Türkiye’de Sanayi Üç Gün Duracak

İran’dan gelen doğal gaz akışının aksaması dolayısıyla çevrim santralleri çalışmayınca TEİAŞ, OSB’lere elektrik dağıtımını bu gece yarısından başlayarak üç gün durdurdu. Sanayiciler kesintilerin sektörde onarılmaz kayıplara yol açacağını söylüyor.

Türkiye Elektrik İletişim A.Ş. (TEİAŞ) tüm Türkiye’de organize sanayi bölgelerine en az 3 gün olmak üzere elektrik kısıtlaması uyarısında bulundu.

İran- Türkiye doğal gaz boru hattında meydana gelen arıza, doğal gazdan elektrik üreten çevrim santrallarında üretimi kısıtladı. TEİAŞ da çareyi 24 Ocak Pazartesi saat 00.00’dan itibaren Türkiye’deki tüm organize sanayi bölgelerine elektrik vermemkte buldu.

Ülkede sanayi üretimi en az 3 gün süreyle tamamen duracak. Bu arada OSB dışındaki tesislerde de aynı kısıntının uygulanacağı öne sürülüyor.

Üç gün tam kısıtlama

Dünya gazetesinden Ömer Faruk Çiftçi ve Fikri Cinokur’un haberine göre; TEİAŞ  OSB’lere telefonla bilgi verdi. Yazılı açıklama yapmadı.  Ancak OSB’ler durumu bünyelerindeki sanayicilere yazıyla duyurdu.

Telefonla yapılan ilk bilgilendirmede kısıtlamanın pazartesi, çarşamba, perşembe tam gün olacağı belirtilmişti. Sanayicilerin tepkisi üzerine Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez kesinti günlerini pazartesi, salı, çarşamba tam gün olarak değiştirdi.

Aydınlatma ve ısıtmaya elektrik var  

Tüm OSB’lerde aydınlatma ve ısınma amaçlı enerji çekmeleri izni verildi. Belirlenen günlerde belirlenen rakamın üzerinde enerji çeken bölgelerin enerjisi TEİAŞ tarafından kesilecek ve cezai yaptırım uygulanacak.

“Kriz çığa dönüşüyor”

Antalya Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bahar, enerji sorunlarının kartopu gibi yuvarlanarak çığa dönüştüğünü belirtti.

Bahar, “Tedarik sorunu, doğalgazdan elektrik üreten santrallerin üretimini sekteye uğratınca, şimdi devasa bir elektrik tedarik sorunu ile karşı karşıya kaldık.” dedi. “Önümüzdeki hafta itibariyle Türkiye’deki tüm OSB’lerde 3 ila 4 tam gün elektrik kısıntısı uygulanacağı TEİAŞ tarafından sözlü olarak bildirilmiş, ancak tarafımıza henüz yazılı, resmi bir bildirimde bunulmadı.”

Antalya OSB Başkanı “sorunu fabrikalardan bir bariyer ile durdurmaya kalkmanın tüm ülkenin çığ altında kalmasına neden olmaktan başka bir işe yaramayacağı” kanısında .

OSB’lerde üretimini 7/24 sürdürmek zorunda olan, en ufak bir aksaklıkta üretimi uzun süre duracak, stoku çöp olacak fabrikaların varlığını hatırlatan Bahar, “Ülkede imalatın üç gün süreyle durdurulması hayal bile edilmemesi gereken korkunç bir şeyken, bunun eyleme geçirilmesi çok daha korkunç ve tehlikelidir” dedi.

Hangi kesimler şiddetle etkilenecek? 

Soğuk hava depoları olan, kesim yapan sanayicilerin, süt fabrikalarının uğrayacağı zararın nasıl tanzim edileceği konusunda bilgi verilmediğine dikkat çeken Bahar, kesintilerden şiddetle etkilenecek kesimleri şöyle sıraladı:

  • OSB’mizdeki süt fabrikalarımız günlük 400 ton süt almaktadır. Üretim yapamadığı için bu sütü alamayacağından o süt ziyan olacaktır.
  • Dezenfektan yapan sanayicilerimiz vardır. Dünyanın pandemiyle boğuştuğu bir ortamda dezenfektan üretiminin durması salgına yeni bir ivme kazandırabilir.
  • Günlük yemek çıkaran fabrikalarımız vardır, gıda tedariki sekteye uğrayacaktır.
  • Otellere hizmet veren çamaşırhanelerimiz duracaktır, turizm sekteye uğrayacaktır.
  • Lojistik operasyonları sekteye uğrayacaktır.

Telafisi mümkün olmayan zararlar

Bahar, “Bu sektörlerin sekteye uğramasının, ülke çağında büyük bir tedarik sıkıntısını beraberinde getirebileceğini” söyledi ve toplum psikolojisinin böyle devasa bir sorunu kabullenmeye hazır olmadığını ileri sürdü.

