Esad’dan Yeni Açıklama: Bölge Haritası Yeniden Çizilmek İsteniyor

Silahlı grupların başlattığı saldırıları değerlendiren Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, “Terörist tırmandırma, bölgedeki ülkeleri parçalama ve haritayı, ABD ve Batı’nın amaçları doğrultusunda yeniden çizme yönündeki geniş kapsamlı hedefleri yansıtıyor” dedi.

Kaide’nin Suriye kolu Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) liderliğindeki silahlı grupların İdlib’den hızla ilerleyerek Halep’i ele geçirmesinin, Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu’nun da bu süreçte Halep’in kuzeyindeki Tel Rıfat’ı ana omurgasını Kürtlerin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) almasının yankıları sürüyor.

Saldırıların başlamasından bu yana bir dizi diplomatik temasta bulunan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, son olarak İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’la telefonda görüştü.

Beşar Esad, Pezeşkiyan’la görüşmesinde şu ifadeleri kullandı: “Terörist tırmandırma, bölgeyi bölme, bölgedeki ülkeleri parçalama ve haritayı, ABD ve Batı’nın amaçları doğrultusunda yeniden çizme yönündeki geniş kapsamlı hedefleri yansıtıyor.”

Esad’ın görüşmede, “bu durumun, Suriye ile ordusunun ülkenin bütün topraklarında terörizme karşı koyup ortadan kaldırma kararlığını kesinlikle etkilemeyeceğini” vurguladığı belirtildi.

Pezeşkiyan ise Suriye’nin birliğini ve istikrarını hedef alma amaçlı tüm girişimleri reddettiğini söyledi; Suriye’nin istikrarının hedef alınmasının bölgenin istikrarını da etkilediğinin altını çizdi.

İran Cumhurbaşkanı, “ABD’nin ve Siyonistlerin bölge ülkeleri ve halklarını hedef alma konusundaki amaçlarının açık olduğunu” belirterek, “İran’ın, terörü ortadan kaldırmak ve destekçilerinin hedeflerini engellemek için Suriye’ye her türlü desteği sağlamaya hazır olduğunu” vurguladı.

Rusya: Esat’ı hala destekliyoruz

Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, “Beşar Esat’ı desteklemeye devam ediyoruz. Temaslar uygun seviyelerde devam ediyor” dedi. Peskov, “Durumu analiz ediyoruz ve durumu istikrara kavuşturmak için nelerin gerekli olduğu konusunda bir pozisyon oluşturulacak” ifadesini kullandı.

Fransa, İngiltere, Almanya ve ABD hükümetleri, 27 Kasım’dan bu yana çatışmaların sürdüğü Suriye’deki duruma ilişkin ortak bir yazılı açıklama yaptı.

Suriye’deki gelişmelerin yakından izlendiği belirtilen açıklamada, sivil halkın yeniden yerinden edilmesinin ve insani yardımların aksamasının önlenmesi için tüm taraflara gerginliğin düşürülmesi ve sivillerle altyapıların korunması çağrısı yapıldı.

Suriye’deki tırmanışın, çatışmaya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararına uygun olarak Suriye’nin liderliğinde siyasi bir çözüm getirilmesinin aciliyetini vurguladığı da belirtildi.

İran destekli Iraklı milislerin, Suriye’de Halep’i ele geçiren silahlı grupların sürpriz ilerleyişine karşı hükümetin karşı saldırısına destek vermek üzere Suriye’de konuşlandıkları bildirildi.

İsminin açıklanmasını istemeyen Iraklı bir milis yetkilisi, şu anda Suriye’de bulunan Tahran destekli Iraklı milislerin harekete geçtiğini, ayrıca ilave güçlerin Esat hükümeti ve ordusunu desteklemek üzere sınırı geçtiğini söyledi.

İngiltere merkezli muhalif savaş gözlemcisi Suriye İnsan Hakları İzleme örgütüne göre, 200 kadar Iraklı milis pikaplarla gece boyunca stratejik Bou Kamal sınır kapısından Suriye’ye girdi.

Örgüt, bu milislerin Suriye ordusunun silahlı gruplara karşı yürüttüğü geri püskürtme harekatına destek vermek üzere Halep’te konuşlanmalarının beklendiğini kaydetti.

Suriyeli Kürtlerin durumu zor

Muhaliflerin başarılı operasyonu ile birlikte Türkiye tarafından desteklenen gruplar, Suriye’nin kuzeyinde bazı bölgelere egemen olan, derin bir düşmanlık besledikleri Kürtlere karşı da saldırıya geçti.

Halep’in 30 kilometre kuzeyinde, Türkiye sınırına oldukça yakın bir bölgede yer alan Tel Rıfat kasabasının, Pazar günü yaşanan ağır çatışmaların ardından Türkiye yanlısı milislerin kontrolüne geçtiği bildiriliyor.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Tel Rıfat ile birlikte iki yerleşim yerinin daha söz konusu milisler tarafından ele geçirildiğini ve bölgede yaşayan yaklaşık 200 bin Kürdün kendilerine katliam yapılacağı korkusu içinde olduklarını öne sürdü.

Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG) bağlı Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Suriye’nin kuzeyinde büyük bir bölgeyi hâkimiyetinde bulunduruyor.

Ankara ise sınırındaki söz konusu Kürt silahlı gruplarının etkisini uzun süredir azaltmaya çalışıyor. ABD, YPG’yi IŞİD’e karşı mücadelede müttefik olarak görürken Türkiye söz konusu örgütü terörist olarak nitelendiriyor.

Paylaşın

Yeni Çözüm Süreci Tartışmaları: Babacan’dan Dikkat Çeken Açıklamalar

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan “Yeni Çözüm Süreci” tartışmalarına ilişkin konuşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, iktidarın kritik meselelerde kendi içinde uyumlu bir politika oluşturamadığını söyledi.

İktidar içindeki farklı grupların bu süreçte belirleyici olduğunu dile getiren Ali Babacan, şunları söyledi: “Bu işlerde hükümeti etkileyen hep farklı kamplar olur. Bir güvenlikçi kamp vardır, bir de çözümcü kamp. Bu kamplar bazen çatışır. Sayın Erdoğan da bazen bir kampın etkisiyle, bazen de diğerinin etkisiyle zikzaklarla devam eder.”

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA Partisi) Genel Başkanı Ali Babacan, Ankara Kitap Fuarı’nda gazetecilerin sorularını yanıtladı. Gazeteciler İpek Özbey, Murat Ağırel ve Barış Terkoğlu ile sohbet eden Babacan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çözüm sürecine dair çıkışını değerlendirdi. Babacan, Bahçeli’nin açıklamalarının iktidar içinde koordinasyonsuzluğa işaret ettiğini belirtti.

Babacan, Bahçeli’nin sözlerinin çözüm süreci tartışmalarını yeniden alevlendirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “İktidarın bu konuda topyekün bir samimiyet testinden geçmesi gerekiyor. Henüz o samimiyet testinden geçtiklerini ben düşünmüyorum. Ayrıca senkronize olduklarını da düşünmüyorum. Bu kadar önemli meselelerde Bahçeli’nin böyle bir çıkış yapmadan önce mutlaka konuşmuş olduklarını varsayıyorum ama detayları çalışmadıkları çok açık.”

Babacan, hükümetin çözüm süreci gibi kritik meselelerde kendi içinde uyumlu bir politika oluşturamadığını vurguladı. İktidar içindeki farklı grupların bu süreçte belirleyici olduğunu dile getirerek, şunları söyledi: “Bu işlerde hükümeti etkileyen hep farklı kamplar olur. Bir güvenlikçi kamp vardır, bir de çözümcü kamp. Bu kamplar bazen çatışır. Sayın Erdoğan da bazen bir kampın etkisiyle, bazen de diğerinin etkisiyle zikzaklarla devam eder.”

“Ciddi bir planlama yapılmadığı çok net”

Babacan, hükümetin uzun vadeli ve tutarlı bir politika geliştiremediğini, genelde olaylara anlık tepkiler verdiğini ifade etti. “Kervan yolda düzülür” mantığının, çözüm süreci gibi hassas konularda etkili bir yöntem olmadığını belirten Babacan, “Bu meselede ciddi bir planlama yapılmadığı, koordinasyonsuzluk içinde hareket edildiği çok net” dedi.

