Özel’den İktidara Sert Sözler: Pandemide Beş Maske Dağıtamayanlar…

Halkın Belediyesi Halkın İradesi Belediye Başkanları Toplantısı’nda konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Pandemide vatandaşa 5 maske dağıtamayan iktidar, CHP’li belediyeleri engellemenin derdine düştü” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen Halkın Belediyesi Halkın İradesi Belediye Başkanları Toplantısı’nda konuştu. Özel’in konuşması şöyle:

“Aralık ayının sonuna doğru hem başkanlarımızın kendilerine hem genel merkezimize üzerinde konuşacağımız, tartışacağımız, eksikliklerimizi gidereceğimiz, iyi yaptığımız işleri ortaklaştıracağımız bir süreci müzakere edeceğiz. Büyükşehirlerimiz, 21 il belediyemiz, yüksek nüfuslu çoğu ilçemiz tamamlandı; 50 bin nüfusun üzerindeki ilçelerimizde ölçümler devam ediyor. O süreçlerden aralık ayının sonunu beklemeden bana ifade edilen şudur: Şu ana kadar ölçülen belediye başkanlarımızdan memnuniyet oranının ortalamadaki artışı seçim gününe göre yüzde 8,5’tur.

Hepinizi yürekten tebrik ediyorum. Seçim günü ortalamamız yüzde 38’di Türkiye’de, şu anda ortalamamız yüzde 46’ya gelmiş durumdadır. 8 puanlık artışla ‘bugün seçim olsa bu belediye başkanına oy veririm’ diyenlerin toplamı bizim açımızdan yüzde 46’ya ulaşmış durumda. O gün elde ettiğimiz büyük başarı, gelecekteki büyük başarılar için kendimize sorumluluk yüklediğimiz o gecenin çok ilerisinde olduğumuzu, ayrıca sizlerin illerinizde, ilçelerinizde partiyi de yukarı çektiğiniz ve birinci parti olmasında emeklerinizin ne kadar yüksek olduğunu rakamlar gösteriyor.

Seçim gecesi otobüsün üstünden 2019’da Cumhur İttifakı’ndan devraldığımız İstanbul, Ankara, Adana, Mersin ve Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlarımıza daha önceden bizde olup AK Parti’den bu belediyeleri devralmamıza vesile olmuş halkçı belediyecilik uygulamalarını sürdüren İzmir, Muğla, Tekirdağ, Aydın ve Eskişehir’e ve ‘artık ben de israf istemiyorum, hizmet istiyorum’ diyen ve AK Parti’nin, MHP’nin belediyeciliği yerine halkçı belediyeciliği tercih edenlere önerdiğimiz ve hemşerileri tarafından bağırlarına basılan Manisa, Denizli, Balıkesir ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlarımıza otobüsün üstünden teşekkür etmiştim.

Deprem bölgesinden Adıyaman’ı, Kastamonu’yu, Kırıkkale’yi ve seçim gecesi sevindiğimiz, kimine şaşırdığımız ama bütün Türkiye’yi şaşkına çeviren Kilis’i, adını anamayacağım 400’ün üzerindeki belediyeyi her biriniz adına kutluyorum. Yenisiyle eskisiyle Türkiye nüfusunun yüzde 65’ini, Türkiye ekonomisinin yüzde 78’ini, Türkiye’de turistin ayak bastığı toprakların yüzde 91’ini CHP’li belediyeler yönetiyor. Bu yaptığımız ölçümler, parti seçmen kırılımları, 2019’daki iki İstanbul seçiminde AK Parti’ye oy verip bu seçimde CHP’ye oy veren kadın seçmenin durumuna baktığımızda ya da geçmişte CHP’ye hiç oy vermemiş Ankara’da milliyetçi-muhafazakar seçmenin oy davranış değişiminde ya da Türkiye’de ilk kez 7 bölgede birden il belediyesi olan tek parti olduğumuzun gerçeğiyle… AK Parti’nin Ege’de il belediyesi yoktur çünkü kusura bakmasınlar hepsini siz kazandınız.

Ege’de ilk kez CHP’ye oy vermiş seçmenlere bakarak bu seçmenlerin oy verme davranışını ne değiştirdi ve şimdi ne durumdalar diye baktığımızda ortaya bir şey çıkıyor: Vatandaşa dokunan, özellikle kadına, çocuklu kadına dokunan, evlerin içine gönül bağıyla giren, o evdeki yoksulluğa bir nebze çare olabilen, ayda 1-2 kere de olsa eve et sokabilen, doğal gazı kesilmiş evin faturasına omuz veren, evdeki çocuğu hiçbir yere bırakamadı diye çocuğunu kreşe kabul eden, dolayısıyla kadını istihdama yönlendiren, 1 yerine 2 asgari ücretin eve taşınmasına sebebiyet veren kreşleri açanlar ve Anne Kart verip çocuğunu annesine, kardeşine bırakacak ve işe koşacak kadına ya da evde ayrı ayrı doğal gaz yakmak yerine kardeşlerin bir araya gelebildiği ücretsiz ulaşımla ve gündüz doğal gaz faturasından tasarruf edebilmek gibi tahayyül dahi edemeyeceğimiz katkıları gören kadın seçmenler ilk kez CHP’ye yoğunlaşan ve CHP’nin AKP Parti’yi en açık şekilde geçtiği seçmen gruplarından bir tanesi oldular.

“Rakamların bize gösterdiği tabloyu saray da görüyor”

Öyle bir noktadayız ki bizim gördüğümüzü onlar da görüyor. İstanbul sokaklarında bir kolunda çocuğu, çantasından bir şey çıkarana kadar otobüsün önünü kesen Anne Kart çıkarıp Ekrem Başkan’a kalp yapan kadını sokakta görmeyenler, bugün ankette görüyorlar. Ya da veresiye defterinin pandemide Ankara’da kapatılmasını sadece reklam için koyduğumuz bir şey gibi görenler aslında o gün ‘defter kapandı, ABB’nin organizasyonuyla birisi geldi borcunuzu kapattı’ dendiğinde gırtlağı düğümlenen amcanın sandıkta ne yapacağını göremeyenler anketlere bakınca ne yaptığımızı ve samimi duygularımızın karşı tarafa nasıl geçtiğini çok iyi görüyorlar.

Halk Et’inden okul sütüne kadar, Hoş geldin Bebek’ten okulun ilk haftası verilen, sonra da ara ara içi doldurulan kırtasiye kitlerine kadar, okuldan çeşmeden su içilemezken parası olmayanın tuvalet çeşmesine yönelmemesi için okul sebiline kadar ya da üç kap sıcak yemeğine, üniversite öğrencisine dağıtılmasına bile zorluk çıkarılmaya çalışılan sabah çorbasına kadar her birisi buralarda oturan sizlerin eseri olan bu işlerin ne yaptığını vatandaş hissediyor ama artık saray da ölçümlerde görüyor. Geçen seçimin başarısında büyük pay sahibiydi bu, bu seçimde Sosyal Demokrat Belediyeler Eşgüdüm Konseyi’nde çalıştığımız Yılmaz Büyükerşen’in başında olduğu ve belediyerimiz eğittiğimiz, denetimlere hazır hale getirdiğimiz ve aralarındaki eşgüdümü sağladığımız çalışmaların yeni yeni meyvelerini aldığımız noktada rakamların bize gösterdiği bu tabloyu saray da görüyor.

‘Ne oldu da bunlar birden bu hale geldi’ derseniz, ilk 6 ayın belediye anket sonuçlarını gördüler ve bunun üzerine iki şeye kalkıştılar: Bir tanesini yapıyorlardı, artırdılar. CHP’yi kendi içindeki sorunlarıyla boğuşan, her an kurultay tartışmaları yaşayan, kurultaylarında kavgalar yaşayan, tartışmaların bitmediği bir parti gibi göstermek. Buna gerçekten emek, troll verdiler, bütçe ayırdılar. Bu konuda bir iki tane çatlak sesi büyüttüler ama bu konuda haklarını teslim etmek lazım, 81 il başkanı Tüzük Kurultayı’na gelirken dediler ki; ‘Bir yıl önce bize ve örgüte verilen bütün sözler tutuldu.

Sokakta kavga yok, sokakta olmayan kavgayı bu salona taşımayız.’ 81 il başkanı, 1 yıl önce yaşanan Cumhuriyet tarihin tek genel başkanının seçimle değiştiği o süreçten üzerinden daha 10 ay geçmişken hep birlikte durdular ve sahiplendiler, birliktelik mesajı verdiler. Biz partiyi nasıl yöneteceğimize büyük bir mutabakatla karar verdik. Ardından birkaç başka sözü de yayınladıkları bir deklarasyonla sokakta CHP’nin iktidara yürüyüşünün ayak sesleri var, sokakta işsizlik, yoksulluk, güvencesizlik, hayat pahalılığı konuşuluyor ve bunlara CHP’nin çağrı olabileceği konuşuluyor, bunun dışında bir şey konuşmayı doğru bulmuyoruz’ diyerek sarayın oyununu boşa çıkardılar ve CHP’nin hiç yaşamaması gereken ve gerçekte yaşadığı ama sosyal medyada köpürtülen tartışmalarına noktayı koydular.

Bu salondaki sizleri her türlü iftirayla itibarsızlaştırmak, ekonomik olarak zorda bırakmak, başaramıyor gibi göstermek ve bir yandan da size iftira atarak haksızlık ve hukuksuzluklarla CHP’nin belediyeciliğinin ilk 8 ayda yazdığı destanı gölgelemek. Bununla mücadele ettiğimiz zorlu, ağır bir süreçteyiz. Onun için buradayız, biriz ve beraberiz. 2019 seçimlerinden önce biraz önce bahsettiğim İstanbul’la, Ankara’yla, Mersin’le, Adana’yla, Antalya’yla Cumhur İttifakı’ndan büyükşehirlerin kiminin 25-30 yıl sonra alındığı sürecin yaklaşmakta olduğunu gördüklerinde, o günlerde artık o seçim onlar için çantada keklik değilken o karalamalara rağmen kazandık. Pandemide vatandaşa 5 maske dağıtamayan iktidar, CHP’li belediyeleri engellemenin derdine düştü.

Vatandaşın yaptığı bağışlara el koyarak, aşevi hesaplarına el koyarak pandemide vatandaşı aç bırakmayı göze aldı. CHP’li belediyelerin maske üretmesine engel olarak vatandaşı koruyacak maskesinden etmeyi göze aldı. Dayanışma hesaplarındaki milyonlarca lira, dakikalar içinde toplanan paralara el koydu ve hizmetlerin yapılmasına engel oldu ve sürecin sonunda seçimlere gittiğinde gördük ki bunu yaptığı belediyelerden Hatay’ı istisna tutarak hiçbir tanesini kaybetmediğimizi, üstüne yenilerini eklediğimizi ve inanılmaz bir başarı elde ettiğimizi gördü. O gün biz kazanmayı öğrenirken Tayyip Bey belki bu sefer kaybetmeyi öğrenmiştir dedik -yaptığı bütün engellemeler ve kötülükler hatırlatıldı- ama görüyoruz ki Tayyip Bey kaybettiğinde hazmetmeyi öğrenemiyor ama emin olsun ki böyle küçük sınavlarla öğrenemiyorsa sınavın büyüğü gelecek, o nasıl kaybediyormuş millet ona ilk seçimde gösterecek.

Biz hiç şüphesiz kadınlara, gençlere, bilime güvenerek oluşturduğumuz her yapıda kadın-erkek eşitliğine doğru adımlar atarak; kadınları, gençleri daha çok adaylaştırarak ve halkımızın bunu istediğini düşünerek buna çok olumlu karşılıklar aldık. Buna devam edeceğiz. Belediye başkanlarımızdan tüm süreçlerde yaklaşmakta olan CHP iktidarına ihtiyaç duyacağımız insan gücüne yönelik olarak tasarruflar yapmalarını hep istedim ama bundan sonraki dönemde gençlere ve kadınlara daha da fazla önem verilmesini ve bu konuda gayret gösterilmesini de size emanet ediyorum.

‘Seçim gecesi 22 yıl sonra ilk defa yenilen Erdoğan, balkona çıkıp dedi ki, ‘Dik duracağız ama dikleşmeyeceğiz.’ Bire bir aynı ifadeyi 2019’da da kullanmıştı, bu sefer milletle dikleşmeden 3 ay durabildi. İlk günlerde Meclis’te kendi grubuna bir talimat verdi, o talimat: ‘Türkiye Belediyeler Birliği, Tarihi Kentler Birliği, Marmara Belediyeler Birliği seçimlerinde belde belediyeleri de oy kullanabilsin.’ Doğu ve İç Anadolu’da yoğun olarak onda olan belde belediyelerinden istifade etmek suretiyle bu yapıların başkanlıklarını bize vermemeyi göze alıyorlardı ama o günlerde hem CHP’nin takındığı tutum hem milletimizin bize göstermiş olduğu güven ve o konuda kendilerine yaptığımız net ve sert uyarılar buna yeltenmemelerini sağladı.