TEİAŞ açıklaması 

Öte yandan TEİAŞ’ın internet sayfasında yapılan duyuruda, mesken ve ticarethane dışında kalan kullanıcılara program dahilinde kısıntı uygulanacağı bildirildi. Ancak “Hangi kullanıcılara kısıntı uygulanacağı ve kısıntı miktarı ile ilgili, Dağıtım Şirketleri ve Teşekkülümüz tarafından bilgilendirme yapılacaktır” denmesine karşın kurumu bağlayacak br açıklama yapmaktan kaçınıldığı görüldü.

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

Yabancılara Konut Satışı 2021’de Yüzde 44 Arttı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre yabancılar 2020 yılında Türkiye’de 40 bin 812 konut satın aldı. Bu sayı 2021’de 58 bin 576’ya çıkarak tüm zamanların rekorunu kırdı. Böylece yabancılara satılan konut sayısı son bir yılda yüzde 44 artmış oldu.

Türk lirası (TL) 2021 yılında Amerikan doları ve Euro başta olmak üzere döviz kurları karşısında hızla değer kaybederken yabancılara konut satışındaki artış dikkat çekiyor. TL, Dolar karşısında 2021 yılının başı ile sonu karşılaştırıldığında bir senede yüzde 75 değer kaybetti. Yabancılar Türkiye’de 250 bin dolar değerinde konut satın almaları durumunda Türk vatandaşı da olabiliyor.

Merkez Bankası verilerine göre 4 Ocak 2021’de 7,42 TL olan dolar kuru yılın son gününü 12,98 TL ile kapattı. Böylece sene başı ile sene sonu kıyaslandığında Türk lirası Amerikan doları karşısında tam yüzde 75 değer kaybetti. Dolar kuru 21 Aralık’ta 17,47 lirayı da görmüştü.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre yabancılar 2020 yılında Türkiye’de 40 bin 812 konut satın aldı. Bu sayı 2021’de 58 bin 576’ya çıkarak tüm zamanların rekorunu kırdı. Böylece yabancılara satılan konut sayısı son bir yılda yüzde 44 artmış oldu.

Bu artışta koronavirüs salgını sebebiyle 2020 yılında satışların etkilenmiş olabileceği düşünülebilir. Ancak 2019 yılında yabancılara 45 bin 483 konut satılırken bu sayı 2020’de sadece yüzde 10 düşüş ile 40 bin 812’ye gerilemişti. Bu veri pandeminin etkisinin sınırlı olduğuna işaret ediyor. Zaten Covid-19’dan önceki 2019 yılı ile 2021 yılları kıyaslandığında da yüzde 29’luk bir artış söz konusu.

Dövizdeki değişime yıllık ortalama dolar kurundan bakmak da mümkün. 2021’de ortalama dolar kuru 8,89 TL oldu. Bu sayı 2020’de 7,01; 2019 yılında 5,67 ve 2018’de 4,81 idi. Bu açıdan bakıldığında yıllık ortalama dolar kuru son 3 senede yüzde 85 artarken bu dönemde yabancılar satılan konut sayısı yüzde 48 artış gösterdi.

Yabancılara konut satışları son 8 senede 5’e katlandı

TÜİK’in verileri 2013 yılından bu yana olan yıllık satış toplamlarını gösteriyor. Buna göre 2013 yılında yabancılar 12 bin 181 konut satın aldı. Bu da 2013-2021 yıllarını kapsayan son 8 senede yüzde 381 arttığını gösteriyor. Yani son 8 senede yabancılara satılan konut sayısı neredeyse 5’e (tam olarak 4,81) katlandı.

Ülkelerine göre bakıldığında ise Türkiye’den en fazla konut satın alanlar İran ve Irak vatandaşları. 2021 yılında İranlılar 10 bin 56 konut alırken Irak vatandaşları da 8 bin 661 konut satın aldı. Satılan her 100 konuttan 17’sini İranlılar alırken Iraklıların oranı yüzde 15 oldu.

Bu ülkeleri Rusya (5 bin 379), Afganistan (2 bin 762), Almanya (2 bin 538), Kazakistan (2 bin 90) ve Kuveyt (bin 791) takip etti. Yabancıların konut alırken en fazla ilgi gösterdiği şehir hep İstanbul. 2021 yılında da satılan konutların yüzde 45’i İstanbul’da oldu. Yabancılar İstanbul’da 26 bin 469 konut alırken yüzde 21 paya sahip Antalya’da 12 bin 384 konut aldılar.

