Güney Kore’deki Sel Felaketinde Can Kaybı 14’e Yükseldi

Doğu Asya ülkesi Güney Kore’de, başkent Seul ve çevre bölgelerinde etkili olan yağış ve sellerde ölü sayısı artıyor. Güney Kore’nin Yonhap haber ajansının aktardığına göre, 8 Ağustos’tan bu yana etkili olan aşırı yağış, su baskını ve sellerde yaşamını yitirenlerin sayısı itibariyle 14’e yükseldi.

Hafta başından bu yana süren şiddetli yağış nedeniyle çoğu Seul’de olmak üzere binlerce ev de su altında kalmış durumda.

Güney Kore’nin Felaket ve Güvenlik Önlemleri Merkez Karargahı (CDSCH) verilerine göre, sekizi Seul’de, dördü Gyeonggi eyaletinde ve ikisi Gangwon eyaletinde olmak üzere 14 kişi hayatını kaybetti.

CDSCH, beş kişiden hala haber alınamadığını belirtti.

Sel nedeniyle ülke genelinde yaklaşık 7 bin 200 kişi tahliye edildi.

Bodrum kattaki konutlar kullanılmayacak

Yaklaşık bir haftadır aşırı yağış ve sellerin can ve mal kayıplarına yol açtığı ülkede üç kişinin de yaşadıkları bodrum katlarındaki dairelerde yaşamını yitirmesi Güney Koreli yetkilileri harekete geçirmişti.

Ani su baskınları sonucu yaşanan bu ölümlerin ardından yetkililer, bu haftadan itibaren bodrum katlarının daire olarak kullanılmasına izin verilmeyeceğini ve mevcut dairelerin dönüştürüleceğini açıkladı.

Seul Belediye Başkanı Oh Se-hoon, Yonhap’a yaptığı açıklamada, bu dairelerde yaşamanın tehdit oluşturduğunu ifade etti.

Başkent Seul’de genellikle düşük gelirli ailelerin yaşadığı ufak, karanlık bodrum katları, Güney Kore yapımı “Parazit” (Parasite) filmi ile dikkati çekmiş, uluslararası düzeyde farkındalık oluşturmuştu.

Oscar ödüllü filmin başarısının ardından kent yetkilileri, bodrum katta yaşayan bin 500 hanenin yaşam koşullarının iyileştirilmesi için finansal destek sağlayacağını açıklamıştı.

Paylaşın

Taliban’dan ‘Ekmek, İş Ve Özgürlük’ İsteyen Kadın Protestoculara Şiddet

Afganistan’ın başkenti Kabil’de düzenlenen bir protesto gösterisinde Taliban güçlerinin kadınları dövdüğü ve havaya ateş açarak göstericileri zorbalıkla dağıttığı bildirildi. “Adalet, adalet. Cehaletten bıktık” sloganları atan kadınların büyük çoğunluğunun yüzlerini peçeyle örtmediği görüldü.

AFP haber ajansının aktardığına göre “Ekmek, iş ve özgürlük” sloganları atan yaklaşık 40 kadın Eğitim Bakanlığı binasının önüne yürüdü.

Taliban’ın ülkede yönetime el koymasının birinci yıl dönümü olan 15 Ağustos’u “kara gün” ilan eden protestocu kadınlar çalışma ve siyasete katılma hakkı talep etti. “Adalet, adalet. Cehaletten bıktık” sloganları atan kadınların büyük çoğunluğunun yüzlerini peçeyle örtmediği görüldü.

Taliban güçleri havaya ateş açarak göstericileri dağıtmaya çalıştı, ardından yakınlardaki dükkanlara sığınan protestocuları takip ederek kadınları dipçikleriyle dövdü. Aylar sonra yapılan ilk kadın protestosunu takip eden bazı gazeteciler de Taliban tarafından dayak yedi.

Kadın hakları geriliyor

Afganistan’da kadın hakları, Taliban’ın geçen yıl 15 Ağustos’ta ülkede kontrolü ele geçirmesinden bu yana büyük gerileme içerisinde. Kadınlar 20 yıldır Amerika Birleşik Devletleri’nin müdahalesi sırasında kazandıkları bazı sınırlı hak kazanımlarını da kaybetti.

Taliban, geçen yıl yönetimi ele geçirmesinin ardından, 1996-2001 yıllarına kıyasla İslami kuralları daha gevşeterek uygulama ve kadın haklarını tanıma konusunda uluslararası tanınma ve ülkenin dondurulan servetinin serbest bırakılması talebiyle taahhütte bulunmuştu.

