TÜSİAD’dan Ekonomiye İlişkin Dikkat Çeken Mesajlar

TÜSİAD, Yüksek İstişare Konseyi toplantısı Ankara’da gerçekleştirdi. Toplantıda konuşan TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, ekonomiye ilişkin dikkat çeken mesajlar verdi.

Haber Merkezi / “Yüksek enflasyon geçmiş dönemde büyümenin yapısını bozdu. Aşırı tüketime dayanan büyüme modeli sürdürülebilir değil” diyen Tuncay Özilhan, “Dengelenme sürecinin başladığı dikkat çekiyor. Yeni ekonomi yönetimiyle piyasaların politikaya güveni yükseldi” ifadelerini kullandı.

Özilhan, “Enflasyonla mücadelede mutlaka başarılı olmak zorundayız. Önümüzdeki yıl fiyat istikrarında önemli bir aşamaya geleceğimizi düşünüyoruz” dedi.

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan’ın konuşması şöyle: “Zor bir yılı daha geride bırakıyoruz. Bu seneye hepimizi derin bir acıya gark eden depremlerle başlamıştık. Seneyi bitirirken bu kez de İsrail’in Filistin halkına dönük insanlık dışı saldırıları hepimizin içini yaktı. Oysa bu sene cumhuriyetimizin yüzüncü yılı. Yaşadığımız üzüntüler coşku ve neşeyle kutlamayı umduğumuz yüzüncü yılda hepimizi ister istemez buruklaştırdı.

Biliyorsunuz TÜSİAD cumhuriyetimizin yüzüncü yılı vesilesiyle bu sene özel bir proje gerçekleştirdi. Az sonra takip edeceğimiz panelde yıl boyunca düzenlenen “Cumhuriyetin İkinci Yüzyılına Girerken” ana temalı çalıştay dizisinin çıktıları aktarılacak.

Ben bugünkü konuşmamda cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına girerken Atatürk’ün koymuş olduğu çağdaş uygarlık hedefine ulaşmak için yapmamız gerekenlere odaklanmak istiyorum. İkinci yüzyılımıza girerken, ilk yüz yılının kazanımlarını değerlendirmeye, eksikliklerimizi tespit etmeye, toplumumuzda kabul gören ve görmeyen ekonomik, sosyal ve siyasi yapıların bilançosunu çıkartmaya ihtiyacımız var. İkinci yüzyılımızın politikalarına bu değerlendirmeler ışık tutmalı.

Eksik bırakılan, tam gerçekleştirilemeyen, başka türlü olsa daha iyi olacak uygulamaları da açık yüreklilikle ortaya koymalıyız. Çünkü cumhuriyetimiz rüştünü ispatladı. Son yüz yıla baktığımızda, özellikle yakın coğrafyamızda, devletler yıkılırken, biçim değiştirirken, yerine yenileri kurulurken bizim cumhuriyetimiz dimdik ayakta durdu. Bu da cumhuriyetimizin kuruluşunun ne kadar sağlam temeller üzerine oturduğunu gösteriyor. Gurur duymalıyız. Şimdi vazifemiz, korkmadan, sağlam zeminler üzerine kurulmuş olan bu yapıyı tahkim etmek…

Artık ekonomimizin temel önceliği ne pahasına olursa olsun yüksek büyüme sağlamak olmamalı. Hedefimiz insanlarımızın mutluluğu, özgürlüğü, refah içinde, özgüveni yüksek biçimde yaşaması olmalı. Bu ise kısa vadeli ekonomik kazanımlara değil uzun vadeli olarak bilimde, teknolojide, kültürde, sanatta ve sporda ilerlemeye, sürdürülebilirliğe, kapsayıcılığa, iyi yaşam koşulları sağlayacak istihdam olanaklarını geliştirmeye bağlı. Bu yolda nasıl ilerleyeceğimizi konuşurken günümüzün gelişmiş ve demokratik toplumlarının tecrübelerinden yararlanmakta fayda var.

Güçlü bir piyasa ekonomisinin temel özelliği güçlü bir kurumsal yapı ve sağlam bir hukuk sistemidir. Modern bir hukuk devletinde herkesin can ve mal güvenliği garanti altındadır. Sözleşmeler hukuk sistemi içinde uygulanır. Yargılama adildir; herkes adalet önünde eşittir. Yasalar açık ve nettir; herkese eşit uygulanır. Mahkeme kararlarında çelişki olmaz ve herkes için bağlayıcıdır. Uluslararası normlara ve sözleşmelere riayet edilir. Mevzuat değişikliğinde en iyi uygulamalara bakılır; ilgili tarafların görüşü alınır; etki analizi yapılır.

Güçlü piyasa ekonomilerinde yönetim sisteminde ve kararlarda öngörülebilirlik esastır. Şeffaflık ve hesapverebilirlik güvence altındadır. Güçler ayrılığı ve denge ve denetleme mekanizmaları etkin çalışır. Çoğunlukçuluğa değil çoğulculuğa önem verilir. Düzenleyici kurumlar özerktir. Atamalarda sadece liyakat etkili olur. Böyle bir ortamda girişimler ekonomik kararlarını alırken geleceğe güven içinde bakarlar.

Güçlü piyasa ekonomilerinde ekonomik kararlarda kliantalizme yer olmaz, sadece ekonomik değişkenlere göre karar alınır. Bu koşulların sağlanamadığı durumda ülkenin risk primi yükselir; yatırımların maliyeti artar; yolsuzluklar ve haksız uygulamalar yaygınlaşır. Modern bir hukuk devletinin tüm kurum ve kurallarıyla etkin işlemediği bir ülkeye yabancı yatırımcılar ilgi duymaz. Yabancı yatırımlar doğrudan sermaye yatırımları yerine sıcak para biçimini alır.

Gelişmenin koşullarından birisi de makroekonomik istikrarın korunmasına verilen önemdir. Makroekonomik istikrarı sağlamak için genel kabul gören para ve maliye politikaları izlenir. Makroekonomik istikrar ve hukukun üstünlüğü, uzun vadede öngörülebilirlik sağlayarak yatırım kararlarının alınmasını kolaylaştırır. Bu da bilime ve eğitime verilen önemle birleştiğinde teknolojik ilerlemenin önünü açar. Teknolojik ilerleme, verimlilik ve toplumsal refah artışının esas kaynağıdır. Teknolojik ilerlemeye dayanmayan büyüme süreçleri cılızdır, dengesizdir ve devamlı değildir.

Verilere baktığımızda, en iyi eğitim kurumlarının, en yaratıcı beyinlerin, en iyi araştırma laboratuvarlarının, milli gelirden Ar-Ge’ye ayrılan en yüksek payın genellikle güçlü piyasa ekonomilerinde olduğunu görürüz. Biliyoruz ki yeni fikirler ve çağı etkileyen buluşlar, baskıcı toplumlardan çıkmaz. Yaratıcılığın önünü açan ve besleyen güçlü hukuk devleti, demokratik teamüllerin yerleşikliği, en aykırı fikirlerin bile ifade edilmesine gösterilen hoşgörü, basın özgürlüğü, kültür ve sanata verilen önemdir.

Ayrıca güçlü piyasa ekonomilerinde gelir dağılımı adaletsizliklerini hafifletmek ve kapsayıcılığı artırmak üzere sosyal güvenlik ağlarının ve sosyal refah programlarının güçlü olduğu da dikkati çeker. Geniş istihdam olanakları, daha dengeli gelir dağılımı, dezavantajlı kesimlerinin desteklenmesi, kapsayıcılığın gözetilmesi ülkedeki mutluluk ve refah düzeyini artırır, toplumsal barışı destekler. Hepimizin aslında gayet iyi bildiği bu çerçeve, Cumhuriyetimizin ilk yüzyılında sağladığımız başarıyı nasıl ileri taşıyacağımızı hatırlamamıza vesile oluyor.

Bundan 100 yıl önce cumhuriyetimiz tam bağımsızlık, laiklik, demokrasi, bilimsel ve ekonomik ilerleme, yurtta ve dünyada barış hedefleri şiar edilerek kurulmuştu. Tam bağımsızlığın siyasi bağımsızlık kadar iktisadi bağımsızlığı da gerektirdiği daha kurtuluş ve kuruluş mücadelesi verilirken idrak edilmişti.

Savaşlarda harap olmuş, yokluk ve yoksunluktan bitap düşmüş, her tarafı şehit kanlarıyla sulanmış, memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş, iktisadi olarak bir çöl olan yurdumuzda kısa zamanda modern bir piyasa ekonomisi vücut buldu. Bu kadar olumsuz koşullarda, siyasi ve iktisadi konularda karar alma bağımsızlığımızı koruyarak bir kalkınma modeli uyguladık. Bu kadar kısa süre içinde elde etmiş olduğumuz başarı ile ne kadar övünsek azdır. Ancak bugün bu başarının üstüne çıkmak, bir süredir hapsolduğumuz orta gelir tuzağından kurtulmak ve artık yüksek gelirli ülkeler arasında yer almak zorundayız.