Yabancılar konutla birlikte Türk vatandaşlığı hakkına da sahip oluyor. En az 250 bin Amerikan doları veya karşılığı döviz tutarında taşınmazı tapu kayıtlarına 3 yıl satılmaması şerhi koyulmak şartıyla satın alanlar vatandaşlığa başvuru yapabiliyor. Yabancılara satılan konutların ortalama değeri 2021’in son çeyreğinde 187 bin 91 dolar olarak gerçekleşti. Bu sayı önceki çeyrekte 196 bin dolar civarındaydı.

Gayrimenkul Yurt Dışı Tanıtım Derneği’nin (GİGDER) AGS Global iş birliğiyle hazırladığı yabancıya konut satış endeksi GİGDEKS’in ekim-aralık dönemine ilişkin araştırmasının sonuçlarına göre kurdaki hareketlilik ve dolardaki yükseliş nedeniyle yabancılara satılan konutların ortalama değeri son çeyrekte 187 bin 91 dolara geriledi. Söz konusu rakam önceki çeyrekte 196 bin 37 dolardı.

Paylaşın

Yoksulluk Sınırı 15 Bin Lirayı Aştı

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Ar-Ge Birimi’nin (Kamu-Ar) araştırmasına göre Türkiye’de dört kişilik bir ailenin açlık sınırı ocakta 272 lira artışla, 4 bin 924 liraya, yoksulluk sınırı bin 415 lira artışla, 15 bin 13 liraya yükseldi. Açlık sınırı, yaşanan bu artışla birlikte bu ay 2022 yılı için belirlenen 4 bin 253 liralık asgari ücretin 670 lira üzerine çıktı.

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’nun Ar-Ge birimi KAMU-AR’ın, dört kişilik bir ailenin, dengeli ve sağlıklı beslenebilmesi için tüketmesi gereken gıda miktarlarını esas alarak belirlediği açlık sınırı ile gıdanın yanı sıra diğer ihtiyaçlarını da yoksunluk duygusu çekmeden karşılayabilmesi için yapması gereken gıda dışındaki harcamaları dikkate alarak hesapladığı yoksulluk sınırı araştırmasının Ocak 2022 sonuçları açıklandı.

Buna göre, açlık sınırı ocakta bir önceki aya göre 272 lira artarken, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama 572 lira ve yoksulluk sınırı da bin 415 lira arttı. Geçen yıl ocak ayına göre ise açlık sınırı bin 657 lira, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama ise 2 bin 496 lira arttı.

Ailelerin gıda ve gıda dışı ihtiyaçlarını insan onuruna yaraşır bir şekilde yoksunluk hissi çekmeden karşılayabilmesi için yapması gereken toplam harcama tutarını gösteren yoksulluk sınırı da son bir yılda toplam 4 bin 126 liralık artışla 15 bin 13 lira oldu.

Açlık sınırı, yaşanan bu artışla birlikte bu ay 2022 yılı için belirlenen 4 bin 253 liralık asgari ücretin 670 lira üzerine çıkarken, kamu çalışanlarının maaş ve ücretlerine 2022 yılı başından itibaren yapılan yüzde 30,9 oranındaki zammı da anlamsız kıldı.

Açlık sınırı

Dört kişilik bir ailenin dengeli ve sağlıklı beslenebilmesi için alması gereken kaloriyi sağlayacak gıda maddelerinden oluşturulan bir sepete bir ay süreyle ödenmesi gereken para ocak ayında için 4 bin 924 lira olarak hesaplandı.

Ankara’da en fazla alış-veriş yapılan pazar ve marketlerden derlenen fiyatlara göre sağlıklı beslenebilmek için et- balık- yumurtaya aylık olarak harcanması gereken tutar bir önceki aya göre 110 lira, son bir yılda ise 478 lira artarak bin 406 liraya kadar çıktı.

Kuru bakliyat için yapılması gereken harcama önceki aya göre 12 lira, geçen yılın aynı ayına göre ise 70 liralık artışla 156 lira oldu.

Süt, yoğurt ve peynir için yapılması gereken harcama ocakta bir önceki aya göre 54 lira azalarak bin 157 liraya indi. Son bir yıllık dönemde ise 377 liralık artış oldu. Meyve için harcanması gereken para ocakta önceki aya göre değişmezken, geçen yılın aynı ayına göre ise 83 lira artarak 342 liraya çıktı. Sebze harcamasının parasal tutarı da ocakta önceki aya göre 145 lira arttı. Sebze için ödenmesi gereken para geçen yılın sonuna göre ise 157 lira artarak 512 lira oldu.