Ancak o tarihten bu yana kadınlara yönelik birçok kısıtlama hayata geçirildi. On binlerce kız çocuğu orta okul eğitiminden mahrum edildi, kamuda göveli kadınların işlerine geri dönmesi engellendi. İşi bilen, eğitimli personel eksikliği dolayısıyla işten atamadıkları kadınlar için de yerlerine erkek akrabalarını önermeleri istendi.

Kadınların uzun seyahatlerde ve uçakta tek başına yolculuk yapması yasaklandı. Ayrıca kadınların halka açık park ve bahçelerde erkeklerden ayrı şekilde yalnızca kendilerine ayrılan yerlerde dolaşmasına izin veriliyor.

Mayıs ayından itibaren kadınlara burka zorunluluğu getiren yönetimin televizyon spikerlerinin de yüzlerini örtmesi şartı getirmesi tepki toplamıştı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Irak’ta Mukteda es-Sadr Taraftarları Meclis Önünde ‘Erken Seçim’ Namazı Kıldı

Şii kanaat önderi ve siyasal lider Mukteda es-Sadr’ın binlerce yandaşı Cuma namazında lidere bağlılıklarını ve Irak Yüksek Mahkemesi’nin önümüzdeki hafta sonuna kadar parlamentoyu feshetmesi çağrısına desteklerini göstermek için Bağdat’ta parlamento önünde bir araya geldi.  

Mukteda es-Sadr ve yandaşları geçtiğimiz Ekim’de yapılan ve Sadr Hareketi’nin 73 vekille birinci parti olarak çıktığı seçimlerden bu yana Cumhurbaşkanı’nın seçilememiş ve hkümetin kurulamamış olmasını protesto için Temmuz’dan bu yana Irak parlamentosunu işgal ediyor.

Sadr Cumhurbaşkanı seçimi için gereken 2/3 çoğunluğu sağlayamayacağı belli olduktan sonra milletvekillerini meclisten çekmişti. Temmuz’dan bu yana da kendi yokluğunda Meclisin bir Cumhurbaşkanı seçmesi ve hükümet kurması olasılığını önlemek için parlamentoyu kuşatma altında tutuyor ve erken seçim talep ediyor.

Sadr, Çarşamba günü yüksek mahkemenin önümüzdeki hafta sonuna kadar parlamentoyu feshetmesi gerektiğini söyledi. “Yoksa, devrimciler başka bir tavır alacak”, dedi.

Muharrem yasında Cuma namazı

Ruters’in haberine göre, Hz. Hüseyin’in Kerbela’da katlinin yasının tutulduğu Muharrem ayı münasebetiyle siyah giyinen ve her an ölmeye hazır olduklarının nişanesi olarak beyaz kefenlerini omuzlarına alan binlerce Sadr yandaşı Cuma namazını parlamento önünde kıldıktan sonra hutbe için kızıl bir minbere çıkan imamın karşıtlarına meydan okumasını onayladılar:

“Sadr burada olduğu sürece Irak’ı parçalayamayacaksınız.” İmam, “Bu devrimden geri dönüş yok…” dedi “halk taleplerinden vazgeçmeyecek.”

Kısaca Mukteda es-Sadr

Mukteda es-Sadr, Lübnan kökenli ve Şii âlimlerin olduğu bir aileden geliyor. Sadr, Şii dünyada saygın bir yeri olan Ayetullah Muhammed Sadık es-Sadr’ın 4. çocuğu olarak 1974 yılında doğdu.

Muhammed Sadık es-Sadr’ın iki oğlu Mustafa ve Muammile ile birlikte bir iddiaya göre Saddam Hüseyin’in emri ile 19 Şubat 1999’da düzenlenen bir suikast sonucu öldürülmüştü.

Mukteda es-Sadr ayrıca Ayetullah Muhammed Bakır es-Sadr’ın damadı. Bakır es-Sadr Irak’ta 1980 yılında idam edilmişti. Mukteda es-Sadr’ın kuzeni Musa es-Sadr, İran – Lübnan temelli Amel hareketinin kurucusu olarak biliniyor.

Sadr, ailesi ve bağlantılarına rağmen iyi bir din eğitimi ve üst düzey bir Şii din âlimi olması için gereken müçtehit unvanından yoksun. Ayrıca Sadr’ın fetva vermeye de yetkisi yok.

