuyor.

13 Ağustos’ta Dışişleri Bakan Yardımcısı Farrukh Sharifzoda bir basın toplantısında, “kültürel kimliği ve eski medeniyeti korumak için [hükümetin] vatandaşlara taklit, yabancı etkiler ve gösterişli görünümlerden kaçınmalarını ve mümkünse ulusal kıyafet giymelerini önerdiğini” ifade etti.

Başörtüsü yasağı

Tacikistan Cumhurbaşkanı İmamali Rahman geçtiğimiz haziran ayında başörtüsü, türban ve İslami sembolleri barındıran tüm kıyafetlere yasak getiren “Gelenek ve Merasimlerin Düzenlenmesi” ile “Çocuk Eğitimi ve Yetiştirilmesi Sorumluluğu” kanunlarını da içeren 35 yasa tasarısını imzalamıştı.

Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada yapılan kanun değişiklikleriyle milli kültürel değerlerin korunması, batıl inanç ve aşırıcılığın önlenmesi, merasim ve bayramlarda israfa yer verilmemesi amaçlandığı belirtilmişti.

Resmi verilere göre Tacik halkının yüzde 99’u Müslüman. Tacikistan’da başörtüsünün kullanımı uzun yıllardır devlet kurumlarında ve okullarda fiili olarak yasak.

Yapılan resmi açıklamada, başörtüsünün kamusal alanda kullanılmasını yasaklayan yeni yasa tasarısının sadece belirli bir yaş grubundaki çocukları kapsayıp kapsamadığı konusunda bir açıklık getirilmiyor. Ülkede erkeklerin sakal uzatmasına da izin verilmiyor. Geçtiğimiz yıllarda binlerce erkeğin polis tarafından durdurulduğu ve sakallarının zorla tıraş edildiği bildirildi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Çiftçilerin Bankalara Borcu Yüzde 77 Arttı

Haziran ayı itibarıyla, çiftçilerin bankalara borcu, geçen yıla oranla yüzde 77 artarak, 38 milyar 179 milyon liraya yükseldi. Devletin çiftçilere üretim için verdiği destek ise sadece yüzde 30,8 artırıldı.

Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baki Remzi Suiçmez, tarımsal desteklerinin enflasyon ve tarımsal girdi fiyatları endeksinde de daha düşük oranda artırıldığına dikkat çekti.

Üretim sezonuna borçlanarak başlayan çiftçiler, her yıl hasat zamanı aynı sorunu yaşamaya başladı. Üreticilerin haziran ayı itibarıyla 38 milyar 179 milyon TL bankalara olan borcu bulunuyor. Borç tutarı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 77,02 oranında arttı.

Çiftçi eylemleri ile gündeme gelen tarımı gelecek yıl da zor bir dönem bekliyor. 2023 yılına ait destek ödemeleri için bu yılın Ocak-Temmuz döneminde tarımsal destekler için bütçeden 59,3 milyar lira aktarıldı.

2025’te ödenecek 2024 destekleri ise hâlâ açıklanmadı. Bir yıl geriden gelen ve 2023’te 63,4 milyar lira olan destek, bu yıl 91,6 milyar lira oldu ve artış enflasyonun altında kaldı. Çiftçilerin 2024 üretimi için bankalara borcu yüzde 77 artarken önceki yılın üretimi için verilen destekler sadece yüzde 30,8 artırıldı.

Yetersiz kalan destekler, artan girdi fiyatları, alım gücündeki kayıp nedeniyle azalan talep gibi nedenler çiftçilerin üretim yapmalarının önündeki en büyük engeller olarak sıralanıyor. Üreticiler hasat yapsa bile zarar ediyor. Gelinen son noktada ise çiftçiler ürettiklerinin maliyetlerini karışılamıyor, tüketiciler ise pahalıya erişiyor.

Ülke üreticileri fakirleşirken yurtdışındaki üreticiler zenginleşiyor. Altı aylık dış ticaret verilerine göre tarımsal ürün ithalatının faturası 11 milyar 367 milyon doları buldu. İthal edilen ürünlerin başında ise soya fasulyesi, buğday ve ayçiçeği yağı geldi.

Birgün’den Havva Gümüşkaya‘ya konuşan Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baki Remzi Suiçmez, tarımsal desteklerinin enflasyon ve tarımsal girdi fiyatları endeksinde de daha düşük oranda artırıldığına dikkat çekti.

TÜİK’e göre Tüketici fiyat endeksinin Temmuz ayında yıllık yüzde 61,78, Tarımsal girdi fiyat endeksinin ise Haziran ayında yıllık yüzde 47,56 oranında arttığını hatırlatan Suiçmez, şunları söyledi:

“Toplam desteklerin yıllardır Tarım Kanunu’nun 21’inci maddesine uygun verilmemesi, yetersiz desteklerin bir yıl sonra ödenmesi, girdi maliyetlerinde somut indirimlere gidilmemesi, bitkisel ve hayvansal ürünlerde açıklanan alım fiyatlarının maliyetin altında açıklanması ve kamunun yetersiz alım ödemelerinin 45 gün vadeli yapılması, maliyetler artarken ürün satış fiyatının baskılanması ve üreticilerin serbest piyasanın insafına terk edilmesi, çiftçilerin hasat sonrası banka ve tarım kredi kooperatiflerine olan özellikle kısa vadeli borç ödemelerin yaklaştığı güz aylarında ipotek üzerinden yeni icra ve haciz vakalarının artacak olması, bu yıl tüm illerde ve tüm ürünlerde çiftçiyi isyan etme noktasına getirdi.”