Ocakta 755 liraya yükselen ekmek, un ve makarna için yapılması gereken harcama son bir ayda 48 lira, son bir yıllık dönemde ise 301 lira arttı. Pirinç ve bulgur harcamaları ocakta 22 lira son bir yılda ise 41 lira artarak 128 lira oldu. Sıvı yağ ve margarin için yapılması gereken harcama ocakta değişmedi, yıllık olarak ise 47 lira artarak 114 liraya yükseldi. Şeker, bal, pekmez, reçel gibi gıda maddelerine yapılması gereken harcama da ocakta 33 lira azalarak 252 lira oldu. Aynı ailenin zeytin için yapması gereken harcama ise 27 lira daha artarak 103 liraya çıktı.

Ocakta açlık sınırı yetişkin bir erkek için bin 415 lira, yetişkin bir kadın için bin 132 lira, çocuk için 849 lira ve genç için de bin 528 lira oldu.

Yoksulluk sınırının belirlenmesinde gıda dışı harcamaların fiyat artışları da esas alınarak yapılan araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin gıda dışındaki gereksinimlerini “yoksunluk hissi duymadan” karşılayabilmesi için gereken harcama tutarı da ocakta 10 bin 89 liraya çıktı.

Ocakta giyim ve ayakkabı için yapılması gereken harcama 766 liraya çıktı. Barınma (kira dahil) harcamaları 2 bin144 liraya yükseldi. Ev eşyası harcamaları bin 323 lira, sağlık harcamaları 425 lira oldu. Ulaştırma harcamaları 2 bin 582 liraya çıktı, haberleşme harcamaları 548 lira, eğlence ve kültür harcamaları 410 lira oldu. Eğitim harcamaları 290 lirada kalırken, otel harcamaları 904 lira, diğer mal ve hizmetlerle ilgili harcamalar 695 lira olarak hesaplandı.
Gıda dışı harcamalarda 2021 yılının tamamında bir önceki yıla göre 2 bin 469 liralık artış yaşandı.

Yoksulluk sınırı

Dört kişilik bir ailenin insan onuruna yaraşır bir şekilde yaşayabilmesi için yapması gereken zorunlu gıda ile gıda dışı harcamaların toplam tutarını gösteren yoksulluk sınırı (içki ve sigara harcamaları hariç) ise ocakta bin 415 lira artarak 15 bin 13 liraya yükseldi. Yoksulluk sınırında, son bir yılda toplam 4 bin 126 liralık artış oldu.

Paylaşın

IMF: Merkez Bankalarının Farklı Adımları Piyasaları Dalgalandırabilir

Dünyadaki gelişmiş ekonomilerin merkez bankaları genellikle uyum içerisinde hareket etti. Pandemiyle birlikte merkez bankaları büyümeyi desteklemek için son yıllarda görülmemiş teşvikler getirdi. Ancak nakit bolluğu şimdi enflasyonu dünya çapında körüklemeye başladı. Bu durum karar vericilerde geç kaldığı endişelerini tetikliyor.

Enflasyon oranlarının dünya çapında çok büyük farklılıklar göstermesi akaryakıttan gıdaya günlük tüketici ürünleri fiyatlarını arttırdıkça sosyal ve siyasi gerilimlere yol açama riskini beraberinde getiriyor.

Enflasyon oranı Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) 1982 yılından bu yana en yüksek düzeyine ulaşarak yüzde 7,0 oldu. Karar vericiler arasında geçici olduğunu düşünülen bu oranın daha kalıcı olduğu görüşü hakim olmaya başladı. Öte yandan euro bölgesinde yüzde 5,0 olan fiyat artışlarının yıl sonunda yüzde 2’ye düşmesi bekleniyor. Japonya’da ise enflasyon oranı yalnızca yüzde 0,6.

Amerikan Merkez Bankası’nın (Fed) bu noktada öncü rol üstlenerek önümüzdeki hafta faizleri arttırması bekleniyor. Japon Merkez Bankası’nın ise tam tersine önlemleri önümüzdeki yıllarda olağandışı serbest bırakacağı öngörülüyor.

IMF Başkanı’ndan Kovid 19’un kontrol altına alınması vurgusu

Dünyadaki büyük ekonomilerin merkez bankalarının pandeminin en şiddetli döneminde birbiriyle uyumlu hareket ettiğine dikkat çeken Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva merkez bankalarının yükselen enflasyon karşısında farklı hızlarda politikalarını sıkılaştıracağını ve bu durumun ekonomilerde ve piyasalada dalgalanmaya yol açabileceğini belirtti.

Dünya Ekonomik Forumu’nun bir panelinde konuşan Georgieva, “Buradaki sorun Fed ne yaparsa etkileri yalnızca ABD’de değil başka ülkelerde, özellikle de dolara bağlı borcu yüksek olan ülkelere de yansıyor” dedi ve bu durumun zaten zayıf ilerleyen iyileşme sürecinde bazı ülkelerin cesaretini kırabileceğine işaret etti.