Sadr, Irak’ta Amerika Birleşik Devletleri işgaline karşı direnen ve sonradan Barış Birlikleri adını alan Şii grup Mehdi Ordusu’nun liderliğini yaptı.

Bağdat’ın kurtarılmış bölge olarak nitelendirilebilecek Sadr Kent bölgesinin gayriresmi yöneticiliğini yapan Mukteda es-Sadr, Irak hükümetinin herhangi bir resmi unvanına sahip değildir fakat ülkenin en etkili dini ve politik figürlerinden birisidir.

Paylaşın

Yazar Salman Rüşdi Bıçaklı Saldırıya Uğradı

Salman Rüşdi’nin New York eyaletinde düzenlenen bir etkinlikte sahnede bıçaklı saldırıya uğradığı bildirildi. Yaralı halde helikopterle hastaneye kaldırılan Rüşdi’nin sağlık durumuna ilişkin bilgi verilmedi. Polis saldırganın yakalanarak göz altına alındığını duyurdu.

Salman Rüşdi ile birlikte saldırıya uğrayan bir konuşmacınınsa başından hafif yaralandığı belirtildi.

Amerika Birleşik Devletleri New York Eyaleti Polis Merkezi’nden yapılan açıklamada, Rüşdi’nin Chautauqua Enstitüsü’nde vereceği konferans öncesi sahneye atlayan bir kişi tarafından saldırıya uğrayarak boynundan bıçaklandığı ifade edildi.

Booker ödüllü Rüşdi, geleneklerin ötesine geçerek İslam’ın temel kavramlarının modern çağa uyarlandığı bir reform süreci öngörüyordu. Şeytan Ayetleri kitabı dine hakaret içerdiği iddia edildiği için Rüşdi yıllardır ölümle tehdit ediliyordu. En az dokuz yıl saklanarak yaşamak zorunda kalmıştı.

Salman Rüşdi kimdir?

Hindistan doğumlu İngiliz yazar, 1981 yılında Booker Ödülü de aldığı Geceyarısı Çocukları romanıyla ünlendi. Kitap yalnızca İngiltere’de bir milyonun üzerinde sattı. Yazar daha sonra 1993’te Booker of Bookers ve 2008’de Best of Booker ödüllerini aldı.

Rüşdi’nin sürrealist, post-modern romanı Şeytan Ayetleri kitabı 1988’de basılır basılmaz büyük bir öfke doğurdu, yasaklanma çağrıları yapıldı.

İran lideri Ayetullah Humeyni, yazar hakkında ölüm fetvası çıkarttı ve bu durum kitabı başka bir boyuta, diplomatik krizlere taşıdı. Dünya çapında, çevirmenler ve gösterilerde ölenler dahil 59 kişi bu konuyla ilgili hayatını kaybetti.

Rüşdi pek çok Müslüman tarafından “kafir” ilan edilirken bazı kesimler tarafından da ifade özgürlüğünün temsilcisi oldu. İran hükümeti o zamandan beri Hümeyni’nin kararnamesinden uzaklaşsa da Rüşdi karşıtlığı devam ediyor.

Paylaşın

İsrail’in Gazze’ye Düzenlediği Saldırılarda Ölü Sayısı 49’a Yükseldi

İsrail’in abluka altındaki Gazze’ye yönelik saldırılarında ölenlerin sayısı 49’a yükseldi. İsrail’in üç gün boyunca devam eden saldırılarında 360’tan fazla Filistinli de yaralandı. BM’de son bir haftada 19 çocuğun öldürüldüğünü açıklamıştı.

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının üçüncü gününde ilan edilen ateşkes devam ediyor. Filistin Sağlık Bakanlığı, yaptığı açıklamada, 5 Ağustos’ta yaralanan Enes Enşasi’nin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bakanlık, saldırılar sırasında Han Yunus bölgesinde yaralanan 20 yaşındaki Enşasi’nin tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdiğini belirtti. Enşasi’nin hayatını kaybetmesiyle, İsrail’in abluka altındaki Gazze’ye yönelik saldırılarında ölenlerin sayısı 49’a yükseldi. İsrail’in üç gün boyunca devam eden saldırılarında 360’tan fazla Filistinli de yaralandı.