Kamucu müdahaleler ile çiftçinin kâr etmesinin sağlanması yerine ithalata dayalı politikalara devam edilmesinin beka sorunu olduğuna dikkat çeken Suiçmez, şu ifadeleri kullandı:

“Kuraklığın olumsuz etkilerini en aza indirerek ve tarıma kamucu müdahalelerle çiftçinin kâr ederek üretimdeki devamlılığını sağlayacak somut tarımsal önlemleri ivedilikle almak yerine, girdilerde ve temel ürünlerde ithalata bağımlı politikalara devam edilmesi ülkemizdeki şu anki en büyük beka sorunudur.

Ülkemizde etkileri artarak yaşanan tarım ve gıda krizi sorununu çözebilmek için; yüksek enflasyonun nedeninin üretici olmadığı görülmeli, kemer sıkma politikasının bedeli üreticiye ödettirilmemeli, enflasyonla mücadele için üretim ekonomisine geçilmeli, kamu yönetimi düzenleyici ve destekleyici rolünü anımsayarak yerli üretimi ve üreticiyi gecikmeden somut olarak desteklenmelidir.”

Paylaşın

İktidardan Enflasyonla Mücadelede Kararlılık Mesajı

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “2024 yılı için bütçe açığı ve cari açık geçen yıl paylaştığımız OVP tahminlerinden çok daha iyi oranlarda gerçekleşecek. Büyümemiz daha dengeli bir yapıda devam ederken, enflasyon ile mücadelemiz çok daha güçlü bir zeminde sürdürülecek” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Harcama, verimlilik ve gelir yönlü mali tedbirler ile dinamik ticaret politikaları risklerimizi azaltırken, dezenflasyon politikalarımızı da destekliyor. Ağustos ayında yüzde 50’ye yaklaşan, Eylül ayında ise yüzde 50’nin altına inen enflasyon oranları görmeyi bekliyoruz.”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, sosyal medya hesabı üzerinden, ekonomide yaşanan son gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulundu. Cevdet Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:

“Güçlü siyasi sahiplenme ve koordinasyon içinde politikalarımızı uyguluyor ve sonuç alıyoruz. Son gelişmelere bakıldığında, 2024 yılı için bütçe açığı ve cari açık geçen yıl paylaştığımız OVP tahminlerinden çok daha iyi oranlarda gerçekleşecek. Büyümemiz daha dengeli bir yapıda devam ederken, enflasyon ile mücadelemiz çok daha güçlü bir zeminde sürdürülecek.

Harcama, verimlilik ve gelir yönlü mali tedbirler ile dinamik ticaret politikaları risklerimizi azaltırken, dezenflasyon politikalarımızı da destekliyor. Ağustos ayında yüzde 50’ye yaklaşan, Eylül ayında ise yüzde 50’nin altına inen enflasyon oranları görmeyi bekliyoruz.

Eylül ayında kamuoyu ile paylaşacağımız güncellenmiş OVP’de bu oranlarla ilgili son tahminlerimiz ve hedeflerimiz yer alacak. 2025-2027 dönemini kapsayacak OVP için Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığımız başta olmak üzere kurumlarımızla teknik çalışmalarımız devam ediyor. Diğer yandan ilgili kesimlerle istişare içinde katılımcı bir yaklaşımı hayata geçiriyoruz.

Ülkemiz için altın kıymetinde olan ve tarihi bir fırsat penceresi olarak değerlendirdiğimiz dört yıllık seçimsiz dönemde yapısal dönüşümler ile bu resmi tamamlamayı planlıyoruz. Sanayiden tarıma, turizmden hizmetlere, enerjiden lojistiğe, yeşil ve dijital dönüşüm ile yolumuza devam edeceğiz. Eğitim ve sağlıkta yeni seviyelere ulaşırken, “mülkün temeli” olarak gördüğümüz adalet alanında güveni ve hızı artırmaya dönük reformlarımızı sürdüreceğiz.

Demokrasi ve kalkınma yolunda vazgeçilmez önemde olan güvenlik alanında etkin teknolojiler ve kurumsal yapı ile insanımızın huzurunu koruyacağız. Eşsiz konumumuz, etkin ve barışçı dış politikamız, yenilikçi ve girişimci nüfusumuz ile başaracağız. Türkiye Yüzyılında; güçlü liderlik, tecrübeli kadrolar, milli birlik ve siyasi istikrar içinde hedeflerimizi birer birer hayata geçireceğiz.