Bugün, bu hedeflere ulaşmak konusunda altı ay önceye oranla daha umutlu bir noktadayız. Yeni ekonomi yönetimiyle birlikte, piyasaların ekonomi politikalarına güveninin yükseldiği bir döneme girdik. Ekonomi politikalarında son 10 yılda öngörülebilirliğin azaldığı ve oynaklığın yüksek olduğu bir dönemin ardından Mayıs ayından bu yana, geleneksel politikalara dönüldü. Teoride ve uygulamada

performansını iyi değerlendirebildiğimiz bu politikalar yatırımcılar için yatırım ufkunun uzamasını sağlıyor. Seçimlerin öncesinde 900 baz puana dayanmış olan Ülke Risk Priminin 350 baz puana kadar gerilemesi uzun vadeli yatırımların finansman imkanlarını genişletiyor.

Ekonomimizdeki bu gelişmeler geçen hafta açıklanmış olan büyüme verileri ışığında daha da dikkat çekiyor. Yüksek enflasyon geçmiş dönemde büyümenin yapısını bozmuştu. Ekonomimiz, ihracat ve yatırıma değil yüksek tüketime dayalı bir patikaya oturmuştu. Şimdi bir dengelenme sürecinin başladığı dikkati çekiyor. Aşırı tüketime dayanan bir büyüme modelinin sürdürülebilir olmadığını hepimiz biliyoruz.

Bu nedenle geçmiş dönemin ekonomik sorunlarının arkasındaki neden olan enflasyonla mücadelede mutlaka başarılı olmamız gerekiyor. Merkez Bankamızın para politikasında sıkılaşma yönünde doğru adımlar atmaya başlaması enflasyon sorununun çözüleceğine duyduğumuz umudu pekiştiriyor. Kademeli şekilde ilerleyen bu süreçle birlikte önümüzdeki yıl fiyat istikrarının sağlanmasında önemli bir aşamaya geleceğimizi umuyoruz.

Ancak uzun vadeli ekonomik performansın artırılmasında para politikasının etkisi hiç şüphesiz sınırlı. Ekonomi yönetiminin başarısı için belki de en belirleyici konu hukuk sistemine duyulan güven. Bu yüzden, hukuk sistemine duyulan güveni sarsacak girişimlerden uzak durulmasını, ekonomik performansımız açısından çok önemli buluyoruz.

Umuyorum ki gelecek seneden itibaren makroekonomik istikrarın sağlanması konusunda bir mesafe kat ederiz ve esas gündemimizi yapısal reformlara, sanayi politikalarına, sektörel politikalara, çevre ve iklim politikalarına, istihdam ve eğitim politikalarına ve sosyal yardım politikalarına ayırabiliriz.

TÜSİAD olarak içinden geçmekte olduğumuz dönemin çoklu krizler çağı olduğunu hep vurguluyoruz. Bir süredir ivmesi hızlanan teknolojik dönüşüm, artık hepimizin gündelik yaşamlarımızda bile sonuçlarını fark ettiğimiz küresel ısınma ve ekolojik kriz, iki kutuplu küresel sistemin çökmesinden sonra şiddetlenerek devam eden güç mücadeleleri, artan eşitsizliklerin yol açtığı toplumsal gerilimler, merkez siyasetçilerin bu sorunlar karşısında işe yarayan çözümler üretememesi ve birçok ülkede aşırı radikal siyasetçilerin popüleritesinde gözlemlenen artış, göçler, mülteci akınları ve tırmanan kültürler arası çatışma… bu sorunlar yumağı yoğun bir istikrarsızlık ve belirsizlik yaratıyor.

Tüm dünyada, tüm ülkeleri sarsan böylesi bir krizler çağında ülkemizi hep özlemini duyduğumuz muasır medeniyetler seviyesine nasıl taşıyacağız sorusuna cevap verirken iki konunun çok kritik olduğunu düşünüyorum:

1. Bunlardan ilki bu kadar çok ve girift sorunun içinden sadece el birliği ile çıkabileceğimiz gerçeği. Yalnızca, bilgi ve tecrübelerimizi bir araya getirerek ve birbirimize inanarak ve güvenerek daha güzel bir geleceğin kapısını açabiliriz. Birbirimizi dinleyerek ve anlayarak, diyalog kanallarını açık tutarak, kendi önceliklerimizi başkalarına empoze etmeyerek, eleştirilerimizde yapıcı davranarak, karşılıklı fedakârlık yaparak bu çalkantılı denizde gemimizi sakin sulara ulaştırabiliriz. Unutmayalım ki mutluluğu kavgada değil, barışta; çatışmada değil huzurda buluruz.

2. İkinci konu ise bilim ve eğitime artık daha fazla oyalanmadan hak ettiği önemi vermemiz gerektiği.

Cumhuriyetin belki de en büyük başarısı eğitimde fırsat eşitliği sağlamış olmasıydı. Eminim ki bu salonu dolduranlarımız dahil olmak üzere bugün iş dünyasında, bürokraside ve siyasette birçok kişi, Cumhuriyetin, ya kendilerine ya da ebeveynlerine sağlamış olduğu fırsat eşitliği sayesinde bugünkü koltuklarını dolduruyorlar. Tabi eğitimde fırsat eşitliği derken herkesin okula gitmesini değil herkesin kaliteli eğitime erişimde engellerle karşılaşmamasını kastediyorum.

Bugün özel sektörde ve kamuda karar verici konumda olanların ezici çoğunluğu eğitim hayatının en az bir aşamasında kamu kurumlarında okumuştur. Ama bugünün çocukları daha önceki kuşaklar kadar şanslı değil. Kaliteli eğitim için aileler bütçelerinden giderek daha fazla pay ayırmaya başladı. Eğitim harcamalarında özel kaynakların payı açısından Türkiye, tüm OECD ülkeleri arasında e yüksek orana sahip. Bu veri, eğitimde fırsat eşitliği konusundaki dezavantajımıza işaret ediyor. Nitelikli eğitim olanağı olmayan nice parlak çocuk maalesef heba oluyor, vasat bir işe ve vasat bir gelire mahkûm kalıyor. Birçok araştırma, önümüzdeki dönemde mevcut işlerin neredeyse yarısının otomasyona tabi olacağını söylüyor.

Özellikle belli bir rutinde tekrara dayanan görevlerin giderek insanlar yerine makineler veya yapay zekâ tarafından yapılacağı bir süreçteyiz. Başta yapay zekâ uygulamaları olmak üzere teknolojinin gelişim hızı hepimizi şaşırtıyor. Bu koşullar altında çalışanların geçmişten çok farklı becerilere sahip olması gerektiği aşikâr. Aşikâr olan bir başka nokta da bunun ancak eğitim sisteminde merakı, araştırmacılığı, analitik ve yaratıcı düşünceyi ön plana alan köklü bir reformla gerçekleştirilebilir olması. Son 20 yılda eğitimle ilgili 17 kez değişiklik yapılmış. Gündemde yeni bir değişiklik daha var. Hazırlıkları devam etmekte olan müfredat değişikliği çalışmalarında 21. Yüzyılın gerektirdiği yetkinlikler konusunda bir ilerleme görmeyi tüm iş dünyası olarak heyecanla bekliyoruz…

Gençlerimizi yeni teknolojilerin gerektirdiği becerilerle donatırken mevcut çalışanlarımızın da becerilerini geliştirecek eğitim programlarına önem vermeliyiz.

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte ortaya çıkan yeni becerilere sahip eleman ihtiyacı, zaten halihazırda sıkıntı yaşanan nitelikli eleman sorununu daha da ağırlaştıracak. Uzunca bir süredir bin-bir emekle okutup yetiştirdiğimiz nitelikli insan gücümüzü daha cazip ekonomik fırsatlar, sosyal haklar ve yüksek yaşam standartları sunan gelişmiş ülkelere kaybetmeye başlamıştık. Nitelikli insan gücünde görülen sıkıntı son zamanlarda insan kaynaklarının tümüne yayıldı. Geniş işsizlik oranı diyebileceğimiz atıl işgücü oranı %22’ler bandında dolaşıyor. Ortalama ücret ile asgari ücret arasındaki makas giderek kapanıyor.

Üniversite eğitiminde nitelik düşüşü ile birlikte üniversite ile lise mezunları arasındaki ücret makası daralıyor. Yani üniversite eğitiminin getirisi düşüyor. Bir tarafta çalışkan ve başarılı gençlerimizin emeği var, diğer tarafta, yasa dışı yollara sapanların gözler önüne serilen yaşantıları… Hep tekrar ettiğim gibi üretmeden olmuyor. Her işin başı üretim ve adil rekabet. Ekonomi kayıtlı ve kural bazlı olmalı. Rekabet ortamı düzgün çalışmalı. Yolsuzluk ve kara parayla etkin biçimde mücadele edilmeli.

Şurası bir gerçek ki Türkiye ne yer altı zenginliklerine ne de büyük sermaye birikimine sahip bir ülke. Aslında zaten günümüzde refahın aslı kaynağının bunlar değil nitelikli insan, bilim-teknoloji ve sağlıklı işleyen kurumlar ve kurallar olduğunu hep söylüyoruz. Ekonomik büyüme için tek dayanağımız çalışanıyla, girişimcisiyle, bilim insanıyla, teknolojik yeniliklere imza atan araştırmacısıyla, erkeğiyle, kadınıyla insanımız. İnsanımızın niteliklerinin çağın gereksinimlerinin gerisine düşmesi ve beyin göçü, orta gelir tuzağını aşmamızın önünde büyük bir engel teşkil ediyor.