3 ay dayanabildiler ve çok yönlü saldırıyı başlattılar. Temmuz ayı yaklaşırken SGK ve vergi borçları açısından belediyelerin tüzel kişiliklerine geçmişten birikmiş -şunu hepimiz biliyoruz ki her seçim döneminde af çıktığı için ve bu af çıktığında borcu olmayan belediyeler, yani SGK ve vergi borcunu ödemiş olan belediyeler diğerleri tarafından ‘Bizim gibi ödemeseydin, o faizi oraya vereceğine millete hizmet ederdin’ öğrenilmişliğiyle çok sayıda belediyede ama bilhassa AK Partili belediyelerin tamamında SGK ve vergi borçları dağ gibi bekliyordu.

CHP’li belediyelerin çoğunda meclis çoğunluğu olmadığı için, borçlanma yetkisini de meclis vermediği için, millete hizmet vermek için bankadan borç dahi alamadıkları için vergiyi ve SGK’yı ödemek yerine onu ileriye bırakarak acil hizmetleri görmeyi tercih ettiler. Bunun böyle olduğunu benden daha iyi Tayyip Bey biliyor. Bunun böyle olduğunu benden daha iyi Tayyip Bey biliyor. En borçlu belediyelerin AK Parti’li belediyeler olduğunu, CHP’de bulunan büyükşehirlerin de borç stoğunun AK Parti döneminden geldiğini hepimiz biliyoruz zaten. Tuttu bunu yaparak belediyelerin özellikle AK Parti döneminde borçlar birikmiş…

Yani yemeği AK Parti yemiş, hesabı faiziyle birlikte CHP’den bir kere daha alacak. Bu talimatı verdi, gerçekten zorlandık. Gerçekten kapalı oturumda ifade edilen rakamlar, yapılandırılsaydı, faizleri kaldırılsaydı, eşit taksitlere bölünseydi inanılmaz hizmetlere dönüşecekti. Bugün yapılanların fevkinde hizmetler yapılacaktı. Ama mazeret bilip de hizmeti durdurmadık. Arkadaşlar, güçlü mali disiplinleriyle bu işleri aştılar. Şimdi geldi belediye iştiraklerinde de kanunen yapamaz. Kanun çıkarması lazım. Meclis’e getirdi, geri püşkürttük. Cumhurbaşkanlığı Kararı’yla… Adım gibi biliyorum, Anayasa Mahkemesi bozar kanun yapsa.

Kanun yapmıyor, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi de yapmıyor. Karar yapıyor ki Danıştay’dan bozduramayalım diye. Böyle uyanıklıklarla belediye şirketlerine yöneliyor. Temel amaç, belediye şirketleri çalışana maaş ödeyemesin. Çöp aksasın. Biraz önce övündüğümüz sosyal yardımlar aksasın. Sanıyor ki bu olunca CHP, milletin gönlünde edindiği yerden düşecek. Sayın Erdoğan açıkça söylüyorum. Bunu yaptığında milletin gönlünden biz düşmeyiz. Biz geçmişte de nasıl bu işlere kalkıştığınızda kocaman afişlerle tam sizi şikayet edecekken, son gece korkup da geri çektiğini uygulamaları hatırlatırım. Bu yaptığınızı Türkiye’de duymayan bir kişi bile kalmayana kadar milletimize en güçlü şekilde anlatırız. Sizin bu yaptığınız döner yine sizi vurur.

CHP, hizmet aksarsa, aksatanın siz olduğunu anlatacak kabiliyette okuduğunu anlayan, duyduğunu anlayan, bunu çok iyi anlatabilen bir örgüte, üyelere ve seçmen yapısına sahiptir. Türk milleti de bir iş aksıyorsa, o işi gerçek aksatanın kim olduğunu görürse onu gönlünden düşürür. Siz 31 Mart’ta milletin gönlünden düştünüz. Milletin gönlünü kazanmanın yolu çelme çakmak, çirkef atmak, tekere çomak sokmak olamaz. Millet sizi bu hareketlerle tekrar dönlüne koymaz. Ama bu hareketler yerine hizmette yarışmak, mesela ‘Kreş mi yapıyorlar? Biz de bütün mahallelere kreş yapalım’ deseniz.

‘Yurt mu yapıyorlar? Bütün öğrencilere yurt yapalım’ deseniz veya ‘Sosyal yardım mı? En alasını yapalım’ deseniz, ‘Asgari ücreti 35-40 bin yapalım’ deseniz o zaman milletin gönlüne girmek mümkün olur. Biz milletin gönlünden düşmeyiz ama siz bu sefer gözünden de düşerseniz. Gönülden düşenin, gönüle girme ihtimali vardır. Ama bu millet gözünden düşene dönüp bir daha bakmaz. Bunları yapın. Kötülüğü yapın. Milletin gözünden düşün. Bir daha da millet dönüp size bakmasın. Ben bu yaptıklarınızın hepsinin arkasındayım.

Yapın Tayyip Bey. Milet görmüyor mu? Tekirdağ’da Süleymanpaşa Belediyesi bizdeyken, borçlara karşı yapılandırmayı reddet, bir dönem kendi hatamızdan size kaybettik. Borçların hepsi ödenmiş. Ne kadar iyi dedik. ‘Dört tane arsa vermişler’ dediler. Dedim helal olsun belediye başkanına. Arsayı vermiş, borcu sildirmiş. Dediler ki ‘üstünde cami de var ama’. Eğer belediye AK Parti’li ise belediyeye üstünde cami olan arsayı, arsa bedeli üzerinden borçlardan düşen ama CHP olunca tüm tekliflere karşı ‘Aman ha bunlara yağmurlu havada su vermeycektik.

Saray’dan talimat böyle’ diyen bir kamu yönetimi anlayışı var. Şimdi arkadaşlarımız bundan sonraki dönemde bütün yapıcılıklarıyla, bütün iyi niyetleriyle, kamu görevlilerinin devlet memuru olduğuna inaçlarını muhafaza ederek, bir partinin memuru olduklarını asla onlara yakıştırmadan, AK Parti ve MHP’li belediyelere yapılanların bir benzerlerini talep ederek, en iyi diyalog zeminini sürdürmeye devam edecekler. CHP’nin belediye başkanları kavga eden, sorun çıkaran, inatlaşan değil, diyalog kuran, sorun çözen ve kamu yöneticileridir.

Bu çizgimizin dışına çıkmaya, Tayyip Erdoğan’ın yaptıklarının hiç bir tanesi ve bize yaptıklarının hiç bir tanesi bu çizginin dışına çıkmamıza sebebiyet vermeyecektir. Kapalı oturumda da belediye başkanlarımızın sıkça ortaya koyduğu bu irade, benim açımdan da son derece kıymetlidir. Milletimiz bilsin ki SGK ve vergide birikmiş yıllardır faizi birikmiş ve şimdi CHP’li belediyelerde alacaklarından keserek yani vereceği maaştan, yapacağı kreşten keserek, dağıtacağı etten, sütten, çocuk bezinden keserek, CHP’den kesilenlerin aslında iflahı kesilmiş milletin gırtlağından, sofrasından, evladından ve huzurunda kesilmeye çalışıldığını görmek gerekiyor.

”İğrenç bir iftirayı, kirli ellerle üzerimize sürmeye çalıştılar”

Bu tartışmalar yetmezmiş gibi bir de CHP belediyeciliği sandığınız gibi şeffaf, sandığınız gibi temiz bir belediyecilik değilmiş algısını yerleştirmek için bir kumpasın içerisinde girdiler ama çıkamadılar. Kendilerine bir dönem nasıl kazanıyorlar diye sorulduğunda ‘Çalıyor ama çalışıyor’ diye lakap bile takılmasına bıyık altından gülüyordu bunlar. Millet o çalmaların çalışma ile örtülmediğini ve artık o arsız yaklaşımların hizmetleri nasıl aksattığını görünce bunları gerekli cevabı vermişti. Şimdi ‘biz temiziz’ diyemeyenler, ‘tencere dibin kara, seninki benden kara, CHP’de bizim gibi. Onlar da aslında temiz belediyecilik yapmıyor’ gibi iğrenç bir iftirayı, kirli ellerle üzerimize sürmeye çalıştılar.

Bu tartışmanın adı geçtiğimiz aylarda konser tartışmasıydı. Bilmiyor mu elimizdedir, bizden daha pahalıya konser yapan 46 tane AK Parti belediyesi vardır. Bilmiyor mu onları söyleyeceğimizi? Ama dediği, ‘Biz yapıyoruz ama onlar da yapıyor’ Oysa şunu ifade etmek isterim ki aramızda fark şudur, AK Parti’nin de güvendiği şudur; Kirlenirken birinciliği beyaza verdiler. Bütün renkler kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler. Bu CHP’nin beyaz olduğunu kabul edip, kendisinin kir tutmadığı gerçeğini de içselleştirmiş bir anlayış.

Bembeyaz bir A4’e kurşun kalemle bir nokta koysam yüz metreden görünür. Bizim zaten gri kağıdımız. Üzerine yazsam ismini, o bile okunmaz mantığıyla bize kara çalmaya çalıştılar. Bunlar ispatlandı ve net olarak söylendi ki biz ne teftişten korkarız ne de yaptığımız işten şüphemiz var. Son derece açık, son derece şeffaf. Karşılaştırıldığında AK Parti’nin yaptıklarından kıyaslanmayacak kadar ve hem ölçeği açısından hem de yapılan iş açısından, hizmet açısından belediye başkanlarımızın veremeyeceği hiçbir hesabın olmadığı ortaya çıktı o yüzden sustular. Yoksa susar mı? Altı ay konuşması lazım.

Sayın Erdoğan’a bizim millete veremeyeceğimiz hiçbir hesabın olmadığını söyleyerek şunu söylüyorum; Biz hesap sorduracaksanız, ilk önce çok güçlü delilleriniz ve çok temiz, özgüveni yüksek ekibinizin olması lazım. Ben bunu yapabiliyorum. Bunu yapamadığınızı, konser meselesi ortaya çıktıktan bir hafta sonra hep beraber gördük. Bir hesap soracaksanız, Bülent Arınç’ın deyimiyle ‘Ankara’yı parsel parsel satanlardan ya da kendi ifadenizle İstanbul’a ihanet edenlerden’ sormaya başlayabilirsiniz. Siz sormazsanız, biz soracağız. Önceki dönemlerdeki yolsuzluklarıyla ilgili İstanbul Büyükşehir’in 36, Ankara Büyükşehir’in 40, memleketim Manisa’yı sadece örneklendiriyorum; 8 dosyayı dört başı mamur hazır ettiklerini ama bu konuda ne savcıların ne de kamudaki yargı organlarının parmak bile kıpırtatmadığını bir kez daha ifade etmek isterim.

Baktılar ne yaparlarsa yapsınlar olmuyor. Bu kez seçimle kazanamadıkları belediyeleri masada çalmak için harekete geçtiler. Türkiye’nin en büyük ilçesi Esenyurt Belediyesi’ne kayyum atamaya kalktılar. Bir şafak operasyonunda kamu kurumu olan belediyenin kapısını balyoz ile kırıp, eş zamanlı olarak belediye başkanımız olan Ahmet Özer’in evine çilingir ile balyozla gidip, sese uyanıp kapıyı açan eşini ittirip, uyandırılmasına bile izin vermeyerek, onurunu kırmaya çalışarak kendisini gözaltına alanlar ve o gözaltıyı FETÖ’nün ilk döneminde olduğu gibi avukatsız yapanlar, oradan sözde topladıkları sözde delillerle yalandan tutuklama yapanlar, tutuklamasına yapılan itirazın diğer mahkemede ‘bunda tutuklanacak bir şey yok ama bir gizli tanık var’ demesiyle yeni bir faza girdiler.

Attıkları yalanların arkasından çekildiler, sürdürmediler. Şimdi bir gizli tanık eliyle tek sanıkta bir aydır, 200 sanığa dört günde iddianame yazdım’ diye böbürlenen bir savcı, tek bir sanığa bir aydır iddianame yazamıyor. Ben buradan Ahmet Özer’i selamlayacağım ama Ahmet Özer‘i şöyle selamlayalım. Sevgili kızı Serap ve değerli oğlu Serhan aramızda. Onların şahsında Ahmet Başkan’a bu salondan selam yolluyoruz. Ahmet Başkanımızın arkasındayız, Ahmet Özer suçsuzdur, evlatları da ailesi de Cumhuriyet Halk Partisi ailesi de Ahmet Özer‘le gurur duymaktadır.

Ardından biraz önce bu kürsüde olan Ovacık Belediye Başkanı. Üç dönemdir kazanır, üç dönemdir. Tunceli’ye giden bilir, bir elinde parti bayrağı bir elinde Türk Bayrağı olan, ağzından gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü düşürmeyen, en zorlu dönemlerde hizmet vermiş ve hep ama hep mağdurun yanında olmuş garibanın yanında olmuş, çalışkan, namuslu hepimizin gözbebeği biridir Mustafa Sarıgül. Ve bu Mustafa Sarıgül bundan 12 yıl önce, savcının ricasıyla, ‘Biz götürürsek askerlerimiz şehit olur, sen bir konuş.