Amacımız ülkemizi her alanda daha güçlü bir şekilde yarınlara taşımak, insanımızın refahını artırmaktır. Zorlu dünya ve bölge koşullarına rağmen, istikrar içinde büyümeye ve sosyal refahımızı kalıcı bir şekilde artırmaya kararlıyız.”

Paylaşın

“4 Kişiye ‘M Çiçeği’ Karantinası” İddiası: Bakanlıktan Açıklama

Ankara’da 4 kişinin Maymun çiçeği şüphesi üzerine karantinaya alındığı iddia edildi. Ankara İl Sağlık Müdürlüğü’nden konuya ilişkin, “Bu tür iddialar, gereksiz bir panik ortamı yaratmaya yönelik asılsız bilgilerdir” açıklaması geldi.

Çiçek hastalığı ile aynı virüs ailesinden olan M çiçeği (mpox), çiçek hastalığından daha az bulaşıcı ve daha az tehlikeli rahatsızlıklara yol açan bir virüstür. Genellikle semptomlar ortaya ilk çıktıktan iki ila dört hafta içinde iyileşme belirtileri görülür.

Ankara’da Etlik Hastanesi’nde 1 kişi, Bilkent Hastanesi’nde ise 3 kişi Maymun çiçeği şüphesi üzerine karantinaya alındığı iddia edildi.

Sözcü‘de yer alan habere göre, Ankara Etlik Şehir Hastanesi’ne getirilen bir kişi, Maymun çiçeği hastalığı şüphesiyle karantinaya alındı. Hastalığın tespitine dair tetkikler devam ederken, üç Maymun çiçeği hastalığı şüphelisinin de 21 Ağustos’ta Bilkent Şehir Hastanesi’nde karantinaya alındığı öğrenildi.

Ankara İl Sağlık Müdürlüğü’nden konuya ilişkin bir yazılı açıklama yapıldı. Açıklamada Ankara’da herhangi bir hastanede maymun çiçeği vakası görülmediği bildirildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: ”Ankara’daki hiçbir sağlık tesisimizde maymun çiçeği (mpox) hastalığı şüphesi ile karantinaya alınan hastamız bulunmamaktadır. Bu tür iddialar, gereksiz bir panik ortamı yaratmaya yönelik asılsız bilgilerdir.”

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Maymun çiçeği hastalığına dair son açıklamasında, “M Çiçeği şu anda ülkemizde yok, görülmedi. Bu konuda hastanelere başvuran insanlarımız oluyor. Ama şu ana kadar tanı koyulmadı” ifadelerini kullanmıştı.

Sağlık Bakanlığının gerekli önlemleri alma noktasında alarm halinde olduğunu söyleyen Memişoğlu, “Korkuya ve paniğe gerek yok. M Çiçeği tek tük görülebilir; ama bu salgın olmaz” demişti.

Belirtileri neler?

Sağlık Bakanlığına göre M çiçeği kendini ateş, halsizlik, yorgunluk, baş ağrısı ve kızarıklık semptomları ile belli ediyor. Bunlara sırt ve kas ağrıları ile yoğun halsizlik de eşlik ediyor. Virüsün kuluçka süresi 21 güne kadar uzayabiliyor.

Ateşin ortaya çıkmasından sonraki üç gün içinde deri döküntüleri başlıyor. Döküntü, geçmiş yıllardaki vakaların çok büyük kısmında yüz, el ve ayaklarda yaygınken yeni mutasyonun daha çok genital bölgede döküntüye yol açtığı rapor ediliyor.

Tedavisi var mı?

M çiçeği ile çiçek hastalığına karşı kullanılan yöntemler ile mücadele ediliyor. Ayrıca çiçek aşısının hastalığa karşı yüzde 85 oranında koruma sağladığı biliniyor. Sağlık Bakanlığına göre Türkiye’de yıllardır uygulanmıyor olsa da geçmişte çiçek aşısı yaptırmış olanlar M çiçeği virüsüne karşı belli bir oranda korumaya sahip.

Paylaşın

İktidar Ensek Çalışmada Kararlı: 4 Model Masada

İktidar, ‘esnek çalışma’ modelini 4 ayrı formülle masaya yatırmayı planlıyor: Uzaktan çalışma modeli, kısmi çalışma modeli, değişken zamanlı çalışma modeli ve akademik eğitim amaçlı çalışma modeli.

İş Kanunu’nda yapılacak değişikliklerin hafta sonu Ahlat’ta toplanacak Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nde ele alınacağı, ekim ayında da Meclis’e getirileceği öğrenildi.

İş Kanunu’nda değişiklik için Eylül ayında çalışmalarına hız verecek olan Hükümet, kamuda ‘esnek çalışma’ modelini 4 ayrı formülle masaya yatıracak. Kabine hafta sonu Ahlat’ta toplanacak, masada yeni dönemde Meclis’e gelecek yasal düzenlemeler var. Hükümet ve AK Parti, Eylül ayında çalışmaları başlayacak olan İş Kanunu’nda değişiklik için mesai yapmaya hazırlanıyor.

