Vatandaşların Bankalara Borcu 4 Yılda Yüzde 237 Arttı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, Türkiye’nin 9 Temmuz 2018 tarihinde “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ne geçmesinden bugüne dek yaşanan gelişmeleri rapor haline getirdi. “Tek Adam Rejimi’nin 4. Yılı Raporu” ismi ile derlenen rapor, ülkedeki yıkımın boyutunu gözler önüne serdi.

Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın haberine göre CHP’li Bulut, “İşsizlikten icra dosyaları sayısına, iç ve dış borçlardan vatandaşın ve KOBİ’lerin bankalara olan borçlarına, hukuktan özgürlüklere Türkiye her alanda büyük bir yıkım yaşıyor. Tek adam rejiminde hangi ekonomik göstergeye baksak çöküş görüyoruz. Vatandaşın ve KOBİ’lerin bankalara olan borçları neredeyse 3’e katlandı. Milli gelir milyarlarca lira kayba uğradı, kişi başına düşen gelir azaldı” ifadelerini kullandı.

‘Milli gelir düştü’

CHP’li Bulut’un raporunda yer alan değerlendirmeler şöyle:

“2018’de dünyanın en büyük 17. ekonomisi olan Türkiye, 2021 sonu itibarıyla 21. sıraya geriledi. 891,8 milyar dolar olan milli gelir 793 milyar dolara düştü. Milli gelir, 98 milyar dolar kayba uğradı. Kişi başı milli gelir 10 bin 694 dolar iken, 9 bin 374 dolara indi. Merkez Bankası, borçlar düşüldükten sonra net 36 milyar dolar rezerve sahipken, tek adam rejiminin ardından eksi 54,5 milyar dolara geriledi.

‘6,24 TL olan benzinin litresi 25 TL’yi aştı’

2018 Haziran’da bir dolar 4,60 TL iken bugün 17,21 TL. Bir euro 5,35 TL iken bugün 17,56 TL oldu. Akaryakıta zam yağdı. 6,24 TL olan benzinin litresi, bugün 25,32 TL’ye. 5,69 TL olan motorinin litresi, bugün 24,74 TL’ye yükseldi. Bir TL olan 200 gram ekmeğin fiyatı 4 TL’ye yükselerek 4 kat arttı. 58 TL olan kuşbaşı etin kilosu, bugün 136 TL’den satılıyor.

‘Enflasyonda 6. sıradayız’

Yıllık enflasyon 2018’de yüzde 20,3 iken, TÜİK rakamıyla yıllık yüzde 78,85 oldu. Yaşam pahalılığında Venezüela, Sudan, iflas etmiş Lübnan, savaştaki Suriye, Zimbabve’nin ardından dünyada 6. sıradayız.

‘Vatandaşların bankalara borcu yüzde 237 arttı’

2018 sonunda Hazine’nin iç ve dış borçları toplam bir trilyon 67 milyar 115 milyon TL iken bugün 3 kattan fazla artarak 3 trilyon 363 milyar 604 milyon TL’ye yükseldi. Yurttaşların Haziran 2018’de bankalara olan borcu 526 milyar lira düzeyindeyken 2022 Mayıs’ında bir trilyon 284 milyar liraya yükseldi. Yüzde 237 oranında arttı. KOBİ’lerin borcu 550 milyar TL iken bir trilyon 506 milyar oldu. Borç 3’e katlandı.

İcra dosyalarında artış

Türk-İş, Haziran 2018’de 4 kişilik ailenin açlık sınırını bin 714 TL olarak hesaplamıştı. Bu rakam, 6 bin 319 liraya yükseldi. 2018 sonunda icra dairelerinde 18 milyon 680 bin olan dosya sayısı, 1 Temmuz itibarıyla 23 milyon 826 bine çıktı.

2018’de 49 milyon 43 bin 763 kutu olan antidepresan kullanımı, 2021’de 59 milyon 641 bin 14 kutuya yükseldi. Antidepresan kullanımı 5 milyon kutudan fazla arttı.

Türkiye, 2018’de Dünya Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 113 ülke içinde 101. sırada yer alıyordu. 2021’de ise 139 ülke arasında 117. sıraya geriledi. 210 ülke ve bölgenin karşılaştırıldığı 2018 yılındaki Dünya Özgürlükler Raporu’nda haklar anlamında ‘özgür olmayan’ ülkeler kategorisinde yer alan Türkiye’ye, son raporda da yine aynı kategoride yer verildi.

İşsizlik

Tek adam rejimi öncesinde gerçek işsiz sayısı 6 milyon 864 bin kişi iken 8 milyonu aştı. Yaklaşık bir milyondan fazla kişi işsizler ordusuna katıldı.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk Kabinesi’nden bugüne dek pek çok isim ya ‘görevden affını’ istedi veya görevden alındı. Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan ‘görevden affını’ isteyen ve görevden alınan isimler oldu.

