TÜİK Açıkladı: Ağustos Ayında İşsizlik Yüzde 9,6

İşsiz sayısı Ağustos ayında bir önceki aya göre 100 bin kişi azaldı ve 3 milyon 312 bin kişi olarak kayıtlara geçti. İşsizlik oranı ise 0,4 puanlık azalış ile yüzde 9,6 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 8,2 iken kadınlarda yüzde 12,5 olarak tahmin edildi.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Ağustos’a ilişkin işgücü verilerini açıkladı. Buna göre işsiz sayısı Ağustos’ta bir önceki aya göre 100 bin kişi azaldı ve 3 milyon 312 bin kişi olarak kayıtlara geçti.

İşsizlik oranı ise 0,4 puanlık azalış ile yüzde 9,6 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 8,2 iken kadınlarda yüzde 12,5 olarak tahmin edildi. Bu haliyle işsizlik Mart 2014’ten bu yana en düşük seviyeyi gördü.

Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü (geniş tanımlı işsizlik) oranı da Ağustos’ta bir önceki aya göre 2,6 puan azalarak yüzde 19,8 oldu.

İstihdam oranı yüzde 47,9 oldu

İstihdam edilenlerin sayısı Ağustos’ta bir önceki aya göre 366 bin kişi artarak 31 milyon 14 bin kişi, istihdam oranı ise 0,5 puanlık artış ile yüzde 47,9 oldu.

Bu oran erkeklerde yüzde 65,3 iken kadınlarda yüzde 30,8 olarak gerçekleşti.

İşgücüne katılma oranı yüzde 53

İşgücü Ağustos’ta bir önceki aya göre 266 bin kişi artarak 34 milyon 326 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,4 puanlık artış ile yüzde 53 olarak gerçekleşti.

İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 71,2, kadınlarda ise yüzde 35,1 oldu.

Genç nüfusta işsizlik oranı yüzde 18

15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 0,8 puanlık azalış ile yüzde 18 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 15,2, kadınlarda ise yüzde 23,3 olarak tahmin edildi.

Haftalık ortalama fiili çalışma süresi 44,1 saat

İstihdam edilenlerden referans döneminde işbaşında olanların, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi Ağustos’ta bir önceki aya göre 0,9 saat artarak 44,1 saat olarak gerçekleşti.

Paylaşın

Dikkat Çeken Çalışma: Asgari Ücret Arttı, Alım Gücü Eridi

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) İşçi Sendikaları, Esnaf – Sanatkâr ve Sivil Toplum Kuruluşlarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, asgari ücretlinin alım gücünün ne şekilde tükendiğini ortaya koyan bir çalışmaya imza attı. Ağbaba’nın çalışmasına göre, 5 bin 500 TL asgari ücret, sene başındaki 4 bin 253 TL asgari ücretin gerisinde kaldı.

AK Parti’nin kötü ekonomi yönetimi nedeniyle dar gelirli vatandaşın aç kaldığını bildiren Ağbaba, temel tüketim malzemelerinin yıl içerisindeki fiyatlarını kıyasladı.

Birgün’den Hüseyin Şimşek’in aktardığına göre, Ağbaba, çalışmasında, “AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, enflasyonun önce yaz aylarında düşeceğini söylerken şimdi de enflasyonda kalıcı düşüşün yeni yılda gerçekleşeceğini iddia etti. Erdoğan, daha önce de ‘Yaz aylarında fiyatlar aşağı inecek’ dedi ama fiyatlar neredeyse ikiye katlandı. Haziran ayında asgari ücrete ikinci zam yapılmasına rağmen asgari ücretin alım gücü ocak ayında 4 bin 253 TL asgari ücretin kat be kat altında kaldı” dedi.

Ürün bazında karşılaştırmalara da imza atarak alım gücündeki kayıpları özetleyen Ağbaba, çalışmasını şöyle sürdürdü:

Nohutta 46 kilo kayıp

“Ekim ayında asgari ücretlinin alım gücü ocak ayına göre patateste 283 kilo, domateste 140 kilo, kuru soğanda ise 130 kilo azaldı. Ekim ayında temel bakliyat ürünlerinde alım gücü ocak ayına göre dibi gördü. Asgari ücretlinin sofrasındaki temel bakliyat ürünlerinde ocak ayına göre kaybı 182 kiloya kadar yükseldi. 4 bin 253 TL asgari ücretle ocak ayında 287 kilo pirinç alabilen asgari ücretli, ekim ayında 5 bin 500 TL asgari ücretle 161 kiloya kadar alabiliyor. Bulgurda ise 5 bin 500 TL asgari ücretin 4 bin 253 TL asgari ücrete göre kaybı 182 kilo, nohutta 46 kilo, kuru fasulyede ise 41 kilo oldu.