Ekonomim’den Besti Karalar’ın edindiği bilgilere göre; çalışma hayatındaki düzenlemeler sadece esnek çalışmayı içermeyecek. Bunun yanında kısa çalışma ödeneğine ilişkin konular da masada olacak.

İş Kanunu’nda değişiklik yapılmasına ilişkin 4 ayrı formül üzerinde çalışılacağı öğrenildi. Buna göre çalışmaların; “Uzaktan çalışma modeli, Kısmi çalışma modeli, Değişken zamanlı çalışma modeli ve Akademik eğitim amaçlı çalışma modeli” başlıkları üzerinden gidileceği vurgulandı.

Esnek çalışma modelinin çağın mesleklerine göre uyarlanacağı, her meslek grubunu kapsamayacağı ifade ediliyor. Burada İş Kanunu’nun günümüz şartlarına göre yeniden şekilleneceği belirtilirken, değişik formüllerin de değerlendirileceği dile getiriliyor.

Esnek çalışma modelinin örneğin bazı mühendislik dallarında, çağın mesleği haline gelen ve daha çok gençlerin alanı olan dijital alanların kullanıldığı meslek gruplarını kapsayacağı belirtiliyor.

‘Gün kısalmaz, saat masada’

Yeni dönemde 5 gün olan çalışma gününün 4 güne indirilmesinin şimdilik uzak bir ihtimal olduğu ancak çalışma saatlerinin kısabileceği vurgulanıyor. Yapılacak değişiklikle temel amaçlardan birisi de gençlerin çalışma hayatına kazandırılarak, yurt dışına gitme gibi planlarının önüne geçilmesi.

Kaynaklar, İş Kanunu’nda yapılacak değişiklikle; “Özellikle ‘yapay zeka’ konusunda başarılı gençlerin Türkiye’de istihdam edilmesi ve onlara iş alanlarının açılmasının sağlanması amaçlanıyor. Yeni çağın gençleri daha çok oturdukları yerden çalışmayı tercih ediyorlar. Gençleri çalışma hayatına kazandırmak” değerlendirmesinde bulunuyorlar.

Öte yandan, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve kabine üyeleri; Malazgirt Zaferi’nin 953. yıl dönümü etkinliklerine katılmak üzere Malazgirt’e gidecek. Buradaki etkinliklerin ardından kabine Ahlat’ta toplanacak.

Kabine toplantısında, Ekim ayında Meclis gündemine gelecek olan başta İş Kanunu, Rekabet Kanunu, 10. Yargı Paketi, Vergi Reformu kanunlarında değişiklik yapılacak yasal düzenlemelerin gündem maddeleri arasında yer alacağı öğrenildi.

Paylaşın

DEM Parti’den Bahçeli’ye Yanıt: Derdiniz Ülke Sevdası Değil, Rant Ve Çıkar

DEM Parti, hazine yardımlarının kesilmesini ve milletvekillerinin yargılanmasını isteyen MHP lideri Devlet Bahçeli’ye verdiği yanıtta, “Derdiniz de ülke sevdası değil iktidar, koltuk, rant ve çıkardır” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / Yanıtta ayrıca, “Anayasa Mahkemesini kapatmayı, anayasal düzeni askıya aldırmayı önerecek kadar darbeci bir zihniyetin temsilcisi olan bu zat ve partisi mafyanın, karanlık ve organize işlerin, gayri ahlaki ve gayri hukuki bütün uygulamaların ve cinayet şebekelerinin merkezi gibi çalışmaktadır” denildi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), hazine yardımlarının kesilmesini ve milletvekillerinin yargılanmasını isteyen Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yanıt verdi. Yanıtta şu ifadelere yer verildi:

“Darbeci Bahçeli’ye yanıt… AKP’nin küçük ortağı MHP’nin Genel Başkanı yaptığı son açıklama ile Kürt düşmanlığını, DEM Parti hazımsızlığını, demokrasi ve hukuk karşıtlığını körüklemekte, anayasal düzenin son kırıntılarına da meydan okumaktadır. Önüne konulan her metni düşünmeden okuyan bu zat, galiz söylemlerle siyasette çukurlaşmanın örneğini sergilemektedir.

Bu zat ve dile getirdiği anlayış, Türkiye’deki en temel demokrasi, hukuk, insan hakları sorunu haline gelmiştir. Anayasa Mahkemesini kapatmayı, anayasal düzeni askıya aldırmayı önerecek kadar darbeci bir zihniyetin temsilcisi olan bu zat ve partisi mafyanın, karanlık ve organize işlerin, gayri ahlaki ve gayri hukuki bütün uygulamaların ve cinayet şebekelerinin merkezi gibi çalışmaktadır.