Zaten aile CHP’li, sen bir konuş, siz götürün’ dedikleri bir cenazeyi belediyemiz götürdüğü için CHP’li aileye taziye yaptığı için ve ölenin suçu üzerinden anası, babası, taziye yapan komşularının sorumlu tutulduğu bir süreç bundan iki yıl önce akıllarına geldi. On yıl sonra dava açtılar. Yargıladıkları hemen herkes beraat etti. Elinde belediyesi var diye, kayyum atamaya bahane olabilir diye Mustafa Sarıgül’e ceza verdiler. Ona ne ceza verirlerse versinler, o kendi ailesinin de Ovacık’ın da Tunceli’nin de Cumhuriyet Halk Partililerin de vicdanında suçsuzdur, tertemizdir, bu partinin bir evladıdır. Onu da saygı ile selamlıyorum.

Buradan bir teşekkür, hep eleştirilerde bulunduk, bir teşekkür: Çok büyük bir kısmı muhalefete, bir kısmı da iktidarın küçük ortağına gelecek. Bu yaşananların hepsi OHAL’de çıkarılmış bir kanun hükmünde kararnamenin ürünüdür. Külliyen kanunsuzdur, hukuksuzdur, Anayasa’ya aykırıdır. Daha soruşturma açılırken, yani içinizden herhangi birine bir terör örgütünün adını anarak soruşturma açıldığı gün kayyum atamayı meşrulaştırır. Belediye meclisini ‘Hepiniz teröristsiniz, vekili de oradan seçmeyeceğim’ der ve bunu iki ayda bir sürdürürler. Buna, zaman zaman kavga eden, bir birinden ayrı düşünen, bugüne kadar hiçbir konuda bir araya gelmemiş Meclis’teki bütün partiler bir araya geldiler.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin yanında DEM’in, İYİ Parti’nin, Saadet’in, Gelecek’in, DEVA’nın, Demokrat Parti’nin, Yeniden Refah’ın, Emek Partisi’nin ve Türkiye İşçi Partisi’nin birlikte imza attıkları bir teklifle, bu kayyum uygulamasına son verecek teklifimizi Meclis’e ilettik. Evveli gün de Milliyetçi Hareket Partisi’nin Genel Başkan Yardımcısı bir kanun yoluyla bu kayyum işinin ortadan kaldırılabileceğini söyledi. Ben bu kadar olumsuzluk içinde saray bütün hesaplarıyla muhalefeti parçalamaya çalışırken, hele hele kayyum meselesinden muhalefeti birbirine düşürmeye hesap ve kitap kurulmuşken, bu hesabı bozan tüm siyasi partilerin genel başkanlarının şahsında kurumsal kimliklerine, üyelerine yürekten teşekkür ediyorum oyunu bozdukları için.

Milliyetçi Hareket Partisi’ne de diyoruz ki bu sefer bu değerlendirme, samimiyse ve eğer ittifak ortağınızın her dediğine, her yaptığına bugüne kadar verdiğiniz kayıtsız ve Meclis tarihi için takdire şayan desteğe bu sefer iktidar partisinden bir seferlik istediğiniz bu yaklaşıma destek bulabilirseniz, Türkiye’yi büyük bir ayıptan, demokrasimizi büyük bir cendereden kurtarmış olursunuz. Milliyetçi Hareket Partisi’nin o yaklaşımını da kıymetlendirdiğimi ve dikkatle takip edeceğimizi, bu hafta içinde de kendileriyle temas kuracağımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum. Hiçbir hamleden sonuç alamayanlar, bu işlere kalkıştılar, bugün de bir benzer durumla karşı karşıyayız. Aldılar, hiçbir şey dememişler. Dün tutukladılar, ‘Gizli tanık var’ demişler.

Burada yaşanan, Ahmet Özer’in yaşadığından ya da daha önce gizli tanık iftiraları ile görevinden alınan belediye başkanlarının yaşadıklarından farklı değil. Örneğin, Diyarbakır Belediye Başkanı, doktordu, bir yıldır milletvekiliydi. Bir yıl önce temiz kağıdı almıştı. Bir kez daha temiz kağıdı aldı, belediye başkan adayı oldu. Seçim gecesi soruşturma başlattılar, ‘Gizli tanık var’ diye. Gizli tanık ifade verdi, ‘Bir teröristi şu özel hastanede ameliyat etti’ diye. Ceza verdiler. Ceza istinaftan da onaylanıp Yargıtay’a gitti. Yargıtay’a savunma avukatları, o ifadeyi veren kadın gizli tanığın o akşam İstanbul’da bir başka özel hastanede kamera altında altı kere koridordan gelip gidip bir ameliyathanede bir başka hastanın ameliyatına eşlik ettiğini ispatladılar.

O kadar berraktı ki görüntüler, o kadar netti ki Selçuk Mızraklı’nın o dakika serbest bırakılmasını beklersiniz. Kararı bozdu Yargıtay ama tutukluluk haline devam ettirdi. Ameliyathaneden başka bir gizli tanık buldular arkadaşlar. O gizli tanıkla şimdi dosya tekrar Yargıtay’a yollandı. O kadın ve o ifade yalanmış ama ‘Paspas yapan birini bulduk. Selçuk Mızraklı bu ameliyatı yapmış’ diyorlar. Gizli tanık böyle bir ahlakın ürünüdür. O yüzden Ahmet Özer’i de Remzi Çalışkan’ı da ve onların şahsında aslında onların hizmet etmek, yüzünü güldürmek zorunda olduğu hem Esenyurtluları, hem Genel İş’in emekçilerini bir kez daha buradan onların şahsında saygı ile selamlıyoruz.

Biraz önce kreşlere nasıl saldırdıklarını ifade etmiştim. Bir tane kreş açmamışlar, 653 kreş açtık. Yazı yollamışlar, ‘Kapatın’ diye. Millete şikayet ettik. Kadınlar geldi, İstanbul’da isyan ettiler. Ekrem Başkan’ın karşısına geçmiş diyor ki, ‘Siz bu kreşi açtınız, ben 20 bin lira kreş parası bulamıyordum. Çocuğu kreşe verdim, işe gittim. Allah sizden razı olsun’. İşte o kadın ile uğraşan bir akıl var. O akıl ‘Kreşleri kapatın’ dedi. O kadın onun ağzını kapatınca ‘Biz kreş demedik, ilkokul dedik’ dedi. Yazıya rağmen. ‘Zaten bu CHP kandırıyor.

Kreş ve gündüz bakım evi diye bir şey olmaz’ dediler en son. Ben de öğrendim ki en son Cumhurbaşkanlığında, sarayda, külliyede kreş ve bakımevi varmış tabelası kocaman, önünde de Emine Hanım’ın resmi var. ‘Milli Eğitim Bakanlığı bu sefer aynı yazıyı Cumhurbaşkanlığına yollasın’ derken ‘İki nüsha yazsın’ dediler. Çünkü Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kreş ve çocuk bakım evi var, önünde de Murat Kurum’un fotoğrafı var. Bir tane de oraya yollasın. Ama Murat Kurum kreşe karşı değil ki. ‘Ben İstanbul’a belediye başkanı olursam her mahalleye bir kreş açacağım’ diye billboard asıyordu. Şimdi ‘Kreş olmaz, gündüz bakımevi olmaz, hiçbiri olmaz. Vatandaşı memnun etmeniz olmaz, baş edemiyoruz. Size de yaptırmayız’ bakış açısı var.

Ama şunu söyleyelim. Cumhuriyet Halk Partili belediyeler şu anda 653 olan kreş sayısını en kısa zamanda, birkaç ay içinde 1000’e çıkaracaklar, milletimize müjdeler olsun. Biz buradan ülkenin üzerine kabus gibi çökmeye çalışan bu kötülük şebekesine karşı açıkça meydan okuyoruz. Meclis toplantılarını, ihalelerini canlı yayınlayan belediyelerimiz tertemizdir, kir tutmaz. Devletten temiz kağıdı alıp, milletin oyu ile seçilen belediye başkanlarımıza uydurduğunuz suçlamalar yapışmaz. Sizin döneminizde, sizin döneminize göre 4-5 kat artan sosyal yardımlarımız ilaç gibidir; milletin dertlerine derman olur.

Kapatmak istediğiniz kreşleriniz ana kucağı gibidir, sarar sarmalar. Kent lokantalarımız Halil İbrahim sofrasıdır; paylaştıkça, bölüştükçe büyür. ‘Anne Kartımız’ fedakar annelere rahat bir nefes aldırır; kaygıları, dertleri hafifletir. Tarikatların kucağına ittiğiniz gençler için açtığımız öğrenci yurtlarımız, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün baba ocaklarıdır, baba evidir; kapısından girene güven verir. Öğrencilerimize karşılıksız verdiğimiz burslar, yardımlar hızır gibidir; zor zamanda imdada yetişir. Yaşlılara verdiğimiz evde bakım hizmetleri hayırlı evlat gibidir; her gün gelir, düzenli gelir.

Emekli evlerimiz güçten düşen yaşlılarımız için evladının evidir; kapıda elleri öpülür, sımsıcak bir sarılma ile buyur edilir, hep birlikte çaylar ve kahveler içilir. Çiftçiye, besiciye verdiğimiz destekler toprağa düşen bir tohum gibidir; yeşerir, büyür, serpilir ve mahsule dönüşür. Dalında kalan mahsulü üreticiden alıp, yoksula dağıtan belediyelerimizin yaptığı şey iyilikte yarışmaktır. Bizim sosyal belediyecilik anlayışımız coşkun bir ırmak gibidir; hem yatağına, hem çevresine hayat ve bereket taşır. Bunu milletimize taşıyanlar, yüreğinde sadece gurur taşır. Onlara atılan iftiralar vız gelir, tırıs gider. Hepinizle gurur duyuyoruz çok değerli belediye başkanlarımız.

Millet bize 31 Mart’ta bembeyaz sayfalar açtı. Eskisinden memnundu, yenisini açtı. Kimimize ilk sefer açtı. Bizim belediyelerimiz bembeyaz kağıt gibi. Ama AK Parti’nin belediyeciliği kir kaldırıyor, koyu, gri bir kağıt gibi. Bütün renkler kirlenirken, birinciliği beyaza verirler. AK Parti buna güveniyor. Bizim bu konudaki özenimizi, dikkatimizi en üst düzeyde tutmamız lazım. Bugüne kadarki gibi en üst düzey dikkatle devam etmemiz gerekiyor. Çünkü sizler Türkiye ittifakının belediye başkalarısınız. Her görüşten seçmenden oy aldınız. Herkese ayrımsız hizmet veriyorsunuz. Ama iktidar bu salona kayyumla saldırmaya çalışıyor. Belediyelerin gelirlerini keserek saldırmaya çalışıyor. Mallarına haciz getirerek saldırmaya.

Kumpasla, iftira ile saldırmaya çalışıyor. Bir topyekun saldırı başlattıklarına göre milletin temsilcilerinin yanıtı da topyekun olmalıdır, topyekun olacaktır. Bugün olduğu gibi buna karşı topyekun mücadele verilecektir.Önemli olan bu iftiralardan yılmamak, bunların yaptığı iftiralara aldırmamak ve bunlara karşı büyük bir dirençle ayakta durmak, dosta güven, olmayana kaygı vermek. Bugün bu yüzden burada toplandık hep beraber. Hem Ahmet Özer’e hem Mustafa Sarıgül’e sahip çıkmak için. Ya da Selçuk Belediyesi’ndeki örnek gibi yarın her birinize size özel saldırılara niyetlenenlere karşı hep bir arada durduğumuzu göstermek için.

Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi ‘Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır, o satıh bütün vatan toprağıdır.’ Madem ki vatan toprağının şimdilik yüzde 65’i size emanettir, o toprağı ve üzerinde yaşayanların haklarını vatanı savunurcasına savunmaya devam edeceğiz. Unutmayın ki bu kürsüden söylemiştik, tekrar ediyorum, 31 Mart‘ta çok önemli bir sınav oldu, devletle millet yarıştı, millet kazandı. Bu millet, devlet kurmuş millettir, kurdukları tüm devletlerle gurur duyuyoruz ve kurulmuş son devlettir, ilelebet yaşatmaya kararlıyız. Ama zaman zaman devleti yönetenler, bu onurlu göreve sahip olanlar, güçten zehirleniyorlar.

