Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi’nde Detaylar Belli Oldu: Tarih Ayrıntısı

Araç alım-satımında ek vergi sorumluluğu, kanunun yürürlük tarihine göre değişecek. Kanunun yürürlük tarihinden önce yapılan devir işlemleri için aracı alan, kanundan sonra yapılan satışlar için ise aracı satan sorumlu olacak.

Örneğin, kanun çıkmadan 15 Mayıs 2023’te aracını devreden otomobil sahibi değil, aracı alan ek vergiyi ödeyecek. Kanun sonrası, 21 Ağustos 2023’te aracını devreden bir kişi ise ilave vergiyi kendisi yatıracak.

Son dönemde çok tartışılan ek Motorlu Taşıtlar Vergisi’nde (MTV) ayrıntılar belli oldu. Buna göre, araç alım-satımında ek vergi sorumluluğunun kimde olduğu, kanunun yürürlük tarihine göre değişecek.

Milliyet’in haberine göre, devir işlemleri düzenlemenin yürürlüğe girdiği 15 Temmuz tarihinden önce yapılmışsa aracı alan, bu tarihten sonra yapılan satış için ise aracı satan sorumlu olacak.

Gelir İdaresi Başkanlığı’nın taslağına göre, ek MTV’nin mükellefi, kanunun yayımlandığı 15 Temmuz 2023’te vergi mükellefi olanlar ile 31 Aralık 2023’e kadar ilk defa tescil edilen taşıtların sahibi olan kişi ve şirketler olacak. İlave vergi, 2023’e mahsus, bir defa alınacak.

Araç alım-satımında ek vergi sorumluluğu, kanunun yürürlük tarihine göre değişecek. Kanunun yürürlük tarihinden önce yapılan devir işlemleri için aracı alan, kanundan sonra yapılan satışlar için ise aracı satan sorumlu olacak.

Örneğin, kanun çıkmadan 15 Mayıs 2023’te aracını devreden otomobil sahibi değil, aracı alan ek vergiyi ödeyecek. Kanun sonrası, 21 Ağustos 2023’te aracını devreden bir kişi ise ilave vergiyi kendisi yatıracak.

Muayene yapılmayacak

Kanunun yayımı itibarıyla MTV mükellefi olan kişilere, 2023 için tahakkuk ettirilen MTV’nin tamamı kadar ek vergi tahakkuk ettirilecek. Ek MTV’nin taksiti kanunun yayımlandığı ayı izleyen ayın yani ağustos sonuna kadar, ikinci taksiti ise kasım sonuna kadar ödenecek.

2023’ün ikinci yarısı ilk defa sicile kaydedilen sıfır kilometre aracın ek MTV’si ise 6 aylık dönemden yarım hesaplanacak ve peşin ödenecek. Örneğin, Eylül 2023’te ilk defa kayıt ve tescil edilmiş oto için yıllık MTV’nin yarısı kadar ek MTV alınacak. Ek MTV ödenmemiş taşıta muayene yapılmayacak.

Paylaşın

“Kur Korumalı Mevduat”a Yüzde 15 Zorunlu Karşılık Getirildi

Merkez Bankası’nın kur korumalı mevduat hesapları için zorunlu karşılık oranı yüzde 15 oldu. Zorunlu karşılık oranı, bankaların müşterilerden aldıkları mevduatlara karşılık olarak Merkez Bankası’nda bulundurmak zorunda oldukları mevduatların oranıdır.

Zorunlu karşılık oranı artırıldığında bankaların verdikleri kredileri geri çağırma olasılığı doğar ve bu durum piyasada para arzının azalmasına neden olur. Zorunlu karşılık oranı düşürüldüğünde ise, zorunlu karşılıkların bir kısmı kullanılabilir rezerv şekline dönüşür, bu da bankaların kredi tabanını genişletir.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu’nun (PPK) Perşembe günkü açıklamasında vurgulanan “seçici kredi ve miktarsal sıkılaştırmaya” dönük ilk adım atıldı.

Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre Merkez Bankası’nın kur korumalı mevduat hesapları için zorunlu karşılık oranı yüzde 15 oldu.

Böylece Merkez Bankası, piyasada oluşan Türk Lirası likidite fazlasının, Türk Lirası zorunlu karşılık oran artışıyla sistemden çekilmesini sağlayacak. Bu kapsamda, vadeli Türk Lirası mevduata geçişi teşvik eden bir adım olarak, kur korumalı hesaplara yüzde 15 oranında zorunlu karşılık tesis etme yükümlülüğü getirildi.

Altı aydan uzun mevduat hesaplarında da zorunlu karşılık oranı sıfırlandı.

PPK’nın karar metninde, “Kurul, faiz artırımının yanı sıra parasal sıkılaştırma sürecini destekleyecek seçici kredi ve miktarsal sıkılaştırma kararları almıştır” ifadesine yer verilmişti.

Zorunlu karşılık nedir?

Zorunlu karşılık oranı, bankaların müşterilerden aldıkları mevduatlara karşılık olarak Merkez Bankası’nda bulundurmak zorunda oldukları mevduatların oranıdır. Bu oran Merkez Bankası tarafından belirlenir. Önceleri iflas riskine karşı koruma sağlanması amacıyla çıkarılan bu kural, günümüzde daha çok bir piyasa likiditesi kontrol aracı olarak kullanılıyor.

Zorunlu karşılık oranı artırıldığında bankaların verdikleri kredileri geri çağırma olasılığı doğar ve bu durum piyasada para arzının azalmasına neden olur. Zorunlu karşılık oranı düşürüldüğünde ise, zorunlu karşılıkların bir kısmı kullanılabilir rezerv şekline dönüşür, bu da bankaların kredi tabanını genişletir.

Yani, piyasadaki para arzı artar. Zorunlu karşılık oranının arttırılması daralmacı para politikasına, oranın azaltılması ise genişlemeci para politikasına işaret eder.

Paylaşın

Haziran’da Trafiğe Kaydı Yapılan Taşıt Sayısı Yüzde 13,4 Azaldı

Haziran ayında trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı bir önceki aya göre kamyonda yüzde 28,6, özel amaçlı taşıtta yüzde 27,2, minibüste yüzde 25,9, traktörde yüzde 19,1, kamyonette yüzde 15,8, otomobilde yüzde 12,9, motosiklette yüzde 11,9 ve otobüste yüzde 9,0 azaldı.

Haber Merkezi / Haziran ayında geçen yılın aynı ayına göre trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı motosiklette yüzde 95,8, özel amaçlı taşıtta yüzde 79,3, kamyonette yüzde 75,9, otomobilde yüzde 74,7, minibüste yüzde 57,1, otobüste yüzde 16,6, traktörde yüzde 10,0 ve kamyonda yüzde 7,0 arttı.

Haziran ayı sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı taşıtların yüzde 53,4’ünü otomobil, yüzde 16,6’sını motosiklet, yüzde 15,9’unu kamyonet, yüzde 7,8’ini traktör, yüzde 3,4’ünü kamyon, yüzde 1,8’ini minibüs, yüzde 0,8’ini otobüs ve yüzde 0,3’ünü özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Motorlu Kara Taşıtları Haziran 2023 verilerini açıkladı.

Haziran ayında trafiğe kaydı yapılan taşıtların yüzde 46,1’ini motosiklet, yüzde 39,1’ini otomobil, yüzde 8,4’ünü kamyonet, yüzde 4,1’ini traktör, yüzde 1,6’sını kamyon, yüzde 0,3’ünü minibüs, yüzde 0,3’ünü otobüs ve yüzde 0,1’ini özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.

Haziran ayında trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı bir önceki aya göre kamyonda yüzde 28,6, özel amaçlı taşıtta yüzde 27,2, minibüste yüzde 25,9, traktörde yüzde 19,1, kamyonette yüzde 15,8, otomobilde yüzde 12,9, motosiklette yüzde 11,9 ve otobüste yüzde 9,0 azaldı.

Haziran ayında geçen yılın aynı ayına göre trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı motosiklette yüzde 95,8, özel amaçlı taşıtta yüzde 79,3, kamyonette yüzde 75,9, otomobilde yüzde 74,7, minibüste yüzde 57,1, otobüste yüzde 16,6, traktörde yüzde 10,0 ve kamyonda yüzde 7,0 arttı.

Haziran ayı sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı taşıtların yüzde 53,4’ünü otomobil, yüzde 16,6’sını motosiklet, yüzde 15,9’unu kamyonet, yüzde 7,8’ini traktör, yüzde 3,4’ünü kamyon, yüzde 1,8’ini minibüs, yüzde 0,8’ini otobüs ve yüzde 0,3’ünü özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.

Haziran ayında 892 bin 197 adet taşıtın devri yapıldı

Haziran ayında devri yapılan taşıtların yüzde 65,4’ünü otomobil, yüzde 15,3’ünü kamyonet, yüzde 13,0’ını motosiklet, yüzde 2,4’ünü traktör, yüzde 1,8’ini kamyon, yüzde 1,5’ini minibüs, yüzde 0,4’ünü otobüs ve yüzde 0,2’sini özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.

Haziran ayında trafiğe kaydı yapılan otomobillerin yüzde 14,7’si Fiat, yüzde 11,7’si Renault, yüzde 9,0’ı Opel, yüzde 7,3’ü Volkswagen, yüzde 6,1’i Peugeot, yüzde 6,0’ı Citroen, yüzde 5,2’si Chery, yüzde 5,1’i Toyota, yüzde 4,7’si Hyundai, yüzde 3,5’i Mercedes-Benz, yüzde 3,2’si Ford, yüzde 3,0’ı Skoda, yüzde 2,7’si Dacia, %2,3’ü Kia, yüzde 2,1’i Audi,  yüzde 2,0’ı Honda, yüzde 1,4’ü BMW,  yüzde 1,3’ü Cupra, yüzde 1,1’i Volvo, yüzde 1,0’ı Seat ve yüzde 6,4’ü diğer markalardan oluştu.

Ocak-Haziran döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı yüzde 81,9 artarak 1 milyon 57 bin 643 adet olurken, trafikten kaydı silinen taşıt sayısı yüzde 23,4 azalarak 14 bin 753 adet oldu. Böylece Ocak-Haziran döneminde trafikteki toplam taşıt sayısında1 milyon 42 bin 890 adet artış gerçekleşti.

Ocak-Haziran döneminde trafiğe kaydı yapılan 434 bin 818 adet otomobilin yüzde 67,2’si benzinli, 19,6’sı dizel, yüzde 8,6’sı hibrit, yüzde 3,0’ı elektrikli ve yüzde 1,6’sı LPG’lidir. Haziran ayı sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı 14 milyon 706 bin 162 adet otomobilin ise yüzde 36,4’ü dizel, yüzde 34,3’ü LPG’li, yüzde 27,8’i benzinli, yüzde 1,2’si hibrit ve yüzde 0,2’si% elektriklidir. Yakıt türü bilinmeyen otomobillerin oranı ise yüzde 0,2’dir.

Ocak-Haziran döneminde trafiğe kaydı yapılan 434 bin 818 adet otomobilin yüzde 35,7’si 1300 ve altı, yüzde 24,2’si 1401-1500, yüzde 20,6’sı 1301-1400, yüzde 9,4’ü 1501-1600, yüzde 6,4’ü 1601-2000, yüzde 0,7’si 2001 ve üstü motor silindir hacmine sahiptir.

Ocak-Haziran döneminde trafiğe kaydı yapılan 434 bin 818 adet otomobilin yüzde 33,2’si gri, yüzde 30,5’i beyaz, yüzde 12,2’si mavi, yüzde 9,9’u siyah, yüzde 7,4’ü kırmızı, yüzde 2,9’u yeşil, yüzde 2,5’i turuncu, yüzde 0,6’si kahverengi ve yüzde 0,6’sı sarı renklidir.

Paylaşın

TÜİK Açıkladı: Tarımsal Girdi Enflasyonu Yüzde 33,22

Tarımsal girdi enflasyonu mayıs ayında bir önceki aya göre yüzde 0,26, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 10,02, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 33,22 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 87,66 artış gerçekleşti.

Haber Merkezi / Yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar sırasıyla, yüzde 79,85 ile malzemeler ve yüzde 76,10 ile diğer mal ve hizmetler oldu. Bir önceki yılın aynı ayına göre azalış gösteren tek alt grup ise yüzde 3,39 ile enerji ve yağlar oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi Mayıs 2023 verilerini açıkladı.

Buna göre; Tarımsal girdi enflasyonu mayıs ayında bir önceki aya göre yüzde 0,26, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 10,02, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 33,22 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 87,66 artış gerçekleşti.

Ana gruplarda bir önceki aya göre tarımda kullanılan mal ve hizmet endeksinde yüzde 0,10 azalış, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmet endeksinde yüzde 2,61 artış gerçekleşti.

Bir önceki yılın aynı ayına göre göre tarımda kullanılan mal ve hizmet endeksinde yüzde 29,13, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmet endeksinde yüzde 67,20 artış gerçekleşti.

Yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 79,85 ile malzemeler ve yüzde 76,10 ile diğer mal ve hizmetler oldu. Bir önceki yılın aynı ayına göre azalış gösteren tek alt grup ise yüzde 3,39 ile enerji ve yağlar oldu.

Bir önceki aya göre azalış gösteren alt gruplar sırasıyla, yüzde 5,36 ile enerji ve yağlar ve yüzde 1,92 ile gübre ve toprak geliştiriciler oldu.

Buna karşılık, aylık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 5,02 ile veteriner harcamaları ve yüzde 3,65 ile malzemeler oldu.

Paylaşın

Türkiye’de 51 Milyon 600 Bin Kişi Açlık Sınırının Altında Yaşıyor

Türkiye’de nüfusun yüzde 37,6’sı, yani 32 milyon 150 bin kişi yoksulluk sınırının altında, nüfusun yüzde 60,4 dolayında kesi, yani 51 milyon 600 bin kişi açlık sınırının altında yaşadığı tespit edildi.

Kısaca, Türkiye’de nüfusun yüzde 98’i, yani 83 milyon 750 bin kişi açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşamakta. 82,3 milyon nüfuslu Türkiye’nin 14,8 milyonu yeterli gıda tüketemiyor.

Türkiye’nin yetersiz beslenme yaygınlığı oranı yüzde 2,5. Beş yaş altı çocuklarda bodurluk prevalansı yüzde 5,5. Türkiye’de beş yaş altı çocukların yüzde 6’sı bodur ya da yaşına göre çok kısadır. Bu durum, kronik kötü beslenmeyi işaret etmektedir.

Beş yaş altı çocukların yüzde 8’i fazla kiloludur. Akut yetersiz beslenmenin bir göstergesi olan zayıflık (boya göre çok zayıf olma) yaygın değildir (yüzde 2). Bunlara ek olarak, çocukların yüzde 2’si düşük kiloludur.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP9 Yoksulluk Dayanışma Ofisi, Türkiye’de derinleşen ekonomik krizin nüfusa etkilerine ilişkin hazırladığı raporu bugün yayınladı. ‘Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinde İlerleme Yok’ başlıklı raporda şunlar kaydedildi:

“BM Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri̇ Ağı (Sustainable Development Solutions Network-SDSN) 2023 Sürdürülebilir Kalkınma Raporu’nu yayınladı. 166 ülkenin tüm hedefler doğrultusunda puanlaması yapıldı ve ilerleme durumları gösterildi.

Sıralamada Finlandiya 1. olurken, Türkiye 72. sırada yer aldı. Güney Sudan ise sıralamada sonuncu oldu. CHP Yoksulluk Dayanışma Ofisi olarak bizim için rapordaki en çarpıcı sonuçlardan birisi, ekonomik krizin derinleşmesiyle birlikte yetersiz beslenme ve bodurluk oranlarının artmasıdır.

Nüfusun yüzde 37,6’sının, yani 32 milyon 150 bin kişinin ise yoksulluk sınırının altında yaşadığı görülmektedir. Kısaca, nüfusun yüzde 98’i, yani 83 milyon 750 bin kişi açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Türkiye’de nüfusun yüzde 60,4 dolayında kesiminin, yani 51 milyon 600 bin kişinin açlık sınırının altında yaşadığı tespit edildi.

