Bakırhan’dan “İç Cephe” Açıklaması: Demokratik Siyasetin Tasfiyesi

Partisini grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “İç cephe birilerini dışlayarak oluşturulamaz. İç cephe dedikleri kayyımdır, barış düşmanlığıdır, demokratik siyasetin tasfiyesidir. Böyle iç cepheyi oluşturamazsınız” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

Devlet Bahçeli’nin grup toplantısında “İmralı ile DEM Parti grubu arasında yüz yüze temasın gecikmeksizin yapılmasını bekliyoruz, çağrımızı kararlılıkla yineliyoruz.” açıklamasına yanıt veren Bakırhan, uygulanan tecridi ve 6 ay görüş yasağını hatırlatarak “Tülay Hatimoğlu ile birlikte bugün başvuru yapacağız, eğer samimilerse bu başvurunun önündeki engelleri kaldırırlar. Madem işaret ediyorsunuz kapısını açın” diye seslendi.

Bakırhan grup toplantısına kadınlar 25 Kasım eylemlerini anarak başladı. Kadınların yasaklanmaya çalışılan “Jin, Jiyan, Azadi” sloganına sahip çıktığını belirten Bakırhan, “Kadınların şiddetsiz, sömürüsüz, özgür bir yaşam mücadelesi aynı zaman partimizin mücadelesidir.” dedi.

Bu sabah pek çok kentte düzenlenen operasonlarda çok sayıda kişinin gözaltına alındığını hatırlatan Bakırhan, “Emekten, kadına basına kadar muhalif olan herkese bir biçimiyle yargı sopasıyla operasyon çekiyorlar. Arkadaşlarımız bir an önce serbest bırakılmalı” diye seslendi.

Bakırhan, partisinin 30 Kasım’da KESK’in Ankara’da düzenleyeceği “Geçinemiyoruz” mitingine katılacaklarını bildirdi.

Ovacık ve Dersim’e kayyım atanmasının “darbeci zihniyetin” ürünü olduğunu ifade eden Bakırhan, iktidarın 31 Mart’ta Dersim’de yüzde 13 oy alamadığını hatırlattı. Dersim halkının geçmişte de hedef alındığını belirten Bakırhan, “Asıl terör halkın iradesine kayyım atamaktır. Anadilime, belediyeme sahip çıkıyorum demek mi terördür, seçme ve seçilme hakkım demek mi terördür. Bu yalanları, bu psikolojik harbi bir kenara bırakın. Çıkın bütün Kürtler terördür deyin, zaten pratikte bunu uyguluyorsunuz. Kürt meselesini terör meselesi olarak görmek büyük bir gaflettir. Ya Kürt sorununu çözeceksiniz ya da bu mücadele karşısında çözüleceksiniz” diyerek tepki gösterdi.

Bakırhan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle: “1920’lerde bir çatı kuruldu. Bu çatı kurulurken Kürtler de emek verdi. Emeğini canını verdi bedel ödedi. Ama şimdi bu Ortadoğu’daki fırtınalardan ve bu çatının altındaki insanların mutlu olmamasından kaynaklı artık o çatı çürümeye başladı. Çatının altındakiler mutlu değil. Birilerini yok sayıyorsun, birilerini ötekileştiriyorsun, birilerine zorla bir inanç bir etnik kimlik dayatıyorsun. Şimdi soruyorum bu çatıyı hep birlikte onaracak mıyız ya da bu çatının akmasını çürümesini mi izleyeceğiz? Biz nerde miyiz? Biz bu çatının yeniden herkesi kapsayan eşit yaşadığı bir şekilde onarılmasından yanayız. Ama bu çatı çürüsün diye sistem sürekli oraya ateş taşıyor.

Üçüncü dünya savaşı kapımızı çalarken, bundan korunmak için çok net yapılması gerekenler var; demokrasiyi büyütmek, halkın iradesini farklılıkları tanımak, Türkiye’de hakkı ve hukuk sağlamaktır. Eğer bunları yapabilirsek çatımız da altındakiler de güvende olur. Mutlu şekilde bir arada yaşarlar. Ama AKP ne yapıyor, jeopolitik kurnazlıklarla kendisine rol çalmaya çalışıyor. Bundan dolayı da bütün Türkiye halkları kaybetti. 10 lira emekli maaşı alınıyorsa bundan kaynaklıdır, bu, savaş halinden bir şey devşirme halinden kaynaklıdır. Buna son vermeye çalışıyoruz.

Sık sık olası savaştan söz ediyor AKP iktidarı. Evet bölgemizde süren ciddi bir savaş riski var bu doğru ama bu riske biz emekçiler, halklar, ezilenler farklı bakıyoruz, iktidar farklı bakıyor. Bizler bu risklerden kurtulmanın yolu güçlü bir şekilde demokrasiyi uygulayarak korunuruz diyoruz, onlar rant devşirmeye çalışıyor. Bu risklerden korunmak istiyorsanız önce kayyım atamaktan vazgeçin. Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye hem bu risklerden korunabilir hem de fırsatlardan yararlanabilir. Yerel demokrasi temelinde inşa edilmiş bir demokratik cumhuriyet, bir demokratik ulus en akılcı en mantıklı çözüm yoludur. Ancak bu şekilde iç barışımızı sağlayabileceğimize inanıyoruz.

Ortadoğu’da Kürtler hesaba katılmadan jeopolitik olmaz. Kürt jeopolitiğini dikkate alan da yol alır. Onun için iktidarı Kürtleri dikkate alan bir yaklaşıma davet ediyoruz. Kürt sorununu yok sayarak mı tehditleri bertaraf edeceksiniz. Kürtleri oyun dışında bırakarak mı? Bu soruların cevabını alamıyoruz. Gerçek gündeme gerçek cevaplara bir türlü giremediler. İç cephe birilerini dışlayarak oluşturulamaz. İç cephe dedikleri kayyımdır, barış düşmanlığıdır, demokratik siyasetin tasfiyesidir. Böyle iç cepheyi oluşturamazsınız. Boş havuz gösteriyorlar burada yüzün diyorlar. Boş havuzda yüzülmez diyoruz.

Öcalan’ın dedikleri yapmıyor diyorlar, dinlemiyor diyorlar, DEM Parti çözümden yana değil diyorlar. Öcalan ne dedi? Ne istedi? Biz bunu bilmiyoruz. O zaman bu zeminin Öcalan’ı dinleyip dinlemediğini nasıl anlayacağız, Öcalan’ın tecridini kaldırın, bakalım ne diyor? Tecrit var, 6 ay daha üzerine görüş yasağı koyacaksınız,  bir taraftan da Öcalan dinlenmiyor. Ne dedi bilmiyoruz. Bir zahmet tecridi kaldırın, bakalım Öcalan dinleniyor mu dinlenmiyor mu? Bunu söyleyenler sanki belediyelerimize kayyım atayanlar değil, bu ahlaksızca politikalardan aartık vazgeçin. Bu kirli psikolojik savaşa artık Kürtler, Aleviler, halklar kanmıyor.

Bugün de konuşuldu MHP’nin grubunda. Dün hazırlıklarımızı yapmıştık. Demek çözüme dönük akıl bazen aynı işliyor. Biz Tülay eş başkanımızla ile birlikte İmralı’da Öcalan ile görüşmek için Adalet Bakanlığına bugün başvuru yapacağız. Eğer samimilerse bu başvurunun önündeki engelleri kaldırırlar. Hem gerçekten bu süreç hakkında ne düşündüğünü ne dediğini birinci elden görmek duymak istiyoruz hem de barış sürecine DEM Parti adına eş başkanlar olarak katkı sunmak istiyoruz. Türkiye’de barış isteyen, demokrasi isteyen aydını, yazarı, sanatçısı kurum temsilcileri de oraya gitmelidir, madem işaret ediyorsunuz kapısını açın.

Parlamentoda siyasi temsili buluna 10 siyasi parti kayyımlara karşı kanun teklifi verdi, bu çok önemlidir, değerlidir. Burada Meclis Başkanına da sesleniyorum bu iradeyi dikkate alarak siz de değerlendirin. Bütün milletvekillerine çağrı yapmak istiyorum, gelin bu 10 partinin verdiği bu yasayı TBMM’en geçirerek Türkiye demokrasisini bu kayyım ayıbından kurtaralım diyorum.

Eşitlik ve özgürlük üzerine kurulu bir Türkiyelilik kimliğine varız diyoruz. Herkesin kendi dili inancı ve kimliği ile Türkiye’de Ortadoğu’da eşit ve özgür yurttaşlar olarak yaşadığı bir sistemi inşa etmeye DEM Parti olarak varız.”