Babacan, eşi Zeynep Babacan ile birlikte Ankara Kitap Fuarı’nda vatandaşlarla bir araya geldi. Kırmızı Kedi Yayınları standında gazetecilerle sohbet eden Babacan, aynı zamanda fuara katılan okurlardan yoğun ilgi gördü.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Kayyım Atamalarına” Sert Tepki

Kayyım atamalarına tepki gösteren İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Demokrasiye ve hukuka aykırı bu uygulamalarla, halkın iradesi ayaklar altına alınıyor; yerel demokrasi çiğneniyor, en kötüsü de halkın demokrasiye olan inancı ve temsil gücü büyük zarar görüyor” dedi ve ekledi:

“Seçilmiş bir belediye başkanının, daha hakkında sonuçlanmış bir yargı kararı bile yokken, görevden alınıp, yerine İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir vali ya da başka bir görevlinin atanması hangi hukuk ve demokrasi anlayışına sığar? Oysa ulusal yönetimler, yerel yönetimlere çelme takmak yerine, onlarla iş birliği yaparak, ulusal kalkınmayı, iyi yönetişimi ve demokratik katılımı yerelden beslemelidir.”

Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu; TBB, Şişli Belediyesi ve Avrupa Birliği Bölgeler Komitesi’nin (COR) ortaklaşa düzenlediği, “31. Türkiye Çalışma Grubu Toplantısı”na katıldı.

Cumhuriyet’in aktardığına göre; Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın da bir konuşma yaptığı toplantı öncesinde, COR Türkiye Çalışma Grubu Başkanı Antje Grotheer ile ikili bir görüşme gerçekleştiren İmamoğlu, “Hep birlikte daha adil, daha katılımcı ve daha demokratik bir Avrupa oluşturmak için önemli bir güç oluşturuyoruz” dedi.

“Dünyamız, Ukrayna’dan Gazze’ye krizler ve savaşlar, önüne geçemediğimiz iklim krizi, düzensiz göç dalgaları, gittikçe keskinleşen yoksulluk ve eşitsizlik gibi sorunların süreklilik arz ettiği bir ‘çoklu kriz’ dönemi yaşıyor” saptamasında bulunan İmamoğlu, şunları söyledi:

“Her gün yeni bir çatışma ve istikrarsızlıkla uyanıyoruz. Lübnan’da ateşkes sağlandı derken, şimdi de Suriye’de çatışmalar yeniden başladı. Bu şartlarda, maalesef geleneksel siyasal kurumlar yeni ihtiyaçlara cevap veremiyor. Türkiye dahil birçok ülkede siyasal rejimler kabuk değiştirirken, evrensel demokratik değerleri tehdit eden otoriter anlayışlar güçleniyor. Halkların memnuniyetsizliği ve öfkesinden faydalanarak yükselen otoriter ve popülist dalga, bu çoklu krizlere çare bulmaktan çok uzak.

Tam tersine; bu siyasi dalga, öfkeyi körükleyen bölücü politikalarla, yeni düşmanlar yaratarak ya da kırılgan grupları hedef göstererek, çözümsüzlüğü kemikleştiriyor. Popülist otoriter liderler, sadece kendi ülkelerindeki demokratik kurumları değil, dünya barış ve istikrarını da tehdit ediyorlar. Çözüm ise, tüm paydaşların dahil olduğu, iş birliğine dayalı çoğulcu bir yaklaşımda yatıyor.

Bu çözüm arayışında yerel siyaset, hayati önem taşıyor. Zira vatandaş, demokrasi ve etkin yönetişim arasındaki bağı, onlar kuruyor. Yerel siyaset, ulusal siyasetin altında, hiyerarşide ikinci sınıf bir siyaset alanı asla değil. Yerel yönetimler, halka en yakın yönetim birimleri olarak, onların beklentilerini, ihtiyaçlarını, kaygılarını ve kızgınlıklarını biliyor; sadece bugünün değil, geleceğin sorunlarına da somut ve pratik çözümler üretiyor.

Örneğin; 16 milyonluk İstanbul’da, çocuğunu bırakacak yer bulamadığı için iş hayatına katılamayan annenin ihtiyacı olan kreşler de gelecek kuşaklar için hayati önem taşıyan yeşil alanlar ve sürdürülebilir ulaşım da bu hayati çözümler arasında. Bu sorumlulukları yerine getirmek için, ulusal ve yerel yönetimler arasında sağlıklı bir diyalog ve etkileşim olması gerekirken, üzülerek görüyorum ki, siyasi çıkarlarını her şeyin üstünde görenler, toplumsal ortak faydaya zarar vermekten çekinmiyorlar.

“Demokrasiye ve hukuka aykırı bu uygulamalarla…”

Türkiye’nin politik haritasını yeniden çizen ve ana muhalefet partisi CHP’yi birinci parti yapan Mart 2024 yerel seçimlerinden bu yana, sekiz belediye başkanı görevinden alındı ve yerlerine kayyum atandı. Hepsi muhalefetten olan bu başkanlar arasında, Türkiye’nin en büyük ilçe belediyesi olan Esenyurt’un başkanı Profesör Ahmet Özer ve kadim kent Mardin’in belediye başkanı, tecrübeli ve barışsever politikacı Ahmet Türk de var. Demokrasiye ve hukuka aykırı bu uygulamalarla, halkın iradesi ayaklar altına alınıyor; yerel demokrasi çiğneniyor, en kötüsü de halkın demokrasiye olan inancı ve temsil gücü büyük zarar görüyor.

Seçilmiş bir belediye başkanının, daha hakkında sonuçlanmış bir yargı kararı bile yokken, görevden alınıp, yerine İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir vali ya da başka bir görevlinin atanması hangi hukuk ve demokrasi anlayışına sığar? Oysa ulusal yönetimler, yerel yönetimlere çelme takmak yerine, onlarla iş birliği yaparak, ulusal kalkınmayı, iyi yönetişimi ve demokratik katılımı yerelden beslemelidir.

Uluslararası seviyede de yerel yönetimler arasındaki iş birliği ve koordinasyon için çalışma gruplarından şehir diplomasisi platformlarına uzanan araçlar geliştirmeli, var olan yapıları da daha etkin kılmalıyız. İstanbul olarak, 2021’de Balkan Şehirleri Ağı’nı kurduk, 2023’te ise mega şehirlerin ortak sorunlarını tartışmak ve çözüm önerileri paylaşmak üzere, tarihte ilk defa gerçekleştirilen ‘Megaşehirler Zirvesi’ne ev sahipliği yaptık.

10 gün sonra da Ortadoğu ve Kuzey Afrika belediye başkanlarına ev sahipliği yapacak, Gazze’deki ve bölgedeki insani trajediyi hafifletmek, barışın tesisi için yerel yönetimler olarak neler yapabileceğimizi tartışacağız.

“Türkiye’nin aday ülke olarak adı zikredilmiyor bile”

Bu çok krizli dünyada, Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki iş birliği ihtiyacı, hiçbir zaman olmadığı kadar acil; ancak ilişkiler, belki de tarihindeki en düşük seviyede. Son 20 yıldır adım adım gerileyen Türkiye-AB ilişkileri, stratejik bir ortaklık olmaktan çıkıp; gerginliklerle dolu, düzensiz göç ve mülteciler konusuna indirgenmiş, bir ‘al-ver’ yaklaşımına kilitlendi. AB’nin genişleme politikaları konuşulurken, Batı Balkanlardaki pek çok ülkeden bahsedilirken, Türkiye’nin aday ülke olarak adı zikredilmiyor bile.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula van der Leyen’in, geçtiğimiz hafta, yeni komisyonun ilk çalışma gününde yaptığı konuşmada, genişlemeden bahsederken, Türkiye’nin adını telaffuz etmemesi büyük bir talihsizliktir. 60 yılı aşkın politik diyalog ve 20 yıllık adaylık süreci, tam anlamıyla derin dondurucuda. Bırakın üyelik müzakereleri ve vize serbestisini, ortak çıkarlarımızı ilgilendiren Gümrük Birliği’nin modernizasyonu konusunda adım atılması dahi, siyasi nedenlerle mümkün olamıyor.

Bu noktaya gelmemizde, Türkiye’nin de sorumluluğu bulunduğunun ve bunun önemli bir sebebinin, AK Parti hükümetinin ülkeyi Kopenhag kriterlerinden uzaklaştıran politikaları olduğunun farkındayız elbette. Ancak, halkımızın büyük bölümü, ülkemizin geleceğini demokratik, çoğulcu, insan hak ve özgürlüklerine, hukukun üstünlüğüne saygılı ülkelerin arasında görüyor. Mart 2024 yerel seçiminin sonuçlarını, halkımızın bu yöndeki iradesinin somut bir göstergesi olarak kabul ediyoruz. 24 Nisan’da Brüksel’de yaptığımız son toplantıda da ifade ettiğimiz gibi, bu seçim sonuçlarının AB ile ilişkilerimize de ‘taze kan’ getirmesini umut ediyoruz.