314 yumurta eksildi

“Ocak ayında 4 bin 253 TL asgari ücretle 2 bin 933 adet yumurta alınabilirken ekim ayında asgari ücretlinin yumurtadaki toplam alım gücü 2 bin 619 adete geriledi. Asgari ücretlinin ocak ayına göre yumurtadaki kaybı 314 adet oldu. Bir diğer temel besin maddesi olan makarnadaki kayıp ise 262 paket oldu. 4 bin 253 TL asgari ücretle ocak ayında 773 paket makarna alabilen asgari ücretli ekim ayındaki alım gücü 511 pakete geriledi.”

“Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebati’nin kendisinin dahi anlamadığı bu yepyeni ekonomi modelinin dar gelirlilere getirdiği tek şey açlık ve yoksulluk oldu. Asgari ücrete bu yıl iki kez zam yapılmasına rağmen asgari ücret, eylül ayı itibariyle 7 bin 500 TL’ye yükselen ortalama açlık sınırının 2 bin TL altında kaldı. Nebati, ‘Enflasyon gerileyecek, gıda fiyatları ucuzlayacak’ dedi ama asgari ücretlinin kaybı 10 ay öncesine göre kat be kat arttı. Bu gidişle de bu modelin getireceği tek şey açlıktan ve yoksulluktan başka bir şey olmayacaktır. Asgari ücretlinin alım gücü her geçen ay azalmaya devam edecektir.”

Paylaşın

EBRD’den ‘TCMB’nin Faiz Politikası’ Yorumu: Oldukça Aykırı

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Başkanı Odile Renaud-Basso, TCMB’nın faiz politikası için, “Bu oldukça aykırı bir strateji. İşe yarayıp yaramayacağını bilmiyorum. Ancak enflasyon beklentilerinin sabitlenmesinde, güvenli ve istikrarlı bir ortam yaratılmasında bazı zorluklar yaratıyor” dedi.

Odile Renaud-Basso, İstanbul’da Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Şahap Kavcıoğlu ile görüşmeler yaptı.

Bu görüşmelerin ardından Reuters’e konuşan Odile Renaud-Basso, para politikasını eleştirerek, “Bunun yüksek düzeyde enflasyon yarattığı ve uzun vadeli yatırım için iyi ortam olmadığı konusunda bazı soru işaretlerini dile getirdim.” ifadelerini kullandı.

EBRD: Bu oldukça aykırı bir strateji

TCMB’nın faiz politikası için Renaud-Basso, “Bu oldukça aykırı bir strateji. İşe yarayıp yaramayacağını bilmiyorum. Ancak enflasyon beklentilerinin sabitlenmesinde, güvenli ve istikrarlı bir ortam yaratılmasında bazı zorluklar yaratıyor.” dedi.

Türkiye’de geçen yıl eylül ayında kabul edilen ekonomik programın, liranın daha fazla değer kaybetmesi ve döviz rezervlerinin daha fazla tükenmesi riskini artırarak ülkeyi cari borçlarını finanse etmenin bir yolunu bulmak zorunda bıraktığını kaydeden EBRD Başkanı, “Bu durum yüksek seviyede bir belirsizlik yaratıyor. Ancak yetkililer izledikleri politikanın en iyisi olduğundan eminler.” ifadelerini kullandı.

Renaud-Basso, Türk özel sektörünün ve ihracat kapasitesinin “çok dayanıklı” olduğunu ve ülkenin tedarik zincirlerinin Çin’in yeniden yapılandırılmasından yararlandığını ancak buradaki en önemli belirleyici faktörün Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı olan Avrupa’daki gelişmelere de bağlı kalacağı uyarısında bulundu.

Renaud-Basso, EBRD’nin gelecekte Türkiye’de kamu ve özel sektörle ortak yatırımlarla ilgilendiğini sözlerine ekledi.

EBRD, 2009 yılından bu yana Türkiye’de hastanelere, yollara ve yeşil projelere 16,9 milyar euro tutarında kredi sağladı.

Bu arada Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati Twitter hesabından söz konusu görüşmeye ilişkin yaptığı paylaşımda, “Küresel ekonomik görünüm ve Türkiye ekonomisindeki gelişmeleri değerlendirerek ülkemizin, gıda ve enerji güvenliğine ilişkin katkılarını paylaştık. Ayrıca, Banka ile iş birliği yaptığımız konuları ve projeleri detaylıca ele aldık.” ifadelerine yer verdi.

Paylaşın

IMF’den ‘Resesyon’ Uyarısı: Riskler Artıyor

IMF – Dünya Bankası Yıllık Toplantıları öncesi konuşan IMF Başkanı Kristalina Georgieva, küresel ekonomik büyüme tahmininin gelecek yıl için düşürüleceğini belirterek, resesyon risklerinin arttığını ifade etti.

Georgieva, bu yıl için yüzde 3.2’ye ve 2023 için yüzde 2,9’a olmak üzere ekonomik büyüme tahminlerinde halihazırda üç kez düşüşe gittiklerini anımsatarak, “Gelecek hafta güncellenen Dünya Ekonomik Görünümü Raporu’nda da göreceğiniz gibi gelecek yıl için büyüme tahminlerini düşüreceğiz” dedi.

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, IMF-Dünya Bankası Yıllık Toplantıları öncesi Georgetown Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, küresel ekonomik görünüm ve politika önceliklerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Bloomberg HT‘nin aktardığına göre küresel ekonomide temel bir değişim yaşandığına dikkati çeken Georgieva, uluslararası ekonomik iş birliğinin, düşük faiz oranlarının, düşük enflasyonun ve göreceli olarak öngörülebilirliğin olduğu bir dünyadan, daha fazla belirsizliğin, daha yüksek ekonomik oynaklığın, jeopolitik çatışmaların ve daha sık ve yıkıcı iklim felaketlerinin olduğu daha kırılgan bir dünyaya geçildiğini söyledi.

Georgieva, yüksek enerji ve gıda fiyatları, daha sıkı finansal koşullar ve devam eden arz sıkıntılarının büyümeyi frenlediğini belirterek, dünyanın en büyük ekonomilerinin yavaşladığını kaydetti.

Georgieva, bu yıl için yüzde 3,2’ye ve 2023 için yüzde 2,9’a olmak üzere ekonomik büyüme tahminlerinde halihazırda üç kez düşüşe gittiklerini anımsatarak, “Gelecek hafta güncellenen Dünya Ekonomik Görünümü Raporu’nda da göreceğiniz gibi gelecek yıl için büyüme tahminlerini düşüreceğiz.” dedi.

IMF Başkanı Georgieva, “Resesyon riskleri artıyor. Dünya ekonomisinin yaklaşık üçte birini oluşturan ülkelerin bu veya gelecek yıl en az iki çeyrek art arda daralma yaşayacağını tahmin ediyoruz.” diye konuştu.

Georgieva, genel olarak 2026’ya kadar yaklaşık 4 trilyon dolarlık bir küresel ekonomik kayıp beklediklerini, bunun Alman ekonomisinin boyutunda olduğunu ve dünya ekonomisi için büyük bir gerileme olduğunu vurguladı.

Politika yapıcıların ekonomiyi nasıl istikrara kavuşturabileceğine de değinen Georgieva, öncelikle enflasyonu düşürme yolunda kalınması gerektiğini ifade etti.

Georgieva, yeterince sıkılaşmamanın enflasyonun kalıcı hale gelmesine neden olacağını belirterek, bunun gelecekte faiz oranlarının çok daha yüksek ve daha uzun süreli olmasını gerektireceğini, büyümeye ve insanlara büyük zarar vereceğini aktardı.

İkinci acil önceliğin sorumlu maliye politikaları uygulamaya koymak olduğunu vurgulayan Georgieva, para politikası frene basarken, gaza basan bir maliye politikası olmaması gerektiğini dile getirdi.

Georgieva, üçüncü önceliğin ise yükselen piyasaları ve gelişmekte olan ekonomileri desteklemek için ortak çaba göstermek olduğunu kaydetti.

Paylaşın

Merkez Bankası’na Güney Kore’den Swap Desteği

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Birçok dost ülke desteklerini veriyor. Onlardan borçlanmamız Merkez Bankası olarak güçlenmemize neden oluyor” açıklamasından sonra, Güney Kore ile yapılan swap anlaşması kapsamında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na (TCMB) eylül ayı sonunda 780 milyon dolar transfer yaptığı bildirildi.

Reuters haberine göre Azerbaycan SOCAR şirketinin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nda 1 milyar euro, adı açıklanmayan bir başka merkez bankasının da yaklaşık 2 milyar dolar değerinde hesabı bulunuyor.

Rusya’nın Rosatom şirketinin Türkiye’deki nükleer santral inşaatı için yerel bankalara yaklaşık 5 milyar dolarlık kaynak sağladığı ve son aylarda Merkez Bankası’nın rezervlerinde görülen yaklaşık 6,1 milyar dolar artışın bundan kaynaklandığı belirtiliyor.

Türkiye, bu yılın başlarında Birleşik Arap Emirlikleri ile yaptığı SWAP anlaşmasının bir benzerini Suudi Arabistan ile de yapmak istiyor. Geçtiğimiz günlerde Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile görüşmüştü.

Güney Kore’nin yanı sıra Türkiye’nin Çin, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’yle de yaklaşık 30 milyar dolarlık yerel para biriminde swap anlaşmaları bulunuyor.

Türkiye’nin SWAP anlaşmaları için Malezya, Rusya, İngiltere ve Asya’daki başka ülkelerle görüşme yaptığı ve ilk anlaşmayı Azerbaycan ile imzalayacağı iddia edilmişti.

Swap nedir ne işe yarar?

Swap kelime anlamı olarak “değiş tokuş etmek, takas etmek, değiştirmek” gibi anlamlara gelmektedir. Swap; İki tarafın belirli bir zaman dilimi içinde bir varlık ya da yükümlülüğe bağlı olan farklı faiz ödemelerini veya döviz cinsini karşılıklı olarak değiştirdikleri bir takas sözleşmesidir diye tanımlanabilmektedir.

Swap işlemlerinde amaç, döviz kurunda yaşanan değişimlerle meydana gelen riski en aza indirgemektir.

Swap işlemleri kapsamında; para swapı, faiz swapı ve çapraz döviz swapı işlemleri yapılır. Para swapında taraflar önceden anlaştıkları oran ve koşullarda belli miktardaki para birimlerini değiştirirken, faiz swapında ise gösterge bir anapara tutarı üzerinden farklı faiz oranı esaslarına göre hesaplanacak faizlerin iki taraf arasında anlaşılan vadelerde değişimini öngörür.

Çapraz döviz swapında ise farklı para birimleri ve farklı faiz yapısı üzerine (sabit veya değişken) borçlanan taraflar, diğer tarafın borcuna ilişkin anapara ve faiz ödemelerini yerine getirmek üzere anlaşarak gerekli yükümlülüğü yerine getirirler.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Swap Hariç Net Rezervleri Eksi 59 Milyar Dolar

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) döviz rezervlerindeki gerileme geçen hafta da sürdü. Brüt döviz rezervleri geçen haftaya göre 3 milyar 283 milyon dolar düşüş gösterdi. TCMB verilerine göre brüt rezervler de 3,8 milyar dolar düşüşle 107 milyar dolar oldu.

Haber Merkezi / Merkez Bankası’nın swap hariç net rezervlerinin 30 Eylül haftası itibariyle eksi 59 milyar dolarla rekor düşük seviyeye gerilediğini bildirdi. Net rezervler aynı dönemde yatay bir görünümle 9,7 milyar dolarda kalırken, swap hariç net rezervler ise rekor düşük seviyeye geriledi.

Brüt ve net döviz rezervi nedir?

Ekonomist Mahfi Eğilmez, brüt ve net döviz rezervi arasındaki farkı şu şekilde açıklıyor: Merkez Bankası, döviz rezervlerinin tamamının sahibi değil.

TCMB’nin rezervlerinin bir bölümü bankaların Merkez Bankası’nda tutmak zorunda olduğu zorunlu karşılıklardan oluşuyor. Bunları bir çeşit emanet döviz olarak görmek mümkün.

TCMB’nin son yıllarda rezerv opsiyon mekanizması aracılığıyla, TL mevduatlar karşılığında alması gereken zorunlu karşılıkları dövizle yatırma esnekliği tanımasıyla bu döviz rezervlerindeki emanet tutarda artış oldu.

Döviz rezervlerinin bir bölümünün emanet olması nedeniyle Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin toplamı brüt döviz rezervlerini gösteriyor. Merkez Bankası’nda emanet olarak duran miktarlar düşüldüğünde net döviz rezervine ulaşılıyor.

Net döviz rezervi nasıl hesaplanıyor?

Net döviz rezervi, TCMB verilerinde aktif kısımda yer alan dış varlıklardan, pasif kısımda bulunan toplam döviz yükümlülüklerini çıkardıktan sonra elde edilen rakamın o günün kuruna bölünmesiyle hesaplanıyor.

Formül şu şekilde: Net Rezerv = (Dış Varlıklar – toplam döviz yükümlülükleri) / Dolar-TL kuru

Swap hariç net rezerv ne demek?

Ekonomist Eğilmez’e göre net rezerv miktarı, swap işlemleriyle elde edilmiş (emanet) dövizleri de kapsadığı için bu rakam tam olarak net rezervi ifade etmiyor.

Bu yüzden net döviz rezervini emanet dövizleri çıkararak görebilmek için bu miktardan swap karşılığı elde edilmiş döviz tutarını düşmek gerekiyor. Swap hariç net rezerv ise şu şekilde hesaplanabiliyor:

Swap hariç net rezerv = Net rezerv – Swap işlemleri toplamı

Uluslararası rezerv nedir?

TCMB’nin (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) tanımına göre uluslararası rezervler; ülkelerin para otoriteleri tarafından kontrol edilen, kullanıma hazır, birbirlerine çevrilebilme özelliği bulunan ve uluslararası ödeme aracı olarak kabul edilen varlıklar.

Uluslararası rezerv olarak sayılan varlıklar şunlar:

  • Konvertibl (birbirlerine dönüştürülebilir) döviz varlıkları (euro, ABD doları, İngiliz sterlini vb.)
  • Uluslararası standartta altın
  • Özel Çekme Hakları
  • Uluslararası Para Fonu (IMF) Rezerv Pozisyonu

TCMB, rezervleri nasıl saklıyor?

Merkez Bankası, rezervlerin yönetiminde ülke menfaatine öncelik verdiğini aktarıyor. Bu amaçla, uluslararası rezervleri, anaparanın korunması ve gerekli likiditenin sağlanması için düşük riske sahip yatırım araçlarında değerlendiriyor.

Merkez Bankası, rezerv yönetimi sırasında karşılaşılabilecek risklerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve kabul edilebilir sınırlar içinde tutulabilmesi için risk yönetim stratejisi uyguluyor. Ayrıca elindeki rezervlerin seviyesini, düzenli aralıklarla internet sitesinde yayımlıyor.

Paylaşın

OPEC+ Petrol Üretimini Düşürme Kararı Aldı

Avusturya’nın başkenti Viyana’da OPEC+ adı altında bir araya gelen petrol üreten ülkelerin bir bölümü Kasım 2022’den geçerli olmak üzere günlük petrol üretimini 2 milyon varil düşürme kararı aldı. 

Suudi Arabistan liderliğindeki 13 üyeli OPEC ile Rusya önderliğindeki OPEC dışı 11 petrol üreten ülkenin oluşturduğu OPEC+ enerji ve petrol bakanlarının, piyasa koşullarını değerlendirmek ve kasım itibarıyla uygulanacak üretim miktarını görüşmek üzere düzenledikleri 33’üncü Bakanlar Toplantısı sonuç bildirgesinde OPEC ve OPEC dışı ülkelerin 19’uncu toplantısında alınan kararların geçerli olduğu belirtildi.

OPEC+ grubu ülkeleri bir önceki toplantıda petrol üretimini ekimde günlük 100 bin varil azaltma kararı almıştı.

Açıklamaya göre, Kovid 19 salgını öncesinde olduğu gibi OPEC+ grubu bakanları her 6 ayda bir bir araya gelecek.

OPEC ve OPEC dışı ülkelerin enerji ve petrol bakanlarının katılacağı bir sonraki toplantı 4 Aralık’ta yapılacak .

Rusya ve Suudi Arabistan petrol üretimini neden düşürüyor?

2016’da oluşturulan 13 petrol üreten ülkeyi ve OPEC üyesi olmayan 11 ülkeyi kapsayan kapsayan OPEC+ kararın “küresel ekonomik görünümü ve petrol piyasası görünümünü kuşatan belirsizlik” nedeniyle alındığını savundu.

Arz kesintisinin fiyatları ne ölçüde arttırabileceği bilinmiyor. Dünya petrol tüketimi günde 100 milyon varile kadar çıkabiliyor. Bu nedenle piyasadan günde 2 milyon varil çekmenin gözle görülür bir etkisi olacaktır.

Bu adımın, ilkbaharda 120 dolara ulaşan ancak küresel ekonominin yavaşlamasından doğan kaygılar dolayısıyla aşağı çekilen petrol varil fiyatını artırmaya yönelik olarak Suudi Arabistan’ın  önerisiyle atıldığı düşünülüyor. Eylül başında petrol varil fiyatı 90 doların altına düşmüştü.

Karar ABD ve Suudi Arabistan arasında gerginliğe yol açacak

Rusya da dahil olmak üzere 24 OPEC+ petrol üreticisi ülkenin toplantısı, dünyanın büyük bir kısmının zaten yükselen enerji maliyetleriyle mücadele ettiği bir zamanda gerçekleşti. Arz kesintisi, Başkan Biden’ın ara seçimler öncesinde benzin pompası fiyatlarını dizginlemeye çalıştığı Suudi Arabistan ile ABD arasındaki gerilimi de artıracak.

Beyaz Saray kararı “uzak görüşlülükten yoksunluk ” olarak niteledi ve yaptığı açıklamada, yönetimin “Başkan’ın Mart’ta yayınladığı emirlere uygun olarak Stratejik Petrol Rezervinden gelecek ay piyasaya 10 milyon varil daha verileceğini” söyledi.

Piyasa yorumcuları Suudilerin üretimi azaltarak ve piyasayı daraltarak fiyatları varil başına 100 dolar veya üstüne çıkarma gayretinde oldukların, önerilen kesintinin büyüklüğünün insanları şaşırttığını söylüyor.

Petrol üretiminde dramatik bir kısıtlama, OPEC+’nın eş başkanı olan Rusya’nın da işine gelebilir. Ekonomisi, şu anda Ukrayna’daki savaş çabaları için kritik öneme sahip olan enerji gelirlerine dayanana Rusya yaptırımlara rağmen, üretimde büyük bir düşüş yaşamadı.

Uzmanlar,  OPEC+ daha da keskin bir üretim kısıntısı ilan etse bile,  zaten yaptırımlar ve yeni petrol altyapısına ek yatırım yapamaması nedeniyle kotasının çok altında üretim yapan Rusya’nın üretiminin aslında düşmeyeceği görüşünde. Kısıntının büyük bölümünü Suudi Arabistan’ın, üstlenmesi gerekecek.

Paylaşın

2. El Otomobil Fiyatları Düşer Mi? Uzman İsim Açıkladı

Sıfır araçların bulunamamasının ve döviz kurunda yaşanan yükselişin, ikinci el otomobil fiyatlarını artırdığını belirten 2plan İcra Kurulu Başkanı Orhan Ülgür, bayram öncesi bu artışın durduğunu ve sonrasında fiyatlarda yüzde 12-13’lük bir düşüş görüldüğünü aktardı.

İkinci el otomobil fiyatlarında maksimum gerilemenin geçekleştiğini söyleyen Orhan Ülgür, fiyatların daha gerilemeyeceğini öngördüklerini belirtti.

Bloomberg HT’ye konuk olan 2plan İcra Kurulu Başkanı Orhan Ülgür, ikinci el otomobil fiyatları hakkında öngörülerini paylaştı.

Ülgür, Mayıs’dan sonra özellikle Haziran ve Temmuz aylarında ikinci el otomobil fiyatlarının artış trendinde olduğunu söyledi. Sıfır araçların bulunamamasının ve döviz kurunda yaşanan yükselişin, ikinci el otomobil fiyatlarını artırdığını belirten Ülgür, bayram öncesi bu artışın durduğunu ve sonrasında fiyatlarda yüzde 12-13’lük bir düşüş görüldüğünü aktardı.

İkinci el otomobil fiyatlarında maksimum gerilemenin geçekleştiğini söyleyen Ülgür, fiyatların daha gerilemeyeceğini öngördüklerini belirtti.

Otomotiv Distribütörleri Derneği (ODD) Ocak-Eylül dönemi ve eylül ayına ilişkin “Otomobil ve Hafif Ticari Araç Pazar Değerlendirme Raporu”nu yayımladı.

Rapora göre, otomobil ve hafif ticari araç toplam satışları, 2022 Ocak-Eylül döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 6,7 azalışla 520 bin 530 seviyesinde gerçekleşti. Aynı dönemde otomobil satışları, yüzde 8,2 azalarak 399 bin 224 ve hafif ticari araç satışları da yüzde 1,7 azalarak 121 bin 306 adet oldu.

Eylül ayına bakıldığında ise otomobil ve hafif ticari araç pazarı 2021 yılı Eylül ayına göre yüzde 8,7 büyüdü. Eylül ayında otomobil satışları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,9 artışla 44 bin 681 olurken, hafif ticari araç satışları da yüzde 26,7 artışla 17 bin 403 olarak gerçekleşti.

Paylaşın

TÜSİAD Başkanı Turan: Öncelik Enflasyonla Mücadele Olmalı

Ekonomideki kötü gidişata iş dünyasından eleştiri geldi. Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Orhan Turan, “Unutmayalım ki yakın geçmişte yaşadığımız ekonomik zorluk dönemi, global rüzgarların arkamızdan estiği dönemlerdi. Artık global görünüm ve global finansal koşullar da lehimize değil” dedi.

Haber Merkezi / TÜSİAD ve Koç Üniversitesi ortaklığıyla oluşturulan Ekonomik Araştırma Forumu (EAF), dün ‘Fed Politikaları Gelişmekte Olan Ekonomileri ve Türkiye’yi Nasıl Etkiliyor’ başlıklı çevrimiçi bir seminer gerçekleştirildi.

Seminerde, şoklarla birlikte değişen küresel ekonomik görünüme karşılık para politikasında atılan adımlar ve Amerikan Merkez Bankası öncülüğündeki bu adımların gelişmekte olan ülkelere etkileri ele alındı.

Toplantının açılış konuşması TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan tarafından yapıldı. Turan, şunları söyledi:

“Geride bıraktığımız son 3 yılda global ekonomi, önemli arz şoklarına maruz kaldı. Covid-19 pandemisinin ardından Rusya-Ukrayna Savaşı’nın arz zinciri üzerinde yarattığı tahribatlara şahit oluyoruz. 2023 yılına yaklaştığımız bugünlerde global ekonomiler, bir taraftan oldukça yüksek enflasyonla mücadele ederken diğer taraftan da durgunluğa doğru ilerliyor.

Son dönemde enflasyonun beklenenden çok daha uzun bir süre ısrarlı şekilde yüksek seyretmesi, ABD Merkez Bankası başta olmak üzere tüm majör merkez bankalarının para politikasında uzun soluklu olacağını gösteriyor. Bu da sıkılaşmaya gidileceği tahminimizi kuvvetlendiriyor.

Özellikle FED’in, resesyon olasılığına rağmen fiyat istikrarını önceleyen şahin duruşunu izliyoruz. Unutmayalım ki fiyat istikrarı olmadan ekonomi işlemez, hiçbir paydaşa da fayda sağlamaz. Dolayısıyla sağlıklı işleyen, tüm kesimlerin fayda sağladığı bir ekonomi hedefliyorsak birinci önceliğimiz enflasyonla mücadele olmalı. G-20 ülkelerinin tamamında enflasyonla savaşın öne çıktığı faiz artırımlarına şahit oluyoruz.

Enflasyonist baskılar, hemen hemen tüm dünyada gıda ve enerjinin de ötesine yayılıyor. Hizmet sektörüne de yansıyor. İşletmeler, daha yüksek enerji, lojistik ve iş gücü maliyetleriyle karşı karşıya kalıyor. 2022’nin başlarında ABD’de belirginleşmeye başlayan enflasyonist baskılar, şimdi Euro Bölgesi ve Birleşik Krallık’ta da görülüyor ve tüm dünyaya yayılıyor.

Bu zaman zarfında Rusya-Ukrayna savaşını bir kenara koyarsak küresel büyümeyi yavaşlatan önemli bir diğer faktör, gerçekleşen enflasyonun hedeflerin çok daha üstünde olması nedeniyle para politikalarının agresif şekilde sıkılaştırılması. Elbette global ekonomide finansal koşulların hızlı sıkılaşması ve doların kıymet kazanmasının pek çok ekonomi üzerinde kalıcı etkileri olacaktır.

İktisadi emelleri güçlü, risk primi düşük, bilançoları sağlam olan ekonomiler bu süreçten çok daha rahat çıkacaklardır. Öte yandan bu sürece hali hazırda risk pirimi yüksek giren ekonomiler, dış borçlanma maliyetleri ve kredi kanalı vasıtasıyla daha çok baskı altında kalma riski taşımaktalar.

Covid-19 krizinin ilk çıktığı 2020 başından bu yana geride kalan son 3 yıla baktığımızda, global büyümede belirgin bir dalgalanmaya şahit oluyoruz. Son bir yılda Covid-19 vakalarının düşmesiyle birlikte ekonomik aktivitedeki artışa rağmen OECD tahminlerine göre global büyümenin 2022’nin 2. yarısında yavaşlamaya devam etmesi ve 2023’te yıllık sadece yüzde 2,2’lik bir seviyede kalması bekleniyor.

Küresel ekonomide bol para döneminin azaldığı ve finansman koşullarının geçmişe kıyasla daha zor olacağı bir döneme çoktan girdik. Bu süreç, en başta hesaplanandan daha uzun soluklu olabilir. Türkiye, bu dönemde akranlarının aksine farklı bir politika tercihi ortaya koydu. Unutmayalım ki yakın geçmişte yaşadığımız ekonomik zorluk dönemi, global rüzgarların arkamızdan estiği dönemlerdi. Artık global görünüm ve global finansal koşullar da lehimize değil.”

Paylaşın

Dış Ticaret Açığı Eylül Ayında Yüzde 298,3 Arttı

Türkiye’nin eylül ayında dış ticaret açığı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 298,3’lük artışla 10 milyar 384 milyon dolara yükseldi. Dış ticaret hacmi ise yüzde 26,3 oranında artarak 55 milyar 616 milyon dolara yükseldi.

Eylül ayında ihracatın ithalatı karşılama oranı ise 20,3 puan azalarak yüzde 68,5 olarak gerçekleşti. Enerji verileri hariç tutulduğunda, ihracatın ithalatı karşılama oranı 16,5 puan azalarak yüzde 89,2 oldu.

Ticaret Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre, ocak-eylül döneminde ise geçen yılın aynı dönemine göre, ihracat yüzde 17,1 oranında artışla 188 milyar 224 milyon dolar, ithalat yüzde 40,8 oranında artışla 272 milyar 43 milyon dolar olarak gerçekleşti. 9 aylık dış ticaret açığı yüzde 158,5 artarak 83 milyar 819 milyona çıktı. Bu dönemde dış ticaret hacmi, yüzde 30 oranında artışla 460 milyar 267 milyon dolara yükseldi.

Eylül ayında en fazla ihracat yapılan ülkeler sırasıyla; Almanya, ABD ve Irak OLDU. En fazla ithalat yapan ülkeler ise Rusya, Çin ve İsveç oldu. İthalatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ithalat içerisindeki payı yüzde 61,9 oldu.

Dış ticaret açığı nedir?

İhracat ile ithalat arasında ihracat aleyhine oluşan farktır. Bir ülke ihraç ettiği malların değerinden daha fazla değerde mal ithal ediyorsa o ülkenin ödemeler dengesi dış ticaret açığı veriyor demektir. Türkiye, geleneksel olarak dış ticaret açığı veren bir ekonomidir.

Ekonomisinin canlı olduğu, büyümenin yüksek olduğu dönemlerde dış ticaret açığı artar, tersi durumlarda ise azalır. Çünkü Türkiye’de üretimde kullanılan girdilerin önemli bir bölümü (yaklaşık yüzde 65’i) ithal mallardan oluşur. Ekonomik büyümesi yükseldikçe üretimi artar, üretimi arttıkça ithalatı artar ve dolayısıyla dış ticaret açığı artar.

Dış ticareti etkileyen önemli unsurlardan birisi de kurdur. TL, yabancı paralara ve özellikle de ihracat ve ithalatın yoğun olduğu bölgelerin parası olan Dolar ve Euro’ya karşı değer kaybettikçe ihracat artar, ithalat düşer.

Paylaşın