Dünya Ekonomisi Resesyona Mı Sürükleniyor?

Dünya ekonomisinde, 2021’in son aylarından bu yana özellikle, ABD ve euro bölgesinde, büyüme hız kesiyor, enflasyon (fiyat artışı) hızlanıyor, 1970’lerden bu yana ilk kez bir stagflasyon (enflasyon + durgunluk) gündeme geliyor. Ekonomide bir resesyon (daralma), mali piyasalarda kriz ve toplumda siyasi istikrarsızlık olasılıkları güçleniyor.

Stagflasyon kavramı, birbirine ters ekonomik önlemler gerektiren iki olgunun eş zamanlı olarak gelişmesini betimler.

Enflasyonu dizginlemek için faizleri arttırmak, para arzını, tüketici talebini daraltmak, ücret artışlarını baskılamak gerekiyor. Bu önlemler ekonomik durgunluğu hızla daralma (resesyona) içine itme riskini getiriyor. Bütün gözler, bu önlemleri gündeme getirecek olan Merkez Bankaları üzerine odaklanıyor. MB yöneticilerinin her açıklaması anında piyasa hareketlerine yansıyor, kısacası “volatilite” kaynağı oluyor.

Durgunluk eğilimine karşı ekonomik büyümeyi teşvik edici, düşük faiz, parasal genişleme, yüksek ücret politikaları, hükümetlerin sermaye üzerindeki vergileri azaltarak ekonomik faaliyeti canlandırma çabaları, bu kez enflasyonu dayanılmaz noktalara doğru itmeye başlıyor.

Birincisinde, ekonomi daralırken işsizlik, yoksulluk, piyasalarda volatilite (ve “kaza” çıkma olasılığı) artıyor. İkincisinde enflasyon ücretleri hızla aşındırıyor, geçim sıkıntısını arttırıyor. Her iki durumda da “toplumsal barış”, siyasi istikrar hızla bozulmaya başlıyor.

Resesyon riski artarken piyasalar sarsıldı

ABD ve Avrupa’da Merkez Bankaları enflasyonla mücadeleye öncelik vermeyi seçti. Geçen hafta faiz artışı ve para arzını daraltmaya yönelik uygulamalar hızlandı. ABD Merkez Bankası (FED) politika faizini yarım puan, İngiltere Merkez Bankası çeyrek puan arttırdı. İngiltere Merkez Bankası Başkanı bir sonraki aşamada, faizleri yarım puan arttırma eğiliminde olduğunu ima etti.

FED ve Avrupa Merkez bankası (AMB) bilançolarını (mali piyasaları destekleme harcamalarını) daraltmaya başladılar. AMB’nin haziran ayında faizleri artırma olasılığı iyice güçlendi.

Bu ortamda, yıl başından bu yana genel bir gerileme eğilimi sergileyen borsalardaki volatilite giderek sertleşmeye başladı.

ABD’de Standard & Poor, Dow Jones ve Nasdaq indeksleri yıl başından geçen hafta sonuna kadar sırasıyla yüzde olarak, 13, 10, 23 değer kaybettiler. FT 100, yıl başından Mart ortasına kadar % 9.4 geriledikten sonra toparlandı ve söz konusu dönemi toplam %2.5 gerileme ile kapadı. Aynı dönemde Eurofirst 300 indeksi %12, Şangay Bileşik indeksi %17, Tokyo Nikkei %8 geriledi.

Bu genel gerileme eğilimi içinde en sert dalgalanmaların Ukrayna savaşının başladığı Şubat ortası günlerinden sonra geçen hafta, salt ekonomik nedenlerden tekrarlandığı görülüyordu: Geçen hafta, FED faizleri arttırdıktan sonra Dow Jones ve S&P haftayı % 3 ve %3.6 kayıplarla kapattılar, Nasdaq %5 geriledi, FT 100 son 3 günde % 2 değer kaybetti. Gelişmiş ülkelerde en dinamik şirketleri izleyen MSCI indeksi, Kasım 2021’den bu yana %50’den fazla gerilemiş.

Faizlerin artamaya başlaması, borsalardaki dalgalanmalar, tahvil piyasalarını da etkisi altına alma ve sert yön değiştirme, bir krizi tetikleme riskini güçlendiriyor.

Çin’de olan Çin’de kalmıyor

Merkez banklarının enflasyonla mücadele pratikleri nadiren bir yumuşak inişle sonuçlanıyor. Buna karşılık merkez bankalarının, stagflasyon içinde enflasyonla mücadele ederken ekonomiyi resesyona (fiziki daralma) itme olasılığı çok yüksek. ABD ekonomisi bu yılın ilk dört aylık döneminde %1.4 gerilemiş görünüyor. Aynı dönemde sanayide prodüktivitenin yıllık bazda %7.5 (Bloomberg’e göre, 1947’den bu yana en hızlı düşüş) gerilemiş olması da resesyon riskine işaret ediyor.

Avrupa’ya gelince, euro bölgesinin en büyük ekonomisi Almanya’da büyüme hızının ilk dört aylık dönemde, Ukrayna savaşının, Haziranda başlayacak faiz artışlarının, Çin ekonomisindeki yavaşlamanın etkileri henüz tam olarak kendilerini göstermemiş olsa da, % 0,2 de kaldığı görülüyor. Alman hükümeti 2022 için büyüme hızı beklentisini % 3,6’dan % 2.2’ye çekti.

Euro bölgesi verileri, enflasyon hızlanırken, perakende piyasalarında satışların özellikle İspanya, Almanya ve Fransa ‘da hızla düşmekte olduğunu gösteriyor. Önümüzdeki aylarda, gelmesi beklenen bir faiz artışının bu eğilimi ve genelde resesyon riskini güçlendirmesi beklenebilir.

Asya’da ekonomik manzara ağırlıklı olarak Çin’in performansına bağlı. Çin ekonomisinin büyüme hızının negatif alana geçme olasılığı şimdilik, en azından resmi verilere göre yok. Ancak “Sıfır Covid” politikası nedeniyle rejim, sık sık ülkenin ekonomik olarak kritik bölgelerini karantinaya alınca, hem üretim, hem de tedarik zincirleri aksıyor. Çin ekonomisi söz konusu olunca genelde iyimser olan ekonomist Stephen Roach (Yale Üniversitesi, Morgan Stanley eski Asya büro şefi) bu kez resmen açıklanan %5.5 büyüme hızının yakalanabileceğine inanmıyor.