Ancak biz, demokratik kurumların güçlendirilmesi ve hukukun üstünlüğü alanlarında kendi eksiklerimizi tamamladıkça, AB’nin de Türkiye’yi güvenilir bir ortak ve gelecekte AB üyesi olarak görmesini istiyoruz. AB, Türkiye ile ilişkilerini, ulusal gündemi ve kamuoyu nedeniyle, Türkiye’ye sürekli hasmane tavır alan üye ülkelerin insafına bırakmamalı. Türkiye ve AB arasındaki pozitif gündeme katkıda bulunmak amacıyla kaleme alınan ve aslında AB üye ülkelerinin, Türkiye konusundaki asgari müştereklerini yansıtmaktan öteye geçemeyen ‘Borrell Raporu’nun bile, Avrupa Konseyi tarafından resmi olarak onaylanmamış olması üzücüdür.

Bundan sadece 20 yıl önce, yüzde 80’i AB üyeliğini destekleyen Türk halkının AB’ye inancına darbe vuran dört temel konu olduğunu düşünüyorum: Bunlardan birincisi; vatandaşlarımıza AB konsoloslukları önünde eziyet çektiren vize meselesidir. Bu sorunun çözülememesinden zarar görenlerin başında, AB ülkelerindeki okullara kabul edildikleri halde okullarına gidemeyen başarılı gençlerimiz geliyor. Avrupa ve Türkiye arasında köprü kuracak güce sahip bu gençler, vize duvarına toslamamalıdır.

İkinci konu ise, Kıbrıs. Türk kamuoyu, Kıbrıslı Türklerin, BM çerçevesindeki barış planlarına ‘evet’ demişken, bu planları elinin tersiyle kenara iten Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kıbrıs’ın tek temsilcisi olarak AB’ye kabul edilmesini haksız buluyor. Kıbrıslı Türklerin diplomatik izolasyonun sürmesini, Güney Kıbrıs’ın AB’nin sadece adanın kuzeyi ile ilişkilere değil, Türkiye ile ilişkilere de ipotek koymasını adil bulmuyoruz.

Türk kamuoyunu üzen diğer bir konu ise, AB’nin Filistin meselesindeki sessizliğidir. Eğer barışa ve insan haklarına inanıyorsak, tüm dünyanın gözü önünde, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu on binlerce masum Filistinlinin katledilmesini daha yüksek sesle ve net bir şekilde eleştirmemiz, kınamamız gerekmez mi? Dördüncü konu ise göç ve sığınmacılar meselesi. Dünyada en fazla sığınmacıya ev sahipliği yapan ülkelerin başında gelen Türkiye’nin, bu ağır yükü tek başına taşımaya devam etmesi ne sürdürülebilir ne de adil.

Yalnızca İstanbul’da, sayılarını tam olarak bilmediğimiz yüzbinlerce Suriyeliye ev sahipliği yapıyoruz, ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yoğun çaba sarf ediyoruz. İklim krizleri ve küresel yoksulluğun keskinleşmesiyle daha da artmasını beklediğimiz göç krizi, kısa vadeli ‘al-ver politikaları’ ile çözülemeyecek, birkaç ülkenin sırtına yüklenemeyecek kadar büyük ve önemli. Bu konuda geniş kapsamlı uluslararası iş birliği ve dayanışma şart.

Önümüzdeki dönemde, Türkiye ile AB arasında askıya alınmış iş birliği ve istişare mekanizmalarının yeniden hayata geçirilmesi, genişleme ülkelerine yönelik tüm toplantılara Türkiye’nin de dahil edilmesi olumlu bir adım olacaktır. Türkiye-AB ilişkilerinin, ortak hedefler doğrultusunda yeniden güçlendirilmesi, jeopolitik risklerden yerel politikalara, yalnızca mevcut sorunların çözümüne değil, daha kapsayıcı ve sürdürülebilir bir geleceğin inşasına da hizmet edecektir. Bu çerçevede, diyalog ve iş birliği konusundaki kararlılığımızı bir kez daha vurgulamak isterim.”

İmamoğlu, Şahan ve Grotheer’in konuşmalarının ardından, “Türkiye ile Avrupa Birliği Arasındaki Güncel Gelişmeler” konulu bir panel düzenlendi. Grootheer’in modere ettiği panelde, AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Thomas Ossowski, Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan Akın ve Melikgazi Belediye Başkanı Mustafa Palancıoğlu fikir paylaşımlarında bulundu.

Paylaşın

Türkiye’den Üç Firma “En Büyük 100 Silah Üreticisi” Listesinde

“En büyük 100 silah üreticisi” listesinde Türkiye’den Aselsan, Baykar ve TUSAŞ yer aldı. Üç firmanın toplam gelirleri yüzde 24 artışla 6 milyar dolara ulaştı. İlk 100 listesinde Türkiye’nin payı yüzde 1’den az oldu.

Geçen yıl tüm dünyada en fazla gelir elde eden ilk 100 silah üreticisi yüzde 4,2 büyümeyle toplam 632 milyar dolarlık satış yaptı.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) raporuna göre 2023 yılında Türk şirketlerinin küresel silah ticaretinden aldıkları pay büyüdü.

SIPRI’nın “En büyük 100 silah üreticisi” listesinde Türkiye’den Aselsan, Baykar ve TUSAŞ yer aldı. Üç firmanın toplam gelirleri yüzde 24 artışla 6 milyar dolara ulaştı.

“Türkiye uzun süredir savunma sanayisinde kendi kendine yeterli olmayı hedefliyor” denilen raporda Türk firmalarının silah satışlarındaki büyümenin iç talep ve Ukrayna savaşıyla bağlantılı olduğu kaydediliyor.

Bir yılda yüzde 25 artışla 1,9 milyar dolar gelir elde eden Baykar “İlk 100” listesinde 10 basamak tırmanarak 69’uncu sırayı aldı. Baykar üretimi insansız hava araçlarının (İHA) Ukrayna’da yaygın şekilde kullanıldığı vurgulanan raporda, “(Şirket) Yıl boyunca doğrudan Ukrayna’ya veya Ukrayna’ya gönderilmek üzere başka ülkelere İHA’lar ihraç etti” denildi. Geçen yıl Baykar’ın kasasına giren paranın yüzde 90’ı yurt dışına yapılan satışlardan geldi.

Listede 10 basamak yükselerek 78’inci sırayı alan TUSAŞ, yüzde 45’le gelirlerini en fazla artıran Türk silah üreticisi oldu. Şirket 1,7 milyar dolarlık satışın yüzde 31’ini yurtdışına yaptı.

Gelirlerini yüzde 12 büyüten Aselsan listenin 54’üncü sırasında yer aldı. Diğer iki Türk üreticiye kıyasla gelirlerinin çok küçük bir kısmı ihracattan geldi, şirket 2,4 milyar dolarlık satışın büyük bölümünü Türk güvenlik güçlerine yaptı.

Geçen yıl tüm dünyada en fazla gelir elde eden ilk 100 silah üreticisi yüzde 4,2 büyümeyle toplam 632 milyar dolarlık satış yaptı. Türkiye, bu rakamın yüzde birden azını oluştururken listede yer alan ABD merkezli 41 şirket toplam gelirlerin yarıdan biraz fazlasını elde etti.

Dünyanın en büyük silah üreticisi ABD’li Lockheed Martin şirketinin gelirleri, artan siparişlere rağmen yüzde 1,6 azaldı. F-16 ve F-35 gibi gelişmiş savaş uçaklarını üreten şirket yaşadığı tedarik zorlukları nedeniyle siparişlere cevap verecek hızda üretim kapasitesini artıramadı. Şirket geçen yıl 60,8 milyar dolar gelir elde etti.

Çinli üreticiler 103 milyar dolarla Amerikalı rakiplerinden sonra en fazla geliri elde ederken, listede detaylı ve şeffaf veri elde edilemeyen Rusya’dan toplam 25,5 milyar dolarlık satışla iki şirket yer aldı.

İlk 100’de Almanya’dan ise toplam 10,7 milyar dolar gelirle dört şirket yer aldı. Bu 2022’ye göre gelirlerin yüzde 7,5 büyüdüğü anlamına geliyor.

Almanya’nın en hızlı büyüyen şirketi, hava savunma sistemleri ve mühimmatlarına olan talepteki artışa paralel, Diehl oldu. Şirket gelirlerini yüzde 30 artırarak 1,4 milyar dolar elde etti.