Sistemin ilk Kabinesin’deki 7 kişi gitti. Hatta Berat Albayrak’ın yerine gelen Lütfi Elvan da görevden affını istedi.

Paylaşın

EYT’liler İçin ‘Kademeli’ Emeklilik Formülü Masada

EYT’ye takılanların 2023 başından itibaren ‘kademeli’ olarak emeklilik hakkı elde edebilmesine yönelik bir düzenleme yapılması üzerinde duruluyor. Ekim ayından itibaren hazırlanan taslaklar önce kabinenin gündemine getirilecek, ardından, çalışma hayatında uzman AK Partili milletvekillerinden oluşturulacak bir komisyon tarafından değerlendirip, teklif olarak Meclis’e sunulacak.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesini hayata geçirmek için 3 ayrı komisyon kurdu. Türkiye gazetesinden Selçuk Böke’nin haberine göre kamudaki sözleşmeli personel ve geçici çalışanlar ile taşeron çalışanların durumları ile ilgili çalışma yapmak üzere kurulan komisyonların, ekim ayına kadar hazırlıklarını tamamlamaları bekleniyor.

Kademeli emeklilik formülü

EYT ile ilgili alternatifli formüllerin ele alınacağı çalışmalar sırasında bütçeye yükü, sosyal güvenlik açıklarına etkisi gibi başlıklar dikkate alınarak bir taslak hazırlanacak. EYT’de kademeli bir geçişle bu maliyetin azaltılması formülünün ağırlık kazandığı belirtiliyor.

EYT’ye takılanların 2023 başından itibaren ‘kademeli’ olarak emeklilik hakkı elde edebilmesine yönelik bir düzenleme yapılması üzerinde duruluyor. Ekim ayından itibaren hazırlanan taslaklar önce kabinenin gündemine getirilecek, ardından, çalışma hayatında uzman AK Partili milletvekillerinden oluşturulacak bir komisyon tarafından değerlendirip, teklif olarak Meclis’e sunulacak.

Geçici işçilerin çalışma sürelerinin 10 aydan 12 aya çıkarılması, 70 bin taşeron çalışanın kadroya alınarak tayin hakkı verilmesi gibi düzenlemelerin de yıl sonuna kadar çıkarılması bekleniyor.

600 bine yakın sözleşmeli personelin kadroya alınmasına yönelik düzenlemede de personele tercih hakkı getirileceği belirtiliyor. Yapılacak çalışma kapsamında, kamuda sözleşmeli personel çalıştırılması zorunlu alanların çerçevesi belirlenerek bunun dışındaki alanlarda sözleşmeli personel istihdamına son verilecek.

Paylaşın

Fitch Ratings, Türkiye’nin Kredi Notunu Düşürdü

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Türkiye’nin kredi notunu B+’dan B’ye indirdi. Görünümünü ise “negatif” olarak teyit etti. Bloomberg’in aktardığına göre Fitch’in yaptığı değerlendirmede kredi notunun düşürülmesine ilişkin şu ifadeler yer aldı:

“Artan geriye dönük endeksleme riskleri, liranın ek olarak değer kaybetmesi ve döviz kuru geçişkenliğinin hem hız hem de büyüklük olarak artması nedeniyle yörünge oldukça belirsizliğini koruyor. Fitch, hızlı kredi büyümesinin hızını azaltmaya yönelik seçici makroihtiyati politikaların, makroekonomik ve finansal istikrara yönelik riskleri azaltmadığını düşünmektedir.”

Fitch yayımladığı raporda, TCMB’nin politika faizini, hızla yükselen enflasyona, Ukrayna’daki savaşın emtia piyasaları üzerindeki etkisine ve çoğu gelişmiş ekonomilerde sıkılaşan para politikasına rağmen, Aralık 2021’den bu yana yüzde 14’te tuttuğuna dikkat çekti.

Kuruluş, Türkiye’de yıllık enflasyonun 2022’de ortalama yüzde 71,4’e çıkacağını tahmin ettiklerini, 2023 yılında ise bu oranın yüzde 57’ye gerileyeceğini açıkladı.

Şubat’ta da düşürmüştü

Fitch 12 Şubat’ta aldığı karar ile Türkiye’nin kredi notunu BB-‘den B+’ya indirdiğini, görünümünü ise “negatif” olarak teyit ettiğini açıklamıştı. Fitch bu tarihte yayımladığı raporda, “daha sık ve yoğun politika odaklı” finansal stres dönemlerinin, Türkiye’de yüksek enflasyonu, düşük dış likiditeyi ve zayıf politika güvenilirliği açısından kırılganlıkları artırdığını belirtmişti.