Gerçekten de son veriler tüketici harcamalarının zayıflığını, ekonomik hasılanın %40’ını oluşturan servis sektöründe satın alma müdürleri indeksinin Mart ayında 42’den Nisan ayında 39 düzeyinde (50’nin altı daralma anlamına geliyor) gerilediğini gösteriyor. Örneğin, Cep telefonu ve taşıt araçlarında satışlar Nisan ayında yıllık bazda sırasıyla %14 ve %39 oranında gerilemiş.

Wall Street Journal’ın aktardığı gibi, “Çin’de olan Çin’de kalmıyor”. Dünyanın ikinci büyük ekonomisinde bir yavaşlama bölge ülkelerinden başlayarak, dünya ekonomisini etkilemeye başlıyor. Güney Kore, Tayvan ve Japonya’nın Çin’e ihracatlarında Nisan ayında belirgin düşüşler görülüyor.

Merkezde enflasyonla mücadele, çevrede borç krizi…

Geçen yüz yılda, gelişmekte olan ülkelerin en büyük borç krizi, ABD merkez Bankası 1970’lerin sonunda, stagflasyona karşı enflasyonla mücadeleye öncelik verdiğinde, patlamıştı.

Bugün de benzer bir tehlike var. Institute of International Finance (IFF) hesaplamalarına göre, gelişmekte olan ülkelerin bu yıl sonuna kadar ödemesi gereken borçların ABD faizlerinden doğrudan etkilenecek olan kısmı bir trilyon dolara ulaşıyor.

Finansal krizden bu yana adeta ikiye katlanan gelişmekte olan ülkelerin borçları, bugüne kadar neredeyse “sıfır faizden” borçlanılabildiği için kolaylıkla servis edilebiliyordu.

Şimdi, Merkez Bankaları, özellikle ABD’de FED, enflasyonla mücadele bağlamında faizleri arttırarak, parasal sıkılaştırma politikalarına geçmeye başlayınca, borçlanma maliyetleri artıyor, dolar değerlenmeye başlıyor. Bu durumda dolarla borçlanan ve finansal dengeleri kırılgan ülkelerin hem borçlanarak hem de ülke içindeki gelirlerine dayanarak borçlarını servis etmesi hızla zorlaşıyor. Dahası merkez ülkelerin piyasalarındaki daralmalar, çevre ülkelerin ihracat gelirlerini de olumsuz yönde etkilemeye, borç ödemek için gereken dövizi yaratma kapasitelerini düşürmeye başlıyor. Tüm bu dinamikler, uluslararası yatırımcının gelişmekte olan ülkelere olan güvenini daha da zayıflatıyor. Eliot Fon yönetimi şirketinden Jay Newman’ın deyimiyle bu ülkeler, bugün “hangi fiyattan olursa olsun güvenilemez” konumdalar.

Bir borç krizi tehlikesi yalnızca gelişmekte olan ülkeler için değil, Avrupa periferisindeki ülkeler için de geçerli. Euro bölgesi ekonomilerinin borç durumlarını, on yıl öncesiyle karşılaştıran Deutsche Bank stratejisti Maximilian Uleer’e göre faizler artmaya devam ederse (ki edecek) İspanya ve İtalya’nın faiz maliyetinin milli gelire oranı 2011 düzeyini yakalayabilir. Uleer’in karşılaştırması, Yunanistan ve Portekiz’in de kritik bir noktada oluğunu gösteriyor.

Borç krizi beraberinde hemen derin bir resesyon getirdiğinden, bu açıdan bakınca da genelleşmiş, küresel bir resesyon riskinden söz etmek olanaklı.

1970’lerdeki stagflasyona karşı gelişmiş ülkelerin merkez bankaları, Başta FED olmak üzere faizleri hızla arttırarak mücadele ettiler. Ani faiz artışlarının resesyon yaratıcı etkileri, 1980’ler boyunca çevre ülkelerin ekonomileri açılarak, yeniden şekillendirilerek yaratılan yeni mal ve sermaye ihracatı olanaklarıyla, küreselleşmeyle, dengeleniyordu.

Bugün de benzer bir seçeneğin olabileceğini söylemek, küresel resesyonun ve yeni bir finansal kriz riskinin hangi karşıt eğilimlerle dengelenebileceğini bilmek hiç kolay değil.

(BBC Türkçe: Ergin Yıldızoğlu)

Paylaşın

Otobüs Bilet Fiyatları Yüzde 150 Arttı

Online otobüs, uçak ve feribot bileti platformu Obilet.com CEO’su Yiğit Gürocak, akaryakıt fiyatlarının artmasının otobüs ve uçak bileti fiyatlarına yansıdığını, otobüs fiyatlarında yüzde 150’ye varan artış olduğunu açıkladı.

Bloomberg HT’den Hande Berktan’ın haberine göre, Obilet CEO’su Yiğit Gürocak, bayram tatilinde tekrar gündeme gelen otobüs seyahatleri fiyatları ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Gürocak “Geçen Ramazan Bayramı’nda şehirlerarası seyahat kısıtlamaları devam etmiş, satış miktarları düşük kalmıştı. Dolayısıyla bu ramazan dönemiyle bir önceki Kurban Bayramı’nı mukayese, çok daha gerçekçi olur. Bu yıl otobüste yüzde 105, uçakta ise yüzde 125 artış oldu. 2022 ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre seyahat sektörü önemli toparlanma gösterdi. Otobüs sektörü ilk çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 50 civarında toparlanırken yurtiçi uçuşlarda yüzde 37 toparlanma oldu. DHMİ dış hatlarda seyahat kısıtlamasının kaldırılmış olmasıyla dış hat yolculuklarında yüzde 126 artış gözlemlendi” dedi.

Enflasyonda en yüksek artış ulaşım sektöründe

Gürocak’ın açıklamasına göre, akaryakıt fiyatlarının artması bir yandan otobüs ve uçak bileti fiyatlarına yansırken, bir yandan da özel araçla ve kiralık araçla yolculuğun maliyetini otobüs ve uçağa kıyasla daha çok artırıyor.

Enflasyonda en yüksek artış olan sektör ulaşım oldu. Ulaşım anlamında yüksek akaryakıt, otoyol geçiş maliyetleri, transfer ücretleri nedeniyle otobüs seyahatleri yeniden keşfedildi. Toplam bilet tarafının havayolu sektöründe yüzde 60’larda, diğer yanda otobüste ise bilet alım oranı yüzde 25’lerde. Otobüs fiyatlarında yıllık fiyat artışı yüzde 150 oldu.