Konuşmamı bitirirken başlangıçtaki soruma geri dönmek istiyorum. İkinci yüzyılımıza girerken ülkemizi çağdaş uygarlıklar seviyesine yükseltecek ve insanımızı mutlu ettirecek bir programa ihtiyacımız var. Yirmibirinci yüzyılda çağdaş uygarlığa giden yol hukuk devletinden, demokratik standartların yerleşik hale gelmesinden, laiklik anlayışının içselleştirilmesinden, bilimin yol göstericiliğinden, eğitimde fırsat eşitliğinden, kadınların her alanda eşit katılımından ve sürdürülebilirlikten geçiyor.

Bunu gerçekleştirmek için geleceği geçmişin kazanımlarının üzerine inşa edeceğiz. Birinci yüzyılın eksikliklerini tamamlayacağız. Çözülememiş sorunlarımızın üstüne gideceğiz. İyileştirilmesi ve düzeltilmesi gereken boyutları toplumsal uzlaşmayla düzelteceğiz. Karşı karşıya olduğumuz çetrefil sorunları, cumhuriyet değerlerinin sağlam zeminine basarak, egemenliğin kayıtsız şartsız sahibinin millet olduğu bilinciyle, hep beraber seferber olarak aşacağız.

Birbirimizi dinleyecek, anlayacak, yapıcı davranacak, en önemlisi de birbirimize güveneceğiz. İkinci yüzyılımızı ayrışarak değil anlaşarak, kavgayla değil barışla inşa etme temennisiyle sözlerime son verirken dikkatiniz için teşekkür ediyor hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

“Bu süreçler Türkiye için hem fırsatlar, hem de riskler barındırıyor”

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan ise konuşmasında şunları söyledi: “Cumhuriyetimizin 100. Yılında, bu son Yüksek İstişare Konseyi toplantımızda hepinizi TÜSİAD Yönetim Kurulu adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, ulusumuzun eşsiz fedakarlıkları ile kurulan Cumhuriyetimizin 100’üncü yaşını heyecanla, coşkuyla, gururla kutladık.

Atatürk’ün 100 yıl önce Cumhuriyet ile ortaya koyduğu Devrimci Vizyon kısa sürede devasa adımlara dönüştü. Bu vizyona ve ruha sahip çıkmak toplumsal sorumluluğumuz, Cumhuriyet’in fedakar kurucularına manevi borcumuzdur.

Nitekim, bundan tam bir yıl önce, yine Ankara’da Konsey toplantımızda yaptığım konuşmada ikinci yüz yılımızda aklımızdan ve gönlümüzden geçen Türkiye’yi anlatmıştım. Daha gelişmiş, daha zengin, refahın adil dağıldığı, fırsat eşitliğini ve insani kalkınmasını sağlamış, hukukun üstün olduğu, insan haklarına eksiksiz biçimde riayet eden, kadınlara ve toplumun eşitsiz kesimlerine pozitif ayrımcılık yapan, demokrasiyi içine sindirerek yaşam tarzı haline getirmiş, siyasi karar alma mekanizmalarına ve yönetime geniş kitlelerin doğrudan katılımını teşvik eden, üretim ve tüketim standartlarıyla doğaya zarar vermeyen, çevreyle uyumlu, bilimsel bilgi üretiminde evrensel standartları yakalamış, Avrupa Birliği’ne tam üye olmuş güçlü ve saygın bir Türkiye hayalimizi vurgulamıştım.

Bu Türkiye’ye ulaşmak yolunda yüzüncü yılımızda yeni bir proje başlattığımızı belirtmiştim. Bugün sizlerle bu projenin temel çıktılarını paylaşacak olmanın heyecanını yaşıyorum.

Size yukarıda çizmiş olduğum Türkiye hayali 2021’de TÜSİAD’ın 50. yılı çerçevesinde hazırlanan “Yeni Bir Anlayışla Geleceği İnşa” çalışmasına dayanıyor. Bu çalışmada, inşa etmek istediğimiz Türkiye’yi gelişmiş, saygın, adil ve çevreci bir ülke olarak tanımlamıştık. Bu dört sütunun temelini ise insanın, bilimin ve kurumların oluşturduğunu belirtmiştik. Temel bir zihniyet değişimi üzerinden Türkiye’nin geleceğini hep birlikte inşa etme çağrısı yapmıştık.

50. yılımız için yapmış olduğumuz bu çalışmayı cumhuriyetimizin 100. Yılında bir adım öteye taşıdık. İkinci yüzyılımıza girerken, “Şimdi, söyleşme zamanı” dedik, çalıştay dizisi projemizi başlattık. Çalıştay dizimizde farklı görüşlerden, kesimlerden temsilcilerin katılımıyla, dünü bugüne, bugünü de ortak geleceğimize bağlayacak soruların cevabını aradık.

Bunun için 8 çalıştay ve bir yuvarlak masa toplantısı düzenledik. Bu 9 toplantı 5 farklı şehirde proje eş koordinatörlerimiz ve çalıştay moderatörlerimizin yönetiminde gerçekleştirildi. Bu toplantılara farklı siyasal düşüncelerden, tecrübelerden, mesleklerden, uzmanlıklardan bir dizi fikir ve eylem insanını davet ettik. Aralarında sivil toplum üyeleri, akademisyenler, uzmanlar, iş insanları, sendika temsilcileri, çiftçiler, hukukçular, aktivistler, gazeteciler, sanatçılar ve geçmişte görev yapmış siyaset, kamu ve diplomasi temsilcilerinin bulunduğu toplam 224 katılımcı görüşlerini paylaştı.

Burada amacımız Türkiye’deki tüm pozisyonların aritmetik temsilini çalıştaylara taşımak değildi. Niyetimiz ülkemizin meseleleri üzerine düşünen, yazan, konuşan düşünce ve eylem insanlarıyla söyleşmekti. Bu süreçte emeği geçen, başta proje koordinatörlerine, moderatörlere ve çalıştay katılımcılarına, çok teşekkür ediyoruz. Ben de bu toplantıların tamamına izleyici ve ev sahibi konumuyla katıldım, bazılarına Yönetim Kurulu üyelerimizden de katılım oldu. Farklı uzmanlık ve bakış açılarını bir araya getiren bu çalıştaylar çok derinlikli ve verimliydi.

Asıl amacı söyleşmek olan bu projede ülkemizin önündeki temel ikilemler dört temel soru altında ele alındı. İkinci yüzyılımıza girerken, Cumhuriyeti ve demokrasiyi birlikte nasıl güçlendireceğiz?, Küresel dönüşümlerde ulusal stratejimizi nasıl konumlandıracağız?, Refahı artırırken adil bölüşümü nasıl yapacağız?, Kalkınmayı sağlarken çevreyi nasıl koruyacağız?

Türkiye’nin yeni dönemde bu ikilemleri birbiriyle nasıl uyumlaştıracağı üzerine farklı kesimlerin beraber düşünmesi için bir zemin oluşturduk. Farklı çalıştaylarda ele alsak da aslında konuların birbirinden çok da ayrılamadığını gördük. Ekolojik krizin demokrasi krizinden, ekonomik krizin toplumsal krizden bağımsız düşünülemeyeceği berrak şekilde ortaya çıktı.

Sorunların çözümünün kural bazlı ve veriye dayalı yönetim sisteminden, katılımcılıktan, karar süreçlerine yerinden katılımın öneminden, kurumlar arasında iş birliği ve koordinasyonun güçlendirilmesinden geçtiğini gördük. Farklı boyutlarıyla da olsa, her bir toplantıda eşitlik, adalet, demokrasi ve kadın kavramlarının öne çıktığını, ele alınan tüm meselelerle ilişkilendirildiğini duyduk.

Zaten bildiğimiz bir noktayı bir kez daha hatırlayarak gururlandık. Her alanda, her düşünce yapısından, çok tecrübeli ve kıymetli, en önemlisi bilgisini iyi bir ortak gelecek için seferber etmeye hazır insanımız var. İkinci yüzyılımız için ihtiyaç duyacağımız politikaları en iyi şekilde tasarlayabiliriz. Bu konuda içimiz rahat olabilir.

Müsaadenizle dört konu başlığı altında konuşulanlardan en dikkat çekici bulduklarımızı sizlerle paylaşayım. Değerlendirmeye Refah ve Bölüşüm konusu ile başlayacağım. Refah ve Bölüşüm başlığında büyüme hızı, büyüyen pastadan kimin ne kadar pay aldığı, yoksulluğun derinliği ve gelir dağılımının adaletsizliği enine boyuna tartışıldı. Bu tartışmalar kalkınma yaklaşımımızda yeni bir bakış açısına ihtiyacımız olduğunu güçlü şekilde gösterdi.