“Bahçeli ve ona akıl veren derin dalkavukları akıllarını başlarına almalı”

Bu zata hatırlatırız ki, partimiz bu ülkede milyonlarca oy almış, yıllarca sürdürülen ucube seçim barajını yıkmış, çıkarılan her türlü engeli aşmış, tutuklama, saldırı ve her türlü hukuksuzluğa rağmen halkın desteği ile parlamentoya girmiştir. Bu ülke kimsenin babasının çiftliği değildir. Kendisi bu ülkenin sahibi, bizler de kiracısı değiliz. Bizler de bu ülkenin sahipleriyiz. Bahçeli ve ona akıl veren derin dalkavukları akıllarını başlarına almalıdır. Bu tehlikeli oyunla hedef aldığınız toplumsal barıştır.

Derdiniz de ülke sevdası değil iktidar, koltuk, rant ve çıkardır. Bu köhnemiş zihniyetiniz Türkiye’yi yangın yerine çevirmekten başka bir işe yaramaz. Partimizin kazandığı hakların tamamı, kendisine oy veren milyonların vergisidir, alınteridir. Biz bu ülkede demokrasi ve barış isteyen milyonların sesiyiz. Öyle sokak kabadayılığıyla hiç kimse partimizi susturamaz. Bizler 90’lı yılların cinayet şebekelerine eyvallah etmedik, bugünkü çakma meydan okumalara da pabuç bırakmayız!”

Paylaşın

Devlet Bahçeli, DEM Parti’yi Ve AYM’yi Hedef Aldı

Yazılı bir açıklama yapan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Gelişmeler karşısında ilk önerim, 57 DEM milletvekilinin maaşının ve bu terör yuvasına ödenecek hazine yardımının derhal kesilerek terörle mücadeleye ve şehit ailelerine aktarılmasıdır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “İkinci önerim, teröre yardım ve yataklık yapan, somut delillerle suçu sabit görülen sözde milletvekillerinin görüşülmeyi bekleyen dokunulmazlık dosyalarının karara bağlanarak bu haşeratların acilen mahkemeye çıkarılmasıdır.”

Bahçeli, açıklamasının devamında, “Üçüncü önerim, yeni Anayasa sürecinde, Anayasa Mahkemesi statüsünün, üye yapısının, yargılama usullerinin radikal şekilde ele alınarak yeniden yapılandırılması ya da bu mahkemenin kapatılmasıdır. Dördüncü önerim de TBMM Genel Kurulu’nda anlam ve ahlaki bağlayıcılığını temelden kaybeden kürsü dokunulmazlığı sınırlarının yeni baştan çizilmesidir” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin resmi sitesi üzerinden yazılı bir açıklama yayınladı. Bahçeli, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Terör(izm)le mücadele, milli güç unsurlarının bir konsept dahilinde seferber edilmesini gerektiren bütünlükçü ve çok boyutlu mekanizmalar toplamı; aynı zamanda siyasi, stratejik, ekonomik, güvenlik, psikolojik ve diplomatik yönleri bulunan değişken ve dinamik süreçlerin muhassalasıdır.

Bunun yanı sıra terörle mücadeleyi muvaffakiyetle taçlandıran manevi amillerin başında da sabır, inanç, metanet ve moral üstünlük mühim ve müessir bir konumdadır. Terörle mücadele doğaçlama bir süreç olmadığından manevra kabiliyet ve kalitesi devamlı güncellenerek güçlendirilmelidir.

Türkiye 40 yıldır bölücü terörle mücadele halindedir. 15 Ağustos 1984 Eruh ve Şemdinli saldırılarından 15 Ağustos 2024’e kadar geçen 14 bin 600 günde sivil ve resmi görevli şehit sayımız 14 bin 902’dir. Üstelik 40 yıllık mücadele döneminde tezahür eden ekonomik kaybın kabaca 2,5 trilyon dolara yaklaştığı iddia ve ifade edilmektedir.

Elbette kahraman şehitlerimizin dökülen kanlarının hiçbir ekonomik veya parasal ölçüyle mukayesesi mümkün değildir. Onların fedakarlıkları imrenilecek ve hayranlık duyulacak seviyededir. Emperyalizmin uzaktan kumandasıyla emel ve eylem hiyerarşisi oluşturan terör örgütünün hem insanlık suçu işlediği hem de Türkiye’nin ve Türk milletinin varoluşsal haklarına saldırdığı ayan beyan gözler önündedir.

Terörle mücadelenin ardışık ve bütünlükçü mahiyetinden dolayı yalnızca dağda gezen silahlı eşkıya kolunu etkisiz hale getirmek doğal olarak terörist ikmal kanallarını tasfiyede yetersiz kalmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde terör ve bölücülük propagandası yapan lekeli yüzlerin varlığı ülke ve millet gündemini meşgul ettiği müddetçe kanlı döngünün sonu gelmeyecektir.