BM: 19 çocuk hayatını kaybetti

Öte yandan, Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet de Filistin’de öldürülen çocuklarla ilgili dün yazılı bir açıklama yaptı. Bachelet’nin açıklamasına göre, Gazze’de son bir hafta içinde 19 çocuk, 2022 yılında ise toplam 37 çocuk yaşamını yitirdi.

Michelle Bachelet’nin paylaştığı bilgilere göre, 17 çocuk İsrail’in Gazze şeridine saldırılarında öldürülürken iki çocuk da İsrail kolluk kuvvetlerinin Batı Şeria’da düzenlediği operasyonlarda yaşamını yitirdi.

Saldırılarda yaralananlar hakkında da bilgi veren Bachelet, “yaralanan 360 Filistinli’nin yaklaşık üçte ikisinin sivil olduğunu ve bu kişiler arasında 151 çocuk, 58 kadın ve 19 yaşlı insan olduğunu” açıkladı.

Çocukların öldürülmesinin vicdana aykırı olduğunu belirten Bachelet, yazılı açıklamasında özetle şu ifadeleri kullandı:

“Uluslararası insan hakları hukuku açık ve nettir: Sivilleri veya sivil unsurları hedef alan saldırılar yasaktır. Bu saldırılar durdurulmalıdır.

Çatışmalarda herhangi bir çocuğa zarar vermek son derece rahatsız edicidir. Çocukların öldürülmesi ve yaralanması vicdana aykırıdır. İsrail’in uluslararası insan hakları hukukunu defalarca ihlal etmesi karşısında neredeyse topyekûn bir hesap verilebilirlik eksikliği sürmektedir.”

Ne olmuştu?

İsrail askerleri, 1 Ağustos’ta işgal altındaki Batı Şeria’nın Cenin kentinde İslami Cihad Hareketi’nin yöneticisi Bessam Saadi’yi yaralayarak gözaltına almış, çıkan çatışmada 1 Filistinli ölmüştü.

İsrail ordusu, Saadi’nin gözaltına alınmasının ardından olası bir misilleme endişesiyle abluka altındaki Gazze çevresinde alarm seviyesini üst düzeye çıkarmıştı. Bu kapsamda ordu birlikleri, Gazze Şeridi çevresindeki Yahudi yerleşim bölgelerini birbirine bağlayan ana yolları kapatmış, Gazze semalarında onlarca insansız hava aracı uçurulmuştu.

5 gün boyunca devam eden süreçte Gazze’nin kuzeyindeki Beyt Hanun (Erez) Sınır Kapısı ve Kerem Ebu Salim Sınır Kapısı da kapalı tutuluyordu.

İsrail ordusu, 5 Ağustos’ta Gazze’ye hava saldırıları başlattı. Saldırılarda İslami Cihad Hareketi’nin komutanlarından Teysir el-Caberi de öldürüldü.

Gazze’de bulunan El-Fetih dışındaki Filistinli örgütler ortak açıklama yaparak saldırılara karşılık verileceğini duyurdu. Akşam saatlerinde de Gazze’den İsrail’e çok sayıda roket fırlatıldı.

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının üçüncü gününde Mısır’ın arabuluculuğunda sağlanan ateşkes Türkiye saati ile 7 Ağustos 23:30’da yürürlüğe girdi.

Paylaşın

19 Filistinli Çocuk, İsrail’in Son Saldırılarında Hayatını Kaybetti

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, son bir haftada Filistin topraklarında İsrail saldırıları sonucu 19 çocuğun hayatını kaybettiği bilgisini paylaştı.

Haber Merkezi / Bachelet, “Uluslararası insan hakları hukuku açık ve nettir. Sivilleri veya sivil unsurları hedef alan saldırılar yasaktır. Bu saldırılar durdurulmalıdır. Çatışmalarda herhangi bir çocuğa zarar vermek son derece rahatsız edicidir. Çocukların öldürülmesi ve yaralanması vicdana aykırıdır. İsrail’in uluslararası insan hakları hukukunu defalarca ihlal etmesi karşısında neredeyse topyekun bir hesap verilebilirlik eksikliği sürmektedir” dedi.

Ne olmuştu?

İsrail askerleri, 1 Ağustos’ta işgal altındaki Batı Şeria’nın Cenin kentinde İslami Cihad Hareketi’nin yöneticisi Bessam Saadi’yi yaralayarak gözaltına almıştı. İsrail ordusu, Saadi’nin gözaltına alınmasının ardından olası bir misilleme endişesiyle abluka altındaki Gazze çevresinde alarm seviyesini üst düzeye çıkarmıştı.