Paylaşın

Bahçeli, Abdullah Öcalan Çağrısını Tekrarladı: DEM Grubu Görüşmesi Gecikmemeli

Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Türk’ü Kürt’ten ayırmak imkansız ve deli saçmasıdır. O halde el ele verip terörü gündemimizden çıkarmalıyız. 22 Ekim grup toplantısında ne demişsek aynen arkasındayız” dedi ve ekledi:

“İmralı ile DEM Grubu görüşmesi gecikmemeli. Görüşlerimizden kesinlikle vazgeçmeliyiz. Terör çıkmaz sokaktır. Kürt kardeşlerimizin terör örgütleri ile ne ilgisi ne ilişkisi vardır. Yeterince çile çekildi, yeterince acı yaşandı. Silah seçenek değil, kucaklayıcı siyaset hedefimizdir. Yoksulluk kader zenginlik hedefimizdir.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında konuştu. Bahçeli’nin açıklamalarından satır başları şu şekilde:

“Hayat boşluk kaldırmaz, tarih zafiyet kabul etmez. Sistemini konsolide etmeye çalışan kırılgan bir devletin zorlu sınavlardan kazasız belasız çıkması hiç kolay değildir. Türkiye’de çok şükür siyasi istikrar Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile taçlanmıştır. Sistem sorunu çözülmüştür.

Türkiye’nin olağandışı gelişmelere karşı bütün senaryoları değerlendirerek baraj kurması ve hazırlık yapması sadece bir güvenlik meselesi değil varoluş meselesi olmuştur.

Ne tarafa dönsek kanlı boğuşma çatışmaları gözümüze çarpmaktadır. İşin özünde kurallara dayalı uluslararası sistem iflas bayrağını çekmiş durumdadır. Askeri ve siyasi basınçtaki yükselik patlama derecesine dayanmıştır. Küresel sistem hasar almıştır. Demokrasi ve hukuk ihlalleri, eşit ve egemen devletler arasındaki buzlanma, en kötü senaryoları taşımıştır. Etrafımız ateş çemberi, durum çok ciddi ve kritiktir.

Askeri ve siyasi basınçtaki yükseliş patlama noktasına kadar dayanmıştır. Nükleer füzeler rampalarda bekliyor. Ülkeler arası gerilim en üst düzeye tırmanmıştır. Küresel sistem mimarisi her yanından hasar almıştır. Genişleyen çatışma ve huzursuzluk sarmalı dünyayı kasıp kavuruyor. Küresel düzeyde çatışma alanları son yıllarda yüzde 65 oranında arttı. 27 ülkede risk düzeyi yüksektir.

Türkiye her türlü savaş senaryosuna karşı hazırlıklı olmalıdır. Dünyanın tamamı korku tünelindedir. Savaşın kazananı olamaz. İnsanlığın yeni bir yıkımı kaldırması nükleer silah resti düşünüldüğünde mümkün değildir. Putin’in savaşın küresel boyun kazandığı söylemi 3. Dünya Savaşı söylemini gün ışığına taşımıştır.

Türkiye’nin iki taraf arasında kalması ya da savaşa zorlanması tehlikelere yol açabilecektir. Bizim politikamız barıştan yanadır. Türkiye’nin çevresi silahlarla, füzeyle ve yeni nesil savaşlarla kuşatılmaktadır. Biliniz ki herkesin gözü üstümüzdedir. Türkiye Cumhuriyeti dünyanın kemer taşıdır.

ABD Başkanı Joe Bıden derhal azledilmelidir. Akli melekeleri çökmüştür, aldığı her karar sakattır. Geçtiğimiz haftanın en umut verici gelişmelerinden biri Caniyahu (İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu) hakkında verilen tutuklama kararıdır. İsrail yönetiminde soykırım suçuna karışmış failler, dökülen her masum kanın damla damla hesabını verecektir ve bu günler uzak değildir.

Çember daralmış vakit yaklaşmış ve akıbet netleşmiştir. Caniyahu ve savunma bakanı azılı suçludur. Bunları destekleyen ülkeler de o suça ortaktır. Soykırım suçlularından hesap sorulması sabır ve zaman meselesi haline gelmiştir.

Konuşarak uçurumların iki yakası kapatılır. Sahte davranışların çölünde zorlukla çiçek veren kaktüs arayışında değiliz. Türkiye’nin yeni bir Fetret Devri yaşamasına müsaade edemeyiz. Geleceğimizi tesadüflere havale edemeyiz.

Güvencemiz kardeşliğimizdir. Milletimizin arasına ayrımcılık tohumları ekmeyi kendine görev edinen ne kadar bölücü ve terörist varsa bunun bedelini misliyle ödemeye mahkumdur. Terörsüz bir Türkiye huzurlu müreffeh bir Türkiye demektir. Kürdü Türk’ten ayırmak insanlığı güneş sisteminden ayırmak kadar imkansız bir şeydir. Kürt kardeşlerimizin terörle ve terör örgütü ile hiçbir ilişkisi yoktur, olamaz. Silah seçenek değil kucaklayıcı siyaset hedefimizdir.

“MHP’ye saldırı ortamı açan medya patronlarını tek tek not alıyoruz”

Kürt kardeşlerimizi sömüren, çocuklarını zorla dağa götüren mislini ödemeye mahkumdur. Kürdü Türk’ten ayırmak dünyayı güneş sisteminden ayırmak kadar imkansız ve deli saçmasıdır. Ele ele verip gönüllerimizi birbiriyle yoğurarak terörü gündemimizden çıkarmalıyız.

MHP her sözünün arkasındadır. 22 Ekim’deki grup toplantımızda ne demişsek hala arkasındayız. İmralı’yla DEM Grubu arasında yüz yüze temasın gecikmeksizin yapılmasını bekliyor, çağrımızı kararlılıkla tekrarlıyoruz. MHP düşmanlarını, küstah yorumcuları, MHP’ye saldırı ortamı açan medya patronlarını tek tek not aldığımızı, yeri ve zamanı geldiğinde de burunlarından fitil fitil getireceğimizi duyurmak istiyorum.

CHP Genel Başkanı’nın DEM Partili ortaklarıyla katıldığı Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı 13.Olağan Genel Kurulu’nda mezhep ayrımcılığını kışkırtması, Alevi-Sünni kutuplaşmasına hizmet etmesi aymazlıktır, art niyetliliktir, nimet bilmezliktir.

Üstelik utanmadan sıkılmadan, yüzü kızarmadan, şuur kepeklerini indirmiş halde rejimi değiştirmekten bahsetmiştir. Özgür Bey, rejimi, yani Cumhuriyet’i değiştirmeyi nasıl başaracaksın? Darbeyle mi yol alacaksın? İsyan mı çıkaracaksın? Dış güçlerden yardım mı dileneceksin? Söyle bize, Türkiye Cumhuriyeti’nin 101 yıllık rejimini nasıl ve hangi yürekle tasfiye edeceksin? CHP’nin DEM’lenmesi başını döndürmüş, siyasi iradesini hurdaya çıkarmıştır.

22 yıllık bir iktidarı sürekli eleştirip, bu 22 yıl içinde niye iktidar olamadığını analiz edemeyen, millet iradesini kazanamayan, üç-beş belediye başkanının hukuken haklı gerekçelerle görevlerinden geçici olarak uzaklaştırılmasını yanlış yorumlayan, mahalli yönetimlerle merkezi yönetimi birbirine karıştıran CHP iflah olmaz derecede çarpık ve hastalıklıdır.

Plan ve Bütçe Komisyonu’nda İçişleri Bakanı’nın önüne geçip anti demokratik ve faşizan müdahalelerle girişini engellemeye kalkışan çakar almaz CHP’nin güdümlü milletvekilleridir. Kılıç çekip korsan yemin eden bazı teğmenler üzerinden Türk Silahlı Kuvvetleri’ni siyasi tartışmaların içine çekmeye yeltenen, Aziz Atatürk’ü sloganda hatırlayıp eser ve emanetlerini çiğneyen bugünkü CHP’dir. Alenen disiplinsizlik yapan teğmenleri savundukları kadar terörle mücadeleyi savunmayan, tezkerelere hayır diyen bugünkü garabet CHP’dir.

Camiyi bilmeyen, Cemevini bilmeyen, Alevi ile Sünni arasında hendek ve husumet kazısını yapmak için çırpınan, etnik ve mezhep provokasyonu cinayetine teşne olan bugünkü işbirlikçi CHP’dir. Kıbrıs’ta Rum görüşlerine binaen federasyon tezini savunup mavi vatana masal diyen köksüzlerin ve kimliksizlerin çatı örgütü bugünkü gayri milli CHP’dir.

Terör örgütü yandaşlarını partiye doldurup, Esenyurt ve Ovacık’ta görüldüğü üzere, sonra da görevdeki bazı belediye başkanlarının geçici olarak görevden uzaklaştırılmasını halkın cezalandırılması olarak açıklayan DEM’lenerek ayağa düşmüş bugünkü CHP’dir. Hep dedim, yine diyorum; bu CHP’den bir halt olmaz, bu CHP’yle ulaşılacak parlak bir gelecekten bahsetmek de akıl ve vicdan ölçüleriyle bağdaşmaz, bağdaşamaz. Mahkemeye giderler, kendilerini müdafaa yerine iftiralara bel bağlayıp kameralar eşliğinde şov yaparlar.