Obilet.com’un verilerine göre, bu bayram döneminde bir önceki bayram dönemine göre, bilet satışları en çok artan şehirler otobüste Erzincan, Batman, Maraş, Diyarbakır ve Elazığ olurken, uçakta ise Kıbrıs (Lefkoşa), Hatay, Diyarbakır, Iğdır ve Mardin başı çekti.

Paylaşın

Türkiye’de Her 10 Kişiden 3’ü Maddi Yoksunluk İçinde

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), “Gelir ve Yaşam Koşulları 2021” araştırmasının sonuçları, Türkiye’de giderek derinleşen eşitsizliğin ulaştığı çarpıcı boyutu bir kez daha gözler önüne serdi. Türkiye’de en zengin yüzde 20’lik kesimde bulunanların toplam gelirden aldığı pay yüzde 46,7 olurken en yoksul yüzde 20’lik kesimde bulunanların aldığı pay yüzde 6,1’de kaldı.

Veriler, iktidarın ekonomi politikası nedeniyle giderek azalan alım gücünün kalabalık ailelere etkisini de gözler önüne serdi. Tek kişilik hanehalklarında yoksulluk oranı 2020 yılına göre 2021 yılında yüzde 4,4 puan azalarak yüzde 6,5 olarak gerçekleşirken en az bir çekirdek aile ve diğer kişilerden oluşan hanehalklarının yoksulluk oranı yüzde 18,5 olarak gerçekleşti. Tek kişilik hanehalklarının yoksulluk oranı ise yüzde 14,2 olarak kayıtlara geçti.

Yoksulluk oranı sürekli arttı

Sürekli yoksulluk oranı da yıllar itibarıyla dramatik bir artış kaydetti. Buna göre, 2018 yılında yüzde 12,7 olan sürekli yoksulluk oranı 2021 yılında yüzde 13,8’e yükseldi.

Oturulan konuta sahip olanların oranı 2020 yılına göre 2021 yılında 0,3 puan azalarak yüzde 57,5 olarak hesaplandı. Kirada oturanların oranı yüzde 26,8, lojmanda oturanların oranı yüzde 1,2, kendi konutunda oturmayıp kira ödemeyenlerin oranı ise yüzde 14,6 oldu.

Yurttaşların barınma problemi de TÜİK verileri ile ortaya konuldu. Kurumsal olmayan nüfusun yüzde 34,3’ü konutunda izolasyondan dolayı ısınma sorunu, yüzde 33,9’u sızdıran çatı, nemli duvarlar, çürümüş pencere çerçeveleri vb. problemleri yaşadı.

Konut alımı ve konut masrafları dışında borç veya taksit ödemesi olanların oranı 2020 yılına göre 2021 yılında 5,4 puan artarak yüzde 63,7 oldu. Nüfusun yalnızca yüzde 6,6’sı bu ödemeleri “yük” kabul etmezken yüzde 23’üne borçları “çok yük” getirdi. Hanelerin yüzde 61’i evden uzakta bir haftalık tatil masrafını karşılayamadığını beyan etti. Araştırmada öne çıkan en çarpıcı bulgular ise şöyle sıralandı:

  • Hanelerin yüzde 38’i, iki günde bir eti, tavuk ya da yemek masrafını,
  • Hanelerin yüzde 33’ü beklenmedik harcamaları,
  • Hanelerin yüzde 20’si evin ısınma ihtiyacını,
  • Hanelerin yüzde 63’ü eskimiş mobilyaların yenilenmesini ekonomik olarak karşılayamadığını beyan etti.

Yıllık ortalama esas iş gelirleri sırasıyla yükseköğretim mezunlarında 68 bin 229 TL, lise ve dengi okul mezunlarında 47 bin 326 TL, lise altı eğitimlilerde 35 bin 344 TL, bir okul bitirmeyenlerde 25 bin 911 TL ve okur-yazar olmayan fertlerde 19 bin 835 TL olarak hesaplandı.

Toplam gelir içerisinde en yüksek payı, yüzde 47,1 ile bir önceki yıla göre aynı kalan maaş ve ücret geliri aldı. İkinci sırayı yüzde 23,9 ile önceki yıla göre 2,1 puanlık artış gösteren sosyal transfer geliri alırken üçüncü sırayı yüzde 17,5 ile önceki yıla göre 0,2 puan azalan müteşebbis geliri oluşturdu. Tarım gelirinin müteşebbis geliri içindeki payı bir önceki yıla göre 2,5 puan artarak yüzde 23,4 olurken emekli ve dul-yetim aylıklarının sosyal transferler içindeki payı 1,7 puan azalarak yüzde 90,0 olarak gerçekleşti.

Gelir dağılımında büyük eşitsizlik

Gelir dağılımındaki eşitsizliği ortaya koyan bir diğer veri ise Gini katsayısı verisi oldu. Gelir dağılımı eşitsizliğinin en yaygın ölçütlerinden olan ve 1’e yaklaştıkça gelir dağılımındaki bozulmayı ifade eden Gini katsayısı Türkiye’de 0,401 olarak tahmin edildi. Gini katsayısında 2017 itibarıyla yıllara göre yaşanan değişim ise şöyle kaydedildi:

TÜİK’in verilerine göre, Türkiye’deki göreli yoksulluk oranı yüzde 14,4 ile ifade edildi. Ülkedeki toplam gelirin nüfusa bölünmesi yoluyla hesaplanan ve “Medyan Gelir” olarak ifade edilen gelir türü dikkate alındığında ortaya çıkan yoksulluk oranları şöyle paylaşıldı:

“Finansal sıkıntıda olma durumu”nu ifade eden maddi yoksunluk oranı da çarpıcı boyuta ulaştı. Kişilerin, çamaşır makinesi, telefon ve otomobil sahipliği ile “Beklenmedik harcamaları yapabilme” durumunu da yansıtan maddi yoksunluk oranı 2021 yılı itibarıyla yüzde 27,2 oldu. Maddi yoksunluk oranları yıllara göre şöyle gerçekleşti:

Paylaşın

Enflasyonla İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar!

Nisan sonu itibariyle enflasyon yüzde 70’e dayandı. Bu şekilde, enflasyonda en son 1999’da gördüğümüz seviyelere geri döndük. 2001 krizi sonrası Merkez Bankası bağımsızlığı ve kredibilitesi yolunda büyük bedel ödeyerek elde ettiğimiz kazanımları da maalesef geride bıraktık.

Fiyat istikrarının birincil sorumlusu Merkez Bankası’dır. O nedenle enflasyonun böylesine hızlı yükselmesinin sebeplerini de politika hatalarında aramak lazım. Peki nedir o hatalar?

Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, enflasyonla ilgili doğru bilinen yanlışları BBC Türkçe için kaleme aldı.

1) Enflasyonun sebebi global arz şoklarından kaynaklanıyor

Önce pandemi, arkasından da Rusya’nın Ukrayna’yı işgali nedeniyle küresel çapta iki önemli arz şoku ile karşı karşıya kaldık. Arz şoku, talebin artmasından değil üretim maliyetlerinin artmasından kaynaklanan enflasyonist baskıya verilen teknik isimdir.

Doğal olarak bu problemler tüm dünyada enflasyonist baskıları artırdı. Ancak buradan yola çıkıp Türkiye’de yaşanan enflasyon, tamamen dünyada yaşanan küresel problemlerin bir yansımasıdır sonucu çıkarılamaz.

Şekilde Mart 2022 itibariyle gelişmiş ve gelişmekte olan bir grup ülke için yıllık enflasyon rakamlarını görüyoruz. Bize en yakın enflasyon, yüzde 16 ile savaşın bizzat yaşandığı ve yaptırımlara tabi olan Rusya’da görülüyor. Onlarla bile aramızda (Mart itibari ile) manşet rakamlar üzerinden 40 puan üzerinde bir fark var. Elbette küresel bir enflasyon var. Ancak salt küresel faktörlerden kaynaklanan etkiler, yaşadığımız enflasyonun oldukça sınırlı bir miktarına tekabül ediyor.

2) Arz enflasyonuna karşı Merkez Bankası bir şey yapamaz

Para politikası talebi yavaşlatmak sureti ile enflasyonu düşürür. Merkez Bankası faiz artırdığında borçlanma maliyeti arttığı için harcamalar yavaşlar. Zayıflayan talep fiyatlar üzerindeki baskıları da azaltır. Ancak faizi artırmak tedarik zinciri sorunlarını çözmez. Rusya savaşının daralttığı petrol arzına çare olmaz. Bu nedenle, eğer arz faktörlerinin geçici olduğuna inanılıyorsa Merkez Bankası’nın bunu piyasalara iyi anlatıp hiç müdahale etmemesi uygundur. TCMB de artan enflasyona karşı tepkisiz kalmasını büyük ölçüde bu mantıkla açıklamaya çalışıyor.

Ancak, arz kaynaklı enflasyonun uzaması halinde beklentiler bozulmaya başlar. İşte o noktada Merkez Bankası’nın müdahalesi arz enflasyonunu düzeltemese de bunun genele yayılmasını engeller. Batılı ülkelerin bir ağızdan faiz artışlarına geçmelerinin en önemli sebeplerinden biri bu.

İlave olarak, Türkiye’de yaşanan arz enflasyonun en önemli sebeplerinden bir tanesi TL’deki değer kaybının getirdiği geçişkenlik etkisi. Yani söz konusu olan arz şoku dışarıdan gelen ve para politikasının kontrolü dışında olan bir etmen değil. Bilakis, TCMB’nin faizleri enflasyonun altında seviyelere çekmesinden kaynaklanan bir politika hatasının sonucu. İşte bu sebeple söz konusu hatayı düzeltmek de bizzat Merkez Bankası’nın görev alanına giriyor.

3) Enflasyon kendi kendine düşer

Enflasyonun kendi kendine düşmesi ancak geçici ve istisnai arz şoku durumunda olur. Yarın Rusya savaşı son bulsa emtia fiyatlarında bir düşme görebiliriz. Benzer şekilde geçen sene son çeyrekte kurda yaşanan ani sıçramayı bu sene beklemediğimiz için bir önceki seneye göre “baz etkisi ile” bir düşüş bekleyebiliriz.

Ancak bu senaryolarda arz şokunun hiçbir yayılma etkisi yapmaması ve beklentileri bozmaması varsayımı var ki; bu varsayım Türkiye koşullarına hiç uymuyor. ABD Merkez Bankası Fed bile, pandemi öncesinde yaşadığı sorun “düşük enflasyon” sorunu olduğu halde, pandemi sırasında yaşanan arz baskısının enflasyon beklentilerini yukarı taşımasına engel olamadı. Aralık 2021 itibariyle de müdahale etmeye karar verdi. Buna rağmen geç kaldı ve geç kalmasının bedeli daha sıkı bir para politikası olacağı için eleştiriliyor.

Bizde ise zaten yüksek enflasyon ortamında iken bunun üzerine gelen global arz şoklarının beklentileri etkilemeyeceğini varsaymak başlı başına bir hata. Kaldı ki kendi kendine düşmesi beklenen seviye bile son enflasyon raporu tahminlerine göre yüzde 43. Peki Merkez Bankası kendi tahmini bile hedefin yaklaşık 9 katı üzerindeyken enflasyona müdahale etmeyi düşünmüyorsa ne zaman müdahale eder?

Yaşadığımız enflasyon bir yandan arz, bir yandan talep faktörleri ile besleniyor. Küresel arz enflasyonu, TL’deki değer kaybı ile daha da güçlü bir arz enflasyonuna dönüşüyor. Bunların üzerine bir de beklenti etkisi ekleniyor. Merkez Bankası’nın beklentileri çıpalayamadığı bir ortamda enflasyon beklentisi gerçekleşen enflasyonla şekilleniyor. Bu da kendi kendine düşmek şöyle dursun kendi kendini besleyen bir enflasyon yaratıyor.

Bu tartışmadan çıkan sonuç şu: Enflasyon kendi kendine düşmez. Kararlı, başarılı ve güven veren para politikası ile düşer.

4) Enflasyon faiz indirerek düşer

Bu konuda çok yazıp çizdik. Ancak listeyi tamamlamak adına bir kez daha hatırlatalım. Faiz indirimleri hem talebi artırarak hem de TL’yi zayıflatıp üretim maliyetlerini artırarak enflasyonu besliyor. İktisat bilimi için bunlar yeni değil. Ancak atılan hatalı adımlar o kadar keskin sonuçlar doğurdu ki bu bilimsel çıkarımı artık çıplak gözle de net bir şekilde görebiliyoruz. Eylül 2021 sonrası faizlerdeki 500 puan düşüşe karşılık enflasyonun 50 puan yükselmesi önemli bir bilimsel sonucu en çarpıcı şekilde gözler önüne seriyor.

Paylaşın

Fed Ekonomistinden Türkiye İçin Kritik Uyarı

Ekonomist Levent Altınoğlu, “Enflasyonun yüksek seyirde olmasına rağmen Türkiye’de gevşek para politikasının sürdürülmesi Türkiye ekonomisi için önemli riskler doğuruyor” ifadelerini kullandı.

Fed Finansal İstikrar Bölümü Ekonomisti Levent Altınoğlu, Bloomberg HT yayınında Türkiye’nin para politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Stagflasyon ortamında merkez bankalarının atması gereken adımlara değinen Altınoğlu, şunları söyledi:

“Enflasyonun yüksek seyirde olmasına rağmen Türkiye’de gevşek para politikasının sürdürülmesi Türkiye ekonomisi için önemli riskler doğuruyor. Türkiye’de birçok firma Döviz cinsinden çok borçlanmış durumda ve borçların büyük kısmının kısa vadede ödenmesi gerekiyor. Dolayısıyla gevşek para politikası enflasyonu körüklüyor, enflasyon da kurun artmasına sebep oluyor.

Döviz artınca firmaların reel yükü artıyor. Buradaki risk bu firmaların borçlarını ödeyemeyecek duruma gelmesi endişesiyle ani bir sermaye çıkışının yaşanmasıdır. Reel sektörde durgunluk olursa banka sektörüne de sirayet edebilir. Geçmişteki krizlerde olayların böyle geliştiğini gördük. İhtiyatlı para politikası riskler ortaya çıkmadan faiz artışını gerektirir.

‘MB döviz rezervlerini büyük ölçüde sattı’

Böyle bir ortamda enflasyonun azalmasını beklemek çok zor. Son zamanlarda TL büyük ölçüde değer kaybetti, bunun sebebi gevşek para politikası ve yüksek enflasyon ortamı. Yüksek enflasyon ortamında faiz artırımına gitmeden TL’yi desteklemek zorlaştı çünkü Merkez Bankası kura müdahale etmek için döviz rezervlerini büyük ölçüde sattı. Son yıllarda rezervleri artırmak için Merkez Bankası bankalardan döviz ödünç aldı. Dış yatırım ve ihracatla ülkeye giren döviz miktarı yetersiz kalırsa, Merkez Bankası o zaman ödünç alınan dövizleri ödemekte zorlanır.

O zaman iki seçenekle karşı karşıya kalınır. Birincisi ödünç alınan dövizleri TL cinsiden ödemeye gidebilir ki bu enflasyonu daha da körükler. İkinci seçenek ödünç alınan dövizleri kısmen ödemeyerek olur ki bu bankalara zarar verir ve banka kredisini olumsuz etkiler. Kur korumalı mevduat uygulaması kura geçici destek sağlayabilir. Orta vadede ise enflasyonist baskı oluşturarak kura ters etki yaptığını da görmemiz mümkün.”

Paylaşın

Türkiye’nin İç Borç Faizi Anaparayı İlk Defa Geçti

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın verilerine göre  borç stoklarına ait ödeme projeksiyonlarında, borcun faiz ödemelerinin, anapara ödemelerini aşarken, 3 trilyon 109 milyar TL tutarındaki merkezi yönetim brüt borç stokunda, döviz cinsinden borçlar TL cinsinden borçları ikiye katladı.

Nisan ayı itibarıyla iç borç anapara ödemesi 1 trilyon 483 TL’ye ulaşırken, faiz ödemesi ise 1 trilyon 743 TL olarak kaydedildi. Aralık 2021’de anapara ödemeleri 1 trilyon 316 milyar TL, faiz ödemeleri ise 794.7 milyar TL tutarında oldu. Böylelikle cumhuriyet tarihinde ilk defa AKP döneminde iç borç faizi anaparayı geçmiş oldu.

Sözcü’den Erdoğan Süzer’in haberine göre; İzmir, Antalya, Muğla, Aydın ile Ankara’daki 10 ayrı taşınmaz özelleştirme yoluyla acil satılıyor.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) tarafından ‘Yatırımcılara Duyuru’ başlığıyla yayımlanan ihale ilanına göre, arsa ve araziler Özelleştirme Kanunu kapsamında doğrudan ‘satış’ yöntemiyle özelleştirilecek. ÖİB, birbirinden değerli taşınmazlara teklif verme süresini ise 22 ile 23 günle sınırladı.

Taşınmazları almak isteyenlerden en geç 31 Mayıs ve 1 Haziran tarihine kadar tekliflerini ÖİB’e sunmaları istendi.

Pazarlıkla satılacak

Arsaların satış ihaleleri, kapalı zarfla teklif alındıktan sonra görüşmeler yapılarak pazarlık usulüyle gerçekleştirilecek, teklif sahipleri arasında açık artırma düzenlenecek. ÖİB Devlet İhale Kanununa tabi olmadığı için isterse ihaleleri iptal edebileceği gibi teklif verme süresini ileri bir tarihe de uzatabilecek.

Satışa sunulan 10 taşınmazın ikisi 26 bin ve 5 bin 356 metrekarelik iki ayrı arsa halinde İzmir Çeşme’de bulunuyor. Ankara Yenimahalle’de yaklaşık 22 dönüm, Gölbaşı ilçesinde de 1.200 metrekarelik iki arsa ile Antalya Döşemealtı Yeşilbayır’da 23.5 dönümlük değerli arsa, Muğla’nın Bodrum ilçesinde biri 28 dönüm diğeri 8 dönüm iki taşınmaz da satılacak. Aydın’ın Didim ilçesinde de toplamda 29 dönümü bulan 3 ayrı taşınmaz da satışa çıkarıldı.

Paylaşın

Merkez Bankası Enflasyonda Yine Enerjiye Dikkat Çekti

Nisan ayı enflasyon değerlendirme raporunu yayınlayan Merkez Bankası, artan enflasyona ilişkin yine yüksek enerji fiyatlarına vurgu yaptı. Raporda uluslararası emtia fiyatları ile tedarik sorunlarının tüketici fiyatları üzerinde baskı oluşturmaya devam ettiği, bu dönemde tüketici yıllık enflasyonundaki artışın alt gruplar geneline yayılırken bu gelişmeye en belirgin katkının başta gıda olmak üzere enerji ve hizmet gruplarından geldiği belirtildi.

Raporda, gıda grubunda yıllık enflasyondaki yükselişin alt kalemler genelinde devam ettiği, bir önceki ay yataya yakın seyreden taze meyve ve sebze fiyatlarının bu dönemde yüksek artış sergilediği vurgulandı. Merkez Bankası’nın değerlendirmesinde enerji enflasyonunun, doğalgaz ve şebeke suyu gibi yönetilen/yönlendirilen kalemlerdeki gelişmeler öncülüğünde önemli ölçüde artış kaydettiği belirtildi.

Raporunda, bu dönemde, hizmet grubunda yıllık enflasyonun alt gruplar genelinde arttığını belirten Merkez Bankası, enerji ve gıda fiyatlarındaki görünüme paralel olarak ulaştırma ve lokanta-otel gruplarının öne çıkan gruplar olmaya devam ettiğini ifade etti.

Temel mal grubunda yıllık enflasyonun dayanıklı mallarda yükselirken diğer alt gruplarda gerilediği belirten Merkez Bankası, raporun devamında, belirli ürünlere uygulanan KDV indiriminin fiyatlara yansıdığını, bu gelişme ile diğer temel mal grubunda fiyatların olumlu etkilendiğini söyledi.

Merkez Bankası, uluslararası emtia fiyatlarında devam eden yüksek seyir, yurt içi enerji fiyatlarındaki artışlar ve tedarik zincirlerindeki aksamalar neticesinde üretici fiyatlarındaki yükselişin sürdüğünü, bu görünüm altında, B ve C göstergelerinin yıllık enflasyonları artmaya devam ettiğini belirtti.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından yayınlanan Nisan ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu’nda şöyle denildi:

“Tüketici fiyatları Nisan ayında yüzde 7,25 oranında artmış, yıllık enflasyon 8,83 puan yükselişle yüzde 69,97 olarak gerçekleşmiştir. Uluslararası emtia fiyatları ile tedarik sorunları tüketici fiyatları üzerinde baskı oluşturmaya devam etmiştir. Bu dönemde, tüketici yıllık enflasyonundaki artış alt gruplar geneline yayılırken bu gelişmeye en belirgin katkı başta gıda olmak üzere enerji ve hizmet gruplarından gelmiştir. Gıda grubunda yıllık enflasyondaki yükseliş alt kalemler genelinde devam etmiş, bir önceki ay yataya yakın seyreden taze meyve ve sebze fiyatları bu dönemde yüksek artış sergilemiştir. Enerji enflasyonu, doğal gaz ve şebeke suyu gibi yönetilen/yönlendirilen kalemlerdeki gelişmeler öncülüğünde önemli ölçüde artış kaydetmiştir. Bu dönemde, hizmet grubunda yıllık enflasyon alt gruplar genelinde artmış, enerji ve gıda fiyatlarındaki görünüme paralel olarak ulaştırma ve lokanta-otel öne çıkan gruplar olmaya devam etmiştir. Temel mal grubunda yıllık enflasyon dayanıklı mallarda yükselirken diğer alt gruplarda gerilemiştir. Belirli ürünlere uygulanan KDV indiriminin fiyatlara yansıdığı gözlenmiş, bu gelişme diğer temel mal grubunda fiyatları olumlu etkilemiştir. Uluslararası emtia fiyatlarında devam eden yüksek seyir, yurt içi enerji fiyatlarındaki artışlar ve tedarik zincirlerindeki aksamalar neticesinde üretici fiyatlarındaki yükseliş sürmüştür. Bu görünüm altında, B ve C göstergelerinin yıllık enflasyonları artmaya devam etmiştir.

Değerlendirmeler

Nisan ayında tüketici fiyatları yüzde 7,25 oranında yükselmiş ve yıllık enflasyon 8,83 puan artarak yüzde 69,97 olmuştur. Bu dönemde B ve C endekslerinin yıllık değişim oranları sırasıyla 5,86 ve 3,98 puan artarak yüzde 57,20 ve yüzde 52,37 olarak gerçekleşmiştir (.

Alt grupların yıllık tüketici enflasyonuna katkıları incelendiğinde, bir önceki aya göre gıda, enerji, hizmet, temel mal ve alkol-tütün ile altın gruplarının katkıları sırasıyla 4,65; 1,62; 1,48; 0,91 ve 0,17 puan artmıştır.

Mevsimsellikten arındırılmış verilerle incelendiğinde, aylık artış önceki aya kıyasla B endeksinde yükselirken, C endeksinde bir miktar düşüş kaydetmiştir. Aylık fiyat artışları, B endeksini oluşturan hizmet ve işlenmiş gıda gruplarında yükselirken, temel mal grubunda bir miktar yavaşlamıştır.

Hizmet fiyatları Nisan ayında yüzde 4,74 oranında yükselmiş, grup yıllık enflasyonu 5,46 puan artışla yüzde 42,18 seviyesine ulaşmıştır. Yıllık enflasyon tüm alt gruplarda yükselirken, ulaştırma hizmetleri ve lokantaotel grubundaki artışlar daha belirgin olmuştur. Akaryakıt fiyatlarındaki birikimli artışlar ulaştırma hizmetlerindeki görünümü olumsuz etkilemeye devam etmiş, fiyatların yüzde 11,35 oranında artmasıyla grup yıllık enflasyonu yüzde 78,00 oranına yükselmiştir. Ulaştırma grubunda gerek şehirler arası gerekse şehir içi yolcu taşımacılığında yüksek oranda artışlar gözlenmiştir. Girdi maliyetlerinin olumsuz etkilediği bir diğer sektör lokanta-otel olmuş, yemek hizmetleri öncülüğünde fiyatların yüzde 6,95 artmasıyla grup yıllık enflasyonu yüzde 69,26 olarak gerçekleşmiştir. Mevsimsel etkilerden arındırılmış verilerle incelendiğinde, kirada aylık artışların yatay seyrini Nisan ayında koruduğu gözlenmiştir. Temel mal yıllık enflasyonu Nisan ayında 2,39 puanlık yükselişle yüzde 61,58 seviyesine ulaşmıştır. Bu dönemde, yıllık enflasyon dayanıklı mal grubunda yükselirken, diğer alt gruplarda gerilemiştir.

Dayanıklı mal fiyatları (altın hariç) Nisan ayında yüzde 5,11 oranında artmış, bu gelişmede mobilya fiyatları yüzde 12,18 oranında artışla öne çıkarken, otomobil (yüzde 4,12) ve beyaz eşya (yüzde 4,22) fiyatlarında da yükseliş kaydedilmiştir. Bu gelişmelerle dayanıklı tüketim mallarında yıllık enflasyon yüzde 74,62 seviyesine ulaşmıştır. Diğer temel mal grubunda, konutun bakım-onarımı, eğlence-kültür ve ev ile ilgili ürünlerdeki fiyat artışları öne çıkarken, temel hijyen ürünlerinde KDV oranının yüzde 18’den yüzde 8’e düşürülmesi grup enflasyonunu sınırlamıştır. Giyim ve ayakkabı grubunda aylık fiyat artışı (yüzde 7,02) bir önceki yılın bir miktar altında gerçekleşmiş, yıllık enflasyon Nisan ayında 0,79 puan düşüşle yüzde 25,75 olmuştur. Enerji fiyatları Nisan ayında yüzde 7,62 oranında artmış, grup yıllık enflasyonu 15,26 puanlık yükselişle yüzde 118,20 olmuştur.

Yönetilen ve yönlendirilen kalemlerden doğal gaz ve şebeke suyu fiyatları sırasıyla yüzde 27,92 ve 14,22 oranlarında yükselerek bu gelişmede temel belirleyici olmuştur. Bu dönemde akaryakıt, katı yakıt ve tüp gaz fiyatlarındaki artışlar devam etmiştir. Gıda ve alkolsüz içecek fiyatları Nisan ayında yüzde 13,38 oranında artmış, grup yıllık enflasyonu 18,77 puan yükselerek yüzde 89,10 seviyesine ulaşmıştır. Uluslararası tarımsal emtia fiyatlarındaki yüksek seviyeler, olumsuz hava koşulları ve artan girdi maliyetleri sektör üzerinde baskı oluşturmuştur. Bu gelişmeler neticesinde genele yayılan fiyat artışları gerçekleşirken yıllık enflasyon işlenmemiş gıdada yüzde 100,67, işlenmiş gıdada yüzde 78,09 olmuştur.

Mevsimsellikten arındırılmış veriler, işlenmemiş gıdada taze meyve ve sebze fiyatlarının önemli ölçüde arttığına işaret etmiştir. Diğer işlenmemiş gıda alt grubunda, yem fiyatlarından olumsuz etkilenen kırmızı ve beyaz et, referans fiyat düzenlemesinin etkilediği sütün yanı sıra patates ve pirinç yüksek fiyat artışlarıyla öne çıkmıştır. İşlenmemiş gıda kalemlerindeki yüksek fiyat artışları bağlantılı işlenmiş gıda kalemlerini de olumsuz etkilemiştir. Bu grupta, ekmek ve tahıllar kaleminde fiyatların yüzde 6,30 oranında artmasıyla alt kalem yıllık enflasyonu yüzde 85,81 olmuştur. Diğer işlenmiş gıda kalemleri arasında peynir ve diğer süt ürünleri, şeker ve şekerle bağlantılı ürünler, katı ve sıvı yağlar, alkolsüz içecekler ve et ürünlerindeki yüksek fiyat artışları dikkat çekmiştir. Alkollü içecekler ve tütün ürünleri fiyatları Nisan ayında yüzde 4,02 oranında artmış, yıllık enflasyon yüzde 56,38 seviyesine yükselmiştir. Bu gelişmede, Mart ayında sigara fiyatlarında üretici firmalar kaynaklı yapılan artışın sarkan etkileri izlenmiştir. Yurt içi üretici fiyatları Nisan ayında yüzde 7,67 oranında artmış, yıllık enflasyon 6,85 puan yükselişle yüzde 121,82 olmuştur. Emtia fiyatlarındaki yüksek seviyeler, tedarik zincirlerindeki aksaklıklar ve yurt içi enerji maliyetlerindeki artışlar üretici fiyatlarını olumsuz etkilemeye devam etmiştir. Ana sanayi gruplarına göre incelendiğinde, yıllık enflasyon ara mallarında yataya yakın seyrederken diğer alt gruplarda yükselmiştir.

Fiyat artışları alt kalemler geneline yayılırken, kömür ve linyit, ham petrol-doğal gaz, su ve suyun arıtılması, elektrik, inşaat sektörü ile bağlantılı olan metalik olmayan mineral ürünler, gıda ürünleri, basım-kayıt hizmetleri ile mobilya ve ağaç ürünlerindeki artışlar öne çıkmıştır.”

Paylaşın

JP Morgan’dan Dikkat Çeken ‘Yıl Sonu Enflasyon’ Tahmini

TÜİK’in dün açıkladığı nisan ayı enflasyon rakamlarını değerlendiren JP Morgan, enflasyonun yüzde 70’e yükseldiği bir ülkede politika faizinin yüzde 14’te durmaya devam etmesini açıklamanın zor olduğunu vurguladı.

Talebin güçlü olmaya devam ettiği, maliyet kaynaklı enflasyonist baskıların güçlü olduğu ve kredibilitenin zayıflamaya devam ettiği ortamda Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) politika duruşunu normalleştirmede acelesi olmadığını ifade eden JP Morgan, bu ortamda lira istikrarının enflasyonist baskıları sınırlamada ana araç olacağını öngördüklerini belirtti.

Türkiye’de enflasyonun mayıs ayında yüzde 72 ile tepe yapacağını öngören JP Morgan, Aralık ayına kadar da enflasyonun yüzde 65-75 aralığında kalacağını, Aralık ayında güçlü baz etkisiyle gerilemesini beklediklerini ifade etti.

JP Morgan, dün açıklanan nisan ayı enflasyon rakamları sonrasında 2022 yıl sonu TÜFE tahminini yüzde 43,5’ten yüzde 49,5’e çıkarırken, 2023 sonu için beklentisini de yüzde 15,0’dan yüzde 19,0’a yükseltti.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) dün enflasyon verilerini açıklamıştı. TÜİK’in verilerine göre Nisan’daki artış oranı bir önceki aya göre yüzde 7,25 ve bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 69,97 oldu.

TÜİK’le birlikte akademisyenlerin ve ekonomistlerin TÜİK’e alternatif bağımsız enflasyon hesaplaması yaptığı Enflasyon Araştırma Grubu da (ENAG) bugün kendi verilerini yayımladı. ENAG Nisan’da enflasyon “yüzde 156,86” dedi. Aylık bazda ise enflasyonun yüzde 8,68 olduğunu duyurdu.

Reuters anketine göre, Ukrayna savaşına bağlı olarak yükselen emtia fiyatları nedeniyle enflasyonun yıl sonunda düşüşe geçeceği en düşük yüzde 52 seviyesine ineceği tahmin ediliyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) bu senenin ikinci enflasyon raporunda 2022 sonuna ilişkin enflasyon tahminini yüzde 23.2’den yüzde 42.8’e yükseltmişti.

Paylaşın

Yoksulun Gıda Enflasyonu Yüzde 132, Zenginin İse Yüzde 65,5

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) verilerine göre, en yoksul yüzde 20’lik gelir grubun gıda enflasyonu yüzde 131,6 olarak gerçekleşti. En yüksek gelir grubunun gıda enflasyonu ise yüzde 65,5 oldu.

DİSK-AR, emeklilerin gıda enflasyonunun yüzde 113,5, en yoksul yüzde 20’lik gelir grubunun enflasyonunun yüzde 131,6 olarak gerçekleştiği hesapladı. DİSK-AR’ın verileri göre, gıda enflasyonu ortalama yüzde 89,1 olarak gerçekleşirken emeklilerde gıda enflasyonu yüzde 113,5 oldu.

Üçüncü yüzde 20’lik gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 97 olurken, düşük gelirli ikinci yüzde 20’lik grubun gıda enflasyonu yüzde 114,9, en yoksul yüzde 20’lik gelir grubun gıda enflasyonu ise yüzde 131,6 olarak gerçekleşti. En yüksek gelir grubunun gıda enflasyonu ise yüzde 65,5 oldu.

“Enflasyon artmaya devam edecek”

DİSK-AR’ın yaptığı açıklamanın tamamı şöyle:

“Emeklilerin gıda enflasyonu yüzde 113,5, en yoksul ikinci yüzde 20’lik gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 114,9, en yoksul yüzde 20’lik gelir grubunun enflasyonu yüzde 131,6 olarak gerçekleşti.

Ancak bu ortalama resmi enflasyon oranları düşük gelirlilerin, emekçilerin günlük yaşamda hissettiği oranlar değil. Bu nedenle DİSK-AR olarak TÜİK’in ham verilerinden yararlanarak emeklilerin, dar gelirlilerin, düşük gelirlilerin hissettiği enflasyonu yeniden hesaplıyoruz. Gıda enflasyonu verilerini esas alarak gelir gruplarına göre ve emekliler için gıda enflasyonunu yeniden hesapladık.

Yaptığımız hesaplamaya göre gıda enflasyonu ortalama yüzde 89,1 olarak gerçekleşirken emeklilerde gıda enflasyonu yüzde 113,5 oldu. Üçüncü yüzde 20’lik gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 97 olurken, düşük gelirli ikinci yüzde 20’lik grubun gıda enflasyonu yüzde 114,9, en yoksul yüzde 20’lik gelir grubun gıda enflasyonu ise yüzde 131,6 olarak gerçekleşti.

Dördüncü yüzde 20’lik gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 88,2 olurken, en yüksek gelir grubunun gıda enflasyonu ise yüzde 65,5 oldu. Böylece en yoksul gelir grubu yüzde 131,5 oranında gıda enflasyonu hissederken, en yüksek gelir grubu ise yüzde 65,5 oranında gıda enflasyonu hissetmiş oldu. Bu durum enflasyonun gelir gruplarına göre önemli ölçüde farklı hissedildiğini ortaya koyuyor.

Öte yandan yüzde 70’lik enflasyon AKP için yeni bir rekor anlamına geliyor. Aralık 2002’de yüzde 29,7’lik bir enflasyon devralan AKP 20 yılda enflasyonu yüzde 70’lere taşımış oldu.

TÜİK Nisan 2022 resmi enflasyon oranlarını açıkladı. TÜFE’de (2003=100) 2022 yılı nisan ayında bir önceki aya göre %7,25, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 31,71, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 69,97 oranında artış gerçekleşti.

TÜİK’e göre artışın en yüksek olduğu ana gruplar ise sırasıyla, yüzde 105,86 ile ulaştırma, yüzde 89,10 ile gıda ve alkolsüz içecekler ve yüzde 77,64 ile ev eşyası oldu. Böylece ulaştırmada üç haneli enflasyon gerçekleşmiş oldu.

TÜİK’e göre Yurt İçi-Üretici Fiyatları Endeksi (Yİ-ÜFE) (2003=100) ise 2022 yılı nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 7,67, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 39,23, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 121,82 olarak gerçekleşti.

Yİ-ÜFE yüzde 121,82 iken TÜFE 69,97 olarak hesaplandı. Böylece TÜFE’nin önümüzdeki aylarda da artmaya devam edeceğini söylemek mümkün.”

Paylaşın

ENAG Duyurdu: Enflasyon Yüzde 156,86

Türkiye İstatistik Kurumu’yla (TÜİK) birlikte akademisyenlerin ve ekonomistlerin TÜİK’e alternatif bağımsız enflasyon hesaplaması yaptığı Enflasyon Araştırma Grubu da (ENAG) bugün kendi verilerini yayımladı. 

ENAG Nisan’da enflasyon “yüzde 156,86” dedi. Aylık bazda ise enflasyonun yüzde 8,68 olduğunu duyurdu.

ENAG’a göre TÜİK’in ana harcama gruplarında en fazla artış ‘giyim ve ayakkabı’da. Giyim ve ayakkabı grubunda fiyatlar Nisan’da yüzde 13,81 artış gösterdi.

Bunu yüzde 11,51’le konut, yüzde 9,36’la çeşitli mal ve hizmetler, 9,31’le gıda ve alkolsüz içecekler, 8,63’le lokanta ve oteller takip etti.

Sağlık (yüzde 0,14) ile eğlence ve kültür (0,50) gruplarında ise indirim görüldü.

Fiyatı geçen ay en çok artan ürünlerse yüzde 35’le doğalgaz, yüzde 25,39’la tişört, yüzde 24’le teflon mutfak eşyaları, yüzde 22’yle süt, yüzde 20,83’le Ayçiçek yağı ve yüzde 20,61’le yoğurt oldu.

TÜİK’in enflasyonu yüzde 69,97

ENAG’la birlikte TÜİK de bugün enflasyon verilerini açıklamıştı. TÜİK’in verilerine göre Nisan’daki artış oranı bir önceki aya göre yüzde 7,25 ve bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 69,97.

Reuters anketine göre, Ukrayna savaşına bağlı olarak yükselen emtia fiyatları nedeniyle enflasyonun yıl sonunda düşüşe geçeceği en düşük yüzde 52 seviyesine ineceği tahmin ediliyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) bu senenin ikinci enflasyon raporunda 2022 sonuna ilişkin enflasyon tahminini yüzde 23.2’den yüzde 42.8’e yükseltmişti.

Paylaşın