Bu kapsamda ordu birlikleri, Gazze Şeridi çevresindeki Yahudi yerleşim bölgelerini birbirine bağlayan ana yolları kapatmış, Gazze semalarında onlarca insansız hava aracı uçurulmuştu. Süreçte Gazze’nin kuzeyindeki Beyt Hanun (Erez) Sınır Kapısı ve Kerem Ebu Salim Sınır Kapısı da kapalı tutuluyordu.

İsrail ordusu, dün Gazze’ye hava saldırıları başlatmıştı. Saldırılarda İslami Cihad Hareketi’nin komutanlarından Teysir el-Caberi de öldürülmüştü. İsrail ile Gazze’deki İslami Cihad Hareketi arasında 7 Ağustos’ta ateşkes kararı alınmıştı.

Filistin İslami Cihat Örgütü kimdir?

Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak tanımlanan Filistin İslami Cihat Örgütü, İsrail devletine karşı silahlı İslami direniş hareketi olarak 1981’de kuruldu.

Gazze İslam Üniversitesi öğrencileri tarafından kurulan grup 2007’den bu yana Gazze Şeridi’ni yöneten Hamas’ın “kardeş örgütü” olarak görülüyordu.

Her iki örgüt de Mısır’da başlayan ve sonrasında Arap coğrafyasına yayılan “Müslüman Kardeşler” hareketinden doğdu. 1992’de “Kudüs Tugayları” olarak bilinen askeri kanadı kurulan İslami Cihat’ın merkezi Gazze ancak Batı Şeria’da da güçlü bir varlığı olduğu biliniyor.

Örgütün kurucusu ve ilk lideri, 1995’de İsrail’in dış istihbarat servisi Mossad tarafından Malta’da öldürülen yazar ve Doktor Fethi Şikaki’ydi. İslami Cihat özellikle 2000-2005 yılları arasında İsraillileri hedef alan çok sayıda intihar saldırısını üstlendi. Örgüt, 1989’da Tel Aviv-Kudüs seferi yapan bir otobüse saldırı düzenlemiş ve saldırıda 16 kişi hayatını kaybetmişti.

İsrail ile müzakereyi reddeden İslami Cihat, Oslo Anlaşması’na şiddetle karşı çıkıyor. Örgüt İsrail yanlısı olarak gördüğü anlaşmanın Filistinlilere ve haklarına zarar verdiğini düşünüyor.

Örgüt geçtiğimiz mayıs ayında İsrail’le yaşanan çatışmalarda Hamas’la koordineli bir şekilde faaliyet göstermişti ancak İsrail’in son saldırılarında Hamas’tan bağımsız hareket etmeye başladı. Hamas cuma gününden bu yana İsrail saldırılarına yanıt vermedi.

Paylaşın

Somali’yi Kuraklık Vurdu: Bir Milyon Kişi Evini Terk Etti

Doğu Afrika ülkesi Somali, son on yılın en kötü kuraklığı ile karşı karşıya. Birleşmiş Milletler (BM) ve Norveç Mülteci Konseyi (NRC), Somali’de kuraklık yüzünden 2021 yılı ocak ayından bu yana yaklaşık 1 milyon kişinin evini terk etmek zorunda kaldığını bildirdi.

Somali’de sadece, bu yıl içinde ülke içinde evini terk etmek zorunda kalanların sayısı ise 750 bine ulaştı. Gelecek aylarda bu ülkede açlık tehlikesi yaşayanların sayısının ise 7 milyona ulaşması bekleniyor.

NRC Somali Temsilcisi Muhammed Abdi, evini terk etmek zorunda kalanların sayısının bir milyona ulaşmasını “alarm verici işaret” olarak yorumlayarak, “Şu anda bütün ülkede kıtlık çekiliyor. Gittikçe daha fazla ailenin köylerinde su ve yiyecek olmadığı için her şeyden vazgeçmek zorunda kaldığını görüyoruz. Çok geç olmadan bu ülkeye mali yardımı artırmak için acil bir plana ihtiyaç var” dedi.

2021 ve 2022’de son 40 yılın en kurak dönemini yaşayan Somali’de küresel ısınma ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle birlikte artan gıda fiyatları, açlık sorununu daha fazla körüklüyor.