Dağda kovalanıp başı ezilen, sınır ötesinde kaçacak ve sığınacak in bulmakta zorluk çeken hainlerin siyasi destekçileri artık iyice azgınlaşmışlardır. ‘Bu devlet yıkılmalıdır’ diyen bir soysuz, DEM kontenjanlı TİP milletvekilidir. Sövüp saydığı Türkiye Cumhuriyeti devletinin hazinesinden emekli maaşı dışında her ay 170 bin lira milletvekili maaşı almaktadır. Bu yürek yaralayan gerçek milli vicdanları kanatmaktadır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın ABD ziyareti sırasında kaç uçakla gittiğini sayıp Külliye’nin güvenlik harcamalarının çetelesini tutan, bunu da emeklilerimizi provoke etmek için kullanan organize ihanet ve terör şebekesinin devlet hazinesine deyim yerindeyse hortum bağlaması utanç duyulacak bir tenakuzdur. Asıl konuşulması ve sorgulanması gereken bu melun utanmazlıktır.

PKK’nın milis unsuru olan DEM’in TBMM’de 57 milletvekili bulunmaktadır. Bu milletvekillerin devlet hazinesine yıllık maliyeti 116 milyon 280 bin liradır. Ayrıca DEM’in 171 milletvekili danışmanın hazineden aldığı yıllık maaş 133 milyon 380 bin lira, 10 grup danışmanının yıllık maaş külfeti 8 milyon 400 bin lira, 30 büro personelinin aldığı yıllık maaş da 23 milyon 400 bin liradır.

Daha vahimi de DEM’in 2024 yılında hazineden aldığı yardım miktarının yaklaşık 658 milyon lira olmasıdır. Bu kapsamda terör ve bölücülük odağı DEM’in düşman olduğu devletten 2024 yılında alacağı toplam parasal büyüklük yaklaşık 940 milyon liradır.

En düşük emekli maaşının 12 bin 500 lira olduğu düşünüldüğünde neredeyse 76 bin emeklimizin hakkı terör örgütüne adeta kurşun, silah ve bomba parası olarak hibe edilmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi’nin 26 Aralık 2023 tarihli TBMM Grup Konuşmasında telaffuz ve temas ettiğim şu görüşlerin tekraren değerlendirilmesi milli ve vicdani bir sorumluluktur:

Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne düşman kesilen sözde parti veya partilerin Cumhuriyet’i kuran TBMM’de bulunması, hazine yardımı ve maaş almaları rezalettir, melanettir, cinayettir, zillettir, milletimize karşı en aşağılayıcı muamelemedir. Böylesi bir haksızlık ve hukuksuzluk dünyanın hangi ülkesinde görülmektedir?

Dört öneri

Gelişmeler karşısında ilk önerim, 57 DEM milletvekilinin maaşının ve bu terör yuvasına ödenecek Hazine yardımının derhal kesilerek terörle mücadeleye ve şehit ailelerine aktarılmasıdır. İkinci önerim, teröre yardım ve yataklık yapan, somut delillerle suçu sabit görülen sözde milletvekillerinin görüşülmeyi bekleyen dokunulmazlık dosyalarının karara bağlanarak bu haşaratların acilen mahkemeye çıkarılmasıdır.

Üçüncü önerim, yeni anayasa sürecinde, Anayasa Mahkemesi statüsünün, üye yapısının, yargılama usullerinin radikal şekilde ele alınarak yeniden yapılandırılması ya da bu mahkemenin kapatılmasıdır. Dördüncü önerim de, TBMM Genel Kurulu’nda anlam ve ahlaki bağlayıcılığını temelden kaybeden kürsü dokunulmazlığı sınırlarının yeni baştan çizilmesidir.

Emeklilerimizi ve ekonomik gelişmeleri çarpıtıp istismar eden tatlı su kurnazlarının, sinsi fırsatçıların, DEM’lenmiş CHP’nin ve marjinal yedeklerinin bu ibretlik gerçekler karşısında vereceği hiçbir cevap yoktur.

Bölücülere ve dolaylı şekilde teröristlere aktarılan hazine kaynağımızın derhal kesilmesi, devlete ve millete ihanet eden kenelerin ayıklanması hiçbir şekilde ertelenemez bir mecburiyet ve mükellefiyettir. Dünyanın hiçbir yerinde ülkesine kast edip de geçimini ve geleceğini o ülke üzerinden sağlayan bir şebekeye müsaade edilmemiş, bundan sonra da edilemeyecektir.

Adalet, ahlak, hakkaniyet ve kul hakkını gözetmek için vakit gelmiş, mahut ve malum tarihi görev aziz millet evlatlarının irade namusuna emanet edilmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi Cumhur İttifakı’yla birlikte bu görevi omuzlamaya muktedirdir. Aziz şehitlerimizi rahmet, gazilerimizi hürmetle anarken, onların mücadele onurlarının asla gölgelenmeyeceğini de herkesin bilmesinde sonsuz yarar olacaktır.”

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: ABD Sürece Nasıl Bakıyor?

2023 yılında, dönemin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Rusya’nın başkenti Moskova’da bir araya gelmiş ve toplantıda Türkiye ile Suriye arasındaki normalleşme süreci ele alınmıştı.