İstanbul sular altında kalmışken Belediye Başkanı tam da malum bir mahkeme günü soluğu Almanya’da alır. Saraçhane rövanşının Ankara’da icrası amacıyla Almanya’ya kaçan ve Türkiye’yi yabancılara şikayet edenlerin Aziz Atatürk’ün mirasına sadakat gösterdiğini söylemek için şahide gerek yoktur, çünkü her şey ortadadır, siyaset işportacılarının maskesi düşmüş, israf ve ihanet deşifre olmuştur.”

Paylaşın

Özgür Özel’den İl Başkanlarına “Erken Seçime Hazır Olun” Talimatı

Partisinin 81 il başkanıyla bir araya gelen CHP Lideri Özgür Özel’in “Erken seçim olursa milletvekili aday belirleme yöntemi dahil her konuda çalışın, kendinizi hazırlayın” talimatını verdiği öğrenildi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, belediye başkanı tutuklanan ve yerine kayyum atanan Esenyurt’ta partisinin 81 il başkanıyla bir araya geldi. Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal‘ın edindiği bilgilere göre; toplantıda il başkanlarının Esenyurt’ta yaptığı saha çalışmaları, erken seçim gündemi, partinin yeni program hazırlıkları ve parti içi tartışmalar değerlendirildi.

Toplantıda CHP lideri Özel’in il başkanlarına Esenyurt’un 40 mahallesine ikili gruplar halinde yaptığı ziyaretleri sorduğu belirtildi. Mahalleden izlenimlerini aktaran başkanlar “Kayyumun yarattığı rahatsızlık mahallelerde görülüyor. Baskının geri teptiğini gördük. ‘Biz seçtik, sen niye görevden alıyorsun’ diye soruyorlar. Herhangi bir terör algısına kapılma da görmedik. Her ne kadar güvenlik kaygısı, terör algısı oluşturulmaya çalışıydıysa da ‘Devlettir, gereğini yapmıştır’ dense de insanlar bu algıya kapılmamış. Çok sıcak karşılandık. Geçim Şu net ki halk iradelerinin gaspını istemiyor. Bu gördüklerimizi genel başkanımıza ” ifadelerini kullandı.

Toplantıda erken seçim gündeminin de konuşulduğunu aktaran başkanlar “MHP ve AKP’deki hareketlilik üzerine görüşlerini paylaşan arkadaşlarımız oldu. Genel olarak son dönemde atanan bu kayyumların ve bir yandan yürütülen ‘Öcalan Meclis’te konuşsun’ tartışmalarının kendi kötü gidişlerini bastırmaya yönelik hamleler olduğu değerlendirildi. Çünkü oylarının eridiğini görüyorlar. Biz de buna karşı hamle olarak erken seçim yönünde daha ısrarlı olacağımızı konuştuk” dedi.

CHP lideri Özel’in de başkanlara “Erken seçim olursa milletvekili aday belirleme yöntemi dahil her konuda çalışın, kendinizi hazırlayın. Program çalışmaları da seçim bildirgemiz olacak. Hükümet programımıza dönüşecek” talimatını verdiği öğrenildi.

Bu kapsamda parti örgütlerinin milletvekillerinin nasıl belirleyeceklerine ilişkin yöntem konusunda görüş alacaklarını belirten başkanlar “Yeni kabul edilen tüzüğümüzde aday belirleme yöntemi için il örgütlerinin görüşlerinin alınacağı yazılmıştı. Bu kapsamda şimdiden ön seçim mi olsun, merkez yoklaması mı olsun diye görüşleri almaya başlayacağız. Ardından günü geldiğinde bizim önerilerimiz doğrultusunda Merkez Yönetim Kurulumuz son kararı verecek” bilgisini paylaştı.

Partideki bazı isimlerin ay başında gündeme getirdiği olağanüstü kurultay iddialarının da değerlendirildiğini vurgulayan başkanlar “Partide bir kurultay beklentisi yok. Bu toplantıyla da tescillendi. Örgütte böyle bir gündem yok. Sosyal medya, medya aracılığıyla bu tartışmayı devam ettirmenin anlamı da yok. Bunları konuştuktan sonra ‘Toplumun acil sorunlarına odaklanacağız’ dedik” diye konuştu.

Paylaşın

Erdoğan: Hiç Kimse Hukuktan Azade Değildir

Kabine toplantısı sonrası açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Kamu hizmetlerinin etkin ve verimli şekilde yürütülmesi eğitim, sağlık, gıda gibi alanlar başta olmak üzere vatandaşların hak ve menfaatlerinin korunacak şekilde devam ediyor” dedi ve ekledi:

“Hizmet veren her kurumun denetim konusunda bugüne kadar gösterdiğimiz hassasiyet kamuoyumuzun malumudur. Kim olursa olsun hiç kimse hukuktan, nizamdan, kanunun kendisine yüklediği mesuliyetleri yerine getirmekten azade değildir. Devlet kadroları içinde farklı vasıflarda çalışan herkesin görevi halka en iyi hizmet etmektir. Bütün vatandaşlarının emrindedir. Millete hizmetten kaçmanın, halkın verdiği imkanları suistimal etmenin hiçbir mazareti olamaz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanan kabine toplantısı sona erdi. Yaklaşık 2.5 saat süren toplantı sonrası Erdoğan, açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Öncelikle maarif davalarımızın öncüleri olan öğretmenlerimizin dün kutladığı 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü bir kez daha tebrik ediyorum. 23 Kasım’da sevgili öğretmenlerimizle bir araya geldik hem de 20 bin yeni öğretmenimizin atamasını gerçekleştirdik. Aşkla görev yapacağına inandığım yeni öğretmenlerimizi tekrar vazifelerinde tebrik ediyorum. Evlatlarımızın en iyi şekilde yetişmesi için hiçbir fedakârlıktan kaçınmadık. Eğitim öğretimde değişime ve yeniliğe direnmek bizatihi hayatın kendisine direnmek manasına gelir.

Ülkemizde kendini hala 1940 şartlarında gören, eğitimi bir ideolojik formatlama aracı olarak bakan bir kesim bulunuyor. Bu çevrelerin engellemelerine, sabotajlarına maruz kalıyoruz. Milletçe hepimizin geleceğini ilgilendiren siyasi tartışmaların, ideolojik takıntıların objesi haline getirmek yanlıştır.

İnsanı merkeze alan yeni modelimiz Türkiye Yüzyılı’nın inşasını kolaylaştıracaktır. 20 milyon öğrencimizin en iyi eğitim öğretimi alması, imkanlardan en iyi şekilde ve eşit olarak hizmet alması için üzerimize düşeni yapacağız. Tüm öğretmenlerimize emekleri, fedakarlıkları sabırları için ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddet’te şiddetin olmadığı bir Türkiye ve dünya için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğimizi özellikle vurgulamak istiyorum. Türkiye bizim hükümetlerimiz döneminde şiddetin her çeşidiyle mücadelede tarihi kazanımlar elde etmiştir.

Kadın hakları konusunun araçsallaştırılmasına izin vermeden kadınların hayatın her alanında hak ettiği yere gelmesi için çaba harcadık. Son 22 yılda çok kapsamlı reformları devreye aldık. Elbette tüm sorunları çözdük iddiasında değiliz. Nice yanlış uygulamanın düzeltildiği tartışmasız bir gerçektir. İnşallah bugünün sorunları da yarın önümüze çıkmayacak. Kadınlarla dayanışma içinde fiziki ve psikolojik şiddete karşı mücadelemizi devam ettireceğiz.

Dış politikada oldukça yoğun ve karmaşık bir gündemle karşı karşıyayız. İsrail’in başlattığı saldırılar Lübnan, Suriye ve diğer bölge ülkelerini de içine alacak şekilde genişliyor. Türkiye’nin hemen yanıbaşında son derece kanlı ve tehlikeli savaş 14 aydır devam ediyor. Türkiye olarak İsrail’in saldırgan politikasına en güçlü tepkiyi veren ülkelerden biriyiz. Gazze’ye gönderilen insani yardımlar noktasında da 86 bin tona yaklaşan yardım miktarıyla ilk sırada yer alıyoruz. İsrail’le ticareti tamamen keserek 9,5 milyarlık ticaret hacminden sarfı nazar ettik. Uluslararası Adalet Divanı’nda soykırım davasına müdahil olma başvurumuzu geçtiğimiz aylarda yaptık.

İslam dünyasının İsrail hükümetine karşı tek yürek tek bilek olması için yoğun gayret gösteriyoruz. İnsanlığımızın sınandığı imtihan günlerinde Filistin halkına kardeşlik görevini yerine getirmemizin gayretindeyiz. Böyle insani bir meseleden siyasi rant devşirmeye çalışan siyaset tüccarlarını bugüne kadar muhatap almadık, bundan sonra da almayız. 50 bin masumun kanı üzerinden oy hesabı güdenleri önce Allah’a sonra da aziz milletimizin vicdanına havale ediyoruz.