Dünya Tarım ve Gıda Örgütü (FAO) geçen hafta yaptığı açıklamada, ülkedeki 8 bölgede eylül ayından bu yana kıtlık yaşandığı uyarasında bulundu.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Somali Temsilcisi Magatte Guisse, haziran ayında yaptığı açıklamada Somali, Kenya ve Etiyopya’da kuraklık yüzünden evlerini terk ekmek zorunda kalan 1.5 milyon kişi için acilen 42,6 milyon dolara ihtiyaç olduğunu bildirmişti.

Somali’de ülkenin neredeyse yüzde 90’ını kapsayan kuraklığın 4.5 milyon kişinin hayatını etkilediği düşünülüyor. En büyük nehir olan Juba Nehri’nin ise neredeyse tamamen kurumuş durumda olduğuna dikkat çekiliyor.

Kırsal bölgelerde köyler ve kasabalar terk ediliyor. Köylüler, hızla artan su ve gıda fiyatları yüzünden kentlere göç etmeye başlıyor.

Çok sayıda insan normal şartlarda gelir kaynakları olan hayvanlarıyla birlikte yola çıkıyor ama hayvanların birçoğu yolda ölüyor. Köylerde ise hareket edecek durumda olmayan yaşlılar yağmuru bekliyor veya gençlerin su getirmesini umuyor.

Kuraklık sadece Somali’yi değil, Afrika Boynuzu’nun tamamını ve kıtanın geri kalanının birçok bölgesini etkiliyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC), Afrika’da insanların yaklaşık yüzde 25’inin gıda güvenliği krizi yaşadığını bildiriyor.

Uzmanlar ise krizin Rusya-Ukrayna savaşı yüzünden gölgelendiğini, tüm desteğin Ukrayna’ya yöneldiği ve Afrikalıların unutulduğunu söylüyor.

Afrika’da çalışan insani yardım kuruluşları, bölgedeki destek faaliyetlerinin çok ciddi bir finansman krizinden etkilendiğini ve gerekli bütçenin yalnızca yüzde 3’üne ulaşabildiklerini ifade ediyor.

Kuraklık, çok sayıda ailenin bölünmesine neden oluyor. Erkekler kentsel alanlarda iş ararken kadınlar ve çocuklar yardım bulunan bölgelere yöneliyor.

İnsani yardım kuruluşları bu bölgelere yardım göndermek için çalışmalarına devam ediyor, ancak yeterli maddi desteğe ulaşamadıkları durumda önümüzdeki haftalarda devam edemeyeceklerini söylüyor.

Paylaşın

Çin: ABD, Ukrayna Ve Tayvan’da Aynı Kışkırtma Taktiğini Uyguluyor

Çin’in Moskova Büyükelçisi Zhang Hanhui, Ukrayna’daki krizin “başlıca kışkırtıcısı” olarak adlandırdığı Amerika Birleşik Devletleri’ni (ABD) Ukrayna ve Tayvan’da çatışmayı “kışkırtmak için aynı taktikleri” uygulamakla suçladı.

Rusya’nın TASS haber ajansına konuşan Büyükelçi, ABD’nin NATO’yu genişleterek ve Ukrayna’yı Moskova yerine Avrupa Birliği ile uyumlu hale getirmek isteyen güçlere destek vererek Rusya’yı “köşeye sıkıştırdığını” söyledi.

Zhang, “Ukrayna krizinin başlatıcısı ve ana kışkırtıcısı Washington, Rusya’ya eşi benzeri olmayan kapsamlı yaptırımlar uygularken Ukrayna’ya asker ve silah tedarik etmeye devam ediyor. Nihai hedefleri Rusya’yı uzun süreli bir savaş ve yaptırımların ağırlığı altında ezmek ve tüketmek” dedi.

Çin-Rusya ilişkilerinin tarihteki en iyi dönemine girdiğini belirten Zhang, iki ülke arasındaki ilişkilerin “en yüksek seviyede karşılıklı güven, etkileşim ve stratejik önem” içerdiğini ifade etti.

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin geçtiğimiz hafta Asya turu kapsamında Tayvan’a yaptığı ziyarete ilişkin de konuşan Büyükelçi, ABD’nin Ukrayna’da ve Tayvan’da büyük güç rekabetini ve çatışmayı kışkırtmak için aynı taktikleri uyguladığını söyledi.

Washington’ın Tayvan politikasını eleştiren Zhang, “İçişlere müdahale etmemek, dünyamızda barış ve istikrarı korumanın en temel ilkesidir” şeklinde konuştu.