Ve bazen devletin başına geçip millete buyruk veriyorlar Kenan Evren’in yaptığı gibi. Kenan Evren yaptı millet dinlemedi, Kenan Evren dediğini değil, kendi bildiğini seçti. Zaman zaman 28 Şubat sürecinde bütün haksızlıklara rağmen ama bazen de devlet gücünü kullananlar o süreçte, gerçekten haksızlıklar yaptılar. O süreçte yapılanlardan anneanneler ve nineler zarar gördü. Orada millet, emri verenlere değil kapıdan ordu evinin kapısından sokulmayan ninelere sahip çıktı. 15 Temmuz günü devletin kılcal damarlarından ilerleyen Tayyip Bey’le farklı yollardan aynı menzile ilerleyenler vardıkları yerden bu milletin üstüne tank sürdüler, F-16 ile Meclisi bombaladılar. Millet onlara karşı da direndi ve kazandı. 31 Mart’a gittiğimizde bu kez aynı kibre Tayyip Bey kapıldı. Gazi’nin savaş meydanlarından bilgi geçsin diye kurduğu Anadolu Ajansını bir ittifakın ajansı yaptı.

”Türkiye İttifakı karşınıza dikilecek”

Hepimizin vergileriyle ayakta tuttuğu TRT televizyonunu AK Parti’nin televizyonu yaptılar. Devletin kaymakamının ilçe başkanı, valisini il başkanı kıldılar. Milletin karşısına geçip ‘Bunları seçeceksiniz’ dediler. Millet onların karşısına geçti, ‘Bunları seçeceğim’ dedi. Şimdi milletin tercihine ama kayyumla ama para keserek ama iftira ederek yine istikamet dayatmaya çalışıyorlar. Önümüzde bir kez daha buna hiç şüphe yok ki bir kez daha çok daha acımasızca, çok daha sert, çok daha gözü dönmüş bir şekilde, karşımıza devleti tüm kurumlarıyla dikecekler. Biz devlet çağırınca askere gidenleriz, biz devlet çağırınca vergisini verenleriz, biz bu devlet kurulsun diye dedeleri can verenleriz, biz bu devlet ayakta kalsın diye gerekirse can verecek olanlarız. Ama madem ki bu güçle devletin başına geçtiniz ve milletle inatlaşırsınız, milletin partisi halkın partisi, kurduğu ittifakı güçlendirerek, Türkiye İttifakı ile bir kez daha karşınıza dikilecek ve sizi hiç şüpheniz olmasın ki bir kez daha ve son kez yenecektir.

Türkiye İttifakı, gücünün milletinden, renklerini ay yıldızlı al bayraktan alır. Kırmızı beyaz renkleri ile bu ülkenin bütün renklerini kuşatır. Türkiye İttifakı ki 31 Mart’taki o zaferi, zafer değil sorumluluk görmüştür. Bunu omzunda sorumluluk görüp Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini ikinci yüzyılın ilk seçimlerinde iktidar yapmak üzere bir yürüyüşe başlamıştır. Biz, hep birlikte o yolda yürüyoruz. Cebinizdeki anahtar, belediyelerinizin değil, Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin ikinci yüzyıldaki iktidarının anahtarıdır. Yürüyün arkadaşlar, arkanızda millet var, yürüyün arkadaşlar yanınızda millet var. Yürüyün arkadaşlar. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi, iktidara yürüyor. Hep birlikteyiz, dosta güven, olmayana kaygı olsun ki Gazinin partisi birdir, ayaktadır, iktidara yürümektedir. Hepinizle gurur duyuyorum, hepinizle gurur duyuyorum.”

Paylaşın

Ankara’da ”Geçinemiyoruz” Mitingi: Emekten Yana Bütçe İstiyoruz

KESK’in Ankara’da gerçekleştirdiği ”Geçinemiyoruz” mitinginde, bütçenin aslan payının “faize, müşteri garantili şehir hastanelerine, yol, köprü, havaalanı, tünel inşaatı müteahhitlerine, ‘beşli çeteye’, sermayeye, savunma ve güvenlik adı altında silah sanayisine, çatışma ve savaşa, sarayın itibarına ve şatafatına” gittiği eleştirisi yöneltildi.

Mitingde, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) bütçe görüşmelerinin yapıldığı hatırlatılarak, “Biz emekten yana bütçe istiyoruz” talebi dile getirildi.

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) tarafından Ankara Tandoğan’daki Anadolu Meydanı’nda “Geçinemiyoruz” sloganıyla miting düzenlendi. Çok sayıda işçi ve sendika üyesi mitinge katılmak üzere sabah saatlerinden itibaren Atatürk Kültür Merkezi (AKM) önünde toplandı.

Daha sonra miting alanına yürüyüşe geçen işçiler ve sendika üyeleri, “Yoksulluk sınırı üzerinde maaş”, “Vergide adalet”, “Ulaşım, barınma, beslenme desteği”, “Ücretsiz bir öğün yemek”, “Yan ödemeleri emekliliğe yansıt” ve “İktidarların çıkarları için değil! Kadınlar, çocuklar, engelliler, yaşlılar ve tüm hak sahipleri için sosyal hizmet” yazılı pankartlar taşıdı.

Mitingte KESK Eş Genel Başkanları Ayfer Koçak ve Ahmet Karagöz katılımcılara seslendi. İki genel başkan mitingin çağrıcıları olmalarına karşın etkinliğin “emeğin çok sesli korosu” olarak bütün vatandaşların gösterisi olduğunu vurguladılar.

Ülke çapında, özelleştirmeleri protesto eden, emek mücadelesi için grevde olan bütün işçilere ve kayyum atanan Esenyurt, Mardin, Batman, Halfeti ve Bahçesaray belediyelerindeki direnişe selam gönderilerek başlanan konuşmada, “Hakikate ulaşmak için gerçek haber alma hakkımızın yılmaz savunucuları, tutsak edilen özgür basın emekçilerine; Emek, demokrasi ve barış mücadelesi verirken siyasi operasyonlarla tutuklanan yol arkadaşlarımıza selam olsun! Nerede olursa olsun; karakışı bahara, karamsarlığı umuda çevirmek için tırnak ile diş ile umut ile sevda ile düş ile direnenlere… bin selam olsun!” denildi.

KESK Eş Başkanları, on yıl önce de aynı meydanda yapılan mitingi hatırlattı ve geçen sürede iyileşme değil büyük ölçüde kötüleşme kaydedildiğini söyledi. Ülkedeki yem fabrikalarından limanlara, şeker fabrikalarından madenlere çok sayıda kamu kuruluşunun özelleştirme yoluyla yerli ve yabancı sermayeye “peşkeş çekildiği” de ileri sürülerek sağlık ve eğitim başta olmak üzere kamu hizmetlerinin piyasaya açılması, kamu alanına yatırmaların ise alabildiğine sınırlanması temelli bir çark kurulduğu eleştirisini de getirdi.

Eski Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin 2022’de döviz kuru ve enflasyon rekor üstüne rekor kırarken “Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kâr ediyorlar. Çarklar dönüyor” sözleri hatırlatılarak “Doğru, çarklar dönüyor. Ama nasıl dönüyor? Çarkların içinde kimler eziliyor? Emek karşıtı, sermaye yanlısı bütçelerle, adaletsiz vergi sistemi, özelleştirme talanı ve kamunun tasfiye edilmesi ile düzenin çarkları biz emekçileri eziyor” ifadeleri yer aldı.

Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK’in enflasyon rakamlarının gerçegi yansıtmadığı vurgulanırken ücretlerin açlık sınırında olduğu, işçilerin güvencesiz istihdamla ezildiği, hak arama yollarının da kapatıldığı belirtilerek, “Grev yasaklarıyla, sendikal hak ihlalleri ile torba yasalarla KHK’lerle, sorgusuz sualsiz ihraçlar, açığa almalar, sürgünlerle çarklar bizi eziyor” denildi.

KESK Eş Baskanları ayrıca, tasarruf adı altında okul öncesi öğrencilerin bir öğün ücretsiz yemeğinin kesilmesinin, çalışanların giyecek yardımının kaldırılmasının hak gaspı olduğunu da belirtti.

Yenidoğan Çetesi skandalına da değinen KESK Eş Başkanları, meselenin “Sağlıkta dönüşüm adı altında yürüttükleri rant politikalarının yeni doğan bebekleri dahi ölüme terk edecek boyutlara ulaşan vahşetidir. Yine bu politikalar bir taraftan sağlık emekçilerinin iş yükünü artırırken diğer taraftan sağlıkta şiddete zemin yaratmaktadır” ifadelerini kullandı.

KESK temsilcileri halkın seçtiği vekillerin cezaevlerinde tutulması ve belediye başkanlarının, eş başkanlarının gözaltına alınması, yerlerine kayyum atanmasının da “halk iradesinin ayaklar altına alınması” olduğunu kaydetti. Hükümetin ırkçı ve gerici bir anlayışla laikliği hedef aldığı da ileri sürülerek etnik ve inanç kimlikleri üzerinden toplumun ayrıştırılmasına ve kutuplaştırılmasına yol açıldığı da söylendi.

Son günlerin ana gündemi olan Kürt meselesine de değinen KESK Eş Başkanları, sorununun demokratik yol ve yöntemlerle çözülmesinden yana olduklarını belirterek, “Halklarımız barış özlemini ortak yaşam eşit yurttaşlık talebini açıkça ortaya koymuştur. Barış süreci yeniden örülmeli” dedi. Başta Kürt halkı ve Aleviler olmak üzere halkların eşit yurttaşlık talebinin Anayasa ile güvence altına alınması için mücadele etmeye devam edileceği de belirtildi.

Enflasyon ve işsizlikteki artışa dikkat çekilirken Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bütçe görüşmelerinin yapıldığı hatırlatılarak şöyle denildi: “Alacağımız ücretlerden, ödeyeceğimiz vergilere kadar hepimizin hayatını yakından ilgilendiren 2025 bütçesi görüşülüyor. (…) Bugüne kadar yapılan birbirinin kopyası bütçelerde emekçilerin, halkın talepleri, kadınların talepleri hiç dikkate alınmadı.

Kamu gider ve gelirlerinin belirlenmesinde bizlere hiçbir söz hakkı tanınmadı. Yani bütçe hakkımız yok sayıldı. Ülkeyi yönetenler, bu karanlık tabloya rağmen 2025 bütçesinde de yoksul emekçilerin yani bizlerin taleplerini yok sayıyor. Istakoz yedikleri masalardan, meclis bahçesindeki kebap partilerinden, mangalda sucuk partilerinden fotoğraf paylaşanlar yoksullaştırdıklarımilyonlara hala hiç utanmadan ‘kemer sıkın’ diyor.”

Ülkedeki vergi yükünün de çalışanların sırtına yıkıldığına işaret edilirken, bütçenin aslan payının “faize, müşteri garantili şehir hastanelerine, yol, köprü, havaalanı, tünel inşaatı müteahhitlerine, ‘beşli çeteye’, sermayeye, savunma ve güvenlik adı altında silah sanayisine, çatışma ve savaşa, sarayın itibarına ve şatafatına” gittiği eleştirisi yöneltildi ve “Biz emekten yana bütçe istiyoruz” talebi dile getirildi.

KESK’in ”Geçinemiyoruz, Yoksulluğa Karşı Mücadelede Birleşiyoruz” sloganıyla gerçekleştirdiği mitinge, KESK Şubeler Platformu’nu oluşturan 11 sendika geniş katılımla destek verecegini açıklamıştı. DİSK, TMMOB ve Türk Tabipler Birliğinin de destek verdiği mitinge çok sayıda emek örgütü, sivil toplum örgütü ile CHP, DEM Parti ve TİP de katıldı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Kayyım Atamaları: Mansur Yavaş’tan “Seçmen İradesi” Vurgusu

ABB Başkanı Mansur Yavaş, kayyım atamalarını eleştirerek, “Hukuki süreç sonuçlanmadan hiçbir yere kayyım atanmaması lazım” dedi. Mansur Yavaş, seçmen iradesinin öneminin altını çizdi.

Erdoğan’ın sözlerine de yanıt veren Mansur Yavaş, “Bütün belediye başkanları da oyunu artırarak seçildi. Şimdi aynı şekilde Sayın Cumhurbaşkanı böyle deyince ben gülümsedim. Yaptıklarımızın aynısını yapsınlar halk onları da seçer. Bizim yaptıklarımızı taklit etsinler” ifadelerini kullandı.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, CHP Genel Başkanı Özgür Özel başkanlığında parti genel merkezinde düzenlenen belediye başkanları toplantısına verilen arada gazetecilerin sorularını yanıtladı.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in aktardığına göre; İktidarın kayyum politikasını eleştiren Yavaş, “Hukuki süreç sonuçlanmadan hiçbir yere kayyum atanmaması lazım” ifadesini kullandı. Yavaş, seçmen iradesinin öneminin altını çizdi.

CHP’li belediyelerin kreş hizmetlerine yönelik kısıtlayıcı uygulamaları da ABB Başkanı Mansur Yavaş’a soruldu. CHP’li belediyelerin sosyal belediyecilik kapsamında yaptığı uygulamaların halkta büyük karşılık bulduğunu ifade eden Yavaş, “Bunu gördükçe, engel olmak için çareler arıyorlar” görüşünü savundu.

