Hazine’nin Nakit Açığı 66,8 Milyar Liraya Yükseldi

2022 yılının ilk 4 ayında Hazine’nin nakit açığı 66,8 milyar liraya yükseldi. Nakit dengesi, geçen sene nisanda 13,3 milyar lira, ocak-nisan döneminde 2 milyar lira açık vermişti.

Hazine ve Maliye Bakanlığı, 2022 yılı Nisan ayı “Hazine nakit gerçekleşmeleri” verilerini dün akşam açıkladı. Buna göre, nisanda Hazine nakit dengesi, 43,7 milyar TL açık verdi.

Yılın ilk 4 ayında Hazine’nin nakit açığı 66,8 milyar TL’ye yükseldi. Nakit dengesi, geçen sene nisanda 13,3 milyar TL, ocak-nisan döneminde 2 milyar TL açık vermişti.

Sözcü’nün aktardığına göre nisan ayında Hazine’nin gelirleri 182,1 milyar TL olurken, giderleri 226,4 milyar TL olarak kayıtlara geçti.

2022’de faiz gideri 93 milyar lira oldu

Hazine’nin faiz giderleri nisanda 15,3 milyar TL olurken, yılın ilk 4 ayında toplam faiz gideri 93 milyar TL’ye ulaştı. Faiz ödemeleri geçen sene nisanda 12,7 milyar TL, ocak-nisan döneminde 57,9 milyar TL olmuştu.

Nisanda faiz dışı nakit açığı 29 milyar TL oldu. Yılın ilk 4 ayında faiz dışı denge, 24,5 milyar TL fazla verdi. Net borçlanma ise nisanda 20,7 milyar TL, ocak-nisan döneminde 82,3 milyar TL oldu.

Paylaşın

Ekonomist Demirtaş’tan Müjde Yorumu: Her Şeyi Daha Berbat Yaparsınız

Prof. Dr. Özgür Demirtaş, sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dün akşam konut satışlarına ilişkin açıkladığı 3 ayrı krediye tepki gösterdi.

Haber Merkezi / Prof. Dr. Demirtaş, “Açıklanan resmi enflasyonun yüzde 70 olduğu, ucuz krediyle şişirilen ev fiyatlarından insanların yandığı bir ortamda, siz kalkıp yüzde 0.99 faizle bedavaya çuval çuval TL dağıtırsanız, her şeyi daha da berbat yaparsınız” dedi. Demirtaş, “Daha yanlış bir politika düşünemiyorum” diye konuştu.

Erdoğan açıklamıştı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün akşam yaptığı açıklamada konut satışlarına ilişkin 3 ayrı paket açıklamıştı. Bunların ilki, ilk kez konut alacakların, 2 milyon liraya kadar değere sahip birinci el satın almaları için, 10 yıla kadar vadeli ve aylık yüzde 0,99 faizle kredi verilmesi idi.

İkinci paket birinci ve ikinci el konutları da kapsarken, üçüncü paket ise, inşaat sektörüne yönelik. Mayıs itibarıyla asgari yüzde 50’si satılmamış inşaat projeleri için 20 milyar liralık bir kaynak ayrıldı.

Detaylar belli oldu

Erdoğan’ın duyurduğu konut sektörüne ilişkin destek paketleriyle ilgili detayları da belli oldu.

Hazine ve Maliye Bakanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile istişareler doğrultusunda “İlk evim Konut Finansman Paketi”, “Genişletilmiş Konut Finansman Paketi”, “İnşaat Sektörüne Özel Kredi Garanti Paketi” olmak üzere 3 çözüm paketi oluşturdu. Konuya ilişkin ayrıntıları Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati sosyal medya hesabından paylaştı.

“İlk evim Konut Finansman Paketi” çerçevesinde, kamu bankalarınca, ilk ve tek konutunu alacak vatandaşlara yönelik olarak, birinci el konutlarda uygulanmak üzere, 2 milyon lira değerine kadar konutlar için, 10 yıla kadar vadeli, aylık yüzde 0,99 faizli konut kredisi sağlanacak.

“Genişletilmiş Konut Finansman Paketi” ile de kamu bankalarınca, birinci ve ikinci el konutları da kapsayacak biçimde, konut değerinin en az yüzde 50’si 1 Nisan 2022 tarihinden önce açılmış döviz tevdiat hesaplarının (DTH) yahut hurda altının Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına (TCMB) satımı ile karşılanması şartıyla, 2 milyon lira değerine kadar konutlar için 10 yıla kadar vadeli, aylık yüzde 0,89 faizli konut kredisi sağlanacak.

“İnşaat Sektörüne Özel Kredi Garanti Paketi” ile de 1 Mayıs 2022 tarihi itibarıyla asgari yüzde 40’ı tamamlanmış ve yüzde 50’si satılmamış inşaat projesi sahibi KOBİ ve KOBİ dışı inşaat şirketlerinin tamamlanmayan inşaatlarını tamamlamaları hedefleniyor. Söz konusu finansman paketi için 20 milyar lira kaynak ayrıldı.

Paylaşın

EBRD, Türkiye İçin 2022 Büyüme Tahminini Yüzde 2 Olarak Sabit Tuttu

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (ERBD) Türkiye’nin 2022’deki büyüme tahminini yüzde 2 olarak sabit tuttu. 2023 tahmini ise yüzde 3,5 oldu. Türkiye 2020’de yüzde 1,8, geçen yıl ise yüzde 11 büyümüştü.

EBRD, Avrupa, Orta Asya ve Kuzey Afrika’daki gelişmekte olan ekonomiler için ekonomik büyüme tahminini düşürürken Rusya’nın doğalgaz ihracatını aniden durdurması halinde gayrı safi yurtiçi hasılanın (GSYH) koronavirüs salgını öncesinde görülen seviyelere gerileyebileceği uyarısında bulundu.

Bloomberg HT’nin haberine göre, EBRD seçimler öncesinde devam etmesi beklenen kamu harcamaları nedeniyle Türkiye’nin büyüme tahminlerini ise sabit tuttu.

Faaliyet gösterdiği yaklaşık 40 ülke hakkında Mart ayında yayımladığı ekonomik tahminlerini güncelleyen EBRD, gelişmekte olan Avrupa ülkeleri, Orta Asya ve Kuzey Afrika için ekonomik büyüme tahminini yüzde 1.7’den yüzde 1.1’e düşürdü. Düşüşte Ukrayna ekonomisinde tahminlerden kuvvetli gerçekleşeceği öngörülen daralma etkili oldu.

EBRD en çok kredi verdiği ülke olan Türkiye için büyüme tahminini ise bu yıl için yüzde 2, 2023 için ise yüzde 3.5 seviyesinde tuttu.

EBRD tarafından yayımlanan raporda, bölge ekonomisinde beklenen ivme kaybına rağmen 2023’te gerçekleşmesi planlanan seçimler öncesinde öngörülen kamu harcamaları nedeniyle büyümenin bu seviyelerde olacağı ifade edildi.

Her ne kadar EBRD’nin baz senaryosu olmasa da Rusya’dan doğalgaz akışının aniden kesilmesi halinde bölgede kişi başı GSYH’nin bu yıl yüzde 2.3, gelecek yıl ise yüzde 2 daralacağı tahmin edildi.

Paylaşın

TÜİK’e Göre, İşsiz Sayısı 3 Milyon 894 Bin Kişi

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), İşgücü İstatistikleri Mart 2022 verilerini açıkladı. Açıklanan verilere göre, Mart’ta 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı Şubat’a göre 153 bin kişi arttı ve 3 milyon 894 bine yükseldi.

İşsizlik oranı ise 0,4 puanlık artışla yüzde 11,5 seviyesine çıktı. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 10,3 iken kadınlarda yüzde 13,9 olarak tahmin edildi.

Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı da (geniş tanımlı işsizlik) Mart’ta bir önceki aya göre 0,6 puan artarak yüzde 22,7’ye yükseldi.

İstihdam oranı yüzde 46,5

İstihdam edilenlerin sayısı bu ayda bir önceki aya göre 59 bin kişi azalarak 29 milyon 956 bin kişi oldu. İstihdam oranı ise 0,2 puanlık azalış ile yüzde 46,5 oldu.

Bu oran erkeklerde yüzde 64,4 iken kadınlarda yüzde 29 olarak gerçekleşti.

İşgücüne katılma oranı yüzde 52,6

İşgücü de 96 bin kişi artarak 33 milyon 851 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,1 puanlık artış ile yüzde 52,6 olarak gerçekleşti.

İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 71,9, kadınlarda yüzde 33,7 oldu.

Genç nüfusta işsizlik yüzde 21,2’de

15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 0,5 puanlık artış ile yüzde 21,2 oldu.

Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 19,1, kadınlarda ise yüzde 25,2 olarak tahmin edildi.

Haftalık ortalama çalışma süresi 44,9 saat

İstihdam edilenlerden referans döneminde işbaşında olanların, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi de Mart’ta bir önceki aya göre 0,5 saat azalarak 44,9 saat olarak gerçekleşti.

Paylaşın

Bitcoin Yaklaşık Yüzde 50 Değer Kaybetti

Bitcoin’de devam eden düşüş trendi bu haftanın başında da sürdü. Bitcoin, gün içinde 32 bin 539 doların altına inerek Temmuz 2021’den beri görülen en düşük seviyelere geldi.

Mayıs ayının başından bu yana yüzde 13 düşen Bitcoin, geçen yıl Kasım ayında en üst değerine ulaşarak 69 dolara yükselmişti.

Bitcoin, toplam 640 milyar dolara yakın olan kripto para piyasasının yaklaşık üçte birini oluşturuyor. Dünyadaki ikinci en büyük kripto para birimi Ethereum da geçtiğimiz hafta yüzde 10’dan fazla düşüş yaşadı.

Dijital varlıkların değerindeki düşüş, son günlerde dünya genelindeki borsaların da düşmesinden etkilendi.

2022 yılı kripto para piyasası için görece sakin geçse de dijital varlıklarda dalgalı ticaret son yıllarda bu kadar olağandışı değildi.

Yıllardır bireysel yatırımcıların egemen olduğu kripto para ticaretine son dönemde, risk fonu ve para yöneticisi gibi profesyonel yatırımcıların etkisi görülüyordu.

Geleneksel yatırımcıların dijital varlık ticaretine dahil olmasıyla kripto para birimleri, küresel borsa harketlerinden daha çok etkilenmeye başladı.

Faiz artırımlarının olumsuz etkisi

Kripto para birimleri kurumsal yatırımcılar için risk varlıkları olarak değerlendiriliyor.

Piyasalarda belirsizlik olduğu dönemlerde geleneksel yatırımcılar daha riskli olduğunu düşündüğü varlıkları satar ve paralarını daha güvenli yatırımlara yönlendirir.

Geçtiğimiz hafta ABD, İngiltere ve Avustralya dahil tüm dünyada merkez bankaları artan fiyatlarla başa çıkmak için faiz oranlarını artırma yoluna gitti.

ABD Merkez Bankası (FED) politika faizini yarım puan (ki bu 20 yılı aşkın süredir görülen en yüksek oran); İngiltere Merkez Bankası çeyrek puan arttırdı.

Bu durum bazı yatırımcıların enflasyon ve yüksek borçlanma maliyetinin küresel ekonominin büyümesi üzerinde büyük etki yaratabileceği konusundaki endişelerini artırdı.

Yatırımcılar ayrıca Ukrayna savaşının dünya ekonomisine etkileri konusunda da endişeli.

Bu sırada Bitcoin El Salvador ve Orta Afrika Cumhuriyeti’nde resmi para birimi olarak kullanıma girdi.

Uluslararası Para Fonu (IMF) ilk aşamada El Salvador’un kararına şüpheyle yaklaşmıştı.

Paylaşın

8 Garantili Projede ‘37,5 Milyar Dolar’ Zarar

Yap-İşlet-Devret (YİD) modeli ile yapılan 4 otoyol, bir tünel ve 3 köprünün toplam maliyeti 22 milyar 215 milyon 713 bin dolar oldu. Aynı projelere kamuya devredilinceye kadar, 59 milyar 747 milyon 817 bin dolarlık geçiş garantisi verildi. Böylelikle devlet kaynaklarıyla 22,2 milyar dolara mal olacak 8 proje için Hazine’den 37,5 milyar dolar daha fazla para çıkacak.

Sözcü’den Emin Özgönül’ün haberine göre; CHP Zonguldak Milletvekili ve TBMM KİT Komisyonu üyesi Deniz Yavuzyılmaz, “Sayıştay raporlarındaki saptamalar, 8 projenin yüzde 169 ve 2,69 kat daha pahalı olduğunu gösterdi. Bu para ile 8 yerine toplam 24 otoyol, köprü ve tünel inşa edilirdi. Üstelik bu projelerde müteahhidin yurt dışından temin ettiği krediye de devlet kefil oluyor” dedi.

Farkı hazine ödüyor

YİD modeli ile yaptırılan geçiş garantili projelerde garanti kapsamındaki araç sayısı tutmazsa, aradaki farkı Hazine ödüyor. Geçen araç sürücüleri ise doğrudan işletmeci şirket kasasına ödeme yapıyor.

45 bin araç geçiş garantisi

1915 Çanakkale Köprüsü da­hil Çanakkale-Malkara Otoyo­lu’nun maliyeti 3 milyar 159 milyon 721 bin 36 avroyu buluyor. 2034’te işletmesi devlete geçecek olan projede köprüden günlük 45 bin araç geçiş garantisi verildi.

Gelir garantisi çok yüksek

2030 yılında kamuya geç­mesi planlanan 445 milyon 521 bin 627 avro maliyetli Menemen-Aliağa-Çandarlı Otoyolu’na günlük 35 bin araç geçiş, toplamda da 541 milyon 301 bin avroluk gelir garantisi verildi.

Eksikler tamaamlanmadı

Bağlantı yolları ile bir­likte toplam 351 kilometre uzunluğundaki Ankara-Niğ­de Otoyolu, 2035 yılında kamuya devredilecek. 1 mil­yar 462 milyon 628 bin 902 avro  maliyeti olan projede halen eksiklikler bulunuyor.

Hedefe ulaşılamıyor

İstanbul’daki Avrasya Tüneli, 2042 yılında kamuya geçecek. 1 milyar 239 milyon 863 bin dolar maliyete sahip projeye verilen günlük araç geçiş garantisi 68 bin ve bu tutmamasına rağmen her yıl bu rakam artıyor.

Milyarlarca dolarlık sapma

Osmangazi Köprüsü ve Gebze-Orhangazi-İzmir Oto­yolu, 2036 yılında kamuya devredilecek. 6 milyar 312 milyon 392 bin 47 dolar maliyete sahip projede hem köprüden hem de otoyoldan geçiş garanti sayısı tutmuyor.

Hedefin yarısına dahi ulaşılamıyor

Yavuz Sultan Selim Köp­rüsü ve Odayeri-Paşaköy Otoyolu projesi 3 milyar 456 milyon 244 bin 239 do­larlık maliyete sahip. Köp­rüden geçiş garantisi yıllık 49 milyon adet ama bunun yarısına dahi ulaşılamıyor.

İşletme süresi uzatıldı

Kuzey Marmara Otoyolu Kınalı-Odayeri kesiminin mali­yeti 2 milyar 72 milyon 257 bin 9 dolar. 2030 yılında kamuya devri planlanan projenin uzunluğu bağlantı yolları dahil 80 kilomet­reyi buluyor. İşletme süresi 4 yıl 9 aydan 12 yıl 4 aya çıkarılan projede garantiler de tutmuyor.

Geçiş garantisi sayısı artırıldı

Kuzey Marmara Otoyolu Kurtköy-Akyazı kesiminin işletmesi 2029 yılında devlete geçecek. 3 milyar 661 milyon 656 bin 404 dolar maliyeti olan projenin araç geçiş garanti sayıları işletmeci şirket lehine artırıldı.

Paylaşın

Vatandaşın Borcu 1 Trilyon 154 Milyar Liraya Yükseldi

Ekonomik kriz her geçen gün daha da ağırlaşarak artıyor. Vatandaşın, bankalara, finansman ve varlık yönetim şirketlerine ve TOKİ’ye olan (tahsili gecikmiş borçlar da dahil) toplam borcunun 1 trilyon 154 milyar liraya ulaştığı belirtildi.

Geliri ve tasarrufları enflasyon karşısında eriyen vatandaş, geçinemediği için hızla borçlanıyor. CHP Meclis grubu ekonomi raporu hazırladı. Raporda, vatandaşların bu borcunun 854 milyar lirası bireysel (konut, otomobil, ihtiyaç) kredilerinden, 242 milyar lirası da kredi kartlarından kaynaklandığına dikkat çekildi. İcra dairelerinde derdest bulunan dosya sayısı son bir yılda 1 milyon 482 bin adet artarak 6 Mayıs itibarıyla 23 milyon 449 bine çıktı.

Raporda şu tespitlere yer verildi: “Son hafta tüketici kredilerinde 9.8 milyar liralık, kredi kartı borçlarında ise 3.3 milyon liralık artış yaşandı. Vatandaşların vadesinde ödeyemediği için bankalar tarafından icraya verilen takipteki borçları ise 28.3 milyar lira düzeyine çıktı. Bankaların takipteki bu borçlarını düşük bir bedel karşılığında varlık yönetim şirketlerine devrediyor olmaları bu rakamı olduğundan daha düşük gösteriyor.”

23.4 milyon dosya icrada bekliyor

Artı Gerçek’te yer alan habere göre, CHP’nin raporunda, vatandaşların varlık yönetim şirketlerine 30.7 milyar TL, TOKİ’ye ise 27 milyar lira borcu bulunduğu; bankalara, finansman şirketlerine, varlık yönetim şirketlerine ve TOKİ’ye olan (tahsili gecikmiş borçlar da dahil) toplam borcun ise 1 trilyon 154 milyar liraya ulaştığı belirtildi.

Ulusal Yargı Ağı (UYAP) verilerine göre bu yıl 1 Ocak–6 Mayıs günleri arasında icra ve iflas dairelerine toplam 3 milyon 400 bin yeni dosya geldi. 2 milyon 522 bin dosya ise sonuçlandırılırken yeni gelen dosya sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 25.6 oranında arttı. İcra dairelerinde derdest bulunan dosya sayısı son bir yılda 1 milyon 482 bin adet artarak 6 Mayıs itibarıyla 23 milyon 449 bine çıktı.

Paylaşın

Açlık Sınırı 5 Bin 323 TL’ye Yükseldi

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) Nisan ayı açlık-yoksulluk sınırı raporunu yayımladı. Buna göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 5 bin 323 TL olarak belirlendi. Bu sınır mart ayında 4 bin 928 TL idi.

Bekar bir çalışanın ise aylık yaşam maliyeti 6 bin 965 TL olarak öne çıkarken, yoksulluk sınırı ise 17 bin 340 TL oldu.

Söz konusu raporu her ay güncelleyen Türk-İş, Nisan ayı raporunda “Mutfak enflasyonundaki artış aylık yüzde 8,02, son 12 aylık enflasyon ise yüzde 85,02” ifadelerine yer verdi.

Raporda, market ve semt pazarlarında toplu alışverişin azaldığı, alışverişlerin de artık daha az ve sık bir biçimde yapıldığı belirtildi.

Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) martın son haftasında sanayicilere sattığı buğdayda yüzde 22 oranında zam yaptığı hatırlatılırken, bunun önümüzdeki günlerde tüketici fiyatlarına da yansıyabileceği uyarısında bulunuldu.

Dişi sığır sayısının azalması ve yüksek maliyetlerin üzerine bir de turizm sezonundaki talep artışı eklendiğinde, çözümleri bulunmazsa dana kuşbaşının yaz aylarında 175 TL’yi geçmesi öngörülüyor.

Maliyetler artacak

Elektrik fiyatlarına yapılan yüksek zamlardan dolayı daha az sulama yapılan yerlerde sınırlı gübre kullanımının da ilave olumsuz etkisiyle verim kaybı olacak.

Zamlar öncesindeki gibi gübreleme ve sulamaya devam edilen yerlerde ise maliyetler artacak. Bu çıkmazın doğal sonucu olarak, yaz aylarında gıda fiyatlarında eğer olursa önceki yıllara kıyasla çok sınırlı bir gerileme olacağı şimdiden öne sürülebilir.

Paylaşın

Dünya Ekonomisi Resesyona Mı Sürükleniyor?

Dünya ekonomisinde, 2021’in son aylarından bu yana özellikle, ABD ve euro bölgesinde, büyüme hız kesiyor, enflasyon (fiyat artışı) hızlanıyor, 1970’lerden bu yana ilk kez bir stagflasyon (enflasyon + durgunluk) gündeme geliyor. Ekonomide bir resesyon (daralma), mali piyasalarda kriz ve toplumda siyasi istikrarsızlık olasılıkları güçleniyor.

Stagflasyon kavramı, birbirine ters ekonomik önlemler gerektiren iki olgunun eş zamanlı olarak gelişmesini betimler.

Enflasyonu dizginlemek için faizleri arttırmak, para arzını, tüketici talebini daraltmak, ücret artışlarını baskılamak gerekiyor. Bu önlemler ekonomik durgunluğu hızla daralma (resesyona) içine itme riskini getiriyor. Bütün gözler, bu önlemleri gündeme getirecek olan Merkez Bankaları üzerine odaklanıyor. MB yöneticilerinin her açıklaması anında piyasa hareketlerine yansıyor, kısacası “volatilite” kaynağı oluyor.

Durgunluk eğilimine karşı ekonomik büyümeyi teşvik edici, düşük faiz, parasal genişleme, yüksek ücret politikaları, hükümetlerin sermaye üzerindeki vergileri azaltarak ekonomik faaliyeti canlandırma çabaları, bu kez enflasyonu dayanılmaz noktalara doğru itmeye başlıyor.

Birincisinde, ekonomi daralırken işsizlik, yoksulluk, piyasalarda volatilite (ve “kaza” çıkma olasılığı) artıyor. İkincisinde enflasyon ücretleri hızla aşındırıyor, geçim sıkıntısını arttırıyor. Her iki durumda da “toplumsal barış”, siyasi istikrar hızla bozulmaya başlıyor.

Resesyon riski artarken piyasalar sarsıldı

ABD ve Avrupa’da Merkez Bankaları enflasyonla mücadeleye öncelik vermeyi seçti. Geçen hafta faiz artışı ve para arzını daraltmaya yönelik uygulamalar hızlandı. ABD Merkez Bankası (FED) politika faizini yarım puan, İngiltere Merkez Bankası çeyrek puan arttırdı. İngiltere Merkez Bankası Başkanı bir sonraki aşamada, faizleri yarım puan arttırma eğiliminde olduğunu ima etti.

FED ve Avrupa Merkez bankası (AMB) bilançolarını (mali piyasaları destekleme harcamalarını) daraltmaya başladılar. AMB’nin haziran ayında faizleri artırma olasılığı iyice güçlendi.

Bu ortamda, yıl başından bu yana genel bir gerileme eğilimi sergileyen borsalardaki volatilite giderek sertleşmeye başladı.

ABD’de Standard & Poor, Dow Jones ve Nasdaq indeksleri yıl başından geçen hafta sonuna kadar sırasıyla yüzde olarak, 13, 10, 23 değer kaybettiler. FT 100, yıl başından Mart ortasına kadar % 9.4 geriledikten sonra toparlandı ve söz konusu dönemi toplam %2.5 gerileme ile kapadı. Aynı dönemde Eurofirst 300 indeksi %12, Şangay Bileşik indeksi %17, Tokyo Nikkei %8 geriledi.

Bu genel gerileme eğilimi içinde en sert dalgalanmaların Ukrayna savaşının başladığı Şubat ortası günlerinden sonra geçen hafta, salt ekonomik nedenlerden tekrarlandığı görülüyordu: Geçen hafta, FED faizleri arttırdıktan sonra Dow Jones ve S&P haftayı % 3 ve %3.6 kayıplarla kapattılar, Nasdaq %5 geriledi, FT 100 son 3 günde % 2 değer kaybetti. Gelişmiş ülkelerde en dinamik şirketleri izleyen MSCI indeksi, Kasım 2021’den bu yana %50’den fazla gerilemiş.

Faizlerin artamaya başlaması, borsalardaki dalgalanmalar, tahvil piyasalarını da etkisi altına alma ve sert yön değiştirme, bir krizi tetikleme riskini güçlendiriyor.

Çin’de olan Çin’de kalmıyor

Merkez banklarının enflasyonla mücadele pratikleri nadiren bir yumuşak inişle sonuçlanıyor. Buna karşılık merkez bankalarının, stagflasyon içinde enflasyonla mücadele ederken ekonomiyi resesyona (fiziki daralma) itme olasılığı çok yüksek. ABD ekonomisi bu yılın ilk dört aylık döneminde %1.4 gerilemiş görünüyor. Aynı dönemde sanayide prodüktivitenin yıllık bazda %7.5 (Bloomberg’e göre, 1947’den bu yana en hızlı düşüş) gerilemiş olması da resesyon riskine işaret ediyor.

Avrupa’ya gelince, euro bölgesinin en büyük ekonomisi Almanya’da büyüme hızının ilk dört aylık dönemde, Ukrayna savaşının, Haziranda başlayacak faiz artışlarının, Çin ekonomisindeki yavaşlamanın etkileri henüz tam olarak kendilerini göstermemiş olsa da, % 0,2 de kaldığı görülüyor. Alman hükümeti 2022 için büyüme hızı beklentisini % 3,6’dan % 2.2’ye çekti.

Euro bölgesi verileri, enflasyon hızlanırken, perakende piyasalarında satışların özellikle İspanya, Almanya ve Fransa ‘da hızla düşmekte olduğunu gösteriyor. Önümüzdeki aylarda, gelmesi beklenen bir faiz artışının bu eğilimi ve genelde resesyon riskini güçlendirmesi beklenebilir.

Asya’da ekonomik manzara ağırlıklı olarak Çin’in performansına bağlı. Çin ekonomisinin büyüme hızının negatif alana geçme olasılığı şimdilik, en azından resmi verilere göre yok. Ancak “Sıfır Covid” politikası nedeniyle rejim, sık sık ülkenin ekonomik olarak kritik bölgelerini karantinaya alınca, hem üretim, hem de tedarik zincirleri aksıyor. Çin ekonomisi söz konusu olunca genelde iyimser olan ekonomist Stephen Roach (Yale Üniversitesi, Morgan Stanley eski Asya büro şefi) bu kez resmen açıklanan %5.5 büyüme hızının yakalanabileceğine inanmıyor.

Gerçekten de son veriler tüketici harcamalarının zayıflığını, ekonomik hasılanın %40’ını oluşturan servis sektöründe satın alma müdürleri indeksinin Mart ayında 42’den Nisan ayında 39 düzeyinde (50’nin altı daralma anlamına geliyor) gerilediğini gösteriyor. Örneğin, Cep telefonu ve taşıt araçlarında satışlar Nisan ayında yıllık bazda sırasıyla %14 ve %39 oranında gerilemiş.

Wall Street Journal’ın aktardığı gibi, “Çin’de olan Çin’de kalmıyor”. Dünyanın ikinci büyük ekonomisinde bir yavaşlama bölge ülkelerinden başlayarak, dünya ekonomisini etkilemeye başlıyor. Güney Kore, Tayvan ve Japonya’nın Çin’e ihracatlarında Nisan ayında belirgin düşüşler görülüyor.

Merkezde enflasyonla mücadele, çevrede borç krizi…

Geçen yüz yılda, gelişmekte olan ülkelerin en büyük borç krizi, ABD merkez Bankası 1970’lerin sonunda, stagflasyona karşı enflasyonla mücadeleye öncelik verdiğinde, patlamıştı.

Bugün de benzer bir tehlike var. Institute of International Finance (IFF) hesaplamalarına göre, gelişmekte olan ülkelerin bu yıl sonuna kadar ödemesi gereken borçların ABD faizlerinden doğrudan etkilenecek olan kısmı bir trilyon dolara ulaşıyor.

Finansal krizden bu yana adeta ikiye katlanan gelişmekte olan ülkelerin borçları, bugüne kadar neredeyse “sıfır faizden” borçlanılabildiği için kolaylıkla servis edilebiliyordu.

Şimdi, Merkez Bankaları, özellikle ABD’de FED, enflasyonla mücadele bağlamında faizleri arttırarak, parasal sıkılaştırma politikalarına geçmeye başlayınca, borçlanma maliyetleri artıyor, dolar değerlenmeye başlıyor. Bu durumda dolarla borçlanan ve finansal dengeleri kırılgan ülkelerin hem borçlanarak hem de ülke içindeki gelirlerine dayanarak borçlarını servis etmesi hızla zorlaşıyor. Dahası merkez ülkelerin piyasalarındaki daralmalar, çevre ülkelerin ihracat gelirlerini de olumsuz yönde etkilemeye, borç ödemek için gereken dövizi yaratma kapasitelerini düşürmeye başlıyor. Tüm bu dinamikler, uluslararası yatırımcının gelişmekte olan ülkelere olan güvenini daha da zayıflatıyor. Eliot Fon yönetimi şirketinden Jay Newman’ın deyimiyle bu ülkeler, bugün “hangi fiyattan olursa olsun güvenilemez” konumdalar.