14-28 Mayıs seçim sürecinde Suriyeli mazlumlara yönelik ırkçı söylemlerin hesabını versinler. Bizim Filistin davasına sağladığımız desteğin zekatı bile bunların tamamının yaptığından kat be kat fazladır. Soykırım duruncaya, Gazze ve Filistin özgürleşinceye kadar tüm imkanlarımızla Filistinli kardeşlerimizin yanında olacağız. Riyad’ta düzenlenen zirvedeki konuşmamızda dik ve dirayetli duruşumuzu çok güçlü bir şekilde ortaya koyduk. Ülkemizin attığı adımlardan, yardım çabalarımızdan sitayişle bahsedildi.

Bakü’de de İsrail barbarlığını gündeme getirdik. Türkiye’nin bu mücadelede attığı adımları anlattık. Her iki zirvede pek çok hükümet ve devlet başkanıyla görüşmeler yaptık. 14 Kasım’da ülkemize resmi ziyarette bulunan Katar Emiri ile görüşmemizin ana konusu ticari ve ekonomik ilişkilerimizin yanı sıra Gazze ve Lübnanlı kardeşlerimizin yaşadıkları sıkıntılardı. Brezilya’nın Rio şehrinde düzenlenen G-20 liderler zirvesinde İsrail’in işgal ve istila politikasının ülkemiz, bölgemiz ve tüm dünya için oluşturduğu tehdidi muhataplarımıza izah ettik.

Sabreden zafere ulaşır. İnşallah Filistin halkı da bu zor günlerin sonunda feraha, barışa, huzura kavuşacak, zalimler kaybedecek kazanan Filistin davası olacaktır. Soykırım suçluları döktükleri kanların hesabını mutlaka verecektir. Netanyahu ve eski savunma bakanı hakkında tutuklama emri çıkarılması bu yönde atılmış çok cesur adımdır. Netanyahu ve çetesi için çember giderek daralmaktadır. Kararı uygulamakla yükümlü ülkelerin çoğunun destek beyan etmesini bu bakımdan takdire şayan buluyoruz. Türkiye olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin aldığı cesur kararı destekliyoruz.

Çalışma ve sosyal güvenlik, içişleri, savunma ve güvenlik meselelerine kadar pek çok konuyu değerlendirdik. Bakanlıklarımızın bütçelerine ait değerlendirmeler Plan ve Bütçe Komisyonu’nda devam ediyor. Bizim halkımızdan gizlimiz, saklımız yoktur. Hesabını veremeyeceğimiz hiçbir işimiz de yoktur. Hükümetlerimizin alamet-i farikası şeffaflık ve hesap verilebilirlik olmuştur. Türkiye’nin ufkunu açan, yolunu aydınlatan, millete ve memlekete hayrı dokunacak her öneriye kapımızı ardına kadar açık tutuyoruz.

Zorbalığa, kabadayılığa, komisyon basıp terör estirilmesine de hiçbir surette eyvallah etmeyiz. Gazi Meclisimizden yansıyan sahneler hepimizin yüzünü kızartmış, muhalefetin hizmet gibi derdinin olmadığı ortaya çıkmıştır. Herkesin sorumluluk duygusuyla hareket ederek Gazi meclisimizin milletimizin gözündeki konumuna gölge düşürmeyeceğine inanıyorum.

Kamu hizmetlerinin etkin ve verimli şekilde yürütülmesi eğitim, sağlık, gıda gibi alanlar başta olmak üzere vatandaşların hak ve menfaatlerinin korunacak şekilde devam ediyor. Hizmet veren her kurumun denetim konusunda bugüne kadar gösterdiğimiz hassasiyet kamuoyumuzun malumudur. Kim olursa olsun hiç kimse hukuktan, nizamdan, kanunun kendisine yüklediği mesuliyetleri yerine getirmekten azade değildir. Devlet kadroları içinde farklı vasıflarda çalışan herkesin görevi halka en iyi hizmet etmektir. Bütün vatandaşlarının emrindedir. Millete hizmetten kaçmanın, halkın verdiği imkanları suistimal etmenin hiçbir mazareti olamaz.

Bulunduğu konumu menfaat sağlama vasıtası olarak görenlere asla müsamaha ile yaklaşamayız. Bir süredir çokça şikayet aldığımız yetkisiz çakar ve tepe lambası kullanımlara cezaları artırıyoruz. Ateşli silahlarda düzenlemeyi hayata geçiriyoruz. Her iki hususta kimsenin gözünün yaşına bakmayacağız. Denetim konusunu düzenleyen bir genelgeyi inşallah bugün yürürlüğe koyuyoruz. Cumhurbaşkanlığına bağlı Devlet Denetleme Kurulumuz denetim faaliyetlerini bundan sonra çok daha sıkı takip edecek. Hatası, kusuru, yanlışı olan kim varsa gereğinin yapılmasını temin edecektir.”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Seçim” Açıklaması: İktidar Bu Şartlarda Kazanamaz

CHP İl Başkanları Toplantısı’nda konuşan Ekrem İmamoğlu, “Ülke öyle ağır şartlar altında ki, önümüzdeki seçimlerin iktidar tarafından kazanılamayacağını hepimizin aklına sokması lazım. Bundan sonra kaybedecekse bizler kaybederiz ” dedi ve ekledi:

“Kaybettiğimiz sürecin tek sebebi vardır: Basiretsizliğimiz, beceriksizliğimiz, tembelliğimiz olabilir. Halbuki tam aksine CHP’nin her ferdi çalışkan, erdemli, güven verici bir birey olmasıyla öne çıkar ve çıkmalıdır. CHP’nin sorumluluğu devam ediyor. Cumhuriyetimizin 101. yılında ülkemizin özgürlüğünü ve bağımsızlığını kazandığı gibi bugün de korunması için sorumluluğumuz devam ediyor.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP İl Başkanları Toplantısı’nda açıklamalarda bulundu. İmamoğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“İktidar, kendi bildiği yoldan devam etmeyi seçmiştir. Hukuk ve demokrasi dışı yöntemlerle, baskı siyasetiyle milleti ayrıştırma yoludur. Sandıkta elde edemediği seçimi daha önce yaptığı gibi kayyımlarla gasp etmektir. Bu acizliğin net ifadesidir. Bu yıldırma politikasıdır, yolun sonuna geldiğinin işareti olan bu tavırların mücadele edemeyeceği bir husus vardır: Demokrasiye inanan, hukukun üstünlüğüne inanana CHP’li insanların kararlılığıdır. Bizi engellemek adına CHP’ni alt etme adına, kayyım atamalara, uydurma davalara, dava içinde oyunlara başvurmuşlardır ve başvurmaya devam edecekler.

CHP, birinci partidir. Bütün CHP’liler, iktidarın yolundadır. Milletin en büyük umudu olduğunu, sokakta göreceksiniz. İktidarın ekonomiyi çözebileceğine inanan bir vatandaş görmedim. ‘Siz umudumuzsunuz aman hata yapmayın, aman kendi aranızda kavga etmeyin’ diye bizi uyarıyorlar. Bu memleketin 86 milyonunun geleceği adına ciddiye almalıyız bunu. 22 yılda bu milletin sorununu çözemeyen akıl 200 yılda yine çözemez. Milletin bizden beklentisi bu iktidardan onları kurtarmamız.

Milletimiz bize tek bir soru soruyor: “İktidardan bize hayır yok, ama acaba size tam güvenebilir miyiz? Siz bizi bu sıkıntılı ortamdan çıkarabilir misiniz?”  Milletimiz bize ilk seçimde yetkiyi vermek istiyor, bu kadar net. Milletin bu talebini karşılamak, bize duyulan güveni artırmak boynumuzun borcudur. Bizi birinci parti olarak milletin umudu haline getiren niteliklerimize ve politikalarımıza odaklanacağız. O politikalarımızı nasıl artırabiliriz ona dönük çalışmalara yoğunlaşacağız. Partizan bir akılla hareket etmediğimizi, tüm vatandaşlarımızı eşit gördüğümüzü, her insanımıza hissettireceğiz. İşlerimizi, projelerimizi anlatmaktan çekinmeyeceğiz. Muhalefette olduğunuz herhangi bir ilde, yapılan iyi bir işi, sizin işiniz gibi avaz avaz anlatmaktır.

Kendi içinde fikir tartışmaları yaşayan ama asla yol arkadaşlığı duygusunu yitirmeyen, dayanışma kültürü güçlü bir aile olduğumuzu hissettiren tavırları gösterdiğimiz takdirde bu millet bize oy vermeye hazırdır. 86 milyona aile gibi bakan kararlılığımızı ortaya koyacağız. Bunları yapmazsak milletimizin umutlarını boşa çıkarırız.