Ülkenin en büyük silah üreticisi Rheinmetall ise yüzde 10 büyümeye karşılık gelen 5,5 milyar dolarlık satışla 26’ncı sırada yer aldı. Rheinmetall’ın satışlarında Ukrayna’ya tank ve mühimmat ihracatı önemli yer tuttu.

Gazze savaşının etkisiyle İsrailli şirketlerin de gelirleri hızlı arttı. Listedeki üç firma yüzde 15 büyümeyle 13,6 milyar dolarlık satış kaydetti. “Çelik Kubbe” ve “Davut’un Sapanı” adlı hava savunma sistemlerini üreten Rafael şirketi yüzde 16 artışla 3,7 milyar dolar gelir elde etti ve en çok satış yapan 42’nci şirket oldu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den “Suriye” Uyarısı

BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, “Yaklaşık 14 yıldır savaş ve çatışmaların yaşandığı ülkede yaşanan son gelişmeler siviller için ciddi riskler oluşturmakta, bölgesel ve uluslararası barış ve güvenlik için ciddi sonuçlar barındırmaktadır” ifadelerini kullandı.

Geir Pedersen, Suriye’de savaşan taraflara müzakere masasına oturma çağrısı yaptı.

Suriye’nin kuzeyinde Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ve müttefiki silahlı grupların Halep’te kontrolü sağladığının bildirilmesinin ardından kentin güneyine doğru ilerleyişi uluslararası düzeyde kaygıyı artırdı.

Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Suriye’de barışın sağlanması için gereken çabanın gösterilememesi nedeniyle bölgede şiddetin yeniden tırmandığını kaydetti. Pedersen yaptığı yazılı açıklamada, bugün Suriye’de görülen durumun bölgede siyasi sürecin başlatılması konusunda “kolektif başarısızlığın bir göstergesi” olduğunu vurguladı.

Geçmişte gerginliğin tırmanabileceği uyarısında bulunduğunu hatırlatan Pedersen, “Yaklaşık 14 yıldır savaş ve çatışmaların yaşandığı ülkede yaşanan son gelişmeler siviller için ciddi riskler oluşturmakta, bölgesel ve uluslararası barış ve güvenlik için ciddi sonuçlar barındırmaktadır” ifadelerini kullandı. Norveçli diplomat, Suriye’de savaşan taraflara müzakere masasına oturma çağrısı yaptı.

Öte yandan Türkiye de Suriye’deki gelişmelere ilişkin diplomatik temaslarını sürdürüyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın bugün ABD Dışişleri Bakanı Blinken ile yaptığı telefon görüşmesinde de Suriye’deki gelişmeler ele alındı.

Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından alınan bilgilere göre, Bakan Fidan görüşmede, “Türkiye’nin bölgede istikrarsızlığı artıracak her türlü gelişmeye karşı olduğunu bu çerçevede Suriye’deki gerginliğin azaltılmasından yana” olduğunu söyledi. “Suriye’de barış ve huzurun tesisi için rejim ile muhalefet arasındaki siyasi sürecin sonuçlanması gerektiğini” ifade eden Bakan Fidan, Türkiye’ye ve Suriyeli sivillere dönük “terör faaliyetlerine” asla izin vermeyeceğini vurguladı.

Bakan Fidan dün de Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ve Lübnan Başbakanı Necip Mikati ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri gerçekleştirmiş, Dışişleri kaynakları görüşmelerde Suriye’deki durumun ele alındığını belirtmişti.

“Esad’a bağlı güçler Halep’in kontrolünü kaybetti”

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Beşar Esad hükümetine bağlı güçlerin Halep’te kontrolü tamamen kaybettiğini bildirdi.

Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi Başkanı Rami Abdül Rahman, “Kürt güçlerin kontrolündeki mahalleler hariç, Heyet Tahrir Şam ve müttefiki cihatçı isyancıların Halep’te kontrolü sağladığını” belirtti. Fransız haber ajansı AFP’ye konuşan Rahman, bölgede çatışmaların başladığı 2012 yılından bu yana ilk kez rejime bağlı güçlerin Halep’in kontrolünü kaybettiğini ifade etti.

Suriye ordusunun pazar günü takviye kuvvet göndererek, HTŞ ve müttefiki isyancıların Hama’nın kuzeyinde daha fazla ilerlemesini engellediği belirtiliyor. Devlete bağlı haber ajansı Sana’nın aktardığına göre, Esad Pazar günü yaptığı açıklamada isyancılara karşı güçlü bir askeri yanıt verileceğini bildirdi. Esad, ordusunun “terörizmi ezeceğini ve yok edeceğini” belirtti.

Silahlı grupların kontrolündeki bölgelerde faaliyet gösteren, yaygın olarak Beyaz Baretliler adıyla bilinen “Suriye Sivil Savunması” kuruluşunun verdiği bilgilere göre Suriye ordusu dün gece Hama vilayeti ile Halep’in 65 kilometre güneydoğusundaki bölgeye hava saldırıları düzenledi. Saldırılarda, dört sivilin öldüğü, 54 kişinin de yaralandığı kaydedildi.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi de hükümete bağlı takviye birliklerin Hama’nın kuzeyindeki bölgelerde “güçlü bir savunma hattı” oluşturduğunu belirtti. Gözlemevi ile Suriye devlet televizyonu El İkbariye ise bölgede Rusya’nın da hem İdlib’de hem Hama’da hava saldırıları düzenlediğini bildirdi.

Gözlemevi, gece boyunca ve pazar sabahı Rus hava kuvvetlerine ait uçakların bölgede düzenlediği saldırılarda en az bir kişinin öldüğünü, çok sayıda kişinin de yaralandığını aktardı. İran da Esad’a desteğini bildirdi. Pazar günü başkent Şam’da temaslarda bulunan İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Suriye ordusunun “terörist grupları yeniden yeneceğine” emin olduğunu belirtti.

HTŞ ile birlikte müttefiki silahlı güçler 27 Kasım Çarşamba günü Suriye hükümetine bağlı birliklere karşı geniş çaplı bir saldırı başlatmıştı. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin verdiği bilgilere göre, 2020 yılından bu yana bölgede yaşanan en şiddetli çatışmalarda aralarında 44 sivilin de bulunduğu 320’den fazla kişi hayatını kaybetti.

Suriye’nin ikinci büyük kenti Halep’te, 2012 yılından 2016’ya kadar Beşar Esad hükümetine bağlı birlikler, aralarında İslamcıların da bulunduğu silahlı gruplar ve IŞİD arasında şiddetli çatışmalar yaşanmıştı. Hükümete bağlı güçler 2016 yılında Rusya’nın havadan verdiği bombardıman desteği ile Halep’te kontrolü yeniden sağlamıştı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

AK Parti’de Üçlü Değişim Kapıda!

31 Mart seçim yenilgisinin ardından büyük değişim beklentisi bulunan AK Parti’de, sadece parti yönetimi değil eşzamanlı olarak kabine ve Meclis grup yönetiminde de değişim bekleniyor.

Öte yandan yeni anayasa tartışmaları kapsamında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde de revizyona gidilebileceği kaydediliyor.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; AK Parti’nin 8. Büyük Olağan Kongre süreci geçtiğimiz eylül ayı sonunda başlatıldı. 12 Ekim’de başlayan ilçe kongreleri bu ay sonunda tamamlanacak, ardından il kongreleri yapılacak.

AK Parti’nin büyük kongreyi mayıs ayında yapması bekleniyor. Ancak 31 Mart seçim yenilgisinin ardından büyük değişim beklentisi bulunan AK Parti’de, sadece parti yönetimi değil eşzamanlı olarak kabine ve Meclis grup yönetiminde de değişim bekleniyor.

Cumhurbaşkanının yerel seçimden bu yana partinin çeşitli kademelerinden yöneticileri ve milletvekilleri başta olmak üzere yüzlerce kişiyi dinlediğini, raporları okuduğunu ifade eden bir partili, kişilerin değil, kişilerle birlikte bir paradigma değişiminin şart olduğunu, hazırlığın da bu yönde olduğunu gösteren işaretler bulunduğunu söyledi. Beklenen üçlü değişimin ayrıca Cumhurbaşkanlığı Politika Kurullarına da yansıyabileceği konuşuluyor.

