Resmi Gazete’de Yayımlandı: Yüzde 43,93’lük Zamlar Geliyor

Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV), ehliyet, pasaport, telefon harcı, trafik cezaları ve daha birçok kaleme 1 Ocak’tan itibaren yüzde 43,93 oranında zam gelecek. Karar Resmi Gazete’de yayımlandı.

Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği, Resmi Gazete’de yayımlandı. Buna göre, “yeniden değerleme oranı” 2024 yılı için yüzde 43,93 olarak tespit edildi.

Tebliğde, “Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298’inci maddesinin (B) fıkrasına göre, yeniden değerleme oranı, yeniden değerleme yapılacak yılın Ekim ayında (Ekim ayı dâhil) bir önceki yılın aynı dönemine göre Türkiye İstatistik Kurumunun Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksinde meydana gelen ortalama fiyat artış oranı olup bu oranın Hazine ve Maliye Bakanlığınca Resmî Gazete ile ilan edilmesi gerekmektedir” ifadeleri yer aldı.

Türk medyasında yer alan hesaplamalara göre, belirlenen zam oranına göre her yıl araç sahiplerinden alınan motorlu taşıtlar vergisi (MTV), motor silindir hacmi 1300 ve altı olan yeni araçlarda en düşük 3 bin 359 TL’den 4 bin 835 TL’ye yükselecek. En yaygın kullanılan silindir hacmi 1301 – 1600 arası yeni otomobillerde ise en düşük MTV de 5 bin 851 TL’den 8 bin 421 TL’ye çıkacak. Otomobillerde uygulanan muayene ücreti 1821 TL’den 2 bin 621 TL’ye yükselecek.

2025 yılında bazı trafik cezaları da artacak. Buna göre seyir halinde cep telefonu kullanmak, kırmızı ışık ihlali, muayene yaptırmamak 1506 TL’den 2 bin 168 TL’ye çıkacak. Ruhsatsız araç kullanma 6 bin 439 TL’den 9 bin 267 TL’ye, emniyet kemeri takmamak, park yasağını ihlal 690 TL’den 993 TL’ye, engelli otoparkını işgal 1.380 TL’den 1.986 TL’ye, kış lastiği taktırmamak 4 bin 69TL’den 5 bin 856 TL’ye, alkollü araç kullanmak (ilk defa) 6 bin 439 TL’den 9 bin 267 TL’ye çıkacak.

Yurt dışı çıkış harcı da yeni yıldan itibaren 500 TL’den 719,65 TL’ye yükselecek. Yurt dışında satın alınmış ve yolcu beraberinde getirilen telefonlar için alınan harç 31 bin 692 TL’den 45 bin 614 TL’ye çıkartılacak.

Otomobil, minibüs, kamyonet sürücüleri için kullanılan B sınıfı sürücü belgesi harcı 3 bin 945 TL’den 5 bin 678 TL’ye, A sınıfı sürücü belgesi harcı da 1308 TL’den 1883 TL’ye yükselecek.

2025 yılı için pasaport harçları da artacak. 6 aylık pasaportlarda harç 1639 TL’den 2 bin 359 TL’ye, 1 yıllık pasaportlarda 2 bin 396 TL’den 3 bin 448 TL’ye, 2 yıllık pasaportlarda 3 bin 912 TL’den 5 bin 631 TL’ye, 3 yıllık pasaportlarda 5 bin 558 TL’den 8 bin TL’ye, süresi 3 yıldan fazla olan pasaportlarda harç 7 bin 833 TL’den 11 bin 274 TL’ye yükselecek.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan Erdoğan’a “Öcalan” Çağrısı: Suskunluğunu Ne Zaman Bozacaksın?

MHP lideri Bahçeli’nin Öcalan çağrısına ilişkin konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Terörist başının Meclis kürsüsüne gelip konuşmasını istemekle başlayan tartışmalar, imdi bir başka yöne evrilmiş, DEM yöneticilerinin İmralı’ya gidip, bebek katiliyle görüşmelerinin önü açılmak istenmiştir” dedi ve ekledi:

“Bu öneri iktidar ortağı tarafından yapılınca da DEM eş başkanları durumdan vazife çıkararak Adalet Bakanlığı’na müracaat ederek, bu ziyaretin temini için talepte bulunmuşlardır. Bildiğimiz kadarıyla, geride bıraktığımız hafta içerisinde, bizzat Adalet Bakanlığı tarafından, İmralı canisiyle ilgili avukatları da kapsayan 6 aylık bir görüş yasağı getirilmişti.”

Müsavat Dervişoğlu, konuşmasının devamında, “Böyle bir yasağın olduğunu bile bile konuyu gündeme getirmenin taşıdığı maksada bizim elbette söyleyeceklerimiz vardır ama asıl merak ettiğimiz Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın suskunluğunu ne zaman bozacağıdır” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu’nun açıklamasından öne çıkanlar şu şekilde: “7 Aralık’ta Emekli Kurultay’ı düzenleyeceğiz, emekliliklerin sıkıntılarını ele alacağız. Genel olarak şiddeti ülkemiz için en hayati konuların başında görüyoruz. Son 10 yılda 200 bin çocuğumuz cinsel istismara uğradı. Son 10 yılda bilinen 5 bine yakın kadın cinayeti işlenmiştir, vahşetin boyutu bu rakamlardan daha yüksek, etkisi ise daha derindir.

Pazartesi günü 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele günüydü. Valiliğin yolları kapamaları da bunun tezahürüdür. Her sıkıştıklarında dinden, imandan dem vuruyorlar. Bahsedilen iman sizin bahsettiğiniz iman mıdır bilemiyorum.

Haksızdırlar, suçludurlar ve tam da bunun korkusunda içindeler. Korkmayacağız, direnmekten asla geri durmayacağız. Türk kadınının yanında, mücadelesinde omuz omuza, meydanlarda yumruklarımız havada durmaya devam edeceğiz. İlk fırsatta İstanbul Sözleşmesi’ni yürürlüğe koyacağız.

Yenidoğan çetesinin başı “hastanelerde hasta kavgası var” demiştir. Bu, hak ve ihtiyaç sahibi değil, parası olanın tedavi edildiği bir sistem kurulmuş demektir. Bu olaylar yaşanırken, şu anda Sağlık Bakanı ‘neden istifa edecekmişim ki’ diyor. Elbette siz Türk milletine görev yapamadığınız için neden istifa edesiniz ki sizin göreviniz sarayın çıkarlarına hizmet etmek.

Geçen hafta ettiği boyundan büyük laflarla, saraydan geçici görev onayı alma çabasını sürdüren Milli Tahrifat Bakanı Yusuf, şimdi de Şehircilik Sekreteri Kurum’la belediye kreşlerini kapatmanın yollarını aramaktalar. Din bezirganlığının ve zübüklüğün ortak payda olduğu saray rejimi, şehirleri inşaatla talan ederken, Hastalıklı zihinler eliyle bu rantı üretebilir kılmaktadır. Her sözleriyle ve icraatlarıyla Kadınlara ve Çocuklara dünyayı dar etmektedirler.

AKP’li belediyeler istediğini yaparlar, çünkü arkasında saray ve rant baronları vardır. Ama muhalefet belediyeleri seçilerek geldikleri o görevlerini yapamazlar. Millete hizmet götüremez, ihtiyaçlarını gideremezler. Kendine işletmediğin kanunları eğip bükerek başkasına misliyle işletmek, devlet yönetiminde biz-onlar ayrımı yapmak. İşte bu bölücülüktür.

Bugün bini aşkın işçi Çayırhan’da haklarını savunmaktadır. Sebebi Termik Santralin özelleştirme altında talan edilmesi, emekçilerin ise işsizliğe mahkum edilmesidir. AKP kadrolarının 2002 yılında günümüze 72 milyon doların üzerinde özelleştirme yapılmıştır. Satıyorlar ama üstümüzdeki borç yükü artıyor.