Büyümenin nimetleri bütün topluma yayılmadığı sürece, salt yüksek büyüme hızları bizi hayalimizdeki Türkiye’ye taşımayacak. Sorun sadece gelir, tüketim ve servet eşitsizliklerinin yüksek olması değil. Birçok eşitsizlik iç içe geçiyor. Hayalimizdeki Türkiye’ye ulaşmak için bütün eşitsizlikleri; yani “Eğitim, toplumsal cinsiyet, dijital imkanlara erişim, özgürlüklerden faydalanma, ekolojik ve çevresel maliyetleri üstlenme, siyasi karar süreçlerine katılım, yargı ve hak arama” gibi çok çeşitli alanlardaki eşitsizliklerin hepsini çözmemiz gerekiyor.

Üstelik mevcut eğilimler eşitsizlik sorununun ileride daha derinleşebileceğinin işaretlerini veriyor. Bu riski azaltmak, bunun için de özellikle dijital ve yeşil dönüşüm konularında şimdiden hazırlık yapmak gerekiyor. Eşitsizliklerle mücadele etme sürecinde sorunları doğru teşhis etmeliyiz. Bunun için veriye ihtiyacımız var. Oysa çeşitli toplum kesimlerini içeren birçok alt alanda yeterli veri olmadığı çokça konuşuldu.

Veriye erişim olmayınca aslında yakıcı olan birçok mesele görünmez oluyor. Benim çok sevdiğim bir söz vardır Bilmediğiniz bir şeyi yönetemezsiniz. Sorunun adı konulamayınca, haliyle çözümü de olmuyor.

Çalıştaylar dizisindeki bir diğer başlık Çevre ve Kalkınma idi. Bu başlığın en önemli çıktısı Türkiye’nin yaklaşımını değiştirmesi, iklim değişikliğiyle mücadele konusundaki gayretlerini artırması gerektiği. Çevre hakkının insan hakları çerçevesinde ele alınması gerektiği de vurgulandı. Doğru çevre ve iklim politikalarının geliştirilmesi ve uygulanması için insan haklarına saygılı bir kamu idaresi ve toplumsal yaşamın önemli olduğunu, ayrıca, yeşil dönüşüm konusunda iş dünyasına yönelik beklentileri duyduk.

Türkiye’de iklim krizi ile mücadelenin gelir kaybına neden olacağı ve kalkınma hedefleriyle çelişeceği kanısı yaygın. Oysa geleceğe baktığımızda yüksek enerji ve karbon yoğunluklu üretim yapısı rekabet gücümüz açısından sorun yaratacak. Yatırım kararları ve sektörel politikalarda karbona kilitlenmeyecek şekilde planlamaya öncelik vermek
gerekiyor.

Araştırmalar Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynaklarına geçmesi, enerji verimliliğini değer zincirinde artırması ve yeşil dönüşüme yönelmesiyle enerji güvenliğinin iyileşmesinin yanısıra, ekonomimiz açısından da büyük fırsatlar olduğunu gösteriyor. Yirmi birinci yüzyıla yeşil dönüşüm damga vuracak. Bu yüzden iklim değişikliğiyle mücadele yeni bir kalkınma modeli için olduğu kadar, Türkiye’nin dış politikadaki konumunun güçlenmesi açısından da önemli.

Cumhuriyet ve Demokrasi çalıştaylarında eşitliğin ve adaletin altını çizen, yeni bir gelecek inşa etme ihtiyacı güçlü biçimde ifade edildi. Türkiye’nin cumhuriyet ve demokrasi tecrübesinin muhasebesi yapıldı. Kazanımların yanı sıra eksiklikler de dile getirildi. Cumhuriyetimizin; egemenliğin ulusa devri, eşit vatandaşlık, eğitim ve fırsat eşitliği, kurumsallaşma, laiklik, kadın hakları gibi çok önemli kazanımları var.

Cumhuriyetin en önemli kazanımlarından laiklik konusunda geniş bir sahiplenme olduğunu da gördük. Çalıştaylarımızda farklı görüşlerden katılımcıların laikliği; cinsiyet eşitliği, eğitim, demokrasi ve eşit vatandaşlık ile ilişkilendirmesi dikkatimizi çekti. Öte yandan, Cumhuriyetin tüm siyasal, ekonomik ve kurumsal gelişmelere rağmen, istikrarlı bir demokrasi niteliği kazanamaması sorgulandı.

Siyasal hayata katılım kanallarının açıklığı, haklar ve özgürlükler, hukukun üstünlüğü, denge ve denetleme mekanizmaları gibi başlıklardaki kazanımların kısıtlılığı konusunda çalıştaylarda genel bir kanı olduğunu gördük. Dil, din, ırk, etnik köken, cinsiyet ayrımı olmadan, her yurttaşın eşitliği konusunda yol almamız gerektiğini duyduk. Birey-devlet, toplum-devlet ilişkileri üzerine yeniden düşünmek gerekiyor.

“Farklılıklarla bir arada yaşama farkındalığı”, yani farklı kimlik ve fikir gruplarının varlığı ile ilgili farkındalığın, geçmişe göre daha iyi düzeyde olduğunu gözlemledik. Ortak geleceğimiz için cumhuriyet ve demokrasiyi daha güçlü şekilde bütünleştirmeye ihtiyacımız olduğunu anladık.

Tespitlerde yakalanan mutabakatın konu çözüme gelince hiç de kolay olmadığını gördük. Hayallerimiz ortak; ama hayallere giden yollar çok çeşitli! Fakat zor konuları bile soğukkanlılıkla, karşılıklı saygı içinde konuşma olgunluğunda olduğumuzu görüp umutlandık.

Küresel Dönüşüm ve Ulusal Strateji çalıştaylarında Türkiye’nin ulusal stratejisini, yeni bir bakış açısıyla ele alması gereği ortaya çıktı. Dünyadaki güçler dengesi değişimini, Batının değişen gücünü, ABD-Çin rekabetini, yeni küresel aktörlerin yükselişini, artan bölgeselleşme eğilimini ve kural bazlı uluslararası sistemin yeniden şekillenmesini dikkatle takip etmeliyiz.

Bu süreçler Türkiye için hem fırsatlar, hem de riskler barındırıyor. Çalıştaylarda Türkiye’nin iç bölünmelerinin dış politikasına yansıdığı ve kimlik temelli değerlendirmelerin dış politikayı etkilediği tartışıldı. Dış politikada Türkiye’nin ekonomik refahını artırma hedefinin gözetilmesi konusunda bir uzlaşı olduğunu gördük.

İklim, enerji, teknoloji ve göç önemli küresel gündemler olarak tartışıldı. Tartışılan konulardan birisi Türkiye’nin içinde yer aldığı ittifak sistemiydi. Türkiye’nin ittifaklara dahil olma biçimleri ve stratejik özerkliği ile ilgili katılımcıların görüşleri farklılaşsa da, temel uzlaşı Türkiye’nin mevcut ittifaklarından vazgeçmemesi noktasındaydı.

Dünyadaki çoklu kriz ortamında Avrupa ile ilişkilerin daha da önem kazandığı çalıştaylarımızda değinilen bir diğer konuydu. Nitekim, biz de geçtiğimiz haftalarda Yönetim Kurulu olarak Brüksel ve Berlin’de bir dizi üst düzey temas gerçekleştirdik.

Başta Avrupa Parlamentosu, AB Komisyonu ve Almanya’daki muadil örgütümüz olmak üzere, yaptığımız tüm temaslarda AB-Türkiye Gümrük Birliği’nin güncellenmesini vurguladık. Türkiye’nin AB entegrasyon sürecinin korunması gereğinin altını çizdik.

Geçen hafta açıklanan AB-Türkiye Siyasi, Ekonomik, Ticari İlişkilerin Durumu raporu uzun bir aradan sonra AB’nin yaklaşım değiştirme kararının önemli bir yansıması oldu. Belli ki, giderek karmaşıklaşan, zorlaşan jeopolitik ortam; AB’nin güvenliğini güçlendirme arayışları çerçevesinde, Türkiye-AB ilişkilerinde olumlu bir etki yaratmış durumda.

Küresel gelişmeler Türkiye ve AB’yi birbirine doğru itiyor. İki taraf için de diğerinin vazgeçilmezliği daha iyi ortaya çıkıyor. Bu raporla birlikte AB-Türkiye ilişkilerinin tüm alanlarda güven ve uzlaşı temelinde gelişmesini bekliyoruz. Umuyorum ki, açılan fırsat penceresini karşılıklı olarak iyi değerlendirebiliriz.

Bu vesileyle, İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü saldırıların karşısında duyduğumuz derin üzüntüyü tekrar ifade etmek isterim. Sivil kayıpları önlemek için başlatılan girişimlerin bir an önce sonuçlanarak, kalıcı ateşkese ulaşılmasını
temenni ediyoruz.

Konuşmamın sonunda çalıştaylarımızda sorduğumuz dört soruya geri dönmek istiyorum. “Cumhuriyeti ve demokrasiyi birlikte nasıl güçlendireceğiz? Küresel dönüşümlerde ulusal stratejimizi nasıl konumlandıracağız? Refahı artırırken, adil bölüşümü nasıl yapacağız? Kalkınmayı sağlarken, çevreyi nasıl koruyacağız?