Washington’un politikası uzun süredir “stratejik muğlaklık” üzerine kurulu. ABD, Çin’in Tayvan’ı işgal etmesi halinde duruma askeri olarak müdahale edeceğini söylüyor.

Bir yandan Pekin’in sadece tek bir Çin hükümeti olduğunu öne süren “tek devlet” politikasını destekliyor ve Taipei ile değil Pekin’le resmi diplomatik ilişkileri var.

Ancak diğer yandan da Tayvan’a savunma silahları tedarik edeceğini söylüyor ve Çin’in olası bir saldırısının büyük endişe yaratacağını belirtiyor.

Çin, Tayvan’ı, sonunda yeniden Pekin’in kontrolü altında olacak ayrılıkçı bir eyalet olarak görüyor. Tayvan ise kendisini, anayasası ve demokratik yollardan seçilmiş liderleriyle bağımsız bir ülke olarak tanımlıyor.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping daha önce “Tayvan ile yeniden birleşmenin gerçekleşmesi gerektiğini” söylemiş ve bunu başarmak için güç kullanımı ihtimalini dışlamamıştı.

ABD Başkanı Joe Biden, Mayıs 2022’de ülkesinin Tayvan’ı askeri açıdan savunup savunmayacağı yönündeki bir soruya duruma müdahale edecekleri yönünde yanıt vermişti.

Kısa süre sonra Beyaz Saray konuya açıklık getirmeye çalışmış, ABD’nin Tayvan politikasının değişmediğini belirtmiş, Çin’in “tek devlet” politikasına taahhütlerini yinelemişti.

Tayvan konusu, ABD-Çin ilişkilerinde yıllarca gerilime neden oldu. Çin, Washington’un Taipei’ye desteğini kınayan açıklamalar yaptı ve Biden’ın ABD Başkanı seçilmesinden bu yana Tayvan hava sahasında ihlallerini artırdı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Avrupa’da Kuraklık Ve Su Kıtlığı Alarmı

Avrupa Birliği (AB) Avrupa Kuraklık Gözlemevi’nin verilerine göre, bu seneki yaz koşullarından hayli etkilenen Avrupa kıtasında su seviyeleri düştü. Su seviyesinin düşmesine bağlı olarak bazı bölgelerde su kıtlığı yaşanmaya başladı.

Kuraklık göstergelerine göre temmuz ayından itibaren kıtanın yüzde 45’sinde kuraklık düzeyi “uyarı verici”, yüzde 17’sinde de “alarm verici” düzeye çıktı.

İklim krizi nedeniyle rekor seviyelere çıkan hava sıcaklığı Fransa, İspanya, İtalya ve Hollanda’da birçok akarsu yatağının kaynağını kuruttu.

“Kuraklık devam edecek”

Gözlemevi yetkilileri, ağustos ve eylül ayı boyunca Avrupa kıtasında kuraklığın devam edeceğini beklediklerini duyurdu. Bu durumun kuraklığı gittikçe arttıracağı ve ayrıca tarım, enerji ve su teminini de ciddi şekilde etkileyeceği belirtildi.

AB’nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi ise yağışların azlığı ve yüksek sıcaklıklara bağlı çıkabilecek orman yangınları açısından da kıta genelindeki tehlikelere karşı uyardı.

İspanya’da ülkenin en sıcak ayı

Devlet Meteoroloji Ajansı’nın (Aemet) verilerine göre, İspanya’da bu yılın temmuz ayı 26,6 dereceyle “ülkede şimdiye kadar tespit edilen en sıcak ay” olarak kayıtlara geçti.

Aemet, 1981-2010 yıllarındaki temmuz aylarına göre kıyaslama yapıldığında, ortalama sıcaklığın 2,7 santigrat derece arttığını ve bunun Temmuz 2015’te kırılan son sıcaklık rekorunun 0,2 derece üzerinde olduğunu bildirdi.

Carlos III Sağlık Enstitüsü de 1-29 Temmuz döneminde beklenenden 9 bin 687 daha fazla ölüm kaydedildiğini ve bunlardan 2 bin 124’ünün aşırı sıcaklıklara bağlı olduğunu açıkladı.

Son 15 yılın en kurak ayı

Bu yılın temmuz ayı son 15 yılın en kurak ayı oldu. İspanya genelinde temmuzda ortalama yağış, normal değerlerin yarısına inerken; “2005 ve 2007 temmuzlarının ardından en az yağışlı üçüncü dönem” olarak tespit edildi.