Bugün Çayırhan Termik Santrali’nin özelleştirmesi birilerini memnun ederken, yıllarca emek vermiş işçilerimizi mağdur etmiştir. Emekçi kardeşlerimizi selamlıyor, parti olarak yanlarında olduğumuzu belirtmek istiyorum. Soylu haklı arayışlarında sonuna kadar yanı başlarında olacağım.

Halleri o kadar perişan ki Türk ordusuna açtıkları savaşı görmüyoruz sanıyorlar. Teğmenler ihraç istemiyle disipline veriyorlar. Gencecik teğmenler üzerinden toplumsal infial yaşatacak olaya girilmesinin kime ne faydası vardır? Onlar bizim evladımız, ihraç edilecek değil sahiplenilecek değerlerimizdir.

Milli İstihbarat Teşkilatı’mızda Saray’ın yarattığından fazlasıyla nasibini almaktadır. Partili MİT Başkanlığı görevi başlamıştır. MİT iktidar partisinin yöneticilerine düzenli olarak brifing vermektedir. Saray’ın örnek aldığı şey, bir Cumhuriyet devleti değil maalesef bir muhaberat devletidir. Muhalefete söylüyorum, Türk devletinin MİT başkanı siyasetçi gibi haber taşımaz, kulis bilgi gibi haber taşımaz.

“Erdoğan sessizliğini ne zaman bozacak?”

Terörist başının Meclis kürsüsüne gelip konuşmasını istemekle başlayan tartışmalar, imdi bir başka yöne evrilmiş, DEM yöneticilerinin İmralı’ya gidip, bebek katiliyle görüşmelerinin önü açılmak istenmiştir.

Bu öneri iktidar ortağı tarafından yapılınca da DEM eş başkanları durumdan vazife çıkararak Adalet Bakanlığı’na müracaat ederek, bu ziyaretin temini için talepte bulunmuşlardır. Bildiğimiz kadarıyla, geride bıraktığımız hafta içerisinde, bizzat Adalet Bakanlığı tarafından, İmralı canisiyle ilgili avukatları da kapsayan 6 aylık bir görüş yasağı getirilmişti.

Böyle bir yasağın olduğunu bile bile konuyu gündeme getirmenin taşıdığı maksada bizim elbette söyleyeceklerimiz vardır ama asıl merak ettiğimiz Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın suskunluğunu ne zaman bozacağıdır. Abdullah Öcalan isimli cani başının Meclis kürsüsünden terör örgütüne seslenmesine, DEM yöneticilerinin İmralı’ya gidip, çözüm adına kendisiyle görüşmelerine, Sayın Cumhurbaşkanı hangi pencereden bakıyor?

Konuyla ilgili hangi değerlendirmelerde bulunuyor, öğrenmek istiyoruz. Kamuoyuna açıklama yapmasını bekliyor, milletin yüreğine su serpmesini temenni ediyoruz.”

Paylaşın

Beşiktaş’ta Başkan Hasan Arat İstifa Etti: Taraftar İstemezse…

Süper Lig’de istediği sonuçları alamayan Beşiktaş’ta yaşanan art arda istifaların ardından başkan Hasan Arat’ında istifa ettiği bildirildi. Beşiktaş’ta Yönetim Kurulu Başkanlığı’na Hüseyin Yücel atandı. 

Beşiktaş’tan Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yapılan açıklamada, “Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Arat’ın Yönetim Kurulu Başkanlığından ve üyeliğinden istifasının kabulüne, istifası nedeniyle boşalan Yönetim Kurulu Başkanlığı’na Hüseyin Yücel’in TTK’nın 363. maddesi uyarınca yapılacak ilk genel kurul toplantısında genel kurulun onayına sunulmak üzere atanmasına karar verilmiştir” denildi.

Hasan Arat, karar sonrası basın açıklaması düzenledi. Hasan Arat’ın açıklamasından satır başları şöyle: “Profesyonellerle ilgili birçok kararlar almak durumundaydık. Beşiktaş futbolda son 1 ayda kötü sonuçlar aldı. Taraftarımız da biz de çok üzgünüz. Daha ileri gidebilmek için bazı kararlar almak durumundaydık. Futbol A.Ş.’nin patronu Onur Geçmez, Feyyaz Uçar, Mter Vardar ve Hüseyin Yücel olacak.

Tüm hoca kararları transfer kararlarından onlar sorumlu olacak. Ben kulübün genel siyasetinden sorumlu olacağım. Buna bir güçler ayrılığı olarak bakabiliriz. Elimizden gelen her şeyi iyi yapmak için uğraşıyoruz. Beşiktaşlılar müsterih olsun ben başkanları olarak buradayım. Kimse Beşiktaş ile uğraşmasın. İddiaları, hedefleri varsa mayıs ayında kongre var, aday olsunlar.

Sportif olarak başarılı olmadığımızın bilincindeyiz. Beşiktaş kulübü kalkışma yapılacak yer değildir. Yarın çok önemli bir maçımız var. Bu maç aynı zamanda milli maçtır. Sarsıntılar mutlaka gereken yerlere mesajı verir. Bu mücadeleden galibiyetle ayrılmak en büyük amacımız. Yöneticiler hata yapabilir, önemli olan ahlaksızlık yapmamalarıdır. Beşiktaş’ın sahibi Beşiktaş’ın taraftarıdır. Beşiktaş taraftarı bizi istemediği anda bir saniye bile durmayız.

Samet Aybaba’nın görevden alınmasına ilişkin soruyu da yanıtlayan Hasan Arat, “Samet Aybaba da bir profesyoneldir bunu unutmayın. Samet Aybaba tasarrufunun arkasındayız. Sebepleri bizdedir, açıklamak zorunda değili” dedi. Arat, “İyi yönetişimin tamiratını yapmak istiyoruz. Evet moralimiz iyi değil. Göztepe maçından sonra kimin morali iyi olabilir? Ben camiamı ayakta tutmaya çalışıyorum, bu benim görevim” açıklamasını yaptı.

Beşiktaş teknik direktörü Giovanni van Bronckhorst ile şu an için devam edeceklerini belirten Arat, “Maçtan sonra görüştük, yönetim kurulunun şu an için kendisiyle devam etme kararında olduğunu aktardık. Ancak vakti geldiğinde karar almaktan çekinmeyiz. Beşiktaş için her şeyi yaparız” dedi.

Öte yandan Futbol Takımları Genel Koordinatörü Samet Aybaba ve Yönetim Kurulu Danışmanı Bradley Howard Friedel’la yollarını ayıran Beşiktaş’ta art arda istifalar gelmeye devam ediyor.

Samet Aybaba ve Brad Friedel’a katkıları için gece teşekkür edilirken, Asbaşkan Onur Göçmez bu sabah istifa etti. Göçmez aldığı bu kararı ve istifa dilekçesini yazılı olarak kulübe gönderdi. Beşiktaş, Göçmez’in ardından, Medya ve İletişim Grubu Koordinatörü görevinde bulunan Okay Karacan ile yollarını ayırdığını duyurdu.

Öte yandan, Beşiktaş’ın Avrupa Ligi’nde Maccabi Tel Aviv’le oynayacağı maç için Macaristan’a gidecek Mete Vardar da ayrılık kararı aldı. TRT Spor’a konuşan Vardar, kararını cuma günü açıklayacağını söyledi. Beşiktaş Kulübü’nde yaşanan art arda istifaların ardından yönetim, olağanüstü toplantı kararı aldı.

Samet Aybaba, Beşiktaş ile yollarını ayırmasının ardından yaşananları ve kendisine görevden alındığının bildirilme şeklinİ açıkladı. Aybaba, görevden alınmasının kendisine bir WhatsApp mesajı ile bildirildiğini ve son dört aydır kulüp yönetimiyle herhangi bir iletişimde bulunamadığını ifade etti.

Samet Aybaba, bu durumu “Son dört aydır Hasan Arat ile olan diyaloğumuz tamamen kopmuştu. Konuşamadığımız için kulüpte yaşananları mektupla aktarmak zorunda kaldım” sözleriyle dile getirdi. Aybaba, Beşiktaş’taki son bir yıl içinde yaşananları detaylı bir şekilde anlatmak için cumartesi günü bir basın toplantısı düzenleyeceğini belirtti.

Paylaşın

1,6 Milyondan Fazla Çocuk Okul Öncesi Eğitimden Faydalanamıyor

Türkiye’de 2023 sonu itibarıyla 3-5 yaş aralığında 3 milyon 414 bin 646 çocuk var. Okul öncesi eğitim kurumlarında kayıtlı ise 1 milyon 954 bin 202 öğrenci var.

Bunun 1 milyon 771 bin 860’ı 3-5 yaş aralığında. Buna göre 1 milyon  642 bin 786 çocuk, okul öncesi eğitim teorik yaş grubunda olmasına rağmen bu eğitimi alamıyor.

Türkiye’de 2023-2024 eğitim öğretim yılında okul öncesi eğitimde net okullaşma oranları 3-5 yaş için yüzde 51,89, 4-5 yaş için yüzde 64,04, 5 yaş için yüzde 84,26 şeklinde sıralanıyor.

Türkiye’de okul öncesi eğitim hem Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı hem Milli Eğitim Bakanlığının (MEB) sorumluluğunda. Diyanet 4-6 yaş arası için kurslar; belediyeler ve dernekler ise kreş açabiliyor.

Kreş tanımının dışına çıkarak 3 yaşın üzerindeki çocuklara “anaokulu veya ana sınıfı gibi” eğitim verdiği iddia edilen belediye kreşleri hakkında Milli Eğitim Bakanlığının talebiyle işlem başlatılması, Türkiye’de okul öncesi eğitimdeki tabloyu gündeme getirdi.

Türkiye’de belediyelerle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının uyguladığı bazı sosyal programlar dışında yüzde 100 ücretsiz kreş ya da başka bir okul öncesi kurum bulunmuyor. Devlet ya da belediye kurumlarını tercih eden anne babalar da kırtasiye malzemeleri, beslenme ve temizlik gibi bazı ücretleri ödemek zorunda.

Ücretsiz okul öncesi eğitim imkanının olmaması hem çocukların bu eğitim hizmetinden faydalanmasına hem de kadının çalışma hayatı ve sosyal hayata katılımına engel oluyor. Resmi verilere göre son dönemde artan ekonomik zorluklar okul öncesinde okullaşma oranlarına da olumsuz yansıdı.

Milli Eğitim Bakanlığının okul öncesi eğitim kurumlarında çocukların temel ihtiyaçlarını, öz bakım süreçlerini karşılayabilmek ve eğitim programının uygulanmasını desteklemek gibi nedenlerle ailelerden katkı payı almaya başlaması, ailelerin çocuklarını bu okullara yazdırmasının önünde önemli bir engel oluşturdu. Bununla ilgili yönetmelik 14 Ekim 2023 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.

Uzmanlara göre özellikle dezavantajlı bölgelerden, kırsal alanlardan şehirlere getirilen öğrencilerin tasarruf tedbirleri kapsamında taşımalı sistemin kaldırılması nedeniyle okullara erişemiyor olması da okullaşma oranındaki düşüşte önemli bir etken.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’in haberine göre; Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) istatistikleri Türkiye’de 2023 sonu itibarıyla 3-5 yaş aralığında 3 milyon 414 bin 646 çocuk olduğunu ortaya koyuyor.

Bakanlık okul öncesi eğitim için teorik yaş grubu olarak 3-5 yaş grubunu esas alıyor. Okul öncesi eğitim kurumlarında kayıtlı ise 1 milyon 954 bin 202 öğrenci var. Bunun 1 milyon 771 bin 860’ı 3-5 yaş aralığında. Buna göre 1 milyon 642 bin 786 çocuk, okul öncesi eğitim teorik yaş grubunda olmasına rağmen bu eğitimi alamıyor.

Okul öncesi eğitim kurumlarındaki çocuk sayısı bir önceki eğitim öğretim yılına göre de azaldı. Resmi istatistiklere göre okul öncesi eğitimdeki öğrenci sayısı 2022-2023 döneminde 2 milyon 55 bin 350’ydi. Bu sayı 2023-2024 döneminde 101 bin 148 azaldı.

Milli Eğitim Bakanlığının 2023-2024 istatistiklerine göre, Türkiye’de 1 milyon 437 bin çocuk Bakanlığa bağlı resmi kurumlara gidiyor. Yaklaşık 271 bin çocuk Bakanlığa bağlı özel kurumlardan faydalanıyor.

Yaklaşık 123 bin çocuk ise belediye ve derneklerin kreşleriyle Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı 4-6 yaş kursların yer aldığı toplum temelli kurumlara gidiyor.

MEB İstatistiklerinde toplum temelli kurumların verileri tek tek yer almazken Diyanet İşleri Başkanlığının 2023 faaliyet raporunda 2022-23 döneminde “4-6 Yaş Grubu Kur’an Kursları Öğretim Programları” kapsamında 4-6 yaş grubu 5 bin 988 kursta toplam 208 bin 936 öğrenciye eğitim verildiği belirtiliyor. Bu sayı, MEB’in aynı döneme ait rakamlarının oldukça üzerinde.

Bakanlığın 2022-2023 istatistiklerinde belediye ve derneklerin yanı sıra Diyanet’e bağlı olan kursların da yer aldığı toplum temelli kurumlara giden okul öncesi çağdaki toplam öğrenci sayısı 154 bin 417.

Öte yandan 2023-2024 istatistiklerinde devlet memurları için lüzum ve ihtiyaç görülen yerlerde açılan 643 çocuk bakım evinde öğrenci sayısı 41 bini geçiyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı kurumlarla İş Kanunu’na göre işletmelerde açılan kreşlerdeki öğrenci sayısı ise 82 bin.

İstatistiklere göre MEB’e bağlı resmi anaokulu sayısı 6 bin 97 iken bünyesinde anasınıfı bulunan 19 bin 510 resmi okul ile 1.319 özel okul var.

Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı 4-6 yaş arası için kurslar, belediyelerce ve derneklerce açılan kreşlerin toplam sayısı ise 5 bin 306. Özel anaokullarının sayısı 4 bin 510 olurken Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı kurumların sayısı 2 bin 298’e iniyor.

İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu uyarınca, 150’den fazla kadın çalışanı bulunan işverenler kreş açmak zorunda. Resmi istatistiklere göre bu kapsamda açılan sadece 12 kreş var.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının verilerine göre ise Eylül 2024 itibariyle 83 bin 288 çocuk Bakanlığa bağlı özel kreş ve gündüz bakım evleri ile özel çocuk kulüplerine gidiyor. Bu çocukların sadece 2 bin 836’sı ücretsiz hizmetten faydalanıyor.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın açıkladığı istatistiklere göre Türkiye’de 2023-2024 eğitim öğretim yılında okul öncesi eğitimde net okullaşma oranları 3-5 yaş için yüzde 51,89, 4-5 yaş için yüzde 64,04, 5 yaş için yüzde 84,26 şeklinde sıralanıyor.

Batı Marmara’da net okullaşma 3-5 yaş için yüzde 60,74, 4-5 yaş için yüzde 73,34, 5 yaş için yüzde 93,06 ile Türkiye genelinde en yüksek oranlara sahipken bu oranlar, Güneydoğu Anadolu’da sırasıyla yüzde 45,76, yüzde 58,83 ve yüzde 84,08’e, Orta Doğu Anadolu’da yüzde 49,45 yüzde 62,72 ve yüzde 88,87’e, Orta Anadolu’da yüzde 51,32, yüzde 64,90 ve yüzde 86,10’a iniyor.

Bir önceki eğitim öğretim dönemiyle kıyaslandığında ise MEB’in okul öncesi eğitimi 5 yaşta yaygınlaştırmaya ilişkin hedefleri olmasına karşın 5 yaşta okullaşma oranının 0,7 puan azaldığı görülüyor. Uzmanlar düşüşün yakın takip edilmesi gerektiğine işaret ediyor.

Veriler 3 ve 4 yaşta net okullulaşma oranlarının ise arttığını gösteriyor. Uzmanlara göre bu artışta son yıllarda erken çocukluk eğitimi kurum türleri arasında katılan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı 3-6 yaş oyun odası kurs programı ve çocuk destek eğitimi kurs programıyla devlet memurları açılan bakım evleri de etkili olabilir.

Okul öncesi eğitim neden önemli?

Okul öncesi eğitim çocukların sosyalleşmesi ve hayata hazırlanmasında ciddi önem taşırken eğitim konusunda çalışan uzmanlara göre okul öncesinde ücretsiz eğitim hizmeti devlet tarafından genel bir sorumluluk olarak ele alınmalı.

Uzmanlar, ücretsiz ve erişilebilir okul öncesi eğitim imkanlarının yaygınlaşmasının, çocukların eğitim hayatına eşit bir başlangıç yapmasının yanı sıra, kadınların sosyal hayata ve istihdama katılımıyla ailelerin sosyoekonomik koşullarını iyileştirmede de hayati rol oynayacağını vurguluyor.

Paylaşın

Lübnan Hizbullah’ı İle İsrail Arasında Ateşkes

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Lübnan Hizbullah’ı ile ateşkesi onayladığını duyurdu. İsrail, Ekim 2023’ten bu yana Lübnan’da 1,2 milyon insanı yerinden ederken, 3 bin 768 kişinin ölümüne neden oldu.

Hizbullah’a uyarıda bulunan ve ateşkesi ihlal etmeleri halinde buna karşılık vereceklerini vurgulayan İsrail Başbakanı Netanyahu, bu ateşkesin artık “İran’dan gelen tehditlere odaklanabilecekleri” anlamına geldiğini de sözlerine ekledi.

Ateşkes kararının İsrail tarafından onaylanmasından saatler önce İsrail Silahlı Kuvvetleri, Lübnan’ın başkenti Beyrut’a yoğun bir hava saldırısı düzenledi. Hizbullah’ın da İsrail saldırısına füzelerle karşılık verdiği bildirildi ancak bu saldırılarda İsrail tarafında olası bir can ve mal kaybına dair herhangi bilgi paylaşımında bulunulmadı.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu kabinesine, Lübnan Hizbullahı ile ateşkes anlaşmasını uygulamaya hazır olduğunu söyledi ve kabinesine anlaşmayı kabul etmesini tavsiye edeceğini açıkladı. Netanyahu, ABD’nin arabuluculuk ettiği ateşkesi Bakanlar Kurulu’na sunacağını ve yaklaşık 14 aydır süren çatışmaların sona ermesi için zemin hazırlayacağını söyledi.

Netanyahu, oylamanın salı günü geç saatlerde yapılmasının beklendiğini kaydetti. Ateşkes anlaşmasını uygulamaya hazır olduklarını belirten İsrail Başbakanı Netanyahu, Hizbullah tarafından yapılacak herhangi bir ihlale “güçlü bir şekilde karşılık verecekleri” uyarısında da bulundu.

Netanyahu, Hizbullah’ın ateşkesi ihlali karşısında “askeri adım özgürlüğüne sahip olacağını” savundu. İsrail Başbakanı, bu ateşkes anlaşmasının İsrail’in “İran tehdidine odaklanmasına olanak sağlayacağını da sözlerine ekledi.

Ateşkesin ne zaman yürürlüğe gireceği henüz belirsiz ancak İsrail ve Lübnan basınında ateşkesin Çarşamba günü yürürlüğe girmesi ihtimali üzerinde durulduğu belirtildi. Anlaşma, İsrail’in Gazze’de Hamas’a karşı yürüttüğü ve yakın gelecekte sona ermesi beklenmeyen savaşı etkilemiyor.

Reuters haber ajansına isminin açıklanmaması koşuluyla bilgi veren üst düzey bir İsrailli yetkili, İsrail’in Hizbullah ile ateşkes planını Salı günü onaylayacağını ve böylece 14 ay önce Gazze savaşıyla alevlenen ve binlerce insanın ölümüne yol açan çatışmaların sona ermesinin önünün açılacağını söylemişti

G7 toplantısı için İtalya’da bulunan Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib de bu gece ateşkese varılmasına yönelik umudunu dile getirmişti. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Sözcüsü John Kirby ve ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller Pazartesi günü yaptığı açıklamada, “çok yakınız ancak her şey bitene kadar hiçbir şey bitmiş sayılmaz” demişti.

Hizbullah’ın siyasi konseyi başkanı yardımcısı Mahmud Kamati ‘se Katar merkezli Al Jazeera’ya yaptığı açıklamada, ateşkes anlaşmasının son halini görmediklerini söyledi. Yetkililere göre anlaşma, İsrail askerlerinin 60 gün içinde güney Lübnan’dan çekilmesini ve Lübnan ordusunun Hizbullah’ın kalesi olan bölgede konuşlanmasını öngörüyor.

Hizbullah da Litani Nehri’nin güneyindeki sınır boyunca silahlı varlığını sona erdirecek. İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, Salı günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Lübnan’la yapılacak nihai bir ateşkesin BM tarafından etkin bir şekilde uygulanmasını talep ettiğini ve herhangi bir ihlale karşı “sıfır tolerans” göstereceğini söyledi.

İsrail hükümet sözcüsü David Mencer de Reuters’e yaptığı açıklamada, Lübnan’la varılan anlaşmanın İsrail’in Hizbullah’tan kaynaklanan tehditleri bertaraf etmek için savunma amaçlı operasyon yapma özgürlüğünü koruyacağını ve yerinden edilen bölge sakinlerinin İsrail’in kuzeyindeki evlerine güvenli bir şekilde dönmelerini sağlayacağını dile getirdi.

Lübnan Meclis Başkan Yardımcısı Elias Bou Saab, Pazartesi günü Reuters’a verdiği demeçte, Netanyahu fikrini değiştirmediği sürece önerinin uygulanmaya başlaması için ciddi bir engel kalmadığını söylemişti.

En az 3 bin 750 kişi öldü

Diplomatik çabalara rağmen saldırılar ise sürüyor. Açıklamadan önceki saatlerde İsrail saldırıları Hizbullah’ın kalesi olan Beyrut’un yoğun nüfuslu güney banliyölerini daha fazla vurdu. İsrail ordusu yaylım ateşinin sadece 120 saniye içinde kentteki 20 hedefi vurduğunu bildirdi. Lübnan Sağlık Bakanlığı’na göre en az yedi kişi öldü ve 37 kişi yaralandı.

İsrail şimdiye kadarki en büyük tahliye uyarısını yaparak sivillere 20 noktayı terk etmelerini söyledi. İsrail askeri sözcüsü Avichay Adraee, hava kuvvetlerinin şehirdeki Hizbullah hedeflerine “geniş çaplı bir saldırı” düzenlediğini söyledi. Lübnan devlet medyası da İsrail’in Salı günü ülkenin doğusundaki Baalbek vilayetinde düzenlediği saldırılarda en az 10 kişinin öldüğünü duyurdu.

Bölgedeki El Fetih grubunun temsilcisi Muhammed Bikai, İsrail’in güneydeki Sur kentinde bir Filistin mülteci kampını bombalaması sonucu en az üç kişinin öldüğünü söyledi. Bikai, birkaç kişinin daha kayıp olduğunu ve yaralılar arasında en az üç çocuğun bulunduğunu kaydetti. İran’ın desteklediği Hizbullah İsrail’e roket atışları da sürdü.