Ülke öyle ağır şartlar altında ki, önümüzdeki seçimlerin iktidar tarafından kazanılamayacağını hepimizin aklına sokması lazım. Bundan sonra kaybedecekse bizler kaybederiz. Kaybettiğimiz sürecin tek sebebi vardır: Basiretsizliğimiz, beceriksizliğimiz, tembelliğimiz olabilir. Halbuki tam aksine CHP’nin her ferdi çalışkan, erdemli, güven verici bir birey olmasıyla öne çıkar ve çıkmalıdır. CHP’nin sorumluluğu devam ediyor. Cumhuriyetimizin 101. yılında ülkemizin özgürlüğünü ve bağımsızlığını kazandığı gibi bugün de korunması için sorumluluğumuz devam ediyor.

“İktidar millete meydan okumaktadır”

Seçme ve seçilme hakkının gasp edildiği bir ortamda, egemenliği millete ait olduğunu ilan eden Atatürk’ün bizlere verdiği bu sorumluluk, devam etmektedir. Biz biliyoruz ki, milletin iradesinin üstünde hiçbir irade yoktur, tanımadık, tanımayacağız. İktidar, milletin seçtiği belediye başkanlarına karşı açılan siyasi davalarla, kayyım uygulamaları ile milli iradeyi hiçe saymakta ve açıkça millete meydan okumaktadır. Göz göre göre pervasızca, atadığı kayyımlar göğsünü gere gere poz vererek oradan insanlara meydan okumaktadır. Bu meydan bugün Esenyurt’ta okunur, başka gün vatanın başka sathında okunur.

Kayyım uygulamalarına karşı direncinizi yükseltin. Gelecek seçimlerde tecelli edecek millet iradesini dahi bugünden engellemeye çalışıyorlar. Siyasi yasaklı hale getirmekten tutun, saçma sapan davalarda heyeti değiştirmekten, hakimi değiştirmekten, savcının rapor olmasına varıncaya kadar saçma davalarda zaman kazanmaya dönük davalarda görüyoruz ki milletin gelecek seçimlerde de bütüncül iradesini gasp etmektir. Çok çalışmalıyız, milletin huzuruna nitelikli bir şekilde çıkmalıyız. Milletin sandıktaki galibiyetini, bu ülkeye bir kez daha ispat etmeliyiz.”

Paylaşın

Her 10 Dakikada Bir Kadın Öldürülüyor!

2023 yılında dünya genelinde 85 bin kadın ve kız çocuğu öldürüldü. Bu cinayetlerin yüzde 60’ı (51 bin 100) yakın bir arkadaşı veya bir aile üyesi tarafından işlendi.

Veriler, her gün 140 kadın ve kızın arkadaşları veya yakın bir akrabası tarafından öldürüldüğünü gösteriyor, bu da her 10 dakikada bir kadın veya kızın öldürüldüğü anlamına geliyor.

2023 yılında Afrika, yakın arkadaş ve aileyle ilgili kadın cinayetlerinin en yüksek oranlarını kaydetti, ardından Amerika ve ardından Okyanusya geldi.

Birleşmiş Milletler (BM) Kadın Birimi’nin kadın katliamlarına ilişkin hazırladığı rapora göre, dünya genelinde her gün yaklaşık 140 kadın ve kız çocuğu eşleri ya da aile bireyleri tarafından katlediliyor.

Rapora göre, 2023 yılında 85 bin kadın ve kız çocuğu öldürülürken, cinayetlerin yüzde 60’ı en yakınındaki kişi tarafından işlendi. Raporda, rakamların küresel olarak bir kadın için en tehlikeli yerin evleri olduğunu gösterdiği belirtildi.

The Guardian’ın haberine göre, BM Kadın Birimi İcra Direktörü Yardımcısı Nyaradzayi Gumbonzvanda şunları belirtti: “Verilerin bize söylediği şey, kadınların hayatlarının en güvenli olması gereken özel ve ev içi alanlarının, pek çoğunun ölümcül şiddete maruz kaldığı yer olduğudur.

Bu rapordaki rakamları buzdağının görünen kısmı olarak görüyoruz çünkü tüm kadın ölümlerinin kayıt altına alınmadığını ve tüm ölüm nedenlerinin doğru bir şekilde kadın cinayeti olarak kaydedilmediğini biliyoruz ve hiçbir bilgiye erişemediğimiz birçok topluluk var.”

BM küresel tahminleri, yakın partnerler ve aile üyeleri tarafından öldürülenlerin sayısında bir artış olduğunu gösterdi. BM ajansının verileri, 2023 yılında tahmini 21 bin 700 vaka sayısı ile Afrika’nın en yüksek evli olduğu erkek ve partner kaynaklı kadın cinayeti oranlarını kaydettiğini, onu Amerika ve Okyanusya’nın izlediğini gösterdi.

Avrupa ve Amerika’da kadınların çoğu yakın partnerleri tarafından öldürülürken, diğer yerlerde de yakın aile üyeleri birincil failler oldu. BM Kadın Birimi, Fransa, Güney Afrika ve Kolombiya olmak üzere üç ülkeye ilişkin mevcut verilerin, yakın partnerleri tarafından öldürülen kadınların önemli bir kısmının cinayetten önce yetkililere bir tür şiddet ihbarında bulunduğunu doğruladı.

Raporda, 2023 yılında küresel çapta aile içi şiddet kaynaklı cinayetlerin oranının yüzde 60 olduğu belirtildi.

Bununla birlikte BM ajansı, küresel kadın cinayetleri tahminlerine ilişkin raporunun, dünya çapında birçok ülke tarafından yetersiz veri toplanması nedeniyle engellendiğini ve aile içi alan dışında işlenen kadın cinayetlerine ilişkin doğru veri toplayan çok az hükümet olduğunu kaydetti.

Raporda şu ifadelere yer verildi: “Üye devletler son yıllarda kadın cinayetlerini ele almak için giderek daha fazla önlem alırken, ülkelerin toplumsal cinsiyete dayalı cinayetlerle mücadele çabalarının hesap verebilirliği, kadın cinayetlerine ilişkin istatistiklerinin kalitesi ve kullanılabilirliği ile de ölçülmektedir.

Veri mevcudiyeti açısından olumsuz eğilimi tersine çevirmeye yönelik önemli çabalar, kadına yönelik şiddetle mücadelede hükümetlerin hesap verebilirliğini artıracaktır.”

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

Erdoğan’dan “Kadına Şiddet” Tepkisi: İnsanlığa İhanettir

“Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” programında konuşan Erdoğan, “Kadına yönelik şiddet insanlığa ihanettir. Kadınlara yönelik şiddet kabul edilemez bir vandallıktır” dedi ve ekledi:

“Bu ihanetin içine giren, şiddet uygulayan herkes hak ettiği cezayı mutlaka çekmelidir, bunu temin etmek devletin asli görevidir. Bu anlayışla göreve geldiğimizden beri devrim niteliğinde pek çok adım attık. Kadınların haklarını güçlendirecek, onları destekleyecek sayısız projeyi devreye aldık. Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine ilişkin kanun en önemli düzenlemeydi. En kritik eşiği aştık ve devletimizin şiddete sıfır tolerans politikası güçlü bir seviyeye sahip oldu.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’ndeki “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” programında açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

“Kadına yönelik şiddet eylemlerinde hayatlarını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyor, yakınlarına sabırlar diliyorum. Acı çekmiş her kadın için büyük kırılma noktası olan bu vahim durumu paylaşmış ya da paylaşamamış tüm kadınlara geçmiş olsun diyorum. Tüm kadınlarımızın onurlarını koruma mücadelelerinde daima yanlarında olacağım.

Bu programı gerçekleştirirken aylardır süren bir soykırım devam ediyor. Bugüne kadar 50 bine yakın Filistinli kardeşimiz şehit oldu. Yüzde 80’ini masum çocuklar ve kadınlar oluşturuyor. Saldırıların en büyük mağdurları da yine kadın ve çocuklar. Netanyahu her gün yaşlıyı bebeği kadını çocuğu hunharca katlediyor. Soykırım şebekesi 14 aydır dünyanın gözü önünde, sessiz bakışları altında adım adım ilerliyor.

Bu barbarlık karşısında Filistin’in onurlu kadınları asil duruşları ile bombaların altında imanlı yürekleri ile tüm kadınlara örnek oluyorlar. Sizinle tam bir dayanışma halindeyiz. Türkiye olarak 85 milyon vatandaşı ile sizlerin yanındayız. İçinde bulunduğunuz şartlar ne kadar ağır olursa olsun şunu aklınızdan çıkarmayın, Türkiye’nin tüm kadınlarının kalpleri sizin için çarpıyor, Filistin’in kurtuluşu için Mevla’ya niyazda bulunuyor.

Lafa gelince demokraside aslan kesilenler söz konusu sapkın akınlar olunca 14 aydır üç maymunu oynasa da biz sizi asla yalnız bırakmayacağız. Bu soykırımın durması için her platformda gerçekleri gür sesle sürdüreceğiz. Filistin’in yürekli kadınlarını saygı ile selamlıyor rabbimden sabır diliyorum.