Kuraklık sorununun en çok Galisya, Endülüs ve Katalonya bölgelerinde yaşandığını aktaran yetkililer, temmuz sonu itibariyle ülke genelinde baraj ve göletlerdeki su doluluk oranının yüzde 40’lara indiğini duyurdu.

Kuraklığa karşı yerel yönetimler, farklı önlemler alırken; bazı yerlerde plajlardaki duşların kapatılması, temel ihtiyaçların dışında su kullanımının kısıtlanması, kişi başına günlük su tüketiminin sınırlandırılması gibi kararlar açıklandı.

Bask bölgesindeki Bilbao kentinde de kuraklıktan en fazla etkilenen yerlere teknelerle su taşınmaya başlandı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Hint Avukat, 25 Cent İçin Açtığı Davayı 22 Yıl Sonra Kazandı

Hindistan’da avukat Tungnath Chaturvedi, iki tren biletine fazladan ödediği 25 centi geri almak için giriştiği 22 yıllık hukuk mücadelesini kazandı. Chaturvedi, “Mesele para değil. Bu hep adalet ve yolsuzlukla mücadele için bir savaş oldu. Dolayısıyla değdi” dedi.

Tungnath Chaturvedi, 1999 yılında aldığı iki bilete 20 rupi (25 cent) fazla para ödedi. Olay ülkenin kuzeyindeki Uttar Pradesh eyaletinde bulunan Mathura tren istasyonunda yaşanmıştı.

22 yıl süren davadan sonra tüketici mahkemesi Chaturvedi’nin lehine karar verdi ve fazladan ödediği paranın faiziyle geri ödenmesine hükmetti.

BBC’ye konuşan 66 yaşındaki Chatuverdi, davada 100’den fazla duruşmaya katıldığını söyledi ve “Bu davada kaybettiğim zaman ve enerjinin bedeli yok” dedi.

Hindistan’daki tüketici mahkemelerinin iş yükleri çok yoğun ve basit davaların bile sonuca bağlanması yıllar alabiliyor.

Uttar Pradesh eyaletinde yaşayan Chaturvedi, gişe görevlisi kendisine yüksek fiyatlı iki bileti sattığında Mathura’dan Moradabad’a gidiyordu.

Bilet fiyatının 35 rupi olmasına rağmen, gişe görevlisi toplam fiyatın 70 rupi olmasına karşın, 100 rupi veren avukata 10 rupi geri verdi.

Gişe görevlisine fazla ücret ödediğini söylemesine karşın, görevli farkı geri vermedi. Chaturvedi daha sonra demiryolu şirketi ve Mathura’daki gişe görevlisine dava açtı.

Davanın, Hindistan’da adaletin yavaş ilerlemesi nedeniyle yıllar aldığını söyleyen avukat “Demiryolları davanın düşürülmesi için uğraştı. Demiryollarıyla ilgili şikayetlerin tüketici mahkemesinde değil, demiryolu mahkemesinde görülmesi gerektiğini savundular” dedi. Demiryolları tazminat mahkemesi, demiryollarıyla seyahatle ilgili şikayetlerin ele alındığı bir yapı.

Chaturvedi “Ancak 2021’de Yüksek Mahkeme’nin aldığı bir kararı emsal gösterdik” dedi. Avukat, davanın uzamasının diğer nedenlerinin de hakimlerin tatile gitmesi ya da yas izinlerine ayrılmaları olduğunu belirtti.

Uzun hukuk mücadelesinden sonra mahkeme demiryolu şirketinin 15 bin rupi (188 dolar) para cezası verdi. Ayrıca 20 rupinin de yıllık yüzde 12’lik faizle geri ödenmesine karar verildi.

Chatuverdi, aldığı tazminatın çok düşük olduğunu ve yaşadığı ruhsal ızdırabı karşılamadığını belirtti. Ailesi, avukatı birkaç kez davadan vazgeçmeye ikna etmeye çalışsa da, avukat mücadeleye devam etti.

Chaturvedi “Mesele para değil. Bu hep adalet ve yolsuzlukla mücadele için bir savaş oldu. Dolayısıyla değdi. Ayrıca ben kendim avukat olduğumdan avukatlık ücreti ödemem gerekmedi. Bu gerçekten pahalıya patlayabilirdi” dedi.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın