‘Mahsa Amini’ Protestolarında Can Kaybı 185’e Yükseldi

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolarda can kaybı 185’e yükseldi.

Binlerce kişinin çeşitli şekillerde yaralandığı protestolarda çok sayıda kişi de gözaltına alındı. Hükümet karşıtı sloganlar atan, ilk kez dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’i doğrudan hedef alan ve ‘devrilmesini’ isteyen göstericiler “Diktatöre ölüm” sloganları attı.

Göstericiler, İslam Devrimi’nin gerçekleştiği 1979 yılından bu yana dayatılan zoraki dini kıyafet uygulamasını protesto etmek için başörtülerini çıkararak yaktı.

Bu arada sosyal medyada, pazar günü İran genelinde onlarca şehirde protestoların devam ettiğini gösteren videolar paylaşıldı. Videolarda güvenlik güçlerinin göz yaşartıcı gaz, cop ve gerçek mühimmat kullandığı, ancak buna rağmen üniversitelerin yanı sıra lise öğrencilerinin de sokaklara çıktığı görülüyor.

Güvenlik personelinin kalabalığı dağıtmak için motosikletlerini göstericilerin üzerine sürdüğü yer alıyor. Tahran yönetimi ise gösterilerden ABD dahil ‘dış güçleri’ sorumlu tutmaya devam ediyor.  Ayrıca yönetim, gerçek mermi kullanıldığı yönündeki suçlamaları reddediyor.

İran’da Kürt nüfusun ağırlıkta olduğu şehirlerde gösteriler yoğun şekilde devam ediyor. Can kaybının en yüksek olduğu yer ise Sünni nüfusun ağırlıkta olduğu Sistan Belücistan eyaleti olarak öne çıkıyor.  Gösterilere kadınlar ve genç kızlar öncülük ediyor. Ülke genelinde sık sık internet kesintileri yaşanıyor.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen genç kadın erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

Ukrayna’da Birçok Kente Füzeli Saldırı; Putin: Misilleme Yaptık

Ukrayna’nın enerji, askeri ve iletişim altyapısına yönelik denizden, havadan ve karadan uzun menzilli yüksek hassasiyetli silahlarla saldırılar gerçekleştirdiklerini söyleyen Rusya Lideri Putin, saldırıların Kırım ile Rusya’yı bağlayan Kerç Köprüsü’nün bombalanmasına misilleme olarak yapıldığını ifade etti.

Haber Merkezi / Ukrayna’nın “terörist saldırılarının” devam etmesi halinde Moskova’nın buna yanıtının “sert ve tehditlerin düzeyiyle orantılı” olacağı uyarısında bulunan Putin, “Topraklarımıza terörist saldırı düzenleme girişimleri devam ederse, Rusya’nın tepkileri sert ve boyutları ortaya çıkan tehditler düzeyinde olacak. Bundan kimsenin en ufak bir şüphesi olmasın.” dedi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya ile Kırım’ı birbirine bağlayan Kerç Köprüsü’nde 8 Ekim’de yaşanan saldırının ardından toplanan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu.

Putin, Kerç Köprüsü’ndeki patlamayı “Rusya’nın sivil ve kritik altyapısına yönelik bir saldırı” olarak nitelendirdi.

Ukrayna’yı Rusya’ya yönelik “terör eylemleri yapmakla” suçlayan Vladimir Putin, “Saldırıyı Ukrayna istihbaratının organize ettiği açıktır. Kiev rejimi uzun süredir terör yöntemlerini kullanıyor” dedi.

Ukrayna’nın Rusya’daki Kursk Nükleer Güç Santrali’ne üç saldırı gerçekleştirdiğini de iddia eden Putin, nükleer santralde meydana gelen hasarların ciddi bir sorun yaşanmadan onarıldığını söyledi:

“Rusya’nın, Baltık Denizi altından geçen uluslararası gaz taşıma sistemlerinin patlama nedenlerini araştırması önerisine neden izin verilmediği iyi biliniyor. Ama hepimiz kimin bu suçtan nihai faydayı sağladığını biliyoruz.”

“Yanıtsız bırakmak artık mümkün değildi”

Rusya Devlet Başkanı, Ukrayna’nın başkenti Kiev’de bugün gerçekleştirilen füze saldırılarıyla ilgili de konuştu.

Ukrayna’nın söz konusu saldırılarını “yanıtsız bırakmanın artık mümkün olmadığını” belirten Vladimir Putin, bu sabah (10 Ekim) Ukrayna’nın enerji, askeri ve iletişim altyapısına yönelik uzun menzilli yüksek hassasiyetli silahlarla saldırı düzenlediklerini söyledi:

“Savunma Bakanlığının önerisi ve Genelkurmay Başkanlığının planı doğrultusunda, bu sabah Ukrayna’nın enerji, askeri ve iletişim altyapısına yönelik uzun menzilli yüksek hassasiyetli silahlarla saldırı gerçekleştirildi.”