Türkiye çok güçlü ve yaygın sivil toplum ağına sahiptir. Vakıflarımız, derneklerimiz, gönüllü teşekküllerimiz olağan üstü çalışmalar ortaya koyuyor. Kadına yönelik şiddetle mücadele bunların başında geliyor.

Kadına yönelik şiddetle mücadeleye destek veren tüm kardeşlerime en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Türkiye’de başta şiddet olmak üzere kadınlarla ilgili kritik konularda bugün bakanlığımızın, hükümetimizin büyük katkısı emeği vardır. Kadına yönelik şiddet insanlığa ihanettir. Kadınlara yönelik şiddet kabul edilemez bir vandallıktır. Bu ihanetin içine giren, şiddet uygulayan herkes hak ettiği cezayı mutlaka çekmelidir, bunu temin etmek devletin asli görevidir.

Bu anlayışla göreve geldiğimizden beri devrim niteliğinde pek çok adım attık. Kadınların haklarını güçlendirecek, onları destekleyecek sayısız projeyi devreye aldık. Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine ilişkin kanun en önemli düzenlemeydi. En kritik eşiği aştık ve devletimizin şiddete sıfır tolerans politikası güçlü bir seviyeye sahip oldu.

Muhalefetin sanal tartışmalarının hiçbir dayanağı yok. Sözleşme yaşatır sloganı hiçbir anlam taşımıyor. Batılı ülkelerdeki vahim tabloyu bilmiyor ya da bilmek görmek istemiyorlar. Avrupa Parlamentosu, aile için şiddetle mücadele direktifini bu yılın ortalarında kabul etti.

İstanbul sözleşmesindeki ülkelerin yarısı metne çekince koymuştur. Türkiye 6654 sayılı kanunla konuyu kapsamlı ele alan mevzuatları ile eksiklerini tamamlamış yegane ülkedir. Avrupa’da Türkiye dışında bu hususta müstakil kanun yapan ülke yok. Muhalefetin iddiaları aksine sözleşmeden çekilme ile şiddet arasında hiçbir illiyet bağı yoktur. Bu adım her türlü şiddetle mücadeledeki kararlılığımızı eksiltmedi, törpülemedi. Türkiye olarak 2011’den önce olduğu gibi 2020’den sonra da yasal düzenlemeleri yaptık.

Bize bu iftiraları atanlar hükümetlerimizin hayata geçirdiği gerçekleri de gizlemektedir. Kadına karşı şiddet AK Parti iktidarında nitelikli suç haline getirildi. Bu suçun katalog suç haline getirilmesi, boşanmış eşe karşı işlenen suçun nikahlı eşe karşı işlenmiş gibi sayılması gibi adımlar atılmıştır. Elektronik kelepçe gibi tedbirleri uyguluyoruz. Sözleşme değil kanunlar yaşatır. Hazırladığımız eylem planlarını kararlılıkla takip ediyoruz. Merkezlerimiz ile, konuk evlerimiz ile, mağdur destek sistemimiz ile bu alanda takdir edilen yere geldik.

Dini ve kültürel temeli olmayan yanlış davranış biçimleri ile de mücadele ettik. Kadınların eğitimleri ile arasına giren engelleri ortadan kaldırdık. Üniversiteye gidemeyen gitse de kapısından çevrilen kızlarımızın mağduriyetlerini biz giderdik. Muhalefetin yalan dediği zulümlere biz son verdik. Kamudan atılan on binlerce 28 şubat mağduruna haklarını iade ettik.

Tüm kazanımlarımızı CHP’nin kadın düşmanı politikalarına rağmen elde ettik. Kadınlarımızın benzer zorbalıklara maruz kalmaması için her türlü önlemi alıyoruz. Kadına yönelik şiddete geçit vermeyen, şiddetsiz bir Türkiye Yüzyılı’ına ulaşana kadar sabırla yürüyeceğiz.

Kadınların canına kastedenlerle kızlarımızı dağa kaçıranlarla, onları ölüme ve öldürmeye gönderenlerle ilgili tek cümle kurulmuyorsa ortada büyük bir iki yüzlülük vardır demektir. Bölücü örgütteki tecavüzden infaza kadar olayları görmezden gelenlerin meselesi kadınlar olamaz. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, koşa koşa DEM’e giderken yüreği yanık Diyarbakır Annelerinden bir selamı niçin esirgiyor.

“CHP, faşizan geçmişi ile ne zaman yüzleşecek”

CHP, faşizan geçmişi ile ne zaman yüzleşecek ne zaman milletin değerleri ile barışacak. CHP’nin helalleşme tiyatrosu da tümden rafa kaldırıldı. Bölücü örgütün arkasında duranları özgürlükten bahsetmelerini kaile almıyoruz. Kandil’deki kadın düşmanı terör baronlarına ses çıkarmayanların bu testten geçmesi mümkün değil.

Alkol ve kumar bağımlılığı şiddet vakalarında önemli faktördür. Evlatlarımızın geleceğini tehdit eden içki ve uyuşturucu bağımlılığının önüne geçmedikçe kadına şiddetin önünü kesemeyiz. Araştırmalar aralarında doğrudan bağ olduğunu net biçimde ortaya koyuyor. Aile içi şiddetin, davranış bozuklukların, nice problemin içki ve kumar bağımlılığı derinleştiği bir gerçektir. 31 Mart sonrası el değiştiren belediyelerin ilk faaliyetlerinden birin alkol tüketimini özendirici etkinlikler oldu.

40’ların faşizan uygulamalarının millete dayatılmasına eyvallah diyemeyiz. Hukuk ve demokrasi zemininde tepkimizi ortaya koymaktan çekinmeyiz. Biz yarım asrı bulan siyasi hayatımızda bunu yaptık. İnsanımızın yaşam tarzına müdahale etmedik. Kimsenin de bize dayatmada bulunmasına, bu millete had bildirmesine rıza göstermedik. Ne hak yedik ne de hakkımızın yenilmesine rıza gösterdik. Aynı hassasiyet ile hareket ediyoruz.

Sinema ve dizi sektörümüz de artık kendine çeki düzen vermeli. Reyting uğruna kadına yönelik şiddetin normalleştirildiğini gösteriyor. Toplumu bilgilendirici olması gereken diziler şiddete özendiren kötü bir rol oynuyor. Senaristlere, yapımcılara ve RTÜK’e büyük görev düşüyor.”

Paylaşın

Özel’den “Kayyım” Tepkisi: Sandıkta Alamayanlar Darbeyle Almaktadır

Kayyım atamalarına tepki gösteren CHP Lideri Özgür Özel, “Erdoğan’ın oyunu geri tepmiştir, geri tepecektir. Bu siyasi işgal meselesidir. Sandıkta alamayanlar darbeyle almaktadır” dedi ve ekledi:

“Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu başarısını cezalandırmak ve çok istedikleri halde ele geçiremedikleri bir ilçe üzerinden tüm Türkiye’ye mesaj vermek istediler. Türkiye’nin neresinde olursa olsun halkın iradesine kafa tutanların karşısında durmaya devam edeceğiz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin İl Başkanları Toplantısı’nda açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

Temel motivasyonumuz ilk seçimi kazanmak. Birileri CHP’nin içinde karışıklık çıkarmak için elinden geleni yapıyor. Parti içinde olmayan bir tartışmayı varmış gibi gösterenlere 81 il başkanımız olmadığını gösterdi. Esenyurt’ta verdiğimiz demokratik tepkiyi diğer illerde de verdik. Demokrasi odaklı anlayışımız ortada. Bu mesele parti meselesi değil. Taziye ziyaretinden terör çıkarmak dünyanın en kötücül aklının ürünüdür.

Tayyip Erdoğan’ın oyunu geri tepmiştir, geri tepecektir. Bu siyasi işgal meselesidir. Esenyurt’u sandıkta alamayanlar darbeyle almaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu başarısını cezalandırmak ve çok istedikleri halde ele geçiremedikleri bir ilçe üzerinden tüm Türkiye’ye mesaj vermek istediler. Türkiye’nin neresinde olursa olsun halkın iradesine kafa tutanların karşısında durmaya devam edeceğiz.

Bugün 25 Kasım kadına karşı şiddetle uluslararası mücadele günü. Çalıştayımızda şiddete karşı dayanışmayı amaçlayan kadınların çalışmalarını destekliyoruz. En başta hepimizin övündüğü ve yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi’nden bir kişinin imzasıyla çıkılan o süreci terk edeceğimizi, kadına karşı şiddetle ilgili kamu iradesinde giderecek irade CHP’nin iradesidir. Hepimizin övündüğü ve yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi’nden bir kişinin imzasıyla çıkılan o süreci terk edeceğiz.

Halkın gerçek gündemi derin ekonomik sıkıntılar var. Çarşı pazardan başı önde dönen insanların kederleri bizim baş kaygımızdır… Teğmenlere sahip çıkacağız. Gelecek seçimi kazanıp Mustafa Kemal’in askerlerini Mustafa Kemal’in ordusuna geri kazandıracağız. Söz.”