Öte yandan Yeni anayasa tartışmaları kapsamında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde de revizyona gidilebileceği kaydediliyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz bütçe görüşmelerinde, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin iyileştirilmeye, geliştirilmeye daha iyiye götürülmeye açık bir sistem olduğunu” söyledi.

evizyon kapsamında en çok konuşulan başlıklardan biri cumhurbaşkanının yardımcısının da seçimle gelmesi oldu. Bu öneri MHP’nin de anayasa teklifinde yer aldı. Cumhurbaşkanlığı bütçesinde konuşan AK Parti Uşak Milletvekili İsmail Güneş ise bunun doğru olmayacağı görüşünde.

Güneş, “Cumhurbaşkanı yardımcısının da seçimlere katılması doğru değil çünkü Cumhurbaşkanının daha aktif olması lazım, performansında düşüklük gördüğünde Cumhurbaşkanı yardımcılarını da değiştirebilmesi lazım, seçimle gelirse bunu yapması mümkün değildir” değerlendirmesinde bulundu.

Güneş’e göre buradaki eksiklik, Anayasada kaç tane cumhurbaşkanı yardımcısı atanacağının yazılmamış olması. Altılı Masa sürecinde çok sayıda cumhurbaşkanı yardımcısı atama planı yapıldığını hatırlatan Güneş, “Biz gördük ki geçen seçimlerde muhalefet elinden gelse 20-30 cumhurbaşkanı yardımcısı atayacak… Bu bir eksiklik, mutlaka bunun sayısının belirtilmesi lazım” dedi.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan Erdoğan’a “Abdullah Öcalan” Çağrısı: Gücün Yetiyorsa Affet

Genel af iddialarına ilişkin değerlendirmede bulunan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetenler ve onlarla birlikte hareket edenler Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılmasından özel bir muratları var ise ve terörün sonlandırılması için Abdullah Öcalan’ın serbest kalmasının gerekliliğine vurgu yapıyorlarsa o zaman buradan sesleniyorum. Gücün yetiyorsa Recep Tayyip Erdoğan senin yetkin var Abdullah Öcalan’ı istediğin zaman affedebilirsin ama Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir genel affa geçit vermeyeceğiz” dedi ve ekledi:

“Çünkü bu affa geçit vermek demek; Türkiye’nin başına büyük belalar ölen Fethullah Gülen Terör Örgütü yüzünden ve o terör örgütüne bağlılıkları yüzünden hapishanelerde olan FETÖ’cüleri de dışarıya çıkaracak, Türkiye’nin başına bela olmuş uyuşturucu kaçakçılarını da dışarı çıkaracak. Türkiye’nin ırzına, namusuna göz dikmiş çetelerin yöneticileri ve üyelerini de dışarıya çıkaracak. Eğer bu af planı şayet kuvveden fiile düşünceden eyleme dönüşecek olur ise; Sinan Ateş’in katilleri de, onların ayaktaşları da serbest bırakılacak. Bu tezgâha düşmeyeceğiz. Bu planın yaşama geçirilmesine asla ve kata müsaade etmeyeceğiz.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin İstanbul 3. Bölge teşkilat mensuplarıyla kahvaltı programında bir araya geldi.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Türkiye’nin zor günler geçirdiğini ve sorumluların da bu zamana kadar yaşananlardan kendi payını almadığını söyleyen Dervişoğlu, “Artık Tayyip Erdoğan’ı izlemekten yoruldum. Doğrusunu isterseniz dinlemekten de sıkıldım. Sabah yine televizyonu açtım diyor ki işin zor tarafını geride bıraktık. Şimdi kolay tarafına geçtik. 22 sene sonra Tayyip Erdoğan zoru kolaylaştıracak hale gelmiş… Çiftçi toprağa düşürdüğü terin karşılığını alamıyor, ürününü tarlasında bırakıyor. Emekli dul yetim tenceresini kaynatamıyor, evlatlarımız hastanelerde öldürülüp katlediliyor, devletin esirgeme kurumlarına emanet ettiğimiz çocuklarımız tecavüze uğruyor ya da katlediliyor gençler geleceklerinden umudunu yitirmiş vize kuyruklarında istikbal arıyor Tayyip Erdoğan çıraklık dönemini bitirmiş ustalık dönemi için anayasaya aykırı olarak milletten yeniden yetki istemeye kalkışıyor. Buna sonuna kadar hayır diyeceğiz ve Türkiye’yi bugün getirdiği bu olumsuz noktadan, bu karanlıktan kurtarmak gibi tarihi bir sorumlulukla karşı karşıya bulunduğumuz asla unutulmamalıdır” diye konuştu.

Suriye’de Esed rejimi karşıtı silahlı grupların Halep üzerinden başlattığı çatışmalara ve bu çatışmaların sosyal medyadaki yansımalarına değinen Dervişoğlu, “Dün sosyal medyayı takip eden arkadaşlarımız bana bazı paylaşımları getirdi. Diyorlar ki Halep 82, Lazkiye 83 olacakmış. Halep denen yerde üzülerek ifade ediyorum ki selefi cihatçı örgütler Suriye’nin toprak bütünlüğünü ortadan kaldırabilecek bir hamlede bulundular. Türkiye’nin bu gruplarla bir anılmasını temin edecek her türlü girişimden azami ölçüde uzak durmak mecburiyetindeyiz. HTŞ denen örgüt Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle Türkiye tarafından terörist ilan edilmiş bir örgüttür. Şimdi güney sınırımızda Türkiye’yle bir terör örgütünü sınırdaş yapan hükümet bununla övünmek yerine kendinden utanmak mecburiyetindedir” dedi.

Türkiye’nin bunu hak etmediğini ve batı emperyalizminin önümüze koyduğu plan ve projelerin kölesi durumuna düşürülen bazı çevrelerin yön göstermeleri ve yönlendirmeleriyle Türkiye’nin başına çok büyük bir bela açıldığını ifade eden Dervişoğlu; “Şimdi Türkiye’nin içinde yaşandığı iddia edilen terör sorununun çözülebilmesi temin için de farklı farklı adımlar atmaya yönelik birtakım marazi hamleler geliştirilmektedir. Bunlardan bir tanesi Abdullah Öcalan’ın bölge coğrafyasında yaşanan gelişmelerde önemli aktörmüş gibi sunulması ve onun ortaya koyacağı duruşla bölgede barışın, huzurun ve sükunun sağlanacağına yönelik bir iddianın yaşama geçirilmiş olmasıdır” dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’ı TBMM grup kürsüsüne davetini hatırlatan Dervişoğlu sözlerine şu şekilde devam etti: “Abdullah Öcalan’ın Suriye’de; Suriye Demokratik güçlerini, Suriye’nin kuzeyinde YPG’yi ve PYD’yi istediği gibi sevk ve idare edebileceğini düşünmek akıl dışılıktan öte, bir millî delilik alametidir. Bu ülkeyi yönetenlerin delirmişliğinin ifadesidir. Hatta üstüne üstlük bir de Abdullah Öcalan’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsüne taşınarak, terör örgütüne silah bırakma çağrısı yapmasını temenni etmek; Türk milliyetçiliği davasının mayasıyla günümüze gelmiş siyasi partilere ve o siyasi partileri yönettiği iddiasında bulunanlara zulümdür, utançtır. Biz içinden çıktığımız bu yapının bugün takındığı tavra utanıyor ve üzülüyoruz. Ama bunun arkasında bir gerekçe olsa gerektir diye düşünüyoruz.

Acaba ne yapılmak istenmektedir? Ne planlamak istenmektedir? İmralı’da hükümlü bir cani başının Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilerek bir şerefli kürsüden millete ya da partisine hitap ettirilmeye kalkışmasının ardından yatan gerçek acaba ne olacaktır diye düşünmemiz lazımdır. Abdullah Öcalan Ankara’nın herhangi bir semtinde oturmuyor. Abdullah Öcalan İmralı’da tutuklu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gelebilmesi için umut hakkından yararlanabilmesi için öncelikle serbest bırakılması icap ediyor. Biz İYİ Parti olarak bütün dava arkadaşlarımızın direnciyle açık ve net olarak ifade ettik. Bizim cesetlerimizi çiğnemeden o cani başı Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne giremez dedik. Ama gördük anladık ki iş başka yerlere doğru evriliyor”

“Abdullah Öcalan’ı istediğin zaman affedebilirsin”

Bütün bunların arkasında bir genel af planlaması olduğunun altını çizen Dervişoğlu, “bu planı yapanlara sesleniyorum” diyerek şu ifadeleri kullandı: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetenler ve onlarla birlikte hareket edenler Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılmasından özel bir muratları var ise ve terörün sonlandırılması için Abdullah Öcalan’ın serbest kalmasının gerekliliğine vurgu yapıyorlarsa o zaman buradan sesleniyorum. Gücün yetiyorsa Recep Tayyip Erdoğan senin yetkin var Abdullah Öcalan’ı istediğin zaman affedebilirsin ama Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir genel affa geçit vermeyeceğiz.