CHP’li belediyelerin, yurttaşa temas eden konularda merkezi hükümete, “Gelin birlikte yapalım” şeklinde işbirliği teklifi götürdüğünü vurgulayan Yavaş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunun siyaseti falan olmaz. Çocukların geleceği önemli. İnşallah bu tavırlarından da bir an evvel vazgeçerler.

Ankara’nın her tarafında, Karayolları’nın sorumluluğunda olan yollar kapanıyor. Araç gönderiyoruz ve bize, “Açmayın yolları” diyemiyorlar. Yalnızca karayollarında değil, kamunun bütün alanlarında belediye ile beraber hükümetin işbirliği yaparak vatandaşa çözüm üretmesi lazım. Biz çözüm tarafındayız onun için çözüm isteyen herkes işbirliğine hazırız.

ABB Başkanı Yavaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın CHP’li belediyelere yönelik eleştirilerine yönelik ise şu değerlendirmeleri kayda geçirdi: “Bazı televizyonlarda televizyon sürekli aleyhimizde karalamalar yapıldı. Seçmen bunlara tokat attı ve bir rekor kırdırarak bizi bir kez daha seçti. ‘Hiçbir şey yapmadın, algı yaptın’ gibi bir yaklaşım sergilediler. Ama gerçek belediyeciliği kimin yaptığını ve gerçek belediyeciliğin ne olduğunu tüm CHP’li belediye başkanları gösterdi.”

Paylaşın

İmamoğlu, Erdoğan’ın Sözlerine Verdiği Yanıtta Ekonomik Krize Dikkat Çekti

Erdoğan’ın “Milleti sunacak hiçbir şeyleri yok. Ne gam ne tasa” sözlerine yanıt veren Ekrem İmamoğlu, derin ekonomik krize dikkati çekerek, “Haktan uzak kalınca böyle oluyor” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel başkanlığındaki belediye başkanları toplantısına katılmak için geldiği CHP Genel Merkezi’nde gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Ekrem İmamoğlu, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Milleti sunacak hiçbir şeyleri yok. Ne gam ne tasa” sözlerine ilişkin değerlendirmede bulundu.

Türkiye’deki derin ekonomik krize dikkati çeken İmamoğlu, CHP’li belediyelerin sosyal belediyecilik uygulamalarının önemine dikkati çekti. İmamoğlu, CHP’li belediye başkanlarının ekonomik krizle mücadele eden yurttaşların yaralarını sardığını vurgulayarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerine tepki gösterdi.

CHP’li tüm belediye başkanlarının ekonomik depresyonla mücadele eden yurttaşları sağlıklı tutmaya gayret ettiğini belirten İmamoğlu, “Cumhurbaşkanının bir emekliye, bir öğrenciye ya da çocuğunu kreşe, okula yollayamayan anneyle tartışmasını öneririm” diye konuştu.

İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın CHP’li belediyelere yönelik eleştirel sözleriyle ilgili, “Haktan uzak kalınca böyle oluyor” değerlendirmesini de yaptı.

Paylaşın

Suriye Ordusu, Karşı Saldırıya Hazırlanmak İçin Halep’ten Çekildi

Suriye ordusu, karşı saldırı hazırlamak amacıyla Halep’teki birliklerin “geçici olarak çekileceğini” duyurdu. Ordu, son birkaç günde Halep ve İdlib’de yaşanan şiddetli çatışmalarda onlarca askerin öldürüldüğünü veya yaralandığını ekledi.

Haber Merkezi / İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), muhalif cihatçı grup Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) ve müttefiklerinin ülkenin ikinci büyük şehri Halep’in “büyük bölümünün” kontrolünü sağladığını öne sürdü.

SOHR, Rusya’nın 2016’dan bu yana ilk kez Cumartesi gecesi Halep’in bazı bölgelerine hava saldırıları düzenlediğini de kaydetti. Gözlemci grup, 29 Kasım’da muhalif güçlerin Halep’e bubi tuzaklı iki arabayı patlatarak girdiğini bildirmişti.

SOHR, bu güçlerin Cuma günü 50’den fazla kasaba ve köyün kontrolünü ele geçirdiğini aktarmıştı.

Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon (OCHA) Suriye Ofisi, 14 bin kişinin yerinden edildiğini belirterek, “durumun giderek kötüleştiğini”  vurguladı. Sivil kayıplar olduğu, ancak sayının bilinmediği bildirilirken, altyapı hasarı ve güvenlik endişeleri nedeniyle bazı insani yardım kuruluşlarının faaliyetlerini geçici olarak askıya aldığı da kaydedildi.

Suriye’nin ikinci büyük kenti Halep, cihatçı grupların kalesi olan İdlib kentine sınır ve İdlib’in büyük  kısmı HTŞ tarafından kontrol ediliyor. Ayrıca sınır bölgedeki Hama ve Lazkiye de HTŞ’nin kontrolü altında bulunuyor.

Halep 2016’da dönüm noktası

2016’daki Halep savaşı, 2011’de Beşar Esat yönetimine karşı başlayan protestoların tam kapsamlı bir savaşa dönüşmesinden bu yana Suriye hükümet güçleri ile muhalif savaşçılar arasındaki savaşta bir dönüm noktası olmuştu.

Rusya, İran ve müttefikleri, o yıl Suriye hükümet güçlerinin haftalarca süren zorlu bir askeri harekat ve kuşatmanın ardından Halep’in tamamının kontrolünü geri almasına yardımcı olmuştu.

Bazı muhalif güçlerin başlıca destekçisi olan Türkiye, kuzeybatı Suriye’nin bazı bölgelerinde askeri varlığa sahip. Ayrıca büyük ölçüde Suriye’nin doğusunda ABD, IŞİD militanlarıyla savaşan Suriye Kürt güçlerini destekliyor.

İç savaşta en az 500 bin kişi hayatını kaybetti

2011 yılında, hükümete karşı düzenlenen protestoların, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad tarafından şiddet kullanılarak bastırılmaya çalışılmasının ardından başlayan iç savaşta bugüne dek 500 binden fazla kişi hayatını kaybetti, milyonlarca kişi de göç etmek zorunda kaldı. Aralarında Esad’ın müttefiki olan Rusya, İran ve Lübnan’daki Hizbullah’ın da bulunduğu pek çok yabancı güç de savaşa fiilen katıldı.

El Kaide terör ağına bağlı HTŞ, Suriye’nin kuzey ve kuzeybatısında, aralarında İdlib ve Halep’in de bulunduğu pek çok bölgeyi kontrolü altında tutuyor.

Türkiye ile Rusya’nın arabuluculuğunda, 2020’de İdlib’de sağlanan ateşkese, bugüne dek zaman zaman ihlal edilmiş olsa da, taraflarca büyük oranda uyulmuştu. 2015 yılında Suriye İç Savaşı’na müdahale eden Rusya, savaşın seyrini Beşar Esad yönetimi lehine değiştirmişti.

Türkiye’den açıklama

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, Cuma günü sosyal medya platformu sosyal medya hesabından bir açıklama yaptı. “Sınırımızın sıfır noktasında bulunan İdlip ve mücavir bölgede sükunetin muhafazası ülkemiz açısından öncelikli bir meseledir” diyen Keçeli, “2017 yılından bu yana, İdlip Gerginliği Azaltma Bölgesi’yle ilgili bazı mutabakatlar tesis edilmiştir. Türkiye, taraf olduğu mutabakatların gereğini hassasiyetle yerine getirmektedir” ifadesini kullandı.

Yaşanan çatışmaların bölgede gerginliğin istenmeyen şekilde artmasına sebep olduğunu belirten Keçeli, “İdlip’e yönelik son dönemdeki saldırıların, Astana mutabakatlarının ruhuna ve işleyişine zarar verecek boyuta ulaştığı ve ciddi sivil kayıplara yol açtığı konusunda gerekli uyarıları çeşitli uluslararası platformlarda yapmış ve bu saldırıların durdurulması gerektiğini kayda geçirmiştik” dedi.

Sivil halkın zarar görmemesi ve yeni istikrarsızlıklara yol açılmamasının Türkiye için büyük önem teşkil ettiğini ifade eden Keçeli, “Diğer taraftan, mevcut istikrarsızlık ortamından istifade etmeye çalışan Tel Rıfat ve Münbiç’teki terör gruplarının sivil halkı ve Türkiye’yi hedef alan saldırılarındaki artışı da dikkatle izliyoruz” ifadelerini kullandı.

Rusya’dan Beşar Esat’a çağrı

Kremlin Cuma günü yaptığı açıklamada, Suriye hükümetinin Halep bölgesinde yıllar sonra ilk kez muhaliflerin düzenlediği saldırıların ardından bölgede anayasal düzeni en kısa sürede yeniden tesis etmesini istediğini söyledi.

Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esat’ın sadık müttefiki olan Rusya, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana Ortadoğu’daki en büyük müdahalesini gerçekleştirerek 2015 yılında Esat’ın yanında isyancılara karşı askeri müdahalede bulunmuştu. Rusya ayrıca Suriye’de bir hava üssü ile deniz üssü bulunduruyor.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, Moskova’nın isyancı saldırısını Suriye’nin egemenliğinin ihlali olarak gördüğünü ve yetkililerin kontrolü yeniden sağlamak için hızlı bir şekilde harekete geçmesini istediğini söyledi.

Peskov, “Halep çevresindeki durum Suriye egemenliğine yönelik bir saldırıdır ve biz Suriye yetkililerinin bölgeye düzen getirmesinden ve en kısa zamanda anayasal düzeni yeniden tesis etmesinden yanayız” dedi.

Peskov, Esat’ın Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin ile görüşmek üzere Moskova’ya uçtuğu yönündeki doğrulanmamış Rus Telegram haberleri sorulduğunda, konuyla ilgili “söyleyecek bir şeyinin olmadığını” belirtti.

Çatışmalar ne zaman ve nasıl başladı?

27 Kasım Çarşamba günü başlayan çatışmaların ardından Rusya ve Suriye hava kuvvetleri, HTŞ liderliğindeki güçlerin Suriye’nin kuzeyindeki mevzilerine saldırılar düzenledi. Saldırılar, bu grupların Suriye devletinin kontrolündeki Halep’in kuzeybatısında bazı köy ve kasabaların kontrolünü ele geçirmesinin ardından yapıldı.

Ankara kaynakları ise Suriye ordusunun bölgeye saldırılarının son dönemde arttığını, “Suriyeli muhalif grupların” buna yanıt olarak Halep istikametinde sınırlı bir operasyon başlattığını söyledi. İstihbarat kaynakları, sınırlı planlanan bu operasyonun, “rejim unsurlarının bulundukları bölgelerden kaçmaya başlamaları ile genişlediğini” ifade etti.

HTŞ liderliğindeki güçler de son haftalarda Rus ve Suriye hava kuvvetlerinin güney İdlib’deki sivillere yönelik artan saldırılarına yanıt verdiklerini söyledi. HTŞ, kendi mevzilerinin yakınına asker yığan Suriye ordusunun olası bir saldırısını önlemeyi amaçladığını da belirtti.

Suriye ordusunun konuyla ilgili açıklamasında, “geniş bir cephede büyük bir saldırı” başlatan “teröristlerin” ağır kayıplar verdiği belirtildi. Suriye ordusu toprak kazanmak ve çatışmayı bastırmak için Rusya ve ismi açıklanmayan “dost güçlerle” işbirliği yaptığını söyledi.

Saldırılar, Rus ve İran basınında nasıl yankılandı?

İran’da, Devrim Muhafızlarına yakın medya saldırıların amacının Hizbullah’ı zayıflatmak olduğu yorumunu yaptı. Saldırılarla ilgili İsrail ve ABD’yi suçladı. Rusya’da ise Kremlin yanlısı bazı Telegram kanalları Türkiye’yi isyanı kışkırtmakla suçladı.

Devlet yanlısı bazı Rus yorumcular, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçmenine sunmak üzere “küçük, muzaffer bir savaş” başlatmayı amaçladığını, aynı zamanda Rusya’nın bölgedeki varlığını sınırlamayı hedeflediğini söyledi.

Yorumcular Moskova’nın “Ukrayna’ya odaklandığını ve mevcut koşullar altında Türkiye ile karşı karşıya gelmesinin pek olası olmadığı” görüşünü dile getirdi.

Paylaşın

Bahçesaray Belediyesi’ne Kayyım Atandı: Van’da Gösteri Ve Yürüyüşlere 10 Gün Yasak

Bahçesaray ilçesinin DEM Partili Belediye Eş Başkanı Ayvaz Hazır görevden alındı ve yerine kayyum atandı. Van Valiliği ise, il genelinde açık veya kapalı alanda yapılacak toplantı, yürüyüş, basın açıklaması ve oturma eylemi gibi etkinliklerin 10 gün süreyle yasaklandığını duyurdu.

Haber Merkezi / İçişleri Bakanlığı, DEM Partili Hazır’ın “PKK/KCK silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak” suçundan soruşturmasının devam ettiği belirtildi. Bakanlık, Belediye Kanunu’nun ilgili maddeleri gereğince Van’ın Bahçesaray ilçesine, Belediye Başkan Vekili olarak Harun Arslanargun’un görevlendirildiğini duyurdu.