Paylaşın

Erdoğan’dan Kılıçdaroğlu’na 500 Bin Liralık Tazminat Davası

Erdoğan’ın avukatı Hüseyin Aydın, Kemal Kılıçdaroğlu hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduklarını ve “500 bin TL’lik manevi tazminat davası” açtıklarını duyurdu.

Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik ise yeni davayla ilgili açıklama yaparak “Gerçekleri duymak, yolsuzluk olgularının ispatlanmasına katlanmak zor olabilir. Anlıyoruz. Ancak, milim geri adım atma olasılığımız olmayacak” dedi.

CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Mersin’de bir mitingde 2014 yılında yaptığı bir konuşma üzerine “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla hakkında açılan ve 11 yıla kadar hapis ve siyasi yasak istenen davanın ilk duruşmasında cuma günü Ankara Adliyesi’nde ifade verdi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatı Hüseyin Aydın, mahkemedeki açıklamaları nedeniyle CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduklarını ve “500 bin TL’lik manevi tazminat davası” açtıklarını duyurdu.

Aydın, sosyal medya hesabından konuya ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, Erdoğan’ın 15 Temmuz 2016’dan sonra “siyasi hayatta asgari nezaketin kalıcı olarak tesis edilmesi” amacıyla Kılıçdaroğlu aleyhine açtığı tüm davalardan vazgeçtiği ifade edildi.

Aydın’ın açıklamasının devamında şunlara yer verildi: “Aradan geçen sekiz yıla rağmen Kılıçdaroğlu cephesinde asgari siyasi nezaket konusunda bir arpa boyu dahi mesafe alınmadığı aksine kabalığın ve çirkin uslübün bir davranış kalıbına dönüştüğü anlaşılmıştır.

Şikayetten vazgeçtiğimiz ve bu nedenle cezalandırma ve siyasi yasak talep etmediğimiz bir dosya üzerinden, sahte bir mağduriyet algısı oluşturulduğu gibi, savunma hakkı kötüye kullanılarak Cumhurbaşkanımızın kişişik hakları ağır bir şekilde ihlal edilmiştir.

Cumhurbaşkanımıza yönelik hakaret ve iftiraların bir hülâsasından ibaret olan mahkemedeki açıklamaları nedeniyle Kılıçdaroğlu aleyhine Ankara Cunhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuş ve Asliye Hukuk Mahkemesinde de 500 bin TL’lik manevi tazminat davası açılmıştır.”

Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik ise yeni davayla ilgili açıklama yaparak “Gerçekleri duymak, yolsuzluk olgularının ispatlanmasına katlanmak zor olabilir. Anlıyoruz. Ancak, milim geri adım atma olasılığımız olmayacak” dedi.

Çelik’in sosyal medya hesabından yaptığı açıklama şöyle: “Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun savunması, daha doğrusu manifestosu Recep Tayyip Erdoğan’ı yine rahatsız etmiş. Ve yine yargısına başvurmuş. Gerçekleri duymak, yolsuzluk olgularının ispatlanmasına katlanmak zor olabilir! Anlıyoruz… Ancak, milim geri adım atma olasılığımız olmayacak. Tekrar tekrar İspat Hakkımızı kullanmaya ve yolsuzluk olgularını kanıtlamaya devam edeceğiz. Sonuçta da kazanacağız ve Erdoğan üzülmeye devam edecek. Zira haklıyız…”

Ne olmuştu?

Kılıçdaroğlu, 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları nedeniyle dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik sözleri nedeniyle hakim karşısına çıktı. Erdoğan’ın şikâyetiyle 11 yıl 8 ay hapis cezası ve siyasi yasak istemiyle yargılanan Kılıçdaroğlu, mahkemedeki savunmasında “Hırsıza hırsız dediğim için buradayım” dedi.

Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ben buraya işlediğim bir suçtan ötürü kendimi savunmak için değil, işlenen suçları kayıtlara geçirmek, hesabını sormak ve tarihe not düşmek için geldim. Sanırım, açılan davaların ve mahkemeye çıkmamın nedeni, Erdoğan’a ‘Başçalan, Hırsız ve Başhırsız’ demiş olmamdır.

Karşınıza Sayın Yargıç, ‘hırsıza, hırsız’ dediğim için çıktım. Bütün görevlerim süresince çok büyük bütçeler yönettim. 10 binlerce memura amirlik yaptım. Ne beytül malın bir kuruşuna el uzattım, ne de bir kişiye müsaade ettim. Bakınız yolsuzluk ve hırsızlık, ülkenin başına ne işler açıyor. Yaptığı hırsızlık, yolsuzluk nedeniyle mal varlığının hesabını veremeyen yöneticiler, egemen güçler tarafından teslim alınırlar. Ve bu sonuçta o ülke için felaketlerin kapısını aralar.

Erdoğan ailesinin mal varlığı dolayısıyla dönemin ve şimdinin ABD başkanı Trump tarafından tehdit edildiğini ve Erdoğan’ın bu tehdide hemen boyun eğdiğini sadece biz değil bütün dünya biliyor.Egemen güçler tarafından teslim alınan bir devlet başkanı ülkesine hizmet edemez. Bu, tarihin önümüze koyduğu bir başka gerçektir.”

Paylaşın

Hatimoğulları: Asla Biat Etmeyeceğiz Boyun Eğmeyeceğiz

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Kurulu’nda konuşan DEM Parti  Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, kayyım atamalarına ilişkin, “Bizler kayyımcı zihniyete ve rejime asla biat etmeyeceğiz, boyun eğmeyeceğiz. Bizler, bize dayatılan faşist otoriter rejimlere dün boyun eğmedik bugün de eğmeyeceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kayyım halkın iradesini çalmaktır. Kayyım yargı ve polis eliyle yapılmış bir siyasi darbedir. Bunun 12 Eylül’de askerlerin postallarıyla, tankıyla, topuyla yaptığı darbeden hiçbir farkı yoktur. Seçilmişi ortadan kaldırıp yerine atanmışı getirmek yurttaşımızın erken dönemde elde etmiş olduğu hak olan seçme ve seçilme hakkını ortadan  kaldırmak demektir. Seçimsiz şekilde atanmışlarla bu ülkeyi yönetmeye kalkmak demektir ki bu demokrasiyi tabuta koymak ve son çivisini çakmak demektir. İşte bunlar kayyım rejimiyle bizlere bunu dayatıyorlar ve bunu asla kabul etmeyeceğiz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı 13. Olağan Genel Kurulu’na katıldı. Burada konuşan Hatimoğulları, şunları söyledi:

“Değerli canlar hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın kongresini kutluyorum. Bugüne kadar görevlerinden hiç ödün vermeden  mücadele eden bütün arkadaşların emeklerine sağlık. Yeni belirleyeceğiniz yönetim kuruluna da şimdiden başarılar diliyorum. Bizler  tarih boyunca acılarla yoğrulmuş bir coğrafyada yaşayan Aleviler olarak birçok zorluğa, baskıya, asimilasyon politikasına maruz kaldık. Ne yazık ki çokça canlarımız katledildi. Birçok Alevi katliamına tanıklık ettik, yaşadık. Hala bizler 21. yüzyılda evlerimizin işaretlendiği bir dönemde yaşıyoruz. Bizler elbette Koçgiri’yi, Dersim’i, Maraş’ı, Çorum’u, Gazi’yi, Sivas’ı ve Suriye’de İştebrak’ta katledilen Alevi canlarımızı unutmadık. Onları sizlerin huzurunda bir kez daha saygıyla anıyorum, mücadeleleri önünde saygıyla eğiliyorum.

Değerli canlar benden önce konuşan değerli başkanlarımız ifade etti. Bizler tarih boyunca katledildik, asimilasyon politikalarına maruz kaldık. Bu dönemde AKP-MHP iktidarı katliam ve asimilasyon politikalarının biçimine yeni bir şey daha ekledi. Biraz önce sizler de bahsettiniz Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Cemevi oluşturmaları. Bizlere Turizm Bakanlığına bağlanacak tırnak içinde bir kültürel motif gözüyle bakanlar şunu bilsin ki Alevilik bir inançtır. Alevilik tarih boyunca bedeller ödeyerek inançlarını yaşayabildikleri bir toplumdur. Turizm Bakanlığına bağlı bir başkanlığın kayyım ataması yöntemiyle Aleviliği dizayn edemezsiniz, asimile edemezsiniz, inançlarından vazgeçiremezsiniz. Alevilik tekçi, ırkçı anlayışınıza tarih boyunca teslim olmadığı gibi bugün de teslim olmaz, olmayacaktır da.