Çünkü bu affa geçit vermek demek; Türkiye’nin başına büyük belalar ölen Fethullah Gülen Terör Örgütü yüzünden ve o terör örgütüne bağlılıkları yüzünden hapishanelerde olan FETÖ’cüleri de dışarıya çıkaracak, Türkiye’nin başına bela olmuş uyuşturucu kaçakçılarını da dışarı çıkaracak. Türkiye’nin ırzına, namusuna göz dikmiş çetelerin yöneticileri ve üyelerini de dışarıya çıkaracak. Eğer bu af planı şayet kuvveden fiile düşünceden eyleme dönüşecek olur ise; Sinan Ateş’in katilleri de, onların ayaktaşları da serbest bırakılacak. Bu tezgâha düşmeyeceğiz. Bu planın yaşama geçirilmesine asla ve kata müsaade etmeyeceğiz.”

“Ortak irademizi, ortak düşüncemizi, ortak bakışımızı müştereken hep birlikte bir gelecek vizyonuna dönüştürmek mecburiyetindeyiz” diyerek sözlerine devam eden Dervişoğlu şunları söyledi: “Gittiğim her yerde söylüyorum Türkiye’nin bir merkez akla ihtiyacı vardır diyorum. Herkes zannediyor ki ben merkez deyince çemberin ortasındaki bir noktadan bahsediyorum. Pergelin koyulduğu nokta ve o çemberi oluşturan alan dikkat ederseniz bir geniş alandır. Merkez siyasette bir nokta değildir, etrafında buluşulacak bir nokta değildir. Merkez en uzak noktaların birleştirdiği bütün alanları kapsayan yerdir.

Dolayısıyla Türkiye’de merkez siyaseti yok etmek isteyen çemberin ortasında bir nokta bırakmış her türlü düşünceyi kökü, kökeni ve unsuru siyasi görüşü, ideolojiyi de o çemberin çeperine yaydırmıştır. Yani o çemberin çeperinde kim vardır? Milliyetçiler vardır, muhafazakarlar vardır, sosyal demokratlar vardır. Merkez sağ düşüncenin sahipleri vardır. Sevdası Türkiye, kaygısı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin geleceği olanlar vardır. Ama bunlar merkezin dışına itilmişler, merkez tanımlaması da bir nokta gibi ortada küçük bir biçimde kalmıştır. Şimdi o çembere zorlanarak gönderilen bütün siyasi görüşlerin bir alanda toplanan bilmesini temin etmek görevi de bugün İYİ Partililere düşmüştür.

Ben size söylüyorum toplumun en köşesinden, en uzak köşesine çizilen çizginin oluşturduğu bileşkedir merkeziye tarif ettiğim. Bir nokta değil Türkiye’yi kapsayacak büyük bir siyasi alandır. Bu alanda müşterek yolculuğumuzu sürdürmek üzere büyük bir yolculuk başlatmış bulunuyoruz. Her türlü ideolojik taassubu her türlü ayrılığı her türlü aykırılığı bir tarafa bırakarak Türkiye’nin geleceğini yeniden inşa etmek zorunda olduğumuz gerçeğini milletimizle paylaşmak durumundayız.”

Genel Başkanı olduğu günden bugüne baktığında görmüş olduğu değişimi ifade eden Dervişoğlu; “Eskiden hâlimiz ne olacak acaba diye gözlerde bir tereddüt vardı. Ama şimdi gözlerinize bakıyorum. Gözlerinizde umut var, gözlerinizde heyecan var. Gözlerinizde iktidar pırıltısı var değerli dava arkadaşlarım” dedi

Kamuoyu araştırmalarının sonuçlarında İYİ Parti’nin önceden yüzde 2,5-3,5 çıktığını ancak artık en art niyetli olanların bile İYİ Parti’yi yüzde 7,5-yüzde 8 gösterdiğini söyleyen Dervişoğlu şöyle devam etti: “Bu kötü bir durum değildir, bu güzel bir durumdur. İYİ Parti Türk siyasetinin altın hissesi gibi böyle küçük küçük yükseliyor, bulunduğu yerden büyük hedeflere doğru gitme kararlılığı sergiliyor. Bu çok güzel bir şey, bu beni de mutlu ediyor. Ama bu bana yetmiyor değerli dava arkadaşlarım. yüzde 7’ler, yüzde 8’ler, yüzde 10’lar bize yetmiyor. Bazı siyasi partilerin kendi partilerinden uzaklaşmış oylarına bizi talip kılmaya uğraşıyorlar.

Onların da toplamına baksanız onlar da yüzde 7’yi aşmıyor. Tamamını alsak azami 15 yapıyor. Yüzde 15’te bize yetmiyor, o da bir hedeftir ama bize yetmiyor. Neden yetmiyor çünkü ben yüzde 50+ 1 ve sizlerle birlikte bu ülkeyi yönetmeye talibim de onun için yetmiyor. Onun için şimdi daha sıkı çalışmalıyız. Ben bugün İstanbul’un üçüncü bölgesini oldukça diri gördüm. Sadece üçüncü bölgeden de ibaret değil buradaki topluluk bizi de onore edebilmek için İstanbul’un çeşitli yerlerinden dava arkadaşlarımız buraya gelmişler, varlıklarından her zaman olduğu gibi şeref duyuyorum. Cenabı Allah hiçbirinizin eksikliğini göstermesin değerli dava arkadaşlarım”

“Sizlere Türk milletine layık olan iktidarı vaat edecek bir kararlılıktan bahsediyorum” diyen Dervişoğlu, konuşmasına son verirken salondaki teşkilat mensuplarına şu sözlerle seslendi: “Ben size inanıyorum, ben size güveniyorum. Sizler de bana inanın, sizler de bana güvenin. Bu Müsavat Dervişoğlu devletin derinliğiyle satisiyle, iş adamının zenginliğiyle fakiriyle, medyanın tekeliyle, tröstüyle hiç kimseyle pazarlık yapmadan 65 yaşına gelmiş bir dava arkadaşınızdır. Başınız bulutlara kadar diktir, herkesin huzurunda başınızı kaldırabilir, yumruğunuzu da Türkiye’nin meselelerine vurulmak üzere sıkabilirsiniz. Ben sizden razıyım Cenabı Allah’ta razı olsun. Hepimizi en içten duygularımla sevgilerimle saygılarımla ve muhabbetlerimle selamlıyorum. Allah var etsin. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.”

Paylaşın

Suriye Devlet Başkanı Esad: Teröristleri Ve Destekçilerini Yeneceğiz

Halep’in büyük bölümünün isyancıların eline geçmesinin ardından açıklama yapan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, ülkesinin “tüm teröristleri ve destekçilerini” yenebileceğini söyledi.

Haber Merkezi / Beşar Esad’ın Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed el Nahyan’la yaptığı telefon görüşmesi sonrası bürosundan yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Suriye, tüm teröristler ve destekçileri karşısında istikrarını ve toprak bütünlüğünü savunmaya devam etmektedir. Müttefiklerinin ve dostlarının yardımıyla terör saldırıları ne kadar yoğun olursa olsun onları yenme ve ortadan kaldırma kapasitesine sahiptir.”

Suriye ordusu, Halep şehrinde silahlı gruplar karşısında verilen kayıpların ardından şehirden çekildi. Suriyeli yetkililer, ordunun büyük bir saldırıya hazırlanmak üzere geri çekildiğini ifade ediyor.

Suriye ordusundan yapılan açıklamada, silahlı grupların çok sayıda ve farklı yönlerden saldırdığı belirtilerek, “silahlı kuvvetlerimiz saldırıyı püskürtmek, sivillerin ve askerlerin hayatını korumak ve karşı saldırıya hazırlanmak için savunma hatlarını güçlendirmeyi amaçlayan bir yeniden konuşlanma operasyonu gerçekleştirdi” denildi.

Hayat Tahrir El Şam grubunun öncülük ettiği beklenmedik saldırı, Suriye iç savaşının 2020’den bu yana büyük ölçüde sakin olan cephelerini sarsarak parçalanmış ülkenin, Türkiye sınırına yakın bir köşesindeki çatışmaları yeniden alevlendirdi. Suriye ordusu, devlet otoritesini yeniden tesis etmek için karşı saldırıya hazırlandığını açıkladı.