İsrail, Seyyid Hasan Nasrallah gibi Hizbullah’ın üst düzey komutanlarını öldürmüş ve Lübnan’da örgütün hakim olduğu bölgelere saldırılar düzenlemişti. Lübnan Sağlık Bakanlığı’na göre, geçen yıl Lübnan’da İsrail-Hizbullah çatışması nedeniyle en az 3 bin 750 kişi öldü ve 1 milyondan fazla kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Olası ateşkes, Hizbullah’ın 7 Ekim 2023’teki saldırısından bir gün sonra Filistinli müttefiki Hamas’ı desteklemek için füze fırlatmaya başlamasıyla evlerini boşaltan 60 bin kişinin geri dönüşünü de sağlayacak.

Paylaşın

Erdoğan’dan RTÜK’e Çağrı: Din Ve Dindarlar Yıpratılmakta

7. Din Şûrası’nda konuşan Erdoğan, “Kimi zaman cahiller, kimi zaman az okumuşlar, kimi zaman da bilginin peşinden koşarken hikmeti ıskalamış yarım akıllılar medya üzerinden gençleri yanlış yönlendiriyor” dedi ve ekledi:

“Tek tük istisnai olumsuz örneklerden bütün dindarlara hakaret edilmekte, vakıflar, dernekler, tarikatlar linç edilmekte, dini ve dindarlar yıpratılmaktadır. 28 Şubat dönemindeki gibi belli toplumlarımız adeta öcü gibi gösterilmekte, tahrik edilmektedir. Buna sessiz kalmamız mümkün değildir. Üç beş kendini bilmezin reyting yapmasına müsaade etmeyiz. Bu tür girişimler milli güvenlik sorunudur, RTÜK başta olmak üzere bu konularda hızlı tedbirleri ele almalıdır.”

AK Parti Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’da 7. Din Şûrası’nda konuştu. Erdoğan konuşmasında şunları söyledi:

“Bizi biz yapan kodlarımıza özümüze yönelik çok yoğun, her zamankinden daha planlı saldırı söz konusu. Filistin’de Gazze’de diğer islam beldelerinde katliam yaparak Müslümanların soyunu kurutmaya çalışanlar apaçık ortadadır. Gizli ve sinsi düşman her yolu kullanmakla birlikte son dönemde sosyal medya ile savaşını yürütmektedir.

Dijital dünya küresel ölçekte tüm değerleri tahrip ederken Müslümanları doğrudan hedef tahtasına koyuyor. Bugün çocuklar, anne babanın, öğretmenin, mahallenin terbiyesinden öte dijital medyanın terbiyesine daha fazla maruz kalıyor. Dijital medyanın sadece eğlence ve para kazanma aracı olmadığını fark etmemiz gerekiyor. Dijital hareket yeryüzündeki tüm dinleri yıpratmak suretiyle yeni bir yapay din oluşturma gayreti içindedir.

Bunun etkileri gittikçe küresel boyutta artmaktadır. Coğrafyamızdaki birlik ve huzuru bozmak isteyenler doğrudan doğruya inancımıza saldırmaktadır. İslam’a ve Müslümanlara yönelik saldırıları ateizm, şamanizm, deizm gibi fitneler üzerinden yaptığını görüyoruz. Özellikle gençlerimizin zihnini bulandırmayı amaçlayan saldırıları durdurmak niyetindeyiz… İslam varsa Türk vardır. İslam varsa Kürt vardır, Arap vardır. İslam varsa aile vardır. Ahlak vardır, edep vardır. İslam varsa bayrak vardır hürriyet vardır. İslam varsa Türkiye vardır.

“28 Şubat dönemindeki gibi…”

Kimi zaman cahiller, kimi zaman az okumuşlar, kimi zaman da bilginin peşinden koşarken hikmeti ıskalamış yarım akıllılar medya üzerinden gençleri yanlış yönlendiriyor. Tek tük istisnai olumsuz örneklerden bütün dindarlara hakaret edilmekte, vakıflar, dernekler, tarikatlar linç edilmekte, dini ve dindarlar yıpratılmaktadır. 28 Şubat dönemindeki gibi belli toplumlarımız adeta öcü gibi gösterilmekte, tahrik edilmektedir. Buna sessiz kalmamız mümkün değildir. Üç beş kendini bilmezin reyting yapmasına müsaade etmeyiz. Bu tür girişimler milli güvenlik sorunudur, RTÜK başta olmak üzere bu konularda hızlı tedbirleri ele almalıdır.

İlim ve mesuliyet sahibi her kardeşimizin bu saldırılara karşı sağlam bir direniş hattı kurmasını savunuyorum. Alimlerimiz en hassas konuları medya ve sosyal medyaya taşımak suretiyle tehlikeli bir yola giriyor. Kötü örnekler toplumda umudun kararmasına sebep oluyor. Din adamlığıyla şovmenlik aynı kisvede bulunamaz. Şöhret hastalığı samimiyetin ortadan kalkmasına neden olur. Bunun vebali ağırdır. Topluma örnek olması beklenen kişilerin şöhret uğruna samimiyetten uzaklaşması iki cihanda hesap verilemez ağır bir vebaldir.”

Paylaşın

Avrupa’da Her Üç Kadından Biri Şiddete Maruz Kalıyor

Avrupa Birliği (AB) sınırları içerisinde yaşayan her üç kadından biri ya partneri ya da üçüncü bir erkek tarafından fiziksel, psikolojik veya cinsel şiddete maruz bırakıldı.

Öte yandan geçtiğimiz yıl dünya genelinde 51 bin 100 kız çocuğu ve kadın akrabaları ya da erkek partnerleri tarafından öldürüldü.

“Avrupa’da yaklaşık 229 milyon kadın yaşıyor. Bu kadınların üçte biri ise tokat, yumruk, tekme veya tecavüz gibi benzer şiddet tehditlerinden en az birine maruz kaldı.”

Bu bilgileri, Avrupa Temel Haklar Ajansı Direktörü Sipra Rautio dün Brüksel’de Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü vesilesi ile yaptığı açıklamada verdi. Rautio, Avrupa’da kadınlara yönelik şiddetin boyutunu “gerçekten vahim” sözleriyle özetledi.

Rautio, düzenlediği basın toplantısında Avrupa Temel Haklar Ajansı’nın Avrupa istatistik kurumu EUROSTAT ve Avrupa Cinsiyet Eşitliği Enstitüsü ile ortaklaşa yürüttüğü Cinsiyete Dayalı Şiddet araştırmasını tanıttı.

Avrupa Birliği (AB) üyelerinde yaşayan 114 binden fazla kadından dört yıl boyunca toplanan verilerle hazırlanan araştırma, 2014 tarihli anketin de takip çalışması özelliğini taşıyor. Rautio, sunumunda 2014 yılına kıyasla AB’de kadına yönelik şiddet vakalarında bir iyileşmenin gözlemlenmediğini vurguladı.

Sonuçları dün açıklanan son araştırmaya göre AB’deki her üç kadından biri ya partneri ya da üçüncü bir erkek tarafından fiziksel, psikolojik veya cinsel şiddete maruz bırakıldı.

Şiddete maruz kalan kadınların oranı Finlandiya’da yüzde 57,1 iken İsveç’te yüzde 52,5 olarak ölçüldü. Kadına yönelik şiddet Macaristan’da yüzde 49,1 ve Danimarka’da da yüzde 47,5 oranlarıyla oldukça yüksek. En düşük oranlar ise Bulgaristan’da yüzde 11,9 ve Polonya’da yüzde 16,7 olarak tespit edildi. Bu iki ülkeyi her biri yüzde 19,7 ile Çek Cumhuriyeti ve Portekiz takip etti. Almanya ise yüzde 25,6 ile AB ortalaması olan yüzde 30,7’nin biraz altında kaldı.

Ankete göre, kadınlar cinsiyete dayalı şiddete özellikle ev içinde maruz kalıyor. Neredeyse her beş kadından biri, yani araştırmaya katılan ya da şiddet gördüğünü söyleyen kadınların yüzde 19,3’ü, eşinden veya aynı evde yaşayan diğer kişilerden fiziksel veya cinsel şiddet gördüğünü bildirdi. Ancak şiddet gören her yedi kadından sadece biri maruz kaldığı şiddeti polise ihbar etti.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Enstitüsü Başkanı Carlien Scheele, bu verilerin toplumun kadına yönelik şiddete yaklaşımını ortaya koyduğunu ifade ediyor. “Neden bu kadar bekledin? Neden önceden bildirmedin? Bunu yapması için ne yaptın?” gibi utanç verici suçlamaların rutin hale geldiğini ifade eden Scheele, bu durumun korkunç boyutlara ulaştığını belirterek somut adımlar atılması gerektiğini söylüyor.

Ankete katılan neredeyse her üç kadından biri de işyerinde tacize uğradığını söyledi. Ayrıca 18 ila 29 yaşındaki kadınların yüzde 41,6’sı da kendilerine uygunsuz cinsel şakalar, cinsel içerikli uygunsuz resim ve videoların gösterilmesi veya uygunsuz fiziksel temaslara maruz kaldıklarını aktardı.

Burada da en yüksek rakamlar kuzey Avrupa ülkeleri olan İsveç (yüzde 55,4) ve Finlandiya’da (yüzde 53,7) görüldü. Bu ülkeleri Slovakya yüzde 53’le takip etti. En düşük rakamlar ise Letonya (yüzde 11), Bulgaristan (yüzde 12,2) ve Portekiz’e (yüzde 12,3) ait. Almanya yüzde 32 ile AB ortalamasının biraz üzerinde yer aldı.

Temel Haklar Ajansı Daire Başkanı Joanna Goodey, sunum sırasında Kuzey Avrupa’da şiddet oranlarının yüksek olmasını muhtemelen “Nordik Paradoksuna” (Kuzey Paradoksu) bağladı. Goodey’e göre bu durum tüm ülkelerde geçerli değil. İskandinav ülkelerinde cinsiyet eşitliği bilinci yüksek olduğu için kadınlara yönelik şiddet daha fazla rapor edilebiliyor ve dolayısıyla görünür hale gelebiliyor. Bu durum şiddet oranlarının diğer ülkelere göre daha yüksek görünmesine neden olabiliyor.

Avrupa Kadın Lobisi’nden Irene Rosales de değerlendirmesinde İstanbul Sözleşmesi’ne işaret ederek son 10 yılda rakamlar değişmemiş olsa da kadına yönelik şiddet konusunda önemli adımlar atıldığını söyledi. Rosales, anlaşmanın çoğu AB ülkesinde onaylanmasını olumlu bir gelişme olarak değerlendirdi.

İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen Kadına Yönelik Şiddet ve Aile içi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Sözleşme şu anda 27 AB üyesi ülkenin 22’sinde yürürlükte. Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Litvanya ve Slovakya ise henüz onaylamadı. AB ise sözleşmeye 2023 yılında dahil oldu. Türkiye ise sözleşmeyi 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da düzenlenen toplantıda ilk imzalayan ve onaylayan ülke olmasına karşın 20 Mart 2021 tarihinde Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile sözleşmeden çekildi. Karar hem ulusal hem de uluslararası düzlemde eleştiriliyor.

AB bu yıl ayrıca kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadele için yeni bir düzenleme daha kabul etti. Üye devletlerin yeni düzenlemeyi 14 Haziran 2027 tarihine kadar uygulamaya koymaları gerekiyor. Rosales, yeni adımın üye devletler için yeni bir hesap verebilirlik düzeyi oluşturabileceği görüşünde. Ancak bu yılın Şubat ayında AB çapında standart bir tecavüz tanımı oluşturma girişimi üye devletlerin uzlaşamaması nedeniyle başarısız oldu.

Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde Birleşmiş Milletler de yeni rakamlar yayınladı.

BM tahminlerine göre geçtiğimiz yıl dünya genelinde 51 bin 100 kız çocuğu ve kadın akrabaları ya da erkek partnerleri tarafından öldürüldü. Ancak BM Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) ve BM kadın örgütü UN Women tarafından yapılan bir araştırmaya göre, kadın cinayetleri tespit edilip kayıt altına alınandan çok daha fazla.

Kadın hakları uzmanı Rosales, özellikle İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasıyla ilgili olarak toplumsal cinsiyete duyarlı bir yaklaşım gösterilmesinin önemine dikkat çekiyor. Kadın ve erkek arasındaki mevcut sosyal eşitsizliklerin mutlaka dikkate alınması gerektiğini ifade eden Rosales, bu yaklaşım olmadan bir kadının neler yaşadığını anlamanın imkansız olacağını söylüyor.

Uzman böylece mağdurun suçtan sorumlu tutulmasının da engellenebileceğine işaret ediyor. Carlien Scheele de mağdur kadınların yaşadıklarını ilgili birimlere bildirmesini sağlayacak tedbirlerin artırılması gerektiğini savunuyor.

Kadın hakları uzmanı Irene Rosales şiddete maruz kalan kadın sayısının gelecekte de düşmeyeceğini öngörüyor. Ancak bunun nedeni olarak kadına yönelik şiddetin artacak olmasını değil, Kuzey Avrupa’da da görüldüğü üzere bu konudaki farkındalık ve anlayışın değişecek olmasını gösteriyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Özel’den Bahçeli’ye Yanıt: Kırmızı Çizgimiz Var

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısına yanıt veren CHP Lideri Özgür Özel, “Toplumsal mutabakata dayalı çözüm olacaksa varız, ancak bir kırmızı çizgimiz var. Şehit ve gazi ailelerinin rızası. Şehit aileleri ve gazilerin gözünün içine bakamayacağımız hiçbir şeye ‘evet’ demeyeceğiz. Bizim çizgimiz budur” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özgür Özel’in açıklamalarından başlıklar şöyle: “Geçtiğimiz pazar günü Öğretmenler Günü’ydü. Bu iktidar geldiğinde en düşük öğretmen maaşı 23 çeyrek altın satın alabilirken, bugün 8 çeyrek altın alabiliyor. Yani bu iktidar, bir öğretmenin maaşından 15 çeyrek altın, bugünkü parayla 75 bin lira çalmış. Öğretmenlere sesleniyorum: Hocam bunun da var bir çaresi o da Cumhuriyet Halk Partisi…

Halen daha siftahsız kapatılan dükkanlar varken, bu mücbir sebebin her sefer tartışma konusu olup 3 ay uzatılması yerine, 3 yıllığına uzatılması bütün esnaf ve esnaf örgütlerinin talebidir. Bunu böyle bekliyoruz. Esas sorun tutulmayan söz. Sayın Erdoğan ‘1 yılda 650 bin konut yapacağım’ dedi. Olmaz, yapamazsın dedik. Depremzedelerin umudunu çalmayın dedik. Şu ana kadar teslim edilen konut 130 bin. 2 yıl sonra 5 depremzeden 4’ü çadırda kalıyor. Deprem bölgesinde herkes mağdur, en çok da Hatay mağdur.

Madenciler haklarını arıyor. 1987’de devlet hem santrali hem madeni açtı Çayırhan’da. Altın yumurtlayan tavuğu kesmişiz. 4 Aralık’ta yeniden özelleştirecekler. 17 şirket kıyasıya yarışacak ama kimin tarafından alınacağı herkes tarafından biliniyor. Utanmasalar kırmızı kurdele takacaklar. Mesele şu, biz 2020 yılında altın yumurtlayan tavuğu kesmişiz, Tayyip Bey diyor bir daha keselim. Bırakın devlet, millet, işçi kazansın. Nallıhan’a dayanışmaya giden herkesi tebrik ediyorum. Sonuna kadar bu mücadeleyi destekliyorum Erzincan İliç’te 9 kardeşimiz gitti. Heyet, bilirkişi dedi ki ‘Faciada kapasite artış raporu verenler bu işten suçludur’ dedi. Raporun altından Murat Kurum’un imzası çıktı. Birinci bilirkişi Murat Kurum’u sorumlu tutunca, ikinci bilirkişi sorumluluk yok dedi Murat Kurum’u kurtardı. İki rapor taban tabana zıt. 9 işçinin iki eli öbür dünyada yakanızdadır.

Yaptırın anketi, millet bizim gibi mi düşünüyor sizin gibi. Hodri Meydan, sen mi doğru diyorsun biz mi? Millet sen gibi mi biz gibi mi düşüyor.

“Kırmızı çizgimiz var”

Bahçeli geçen ay bir açıklama yaptı. Açıklamasının arkasında durduğunu söyledi. Bu Bahçeli’nin söyledikleri var bizim de aklımız var. Biz ne diyoruz. Toplumsal mutabakata dayalı çözüm olacaksa varız, ancak bir kırmızı çizgimiz var. Şehit ve gazi ailelerinin rızası. Şehit aileleri ve gazilerin gözünün içine bakamayacağımız hiçbir şeye ‘evet’ demeyeceğiz. Bizim çizgimiz budur.

22 yıl sonra iktidar seçim kaybedince bir durulmuştu fakat yeniden kutuplaşma ve kayyım siyasetine geri döndüler. CHP’nin Esenyurt Belediyesi’ne son derece provakatif, yatak odasına dalarak, belediyenin kapısını kırarak, avukatsız arama yaparak Ahmet Özer’i tutuklamaya kalktılar, ardından Mardin, Batman Halfeti ve bu hafta sonu Tunceli ve Ovacık, Mustafa Sarıgül, aileye taziye verdiği için terörö örgütü üyesi ilan ettiler. Taziye ölüye değil diriye yapılır. Hiçbir anne çocuğunun suçundan sorumlu tutulamaz. İşin aslı o dönemde dönemin savcısı vali beyin de bilgisi var diyerek, belediye başkanımıza ‘bu cenazeyi siz götürün biz götürürsek orada tuzak olabilir siz götürün’ demişler.

Belediye Başkanı valiye sormuş, aileyi aramışlar ve cenazeyi götürmüşler bu vakadan terör örgütü üyesi olmakla suçlanıyor. Bu olaydan sonra 3 kere daha belediye başkanı seçildi. Sırf CHP’nin bir terör örgütünden belediye başkanları varmış gibi göstermek için Ahmet Özer’i yapmadığı telefon görüşmesiyle, kızının evinin kirasını örgütten gelen para diye tutukladılar. 4 günde 200 kişiye iddianame yazan savcı, bir ay oldu iddianame hazırlayamadı, gizli tanık bulmuş oradan suç arıyor.

Bütün grup başkanvekillerini kutluyorum. OHAL’den kalan bu kayyım atama işlerine, 10 parti birden kanun teklifiyle bunun kaldırılmasını konuşuyor. Kayyım ne DEM’in işidir ne CHP’nin. Bugün bize yarın başkasına. Eğer bir kişi terörle ilgiliyse mahkeme kararı verir görevden alırsın. Yerine o güne kadar dava açmadığın belediye meclis üyelerinden seçilir. FETÖ ile mücadele için bir icat çıkardılar bunun üzerinden CHP’ye DEM’e yarın bir başkasına saldırıyorlar. Burada 10 siyasi partinin ben bunun yanında durmam demeden doğrunun yanında imza attılar.

Ahmet Özel tutuklandığı gün Adalet Bakanlığı’na yazı yazdık. 28 gündür CHP Genel Başkanı, yardımcıları, milletvekillerinin görüşme talebine cevap vermiyorlar. Adalet Bakanı’nı aradım. Haftalardır telefonlarımıza çıkmıyor. Ağızlarındaki bakla ‘Akın Gürlek’le ilgili çok ağır konuşuyorsunuz.’ Senin de sana o talimatı verenin de alnını karışlarım da sana minnet etmem. Bir sözüm de Numan Kurtulmuş’a. Kendisi de hak verdi, ‘aradım Bakanı size dönecekler’ dedi, ses soluk yok. Siz Meclis Başkanı olarak bu sorunu nasıl çözemezsiniz. Akın Gülek bu sarayın celladıdır, seyyar giyotindir. Akın Gürlek’e bu bakanın gücü yetmiyor. Aynı FETÖ’deki gibi bu bakanın imamı Akın Gürlek’tir. İlk seçimde bu Erdoğan gidiyor, bu rejim değişiyor, halkın iktidarı kuruluyor.

‘Biz hiç yapmadık, bunlar bir dönemde İstanbul’da 105 kreş açmış. Bu da seçmen davranışını değiştirmiş. Biz iktidarız bu işe bir el atalım’ demiyorlar. ‘Kadının işi ne çocuk baksın, yemek yapsın, engellisine baksın, yemek yapsın, ne işi var çalışma hayatında’ diyorlar. Geçmişte bir AYM kararı var, 17 yıl önceki o kararı dayanak yaparız kreşleri de kapatıyorlar. Bizim başvurumuz kreş için değil, anaokulu idi. Milli Eğitim’in yaptığı işi 17 yıl önce belediyelere yaptırmaya çalışıyorlardı, şikayet ettik. O günden bu güne bu 8. bakan. Hiçbir işlem yapmamışlar, bugün ilk işlemi yapıyorlar. Sen AYM kararlarına 17 yıl vadeli uyacağına işini yap da Can Atalay gelsin Meclis’e.

Kreş dışarıda 20 bin lira. Bu kreşi kapatmak her babayiğidin hakkı değil. Hemen yalana sarıldılar, açıklama yaptılar, ‘MEB’in yazısında kreş geçmiyor’ denildi. AK Parti tarihinin ‘en iyi’ Milli Eğitim Bakanı’na söylüyorum. Bizim yazımızda kreş ifadesi geçmiyor diyor, işte burada yazmış. Kreş açmaya devam edeceğiz. Seçim açmaya devam etselerdi, bize yazıyı yollayan Bakan Kurum İstanbul’da her mahalleye kreş açacağız diyordu. Onlar bizim değil, annelerin kreşi. Açanların alnından öpüyorum, yeni kreşler açacağız, kimseyi umutsuz, bir başına bırakmayacağız.

‘Enflasyonu düşürmek için hedeflenen enflasyona göre zam vermeliyiz’ diyor. 1 yıldır zam yapılmayan, verildiği güne göre değeri 9 bine düşmüş olan asgari ücret… 22 bin lira yapmak istiyorlar, 1 sene boyunca buna mahkum etmek istiyorlar. TCMB’nin hesabına göre, yüzde 1’lik zam enflasyonu yüzde onbinde 7 etkiliyor, gerisi hükümetin yaptığı işler. 1 yıldır zam vermiyorsun, neden hala enflasyon yüzde 50? 30 bin lira asgari ücretin altında 1 yıl daha geçinmeye vatandaşlarımız katlanamaz. Asgari ücret beklentimiz 30, biz bunun altına yokuz.

Bahçeli’nin Halk TV ve medya organları ile ilgili sözleri önemli. Bunu yapma. Açıkta yapılan kusurun tenhada özrü diye bir şey varsa bunun patenti şahsına aittir. Medya organlarını, gazetecileri teker teker not edip burnundan getirecekmiş. Sen yasama kadar önemli olan, vatandaşın hakkını savunmakla mükellef olan medyayı tehdit edemezsin. Önlerinde, arkalarında biz varız. Başta Halk TV olmak üzere herhangi bir gazetecinin kılına zarar gelirse vatandaşımız bilsin ki MHP yapmıştır, sorumlusu Bahçeli’dir.”