Putin, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik benzer saldırıları devam ettirebileceği uyarısında da bulundu: “Eğer topraklarımıza yönelik terör eylemleri devam ederse, Rusya’nın yanıtı, Rusya’ya yönelik tehditlerle orantılı ve sert olacak. Bundan kimse şüphe duymasın.”

Alman Konsolosluğu da vuruldu

Rusya’nın Kiev’de düzenlediği saldırılarda bir füze, Alman Konsolosluğu’nun da bulunduğu binaya isabet etti.

Reuters haber ajansına göre Almanya Dışişleri Bakanlığı binanın vurulduğunu doğruladı. Saldırıda ölen ya da yaralanan olup olmadığı henüz bilinmiyor.

Alman Bild gazetesine konuşan bir bakanlık yetkilisi, binada vize merkezinin olduğu bölümün vurulduğunu ancak burada aylardır hizmet verilmediğini söyledi. Bild’e göre Rus füze saldırıları sırasında bölümde çalışan kimse yoktu.

Batılı liderlerden tepki

Rusya’nın bugün başlayan yoğun bombardımanından sonra Batılı liderler tepki mesajları yayımladı.

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, saldırıyla ilgili derinden sarsıldığını söyledi.

İngiltere, saldırıyı “kabul edilemez” olarak nitelendirdi, Almanya ve Fransa liderleri Zelenskiy ile telefonda görüştü.

Moldova ise Rusya Büyükelçisini geri çektiğini ve Moskova’nın bazı seyir füzelerinin Moldova hava sahası üzerinde uçtuğunu açıkladı.

Zelenskiy: Bizi yeryüzünden silmeye çalışıyorlar

Ukrayna Devlet Başkanı Voladimir Zelenskiy, konuyla ilgili Telegram’dan yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Bizi yok etmeye ve yeryüzünden silmeye çalışıyorlar. Zaporijya’da evlerinde uyuyan insanlarımızı vuruyorlar. Dnipro ve Kiev’de işe giden insanları öldürüyorlar. Hava alarmları Ukrayna genelinde susmuyor. Füzeler vurmaya devam ediyor. Maalesef ölü ve yaralılar var. Lütfen barınaklardan ayrılmayın. Kendinize ve sevdiklerinize iyi bakın. Dayanalım ve güçlü olalım.”

Zelenskiy, “Panik ve kaos istiyorlar, enerji sistemimizi yok etmek istiyorlar. Çaresizler” ifadelerini kullandı ve ikincil hedefin de insanlar olduğunu belirtti.

Ukrayna lideri, zamanlamanın ve hedeflerin Ukrayna’ya “mümkün olduğunca fazla hasar vermek için özel olarak” seçildiğini söyledi.

“Erdoğan ile Putin, Rusya ile Batı arasında müzakerelerin yapılması ihtimalini Astana’da görüşebilir”

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Ukrayna’daki çok sayıda bölgeye düzenlenen füze saldırılarının “özel askeri operasyon” kapsamında yapıldığını bildirdi.

Peskov, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Rusya ile Batı arasında müzakerelerin yapılması ihtimalini Astana’da görüşebileceğini söyledi.

Peskov, başkent Moskova’da gazetecilere yaptığı açıklamada, Ukrayna’da devam eden savaşa ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Rusya ile Batı arasında görüşmelerin Türkiye’de yapılıp yapılmayacağına dair net bir bilginin olmadığını belirten Peskov, “Bu tür müzakerelerin yapılması ihtimalini konuşmak için, bu görüşmenin amacını ve sonucunun ne olabileceğini anlamak, sonra da karar almak lazım.” dedi.

“Putin ve Erdoğan, Türkiye’nin Rusya ve Batı arasında Ukrayna konusunda müzakerelerin yapılması ile ilgili teklifini Astana’da görüşecek mi” sorusunu yanıtlayan Peskov, “Büyük olasılıkla.” ifadesini kullandı.

Ukrayna’da bu sabah düzenlenen füze saldırılarına ilişkin de Peskov, “Tüm bunlar özel askeri operasyon kapsamında oluyor. Elbette operasyonun önemli kısımları başkomutana bildirilmeden yürütülmüyor.” dedi.

Paylaşın

Kuzey Kore’den Uzak Doğu’da Gerginliği Artıracak Açıklama

Kuzey Kore’nin son zamanlarda yaptığı balistik füze denemeleri sonrası Uzak Doğu’da tırmanan gerginlik Pyongyang yönetiminin yaptığı açıklamayla yeni bir boyut kazandı: Kuzey Kore, düşmanlarını ‘yok etmek’ için nükleer füze denemesi yaptığını doğruladı.

Kuzey Kore’de Kore Merkezi Haber Ajansı (KCNA), son günlerde yapılan nükleer başlıklı taktiksel füze denemelerinin potansiyel Güney Kore ve ABD hedeflerini “vurmak ve yok etmek” için gerçekleştirildiğinin Pyongyang tarafından onaylandığını bildirdi.