İnsan hakları ihlali

Yoksulluk, insan hakları ihlalidir. Sosyal devlet gereği olarak, her bireyin ‘insan haklarına’ uygun şekilde yaşaması ve bu ihlallerin önlenmesine yönelik bir çalışma yapılmalıdır. Yoksulluk, ‘Küresel Çok Boyutlu Endeksi’ne (ÇBYE) göre değerlendirilmelidir. Sosyal yardımlar, hak temelli politikalar çerçevesinde düzenlenmelidir.

BM 2023 Sürdürülebilir Kalkınma Raporu’nun Sıfır Açlık hedefine yönelik verilere göre; Türkiye’nin yetersiz beslenme yaygınlığı oranı yüzde 2,5. Beş yaş altı çocuklarda bodurluk prevalansı yüzde 5,5. Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Gıda Programı (WFP), 6 Haziran 2022 tarihinde gerçek zamanlı veri paylaştığı ‘Açlık Haritası’na göre, 92 ülkede toplam 866 milyon kişi yeterli gıda tüketmediğini açıkladı.

Haritaya göre, 82,3 milyon nüfuslu Türkiye’nin 14,8 milyonu yeterli gıda tüketemiyor. TNSA’nın 2018 yılında Hacettepe Üniversitesi ile yaptığı araştırma ise beş yaş altı çocukların yüzde 6’sı bodur ya da yaşına göre çok kısadır. Bu durum, kronik kötü beslenmeyi işaret etmektedir.

Bodurluğa, en fazla hiç eğitim almamış veya ilkokulu bitirmemiş annelerin çocuklarında rastlanmaktadır (yüzde 9). Bodurluğun en yaygın olduğu bölge Doğu (yüzde 8), en az yaygın olduğu bölge ise Batı’dır (yüzde 4). Beş yaş altı çocukların yüzde 8’i fazla kiloludur. Akut yetersiz beslenmenin bir göstergesi olan zayıflık (boya göre çok zayıf olma) yaygın değildir (yüzde 2). Bunlara ek olarak, çocukların yüzde 2’si düşük kiloludur.

Türkiye Çocuk Araştırması 2022 Raporu’na göre; peynir ve yoğurt gibi süt ürünlerini her gün tüketemediği belirtilen çocukların oranı yüzde 42,2, ekmek veya makarna gibi tahıl içeren yiyecekleri her gün tükettiği belirtilen çocukların oranı yüzde 62,4, meyveyi her gün tüketmediği belirtilen çocukların oranı yüzde 49,5, sebzeyi her gün tüketmediği belirtilen çocukların oranı yüzde 67; et, tavuk veya balığı her gün tüketmediği belirtilen çocukların oranı yüzde 87,3.

BM 2023 Sürdürülebilir Kalkınma Raporu’na göre; iyi sağlık ve refah alanında anne ölüm oranı her 100 bin canlı doğumda 17,3, yenidoğan ölüm oranı ise her bin canlı doğumda 4,7, Beş yaş altı ölüm oranı ise bin canlı doğum başına 9, tüberküloz insidansı ise her 100 bin nüfusta 18, evsel hava kirliliği-ortam hava kirliliğinin ölüm oranı her 100 bin nüfusta 45,5, 15-19 yaş arası gençlerdeki doğurganlık hızı bin kadın başına 14,7.

İklim değişikliğinden en fazla etkilenenler derin yoksulluk içinde yaşayan ve en savunmasız durumda olan çocuklar. Kaynak tükendikçe çocuklar okuldan alınıp çalıştırılıyor. Yoksullaştıkça ‘çocuk evliliği’ artıyor. Açlık ve yoksulluk, suç oranını artıyor. Kirlilik, en çok çocukları etkiler. Anne karnında ve erken çocuklukta kimyasallara maruz kalmak, erken bebek ölümüne yol açıyor.

BM 2023 Sürdürülebilir Kalkınma Raporu’na göre; eşitsizliklerin azaltılması alanında yaşlı yoksulluk oranı (66 yaş ve üzeri nüfusun yüzdesi) yüzde 13,7 (2019). Ülkemizde sosyal koruma kapsamında emekli/yaşlı, dul/yetim ve engelli/malul maaşı alan kişi sayısı, 2020 yılında 14 milyon 288 bin iken yüzde 2,4 artarak 2021 yılında 14 milyon 624 bin kişiye yükseldi (TUİK, Sosyal Koruma İstatistikleri, 2021).

İstanbul Politik Araştırmalar Enstitüsü’nün Mayıs 2021 tarihli Türkiye’de İşgücünde Yaşlılar ve Güvencesizlik adlı raporuna göre; yaşlı nüfusun istihdama katılım oranı ise yüzde 12’dir. 2022 yılında, çalışmak zorunda olan 65 yaş üstü 99 işçi yaşamını yitirdi. 2023 yılının ilk beş ayında, 65 yaş ve üstü 36 işçi yaşamını yitirdi (İSİG, 2023). 2022 İŞKUR verilerine göre, 65 yaş üstü toplam 2 bin 130 kişi işe yerleştirildi. Kayıtlı işsizlerde ise 65 yaş üstü 7 bin 188 kişi beklemekte.

Sosyal koruma kapsamında emekli, yaşlı, dul, yetim ve engelli, malul maaşları iyileştirilmelidir. Sosyal güvencesi olmayan yaşlıların sağlık hizmetleri için hukuki düzenlemeler yapılmalıdır. Belediyelerde yaşlılara yönelik bakım merkezleri, evde bakım-evde sağlık hizmetleri ve yaşlı yaşam merkezleri açılmalıdır.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Merkez Bankası Duyurdu: Politika Faizi Yüzde 17,5 Yükseltildi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), politika faizi 250 baz puan artışla yüzde 17,5 yükseltildi. Piyasa beklentileri politika faizinin yüzde 20’ye çıkarılması yönündeydi.