Georgieva bu ülkelerin borçlarını şimdi yeniden finanse etmeleri uyarısında bulundu. Nitekim, Fed’in hızla faiz arttıracağına dair beklentiler zaten yüksek olan borçlanma maliyetini yükseltmeye başladı.

IMF Başkanı ayrıca pandemiyle mücadele ve aşılama oranının arttırılmasının zengin ve yoksul ülkeler arasında açılan farkın kapatılması ve gelecekte herkes için büyümenin mümkün olabilmesi için şart olduğunun altını çizerek, “Dünya daha sonra trilyonlar kazanabilmek için şimdi Kovid 19’u kontrol altına almak için gereken milyarları harcamalıdır” ifadelerini kullandı.

“İşgücü piyasasındaki durum enflasyon sorunumuzun ABD ile aynı olmadığını gösteriyor”

Aynı toplantıda konuşan Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christiane Lagarde ise işgücü piyasasındaki farklılıklara değindi.

Lagarde “İşgücü piyasasına baktığımda büyük oranda istifalar görmüyorum. İstihdama katılım rakamları pandemi öncesi düzeye yaklaşıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Enflasyon ve işgücü piyasası faktörleri kıyaslandığında Avrupa ülkelerinin ABD ile aynı hızla ilerlemediğine dikkat çeken Lagarde bu nedenle Avrupa’da durumun ABD piyasalarının karşı karşıya olduğu enflasyon artışından farklı seyrettiğini belirti.

Lagarde yine de Avrupa Merkez Bankası’nın olağanüstü gevşek politikadan uzaklaşmaya başlayacağını ve varlık alımlarını kesmeye devam etmeyi amaçladığını açıkladı.

Japonya Merkez Bankası Başkanı Haruhiko Kuroda ise bankasının bu yönde hareket etmeyi henüz düşünmediğini belirterek, “Biz enflasyondan korkmuyoruz çünkü Japonya’da enflasyon çok düşük” diye konuştu. Kuroda ABD ve Avrupa’nın tersine şu aşamada gevşek para politikasına devam edeceklerini kaydetti.

(Kaynak: Euronews)

Paylaşın

‘Kur Korumalı Mevduat’ İçin Dikkat Çeken Analiz

Dünyanın en büyük bankaları arasında yer alan Deutsche Bank, “Kur korumalı mevduatın yaratabileceği mali yük, Türkiye’yi TL’deki değer kaybına karşı daha hassas hale getirdi” değerlendirmesinde bulundu.

Deutsche Bank, kur korumalı mevduat uygulamasının Türk lirasında değer kaybı yaşanması halinde mali yükü artıracağını ve Türkiye’nin şu an TL’deki değer kaybına karşı daha hassas hale geldiğini söyledi.

Bloomberg HT haberine göre, Alman yatırım bankası Deutsche Bank’ın yayımladığı raporda, hükümetin döviz cinsi borçlarının yüzde 66’ya ulaştığı ve Aralık ayında kurda yaşanan düşüşten dolayı bunun daha da artmasının beklendiği, kur korumalı mevduat uygulamasının da Türk lirasında değer kaybı yaşanması halinde mali yükü artıracağı belirtildi.

“Bundan dolayı 2022’nin ilk çeyreğinde politika faizinde büyük bir artış olacağına dair görüşümüzü koruyoruz” diyen Deutsche Bank, enflasyonun da Mayıs ayına kadar yükselmeye devam edeceğini düşündüklerini kaydetti.

Deutsche Bank, Merkez Bankası’nın dolarizasyon, zayıf Türk lirası ve artan enflasyondan dolayı 2022’nin ilk çeyreğinin sonlarına doğru politika faizini 1000 baz puan artırarak yüzde 25’e çıkarmak zorunda kalabileceğini söylemişti.

Paylaşın

Uzmanlardan ‘Enflasyon Yüzde 40-45’te Kalabilir’ Uyarısı

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu, bugünkü toplantısında politika faizinin yüzde 14 düzeyinde sabit tutulması kararı aldı. TCMB, kararını açıklarken enflasyonda kalıcı düşüş hedefi doğrultusunda eldeki tüm araçların kullanılacağını da vurguladı.

TCMB’nin faizi sabit tutma kararını değerlendiren Capitol Economics’ten analist Jason Tuvey ise Türkiye’de enflasyonun önümüzdeki aylarda yükselmeye devam etmesini beklediğini belirterek yılın büyük bir bölümünde yüzde 40 ile 45 seviyesinde kalabileceğini ifade etti.

“Türk Lirası’ndaki (TL) keskin düşüşlerin enflasyonu çok yüksek seviyelerde sabitleştirme riski taşıdığını” dile getiren Tuvey, zayıf TL’nin bankacılıktaki kırılganlıkları daha da kristalleştirebileceği uyarısında bulundu.