Paylaşın

Ahmet Türk’ten “Devlet Bahçeli İle Görüşecek” İddialarına Yalanlama

MHP Lideri Devlet Bahçeli ile görüşeceği iddialarına ilişkin açıklamada bulunan Ahmet Türk, “Devlet Bahçeli ile görüşme planım yok” dedi. Ahmet Türk, ayrıca kayyum atamalarına da tepki gösterdi.

Görevden alınarak yerine kayyum atanan Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Meclis’te, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder ile görüştü.

Görüşmede Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Van Milletvekili Pervin Buldan da yer aldı.

Ahmet Türk’ün, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile görüşeceği iddia edilirken, Ahmet Türk söylentilere yanıt verdi. Türk, “Devlet Bahçeli ile görüşme planım yok” ifadelerini kullandı.

Devlet Bahçeli ise görüşmenin yapılıp yapılmayacağına dair İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun kayyım atamaları sonrası Ahmet Türk’ün Mardin’deki evine yaptığı ziyarete gönderme yaparak şu ifadeleri kullandı:

“Ağalık vasfına sahip bir insan. Görüşme talebi bize intikal etmedi ama görüşme arzusu taşırlarsa her zaman görüşebiliriz. Ağalığın bazı önemli özellikleri vardır. Ağaların kapıları açık olur aşı da bol olur bunun için birileri ziyaret ettiğinde de 42 davar kesmesi sofranın bol olmasından kaynaklıdır.”

Ahmet Türk ile Devlet Bahçeli arasında yakın zamanda kısa bir telefon görüşmesi gerçekleştirilmişti. Bahçeli, Türk’ün sağlık durumu hakkında bilgi aldıktan sonra, karşılıklı kahve içme teklifinde bulunmuştu. Görüşme, bu teklifin ardından sonlandırılmıştı. DEM Parti kaynaklar, Ahmet Türk’ün Devlet Bahçeli’yi ziyaret edeceği bilgisini paylaşmıştı.

Türk kayyum kararını eleştirerek şu ifadeleri kullandı: “Herkesin eşit olduğu bir ortamın yaratılması gerektiğini de ifade etmek isterim. Bu nedenle yapılacak bütün çalışmaların gerçekten halklarımızın kardeşliğini esas almak gerekir. Evet bazıları hakkında verilmiş olan bir karar var.

Mahkeme kararı var ama kesinleşmeden bazı şeyler göz ardı ediliyor. Bu nedenle de bir mahkeme açıldığı için, bir itirafçının ifadesi üzerine mahkeme açıldığı için kayyum atamasının hukuki olmadığını ifade etmek istiyorum. Sonuç olarak kayyum halk iradesinin ortadan kaldırılmasıdır.”

Paylaşın

İYİ Parti’de “Meral Akşener” Krizi

İYİ Partili Tolga Akalın’ın Meral Akşener’in cumhurbaşkanlığı seçiminde, Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı aday olmak istedi ancak korkarak geri çekildi sözleri, İYİ Parti’de yeni bir tartışma zeminine yol açtı.

İYİ Partili kurmaylar, polemiklerden uzak durması gerektiğinin altını çizerek, “Yükselişin önüne geçilmemeli. Akşener üzerinden yapılan lehte ve aleyhte değerlendirmelerden uzak durulmalı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yargılandığı davada yaptığı savunma, toparlanma dönemindeki İYİ Parti’de yeni bir tartışma zeminine yol açtı. Savunmasında eski İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e göndermede bulunan Kılıçdaroğlu, “Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde vasiyet olarak ‘Kılıçdaroğlu’nu aileme emanet ediyorum’ diyen milliyetçi ve vatansever diye bildiklerimiz işbirlikçi çıktı. Onlara inandığım için hata ettim. Evet, hatalıyım” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun çıkışının ardından İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Geride bırakılan dönemlerle ilgili çok daha özenli konuşmasını umar ve beklerdim. İYİ Parti’nin bugünü ve yarınları nasıl bizimse dünü ve evveli de bizimdir.

Toplumun önemli bir kesimini töhmet altında bırakan ve Kurucu Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’i doğrudan hedef alan açıklamalarını şiddetle kınıyorum. Biz yaşadığımız süreçlerle ilgili olarak, kendimize ait değerlendirmeyi ve özeleştirileri yetkili organlarımızda yapar, yarınlara dair yol haritamızı da kendi irademizle belirleriz” açıklamasında bulundu.

Dervişoğlu, ayrıca “Cumhurbaşkanının halkoyuyla seçilmeye başladığı günden itibaren, 2014’te Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu’nu, 2018’de Sayın Muharrem İnce’yi, 2023 yılında da kendisini Cumhurbaşkanı adayı yapan ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim kazanmasına vesile olan bizzat Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Ayrıca biz CHP’ye uzaydan aday teklif etmedik ya da pazarlık içinde bir aday önermedik. Eski defterleri karıştırmanın kimseye bir fayda sağlamayacağını hatırlatmak isterim” dedi.

İYİ Partililer de “eski defterleri karıştırmadan” siyaset yürütme fikrindeyken, Kılıçdaroğlu’na destek Akşener’in siyasete kazandırdığı bir isimden geldi. Akşener’in partiye veda ettiği kurultayda genel başkanlığa aday olarak ilk turda 327 delegenin oyunu alıp ikinci turda ise yarıştan çekilen eski Genel Başkan Yardımcısı Tolga Akalın, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Kemal Bey’in eksik bildiği husus şudur: Akşener, kendisine karşı aday olmak istedi ancak korkarak geri çekildi. İktidar işbirlikçiliği ise daha sonra” ifadelerini kullandı.

Partinin Hukuk ve Seçim İşleri Başkanı Hakan Şeref Olgun da “Partimizin Kurucu Genel Başkanı Sayın Meral Akşener ve mevcut Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu da dahil bütün üyeleri Parti tüzüğümüze uygun hareket etme mecburiyetindedir.

Kurucu Genel Başkanımız sayesinde rüyalarında bile göremeyecekleri makamlara gelenler, kurumsal görevlerini yerine getirmeleri gerekirken genel merkezimizin sağladığı imkanlarla il il gezip kendi namlarına çalışanlar, yardımcılarının emekleri üzerine isimlerini yazıp sunumlar yapan ve sertifika dağıtanlar unutmamalıdır ki; İYİ Parti ve İYİ Partililer vefasızlara geçit vermez ve vermiyecektir. Tüzüğümüze aykırı hareket edenlerin disipline sevki için elimizden gerekenin yapılacağının bilinmesini isterim” paylaşımında bulundu.

Söz konusu paylaşım, Akalın’ın “kesin ihraç talebiyle disiplin kuruluna sevk edileceği” iddialarını beraberinde getirdi. Ancak, Akalın’ın disiplin sürecine ilişkin henüz bir adım atılmadığı öğrenildi. Parti yönetiminde ve milletvekilleri arasında Akalın’ın ihracını isteyenler yer alsa da kurmayların çoğunluğu ihraca sıcak bakmıyor.

Cumhuriyet’ten Merve Kılıç‘ın edindiği bilgilere göre; Akşener üzerinden yapılan değerlendirmelerin Akşener’e değil, partiye zarar verdiğini kaydeden kurmaylar; “Parti yükselişe geçtiğinde ve Dervişoğlu başarılı olmasından ve yükselerek devam etmesinden rahatsız olanlar var. Akalın’ı ihraç etmek partide yeni bir cephe açar” yorumunu yapıyor.

İYİ Parti’nin polemiklerden uzak durması gerektiğinin altını çizen kurmaylar, “Yükselişin önüne geçilmemeli. Akşener üzerinden yapılan lehte ve aleyhte değerlendirmelerden uzak durulmalı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Paylaşın