Bu süreç içinde değinmek istediğim önemli bir konu şudur. Bu iktidarın başvurduğu en önemli yöntemlerden biri içimize oynamak, içimizde olay çıkarmaktır. Şu bilinsin ki Alevilik rızalıktır ve dedeler, pirler, analar rızalıkla, Alevi toplumunun rızasıyla varlıklarını bugüne kadar sürdüre gelmiştir. Alevi toplumundan rıza almayan, saraydan kayyım atanmış olan zihniyetin vereceği rızalığı bizler asla kabul etmedik, etmeyiz. Devletin gücünü arkasına alarak güç zehirlenmesi yaşayan bu iktidar Alevilerin içine parayla, pulla, statüyle, koltukla oynamaya kalkmaktadır. Ama şu bilinsin ki Hacı Bektaş ona sunulmuş olan bütün sofraları reddetmiş, mazlumun yanında yer almış olan bir felsefedir, bir öğretidir. Hacı Bektaş böyle yapmıştır. Bizler de onun bu öğretisinin öğrencileri olarak öyle yapmaya da devam edeceğiz.

Burada iki projeden bahsetmek istiyorum. Bunları hepimiz gayet iyi biliyoruz ama ben buradan bunlara dönük mücadelemizi daha güçlü kılmak açısından bir kez daha bahsetmek istiyorum. Bugün ÇEDES projesiyle müfredat programına yapılmış olan asimilasyon politikalarını başka bir evreye taşımak amacıyla yapılan değişiklikleri asla kabul etmiyoruz. Maarif programını asla kabul etmiyoruz. Bugün Alevi öğrencilere ilkokuldan başlayarak verilmekte olan bu eğitimleri, bu programı asla kabul etmedik, etmeyeceğiz. Bizler DEM Parti olarak dün olduğu gibi bugün de bilimsel, laik, anadilinde eğitim için mücadele etmeye devam edeceğiz. Değerli canlar yine önemli noktalardan biri Alevi Bektaşi Veli Dergahı’nı müzeye çevirme planları. Biraz önce bahsettik, başkanlık aracılığıyla Alevilere kayyım atamaya kalktı bunlar. Bunu bizler asla kabul etmiyoruz. Hacı Bektaş Veli Dergahı Alevi inancının kalbidir, ser çeşmesidir, ondan asla vazgeçmeyeceğiz.

Alevi yurttaşlarımızın eşit yurttaşlık hakkı temeliyle ilgili bizler çok yoğun çalışmalar yürüttük. Burada bu salonda bulunan Alevi canlarla beraber birlikte çok toplantılar yaptık, çok çalışmalar yürüttük. Ben Eş Genel Başkan olmadan önce HDP’de MYK üyesiyken Halklar ve İnançlardan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısıydım. O dönemde Alevi canlarımızla çokça çalışmalar yürüttük. Ben şunu biliyor ve görüyorum, bizler daha çok çalışırsak, daha çok dayanışırsak, biraz önce değerli başkanımızın ifade ettiği gibi, Türkiye’nin demokratik bir anayasaya kavuşmasını pekala sağlayabiliriz. İhtiyacımız olan, 72 milletten insanının kendini hissetiği, kendini orada gördüğü, o sayfaları çevirdiğimizde sadece kelimelerde ve cümlelerde değil ruhen kendimizi içinde hissettiğimiz bir demokratik Anayasayı pekala bizler hep birlikte yapabiliriz.

Biz siyasi partilere bu konuda çok büyük görev ve sorumluluk düşüyor, farkındayız. Türkiye’deki bütün demokrasi güçlerine, Alevi canlarımıza, Alevi canlarımızın örgütlerine bu anlamıyla çok önemli görev ve sorumluluklar düşüyor. Çünkü bizler 72 millete aynı nazarda bakan insanlarız. Biz öyle bir ülkede, coğrafyada yaşamak istiyoruz. Ortadoğu, Türkiye, Anadolu, Mezopotamya toprakları rengarenk bir çiçek bahçesidir. Rengimizi soldurmak, bizi dalımızdan koparmak istiyorlar. Buna karşı mücadelemizle, farklılıklarımızla, hangi dine, hangi kültürel değerlere, hangi dile sahipsek o dokuyla bu ülkede yaşayacağımız demokratik bir cumhuriyeti hep birlikte el ele kurabileceğimize yürekten inanıyorum.

Kayyım zihniyeti bu iktidarın bütün toplumsal hücrelere yaymaya çalıştığı bir yöntem haline geldi. Artık bu tek adam rejimi, kayyımcı rejim anlayışı sarayda belirlenip toplumda tatbik edilmeye çalışılmaktadır. Bu konuda en muzdarip partilerden biri bizleriz. Üçüncü dönemdir yerel yönetimlerde oylarımızı katlayarak kazandığımız belediyeleri, sayıları katlayarak arttırdığımız belediyelerimize bir kez daha kayyım atanmıştır. Kayyımlar Hakkari’de başladı daha sonra Esenyurt’ta sonra Batman, Halfeti, Mardin, Dersim ve Ovacık’ta devam ettirildi. Dün Dersim’deydim ve Belediye Başkanımız da katıldı dün yaptığımız buluşmaya. Ben Dersim halkının o derin, kültürel inançları bir arada bulunduran, kültürel değerlerini bu zamana kadar mücadeleyle ayakta tutmuş Dersim halkının selamlarını getirdim size.

“Faşist otoriter rejimlere dün boyun eğmedik bugün de eğmeyeceğiz”

Bizler kayyımcı zihniyete ve rejime asla biat etmeyeceğiz, boyun eğmeyeceğiz. Bizler, bize dayatılan faşist otoriter rejimlere dün boyun eğmedik bugün de eğmeyeceğiz. Kayyım halkın iradesini çalmaktır. Kayyım yargı ve polis eliyle yapılmış bir siyasi darbedir. Bunun 12 Eylül’de askerlerin postallarıyla, tankıyla, topuyla yaptığı darbeden hiçbir farkı yoktur. Seçilmişi ortadan kaldırıp yerine atanmışı getirmek yurttaşımızın erken dönemde elde etmiş olduğu hak olan seçme ve seçilme hakkını ortadan  kaldırmak demektir. Seçimsiz şekilde atanmışlarla bu ülkeyi yönetmeye kalkmak demektir ki bu demokrasiyi tabuta koymak ve son çivisini çakmak demektir. İşte bunlar kayyım rejimiyle bizlere bunu dayatıyorlar ve bunu asla kabul etmeyeceğiz.

Değerli canlar bir konudan daha bahsederek sözlerimi tamamlayacağım. Bizler Türkiye’de bütün farklı inançların ve halkların bir arada olduğu, çalışmalarını ortak yürüttüğü bir siyasi partiyiz aynı zamanda. Bütün farkıllıkların kendi renkleriyle temsil edildiği bir partiyiz ve özellikle son süreçte Kürt sorununa ilişkin kimi tartışmalar ve parlamentonun gündemine gelen kimi konular var. Bizler şunun altını bir kez daha çizmek isteriz, bu ülkede en çok ezilen, en çok dışlanan, inkar edilen, asimilasyon politikalarına, tekçi inkarcı politikalara maruz bırakılan kimlerdir?

Alevilerdir, Kürtlerdir. Aleviler ve Kürtlerin sorunlarının demokratik ve barışçıl bir zeminde çözülmesi için mücadelemizi daha güçlü bir biçimde ortaya koymamız gereken bir dönemden geçiyoruz. Özellikle başta Ortadoğu, Kuzey Afrika olmak üzere aynı zamanda Rusya ve Ukrayna’da devam eden savaş ve şimdilerde üçüncü dünya savaşı arifesinden bahsedilen bir dönemden geçiyoruz. Dünya nükleer silah tehdidi altında olduğu bir dönemden geçiyoruz.

Barış dışında bir seçeneğimiz yoktur. Sınır güvenliğimiz için de barışa ihtiyacımız var, iç barışı sağlayabilmezsek bizler Türkiye’de Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözemezsek emin olalım ki ne Alevilerin, ne kadınların, ne de demokrasinin uygulanmamasından mağdur olan hiç kimsenin sorununu çözemeyiz. O yüzden bu adım çok önemlidir. Gelin Alevi canlar, bizler de hep beraber Kürt halkının verdiği bu demokratik mücadeleye katkı verelim ve Türkiye’de barışı, demokratik Türkiye için barışçıl bir zeminde ilerleyecek Ortadoğu politikası için gelin hep birlikte mücadele edelim.

Bizler bu iktidarın baskılarına, bu iktidarın şantajlarına, tehditlerine dün boyun eğmedik bugün de eğmeyeceğiz. Biraz önce başkanımız ifade etti biz korkuyu Kerbela’da bıraktık. Bizler “yürü Bre Hızır Paşa senin de çarkın kırılır, güvendiğin padişahın gün gelir o da bir gün devrilir” diyen Pir Sultan’ın torunlarıyız. Bizler derisi yüzülen, işkence gören ama En-el hak diyen Hallacı Mansur’ların torunlarıyız ve bizler bu öğretinin öğrencileri, bu öğretinin, bu felsefenin gücüne inananlar olarak asla ve asla Hızır Paşalara, saraylara padişahlara boyun eğmeyeceğiz. Bunun için bir olalım, beraber olalım, diri olalım. Hızır yar ve yardımcımız olsun. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

Paylaşın