“Merkez Bankası, faizi şimdi yükseltmiyorsa önümüzdeki aylarda artıcaklarını düşünmek için çok az neden var” ifadelerini kullanan Tuvey, bir sonraki faiz kararının da aşağı yönlü olacağını tahmin ettiğini dile getirdi. Tuvey, enflasyonun yılın sonuna doğru tekrar gerilemeye başlamasını beklediğini vurguladı.

“Faiz artırımı enflasyonu rahatlatır”

Ekonomistler, Türkiye’deki ekonomik sorunları çözmek için politika faizinin önemli ölçüde artırılması gerektiğini düşünüyor.

VP Bank’ın baş ekonomisti Thomos Gitzel, ancak faiz artırımının kurların rahatlamasına yardımcı olabileceğini belirterek “Böyle bir adım, ithal enflasyonu bastırabilir ve halkı da mali açıdan rahatlatır” şeklinde konuştu.

BlueBay Asset Management’tan piyasa ekonomisti Timothy Ash de TCMB’nin faizi sabit tutma kararını “Hiçbir değişiklik olmaması, daha uzun süre kötü politika yürütüleceği anlamına geliyor” şeklinde değerlendirdi.

Türkiye’de enflasyon şu anda yüzde 36’yla 2002’den yılından bu yanaki en yüksek seviyesinde. TL de dolar karşısında geçen yıl yüzde 44 oranında değer kaybetti. Faiz artırımına karşı çıkan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yeni ekonomik modeliyle ucuz kredilerle yatırımları ve ihracatı artırmayı, böylece de yabancı sermaye bağımlılığından kurtulmayı hedefliyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Merkez Bankası Faizi Yüzde 14’te Sabit Tuttu

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB), piyasaların beklediği faiz kararını açıkladı. MB, faizi yüzde 14’te sabit tuttu. Banka, eylül, ekim, kasım ve aralık toplantılarında politika faizini toplamda 500 baz puan düşürmüştü.

Haber Merkezi / Faiz kararının ardından dolar 13.27 seviyesinden işlem görürken, euro da 15.19 seviyesine geriledi.

Bankanın Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı sonrasında yapılan açıkalamada, aralıkta yüzde 36,08’e yükselen resmi yıllık tüketici enflasyonuna da değinilerek “Enflasyonda yakın dönemde gözlenen yükselişte; döviz piyasasında yaşanan sağlıksız fiyat oluşumlarına bağlı döviz kurlarına endeksli fiyatlama davranışları, küresel gıda ve tarımsal emtia fiyatlarındaki artışlar ile tedarik süreçlerindeki aksaklıklar gibi arz yönlü unsurlar ve talep gelişmeleri etkili olmaktadır” denildi.

Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

Para Politikası Kurulu (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 14 düzeyinde sabit tutulmasına karar vermiştir.

Salgında yeni varyantlar ve artan jeopolitik riskler, küresel iktisadi faaliyet üzerindeki aşağı yönlü riskleri canlı tutmakta ve belirsizliklerin artmasına yol açmaktadır. Küresel talepteki toparlanma, emtia fiyatlarındaki yüksek seyir, bazı sektörlerdeki arz kısıtları ve taşımacılık maliyetlerindeki artış uluslararası ölçekte üretici ve tüketici fiyatlarının yükselmesine yol açmaktadır. Yüksek küresel enflasyonun, enflasyon beklentileri ve uluslararası finansal piyasalar üzerindeki etkileri yakından izlenmekle birlikte, gelişmiş ülke merkez bankaları artan enerji fiyatları ve arz-talep uyumsuzluğuna bağlı olarak enflasyonda görülen yükselişin beklenenden uzun sürebileceğini değerlendirmektedir. Bu çerçevede, iktisadi faaliyet, işgücü piyasası ve enflasyon beklentilerinde ülkeler arasında farklılaşan görünüme bağlı olarak gelişmiş ülke merkez bankalarının para politikası iletişimlerinde ayrışma gözlenmekle birlikte, merkez bankaları destekleyici parasal duruşlarını sürdürmekte, varlık alım programlarına devam etmektedir.

Kapasite kullanım seviyeleri ve diğer öncü göstergeler yurt içinde iktisadi faaliyetin, dış talebin de olumlu etkisiyle güçlü seyrettiğine işaret etmektedir. Büyümenin kompozisyonunda sürdürülebilir bileşenlerin payı artarken, cari işlemler dengesinin 2022 yılında fazla vermesi öngörülmektedir. Cari işlemler dengesindeki iyileşme eğiliminin güçlenerek devam etmesi fiyat istikrarı hedefi için önem arz etmekte, bu bağlamda ticari ve bireysel krediler yakından takip edilmektedir.