Konuşmak gereken çok fazla konu, her konunun çok fazla ayrıntısı, her ayrıntının çok fazla tarafı var. Üstelik hepsi birbirini ilgilendiriyor. Yani işimiz çok zor ve çetrefilli. Bakış açımızda radikal değişim şart. Bakış açışımızı değiştirdiğimizde göreceğiz ki, zor sorunlar kolaylaşacak.

Çünkü birinin çözümü, diğerlerini de çözüme yaklaştıracak. Biz biliyoruz ki, sorunları çözmek için ihtiyaç duyduğumuz akla, bilgiye ve tecrübeye sahibiz. Tecrübeliyiz. Yüz yılın birikimine dayanıyoruz. Bilgeyiz. Kimlik farklılıkları bizi ayrıştırmaz. Farklılıklarımız ortak gelecek hayalimizi zenginleştirir. Ferasetimiz var. Kazanımlarımızı olduğu kadar eksikliklerimizi de biliriz.

Coğrafyamız bir ateş çemberine dönmüşken, dünyada çok çeşitli savrulmalar yaşanıyorken, bir yüz yıl önce yazmıştık, yine destan yazabiliriz Biz ülkemizin potansiyelinin çok yüksek olduğuna inanıyoruz. Bu potansiyeli harekete geçirmek için azimliyiz, kararlıyız.

Bu noktada iktidarıyla, muhalefetiyle, tüm siyasi aktörlere bir çağrı yapmak istiyorum. Bütün kazanımlarımızı üst üste koyalım, kilitleri açalım, çözüm için yeni yollar bulalım. Bunun için gereken tartışma ve uzlaşma zeminini sağlama sorumluluğu siyaset kurumuna düşüyor. Gelin, ikinci yüzyılımızda ihtiyaç duyduğumuz sıçrama için demokratik tartışma ve toplumsal diyalog kapılarını açalım! Sözlerime burada son veriyor, dikkatiniz için hepinize teşekkür ediyorum.”

Paylaşın

Külçe Altın, En Yüksek Reel Getiri Sağlayan Yatırım Aracı Oldu

Külçe altın, yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) indirgendiğinde yüzde 25,48, tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde ise yüzde 10,19 oranlarında yatırımcısına yıllık en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu.

Haber Merkezi / Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde; yatırım araçlarından BIST 100 endeksi yüzde 21,16, Euro yüzde 14,64 ve Dolar yüzde 8,18 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağlarken; mevduat faizi (brüt) yüzde 19,37 ve Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) yüzde 47,49 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.

TÜFE ile indirgendiğinde BIST 100 endeksi yüzde 6,40 ve Euro yüzde 0,67 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağlarken; Dolar yüzde 4,99, mevduat faizi (brüt) yüzde 29,19 ve DİBS yüzde 53,88 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Finansal Yatırım Araçlarının Reel Getiri Oranları Kasım 2023 verilerini açıkladı. Buna göre; Aylık en yüksek reel getiri, yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 2,47, tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde ise yüzde 2,00 oranlarıyla külçe altında gerçekleşti.

Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde; yatırım araçlarından Euro yüzde 2,27 oranında yatırımcısına reel getiri sağlarken; Dolar yüzde 0,02, mevduat faizi (brüt) yüzde 0,54, BIST 100 endeksi yüzde 4,90 ve Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) yüzde 5,85 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi. TÜFE ile indirgendiğinde; Euro yüzde 1,80 oranında yatırımcısına reel getiri sağlarken; Dolar yüzde 0,47, mevduat faizi (brüt) yüzde 1,00, BIST 100 endeksi yüzde 5,34 ve DİBS yüzde 6,27 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.

Külçe altın, üç aylık değerlendirmede; Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 1,14 oranında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlarken; TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 2,06 oranında yatırımcısına kaybettirmiştir. Aynı dönemde DİBS, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 22,36, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 24,82 oranında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.

Altı aylık değerlendirmeye göre BIST 100 endeksi; Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 29,31, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 23,12 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olurken; aynı dönemde DİBS, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 43,43, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 46,13 oranlarında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.

Finansal yatırım araçları yıllık olarak değerlendirildiğinde külçe altın; Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 25,48, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 10,19 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu.

Yıllık değerlendirmede, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde; yatırım araçlarından BIST 100 endeksi yüzde 21,16, Euro yüzde 14,64 ve Dolar yüzde 8,18 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağlarken; mevduat faizi (brüt) yüzde 19,37 ve DİBS yüzde 47,49 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi. TÜFE ile indirgendiğinde BIST 100 endeksi yüzde 6,40 ve Euro yüzde 0,67 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağlarken; Dolar yüzde 4,99, mevduat faizi (brüt) yüzde 29,19 ve DİBS yüzde 53,88 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.

Paylaşın

Kırmızı Etin Fiyatı Dünyada Yüzde 8 Türkiye’de Yüzde 85 Arttı

2023 yılında Türkiye’de kırmızı etin kg fiyatı ortalama yüzde 85 artarken, dünya genelinde ise artış yüzde 8,1 olarak kayıtlara geçti. Rekabet Kurumu ise, kırmızı et sektörüne yönelik inceleme başlattığını bildirdi.

Et fiyatlarında yaşanan artışın dengelenmesi iddiasıyla sene başında devreye sokulan ithalat formülünün 10 aylık bilançosu ortaya çıktı.

Habertürk’ten Ahmet Hamdi Girgin’in aktardığına göre, ocak-ekim ayları arasında canlı hayvan ithalatı 884 milyon dolara yükseldi. Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu’nun verilerine göre; 859,6 milyon dolar tutarında sığır ithalatı yapıldı.

Ekim ayında geçen yılın aynı ayına göre; yüzde 961’lik artışla 154,1 milyon dolarlık sığır ithalatı gerçekleştirildi. Ekim ayındaki sığır ithalatında en büyük pay 67,3 milyon dolarla Brezilya’ya ait olurken, bu ülkeyi 34,7 milyon dolarla Uruguay ve 11,5 milyon dolarla Çekya izledi. Sığır eti, buğdayın ardından en çok ithalatı yapılan 2. ürün olarak kayıtlara geçti.

2018’de canlı hayvan ithalatı 1 milyar 768 milyon dolarla zirveyi görürken, sonraki yıllarda düşüş trendine girilmiş ve 2022’de ithalat 181 milyon dolara kadar düşmüştü. 2023’te ilk 10 ayda 884 milyon dolarlık canlı hayvan ithalatı gerçekleşti, yıl sonunda bu rakamın 1 milyar doları geçmesi bekleniyor.

Ulusal Kırmızı Et Konseyi’nin (UKON) verilerine göre; karkas etin kg fiyatı (son güncelleme 30 Kasım’da yapıldı) 235.15 TL’yi buldu. Karkas etin yüzde 60’ından kemiksiz et elde ediliyor. Buna göre et fiyatının kilogramı 392 TL seviyesinde görünüyor. Ocak ayında 126,87 TL olan karkas etin kg fiyatı böylece 10 ayda yüzde 85’in üzerinde arttı.

850 milyon doların üzerindeki ithalata rağmen et fiyatlarındaki yükseliş durdurulamadı.

Dünya genelinde artış yüzde 8,1

BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün yayınladığı et fiyatları endeksine göre; sığır etinde yılbaşından beri yaşanan yükseliş yüzde 8,1 olarak ortaya çıktı. Öte yandan Rekabet Kurumu, kırmızı et sektörüne yönelik inceleme başlattığını bildirdi.

Kurumun sitesinde yer alan açıklamada, başlatılan ön araştırmaların odak noktasını, “sektörde faaliyet gösteren teşebbüslerin ve teşebbüs birliklerinin rekabeti kısıtlayıcı anlaşmalar veya teşebbüs birliği kararlarıyla Kanun’u ihlal ettikleri” iddiasının oluşturduğu ifade edildi.

Paylaşın

Sağlık Harcamaları Yüzde 71,5 Arttı

Toplam sağlık harcamaları 2022 yılında bir önceki yıla göre yüzde 71,5 artarak 606 milyar 835 milyon liraya yükseldi. Genel devlet sağlık harcaması yüzde 65,4 artarak 463 milyar 516 milyon liraya ulaştı.

Haber Merkezi / Özel sektör sağlık harcamaları ise yüzde 94,4’lük bir artış oranı ile 143 milyar 319 milyon lira olarak tahmin edildi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Sağlık Harcamaları İstatistikleri 2022 verilerini açıkladı. Buna göre; Toplam sağlık harcamaları 2022 yılında bir önceki yıla göre yüzde 71,5 artarak 606 milyar 835 milyon liraya yükseldi.

Genel devlet sağlık harcaması yüzde 65,4 artarak 463 milyar 516 milyon liraya ulaştı. Özel sektör sağlık harcamaları ise yüzde 94,4’lük bir artış oranı ile 143 milyar 319 milyon lira olarak tahmin edildi.

Genel devlet sağlık harcamasının toplam sağlık harcamasına oranı 2022 yılında yüzde 76,4, özel sektör sağlık harcamasının oranı ise yüzde 23,6 olarak gerçekleşti.

Genel devlet ve özel sektörün alt bileşenlerine bakıldığında, 2022 yılında Sosyal Güvenlik Kurumu yüzde 44,2, merkezi devlet yüzde 31,6, hanehalkları yüzde 18,5, sigorta şirketleri yüzde 2,7, hanehalklarına hizmet eden kar amacı gütmeyen kuruluşlar ile diğer işletmeler yüzde 2,4, mahalli idareler yüzde 0,6’lık bir paya sahip oldu.

Cari sağlık harcaması 2022 yılında bir önceki yıla göre yüzde 68,0 artarak 555 milyar 944 milyon TL’ye yükseldi. Sağlık harcamaları kapsamındaki yatırımlar yüzde 121,1 artarak 50 milyar 891 milyon TL’ye ulaştı.

Toplam sağlık harcamasının sağlık hizmeti sunucularına göre dağılımı incelendiğinde, ilk üç sıra 2022 yılında da değişmedi.

Sağlık hizmetleri ve ürünleri satın almak için başvurulan sağlık kurumları içerisinde en büyük payı 2022 yılında yüzde 50,3 ile hastaneler oluşturdu. Hastaneleri sırasıyla yüzde 21,7 ile perakende satış ve diğer tıbbi malzeme sunanlar ve yüzde 10,6 ile ayakta bakım sunanlar izledi.

Kişi başına sağlık harcaması 2021 yılında 4 bin 206 TL iken, 2022 yılında yüzde 69,8 artarak 7 bin 141 TL’ye yükseldi.

Toplam sağlık harcamasının GSYH’ye oranı 2021 yılında yüzde 4,9 iken, 2022 yılında yüzde 4,0 oldu. Cari sağlık harcamasının GSYH’ye oranı 2021 yılında yüzde 4,6, 2022 yılında yüzde 3,7 olarak hesaplandı.

Hanehalkları tarafından tedavi, ilaç vb. amaçlı yapılan cepten sağlık harcaması 2022 yılında bir önceki yıla göre yüzde 98,8 artarak 112 milyar 18 milyon TL’ye ulaştı. Hanehalkı cepten sağlık harcamasının toplam sağlık harcamasına oranı 2022 yılında yüzde 18,5 olarak gerçekleşti.

Paylaşın

Eğitim Harcamaları Yüzde 69,3 Arttı

Eğitim harcamaları 2022 yılında bir önceki yıla göre yüzde 69,3 artarak 587 milyar 438 milyon lira oldu. 2022 yılında bir önceki yıla göre eğitim harcamalarının en fazla arttığı eğitim düzeyleri; yüzde 113,8 ile okul öncesi ve yüzde 74,1 ile yükseköğretim oldu.

Haber Merkezi / Eğitim harcamalarının yüzde 79,1’i devlet tarafından finanse edildi. Eğitim harcamaları içerisinde hanehalklarının yaptığı harcamaların payı ise yüzde 10,0 oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Eğitim Harcamaları İstatistikleri 2022 verilerini açıkladı. Buna göre; Eğitim harcamaları 2022 yılında 2021 yılına göre yüzde 69,3 artarak 587 milyar 438 milyon TL oldu. 2022 yılında bir önceki yıla göre eğitim harcamalarının en fazla arttığı eğitim düzeyleri; yüzde 113,8 ile okul öncesi ve yüzde 74,1 ile yükseköğretim oldu.

Eğitim harcamalarının gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) içindeki payı 2021 yılında yüzde 4,8 iken, 2022 yılında yüzde 3,9 oldu. Devlet eğitim harcamalarının GSYH içindeki payı ise 2021 yılında yüzde 3,5 iken, 2022 yılında yüzde 3,1 oldu.

Eğitim harcamaları hizmet sunucularına göre değerlendirildiğinde; devlet eğitim kurumlarınca yapılan harcamaların yüzde 35,1’ini yükseköğretim, yüzde 21,7’sini ortaöğretim oluşturdu. Özel eğitim kurumlarınca yapılan harcamaların, yüzde 44,6’sı yükseköğretime, yüzde 31,0’ı ortaöğretime yapıldı.

Türkiye’de 2022 yılında yapılan eğitim harcamalarının yüzde 79,1’i devlet tarafından finanse edildi. Eğitim harcamaları içerisinde hanehalklarının yaptığı harcamaların payı ise yüzde 10,0 oldu.

Öğrenci başına yapılan eğitim harcaması 2021 yılında 15 bin 622 TL iken, 2022 yılında 25 bin 143 TL olarak gerçekleşti. Eğitim düzeylerine göre değerlendirildiğinde, 2022 yılında öğrenci başına harcamanın en yüksek olduğu eğitim düzeyi 50 bin 236 TL ile yükseköğretim oldu.

Öğrenci başına toplam eğitim harcaması bir önceki yıla göre yüzde 60,9 arttı. Öğrenci başına eğitim harcamalarının 2022 yılında 2021 yılına göre en fazla artış gösterdiği eğitim düzeyi yüzde 74,4 ile okul öncesi oldu. Bunu yüzde 67,7 ile yükseköğretim takip etti.

Paylaşın

İstanbul’da Yaşamanın Maliyeti Aylık 47 Bin 493 Lira

İstanbul’da dört kişilik bir ailenin ortalama yaşam maliyeti ekim ayında 45 bin 956 lira iken, kasım ayında 47 bin 493 liraya yükseldi. Başka bir ifadeyle İstanbul’da dört kişilik bir ailenin ortalama yaşam maliyeti aylık olarak yaklaşık yüzde 3.35 arttı.

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) kuruluşlarından İstanbul Planlama Ajansı (İPA), “İstanbul’da Yaşamanın Maliyeti” ekim verilerini açıkladı.

Buna göre; İstanbul’da yaşamanın maliyeti bir önceki aya göre yüzde 3.35, bir önceki yılın Aralık ayına göre ise yüzde 72,10 oranında arttı. Bir önceki yılın Kasım ayına göre ise İstanbul’da yaşam maliyetinin yıllık (son 12 ay) artış oranı yüzde 78,48 olarak gerçekleşti.

Kasım ayında İstanbul’da dört kişilik bir ailenin ortalama yaşam maliyeti47.493 lira olarak hesaplandı. İstanbul’da ortalama yaşam maliyeti, geçtiğimiz aya göre 1.537 lira arttı.

Hanelerin sık kullandığı bazı ürünlerin bir önceki yılın Kasım ayına göre fiyat artışlarına bakıldığında en çarpıcı fiyat artışlarından birinin yüzde 173,59 artış oranı ile zeytin fiyatlarında yaşandığı görüldü.

İstanbul Planlama Ajansı’nın ekim ayı verileri

İstanbul’da yaşamanın maliyeti ekim ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 76,69, bir önceki aya göre yüzde 3,13, bir önceki yılın aralık ayına göre ise yüzde 66,53 oranında arttı. İstanbul’da dört kişilik bir ailenin ortalama yaşam maliyeti 45 bin 956 lira olarak hesaplandı.

Hanelerin sık kullandığı bazı ürünlerin bir önceki yılın ekim ayına göre fiyat artışlarına bakıldığında en çarpıcı fiyat artışı zeytinyağında yaşandı. Zeytinyağı fiyatı bir önceki yıla göre yüzde 145,8 artış gösterdi.

Fiyatı en çok artan diğer kalem ise temizlik ürünleri oldu. Temizlik ürünlerindeki artış ise  yüzde 120,47 olarak kayıtlara girdi.

İstanbul’un enflasyonu yüzde 73,89

İstanbul Ticaret Odası (İTO), 2023 Kasım Ücretliler Geçinme İndeksi ve Toptan Eşya Fiyatları İndeksi verilerini açıkladı.

Buna göre; Kasım ayında İstanbul’da; perakende fiyat hareketlerinin göstergesi olan İstanbul Ücretliler Geçinme İndeksi bir önceki aya göre yüzde 3,79, toptan fiyat hareketlerini yansıtan Toptan Eşya Fiyatları indeksi ise yüzde 2,94 oranında arttı.

2022 Kasım ayına göre 2023 Kasım ayında yaşanan fiyat değişimlerini gösteren bir önceki yılın aynı ayına göre değişim oranı İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) 1995 bazlı Ücretliler Geçinme İndeksinde yüzde 73,89, Toptan Eşya Fiyatları İndeksinde ise yüzde 65,01 oldu.

Kasım 2023’te Perakende fiyatlarda bir önceki aya göre; Kültür Eğitim ve Eğlence Harcamalarında yüzde 5,53, Konut Harcamalarında yüzde 4,95, Gıda Harcamalarında yüzde 4,84, Giyim Harcamaları grubunda yüzde 2,48, Sağlık ve Kişisel Bakım Harcamalarında yüzde 1,30, Ev Eşyası Harcamalarında yüzde 0,32 ve Diğer Harcamalar grubunda yüzde 0,15 artış, Ulaştırma ve Haberleşme Harcamalarında yüzde -0,52 azalış izlendi.

Kasım 2023’de Toptan fiyatlarda bir önceki aya göre; İnşaat Malzemeleri grubunda yüzde 14,39, Mensucat Grubunda yüzde 5,03, Kimyevi Maddeler Grubunda yüzde 2,87, Madenler Grubunda yüzde 2,59, Yakacak ve Enerji Maddeleri Grubunda yüzde 1,88 artış izlenirken İşlenmemiş Maddeler Grubunda yüzde -0,87 azalış izlendi.

Paylaşın

2023 Yılında 12 Milyon 500 Bin Yeni İcra Dosyası

CHP Manisa Milletvekili Bakırlıoğlu, “1 Ocak- 1 Aralık 2023 tarihleri arasında icra dairelerine gelen yeni dosya sayısı 12 milyon 591 bini buldu. Geçen yıl ilk 11 ayında bu sayı 7 milyon 816 bindi. Geçen yılın aynı dönemine göre; dosya sayısındaki artış oranı yüzde 61. 12,5 milyon yeni dosya bugüne kadar ki en yüksek dosya sayısı” dedi ve ekledi:

“Bu bir rekor. Çünkü 2015 yılından bu yana bir yılda icra dairelerine gelen en yüksek dosya sayısı 9,3 milyon. 2022 yılında yapılan yasal düzenleme ile aboneliklerden kaynaklanan icradaki bazı alacaklardan vazgeçilmesinin etkisiyle 14 milyon 88 bin dosya da ya sonuçlandırıldı ya da işlemden kaldırıldı. Buna rağmen 2023 yılında devreden dosya sayısı 24 milyon 229 bin. Ve 2023 yılında 12,5 milyon yeni dosyanın eklenmesi ülkede ekonomik krizin geldiği vahim durumu ortaya koymaktadır.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, ekonomi gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Bakırlıoğlu, 2023 yılında icra dairelerine gelen yeni dosya sayısında rekor artışın ekonomik krizin boyutunu gösteren en önemli göstergelerden birisi olduğunu söyledi.

Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, “1 Ocak- 1 Aralık 2023 tarihleri arasında icra dairelerine gelen yeni dosya sayısı 12 milyon 591 bini buldu. Geçen yıl ilk 11 ayında bu sayı 7 milyon 816 bindi. Geçen yılın aynı dönemine göre; dosya sayısındaki artış oranı yüzde 61. 12,5 milyon yeni dosya bugüne kadar ki en yüksek dosya sayısı” dedi ve ekledi:

“Bu bir rekor. Çünkü 2015 yılından bu yana bir yılda icra dairelerine gelen en yüksek dosya sayısı 9,3 milyon. 2022 yılında yapılan yasal düzenleme ile aboneliklerden kaynaklanan icradaki bazı alacaklardan vazgeçilmesinin etkisiyle 14 milyon 88 bin dosya da ya sonuçlandırıldı ya da işlemden kaldırıldı. Buna rağmen 2023 yılında devreden dosya sayısı 24 milyon 229 bin. Ve 2023 yılında 12,5 milyon yeni dosyanın eklenmesi ülkede ekonomik krizin geldiği vahim durumu ortaya koymaktadır.”

İcra dosyalarındaki artışın bir nedeni de vatandaşın bankalara olan ve ödeyemediği borçları olduğunu aktaran Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, “Bankaların bireysel kredi ve kredi kartları nedeniyle vatandaşlardan olan alacaklarının bakiyesi 24 Kasım 2023 tarihi itibariyle 2 trilyon 523 milyar liradır. Bankaların zamanında tahsil edilemediği için icra takibine aldıkları alacaklarında yılbaşından bu yana ise 12,8 milyar liralık artış yaşandı” ifadelerini kullandı.

‘İcra dosya sayısı katlanarak artacak’

Yüksek enflasyon, artan döviz kuru ve yüksek faizlerle birlikte toplumun tüm kesimlerinin alım gücünün düştüğüne dikkat çeken Bakırlıoğlu, şunları söyledi: “Vatandaşlar bu yıl ocak-ekim döneminde bireysel krediler ve kredi kartı borç bakiyeleri için bankacılık sektörüne 282,1 milyar lira faiz ödediler. Bankalara ödenen faiz geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 91,1 oranında artış kaydetti. Bu kadar faiz yükü altında borçların ödenmesi mümkün görünmüyor. Böyle giderse gelecek yıl icra dosyası sayısı katlanarak artacaktır.”

Paylaşın

Merkez Bankası’ndan ‘Enflasyon’ Açıklaması: Doğalgaz Faturaları…

Kasım ayı enflasyonuna ilişkin değerlendirmelerini yayınlayan Merkez Bankası (TCMB), enflasyonda doğalgaz faturalarının etkisine vurgu yaparken, alternatif göstergelerin de enflasyonda yavaşlamaya işaret ettiğini belirtti.

Haber Merkezi / Merkez Bankası’nın (TCMB), değerlendirmesinde yıllık enflasyonun gıda ve temel mal gruplarında gerilerken, enerji başta olmak üzere diğer ana gruplarda yükseldiği belirtildi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), “Kasım Ayı Fiyat Gelişmeleri” raporunu yayınladı. Raporda şu ifadeler yer aldı: “Kasım ayında tüketici fiyatları yüzde 3,28 oranında yükselmiş ve yıllık enflasyon 0,62 puan artarak yüzde 61,98 olmuştur. Bu ayda doğal gazın aylık tüketici enflasyonuna etkisi 1,01 puan, yıllık enflasyona etkisi ise 1,58 puan olmuştur.

Doğal gaz etkisi arındırıldığında, mevsimsellikten arındırılmış tüketici enflasyonundaki yavaşlama eğiliminin sürdüğü izlenmiştir. Bu dönemde B endeksinin yıllık değişim oranı 0,34 puan azalarak yüzde 67,27 olurken C endeksinin yıllık değişim oranı 0,13 puan ile sınırlı bir oranda artarak yüzde 69,89 olarak gerçekleşmiştir.

Yıllık tüketici enflasyonuna katkılar incelendiğinde, bu dönemde enerji, alkol-tütün-altın ve hizmet
gruplarının katkıları sırasıyla 1,39, 0,31 ve 0,16 puan artarken, gıda ve temel mallar gruplarının katkıları sırasıyla 0,84 ve 0,40 puan düşmüştür.

Mevsimsellikten arındırılmış verilerle incelendiğinde, C endeksinde daha belirgin olmak üzere B ve C endekslerinde aylık artışlardaki zayıflama devam etmiştir. Fiyat artışları, B endeksini oluşturan gruplardan işlenmiş gıdada bir önceki aya kıyasla güçlenirken, hizmet ve temel mallarda yavaşlama kaydetmiştir. Yayılım endeksi, medyan enflasyon, SATRIM gibi alternatif göstergeler de enflasyonun ana eğilimindeki yavaşlamayı teyit etmiştir.

Hizmet fiyatları kasım ayında yüzde 2,76 oranında yükselmiş, grup yıllık enflasyonu 1,06 puan artışla yüzde 89,71 seviyesine ulaşmıştır. Bu dönemde, kira alt grubunda aylık artışın (yüzde 5,97) bir önceki aya kıyasla hız kesmesi dikkat çekmiş, diğer taraftan alt grup yıllık enflasyonu 5,14 puan artışla yüzde 105,81 seviyesine ulaşmıştır. Haberleşme alt grubunda yüzde 5,20 ile güçlenen aylık fiyat artışında cep telefonuyla yapılan görüşme ve internet ücretlerinde devam eden yükselişler belirleyici olmuştur.

Lokanta-otel grubunda yemek hizmetlerinde aylık fiyat artışı yavaşlarken, konaklama fiyatlarındaki düşüş devam etmiştir. Kasım ayında diğer hizmetler alt grubundaki ılımlı artış (yüzde 1,73) bu grupta yavaşlamanın sürdüğüne işaret etmiştir. Akaryakıt fiyatlarındaki düşüşün de etkisiyle, bu dönemde ulaştırma hizmetlerinde fiyatlar (yüzde 0,14 ile) görece yatay seyretmiştir.

Temel mal grubu yıllık enflasyonu 0,81 puan düşüşle yüzde 52,24 olarak gerçekleşmiştir. Yıllık enflasyon dayanıklı mallarda gerilerken, diğer alt gruplarda yükselmiştir. Dayanıklı mal (altın hariç) fiyatları kasım ayında önceki aya benzer şekilde sınırlı bir artış (yüzde 0,66) sergilemiştir. Bu dönemde, elektrikli ve elektriksiz ev aletleri fiyatları (yüzde -0,28) gerilemiş, otomobil fiyatları (yüzde 0,66) ılımlı bir şekilde yükselmiş, mobilya fiyatlarındaki artış (yüzde 1,79) ise bir miktar daha yüksek gerçekleşmiştir.

Bu gelişmeler neticesinde, dayanıklı mal grubunda yıllık enflasyon 2,84 puan düşüşle yüzde 59,31 seviyesine gerilemiştir. Diğer temel mallar alt grubunda fiyatlar yüzde 2,66 oranında artmış, yıllık enflasyon 0,72 puan yükselerek yüzde 50,14 olarak gerçekleşmiştir. Ev ile ilgili temizlik malzemeleri ve kişisel bakım ürünleri bir önceki aya benzer şekilde fiyat artışlarıyla öne çıkan alt kalemler olmuştur. Giyim ve ayakkabı alt grubunda ise fiyatlar mevsimsel eğiliminin aksine bu dönemde yüzde 0,38 oranında gerilemiştir.

Enerji fiyatları kasım ayında yüzde 9,98 oranında yükselmiş, grup yıllık enflasyonu 9,58 puan artarak yüzde 21,18 olmuştur. Grup aylık fiyat artışında, 25 metre küpü bedelsiz olarak kullandırılan doğal gaz kalemindeki tüketim artışına paralel olarak sepete yansıyan fiyatların yükselmesi etkili olmuştur. Küresel enerji fiyatlarıyla uyumlu şekilde katı yakıt fiyat artışı (yüzde 1,95) yavaşlarken, tüp gaz fiyatları bu dönemde yataya yakın seyretmiştir. Şebeke suyu fiyatlarındaki artış da yüzde 2,90 ile yavaşlarken, uluslararası petrol fiyatları öncülüğünde akaryakıt fiyatları yüzde 1,06 oranında gerilemiştir.

Gıda ve alkolsüz içecekler grubu fiyatları kasım ayında yüzde 2,78 oranında artmış, yıllık enflasyon 4,83 puan azalarak yüzde 67,16 olmuştur. Yıllık enflasyon işlenmemiş gıdada 9,55 puan azalışla yüzde 80,85’e, işlenmiş gıdada ise 1,38 puan düşüşle yüzde 57,23’e gerilemiştir. Mevsimsellikten arındırılmış veriler, meyve fiyatlarında ılımlı artışa, sebzede ise gerilemeye işaret etmiştir. Taze meyve ve sebze dışı gıdada fiyat artışları gücünü korumuştur.

Diğer işlenmemiş gıdadaki aylık artışta bakliyat, pirinç ve beyaz et kalemleri öne çıkmıştır. İşlenmiş gıda grubunda aylık artış (yüzde 4,95) güçlenirken, süt ve süt ürünleri, işlenmiş et ürünleri, katı-sıvı yağlar ile konserve sebze ürünlerindeki fiyat artışları dikkat çekmiştir. Tütün ürünlerinde üretici firma kaynaklı fiyat artışlarının (yüzde 10,02) etkisiyle, alkollü içecekler ve tütün grubunda fiyatlar yüzde 9,16 oranında yükselmiş, yıllık enflasyon 9,38 puan artışla yüzde 71,35 olmuştur.

Yurt içi üretici fiyatları kasım ayında yüzde 2,81 oranında artmış, yıllık enflasyon 2,86 puan artışla yüzde 42,25’e yükselmiştir. Bu artışta enerji grubu öne çıkmıştır. Sanayi elektrik tarifeleri ile sanayi ve elektrik üreticileri doğal gaz tarifelerinde ekim ayında yapılan ayarlamaların etkisi kasım ayında elektrik, gaz, buhar, iklimlendirme (yüzde 10,99) grubu üzerinde gözlenmiştir.

Bu çerçevede, enerji grubunda fiyatlar aylık bazda yüzde 3,46 artarken yıllık enflasyon negatif bölgedeki seyrini sürdürmüştür. Alt gruplar bazında, en belirgin aylık artış enerji grubundan sonra yüzde 3,07 ile dayanıksız tüketim mallarında izlenirken, bu dönemde sermaye ve ara malları sırasıyla yüzde 2,85 ve yüzde 2,50 oranlarında artmıştır. Sektörel bazda ise metal cevherleri, tütün, deri ile ağaç mantar ürünleri fiyat artışlarıyla öne çıkmıştır.”

Paylaşın

Menemen Enflasyonu Yüzde 58,24

Enflasyon, ENAG verilerine göre, yıllık yüzde 129,27, TÜİK verilerine göre, yıllık yüzde 61,98 arttı. Menemen enflasyonu ise aylık yüzde 3,83 yıllık ise yüzde 58,24 arttı.

Kasım ayı menemen enflasyonu çarliston biberdeki yüzde 11’lik, domatesteki yüzde 5’lik, soğandaki yüzde 7’lik azalışa rağmen yüzde 14’lük yumurta artışının etkisiyle aylık yüzde 3,83 yıllık ise yüzde 58,24 olarak gerçekleşti.

Birgün’ün aktardığına göre; Endeksin yaratıcılarından Doç. Dr. Caner Özdurak, menemen enflasyonun Aralık ayında daha da yükseleceğini belirterek “Fiyatlama davranışlarında ve enflasyon beklentilerinde düzensizlikler hala devam ederken semt pazarları ile market fiyatları arasındaki yakınsama da başka bir destekleyici gösterge diye daha önce söylemiştim.

Özellikle hal fiyatlarıyla pazar fiyatları arasında ciddi ayrışmalar görülüyor. Son olarak kasım ayında domates, biber ve soğan fiyatlarında düşüşler görünse de son haftada gözlemlenen yüksek artışlar Aralık ayında daha da hızlanan bir menemen enflasyonunun habercisi gibi görünüyor” dedi.

Ayrıca Endeks’te kasımda gerçekleşen artışların Haziran – Temmuz 2023 düzeltmelerinden sonraki en yüksek aylık artışlar olarak gözlendi.

Akademisyenlerin ve ekonomistlerin bağımsız biçimde oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG), kasım ayı enflasyon verilerini açıkladı.

ENAG’ın açıkladığı verilere göre Tüketici Fiyat Endeksi (E-TÜFE) kasım ayında yüzde 5,58 arttı. E-TÜFE’nin son 12 aylık artışı yüzde129,27 olarak gerçekleşti. ENAG verilerine göre ekim ayında fiyatı en çok artan sektör yüzde 11.05 ile eğlence ve kültür oldu.

İkinci sırada yüzde 9.18 ile ev eşyası, üçüncü sırada yüzde 8.18 ile gıda ve alkolsüz içecekler yer aldı. Dördüncü sırada yüzde 7,69 ile lokanta ve oteller, beşinci sırada ise 6,82 ile diğer ürünler yer aldı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Kasım ayına ilişkin tüketici ve üretici fiyat endekslerini açıkladı. TÜİK verilerine göre; tüketici fiyat endeksi (TÜFE) Kasım ayında aylık bazda yüzde 3,28 arttı. Yıllık enflasyon ise yüzde 61,36’dan yüzde 61,98 seviyesine yükseldi.

TÜİK verilerine göre Kasım’da yıllık üretici enflasyonu yüzde 42,25’e yükseldi. Aylık üretici enflasyonu ise yüzde 2,81’e çıktı. Ekim ayında ise yıllık üretici enflasyonu yüzde 39,39; aylık üretici enflasyonu ise yüzde 1,94’tü.

TÜİK’e göre Ekim ayında tüketici fiyat endeksindeki (TÜFE) değişim, 2023 yılı Ekim ayında aylık bazda yüzde 3,43, yıllık bazda ise yüzde 55 olmuştu.

Paylaşın

Üretici Enflasyonu Yüzde 42,25

Üretici enflasyonu kasım ayında bir önceki aya göre yüzde 2,81, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 42,59, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 42,25 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 53,15 arttı.

Haber Merkezi / TÜİK’e göre; enflasyon, kasım ayında bir önceki aya göre yüzde 3,28, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 60,09, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 61,98 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 53,40 oldu.

Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) verilerine göre ise kasım ayında enflasyon aylık bazda yüzde 5,58, yıllık bazda artış ise yüzde 129,27 oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) Kasım 2023 verilerini açıkladı.

Buna göre; Yİ-ÜFE, kasım ayında bir önceki aya göre yüzde 2,81, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 42,59, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 42,25 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 53,15 arttı.

Sanayinin dört sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 65,49 artış, imalatta yüzde 54,11 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 30,00 azalış ve su temininde yüzde 70,23 artış olarak gerçekleşti.

Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara malında yüzde 46,45 artış, dayanıklı tüketim malında yüzde 61,16 artış, dayanıksız tüketim malında yüzde 68,11 artış, enerjide yüzde 5,91 azalış ve sermaye malında yüzde 65,21 artış olarak gerçekleşti.

Sanayinin dört sektörünün aylık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 2,68, imalatta yüzde 2,26, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 10,99 ve su temininde yüzde 1,91 artış olarak gerçekleşti.

Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara malında yüzde 2,50, dayanıklı tüketim malında yüzde 2,49, dayanıksız tüketim malında yüzde 3,07, enerjide yüzde 3,46 ve sermaye malında yüzde 2,85 artış olarak gerçekleşti.

Yıllık azalış gösteren tek alt sektör yüzde 30,00 ile elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme oldu. Buna karşılık temel eczacılık ürünleri ve müstahzarları yüzde 93,70, diğer madencilik ve taş ocakçılığı ürünleri yüzde 84,05, içecekler yüzde 74,00 ile endekslerin en fazla arttığı alt sektörler oldu.

Aylık en yüksek azalış; yüzde 3,52 ile kok ve rafine petrol ürünleri, yüzde 0,75 ile ham petrol ve doğal gaz alt sektörlerinde gerçekleşti. Buna karşılık elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme yüzde 10,99, metal cevherleri yüzde 6,15, tütün ürünleri yüzde 6,04 ile endekslerin en fazla arttığı alt sektörler oldu.

Paylaşın