2015’te hakkında açılan bir davada 3 yıl 1 ay hapis cezası alan Van’ın Bahçesaray ilçesinin DEM Partili Belediye Eş Başkanı Ayvaz Hazır görevden alındı ve yerine kayyum atandı. Bugünkü kayyum atamasıyla birlikte yerel seçimlerden sonra 6 DEM Parti ve 2 CHP belediyesine kayyum atanmış oldu.

İçişleri Bakanlığı’ndan konuya ilişkin yapılan açıklamada, “Bahçesaray (Van) Belediye Başkanı Ayvaz Hazır’ın Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2022/196 esas sayılı dosyası kapsamında PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olmamak ile birlikte terör örgütü adına suç işlemek  suçundan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası alması ve Van 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2023/130 esas sayılı dosyası kapsamında PKK/KCK silahlı terör örgütü propagandası yapmak suçundan soruşturmasının devam etmesi nedeniyle, Ayvaz Hazır’ın Anayasa’nın 127’inci maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47’inci maddesi gereğince geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığı’nca görevden uzaklaştırılmıştır. 5393 sayılı Belediye Kanunun 45 ve 46’ıncı maddeleri uyarınca Bahçesaray Kaymakamı Harun Arslanargun, Van Valiliğince Bahçesaray Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirilmiştir” ifadeleri kullanıldı.

Hazır’ın hapis cezasına çarptırıldığı davaya konu olay belediyede memur olarak çalıştığı 2015 yılında yaşandı. Belediye önündeki bir basın açıklaması nedeniyle, aralarında Hazır’ın da bulunduğu 15 kişi hakkında soruşturma açıldı. Soruşturma daha sonra davaya dönüştü. 2016 yılında karara bağlanan dava, Yargıtay’da bozularak, yeniden görüldü.

Yeniden görülen ve dün sonuçlanan davada Hazır hakkında, “örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” suçundan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası verildi. Davaya katılan diğer sanıklar hakkında 3 yıl 1 ay ile 6 yıl 3 ay arasında değişen hapis cezaları verildi. Hazır’ın avukatı Şahin Cangüler, gerekçeli karar yazıldıktan sonra itiraz edeceklerini söyledi.

DEM Parti Van İl Örgütü tarafından sosyal medyada yapılan paylaşımlarda, ortak mücadele çağrısı yapıldı. Yapılan paylaşımda, “Bahçesaray belediyemize yönelik kayyım darbesini kabul etmiyor, tüm halkımızı bu hukuksuzluğa karşı demokratik tepkisini göstermeye çağırıyoruz. Kayyım gaspını kabul etmeyeceğiz” denildi.

DEM Parti Genel Merkezi’nden yapılan açıklamada da “Van Bahçesaray Belediye Eş Başkanımız Ayvaz Hazır’a jet hızıyla ceza verilerek kayyım atanmasına gerekçe yapıldı. Haksız ve hukuksuz bir şekilde irademizi gasp eden kayyım darbesine karşı halkımızı demokratik protesto hakkını kullanmaya, iradesine sahip çıkmaya çağırıyoruz!” denildi.

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan, Bahçesaray Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki gösterdi. Sosyal medya hesabından karara ilişkin paylaşım yapan Hatimoğulları, şu ifadeleri kullandı: “Van Bahçesaray Belediyesi’ne kayyım atanması, halk iradesinin hiçe sayılmasıdır. Bu irade gaspını kınıyoruz!

Demokrasinin kırıntısının dahi ortadan kaldırıldığı bu kayyım zorbalığı ile iktidar meşruiyetini sıfırlamaktadır. Kayyıma gerekçe yapılan suçlamaların hepsi safsatadır. İktidara sesleniyorum; Kürtler ve tüm halklar nezdinde tabela partisine döndünüz. Çok yakında o kentlerde kayyımlarınızdan başka kimseyi yanınızda bulamayacaksınız. Kayyım zalimliğiniz arttıkça zevalinizi de bulmanız çok yakındır. Demokratik kamuoyuna çağrımız, Van direnişi ruhuyla Bahçesaray’a sahip çıkalım. Hep birlikte bu sürekli darbelere karşı demokrasiyi savunalım.”

Bakırhan’ın tepkisi de şöyle: “Van Bahçesaray belediyemize dönük yapılan kayyım darbesini lanetliyorum. Van’da 14-0 hezimetini yaşayanlar iflas etmiş kayyım siyasetinden medet umacak kadar aciz bir yönetim aklıyla hareket ediyorlar. İktidarın bu darbeci politikaları halkın iradesine her seferinde çarpıp tuzla buz olacaktır. İktidar bilsin ki; atadığı her kayyımda demokratik meşruiyetini yitirmekte; Kürt kentlerinde zorla, copla, gazla, hileyle, hukuksuzlukla var olmak dışında tek bir siyasi varoluşu kalmamaktadır. Bahçesaray bizimdir, belediyemizi alana kadar mücadelemizi amansızca sürdüreceğimizin sözünü veriyoruz.”

CHP Lideri Özel’den sert tepki

Kayyım atanmasına bir tepki de CHP Genel Başkanı Özgür Özel’den geldi. Özel, sosyal medya hesabından konuya ilişkin şu paylaşımı yaptı: “İktidarın ardı ardına seçilmiş belediye başkanlarına yönelttiği operasyonlar, milletin iradesini hiçe saymaktır, bir çaresizliğin itirafıdır. Dün nasıl Esenyurt’un, Tunceli’nin, Mardin’in yanındaysak bugün de Bahçesaray’ın ve Bahçesaray halkının iradesinin yanında duracağız.”

DEM Parti, 31 Mart yerel seçimlerinde Van Büyükşehir Belediyesi dahil 14 belediyenin tamamını kazanmıştı. Hazir, bu seçimde Bahçesaray halkının yüzde 21,33’ünün oyunu alarak seçilmişti.

Geçen hafta da Tunceli Belediye Başkanı Cevdet Konak ile Tunceli iline bağlı Ovacık İlçesi Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül görevlerinden uzaklaştırılarak yerlerine kayyum ataması yapılmıştı. Ayrıca yine Kasım ayı içinde Mardin, Batman ve Şanlıurfa Halfeti belediyelerine ve geçen ay İstanbul’un Esenyurt Belediyesi’ne kayyum atanması kararlaştırılmıştı.

Bu karar öncesinde kayyum uygulamalarına tepki gösteren muhalefet partilerinden CHP ve DEM Parti’nin liderleri Cuma günü bir araya gelerek, söz konusu uygulamaya karşı haızrlanan ortak kanun teklifine destek talep ettiler.

Van’da gösteri ve yürüyüşler yasaklandı

Kayyum kararının ardından Van Valiliği de il genelinde açık veya kapalı alanda yapılacak toplantı, yürüyüş, basın açıklaması ve oturma eylemi gibi etkinliklerin 10 gün süreyle yasaklandığını duyurdu.

Valilikten yapılan yazılı açıklama şu şekilde: “Anayasamızda ve kanunlarda öngörülen sınırlandırma ve yasaklama şartlarını doğrudan ve açıkça oluşturduğu değerlendirilen eylemler ile saldırı olaylarının önüne geçmek, vatandaşlarımızın can ve mal güvenliklerini sağlamak, terör örgütlerinin planlarını bertaraf etmek ve bu bağlamda, milli güvenliğin sağlanması, kamu düzeni ve genel sağlığın korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, temel hak ve özgürlükler ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin ve genel asayişin devamının temini ile şiddet olaylarının yaygınlaşmasının önlenmesi amacıyla; Van ili coğrafi sınırları içerisinde 29.11.2024 tarihinden geçerli 08.12.2024 tarihi de dahil olmak üzere (10) gün süre ile, Valilik ve Kaymakamlık makamlarınca uygun görülenler hariç olmak üzere, 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu hükümlerine göre düzenlenecek gösteri yürüyüşü, açık hava toplantıları ve kapalı yer toplantıları, basın açıklaması, oturma eylemi ve anket yapılması, çadır ve stant kurulması/açılması, imza kampanyası düzenlenmesi, bildiri, broşür ve el ilanı dağıtılması ve her türlü protesto eylemi şeklindeki faaliyetler 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun ilgili maddeleri doğrultusunda yasaklanmıştır.

Belirtilen tarihler arasında, ilçelerimizden veya çevre illerden bireysel veya toplu olarak veya ilimiz güzergâhını kullanarak, her türlü kanuna aykırı eylem, etkinliğe katılım sağlanmasının önlenmesi amacıyla, kanuna aykırı eylem/etkinliklere katılması muhtemel şahıs/şahıslar/grup/grupların 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 11. Maddesinin (c) fıkra hükümleri gereğince ilimiz ve ilçelerimizden giriş ve çıkışlara, buralardan bireysel veya toplu olarak çıkışlarına ve bu kapsamda belirtilen yere geçişler için başka illerden gelerek ilimiz güzergâhının kullanılmasına izin verilmemesi  kararı alınmıştır”

Paylaşın

Erdoğan’dan “Enflasyon” Açıklaması: En Zor Günler Geride Kaldığı

Katıldığı bir etkinlikte enflasyona ilişkin değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, “Pembe tablolar çizmek niyetinde değilim. Bunu hiçbir zaman yapmadım. En zor günlerin artık geride kaldığını sizlerle paylaşmak isterim. Türk ekonomisi fırtınalı sulardan atık serin sulara doğru yol almaktadır” dedi.

Erdoğan konuşmasında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’i eleştiren ve bu nedenle hakkında soruşturma başlatılan CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e tepki gösterdi:

“Hakim ve savcıları cezaevi kapılarında küstahça tehdit etmenin bir muhalefet geleneği olduğunu CHP’nin yeni yönetimine baktığımızda çok net görüyoruz. Kavga gürültü hiç eksik olmuyor. Yönettikleri şehirlerde trafik sorunu katlanılmaz boyutlara ulaşmış, depremle ilgili hiçbir adım atılmamış. Meydanlarda vatandaşa verdikleri sözlerin hiçbiri tutulmamış. Belediyelerde yolsuzluk, işbilmezlik almış başını gitmiş. Varsa yoksa cumhurbaşkanı adayı kim olacak, genel başkanlık koltuğuna kim oturacak, tüm dertleri bu. Türkiye’nin bunlarla kaybedecek vakti de enerjisi de yok”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TÜYAP Fuar Merkezi’nde Dünya Müslüman İş Alemi MÜSİAD Fuarı ve Uluslararası İş Forumu Kongresi’nde konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

“MÜSİAD başta olmak üzere bu fuarın ve forumun terkibinde emeği geçen, katkısı ve desteği bulunan herkesi yürekten tebrik ediyorum. Fuarı ve kongreyi teşrif eden muhterem temsilcilerimize, Türkiye’ye hoş geldiniz safalar getirdiniz diyorum.

MÜSİAD EXPO Fuarı’nın bu sene 20.’sini icra ediyoruz. Ülkemiz içinden ve yurt dışından ilginin gayet yoğun olduğunu görüyorum. 88 ülkeden iş insanları, sanayiciler ve yatırımcılar bir araya getirildi. Tekstil, makine, inşaat, yapı malzemeleri, gıda, tarım ve savunma sanayi firmalarımızın fuara mührünü vurmasını önemsiyoruz.

24 sektörden 300’ü aşkın katılımcı firmayı buluşturan görüşmelerinde hedef 1 milyar dolarlık hacme ulaşmaktır. İnşallah bu rakamın üzerine çıkıldığına inanıyorum. Artık bir MÜSİAD klasiği haline dönüşen bu başarılı organizasyon dolayısıyla derneğimizin yöneticilerini tek tek kutluyorum.

Uluslararası İş Forumu’nun insani ve iktisadi boyutuyla göç teması altında tertiplenmesi ayrıca takdire şayandır. Göç konusu sadece bizim gibi geçiş güzergahındaki ülkeler içinde değil, gelişmiş, gelişmekte olan fark etmeksizin tüm dünya için günümüzün en hassas meselelerinden biridir.

Türkiye açısından göç çok daha eski bir kavramdır. Coğrafi konumuz, beşeri ve kültürel bağlarımız sebebiyle tarih boyunca göç hareketlerine muhatap olmuş bir ülkeyiz. Kırım’dan, Kafkaslar’dan, Balkanlar’dan yoğun göçler aldık. Son 2 asırda başı dara düşen, sürgüne uğrayan soydaşlarımızı muhabbetle bağrımıza bastık. Müslümanlarla birlikte gün oldu musevi ve hristiyanlara da kapımızı açtık.

Suriye’deki iç savaştan kaçan komşularımıza da sahip çıkan biz olduk. 1960’lardan başlayarak yüz binlerce insanımız Sirkeci tren istasyonunda davulla zurnayla uğurlanarak gurbet trenlerine bindi, Almanya daha sonra Belçika, İsviçre ve Avrupa’nın diğer ülkelerine rızıklarını kazanmak için gitti.