Enflasyonda yakın dönemde gözlenen yükselişte; döviz piyasasında yaşanan sağlıksız fiyat oluşumlarına bağlı döviz kurlarına endeksli fiyatlama davranışları, küresel gıda ve tarımsal emtia fiyatlarındaki artışlar ile tedarik süreçlerindeki aksaklıklar gibi arz yönlü unsurlar ve talep gelişmeleri etkili olmaktadır. Kurul, sürdürülebilir fiyat istikrarı ve finansal istikrarın tesisi için atılan adımlar ile birlikte, enflasyonda baz etkilerinin de ortadan kalkmasıyla dezenflasyonist sürecin başlayacağını öngörmektedir. Bu çerçevede Kurul, politika faizinin sabit tutulmasına karar vermiştir. Alınmış olan kararların birikimli etkileri yakından takip edilmekte ve bu dönemde fiyat istikrarının sürdürülebilir bir zeminde yeniden şekillenmesi amacıyla TCMB’nin tüm politika araçlarında Türk lirasını öncelikleyen geniş kapsamlı bir politika çerçevesi gözden geçirme süreci yürütülmektedir.

TCMB, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda enflasyonda kalıcı düşüşe işaret eden güçlü göstergeler oluşana ve orta vadeli yüzde 5 hedefine ulaşıncaya kadar elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanmaya devam edecektir. Fiyatlar genel düzeyinde sağlanacak istikrar, ülke risk primlerindeki düşüş, ters para ikamesinin ve döviz rezervlerindeki artış eğiliminin sürmesi ve finansman maliyetlerinin kalıcı olarak gerilemesi yoluyla makroekonomik istikrarı ve finansal istikrarı olumlu etkileyecektir. Böylelikle, yatırım, üretim ve istihdam artışının sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde devamı için uygun zemin oluşacaktır.

Kurul, kararlarını şeffaf, öngörülebilir ve veri odaklı bir çerçevede almaya devam edecektir. Para Politikası Kurulu Toplantı Özeti beş iş günü içinde yayımlanacaktır.

Paylaşın

Kamu İşçilerine Ek Ödeme Tarihi Belli Oldu

Devlet ve devlete bağlı müesseselerde çalışan işçilere, 2022 yılında verilecek ek ödemenin sürelerinin belirlenmesi hakkındaki karar, Resmi Gazete’de yayımlandı. 

Buna göre kamuda işçi statüsünde çalışanlara 2022 yılında yapılacak ek ödemenin ilk yarısı 28 Ocak’ta, diğer yarısı 29 Nisan’da ödenecek. Karara göre, maden işletmelerinin yer altı işlerinde çalışanlara ise ek ödemenin tamamının 23 Aralık’ta ödenmesi kararlaştırıldı.

Ek ödeme nedir?

Genel ve katma bütçeli kamu kurumları, sermayesinin yarısından fazlası devlete ait olan şirket ve kurumlar ve belediyelerde çalışan işçi statüsünde çalışan personele ücret sistemlerine bakılmaksızın her yıl için bir aylık tutarında devletçe verilen ikramiye ödeneği.

2018 yılında taşeron şirketlerden kamuya geçiş sonrası kamudaki işçi sayısı yaklaşık 700 bini bulmuştu. Belediye şirketlerine geçen ve sayıları yaklaşık 400 bin olduğu ifade edilen işçiler ise bağlı bulundukları belediyelerin toplu iş sözleşmesi oranları ile zam alıyorlar.

Kamudaki yaklaşık 700 bin işçi, 2021’in ikinci 6 ayında yüzde 5 zam almıştı. Bu işçilerin yüzde 20,47 oranında enflasyon farkı oluştu. Bu yılın ilk altı ayındaki yüzde 5 sözleşme zammı ile birlikte, kamu işçilerinin ücretlerindeki toplam artış yüzde 25,47 oldu.

Paylaşın

2022 İçin Dikkat Çeken Enflasyon Tahmini: Yüzde 52,6 Olacak

Bankacılık ve finansal hizmetler alanında işlem yürüten Bank of America, yayımladığı bir araştırma raporunda Türkiye’de enflasyonun 2022 yılında ortalama yüzde 52,6 olacağını, yıl sonunda ise yüzde 40 seviyesinde gerçekleşeceğini belirtiyor.

Enflasyonu düşürmek için girdi fiyatlarını düşürecek mali önlemlerin ve KDV indirimlerinin gelebileceğini belirten BofA, bu tarz önlemlerin kura bağlı olan fiyatlar üzerinde sınırlı bir etkisi olacağını ve mali bir yük yaratacağını vurguladı.