Silahlı grupların ilerleyişini doğrulayan Suriye ordu komutanlığı, isyancıların Rusya ve İran destekli hükümet güçlerinin sekiz yıl önce isyancıları sürmesinden bu yana tam devlet kontrolü altında olan Halep şehrinin büyük bölümüne girdiğini duyurdu.

Halep’ten gelen görüntülerde bir grup gece şehre girdikten sonra şehrin Saadallah el-Cabiri Meydanı’nda toplandığı görülüyor. Bir başka grubun da şehrin merkezindeki Esad ailesine ait bir heykeli yıktıkları görüldü.

Buna karşın Suriye ordusu, bombardımanın silahlı grupların sabit mevziler kurmasını engellediğini söyledi. Açıklamada, silahlı grupları kovma ve tüm şehir ve kırsalında rejimin kontrolünü yeniden sağlama sözü verildi.

İki kaynaksa, silahlı grupların İdlib vilayetindeki Meraat El Numan kentini de ele geçirerek tüm vilayeti kontrolleri altına aldıklarını ve bunun Suriye lider Beşar Esad’a önemli bir darbe daha vuracağını ileri sürdü. Suriyeli iki askeri kaynak da Rus ve Suriye savaş uçaklarının Halep’in bir banliyösünde silahlı grupları hedef aldığını söyledi.

Rusya, Türkiye ve İran devrede

Suriye’nin önemli destekçilerinden Moskova’dan yapılan açıklamada Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Suriye’deki durumla ilgili İran ve Türkiye dışişleri bakanları ile telefonda görüştüğü bildirildi. Rusya Dışişleri, Lavrov’un görüşmelerde Suriye’deki çatışmaların “tehlikeli bir şekilde tırmanmasından” duyduğu endişeyi dile getirdiğini aktardı.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un yanı sıra Lübnan Başbakanı Necip Mikati ve Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman el Sani ile de ayrı ayrı telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

Suriye’nin diğer önemli destekçisi İran da Suriye’deki son gelişmeler dikkatle izleniyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Pazar günü Şam’a bir ziyaret gerçekleştireceğini açıkladı. Arakçi’nin Pazartesi günü de Türkiye’yi ziyaret edeceği bildirildi.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın resmi sosyal medya hesabından yapılan açıklamada “İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, 2 Aralık 2024 tarihinde ülkemize bir ziyaret gerçekleşecektir” ifadeleri kullanıldı.

Halep’i hangi silahlı grup ele geçiriyor?

Halep, 2016’da Suriye hükümet güçlerinin Rusya, İran ve müttefiklerinin desteğiyle zorlu bir harekata girişmesinin ardından silahlı grupların doğu mahallelerinden çıkarmasından bu yana çatışmaya sahne olmamıştı.

Bu haftaki çatışmalar, Heyet Tahrir Şam (HTŞ) liderliğindeki silahlı grupların son yıllardaki en büyük ilerlemesi oldu. Aynı zamanda hükümet güçlerinin daha önce muhaliflerin kontrolündeki bölgeleri ele geçirdiği 2020’den bu yana Kuzeybatı Suriye’deki en yoğun çatışma niteliğinde.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Birleşmiş Milletler (BM), Halep saldırısını yöneten HTŞ’yi uzun zamandır terör örgütü olarak tanımlıyor. HTŞ’nin lideri Ebu Muhammed Golani, 2011’de başlayan Suriye savaşının ilk aylarında El Kaide’nin Suriye kolu olan El Nusra cephesinin lideriydi.

IŞİD’in lideri Ebu Bekir El Bağdadi’ye yakınlığıyla bilinen Golani, El Nusra’nın IŞİD’e bağlanmasını kabul etmemişti. Daha sonra 2015’te Rusya-İran-Türkiye arasında yapılan Astana görüşmelerinden faydalanarak El Kaide ve IŞİD’den tamamen kopmuş, İdlib’de kendi emirliğini kurmuştu.

2017’de diğer silahlı gruplarla birleşerek gücünü artıran örgüt, İdlib’in kontrolünü ele geçirmişti. Golani burada ekonomik ve siyasi bir düzen kurmaya çalışırken, bölgedeki bazı aşırılıkçı gruplara da baskı yapmış ve giderek kendisini diğer dinlerin koruyucusu olarak göstermeye çalışmıştı. Buna geçen yıl İdlib şehrinde yıllar sonra yapılan ilk Hristiyan ayinine izin verilmesi de dahil.

AP haber ajansına konuşan araştırmacı Aaron Zelin, Golani ve HTŞ’nin son yıllarda kendini yeniden inşa etmeye çalıştığını, bölgelerinde sivil yönetimi ve askeri eylemi teşvik etmeye odaklandığını belirtiyor.

HTŞ liderliğindeki son saldırı İdlib’de başladı ve Halep’in güneyinde ve batısındaki köy ve kasabalara ilerledi. Lübnan’dan militanları ve Irak ile İranlı komutanları da içeren hükümet güçleri dağılmış gibi görünürken, geride tanklar, insansız hava araçları (İHA) ve uçaksavar sistemleri gibi silahlar bıraktı.

Semafor’a konuşan Suriye uzmanı Charles Lister’a göre, Golani’nin militanları DA gece görüş dürbünleri ve İHA’larla donatılmıştı. Yayınlanan bir videoda Golani’nin bir komuta merkezinden operasyonları denetlediği görüldü. Golani’nin talimatları İngilizce ve Arapça yayınlandı.

Halep’in içinden canlı yayın yapan Suriyeli muhalif bir kanalın aktardığına göre, ilerlemenin hızı Halep sakinleri için bir şok etkisi yarattı ve hatta HTŞ militanları bile “şaşkına döndü.” Yorumcular, HTŞ militanlarının artık daha iyi eğitimli, daha iyi silahlanmış olduğunu ve daha koordineli hareket ettiklerini söylüyor.

Syria Direct’e göre son saldırılarda dikkat çeken bir diğer unsur, silahlı grupların daha önce kontrol ettikleri ve kaybettikleri bölgelerin sınırlarında durmaması. Militanlar, 2016’daki Halep savaşında veya 2020’deki Rusya destekli operasyonlarda kaybettikleri bölgelerin de ötesine geçti.

Militanlar, Halep’in batı mahalleleri de dahil olmak üzere, daha önce hiçbir zaman kontrol edemedikleri bölgeleri ele geçirdiklerini söylüyor.

Paylaşın

CHP’li Belediyelerden Ortak Bildiri: Halkın Parasını Halk İçin Harcamayı Sürdüreceğiz

“Halkın Belediyesi Halkın İradesi Belediye Başkanları Toplantısı” sonrası yayınlanan ortak bildiride, “Kamunun kaynaklarını yani halkın parasını en verimli ve adaletli şekilde kullanmayı, halkın parasını halk için harcamayı sürdüreceğiz” ifadelerine yer verildi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen “Halkın Belediyesi Halkın İradesi Belediye Başkanları Toplantısı” sonrası 5 maddelik ortak bildiri yayınlandı. Bildiride, şu ifadeler yer aldı:

“1 – İktidarın sandıkta kazanamadığı belediyelere dönük başlattığı kayyum saldırısı halkın sandıktan çıkan iradesini, yani milli iradeyi hedef alan bir siyasi darbe girişimidir. Haklarında kesinleşmiş mahkeme kararı bulunmayan seçilmiş belediye başkanları, İçişleri Bakanlığı tarafından alınan kayyım kararlarıyla görevden uzaklaştırılmakta, yerine gelecek isim belediye meclislerinden seçimle değil iktidar tarafından atamayla belirlenmektedir. Bu şekilde ülkemizde demokrasinin kalan son kaleleri de iktidar tarafından yıkılmak istenmektedir. Sadece Esenyurt’u, Ovacık’ı veya kayyım atanan diğer belediyelerdeki seçmenleri değil, tüm milleti ve milletin iradesini hedef alan bu saldırıların karşısında hep birlikte mücadele edecek, milli iradeyi hedef alan bu gayrimeşru, hukuk dışı girişimlere asla teslim olmayacağız. Halkın belediyelerine, halkın iradesine sahip çıkacağız.

2 – Türkiye’nin en büyük ilçesi olan Esenyurt’un seçilmiş belediye başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer tam bir aydır; iktidarın, eski ortaklarından öğrendiği kumpas yöntemleriyle, hukuk cellatlarının verdiği kararlarla hapiste tutulmaktadır. Sadece Prof. Dr. Ahmet Özer’i ve Cumhuriyet Halk Partisi’ni değil, tüm Esenyurt halkını hedef alan bu hukuksuzluk derhal son bulmalı, belediye başkanımız serbest bırakılmalıdır.