Çavuşoğlu – Mikdad görüşmesi 2011 yılında başlayan Suriye iç savaşından sonra ilk resmi temas olarak kayıtlara geçmişti. Ardından, iki ülke yetilileri tarafından verilen normalleşme mesajlarının yanı sıra resmi kaynaklar tarafından doğrulanmamakla beraber, Türkiye ve Suriyeli istihbarat yetkililerinin teknik düzeyde ilk temasları yaptıkları kaydedilmişti.

Peki ABD, Türkiye-Suriye normalleşme sürecine nasıl bakıyor?

BBC Türkçe’de yer alan habere göre; ABD, Türkiye ile Suriye arasında yeniden canlanan normalleşme sürecine mesafeli olduğunu saklamıyor. ABD’nin iki ülke arasındaki normalleşmenin siyasi sonuçları kadar askeri boyutlarını ele aldığı, özellikle Kuzey Suriye’de olası bir Türkiye-Suriye-Rusya askeri iş birliğinin bölgedeki Amerikan askeri varlığını nasıl etkileyebileceği sorusuna odaklandığı kaydediliyor.

ABD, 2023’te de Türkiye ile Suriye arasında Rusya’nın arabuluculuğunda gerçekleştirilen görüşmelere mesafeli olduğunu bildirmişti. Ankara’ya bu konudaki kaygılarını ileten Washington, pozisyonunu kamuoyuna yaptığı açıklamalarla da kayda geçirmişti.

Haziran ayından itibaren yeniden canlanan Türkiye-Suriye normalleşme sürecine ilişkin olarak da kaygılarını dile getiren Washington, en son Ankara Büyükelçisi Jeff Flake aracılığıyla görüşünü iletti. 14 Ağustos’ta Ankara’da Türk gazetecileriyle bir araya gelen Flake, konuyla ilgili bir soru üzerine, “ABD, Suriye ile ilişkilerini normalleştirmeyecek” dedi.

Suriye’deki durumda bir ilerleme olmamasından dolayı hemen herkesin hayal kırıklığı yaşadığını kaydeden Flake, Washington’un Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararına bağlılığını yineledi ve açıklamasının sonunda bir kez daha ABD’nin Suriye ile normalleşmeyeceğini vurguladı.

2015 sonunda kabul edilen BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı, Suriye’de muhalefet ve iktidarın ülkede kapsayıcı bir hükümet kurmalarını ve ülkeyi BM gözetiminde adil bir seçime götürmelerini öngörüyordu. İktidar, muhalefet ve sivil toplumdan oluşan komitelerin Cenevre’de başlattıkları yeni anayasa çalışmaları, Şam yönetiminin ayak sürümesi nedeniyle bir sonuca ulaşamadı.

ABD’nin Türkiye-Suriye normalleşme sürecine ilişkin siyasi ve askeri açıdan önemli kaygıları bulunuyor. Kuzey Suriye’de omurgasını Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yakın askeri ve teknik işbirliği içinde olan ve yaklaşık bin asker bulunduran ABD açısından ilk soru, Türkiye-Suriye normalleşmesinin güvenlik alanında ne gibi sonuçlar doğuracağı.

Türkiye ve Suriye’den son dönemde yapılan açıklamalar, Ankara’nın terör örgütü olarak tanımladığı YPG’nin Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğine tehdit oluşturduğuna işaret ediyor ve olası bir normalleşme sürecinde bu konuda iki ülkenin işbirliği yapabileceği değerlendirmelerine neden oluyor.

Ankara, Şam ile gerçekleştirilecek normalleşmenin en öncelikli başlığının güvenlik olacağını vurguluyor. Suriye’den Türk sınırlarına dönük tehdidin tamamen ortadan kalkması Ankara açısından öncelikli hedef.

ABD’nin önemli kaygılarından biri de Ankara-Şam yakınlaşmasının Rusya’nın arabuluculuğunda ve İran’ın da katılımıyla sürüyor olması ve iki komşu ülkenin normalleşmesinden bu ülkelerin avantajlı çıkacağı değerlendirmesi.

Rusya ve İran, 2015’ten bu yana Suriye’ye önemli askeri ve ekonomik destek verdiler ve iç savaşta yıkılmamasını sağladılar. Bunun karşılığında her iki ülke de Suriye topraklarında ciddi askeri varlık barındırma hakkını elde etti.

Suriye, özellikle Rusya’nın Doğu Akdeniz’deki önemli üssü haline geldi. Ülkede iki önemli askeri üssü olan Rusya, en son Kobani’de Suriye ile ortak bir üs daha kurdu. Bu adımın ardından ABD’nin bu bölgeye yakın askerlerini daha iç kısımlara yerleştirdiği iddia edildi.

Türkiye’nin sınırlarının hemen karşısında oluşturulan Rusya-Suriye ortak üssünden rahatsızlık duymadığı Milli Savunma Bakanlığı (MSB) kaynaklarının yaptığı açıklamayla ortaya çıktı.