Artan kur ve enflasyondan dolayı reel sektörün finansman ihtiyacının önemli derecede arttığına değinen banka, politika faizindeki düşüşe rağmen bankalardaki faiz oranlarının arttığına dikkat çekti.

Bloomberg HT’nin haberine göre Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın doğrudan döviz müdahalesiyle toplamda 7,3 milyar dolarlık satış yaptığını belirten BofA, duyurulan kur korumalı Türk lirası mevduatının ihtiyaç olduğu takdirde daha fazla rezerv kullanılabileceğini işaretini verdiğini dile getirdi.

BofA, kur korumalı Türk lirası mevduat uygulamasının negatif reel faizden kaynaklanan sorunlara çözüm üretemeyeceğini ve mali olarak sürdürülebilir olmadığını da vurguladı.

Türk lirasındaki değer kaybını artırabilir

Türk lirasındaki likidite sıkışıklığının kredi garanti fonu ve kamu bankalarına sermaye enjeksiyonlarıyla çözülebileceğini belirten BofA, fakat bunun Türk lirasındaki değer kaybını artırabileceğini ifade etti.

Reel sektöre verilen kredilerde koşul ve takip sistemi nasıl olursa olsun verilen kredilerin ikincil etkilerinin kontrol edilmesinin zor olacağını belirten banka, bundan dolayı Türk lirasının değer kaybetmeye devam edeceğini düşündüklerini ama bunun hızının kredi genişlemesinin zamanına ve miktarına bağlı olduğunu söyledi.

Yüksek seviyelerde bulunan enerji fiyatları düşünüldüğünde Türkiye’nin cari dengesinin pozitife dönmesinin talep baskılanmadığı sürece mümkün olmadığını dile getiren BofA, politika yapıcıların kredi genişlemesiyle yüksek büyüme rakamlarına ulaşma hedefinin cari açığı artırabileceğini ve Dolar/TL üzerindeki baskıyı artırabileceğini ifade etti.

BofA, Türkiye’nin zor zamanlarda daha önce birçok kez ortodoks politikalara başvurduğunu fakat bu sefer politika yapıcıların ortodoks politikalara dönülmeyeceğini açıkça ifade ettiklerini belirterek, “Ortodoks politikalara dönülmeden politika hedeflerine ulaşılmasının çok zorlu olacağını düşünüyoruz” dedi.

Paylaşın

Döviz Ve Altından TL’ye Geçen Kurumlara Vergi İstisnası Geliyor!

Türk Lirası’na geçişte kurumlara vergi istisnası TBMM’de komisyondan geçti. Yabancı para ve altınlarını TL’ye çeviren kurumların kur farkı kazançları dahil olmak üzere, açılan vadeli Türk lirası mevduat ve katılma hesaplarındaki faiz ve kâr payları vergiden istisna olacak.

Vergi Usul Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülerek kabul edildi.

Bu politikanın amacı, Türk Lirası’nın bankacılık sistemindeki toplam mevduat ve katılım fonundaki payının artırılması ve finansal istikrarın desteklenmesi.

Buna göre kurumların döviz tevdiat ve katılma hesaplarında bulunan yabancı paralarını dördüncü geçici vergi dönemine ilişkin beyannamenin verilme tarihine kadar TL’ye çevirmeleri ve bu suretle elde edilen TL varlıkları en az 3 ay vadeli TL mevduat ve katılma hesaplarına geçirmeleri durumunda, dönem sonu değerlemesinden kaynaklanan kur farkı kazançlarının son üç aya isabet eden kısmı istisna edilecek.

Ayrıca yabancı para cinsinden varlıkların TL’ye çevrildiği tarihte oluşan kur farkı kazançları ile vade sonunda elde edilen faiz ve kâr payları vergilendirilmeyecek.

Bu istisnaya TL’ye dönüşümün desteklenmesi için Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından yapılan destek ödemeleri ve dönem sonu değerlemesinden kaynaklanan faiz ve kâr payları da dahil ediliyor.

Vadeden önce çekim yapılırsa gecikme faiziyle vergi alınacak

Bu kapsamda bir geçici vergi döneminden sonra TL’ye geçişin gerçekleşmesi durumunda dönem sonu ile TL’ye çevrildiği tarih aralığına isabet eden kur farkı kazançları da istisna edilecek.

Aynı durum kurumların altın hesaplarından geçiş yapmaları durumunda da geçerli olacak. Komisyon’da kabul edilen önergeyle bu istisnalar kazançları bilanço esasına göre tespit edilen gelir vergisi mükellefleri için de geçerli olacak.

Bu kapsamda açılan hesaplardan vadesinden önce çekim yapılması durumunda, istisna edilen tutarlar nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler, ceza ve gecikme faizi uygulanarak tahsil edilecek.

Paylaşın