Bir borç krizi tehlikesi yalnızca gelişmekte olan ülkeler için değil, Avrupa periferisindeki ülkeler için de geçerli. Euro bölgesi ekonomilerinin borç durumlarını, on yıl öncesiyle karşılaştıran Deutsche Bank stratejisti Maximilian Uleer’e göre faizler artmaya devam ederse (ki edecek) İspanya ve İtalya’nın faiz maliyetinin milli gelire oranı 2011 düzeyini yakalayabilir. Uleer’in karşılaştırması, Yunanistan ve Portekiz’in de kritik bir noktada oluğunu gösteriyor.

Borç krizi beraberinde hemen derin bir resesyon getirdiğinden, bu açıdan bakınca da genelleşmiş, küresel bir resesyon riskinden söz etmek olanaklı.

1970’lerdeki stagflasyona karşı gelişmiş ülkelerin merkez bankaları, Başta FED olmak üzere faizleri hızla arttırarak mücadele ettiler. Ani faiz artışlarının resesyon yaratıcı etkileri, 1980’ler boyunca çevre ülkelerin ekonomileri açılarak, yeniden şekillendirilerek yaratılan yeni mal ve sermaye ihracatı olanaklarıyla, küreselleşmeyle, dengeleniyordu.

Bugün de benzer bir seçeneğin olabileceğini söylemek, küresel resesyonun ve yeni bir finansal kriz riskinin hangi karşıt eğilimlerle dengelenebileceğini bilmek hiç kolay değil.

(BBC Türkçe: Ergin Yıldızoğlu)

Paylaşın

Otobüs Bilet Fiyatları Yüzde 150 Arttı

Online otobüs, uçak ve feribot bileti platformu Obilet.com CEO’su Yiğit Gürocak, akaryakıt fiyatlarının artmasının otobüs ve uçak bileti fiyatlarına yansıdığını, otobüs fiyatlarında yüzde 150’ye varan artış olduğunu açıkladı.

Bloomberg HT’den Hande Berktan’ın haberine göre, Obilet CEO’su Yiğit Gürocak, bayram tatilinde tekrar gündeme gelen otobüs seyahatleri fiyatları ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Gürocak “Geçen Ramazan Bayramı’nda şehirlerarası seyahat kısıtlamaları devam etmiş, satış miktarları düşük kalmıştı. Dolayısıyla bu ramazan dönemiyle bir önceki Kurban Bayramı’nı mukayese, çok daha gerçekçi olur. Bu yıl otobüste yüzde 105, uçakta ise yüzde 125 artış oldu. 2022 ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre seyahat sektörü önemli toparlanma gösterdi. Otobüs sektörü ilk çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 50 civarında toparlanırken yurtiçi uçuşlarda yüzde 37 toparlanma oldu. DHMİ dış hatlarda seyahat kısıtlamasının kaldırılmış olmasıyla dış hat yolculuklarında yüzde 126 artış gözlemlendi” dedi.

Enflasyonda en yüksek artış ulaşım sektöründe

Gürocak’ın açıklamasına göre, akaryakıt fiyatlarının artması bir yandan otobüs ve uçak bileti fiyatlarına yansırken, bir yandan da özel araçla ve kiralık araçla yolculuğun maliyetini otobüs ve uçağa kıyasla daha çok artırıyor.

Enflasyonda en yüksek artış olan sektör ulaşım oldu. Ulaşım anlamında yüksek akaryakıt, otoyol geçiş maliyetleri, transfer ücretleri nedeniyle otobüs seyahatleri yeniden keşfedildi. Toplam bilet tarafının havayolu sektöründe yüzde 60’larda, diğer yanda otobüste ise bilet alım oranı yüzde 25’lerde. Otobüs fiyatlarında yıllık fiyat artışı yüzde 150 oldu.

Obilet.com’un verilerine göre, bu bayram döneminde bir önceki bayram dönemine göre, bilet satışları en çok artan şehirler otobüste Erzincan, Batman, Maraş, Diyarbakır ve Elazığ olurken, uçakta ise Kıbrıs (Lefkoşa), Hatay, Diyarbakır, Iğdır ve Mardin başı çekti.

Paylaşın