Türk basınına konuşan MSB kaynakları, “Barış Pınarı Harekatı sonrasında ABD ve Rusya ile iki mutabakat imzalamıştık. Bu mutabakatlar kapsamında; terörist unsurların belli bir bölgeye çekilmesiyle ilgili tedbir alınması yer alıyordu. Biz o günden bugüne kadar bu kapsamda yapılacak her türlü çalışmayı olumlu olarak değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandılar.

Aynı kaynaklar, “Orada da Ruslar ile rejimin bir faaliyeti olduğu açık ve bizim tespitlerimizde de bu var. Bu çalışmayı terör örgütü PKK/SDG/PYD-YPG varlığının o bölgede zayıflaması olarak değerlendiriyoruz ve yakınen de gelişmeleri takip ediyoruz” görüşünü ilettiler.

İran’ın da bölgede önemli sayıda milis güçleri bulunuyor. Suriye iç savaşı sırasında Şam yönetiminin devrilmemesinde önemli rol oynayan İran bağlantılı bu güçlerin, Türkiye-Suriye normalleşmesinden hem askeri hem siyasi olarak yararlanabileceği ve varlıklarını pekiştirebilecekleri öngörülüyor.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani 19 Ağustos’ta düzenlediği basın toplantısında, konuyla ilgili bir soru üzerine, “Böyle bir yaklaşımı ciddiyetle destekliyoruz. Her ikisi de İran’ın ortakları olan bölgenin önemli ülkeleri Türkiye ve Suriye, hızlı bir şekilde mevcut sorunları çözmeli, ilişikleri normal koşullara geri getirilmeli. Biz de bu hususta yeni adımları destekliyoruz” dedi.

Normalleşme süreci ne aşamada?

Türkiye ile Suriye arasındaki normalleşme süreci, 2023’te yapılan bakanlar düzeyindeki görüşmelerin ardından tıkanmıştı. Süreç, Rusya’nın bu yılın Haziran ayında Şam nezdinde yaptığı girişimlerin ardından canlanma işaretleri gösterdi.

Bunun en önemli işareti, Şam yönetiminin Türkiye ile ön koşulsuz görüşebileceğine ilişkin verdiği mesaj oldu. Resmi kaynaklar tarafından doğrulanmamakla beraber, Türk ve Suriyeli istihbarat yetkililerinin teknik düzeyde ilk temasları yaptıkları kaydediliyor.

2023 sürecinde olduğu gibi bundan sonraki aşamada yine dışişleri ve savunma bakanları ile istihbarat yetkililerinin katılımıyla bir üst aşamaya geçilmesi öngörülüyor. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler de Ağustos ayında yaptığı bir açıklamada Türkiye ve Suriye arasında bakan düzeyinde temasların olabileceğini kaydetti.

Siyasi görüşmelerde sonuç alınması durumunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Rusya ya da başka bir üçüncü ülkede bir araya gelmeleri olasılığı bulunuyor.

Paylaşın

“Zenginlere Vergi Affı’ İddiaları: Cevdet Yılmaz’dan Açıklama

“Zenginlere vergi affı” iddialarına ilişkin açıklama yapan Cevdet Yılmaz, Hükümetimiz, resmi politika belgelerinde veya yetkililerce yapılan açıklamalar ile izleyeceği politikaları ve kapsamlı etki değerlendirmeleri sonrasında aldığı kararları şeffaf bir şekilde kamuoyu ile paylaşmaktadır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Meclis’imizden geçen son vergi paketi de bu aşamalardan geçerek teklif halini almış ve Meclis’imizin taktiri ile yasalaşmıştır. Bu süreçlerde “zenginlere vergi affı” hiç bir aşamada gündeme dahi gelmemiştir.”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, sosyal medya hesabı üzerinden, vergi paketinde ‘zenginlere vergi affı’ yer alacağı iddialarına ilişkin açıklama yaptı. Cevdet Yılmaz, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Medya ve sosyal medyada isim ve kaynak ortaya konmadan hükümetimizin çalışmaları hakkında yapılan temelsiz açıklamalara ve spekülatif yorumlara itibar edilmemelidir.

Hükümetimiz, resmi politika belgelerinde veya yetkililerce yapılan açıklamalar ile izleyeceği politikaları ve kapsamlı etki değerlendirmeleri sonrasında aldığı kararları şeffaf bir şekilde kamuoyu ile paylaşmaktadır. Meclis’imizden geçen son vergi paketi de bu aşamalardan geçerek teklif halini almış ve Meclis’imizin taktiri ile yasalaşmıştır. Bu süreçlerde ‘zenginlere vergi affı’ hiç bir aşamada gündeme dahi gelmemiştir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın vergi paketi hususunda tercihleri tam aksine net bir şekilde geniş kesimlerinden yana, çok kazanandan çok almayı öngören bir yaklaşım ile çalışmaların yapılması yönünde olmuştur. Aziz milletimiz Sayın Cumhurbaşkanımızı da bu yalanları yaymaya çalışanları da gayet iyi tanımaktadır.”

Paylaşın