Haber Merkezi / Faiz kararına ilişkin Merkez Bankası’ndan yapılan açıklamada, “Para Politikası Kurulu (Kurul) politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 15’ten yüzde 17,5 düzeyine yükseltilmesine karar vermiştir.

Kurul, dezenflasyonun en kısa sürede tesisi, enflasyon beklentilerinin çıpalanması, fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın kontrol altına alınması için parasal sıkılaştırma sürecinin devamına karar vermiştir.

Küresel enflasyon düşerken, halen uzun dönem ortalamalarının ve merkez bankalarının hedeflerinin üzerinde seyretmektedir. Bu nedenle, dünyanın birçok ülkesinde merkez bankaları parasal sıkılaştırma sürecine devam etmektedir.

Ülkemizde, yakın döneme ilişkin göstergeler enflasyonun ana eğiliminde yükselişin sürdüğüne işaret etmektedir. Bu gelişmede yurt içi talepteki güçlü seyir, ücret ve kur kaynaklı maliyet yönlü baskılar ile hizmet enflasyonundaki katılık belirleyici olmaktadır. Kurul, bu unsurlara ek olarak vergi düzenlemeleri ve fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın enflasyon üzerinde ilave olumsuz etki yapacağını öngörmektedir.

Doğrudan yabancı yatırımlar, dış finansman koşullarındaki belirgin iyileşme, rezervlerde süregelen artış ve turizm gelirlerinin desteğiyle cari işlemler hesabındaki dengelenme fiyat istikrarına güçlü katkıda bulunacaktır.

Politika faizi, enflasyonun ana eğilimini geriletecek ve enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirlenecektir. Enflasyon görünümünde belirgin iyileşme sağlanana kadar parasal sıkılaştırma gerektiği zamanda ve gerektiği ölçüde kademeli olarak güçlendirilecektir.

Kurul, mevcut mikro- ve makroihtiyati çerçeveyi, piyasa mekanizmalarının işlevselliğini artıracak ve makro finansal istikrarı güçlendirecek şekilde sadeleştirmektedir. Sadeleşme süreci, etki analizleri dikkate alınarak kademeli olarak devam edecektir. Bu kapsamda Kurul, faiz artırımının yanı sıra, parasal sıkılaştırma sürecini destekleyecek seçici kredi ve miktarsal sıkılaştırma kararları almıştır.

Enflasyon ve enflasyonun ana eğilimine ilişkin göstergeler yakından takip edilecek ve Kurul, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanmaya devam edecektir.

Kurul, kararlarını öngörülebilir, veri odaklı ve şeffaf bir çerçevede almaya devam edecektir.” ifadelerini kullandı.

Haziran ayında politika faizi yüzde 15’e yükseltilmişti

Merkez Bankası Haziran ayında yaptığı toplantıda 27 ay sonra ilk kez faiz arttırmış, TCMB Başkanı Hafize Gaye Erkan başkanlığındaki ilk PPK toplantısında politika faizi 650 baz puanlık artışla yüzde 8,5’tan yüzde 15’e yükseltilmişti.

Ancak bu artırım beklentileri karşılamamış ve karar sonrası döviz kurlarında hızlı bir yükseliş görülmüştü. Merkez Bankası bundan önceki en yüksek politika faizi artışını ise Mayıs 2018’de 850 baz puanla yapmıştı.

Reuters’ın bu hafta 23 ekonomistle yaptığı anketi, Merkez Bankası’nın 500 baz puanlık artışla politika faizini yüzde 20’ye yükseltmesi beklentisini ortaya koymuştu.

AA Finans’ın 20 ekonomistle yaptığı ankette de 500 baz puanlık faiz artışı öngörüldü. Buna göre 250 ila 650 baz puanlık bir artırım öngören ekonomistlerin politika faizi beklentileri yüzde 17,50 ile yüzde 21,50 arasında yer aldı.

Türkiye’de yıllık enflasyon Ekim 2022’de son 24 yılın en yüksek seviyesini görmüş ve yüzde 85,51’e çıkmıştı.

Bunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın düşük faiz politikasının belirleyici olduğu öne sürülmüştü. Haziran ayında yüzde 38,21 seviyelerinde seyreden enflasyon oranlarının yeniden yükseliş ivmesine geçebileceği düşünülüyor.

Reuters yıl sonu enflasyon oranı tahmininin yüzde 51 seviyesinde olduğunu, ancak TL’deki düşüş ve son getirilen vergi zamları nedeniyle ekonomistlerin yüzde 60 civarında bir tahminde bulunduklarını belirtiyor.

Reuters’ın 13 ekonomistle yaptığı bir ankete göre yıl sonu politika faizinin ise yüzde 25 seviyesinde olması bekleniyor.

Merkez Bankası, Haziran ayındaki faiz kararının ardından daha fazla faiz artışının geleceğini vurgulamıştı. Merkez Bankası’ndan yapılan açıklamada “Enflasyon görünümünde belirgin iyileşme sağlanana kadar parasal sıkılaştırma gerektiği zamanda ve gerektiği ölçüde kademeli olarak güçlendirilecektir” denilmişti.

Paylaşın

Bitcoin 30 Bin Doların Üzerinde; XRP Ve Cardano Sert Yükseldi

Bitcoin (BTC) 31 bin 077 dolara gerilerken, Ethereum (ETH) ise bin 900 dolar seviyesinin hemen üzerinde işlem görüyor. XRP ve Cardano da yatırımcısına kazandıran kripto para birimleri arasında yer aldı.