Paylaşın

Resmi Gazete’de Yayınlandı: İlaca Yüzde 25 Zam

Resmi Gazete’de yayınlanan karara göre, bugünden itibaren geçerli olmak üzere tüm ilaçlara yüzde 25 zam geldi. Fiyatı düşük kaldığı için üretilmeyen az sayıda ilaç grubuna da ayrıca yüzde 20 zam yapıldı.

Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yer alan Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılmasına Dair Kararda Değişiklik Yapılması Hakkında Karar’a göre ilaçlara zam yapıldı. Madde 2’ye eklenen geçici bir madde ile, beşeri tıbbi ürünlerine fiyatlandırılmasında kullanılan Türk lirası cinsinden bir avro değerinin, 2022 Temmuz’da yüzde 25 artırıldığı belirtildi.

Konuya ilişkin Sözcü’ye konuşan İstanbul Eczacı Odası Başkanı Pınar Özcan, bu kararın, bugünden itibaren tüm ilaçların yüzde 25 zamlanması anlamına geldiğini anlattı.

Özcan, zam kararının ilaç yokluğu sorununu bir nebze rahatlatabileceğini söyledi. Kararla eczacı karlarında da artışa gidildi. Özcan, bu artışın ilaç fiyatlarından bağımsız, teknik bir alt hesaplama olduğu bilgisini verdi.

Buna göre ilaçların depocuya satış fiyatının 100 TL’ye kadar olan kısmı için eczacı kârı yüzde 25’ten yüzde 28’e, 100-200 TL arasında olan kısmı için yüzde 16’dan yüzde 18’e ve 200 TL üstünde kalan kısmı için yüzde 12’den yüzde 13’e çıkarıldı.

Ankara Eczacı Odası Başkanı Taner Ercanlı Bloomberg HT’ye konu ile ilgili yaptığı değerlendirmesinde şunları kaydetti: “Belirtmek isterim ki biz eczacılar olarak ilaç fiyatlarının artışının tarafında olan bir kesim değiliz. Maalesef halkın ilaca ulaşabilirliği konusunda ciddi endişelerimiz vardı ve bugün ki uygulamanın da bunu çözeceğini düşünmüyoruz. Mevcut ilaç fiyat kararnamesi ile yapılan güncellemeler sadece günü kurtarmak adına bir pansuman niteliği taşıyor.

Son zamanlarda hem hammadde fiyatlarında ki hem de üretim maliyetlerinde ki artışlardan dolayı ilaç sanayisinin birçok ilacı üretmediğini ve ithal etmediğini gözlemledik. Bu durum hastaların ilaca erişimine sıkıntı yarattı ve eczacılar ile hastalar karşı karşıya geldi.

Bu kararname sadece ilaç fiyatlarını belirlemiyor, eczacılık kârlılıklarını da belirliyor. Buna karşın, bu hususta ne halk lehine ne eczacı lehine bir iyileştirme olmadığını görüyoruz.

Türkiye’nin bir an önce kura dayalı sistemden vazgeçmesi, yeni bir sistem oluşturması lazım. Eczacıların, ecza depolarının ve sanayicilerin kârlılıklarını belirleyen sistemin tekrar gözden geçirerek, insanların mesleğini devam ettirebileceği bir sisteme dönüştürülmesi lazım.

Fiyat güncellemesinin yılda 2 veya 3 kere yapılarak yıl içerisine yayılmasının, ilaç yokluklarını azaltacağını düşünüyorum. Bunun yanı sıra yerli ilaç sanayiinin güçlendirilmesi, yerli ilaç sanayisinde yeni ilaç moleküllerine yatırım yapılması gerekiyor.

Tabiri caiz ise, biz şu an bir montaj sanayisi gibi çalışıyoruz. Hammadde üretimimiz yok. Ambalaj materyalleri dahil olmak üzere ilacı oluşturan, reçetesini oluşturan hemen hemen her unsur yurtdışından ithal olarak geliyor. Dolayısıyla maliyetlerde ki artışı sadece kura bağlayıp kuru yılda bir kere bir önceki kurun yüzde 60’ını güncellemek Türkiye’deki ilaç sorununu günden güne büyüttü. Şu anda yüzde 80 civarında yeni bulunan moleküller ülkemize giriş yapmıyor, yani bu halkın tedavi hakkının da bir nebze elinden alınmış olması anlamına geliyor.

Türkiye’de 28 bin 700 eczane, halka sağlık hizmeti veriyor. Burdan elde ettiği gelirle yaşıyor ve bunların da birçoğunun kapanma riski var. Dolayısı ile biz halkın ilaç ve sağlık hizmeti alabilmesi için bu kararnameyi hiçbir açıdan olumlu bulmuyoruz.”

Paylaşın

Enflasyon Nasıl Düşer, Alım Gücü Nasıl Yükselir?

Alım gücünün her geçen gün düştüğü Türkiye’de, haziran ayı yıllık enflasyon yüzde 78,62 olarak açıklandı. Bir yandan enflasyon artışı tartışılırken, bir yandan da Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun TL kredi kullanımı için döviz mevduatına sınır getirmesinin ardından 16,03’lere inen dolar/TL kuru yeniden 17 liranın üzerini gördü.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, enflasyon artışının küresel piyasadan kaynaklı olduğunu açıkladı ve şimdiye kadar bir dizi önlemin alındığını ve alınmaya da devam edileceğini ifade etti.

Enflasyon artışı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ında da gündemindeydi. Enflasyonun şubat-mart ile birlikte kontrol altına alınacağını açıklayan Erdoğan, “Kimseyi işsiz bırakmadık, aç bırakmadık, açıkta bırakmadık” ifadelerini kullandı.

‘’Türkiye altı ay öncesine göre daha kötü bir evrede‘’

Peki enflasyon hangi adımlarla düşer ve de alım gücü eriyen hane halkı yüksek enflasyona karşı nasıl korunabilir?

Euronews’e konuşan Ekonomist Doç. Dr. Oğuz Demir, dünya ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’nin altı ay öncesine göre daha kötü bir evrede olduğunu belirtiyor.

Ekonomist Demir, görünende hükümetin enflasyonla bir mücadele içinde olmadığını ve enflasyonla kapsamlı bir mücadelenin şart olduğuna vurgu yapıyor.

‘’Bu yıl aralık ve ocak ayında aylık artış bu kadar yüksek olmayacağı için enflasyon kendiliğinden düşecek deniliyor. Matematiksel olarak bunun gerçekleşmesi için aralık ve ocakta yeni bir kur atağı olması, aylık enflasyonun aralıkta yüzde 13, ocakta yüzde 11’in altında kalması yeterli. Ama bu nasıl bir düşüş diye sorarsınız, kasımda yüzde 90’lara gidecek enflasyonun aralık ve ocakta yüzde 75’lere inmesi anlamına geliyor. Hala yüksek enflasyon dönemlerine göre yüzde 75. Bu bir değişiklik getirmez. Ama hayatımızda bir iyileşme olmuyor’’.

“Hükümet seçime endeksli olarak durgunluğu tercih etti”

Ekonomist Doç. Dr. Oğuz Demir, “Bu saatten sonra bir acı ilaç gerekiyor” diyor fakat bunun seçim sonrasına bırakıldığını ifade ediyor.

Seçimin sonucunun ekonomi açısından önemli olduğunu belirten Demir, hükümetin seçime endeksli olarak ‘durgunluğu’ tercih ettiğini dile getiriyor.

İkinci olarak ise hükümetin mevcut ekonomi modelinin şimdilerde değil, ülkeye para akışının sağlandığı 2010-2011 dönemlerinde denenmesi gerektiğini vurguluyor.

Hükümetin uygulamaya çalıştığı ekonomi paketinin zamanlamasının hatalı olduğunu savunan Oğuz Demir; “Faizi düşürerek ülkede yatırımları, üretimi ve ihracatı arttırmak, fiyatları düşürmek ve de sıcak paraya bağlı kalmamak mantıken doğru ama zamanlama yanlış’’ diyor.

Doç. Dr. Demir, seçim sonrasında enflasyon ile mücadelede döviz artışının durdurulmasının ve ülkeye kısa vadede para akışının sağlanmasının şart olduğu kanaatinde. Aksi durumda yılın son çeyreğinde ciddi bir durgunluk riski ile karşı karşıya kalınabileceğini düşünüyor.

“Ülkeye 2011 yılında paralar yağarken, o paraları inşaata gömmek yerine üretime yatırmalılardı. 2011’de aklınız neredeydi, neden yatırım yapmadınız? Belki bu kadar döviz açığı olmayacaktı. Bu modeli tercih etme hakları var ama ağır ödüyoruz. Bize şu an adı enflasyon olan başka bir ilaç içiriyorlar. Hatta iki ilaç içiriyorlar biri ‘durgunluk’ diğeri ‘enflasyon’. Her ikisi de acı ilaç ama içtiğimiz enflasyon ilacının bizi iyileştirme ihtimali yok. Durgunluk ise tüm dünyadan geliyor. Önümüzde seçim olduğu için ve dünyadan bu durgunluğun geldiğini görmedikleri için bu noktadayız. Bu durgunluk gerçekleşirse ‘Ne yapacağız’ sorusuna bir yanıt yok. Esas önemli nokta burası. Bizim döviz yeniden yükseldiğinde ne yapacağımıza dair bir formülümüz de yok.’’

Ekonomist Doç. Dr. Baki Demirel ise ekonominin istikrarlı büyümediği görüşünde. Halihazırda yoksul enflasyonunun yüzde 90 üzerinde olduğunu hatırlatan Demirel, ücretli kesimin ezildiğini ve hissedilen enflasyonun daha yüksek olduğunu vurguluyor.

Ekonomist, maaliyeti emekçilerin üzerine yıkan reformlar yerine, tekelleşmenin önünü kapatacak mali reformlar, vergi reformları, borç tasviyelerine ihtiyaç olduğunu dile getiriyor.

“Enflasyonun belirlenmesinde yoksulluk ve kur istikrarı önemli bir sorun yaratıyor. Dolayısıyla enflasyona yönelik çözüme ücret-fiyat, ücret-kur ihtilali olarak bakmamak lazım. Kar-fiyat ihtilali özellikle Türkiye’deki emek ekonomisinde enflasyonu besleyen önemli bir faktör. Neler yapılmalı? Ben küresel parasal hiyerarşinin mevcut olduğunu dolayısıyla en tepedeki para birimlerinin arkasındaki Merkez Bankaları faizi arttırırken, hatta bizim rakiplerimiz de faizi arttırırken bizim faizi sabit bırakma çabamız gerçeklikle uyuşmuyor. O nedenle politika faizini arttırmamız gerekiyor. Öteki taraftan aşamalı olarak politika faizini pozitif tarafa taşımak gerekiyor. Enflasyon yüzde 80’e geldi, politika faizimiz yüzde 14. Bu sebeple, faiz artışı gerekiyor. Ama bu yıkıcı olacak o nedenle bunun karşısına genişleyici maliye politikası konulmalı”.

“Yoksulların borçlarından başlayarak çiftçiler, öğrenciler ve esnaf-kurum için adım atılmalı”

Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizden çıkabileceğini ve sorunlarını çözebileceğini söyleyen Ekonomist Doç. Dr. Baki Demirel, bunun yolunun emekten yana iyi bir makro plan ortaya koymaktan geçtiğini ifade ediyor.

“Ayrıca yine aşamalı olarak sermaye kontrolü düşünülmeli ve ücretlere yüksek zamlar yapılmalı. Hane halkı ve firmaların zorlukları giderilmeli ve de bazı borçlar silinmeli. Yoksulların borçlarından başlayarak çiftçiler, öğrenciler ve esnaf-kurum için adım atılmalı. Bunu yapmak için de bir servet vergisine ihtiyaç var. Yine konut vergisine ihtiyaç var… ‘’

Euronews Fransızca servisine konuşan ekonomist Selçuk Geçer ise merkez bankalarının elinde politika faizi ve rezervler gibi iki önemli silah bulunduğunu ancak bunların zamanında kullanılmaması halinde enflasyonun kontrolden çıkabileceğini söyledi:

“Dünya ülkeleri olması gereken para politikalarını uygulayarak ekonomilerinin bu süreçten en az zararı görmesini sağlamaya çalışıyorlar. Merkez bankalarının elinde fiyat istikrarı için iki önemli silahı bulunuyor bunlar politika faizi ve rezervler. Bu silahları zamanında ve etkin bir şekilde kullanmazsanız enflasyon ve fiyat istikrarı kontrolden çıkar. Nitekim Türkiye 2015’ten beri uyguladığı yanlış para politikaları ile hem bu silahları tüketti hem de enflasyon ve para politikasının kontrolden çıkmasına neden oldu.

Son iki senede uyguladığı yanlış faiz politikası ve kur baskısı ise hem rezervleri çökertti hem de bütçede büyük açıklara neden oldu. Kuru rezervleri satarak tutabileceklerini sandılar. Ama olmadı ve rezervler tükenmesine rağmen kur atakları devam etti. Yüksek kurun yarattığı fiyat artışlarına bir de bütçe açığını kapama çabası ile getirilen aşırı zamlar eklenince ve faiz enflasyon makası açılınca sistem iyice bozuldu. Bu gün faiz silahı kullanılamaz halde. Yüzde 80 enflasyon ve kuru dizginlemek için faizlerin en az yüzde 100 olması gerekiyor. Bu yaklaşık 8600 baz puanlık bir artış demek. Böyle bir artış ise neredeyse imkansız.

Çünkü bu artış tüm pazarı kilitler. Öbür taraftan seçimler yaklaşırken Erdoğan’ın bu tür bir artış yapması politik intihar demek. 100-200 baz puanlar için ise artık çok geç. Yani yanlış para politikaları Türkiye’yi geri dönülemez bir çıkmaza soktu ve tüm dünya sıkılaşırken biz ne yazık ki hiç bir şey yapamıyoruz. Türkiye küresel krizden çok daha kırılgan. Makro dengeler her gün biraz daha bozuluyor ve ekonomik buhran biraz daha derinleşiyor. Kur kırılması, hiper enflasyon ve iflaslar kapıda.”

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Cari Açık Mayıs Ayında 6,47 Milyar Dolar Oldu

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Mayıs 2022 Ödemeler Dengesi verilerini yayımladı. Buna göre Cari işlemler hesabı mayısta 6 milyar 468 milyon dolar açık verirken, 12 aylık cari işlemler açığı 29 milyar 444 milyon dolar oldu.

Haber Merkezi / TCMB tarfından paylaşılan verilerde cari açığın dış ticaret açığını yükseltmesine sebep olduğu belirtildi. TCMB verilerinde şu ifadelere yer verildi:

“Bir önceki yılın aynı ayına göre, hizmetler dengesi kaynaklı girişlerin 2.325 milyon ABD doları artarak 3.222 milyon ABD dolarına yükselmesi ve birincil gelir dengesi kaynaklı çıkışların 417 milyon ABD doları azalarak 913 milyon ABD dolarına gerilemesine rağmen, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığının 5.699 milyon ABD doları artarak 8.753 milyon ABD dolarına yükselmesi etkili olmuştur.

Altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı, bir önceki yılın aynı ayında 1.028 milyon ABD doları açık vermişken, bu ay 388 milyon ABD doları fazla vermiştir.

Hizmetler dengesi altında seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler bir önceki yılın aynı ayına göre 1.545 milyon ABD doları artarak 2.097 milyon ABD doları olarak gerçekleşmiştir.

Bir önceki yılın aynı ayında 170 milyon ABD doları net giriş kaydeden ikincil gelir dengesi kalemi, bu ayda 24 milyon ABD doları net çıkış kaydetmiştir.

Finans hesabı

Doğrudan yatırımlardan kaynaklanan net girişler 959 milyon ABD doları olarak gerçekleşmiştir.

Portföy yatırımları 4.325 milyon ABD doları tutarında net çıkış kaydetmiştir. Alt kalemler itibarıyla incelendiğinde, yurt dışı yerleşiklerin hisse senedi ve devlet iç borçlanma senetleri piyasalarında sırasıyla 1.664 milyon ABD doları ve 495 milyon ABD doları net satış yaptığı görülmektedir.

Yurt dışındaki tahvil ihraçlarıyla ilgili olarak bankalar 1.852 milyon ABD doları net geri ödeme gerçekleştirmiştir.

Diğer yatırımlar altında, yurt içi bankaların yurt dışı muhabirlerindeki efektif ve mevduat varlıkları 1.280 milyon ABD doları net artış kaydetmiştir.

Yurt dışı bankaların yurt içindeki mevduatları, yabancı para cinsinden 1.056 milyon ABD doları ve Türk Lirası cinsinden 82 milyon ABD doları net artış olmak üzere toplam 1.138 milyon ABD doları net artış kaydetmiştir.

Yurt dışından sağlanan kredilerle ilgili olarak; bankalar, Genel Hükümet ve diğer sektörler sırasıyla 172 milyon ABD doları, 154 milyon ABD doları ve 94 milyon ABD doları net geri ödeme gerçekleştirmiştir.

Resmi rezervlerde bu ay 5.939 milyon ABD doları net azalış gözlenmiştir.

Paylaşın

Yıl Sonu Enflasyon Ve Dolar Beklentisi Daha Da Yükseldi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) piyasa katılımcıları anketini açıkladı. Buna göre yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 69,94 olurken, dolar beklentisi ise 18,99 olarak gerçekleşti.

Haber Merkezi / Bir önceki anket döneminde enflasyon beklentisi yüzde 64,59’du. Dolar beklentisi ise bir önceki anket döneminde 18,89 seviyesindeydi. TCMB anketine göre 12 ay sonrası enflasyon beklentisi yüzde yüzde 40,23 olarak gerçekleşti. 24 ay sonrası enflasyon ise 24,27 oldu.

TCMB’nin yıl sonu faiz beklentisi ise anket katılımcıları tarafından yüzde 14 olarak tahmin edildi. Katılımcıların 2022 yıl sonu büyüme beklentisi ise bir önceki anket döneminde yüzde 3,5 iken, bu anket döneminde yüzde 3,6 olarak gerçekleşti.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, enflasyon artışının küresel piyasadan kaynaklı olduğunu açıkladı ve şimdiye kadar bir dizi önlemin alındığını ve alınmaya da devam edileceğini ifade etti.

Enflasyon artışı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ında da gündemindeydi. Enflasyonun şubat-mart ile birlikte kontrol altına alınacağını açıklayan Erdoğan, “Kimseyi işsiz bırakmadık, aç bırakmadık, açıkta bırakmadık” ifadelerini kullandı.

Merkez Bankası (TCMB) Mayıs 2022 Ödemeler Dengesi verilerini yayımladı. Buna göre Cari işlemler hesabı mayısta 6 milyar 468 milyon dolar açık verirken, 12 aylık cari işlemler açığı 29 milyar 444 milyon dolar oldu.

Paylaşın

Çinli Elektrikli Araba Üreticisi BYD, Tesla’yı Tahtından İndirdi

Warren Buffett destekli BYD, Elon Musk’ın onları rakip olarak görmediğini söylemesinden 10 yıl sonra 2022’de elektrikli araç satışlarında yüzde 300 artış gördü. Çinli BYD’nin küresel satış listesinde zirveye çıkmasıyla Tesla, artık dünyanın en popüler elektrikli araba şirketi değil.

Independent Türkçe’de yer alan habere göre, Warren Buffett’ın Berkshire Hathaway yatırım grubu tarafından desteklenen Shenzhen merkezli araba üreticisi, 2022’nin ilk yarısında 641 bin elektrikli ve şarj edilebilir hibrit araç sattı.

Çin’de Kovid kısıtlamalarından kaynaklı tedarik zinciri ve üretim sorunlarıyla mücadele eden Tesla, aynı dönemde 564 bin elektrikli araba sattı.

BYD’nin satışları 2021’in ilk 6 ayına kıyasla yüzde 300’lük artış gösterdi. Bu, Çin’in önde gelen elektrikli araç üreticisi olarak yükselişiyle aynı döneme denk geliyor.

Asya ülkesi 2021’de, 2020’deki rakamın iki katına ulaşarak yarım milyondan fazla elektrikli araç ihraç etti. Bu sayılar giderek artan şekilde Çinli markalardan veya Volvo ve MG Motor gibi Çin sermayeli Avrupa markalarından oluşuyor.

BYD’nin yükseliş sürecinde, hisse fiyatlarında yıl başından bu yana yüzde 24’ten fazla, son 5 yıldaysa yüzde 500’den fazla artış görüldü.

Bu hafta yayımlanan şirket dökümanları, fosil yakıtla çalışan araç üretiminin Haziran 2022’de sıfıra indiğini de ortaya koydu. Bu sayı geçen yılın aynı ayında 17 binden fazlaydı.

Firma ayrıca, sadece Contemporary Amperex Technology’nin (CATL) arkasında kalarak Güney Koreli LG’yi geride bırakıp dünyanın en büyük ikinci elektrikli araç bataryası üreticisi oldu.

Tesla’nın patronu Elon Musk daha önce BYD’nin elektrikli araç hedeflerini ciddiye almamış, 2011’de Bloomberg’e verdiği röportajda gülmüş ve onları rakip olarak görmediğini söylemişti:

Arabalarını gördünüz mü? 

Harika bir ürünlerinin olduğunu düşünmüyorum. Özellikle çekici olduğunu sanmıyorum, teknoloji çok güçlü değil… Bence haklı olarak odaklandıkları nokta, Çin pazarında hayatta kaldıklarından emin olmak.

Paylaşın

İstanbul’da Ekmeğe Zam: 4 TL

Temel gıda ürünlerinde zammın ardı arkası kesilmiyor. İstanbul’da 210 gram ekmeğin fiyatı 4 TL’ye yükseltildi. Ankara’da hafta başında ekmeğin fiyatına zam yapılmış ve 200 gram ekmeğin fiyatı 3 liradan 4 liraya çıkmıştı.

İstanbul Ticaret Odası’na (İTO) bağlı fırınlarda 210 gram ekmeğin fiyatı 4 TL’ye yükseltildi. Ekmek fiyat tarifelerinin belirlenmesi için odanın Temmuz ayı meclis toplantısında oylama yapıldı.

Dünya gazetesine göre oylama sonucunda, İstanbul’da “1 kilogram ekmek fiyatı azami 19,05 TL’yi geçmemek kaydıyla 210 gram ekmek için 4 TL olacak” şeklinde hazırlanan Azami Ekmek Fiyat Tarifesi kabul edildi.

Daha önce belirlenen tarifede bir kilogram ekmeğin azami fiyatı 14,28 TL olarak belirlenmiş ve 230 gram ekmeğin 3 TL’den satılması kararlaştırılmıştı.

Böylelikle ekmeğin kilogram fiyatına yüzde 33 oranında zam yapılmış oldu. Ankara’da hafta başında ekmeğin fiyatına zamn yapılmış ve 200 gram ekmeğin fiyatı 3 liradan 4 liraya çıkmıştı.

Paylaşın

Merkez Bankası Rezervleri 994 Milyon Dolar Azaldı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından Haftalık Para ve Banka İstatistikleri yayımlandı. 1 Temmuz itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri istatistiklere göre, 553 milyon dolar azalarak 59 milyar 789 milyon dolara geriledi. Brüt döviz rezervleri, 24 Haziran’da 60 milyar 342 milyon dolar seviyesindeydi.

Haber Merkezi / Söz konusu dönemde altın rezervleri de 440 milyon dolar azalışla 41 milyar 594 milyon dolardan 41 milyar 154 milyon dolara inerek Merkez Bankası’nın toplam rezervleri, 1 Temmuz haftasında bir önceki haftaya kıyasla 994 milyon dolar azalarak 101 milyar 936 milyon dolardan 100 milyar 942 milyon dolara düştü.

Brüt ve net döviz rezervi nedir?

Ekonomist Mahfi Eğilmez, brüt ve net döviz rezervi arasındaki farkı şu şekilde açıklıyor: Merkez Bankası, döviz rezervlerinin tamamının sahibi değil.

TCMB’nin rezervlerinin bir bölümü bankaların Merkez Bankası’nda tutmak zorunda olduğu zorunlu karşılıklardan oluşuyor. Bunları bir çeşit emanet döviz olarak görmek mümkün.

TCMB’nin son yıllarda rezerv opsiyon mekanizması aracılığıyla, TL mevduatlar karşılığında alması gereken zorunlu karşılıkları dövizle yatırma esnekliği tanımasıyla bu döviz rezervlerindeki emanet tutarda artış oldu.

Döviz rezervlerinin bir bölümünün emanet olması nedeniyle Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin toplamı brüt döviz rezervlerini gösteriyor. Merkez Bankası’nda emanet olarak duran miktarlar düşüldüğünde net döviz rezervine ulaşılıyor.

Net döviz rezervi nasıl hesaplanıyor?

Net döviz rezervi, TCMB verilerinde aktif kısımda yer alan dış varlıklardan, pasif kısımda bulunan toplam döviz yükümlülüklerini çıkardıktan sonra elde edilen rakamın o günün kuruna bölünmesiyle hesaplanıyor.

Formül şu şekilde: Net Rezerv = (Dış Varlıklar – toplam döviz yükümlülükleri) / Dolar-TL kuru

Swap hariç net rezerv ne demek?

Ekonomist Eğilmez’e göre net rezerv miktarı, swap işlemleriyle elde edilmiş (emanet) dövizleri de kapsadığı için bu rakam tam olarak net rezervi ifade etmiyor.

Bu yüzden net döviz rezervini emanet dövizleri çıkararak görebilmek için bu miktardan swap karşılığı elde edilmiş döviz tutarını düşmek gerekiyor. Swap hariç net rezerv ise şu şekilde hesaplanabiliyor:

Swap hariç net rezerv = Net rezerv – Swap işlemleri toplamı

Uluslararası rezerv nedir?

TCMB’nin (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) tanımına göre uluslararası rezervler; ülkelerin para otoriteleri tarafından kontrol edilen, kullanıma hazır, birbirlerine çevrilebilme özelliği bulunan ve uluslararası ödeme aracı olarak kabul edilen varlıklar.

Uluslararası rezerv olarak sayılan varlıklar şunlar:

  • Konvertibl (birbirlerine dönüştürülebilir) döviz varlıkları (euro, ABD doları, İngiliz sterlini vb.)
  • Uluslararası standartta altın
  • Özel Çekme Hakları
  • Uluslararası Para Fonu (IMF) Rezerv Pozisyonu

TCMB, rezervleri nasıl saklıyor?

Merkez Bankası, rezervlerin yönetiminde ülke menfaatine öncelik verdiğini aktarıyor. Bu amaçla, uluslararası rezervleri, anaparanın korunması ve gerekli likiditenin sağlanması için düşük riske sahip yatırım araçlarında değerlendiriyor.

Merkez Bankası, rezerv yönetimi sırasında karşılaşılabilecek risklerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve kabul edilebilir sınırlar içinde tutulabilmesi için risk yönetim stratejisi uyguluyor. Ayrıca elindeki rezervlerin seviyesini, düzenli aralıklarla internet sitesinde yayımlıyor.

Paylaşın