Bugün Suriye’den 3,5 milyon civarında yerlerinden edilmiş insanlara ev sahipliği yapıyoruz. Avrupa’nın farklı ülkelerinde 6 milyonu aşkın kardeşimiz yaşadıkları ülkenin ekonomisine önemli katkılar sunuyor. Göç ve göçmenlik olgusuna aşina bir milletiz. Hem uzun yollar farklı kaynaklardan göç almışız hem de vatandaşlarımızı göçmen olarak farklı ülkelere göndermişiz. Bu tecrübe milletimizin farklı kesimlerini meşgul eden göç meselesini daha sağlıklı zeminde değerlendirmemize imkan sağlıyor.

Kimi ülkeler göçmen konusuna sadece menfaat penceresinden yaklaşabilir, kimi ülkeler etnik ve kültürel tehdit olarak ele alabilir. Kimileri ise meseleyi güvenlik ekseninden okuyabilir. Biz Türkiye olarak göç olgusuna çok boyutlu şekilde, özellikle insani değerleri merkeze alan yaklaşımla bakmak zorundayız.

Bu meseleyi bütünlüklü anlayışla okumak buna göre doğru, kalıcı ve uzun vadeli politikalar geliştirmek mecburiyetindeyiz. Göç başlığı her açıldığında konuyu düzensiz göçle mücadele paranteze alıp güvenleştirmek doğru bir tavır değildir. Düzensiz göç baskısıyla yüzleşen her devlet de Türkiye illegal göç akımlarıyla mücadelesini tavizsiz sürdürecektir. Hudutlarımızın güvenliğini namusumuz gibi koruyacağız.

“Nefret söylemlerine, faşizme, ırkçı vandallığa provokasyonlara eyvallah diyemeyiz”

Kayıt dışılığın sıfırlanmasına yönelik kararlı politikalarımızdan geri adım atmayacağız. Geçici koruma altındaki kardeşlerimizin doğdukları topraklara güvenli, onurlu geri dönüşlerini teşvik ediyoruz. Suriye’de huzur ve güven ortamı güçlendikçe gönüllü dönenlerin sayısı artacaktır. Kör bir husumetin tuzağına düşmeyeceğiz. Avrupa’sından Amerika’sına herkesin ciddi katma değer sağladığı göç, göçmen konusuna kategorik olarak karşı çıkamayız. Nefret söylemlerine, faşizme, ırkçı vandallığa provokasyonlara eyvallah diyemeyiz.

Türkiye bu hususta doğru, insani olanı, üretimi, sanayisi, ticareti, turizmi için en isabetli olanı yapmak durumundadır. MÜSİAD’ımızın göç, göçmen konusuna bu geniş perspektiften bakmasını çok değerli bulduğumu hasseten ifade etmek istiyorum. Diğer kuruluşlarımızın da göç olgusunu ırkçı, lümpen söylemlere mahkum etmek yerine bütüncül yaklaşımla ele almasını temenni ediyorum.

Salgınla beraber küresel ekonomi ve ticaret, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük şoklarından birini yaşadı. Rusya-Ukrayna savaşı, fiyat baskıları küresel ekonomide yavaş ve dengesiz toparlanmaya yol açtı. Ticarette artan korumacılık ve bölgemizde bir türlü sonlandırılamayan çatışmalar küresel ekonomiyi yeni risklerle karşı karşıya bırakıyor. Küresel ekonomi 2023 yılında yüzde 3,3 büyüyerek tarihi ortalamalarının altında bir performans gösterirken ticaret hacmi ise yüzde 1,1 oranında küçülttü.

Türkiye ekonomisi üretim, istihdam, dış ticarette güçlü performans sergiliyor. 2023 yılında zayıf dış talep ve deprem felaketlerine rağmen yüzde 5,1 oranında büyüme kaydettik. Ekonomik büyüklüğümüz 2023 yılında 1 trilyon 130 milyar dolara yükseldi. Kişi başına milli gelir 13 bin 243 dolara çıktı. 2024 yılının ikinci çeyreğinde 1 trilyon 202 milyar dolar ekonomik büyüklüğe ulaştık.

Türkiye ekonomisi 17 çeyrektir kesintisiz büyümeye devam ediyor. 2024 yılında ilk yarısında büyümemiz yüzde 3,8 olarak gerçekleşti. Üçüncü çeyrek rakamları yüzde 2,1 büyüme oranlarına oluştuk. Kişi başına gelirimiz 15 bin 551 dolara yükselmesini bekliyoruz. Büyümemiz önemli oranda net mal ve hizmet artışındaki anlayıştan kaynaklanmaktadır.

Küresel mal ihracatından aldığımız pay 2023 yılında yüzde 1,07’ye yükseldi. Küresel hizmet ihracatımızdan aldığımız pay yüzde 1,35’i buldu. Mal ihracatımız 2024 yılının ekim ayı itibariyle rekor kırarak son 12 ayda 262,3 milyar doları yakaladı. Yıllıklandırılmış hizmet ihracatımızda ise eylül itibariyle 112 milyar doları aştık.

2024 yılının ilk 10 aylık döneminde 54 milyon 700 bin turist rakamıyla geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 7’lik bir artış gördük. İşsizlik oranımız ise yüzde 8,6 olarak gerçekleşti. Bu veriler bize Türk ekonomisinin yatırım, üretim, istihdam, ihracat ve cari fazla yoluyla büyüme hedefine emin adımlarla ilerlediğini gösteriyor.

Bu başarılarda MÜSİAD üyelerimizin çok büyük payı var. 1990 yılından bu yana Türkiye’nin ekonomisine, demokrasisine yeri dolduramaz katkılar yapan MÜSİAD’ımıza ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum. Helalinden kazanmayı şiar edinen MÜSİAD’ımızla iftihar ediyoruz 6 Şubat depremleri ve Gazze soykırımı başta olmak üzere son yıllarda hepimizin yüreğini dağlayan hadiselerdeki insani, vicdani ve onurlu duruşunuz için sizleri ve MÜSİAD camiasını tebrik ediyorum.

Türkiye 6 Şubat’ta yaşadığı asrın felaketi olan depremlere rağmen tüm bu başarıları elde etmiştir. Deprem bölgesinin imarı ve ihyası için yaptığımız harcalamalar 72 milyar dolara yaklaştı. Enkazın kaldırılmasından yeni konut inşaatlarına, altyapı projelerinden çevre düzenlemelere kadar pekçok alanda depremzedelerimizin yanında olduk. Yarın da inşallah Kahramanmaraş’tayım.

“Fahiş fiyat ve tamahkârlıkla mücadelemiz sürecek”

İnşallah önümüzdeki yıl çok daha iyi rakamları göreceğiz. Geçen sene deprem etkisine rağmen milli gelire oranla yüzde 5,2’de tuttuğumuz bütçe açığını bu sene yüzde 4,9’a indirmeyi hedefliyoruz. Enflasyonda başayan düşüş trendi inşallah hızlanarak devam edecek. Fahiş fiyat ve tamahkârlıkla mücadelemiz sürecek. Daha fazla kazanmak, kâr elde etmek için milletin lokmasına uzanan elleri kırmakta en küçük tereddüt göstermeyeceğiz.

Serbest piyasa ekonomisi demek vatandaşı fırsatçıların insafına terk etmek değildir. Milletin refahı, huzuru geçim sıkıntısı yaşamaması en büyük önceliğimizdir. 22 yıllık iktidarımız döneminde bu konuda taviz vermedik, bundan sonra da vermeyeceğiz. Pembe tablolar çizmek niyetinde değilim. Bunu hiçbir zaman yapmadım. En zor günlerin artık geride kaldığını sizlerle paylaşmak isterim.

Türk ekonomisi fırtınalı sulardan atık serin sulara doğru yol almaktadır. Dünyada ve bölgemizde fevkalade hadise olmazsa Allah’ın izniyle bundan sonra rüzgara karşı değil rüzgarı arkamıza alarak yürüyeceğiz. Bölgemizdeki çatışmalar, krizler, sorunlar çözüme kavuştukça Türkiye ekonomisindeki iyileşme daha da hızlanacaktır. Kararlılıkla uyguladığımız ekonomi programımızın meyvelerini daha fazla toplayacağız. İstikrar ve güven ortamını koruduğumuz müddetçe yolumuz da bahtımız da daima açıktır.

Türkiye 22 yılda istikrar ve güven ortamının bir ülke ekonomisi açısından ne olduğunu yaşayarak öğrenmiştir. Başbakanın önüne fırlatılan anayasa kitapçığının Türkiye ekonomisine yüklediği faturayı nasıl unutabiliriz? Sermayenin renklere bölündüğü kara günleri nasıl unutabiliriz? İnancı, başörtüsü, siyasi görüşü dolayısıyla insanımızın kendi vatanında parya olarak göründüğü eski Türkiye’yi nasıl unutabiliriz?

Son 22 yılda istikrar ve güven zemininde umutların nasıl büyüdüğüne engellerin nasıl aşıldığına, Türkiye’nin nasıl köklü değişim yaşadığına aynı şekilde hep beraber şahitlik ettik. İstikrar ve güven ortamının üzerine iş çevrelerimizin bu bakımdan titremesi gerektiğini düşünüyorum.

Geçtiğimiz hafta CHP’nin devrik genel başkanının mahkeme salonunda savurduğu hakaretler, Türkiye’nin 14-28 Mayıs seçimlerinde nasıl uçurumun eşiğinden döndüğünü ortaya koymuştur. Bu zatın genel başkanlığı döneminde Türkiye’ye yatırım gelmesin, Türk ekonomisi düze çıkmasın diye kendini nasıl paraladığını, ülkemizi nasıl kötülediğini, yurt dışına şikayet ettiğini hepimiz çok iyi hatırlıyoruz.

Bugün seçim ve kurultay kaybetmenin öfkesiyle sağa sola sataşması, eski ittifak ortaklarına edepsizce saldırması hançer siyasetinin bunların genetiğine işlediğinin apaçık kanıtıdır. Hakim ve savcıları cezaevi kapılarında küstahça tehdit etmenin bir muhalefet geleneği olduğunu CHP’nin yeni yönetimine baktığımızda çok net görüyoruz.

“Türkiye’nin bunlarla kaybedecek vakti de enerjisi de yok”

Kavga gürültü hiç eksik olmuyor. Yönettikleri şehirlerde trafik sorunu katlanılmaz boyutlara ulaşmış, depremle ilgili hiçbir adım atılmamış. Meydanlarda vatandaşa verdikleri sözlerin hiçbiri tutulmamış. Belediyelerde yolsuzluk, işbilmezlik almış başını gitmiş. Varsa yoksa cumhurbaşkanı adayı kim olacak, genel başkanlık koltuğuna kim oturacak, tüm dertleri bu. Türkiye’nin bunlarla kaybedecek vakti de enerjisi de yok.

Biz kızıl elmamız olan ‘Türkiye Yüzyılı’nı inşa etmenin derdindeyiz. Son 22 yılda sizlerle el ele, yürek yüreğe vererek nice zorluğun, sıkıntının, badirenin üstesinden geldik. İş dünyamızın Türkiye’ye en iyi şekilde hizmet edilmesi için daima yakın istişare içinde olduk. Dünün sorunları bugün nasıl ortadan kalktıysa inancım ve duam odur ki, bugünün sorunları da geleceğe taşınmayacak, çözülecek ve inşallah tarihin tozlu sayfalarına karışacaktır.

İnşallah yine başaracağız. Hükümet olarak MÜSİAD’ın temsilcisi olduğu reel sektörümüzün nabzını tutacak, kalp atışlarını dinleyecek bize düşen ne ise imkanlarımızı zorlama pahasına da olsa inşallah yerine getirmeye çalışacağız. Ülkemiz, milletimiz, vatanımız, toprağımız adına hepsinden önemlisi geleceğimiz adına çok büyük işlere sizlerle birlikte imza atacağız. Rabbim yâr ve yardımcınız olsun diyorum.”

Paylaşın

Türkiye Ekonomisi Teknik Resesyona Girdi; Şimşek’e Göre Her Şey Yolunda

Türkiye ekonomisi 2024 yılının üçüncü çeyreğinde, yıllık bazda yüzde 2,1 büyüme gösterdi. Ekonominin bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,2 küçüldüğü görüldü. Yılın ikinci çeyreğinde de aynı ölçekte bir düşüş yaşanması ekonominin teknik resesyona girdiğini teyit etti.

Teknik resesyon, “üst üste iki çeyrek GSYH’de küçülme yaşanması” olarak ifade ediliyor. Türkiye’de ikinci ve üçüncü çeyrekte GSYH’de yaşanan yüzde 0,2 daralma da teknik resesyona işaret ediyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Dezenflasyon sürecinde büyüme, öngörülerimiz doğrultusunda ılımlı ve dengeli seyrediyor” dedi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 2024’ün üçüncü çeyreğinin (Temmuz – Eylül dönemi) Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) verilerini açıkladı. Euronews Türkçe’nin aktardığına göre, Türkiye ekonomisinin Temmuz – Eylül döneminde bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,2 küçüldüğü görüldü. Yılın ikinci çeyreğinde de aynı ölçekte bir düşüş yaşanması ekonominin teknik resesyona girdiğini teyit etti.