3 – Cumhuriyet Halk Partili belediyeler iktidarın sosyal devlet uygulamalarında bıraktığı büyük boşluğu kendi imkanları dahilinde kapatmaktadır. Tüm halkımız bu durumu görmekte ve belediyelerimizi takdir etmektedir. Son yerel seçimler bunun en açık ispatı olmuştur. Bu kapsamdaki örnek uygulamaların başında, sayıları 650’yi aşan ve 50 binden fazla çocuğumuzun ve ailelerinin yararlandığı kreşler gelmektedir. Kreşlerimizde çocuklarımız ucuz, kaliteli, güvenli ve nitelikli bakım hizmetine ulaşıyor. Kreşlerimiz sayesinde kadınların istihdama ve sosyal hayata katılımının önü açılıyor. İktidarın kreşlerimizi usulsüzce kapatmayı amaçlayan son girişimi kreşleri değil kadınları, çocukları, aileleri hedef almaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, belediyelerimizin açtığı kreşlerimizin sayısını artırmaya devam edeceğiz. Kreşler çocuklarındır, kadınlarındır, halkındır. Dokundurtmayız, kapattırmayız!

4 – Cumhuriyet Halk Partili belediyeleri çalışamaz hale getirmek için iktidarın yürüttüğü saldırılardan bir diğeri, yıllardır belediyelerimiz üzerinde uygulanan ekonomik ablukadır.. Kamu bankalarının kredi vermekten kaçınması, merkezi yönetimin yerel yönetimlere dönük kaynak dağıtımındaki adaletsizlikler, uluslararası kredilerin keyfi şekilde onaylanmaması gibi uygulamalar yıllardır devam etmektedir. Bugün İzmir Selçuk Belediyemizde olduğu gibi belediyelerin önemli gelir kaynaklarına el konulması bu ekonomik ve mali baskılara dair bir başka örnektir. Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin mevcut SGK, vergi ve kamu borçları tam da bu uygulamalar nedeniyle oluşmuştur. Üstelik bu borçların önemli bir bölümü AK Parti döneminden kalmıştır.

Son olarak 27 Kasım tarihinde yayınlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile belediyelerimizin iştiraklerine ait borçların da belediyelerimizin gelirleri üzerinden kesilmesi yoluna gidilmiştir. Tüm bunlar belediyelerimizin halkçı belediyecilik uygulamalarını, halkın nitelikli kamu hizmetinden yararlanmasını engellemeyi amaçlamaktadır. Cumhuriyet Halk Partili belediyeler olarak bugüne kadar bu baskıların hiçbirine boyun eğmedik, bu baskıları mazeret görmeden çalışmaya devam ettik, bundan sonra da devam edeceğiz. Kamunun kaynaklarını yani halkın parasını en verimli ve adaletli şekilde kullanmayı, halkın parasını halk için harcamayı sürdüreceğiz.

5 – İktidarın ranttan yana siyasi tercihleri nedeniyle ortaya çıkan ekonomik krizin yükü halkın omuzlarına yüklenmek isteniyor. Bu ekonomik darboğazın yol açtığı ağır koşullara karşı Cumhuriyet Halk Partili belediyeler olarak kadınların, gençlerin, emekçilerin, işsizlerin, emeklilerin, çiftçilerin, üreticilerin, yanında en güçlü şekilde duruyor, ihtiyaç sahibi olan her kesime sosyal koruma sağlıyoruz. Geçim krizine karşı CHP’li belediyeler, iktidarın bütün saldırılarına ve engelleme girişimlerine karşı halkın sığındığı güvenli limanlar olmaya devam edecek. Gelecek seçimlerde iktidar olup Türkiye’yi bu ağır ekonomik ve sosyal krizden çıkarıncaya dek halka bir nebze olsun nefes aldırmak için çalışmaya devam edeceğiz. Yine bu anlayışla belediyelerimizde çalışan emekçilerimizi enflasyona ve pahalılığa karşı koruyacak, iktidarın aksine emekçileri açlık sınırının dahi altındaki ücretlere mahkum etmeyeceğiz.”

Paylaşın

Erdoğan: Millete Tepeden Bakan Bizden Değildir

AK Parti Kahramanmaraş İl Kongresi’nde açıklamalarda bulunan Erdoğan, Biz değişimin hayatın her alanı gibi siyasetin de tabii parçası olduğuna inanan bir siyasi partiyiz” dedi ve ekledi:

“Partimizde kadrolar değişir, devletimize, vatanımıza, bayrağımıza olan bağlılığımız değişmez. Partimizde kadrolar değişir, Türkiye’yi birlik içinde, dirlik içinde, tarihinde hiç olmadığı kadar güçlü bir şekilde geleceğe taşıma hedefimiz değişmez. Millete tepeden bakan bizden değildir. İnsanlarımızı bölen, kutuplaştıran bizden değildir.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Kahramanmaraş 8. Olağan İl Kongresi’nde açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle: “Kara günler geride kaldı. Depremin üzerinden henüz 21 ay gibi kısa sayılabilecek bir süre geçmesine rağmen, şehirlerimizin çoğunun yeni siluetleri şekillenmeye başladı.

Maraş’ı beraberce yeniden inşa ediyoruz. Kongremize gelmeden önce deprem konutlarının kura törenini gerçekleştirdik. Bu konutların 3 bin 499’u Kahramanmaraş’taydı. Ayrıca şehrimizde büyük bir spor kompleksinin yapımına da başlıyoruz. Biz başarıları büyüdükçe tevazuları da büyüyen bir kadroyuz. Yeni binalarımız köy evlerimiz konutlarımız birer birer büyüyor.

Konuttan hastaneye, okuldan parka kadar gözlerinin önünde yükselen yeni yerleşimleri inkar eden bir zihniyetle karşı karşıyayız. Şehirlerimizin imarının mümkün olmadığı yalanını körüklemişlerdi. Bize enkazın altında kalacak diyen zat, önce seçim sandığının sonra kurultay sandığının altında kalarak bay bay oldu. Şimdi ne yüzüne bakan ne kapısını çalan var. Sürekli bize sataşıyor. Eski genel başkanın kötü mirasını maalesef, yeni genel başkan da aynı şekilde devam ettiriyor. Yapıcı muhalefet diye bir kavram lügatlerinde yok.

AK Parti milletin kurduğu, milletin iktidara getirdiği, milletin demokrasi hak özgürlük eser ve hizmet siyasetine meftun olduğu, yeri geldiğinde ayar verdiği bir partidir. Sandıktan çıkan mesajları öpüp başımızın üstüne koyduk. Eksiklerimizi tamamlayacak, vizyonumuzu güçlendirecek çalışmaların hazırlığını yapıyoruz.

“İnsanlarımızı bölen, kutuplaştıran bizden değildir”

Biz değişimin hayatın her alanı gibi siyasetin de tabii parçası olduğuna inanan bir siyasi partiyiz. Partimizde kadrolar değişir, devletimize, vatanımıza, bayrağımıza olan bağlılığımız değişmez. Partimizde kadrolar değişir, Türkiye’yi birlik içinde, dirlik içinde, tarihinde hiç olmadığı kadar güçlü bir şekilde geleceğe taşıma hedefimiz değişmez. Millete tepeden bakan bizden değildir. İnsanlarımızı bölen, kutuplaştıran bizden değildir.

Bölgemizde yanan ateşi ülkemize sıçratmak için her yolun denendiğini görüyoruz. Artık herkes biliyor ki Türkiye birilerinin deneme tahtası, gerginlik hattı, istikrarsızlık üretme alanı değildir. Türkiye artık, hadi çocuklar günü geldi deyince harekete geçirilen kuklalarla darbe yapılacak, siyaseti, ekonomisi dizayn edilecek bir ülke değildir.

Türk, Kürt, Zaza, Arap, Sünni, Alevi fark etmeksizin 85 milyon hepimiz biriz, beraberiz, kardeşiz, bu ülkenin eşit vatandaşlarıyız. Türkiye’nin gelecek vizyonuna ayak bağı terör prangasını parçalayıp atmak istiyoruz. Bölgemizdeki kritik gelişmeler, iç siyasetimiz bunun için elverişlidir. Terörsüz Türkiye’yi inşa edeceğiz. Cumhur İttifakı olarak, terör sorununu kaynağında çözme irademiz, hiç olmadığı kadar güçlüdür. Bu hedefe ulaşmak için cesur, kararlı, yeni ve çok iyi planlanmış adımlar atmaktan çekinmeyeceğiz.”

Paylaşın