Devlet ajansı tarafından yayınlanan açıklamada, “Taktik nükleer operasyon birimlerinin yedi kez füze tatbikatı aracılığıyla, her türlü ve mekan ve zamanda belirlenen hedefleri vurmaya ve yok etmeye hazır nükleer savaş güçlerinin gerçek savaş yetenekleri tam olarak sergilendi” denildi.

KCNA ayrıca füze denemelerinin ABD ve Güney Kore güçleri arasında son zamanlarda yapılan deniz tatbikatlarına ve bölgede bulunan uçak gemisi USS Ronald Reagan’ın beş yıl sonra bu operasyonlara ilk kez katılmasına verilen yanıt niteliğinde olduğunu da kaydetti.

Kuzey Kore, ABD-Güney Kore askeri tatbikatlarını bir “işgal provası” olarak görüyor. Seul ve Washington ise bu tatbikatların savunma amaçlı olduğunu ifade ediyor.

Güney Kore, pandemi ve Pyongyang ile Washington arasındaki nükleer müzakereler nedeniyle askeri tatbikatların sayısında azaltmaya gitmişti. Fakat Pyonyang’ın geçen ay nükleer doktrininde değişikliğe gitmesi ve nükleer silah kullanılması şartlarını genişletmesi ile beraber ülkenin nükleer bir güç olmasının “geri çevrilemez” olduğunu duyurması ABD ile olan müzakerelerin de askıya alınmasına neden oldu.

Bu gelişmelerin ardından Seul’de geçen mayısta göreve gelen yeni hükümet Japonya ve ABD ile beraber tatbikatları yeniden genişletme adımları atmaya başladı.

Ancak bu ortak askeri manevralar Pyongyang tarafından Kuzey Kore topraklarının işgali için “üstü kapalı bir prova” olarak değerlendirildi.

KCNA, füze denemelerinin “düzenli ve planlı meşru müdafaa” olarak yapıldığını belirtirken bu denemelerin, “Kuzey Kore’nin ve bölgenin güvenliğini ABD’nin doğrudan askeri tehditlerinden korumak” için yapıldığı ifade edildi. Kuzey Kore söz konusu ABD tehditlerinin en az 50 yıldır sürdüğünü de ileri sürdü.

Bazı uzmanlar Kuzey Kore lideri Kim Jong Un’un gelişmiş nükleer cephaneliğini ABD’nin Kuzey Kore’yi meşru bir nükleer devlet olarak tanımasını sağlamak için kullanmayı hedefleyeceğini ve Kim’in bunu ülkesi üzerindeki BM yaptırımlarının kaldırılması için gerekli gördüğünü düşünüyor.

Kim Jong Un, son denemelerin Güney Kore ve ABD’ye “açık bir uyarı” olduğunu ve onları Kuzey Kore’nin nükleer tepki duruşu ve saldırı yetenekleri hakkında bilgilendirdiğini söyledi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Ukrayna’nın Başkenti Kiev’de Patlamalar: 8 Ölü, 24 Yaralı

Rusya ile Kırım’ı birbirine bağlayan Kerç Köprüsü’nde meydana gelen patlamanın ardından, Ukrayna’nın başkenti Kiev’de patlamalar meydana geldi. Patlamalarda, en az  sekiz kişinin öldüğü, 24 kişinin ise yaralandığı açıklandı.

Ukrayna İçişleri Bakanlığı, başkent Kiev’de bugün (10 Ekim) erken saatlerde yaşanan patlamalarda, ilk belirlemelere göre sekiz kişinin yaşamını yitirdiğini, 24 kişinin yaralandığını duyurdu.

The Guardian gazetesinin aktardığına göre, Rusya’nın Nisan 2022’de çekildiği Kiev, bugün en az dört füze saldırısının hedefi oldu.

Söz konusu saldırılar, Rusya ile 2014’te uluslararası hukuka aykırı bir şekilde ilhak ettiği Kırım’ı birbirine bağlayan Kerç Köprüsü’nde meydana gelen patlamanın ardından gerçekleşti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, patlamadan “Ukrayna istihbaratını” sorumlu tutmuştu.

Anadolu Ajansı’nın (AA) aktardığına göre, kent merkezinde patlamalar meydana geldiğini duyurarak “Başkent, Rus teröristlerin saldırısı altında” dedi. Kliçko, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Rusya güçlerinin Kiev’in merkezini füzelerle hedef aldığını söyledi:

“Başkent Rus teröristlerin saldırısı altında. Füzeler şehir merkezinde Şevçenkivsk ile Solomyan semtindeki yerlere isabet etti.

“Hava alarmı var ve dolayısıyla tehdit devam ediyor. Başkentin tüm sakinlerine hitap ediyorum; alarm sırasında sığınaklarda kalın. Acil bir ihtiyaç yoksa bugün şehre inmemek daha iyi.”

Olay yerlerinde arama ve kurtarma çalışmalarının sürdüğünü aktaran Kliçko, “Kiev’in merkezi caddeleri kolluk kuvvetleri tarafından trafiğe kapatıldı, kurtarma hizmetleri çalışıyor” bilgisini verdi.

Ukrayna basını, patlamaların Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi’ne 1-2 kilometrelik mesafede meydana geldiğini yazdı.

Zelenski: Bizi yeryüzünden silmeye çalışıyorlar

Bugün erken saatlerde Ukrayna’nın Dnipro, Lviv ve Zaporijya şehirlerinde de patlamalar yaşanırken Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, saldırılara ilişkin Telegram hesabından açıklama yaptı.

The Guardian’ın haberine göre, Zelenski şöyle dedi:

“Bizi yok edip yeryüzünden silmeye çalışıyorlar. Zaporijya’da evlerinde uyuyan insanlarımızı yok ediyorlar. Dnipro ve Kiev’de işe giden insanları öldürüyorlar. Hava [saldırısı] alarmları tüm Ukrayna’da devam ediyor. Füzeler atılıyor. Maalesef ölü ve yaralılar var.

“Lütfen sığınakları terk etmeyin. Kendinize ve sevdiklerinize dikkat edin. Dayanın ve güçlü olun.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

İran’da Devlet Televizyonu Hacklendi: Elinizden Gençliğimizin Kanı Damlıyor

İran İslâm Cumhuriyeti himayesindeki bir devlet televizyonu, “Ali’nin Adaleti” isimli bir hacker grubu tarafından, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in konuşmasının yayınlandığı sırada hacklendi. Siber eylemde, birkaç saniye boyunca “Zen, zengedi, azadi” (Kadın, yaşam, özgürlük) sloganı duyuldu.

Hacker grubu tarafından paylaşılan görüntüler, şu cümlelerle dünya kamuoyuna duyuruldu: Rejimin yıkılışının müjdesini herkese iletebilmemiz ve mezar taşlarına isimlerini yazabilmemiz için hacklenen görüntüyü tüm dost ve tanıdıklarınızla paylaşmanızı rica ediyoruz.

Öte yandan, ekrana gelen görüntülerde Hamaney’in yüzünün hedef alındığı ve alevler içinde yanan bir fotoğrafı görüldü. “Elinizden gençliğimizin kanı damlıyor” yazan cümlenin altında görülen bir başka mesaj ise “Ayağa kalkın ve bize katılın,” oldu.

Ali Hamaney’in doğrudan hedef alındığı bu tarz protestolar İran’da çok nadir görülüyor. Ancak Mahsa Amini’nin ölümü ardından protestoların yayılması ve güvenlik güçlerinin sert müdahalesi sonrası, Hamaney’e de doğrudan öfkenin yöneltildiği görülüyor. Özellikle gençler bu konuda daha “cesur” görünüyor.

Cumartesi günü düzenlenen protesto gösterileri sırasında Sanandaj’da protestoculara destek için aracından kornasına basan bir adamın vurulduğu belirtiliyor. Görüntüler sosyal medyada da paylaşıldıktan sonra devlet haber ajansı IRNA, arabasındaki bu kişinin “prostestoculara karşı olan biri tarafından vurulduğunu” duyurdu.

Bir kadının da vuulmuş halde, kanlar içinde yerde yatarken görüntüleri sosyal medyada yayıldıktan sonra öldüğü haberi duyuruldu.

Ailesi ve protestocular, “kurallara uygun giyinmedği” gerekçesiyle gözaltına alınan Amini’nin işkence gördüğü için öldüğünü söylüyor. Ancak cuma günü İran Adli Tıp kurumu, Amini’nin “beyninde yaşanan oksijen eksikliği sebebiyle çoklu organ yetmezliğinden” öldüğünü söyledi; başındaki yaraların ölümüyle ilgili olmadığını savundu.

İnsan hakları örgütleri 17 Eylül’de başlayan protestolarda bugüne kadar 150’den fazla kişinin hayatını kaybettiğini söylüyor.

Üniversite ve liselerin de katıldığı eylemlerde son olarak, Tahran’daki büyük pazar da dahil olmak üzere bazı şehirlerde dükkan sahipleri dükkanlarını kapattı.

Tahran’daki pazar yerinde bazı protestocular, polisin müdahalesini engellemek için yangın çıkardı ve güvenlik güçlerinin bölgeden uzaklaşmasına yol açtı.

İki güvenlik görevlisi hayatını kaybetti

Olayların ardından İran devlet medyası, iki güvenlik görevlisinin “protestocular tarafından öldüğünü” haberleştirdi.

Basiç Haber’e göre Basiç paramiliter güçlerden bir kişi; “protestocular tarafından silahla vurularak öldürüldü.”

İran medyası, Kürdistan bölgesinin başkenti Sanadaj’da İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan bir askerin öldürüldüğünü haberleştirdi. Aynı haberlere göre, son haftalarda Devrim Muhafızları ve Basiç’ten en az 20 güvenlik görevlisi protestolarda hayatını kaybetti.

Paylaşın

Nükleer Silah Tartışması: Putin Kullanırsa Batı’nın Planı Ne?

İsmini açıklamayan bir NATO diplomatı, Putin’in nükleer silah düğmesine basması durumunda, NATO’nun bazı önlemler ve yol haritaları üzerinde durduğuna dikkat çekerek, 3 senaryonun gündemde olduğunu söyledi: Tam ekonomik ambargo, siber saldırı, ABD’nin cevabı…

Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş 24 Şubat’tan beri devam ederken uluslararası kamuoyunda nükleer silah ve atom bombası tartışması devam ediyor… Geçen haftalarda Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in nükleer silah kullanma ihtimalini açık tuttuğunu vurgulaması sonrasında Batı dünyasında ve bölgedeki ülkelerde endişe artmaya devam ediyor.

Almanya’nın çok okunan gazetelerinden Bild’e konuşan üst düzey bir NATO diplomatı ismini açıklamadan olası senaryoları değerlendirdi. Rusya’nın nükleer silah kullanması durumunda NATO’nun bazı önlemler ve yol haritaları üzerinde durduğuna dikkat çeken yetkili 3 senaryonun gündemde olduğunu açıkladı.

Bild’e konuşan yetkili, Putin’in nükleer silah düğmesine basması durumunda Rusya’yı tam tecrit altına alarak ticaret ablukası uygulanmasının gündemde olduğunu açıkladı. Birinci seçeneğin bu olduğunu belirten yetkili, “Rus doğalgazı ve petrolüne tam ambargo uygulanacak. Bu da Rus ekonomisinin batı dünyasından tamamen uzaklaşması anlamına gelecek. Hammaddeleri için alıcı bulmak zorunda kalacaklar” dedi. Böyle bir durumda Rusya’nın Çin ve Hindistan’la yakınlaşması beklenirken, bu ülkelerin de yaptırım sebebiyle farklı bir şekilde hareket edebileceği öngörülüyor.

“Nükleer silah ile karşılık verilmeyecek”

Öte yandan Bild’e konuşan bir yetkili ise Rusya’nın olası bir nükleer silah kullanması durumunda büyük bir siber saldırıya geçeceğini söyledi. Alman Savunma Bakanlığı Yönetim Ekibinin eski lideri olan Nico Lang, “Putin’in nükleer silah kullanması durumunda ABD siber saldırı düzenleyerek telefon ve internet gibi ana iletişim ağlarını hedef alabilir” dedi.

Bild’e konuşan üst düzey NATO diplomatı da Biden yönetiminin Rusya’ya askeri karşılık vermesinin gündemde olduğunu dile getirdi. İsmini açıklamayan yetkili, “Eğer Putin, Ukrayna’ya nükleer silah kullanırsa ABD askeri yanıt verebilir” dedi.

Fakat yetkili ABD ve Batı ülkelerinin Rusya’nın nükleer saldırısına nükleer silah ile yanıt verilmeyeceğini ve geleneksel silahlarla saldırılacağını söyledi.

Paylaşın

ABD’nin Silah Stoğu Hızla Azalıyor

24 Şubat’ta başlayan işgalden bu yana Ukrayna’ya en fazla askeri desteği sağlayan Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) mühimmat depolarındaki erime hızı üretimi kapasitesini geride bıraktı. ABD’nin Ukrayna’ya verdiği bazı mühimmatların stoğunun kısa zaman içerisinde kritik seviyenin altına inebileceği bildirildi.

Euronews Türkçe’nin AFP’den aktardığı, Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nden Mark Cancian’ın kaleme aldığı analizde, savaş planları ve tatbikatlar için hazır halde bulundurulması gereken bazı ekipmanların minimum seviyeye indiği ve işgal öncesi seviyelere getirilmesinin yıllar alabileceği vurgulandı.

İsminin açıklanmasını istemeyen bir askeri yetkili de büyük bir güçle savaşırken gerekli olan mühimmat miktarının beklenenden çok daha fazla olduğunun anlaşıldığını ve Washington yönetiminin bu konuda dersler çıkardığını vurguladı.

1990’larda Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla ABD’nin savunma harcamalarını azaltması sonucu Amerikan savunma şirketleri de üretimlerini ciddi anlamda kısmıştı. Bir çok şirket de kapanmak zorunda kalmıştı.

Şimdi ise Amerikan hükümetinin savunma şirketlerini atıl durumdaki bir çok üretim hattını tekrar canlandırmaya ikna etmesi gerekiyor. 2020 yılında üretimine son verilen uçaksavar füzesi Stinger da bunlardan birisi.

ABD tarafından Ukrayna’ya sağlanan ekipmandan bazıları savaşın simgesi haline gelmişti. Javelin tanksavarları ve güdümlü füze fırlatıcısı HIMARS’lar bunlardan bazıları.

ABD’nin 80 kilometreden fazla menzili bulunan GPS güdümlü HIMARS roket stoğunun çok azaldığı belirtildi.

ABD’nin bu stoğun üçte birini Ukrayna’ya göndermesi halinde Kiev’in 8 ila 10 bin roket almış olacağını ve bunun onlara aylarca yetebileceğini belirten Cancian, “Faka stoğun tükenmesi halinde bir alternatifi bulunmuyor,” ifadelerin kullandı. Üretimin yıllık 5 bin adet olduğunu belirten Cancian ABD’nin bu sayıyı artırmaya çalışmasına rağmen bunun yıllar alacağını vurguladı.

ABD ayrıca Ukrayna’ya şu ana kadar 8 bin 500 Javelin gönderdi fakat onun da yıllık üretimi bin adet düzeyinde.

ABD Mayıs ayında 350 milyon dolar değerinde sipariş verdi fakat bunun stoklara girmesi yıllar alacak.

Pentagon verilerine göre ABD Ukrayna’ya ayrıca 800 binden fazla 155 milimetre NATO standardı havan mermisi gönderdi. Bu ABD tarafından tüm batılı ülkelere sağlanan miktarın dörtte üçüne denk geliyor.

Cancian’a göre havan topu mermisi sayısı da ABD’nin kendi kabiliyetlerini sekteye uğratmadan başka ülkelere verebileceği sınıra ulaşmış durumda. ABD şu anda bu top mermilerinden ayda 14 bin adet üretebiliyor. Pentagon bu kapasiteyi 3 yıl içerisinde 36 bine çıkarmayı hedefliyor. Artırılmış haliyle bile bu yıllık 432 bin adet anlamına geliyor ki bu Ukrayna’ya 7 ayda verilenin yarısından daha az bir miktar.

Paylaşın

Kırım İle Rusya’yı Bağlayan Kerç Köprüsü’nde Patlama

Rusya ile Kırım arasında yer alan Kerç Köprüsü’nde patlama meydana geldi. Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Danışmanı Mihail Podolyak, patlamaya ilişkin “Kırım, köprü, başlangıç” yorumunda bulundu.

Rusya ile Kırım arasında yer alan Kerç Köprüsü’nde kamyondaki patlama sonucu hasar oluştuğu bildirildi.

Rusya Ulusal Terörle Mücadele Basın Merkezinden yapılan açıklamaya göre, Kerç Köprüsü’nde kamyondaki patlama nedeniyle yakınında yakıt taşıyan trenin vagonlarında yangın çıktığı belirtildi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Kerç Köprüsü’ndeki acil durumla ilgili hükümet komisyonu kurulması talimatını verdiği duyuruldu.

Ukrayna Resmi Haber Ajansı da köprüde sabah saatlerinde patlama meydana geldiğini duyurdu.

Öte yandan Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Danışmanı Mihail Podolyak, Rusya ile Kırım arasındaki köprüde meydana gelen patlama ile ilgili “Kırım, köprü, başlangıç” yorumunda bulundu.

Podolyak, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, bunun sadece başlangıç olduğunu belirterek “Kırım, köprü, başlangıç. Yasadışı olan her şey yok edilmeli, çalınan her şey Ukrayna’ya iade edilmeli, Rusya işgal ettiği yerleri terk etmeli” ifadesini kullandı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Kerç Köprüsü’ndeki acil durumla ilgili hükumet komisyonu kurulması talimatını verdiği duyuruldu.

Köprü trafiğe kapatıldı

Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde Kerç Köprüsü’ndeki yolun çökmesi, raylar üzerinde yakıt bulunan vagonlardan alevlerin yükselmesi yer alıyor. Kerç Köprüsü, çift taraflı araç trafiğine kapatıldı.

Financial Times Moskova Büro Şefi Max Seddon da sosyal medya hesabından paylaştığı görüntülerde, “Bu sabahın erken saatlerinde Rusya’nın Kerç boğazını Kırım’a bağlayan köprüsünde bir patlama meydana geldi. Köprü, Ukrayna’daki Rus tedarik yolları için önemli bir kanal ve Putin’in büyük bir prestij kaynağıdır. Bu çok zarar verici bir darbedir” dedi.

Paylaşın

İsveç Ve Finlandiya’nın NATO Üyeliğinin Önünde İki Engel Kaldı

İspanya’nın başkenti Madrid’de düzenlenen Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Zirvesi’nden yaklaşık üç ay sonra NATO’ya üye 30 ülkenin 28’i Finlandiya ile İsveç’in üyeliklerine onay verdi. Finlandiya ile İsveç’in NATO üyeliğinin önündeki son iki engel Macaristan ve Türkiye. 

Eylül ayında Finlandiya Dışişleri Bakanı, Macar mevkidaşının Finlandiya ile İsveç’in üyeliklerine yönelik herhangi bir itirazlarının olmadığını kendilerine ilettiğini söyleyerek bu konuda güvence vermişti.

Bu tarihten birkaç hafta önce, ağustos sonunda Macaristan Bölgesel Kalkınma Bakanı (ve eski AB Komiseri) Tibor Navracsics, Helsinki’yi ziyaret etmiş ve Finlandiyalı milletvekillerine ülkesinin NATO üyelik başvurusunu gecikmeden onaylayacağını söylemişti.

Aynı tarihlerde Finlandiya hükümeti tarafından yapılan bir basın açıklamasında “Macaristan, Finlandiya’nın NATO üyeliğini destekliyor, ancak Macaristan Parlamentosu’ndaki onay süreci devam ediyor.” denilmişti.

Ancak bu hafta Başbakan Viktor Orbán’ın liderliğini yaptığı Fidesz Partisi’nden politikacılar, muhalefetin sert eleştirilerine neden olan bir adımla, hem Finlandiya hem de İsveç’in NATO’ya katılım sürecinin oylanmasını hızlandıracak bir önergenin meclise sunulmasını engelledi.

Önergeyi sunmaya çalışan Macar Milletvekili Bertalan Toth, “Bu anlaşılmaz ve gerekçesiz bir adım.” sözleriyle iktidar milletvekillerine tepkisini dile getirdi.

Toth, “Finlandiya ve İsveç, NATO’nun kararlı ortaklarıdır. 1994’ten bu yana İttifak’ın Barış için Ortaklık programı içerisinde olmuşlardır. Geçmişten günümüze NATO liderliğindeki barış destek operasyonlarında aktif rol oynadılar ve oynuyorlar.” diye konuştu.

Katılım sürecinin görüşülmesi teorik olarak halen Macaristan Parlamentosu’nun gündeminde olsa da herhangi bir tarih belirlenmiş değil. Bu da konunun şimdilik geri planda kaldığı anlamına geliyor.

Bu, Finlandiya ve İsveç için ne anlama geliyor?

Helsinki ve Stockholm’de, perde arkasında, NATO üyeliği konusunda çok hızlı yol aldıklarını düşünen yetkililer son engellere takıldıklarını düşünerek bir hayal kırıklığı yaşayacaktır.

Peki bu iki ülkenin Orban ve hükümeti üzerinde daha fazla baskı oluşturmak için yapabileceği bir şey var mı?

Helsinki merkezli Finlandiya Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden araştırmacı Minna Alander, “Finlandiya’nın bu konuda yapabileceği fazla bir şey olmayabilir.” diyor.

Euronews’e konuşan Alander, “Muhtemelen Fidesz, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğini, AB Komisyonu’nun hukukun üstünlüğü kaygıları nedeniyle Macaristan’a yönelik fonları dondurma önerisiyle ilişkilendirmeyi umuyor. Orban, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği söz konusu olduğunda Türkiye’nin kervanına katılıyor gibi görünüyor. Erdoğan birkaç gün önce bu ülkelerin üyeliğini engellemeye devam edebileceklerini açıklamıştı. Bu devam ettiği sürece Macaristan’ın da harekete geçmesi pek olası görünmüyor.” ifadelerini kullandı.

Türkiye ile durum nedir?

Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğini geciktirme gerekçesi Macaristan’ın durumundan daha karmaşık.

Türkiye ilk etapta bu iki ülkenin NATO üyeliklerini desteklediğinin sinyalini vermişti.

Nisan ayı başında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Niinistö arasında yapılan bir telefon görüşmesinde Finler herhangi bir sorun yaşanmayacağına dair güvence almışlardı.

Bir ay sonrasında ise Türkiye iki İskandinav ülkesinin NATO’ya katılamamasına neden olarak, bu ülkelerin Ankara’nın ‘terör örgütü’ olarak gördüğü gruplara destek verildiği iddiası da dahil olmak üzere, ortaya bir dizi neden koydu.

Madrid’de yapılan NATO zirvesine bir ay kala, kapalı kapılar ardında yürütülen yoğun diplomasinin ardından Türkiye, üyelikleri destekleme konusunda anlaşmaya vardı.

Ayrıca aradaki anlaşmazlıkları aşmak için de üçlü görüşmelerin başlatılması buna dahil edildi.

Ağustos ayında Finlandiya’da başlayan bu görüşmelerin sonbaharda da devam etmesi bekleniyordu ancak ay başında Erdoğan, tekliflerin onaylanması konusunda yine frene bastı.

Erdoğan 1 Ekim’de Ankara’da parlamentonun açılışında milletvekillerine Finlandiya ve İsveç’in güvenlik ve terör konusunda “Türkiye’ye verdikleri sözleri yerine getirmemeleri halinde” üyelik adımını bloke edeceğini söyledi.

Erdoğan, “Ülkemize verilen sözler tutulana kadar bu konudaki ilkeli ve kararlı duruşumuzu sürdüreceğiz.” dedi.

Stockholm Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Paul Levin, İsveç Haber Ajansı TT’ye verdiği mülakatta, “İsveç’in NATO başvurusu hakkında karar vermek resmi olarak Türk Parlamentosu’na bağlı ama en nihayetinde karar verecek olan Erdoğan’dır. Erdoğan duygusal bir kişiliğe sahip ve kendisini kırılmış hissederse muhatabını cezalandırmayı seçebilir.” ifadesiyle topun doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’da olduğunu dile getirdi.

Askeri teçhizat

Türkiye, ABD’den F-16 savaş uçakları almak için yeşil ışık bekliyor. Keza Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine dair kararını da Amerikalıların bu anlaşmayı onaylaması için baskı unsuru olarak kullanmak istiyor olabilir.

Finlandiya Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden Türkiye uzmanı Toni Alaranta, kısa süre önce yayınladığı bir brifingde “Türkiye’nin stratejik çıkarları ittifakın (NATO) geri kalanından giderek daha fazla ayrışıyor.” dedi.

Alaranta, “Türkiye’nin Batı ile Rusya arasında denge politikasını kararlılıkla sürdürmeye çalıştığı bir dönemde, dış politika elitlerinin NATO’nun genişlemesini desteklemenin en nihayetinde Türkiye’nin çıkarına olup olmadığı konusunda son derece şüpheli oldukları sonucundan kaçmak zor.” ifadesini kullandı.

Ayrıca Alaranta, Türkiye’nin NATO’ya daha fazla Kuzey ülkesinin üye olmasını “Batı-Rusya ilişkilerini daha da gerecek” potansiyel bir yıkıcı unsur olarak gördüğünün de ihtimal dahilinde olduğu yorumunda bulundu.

Bununla birlikte Türkiye’nin eninde sonunda Finlandiya ve İsveç’in üyeliğini onaylayacağını belirten Alaranta, “Bu sadece zaman ve baskı meselesi.” dedi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Tayland’da Silahlı Saldırı: Çoğu Çocuk 30’dan Fazla Can Kaybı

Tayland’da uyuşturucu madde etkisi altında olduğu iddia edilen eski bir polis tarafından, çocuk bakım evine düzenlenen silahlı saldırıda en az 32 kişiyi hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerin çoğu çocuk.

Tayland’ın Nong Bua Lamphu eyaletindeki Uthaisawan Na Klang bölgesinde bulunan Çocuk Gelişim Merkezi’ne eski bir polis tarafından silahlı saldırı düzenlendi.

Başbakanlık Ofisi’nden yapılan açıklamaya göre 34 yaşındaki eski polis Panya Khamrap, en az 32 kişiyi öldürdü.
Görgü tanıklarından edinilen bilgilere göre, saldırganın uyuşturucu madde etkisi altında olduğu tahmin ediliyor.

Emniyet Müdürü Jakkapat Vijitraithaya, silahlı şahsın saldırıdan sonra evine giderek eşini ve çocuğunu öldürdükten sonra intihar ettiğini duyurdu.

Yerel medya, saldırganın geçen yıl bir uyuşturucu testinden geçemediği için emniyet teşkilatından kovulduğunu ve yarın mahkeme huzuruna çıkarılmasının planlandığını bildirildi.

Polis yetkilisi Tümgeneral Achayon Kraithong, ülkenin kuzeydoğusundaki Nong Bua Lamphu bölgesindeki bir çocuk bakımevinde gerçekleşen silahlı saldırıda çoğu çocuk 30’dan fazla kişinin hayatını kaybettiğini söyledi.

Kraithong, eski bir polis memuru olan saldırganın daha sonra intihar ettiği bilgisini paylaştı.

Saldırının gerçekleştiği sırada kreşte 30 kadar çocuğun bulunduğu belirtilirken, bir yerel yetkili de öldürülen öğretmenlerden birinin 8 aylık hamile olduğunu söyledi.

Saldırganın olayı neden yaptığına dair henüz bilgi bulunmuyor.

Tayland Başbakanı Prayuth Chan-ocha, saldırıyla ilgili açıklamasını Facebook’tan paylaştı ve kurbanların ailelerine “en derin taziyelerini” iletti.

Başbakan saldırıyı “şok edici” bir olay olarak nitelendirerek tüm acil durum ekiplerinin olay yerine gitmesini emretti.

Ülkede Şubat 2020’de de bir askerin düzenlediği silahlı saldırıda en az 29 kişi yaşamını yitirmiş, yaklaşık 60 kişi yaralanmıştı.

Tayland’da toplu katliamlar nadiren görülüyor. Buna karşın bölgede silah mülkiyetinin görece yüksek olduğu belirtiliyor.

Reuters’a göre yasa dışı silah bulundurulması da yaygın bir suç.

Paylaşın