Haber Merkezi / Kripto para piyasaları, haftanın dördüncü işlem günü yönünü aşağı yönlü çevirdi.

Dünyanın en büyük kripto para birimi Bitcoin (BTC) yüzde 0.07 düşüşle 30 bin 077 dolara gerilerken, dünyanın en büyük ikinci kripto para birimi Ethereum (ETH) ise yüzde 0.45 düşüşle bin 905 dolar seviyesine geriledi.

Bitcoin’in (BTC) hacmi, son 24 saatte yüzde 16,25 düşerek 11,45 milyar dolar olurken, piyasa değeri ise 585  milyar doları aştı.

Diğer en iyi kripto para birimlerinden XRP ve Cardano da yatırımcısına kazandıran kripto para birimleri arasında yer aldı.

Tüm stablecoinlerin hacmi 27.21 milyar dolar, bu da toplam 24 saatlik kripto piyasası hacminin yüzde 89.66’sı.

Bazı kripto para birimlerinde son durum ise şöyle:

Bitcoin 30,077 dolar, değer kaybı yüzde 0.07
Ethereum 1,905 dolar, değer kaybı yüzde 0.45
Tether 1 dolar, değer kaybı yüzde 0.01
BNB 242 dolar, değer kaybı yüzde 0.51
XRP 0.8395 dolar, değer kazancı yüzde 4.94

Cardano 0.3294 dolar, değer kazancı yüzde 3.13
Dogecoin 0.07085 dolar, değer kazancı yüzde 1.7
Solana 26.77 dolar, değer kazancı yüzde 1.2
Polygon 0.7658 dolar, değer kazancı yüzde 1.69

Litecoin 92.8 dolar, değer kaybı yüzde 0.99
Polkadot 5.29 dolar, değer kazancı yüzde 0.7
Tron 0.08091 dolar, değer kazancı yüzde 0.98
Shiba Inu 0.000007776 dolar, değer kaybı yüzde 0.61

Paylaşın

TÜİK Duyurdu: Yurt Dışı Üretici Enflasyonu Yüzde 39,92

Yurt dışı üretici enflasyonu haziran ayında bir önceki aya göre yüzde 15,62, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 26,29, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 39,92 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 61,58 arttı.

Haber Merkezi / Sanayinin iki sektörünün yıllık değişimlerine bakıldığında, madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 33,47, imalatta yüzde 40,03 artış görüldü. Sanayinin iki sektörünün aylık değişimleri ise madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 13,7, imalatta yüzde 15,65 artış şeklinde hesaplandı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi (YD-ÜFE) Haziran 2023 verilerini açıkladı.

Açıklanan verilere göre; Haziran ayında YD-ÜFE aylık yüzde 15,62, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 26,29, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 39,92 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 61,58 arttı.

Sanayinin iki sektörünün yıllık değişimlerine bakıldığında, madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 33,47, imalatta yüzde 40,03 artış görüldü.

Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri dikkate alındığında, ara malında yüzde 37,1, dayanıklı tüketim malında yüzde 45,02, dayanıksız tüketim malında yüzde 45,04 ve sermaye malında yüzde 48,82 artış gerçekleşirken enerjide yüzde 12,17 azalış kaydedildi.

Sanayinin iki sektörünün aylık değişimleri ise madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 13,7, imalatta yüzde 15,65 artış şeklinde hesaplandı.

Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri, ara malında yüzde 14,72, dayanıklı tüketim malında yüzde 13,33, dayanıksız tüketim malında yüzde 14,46, enerjide yüzde 27,15, sermaye malında yüzde 16,11 yükseliş olarak gerçekleşti.

Yıllık YD-ÜFE’ye göre 5 alt sektör daha düşük, 20 alt sektör daha yüksek değişim gösterdi. YD-ÜFE’ye göre azalış gösteren tek alt sektör yüzde 12,17 ile kok ve rafine petrol ürünleri oldu.

Buna karşılık bilgisayarlar ile elektronik ve optik ürünler yüzde 60,62, bilgi yönetim sistemi makine ve ekipmanları yüzde 59,14, içecekler yüzde 59,14 ile endekslerin en fazla arttığı alt sektörler oldu.

Aylık YD-ÜFE’ye göre 20 alt sektör daha düşük, 5 alt sektör daha yüksek değişim gösterdi. Aylık bazda bakıldığında, ağaç ve mantar ürünleri (mobilya hariç) yüzde 10,94, diğer mamul eşyalar yüzde 11,26, basım ve kayıt hizmetleri yüzde 11,51 ile endekslerin en az arttığı alt sektörler olarak hesaplandı.

Buna karşılık kok ve rafine petrol ürünleri yüzde 27,15, bilgisayarlar ile elektronik ve optik ürünler yüzde 20,41, diğer ulaşım araçları yüzde 17,23 ile endekslerin en fazla arttığı alt sektörler olarak kayıtlara geçti.

Paylaşın

TÜİK Açıkladı: Tüketici Güven Endeksi 80,1’e Geriledi

Tüketici Güven Endeksi, temmuz ayında bir önceki aya göre yüzde 5,9 oranında geriledi. Böylece 2023 haziran ayında 85,1 olan Tüketici Güven Endeksi, temmuz ayında 80,1 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Tüketici Güven Endeksi, haziran ayında 85,1 olarak kayıtlara geçmişti.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2023 Temmuz ayına ilişkin Tüketici Güven Endeksini açıkladı.

Buna göre, Türkiye İstatistik Kurumu ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) işbirliği ile yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi, haziran ayında 85,1 iken temmuz ayında yüzde 5,9 oranında azalarak 80,1 oldu.