Türkiye, Nisan – Haziran dönemindeki yüzde 2,4’lük büyümenin ardından üçüncü çeyrekte yıllık bazda yüzde 2,1 büyüme kaydetti. Hane halkı tüketimi bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,3 oranında daralırken, kamu tüketimi ise yüzde 0,4 oranında azaldı. Bir önceki yıla kıyasla hane halkı tüketimi yüzde 3,1 artarken devlet tüketimi yüzde 0,9 azaldı.

Teknik resesyon nedir?

Teknik resesyon, “üst üste iki çeyrek GSYH’de küçülme yaşanması” olarak ifade ediliyor. Türkiye’de ikinci ve üçüncü çeyrekte GSYH’de yaşanan yüzde 0,2 daralma da teknik resesyona işaret ediyor.

Resesyonla ilgili durumda bazı ülkelerde büyüme görülürken de resesyon etkileri görülebiliyor. TÜİK’in açıkladığı üçüncü çeyrek verilerine göre, Türkiye ekonomisinin aynı zamanda yıllık bazda yüzde 2,1 artış gösterdiği belirtiliyor. Ancak hem yıllık bazda büyüme görülürken, iki çeyrek üst üste küçülme görülmesi teknik resesyonu ortaya çıkarıyor.

Capital Economics’ten Gelişmekte Olan Avrupa Ekonomisti Nicholas Farr, “Merkez Bankası geçen haftaki toplantısında iç talebin yavaşladığını düşündüğünü belirtti ve bugünkü veriler de bu görüşü destekliyor,” dedi.

“Bu durum Merkez Bankası’nın aralık ayındaki toplantısında faiz indirimine gidebileceği beklentilerini artırabilir” diyen Farr, ancak bunun “aceleci davranmak” olacağı değerlendirmesinde bulundu. Farr, faiz indirimlerinin muhtemelen önümüzdeki yılın başlarında başlayacağını öngörüyor.

Türkiye’de enflasyon güçlü seyretmeye devam ediyor. Son olarak, Ekim ayında yıllık bazda enflasyon yüzde 48,6 olarak gerçekleşti. Kilit rol oynayan faiz oranı, sekiz aydır üst üste yüzde 50’de tutuluyor. Mal ve hizmet ithalatı da üçüncü çeyrekte yıllık bazda yüzde 9,6 azalarak Türkiye’nin ticaret açığını iyileştirmesini sağladı.

Şimşek: Ilımlı ve dengeli

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan GSYH rakamlarını değerlendirdi. Şimşek yaptığı açıklamada, “Türkiye ekonomisi 2024 yılı üçüncü çeyreğinde yıllık yüzde 2,1 büyüdü. Böylece ilk üç çeyrekte büyüme yıllık yüzde 3,2 gerçekleşti. Milli gelir yıllıklandırılmış olarak 1 trilyon 260 milyar dolara ulaştı.” dedi.

Şimşek şöyle devam etti: “Milli gelirimizin yaklaşık 4’te 3’ünü oluşturan sanayi hariç sektörlerde yıllık büyüme devam ediyor. Sürdürülebilir yüksek büyüme için gerekli olan yeniden dengelenme, programımız sayesinde sağlandı. İlk üç çeyrekte iç talep büyümeye 1,3 puan, net dış talep ise 1,9 puan katkı verdi.

İşgücü piyasasındaki görünüm dezenflasyon sürecinin kısa vadeli etkilerinin sınırlı olduğunu gösteriyor. Üçüncü çeyrekte mevsimsel düzeltilmiş istihdam yıllık 1 milyon kişi artarken, işsizlik oranı 0,5 puan gerileyerek yüzde 8,7 gerçekleşti.

Kurala dayalı ve öngörülebilir politikalarımızla önemli kazanımlar sağladık. Haziranda başlayan dezenflasyon sürecinde yıllık enflasyon 26,9 puan azaldı. Mali disiplin güçleniyor. Yıllıklandırılmış cari açığın milli gelire oranı üçüncü çeyrekte 2023 yılının aynı dönemine göre 3,6 puan düşerek yüzde 0,8’e geriledi. Türk lirasına artan güven ve dış kaynak girişiyle önemli ölçüde rezerv birikimi sağlandı. Üç büyük kredi derecelendirme kuruluşu ülkemizin kredi notunu bu yıl iki kademe yükseltti.

Dezenflasyon sürecinde büyüme, öngörülerimiz doğrultusunda ılımlı ve dengeli seyrediyor. Enflasyondaki düşüşle birlikte artan öngörülebilirlik, ticaret ortaklarımızdaki toparlanma, küresel ticaretteki iyileşme ve destekleyici küresel finansal koşullar sayesinde gelecek yılın ikinci yarısından itibaren ekonomik aktivitenin ivme kazanmasını öngörüyoruz. Toplumun tüm kesimlerinin refahını gözeterek sürdürülebilir, yüksek ve kapsayıcı büyüme için çalışmaya devam edeceğiz.”

Paylaşın

“Erdoğan, Abdullah Öcalan – DEM Parti Görüşmesi İçin Talimat Verdi” İddiası

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “İmralı ile DEM grubu görüşmesi gecikmemeli” açıklaması gündemdeki yerini korurken Erdoğan’ın görüşme için talimat verdiği öne sürüldü.

İddiaya göre, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) bir ‘ön hazırlık’ yapacak, bu hazırlıkların tamamlanmasından sonra DEM heyetinin İmralı’ya gitmesine izin verilecek.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) İmralı Cezaevi’nde PKK Lideri Abdullah Öcalan’la görüşmek için yaptığı başvuruyla ilgili Adalet Bakanlığı’ndan henüz yanıt gelmezken iktidara yakın Türkiye gazetesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talebe sıcak baktığını ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a sürecin hızlandırılması için talimat verdiğini yazdı.

Haberde, “Erdoğan’ın, geçmişteki çözüm sürecinde yaşananların tekrar etmemesi için, yeni sürecin ‘temkinli ve dikkatli’ yürütülmesi talimatını verdiği öğrenildi. DEM Parti’nin Adalet Bakanlığı’na bu konuda yaptığı başvurunun kısa sürede olumlu sonuçlanmasına kesin gözüyle bakılıyor” denildi.

İddiaya göre, MİT bir ‘ön hazırlık’ yapacak, bu hazırlıkların tamamlanmasından sonra DEM heyetinin İmralı’ya gitmesine izin verilecek. AK Parti kaynakları “Öcalan, DEM’lilere örgütle bağlantılarını kesmeleri, örgütün de lağvedilmesi yönünde bir şey söylerse; İmralı ziyaretlerinin devamı gelir” değerlendirmesini yaptı.

Hürriyet yazarı Abdulkadir Selvi, 28 Kasım tarihli yazısında DEM Partililerin Öcalan’a görüşmesine izin verileceğini belirtmişti. Selvi, “DEM içinden çözümü destekleyen ve Öcalan’ın mesajlarını doğru aktarabilecek deneyimli isimler tercih edilebilir” demişti.

MHP’ye yakınlığı ile bilinen Türkgün Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Müftüoğlu, DEM Parti – Öcalan görüşmesinin cumartesi günü olabileceğini iddia etmişti.

Ne olmuştu?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ekim ayı başında partisinin Meclis grubunda yaptığı konuşmada İmralı Cezaevi’nde bulunan Abdullah Öcalan’ın ‘umut hakkından faydalanması’ ve ‘DEM Parti’nin Meclis grubunda konuşması’ çağrısında bulunmuştu. Bu çağrısını sık sık yineleyen Bahçeli, salı günü de “22 Ekim grup toplantısında ne demişsek aynen arkasındayız. İmralı ile DEM grubu görüşmesi gecikmemeli” dedi.

Bahçeli’nin bu sözlerinden sonra ‘görüşme olup olmayacağı’ sorusu yanıtını aramaya başladı. Bahçeli’nin konuşmayı yaptığı 26 Kasım’da DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Abdullah Öcalan’la İmralı’da görüşmek için resmi başvuruda bulunduklarını açıkladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise 27 Kasım’da AK Parti’nin grup toplantısının ardından gazetecilerin, Bahçeli’nin ‘İmralı ile DEM Parti görüşsün’ çağrısını nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna “Görüşüyor” yanıtı verdi.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, yine 27 Kasım’da DEM Parti Eş Genel Başkanlarının İmralı başvurusuna ilişkin konuştu. Tunç, “Başvuruyu değerlendiriyoruz. Makul bir sürede cevap verilir” dedi.

‘Görüşme olacak mı olmayacak mı’ tartışmaları sürerken Adalet Bakanlığı’nın görüşmeye izin verdiği iddiası ortaya atıldı. Ancak DEM Parti, Adalet Bakanlığı’na yapılan, Abdullah Öcalan ile görüşme başvurusuna ilişkin bakanlıktan kendilerine herhangi bir geri dönüş olmadığını bildirdi.

Paylaşın

CHP Ve Dem Parti’den Ortak Açıklama: Herkesin Eşit Hissettiği Bir Ülke İstiyoruz

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile basın toplantısı düzenleyen CHP Lideri Özgür Özel, Biz  yaşayan herkesin eşit hissettiği bir ülke istiyoruz” dedi ve ekledi:

“Bunun için de üzerimize düşen adımları atmaya hazırız. Tüm siyasi partilerin birbirleriyle diyalog kurabilidiği bir süreci hep beraber yaşamak isteriz. Bu konuda geçmişten gelen tüm kötü tecrübelere rağmen tarihsel tutarlılığımızdan farklı bir noktada değiliz”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel CHP Genel Merkezi’nde bir araya geldi.

DEM  Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, beraberindeki heyet ile CHP Genel Merkezi’ne geldi. CHP Yurtiçi ve Yurtdışı Örgütlemeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ensar Aytekin, Eş Genel Başkanları kapıda karşıladı.

Hatimoğulları ve Bakırhan daha sonra CHP’nin toplantı salonuna geçti. Özgür Özel’e Genel Sekreter Selin Sayek Böke ve Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen de eşlik etti. Basına verilen fotoğraf ve görüntünün ardından görüşme başladı. Görüşmenin ardından ortak basın toplantısı da düzenlendi.

Burada konuşan Bakırhan, “Kayyum, yönetim biçimine doğru ilerliyor. Bu mesele sadece DEM Parti’nin değil, hepimizin meselesidir. Yasal düzenlemeler yapılarak bu kayyum sorunundan kurturulur. CHP’nin bu konuda ortaya koyduğu pratik değerliydi. Bu ülkeyi umarım bu ayıptan kurtarabiliriz” dedi.

Bakırhan, PKK lideri Abdullah Öcalan ve DEM Parti’nin görüşmesine ilişkin Adalet Bakanlığı’na yapılan başvuruya ilişkin kendisine sorulan soruyu yanıtladı. Bakırhan, “Başvurumuzu yaptık ama henüz resmi bir yanıt gelmedi. Olumlu bir yanıt gelmesini umuyoruz. Önemli olan oraya kimin gittiği değil, orada ne söylenildiği ve ne düşünüldüğüdür. Bekliyoruz” diye konuştu.

Ardından CHP lideri Özgür Özel konuştu. Özel, yeni süreç hakkında “Samimiyetle ve şeffaflıkla davranılırsa Türkiye 40 yıldır çözemediği ve hepimize çok acılar yaşatmış bir sürecin toplumsal barış sürecine dönmesi Türkiye’deki herkese kazandırır. Türkiye’yi çok sayıda riskten de kurtarır” ifadelerine yer verdi.

“Herkesin eşit hissettiği bir ülke istiyoruz”

Kayyum atamalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye genelinden ilk günler yaratılan algının oldukça değiştiğini ve anket değerlendirmelerinde kayyum atamanın hoş karşılanmadığını hep birlikte görüyoruz.

Bu günlerde Meclis’teki 10 muhalefet partisi bir araya geldi ve kanun teklifi verdi. Yargı süreci tamamlanmamış olanlar için yargı süreci işler. Ama görevine devam eder.

Biz yaşayan herkesin eşit hissettiği bir ülke istiyoruz. Bunun için de üzerimize düşen adımları atmaya hazırız. Tüm siyasi partilerin birbirleriyle diyalog kurabilidiği bir süreci hep beraber yaşamak isteriz. Bu konuda geçmişten gelen tüm kötü tecrübelere rağmen tarihsel tutarlılığımızdan farklı bir noktada değiliz”

Özel, bir gazetecinin Akın Gürlek’e yönelik sözleri nedeniyle kendisi hakkında başlatılan soruşturmayla ilgili sorusunu yanıtladı. Özel, “Kendisine görevi ile ilgili hakaret ettiğimi söylüyor. Sabahın köründe bir eve gitmek senin görevin mi? Öyle aynayla konuşan başsavcıdan bize de kendisine de faydası yok” dedi.

Paylaşın