Tüketici Güven Endeksi’nin alt endekslerine bakıldığında ise mevcut dönemde hanenin maddi durumu haziran ayında bir önceki aya göre yüzde 6,6 geriledi. Gelecek 12 aylık döneme ilişkin hanenin maddi durum beklentisi de yüzde 7,7 oranında geriledi.

Gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durum beklentisi ise yüzde 7,8 düştü. TÜİK verilerine göre, gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi ise yüzde 1,5 oranında artış gösterdi.

Tüketici güven endeksi nedir ve neden önemlidir?

Tüketici güven endeksi, aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülmektedir.

Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Tüketici eğilimine ilişkin endekslerden, tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimali endeksinin artması iyimser durumu, azalması ise kötümser durumu göstermektedir.

Benzer şekilde tüketici fiyatlarının değişimine ilişkin düşünce ve beklenti endekslerinin artması tüketici fiyatlarında düşüş düşüncesini/beklentisini, azalması ise tüketici fiyatlarında artış düşüncesini/ beklentisini göstermektedir.

İşsiz sayısı beklentisi endeksinin artması işsiz sayısında azalma beklendiğini, endeksin azalması ise işsiz sayısında artış beklendiğini ifade etmektedir.

Paylaşın

Konut Fiyatlarındaki Artış Hız Kesti

TSKB Gayrimenkul Değerleme AŞ Genel Müdürü Makbule Yönel Maya, “Yılbaşından beri ilk defa yüzde 3’ler seviyesinde aylık artıştan bahsediyoruz. Dolayısıyla Mayıs ayı verileri çok net olarak gösteriyor ki konut fiyat endeksinde artış hızında yavaşlama var” dedi ve ekledi:

“Konut fiyatlarındaysa reel olarak düşmeyi henüz görmüyoruz. Ne düşüyor? Konut alımındaki motivasyon ve konut satış adetleri tarafında önceki aylara göre düşüyor. Özellikle yatırım amaçlı alımlar tarafında bir miktar yavaşlama var. Ayrıca satın alma maliyeti de tabii her geçen gün artıyor. Ortalama hane halkı geliri artmazken fiyatlar artıyor. Dolayısıyla bu da erişim sorununu ortaya çıkarıyor.”

Uzmanlara göre konut fiyatlarının yükselmesindeki temel sorun, yeni konut üretiminin yetersizliği. Ancak bu sorun Türkiye’de iktidarın inşaat sektörünü ekonomik büyümenin lokomotifi haline getirdiği dönemdeki arz-talep dengesizliğine dayanıyor.

Konut fiyatlarının artış hızında yılbaşından bu yana görülen yavaşlama ivmesi devam ediyor. Aylık bazda konut fiyatlarındaki artış, Mayıs ayında son iki yılın en düşük seviyesine ulaştı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) yayımladığı konut fiyat endeksine göre, Mayıs’ta konut fiyatları bir önceki yılın aynı ayına kıyasla yüzde 103,6 oranında arttı.

Bir önceki aya göre artışsa yüzde 3,6 ile sınırlı kaldı. Uzun bir dönem yükselen konut fiyatlarının durulmaya devam edeceği görüşünde olan sektör uzmanları bu durumu faizlerdeki artış ve talepteki daralmaya bağlıyor.

VOA Türkçe’den Soner Kızılkaya ve Oğulcan Bakiler’in sorularını yanıtlayan Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) Gayrimenkul Değerleme AŞ Genel Müdürü Makbule Yönel Maya, fiyat artışının hız kestiğini ancak düşmeye başlamadığını söyledi.

Maya, “Yılbaşından beri ilk defa yüzde 3’ler seviyesinde aylık artıştan bahsediyoruz. Dolayısıyla Mayıs ayı verileri çok net olarak gösteriyor ki konut fiyat endeksinde artış hızında yavaşlama var. Konut fiyatlarındaysa reel olarak düşmeyi henüz görmüyoruz. Ne düşüyor? Konut alımındaki motivasyon ve konut satış adetleri tarafında önceki aylara göre düşüyor. Özellikle yatırım amaçlı alımlar tarafında bir miktar yavaşlama var. Ayrıca satın alma maliyeti de tabii her geçen gün artıyor. Ortalama hane halkı geliri artmazken fiyatlar artıyor. Dolayısıyla bu da erişim sorununu ortaya çıkarıyor” dedi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından en son açıklanan Haziran ayına ait konut satışı rakamlarında, özellikle krediyle yapılan satışlardaki düşüş çok keskin. Türkiye genelinde konut satışları, Haziran’da bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 44,4 azalarak 83 bin 636’e geriledi. İpotekli konut satışlarıysa yüzde 66,8 azalış göstererek 13 bin 463 oldu. Son dönemde yükseliş trendinde olan yabancılara yapılan konut satışları da Haziran’da bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 69,6 azalarak 2 bin 625’e düştü.

“Hala güçlü bir talep var ama 2021-2022 yılındaki taleple karşılaştırdığımız zaman bir gevşeme olduğu görülüyor”

Satılık ve kiralık konut piyasasıyla ilgili çalışmalar yapan Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (BETAM) direktörü Prof. Dr. Seyfettin Gürsel de son aylarda konut fiyatlarının yüksek enflasyona rağmen durulduğunu söyleyerek, “Bundan önceki iki yılla karşılaştırıldığımız zaman yavaşlamış durumda. Üretici fiyatları ve inşaat maliyetleri hala yüksek ama burada hem maliyetlerin artışındaki yavaşlama etki yapıyor hem de talepte bir doygunluk belirtisi var. Hala güçlü bir talep var ama 2021-2022 yılındaki taleple karşılaştırdığımız zaman bir gevşeme olduğu görülüyor” diye konuştu.

“Konut fiyatları deprem sonrası yaşanan göçün etkisiyle en çok Ankara’da arttı”

Konut fiyat endeksine göre üç büyükşehir arasında konut fiyatlarının en çok arttığı il, Ankara. İstanbul, Ankara ve İzmir’de konut fiyatları sırasıyla aylık bazda yüzde 2,8, yüzde 5,6 ve yüzde 3,2 oranında arttı. Endeks değerleri geçen yılın aynı ayına göre ise İstanbul’da yüzde 95,2, Ankara’da yüzde 113,2 ve İzmir’de yüzde 106,2 yükseldi.

Prof. Dr. Gürsel, Ankara’da 6 Şubat’ta yaşanan deprem felaketinin etkisiyle konut fiyatlarında Türkiye ortalamasının üzerinde hızlı bir artış yaşandığını kaydetti.

Gürsel, “6 Şubat’ta çok büyük bir deprem yaşandı Türkiye’de. Ciddi miktarda o illerden dışarıya diğer illere göçe neden oldu. Bu yerlerden bir tanesinin de Ankara olduğunu biliyoruz. Ankara’daki fiyatlar gerek Türkiye gerek İstanbul fiyatlarındaki artışlarından ayrıştı ve muazzam bir hızla Şubat’tan itibaren artışa geçti. Ancak son 1-2 aydır Ankara’da da hem satılan konutların azaldığını görüyoruz hem fiyatlarda da bir durulma var” dedi.

“İstanbul ilk kez Türkiye ortalamasının altına düştü”

Mayıs’ta konut metrekare birim fiyatı ise Türkiye genelinde 23 bin 573 TL oldu. İstanbul’da bu fiyat 36 bin 4 TL, Ankara’da 17 bin 647 TL, İzmir’de 27 bin 89 liraya ulaştı. Böylece İstanbul’da 100 metrekare bir evin ortalama fiyatı 3 milyon 600 bini aştı.

Maya, İstanbul’da ilk defa Mayıs ayında fiyat artışındaki yavaşlamanın Türkiye ortalaması altına düştüğünü belirterek, “Bu bence önemli bir veri. Bunu çok uzun zamandır konuşuyorduk, ‘İstanbul’da konut fiyatları çok artıyor’ deniyordu. Bu artış da bir miktar yavaşlayarak Türkiye ortalamasının altında kalmış” diye konuştu.

Fiyatların düşmesine inşaat maliyetleri engeli

Fiyat artışının daha da hız kesmesini bekleyen Maya, fiyatların düşmesine ise inşaat maliyetlerinin engel oluşturduğu görüşünde.

Maya, “Fiyat artışları tarafında bundan sonraki altı ayda asgari ücret artışı, döviz kurundaki artış ve KDV oranındaki değişikliklerin mutlaka inşaat sektörü tarafına bir yansıması olacaktır. Bu da ister istemez konut fiyatlarını etkileyecektir. Bu nedenle ikinci altı ayda da konut fiyatlarında reel bir düşme göreceğimizi ben hiç düşünmüyorum. Maliyet artışı bence konut fiyatlarının düşmesinin önündeki en büyük sınırlayıcı etken olacaktır” dedi.

“Yeni konut üretimi durunca fiyatlar patladı”

Uzmanlara göre konut fiyatlarının yükselmesindeki temel sorun, yeni konut üretiminin yetersizliği. Ancak bu sorun Türkiye’de iktidarın inşaat sektörünü ekonomik büyümenin lokomotifi haline getirdiği dönemdeki arz-talep dengesizliğine dayanıyor.

BETAM direktörü Gürsel, “2017 yılına geldiğinde muazzam bir stok birikimi vardı. Çünkü 2010’lu yıllarda o kadar çok stok üretilmişti ki sonunda bu patladı. Bu stok birikimi, yani satılmayan konut yüzünden inşaat sektöründe müthiş bir çöküş yaşandı. Fiyatlar düştü. Fiyatların düşmesiyle birlikte satılan bu konutların yerineyse yeni konutlar yapılmadı. Uzun lafı kısası gecikmeli olarak arzda müthiş bir düşüş gördük. Talepse hep mevcut, sonuçta bu ülkede hala nüfus artıyor, hane sayısı da buna bağlı olarak artıyor. Arz düşerse ne beklersiniz? Tabii ki fiyatların artmasını beklersiniz” diye konuştu.

TSKB Gayrimenkul Değerleme AŞ’den Maya da yalnızca 2017 yılında konut inşaatı için alınan ruhsat sayısının bir milyon rakamının üzerine çıktığını hatırlatarak, “Geçen yıl itibariyle 600 bin bağımsız bölüm için ruhsat almışız. Türkiye’deki talebin yeni güncel demografik özelliklere göre baktığınızda, 800 bin adetleri hesaplıyoruz” dedi.

Yabancıların Türkiye’de konut sektörüne ilgisinin de arz-talep dengesindeki sıkıntıyı katmerlendirdiğini belirten Gürsel ise “Yabancılar alıyordu ama Türk lirasının değer kaybı bu yabancıların iştahını daha da kabarttı. Bir de bunun üstüne Rusya-Ukrayna savaşı çıktı. Bunun sonucunda da ciddi bir talep artışı oldu. Özellikle bazı illerde, örneğin Antalya’da dehşet vericidir. Antalya’da 2021 yılından 2022’ye reel olarak üç kat arttı” dedi.

Paylaşın