AB’nin Yeni Mülteci Düzenlemesine Tepki: Hukukun Üstünlüğüne Darbe

İnsan Hakları Örgütleri ve Sivil Toplum Kuruluşları, Belarus, Fas ve Türkiye gibi ülkelerin mülteci akınını koz olarak kullanmasına karşı Avrupa Birliği’nin hazırladığı yeni düzenlemeye tepki gösterdi: Bu düzenleme Avrupa sığınma hukuku ve mevzuatını temelinden dinamitleyecek.

70’i aşkın Sivil Toplum Kuruluşu ve İnsan Hakları Örgütü ise imzaladıkları ortak bir açıklamayla, AB üyesi ülkelere bu tüzüğü onaylamamaları çağrısı yaptı.

Avrupa Birliği (AB) yaptığı yeni bir düzenleme ile Belarus, Fas ve Türkiye gibi ülkelerin göçmenleri “silah”, “şantaj” ya da “siyasi baskı aracı” olarak kullanmasına karşı direncini güçlendirmeyi hedefliyor.

Ancak AB’nin bu amaçla hazırladığı ve “Araçsallaştırma Tüzüğü” olarak da adlandırılan hukuki düzenlemeyi onaylamaya hazırlanması, Avrupa’daki insan hakları örgütlerinin sert tepkisine yol açtı. Sivil toplum kuruluşları (STK), bu düzenlemenin Avrupa sığınma hukuku ve mevzuatını “temelinden dinamitleyebileceği” uyarısında bulunuyor.

AB ise sınırlarına göçmen akınını teşvik eden ülkelerin bu hamlelerini “Birliği istikrarsızlaştırmaya yönelik tehdit” ve “hibrit saldırılar” olarak nitelendirerek eleştirileri geri çeviriyor.

Bu konuda yaptıkları hemen her açıklamada “siyasi şantajlara boyun eğmeyecekleri” mesajını veren AB liderleri, diğer yandan Birliğin dış sınırlarından kaçak geçişleri önleyecek daha sıkı önlemler alıyor. AB, yeni hukuki düzenlemeyle de bu tür durumlarda çok daha hızlı hareket edilerek daha kapsamlı önlemlerin yaşama geçirilmesini sağlamayı umut ediyor.

Tüzük hangi gerekçelere dayandırılıyor?

“Göç ve İlticanın Araçsallaştırılması” adlı tüzüğün gerekçe bölümünde, AB ile sorun yaşayan bazı devletlerin artan bir şekilde, göç akımlarını siyasi amaçlar için bir araç olarak kullandıkları, ayrıca yapay göç akınları oluşturabildikleri, AB ve üye ülkeleri istikrarsızlaştırmayı amaçlayan bu adımların da endişe verici olduğu ifade ediliyor.

Mevcut düzenlemelerin “göçmenlerin araçsallaştırılması yoluyla AB’nin bütünlüğü ve güvenliğine yapılan saldırılara” yanıt vermekte yetersiz kaldığı vurgulanan tüzüğün, üye ülkelerin acil göç ve iltica yönetim süreçlerini uygulayabilmelerine imkan tanınacağı kaydediliyor.

Peki araçsallaştırma olup olmadığına kim, nasıl karar verecek?

Düzenlemeye göre, üye ülkeler belirli bir ülkenin göçmenleri araçsallaştırıldığını gündeme getirmesi halinde Avrupa Komisyonu konuyu inceleyerek öneri hazırlayacak, daha sonra da bu öneri AB Konseyi’nde oylamaya sunulacak. Önerinin kabülü için nitelikli çoğunluk yeterli olacak.

AB Dönem Başkanı Çekya, Avrupa Komisyonu tarafından 2021 yılının sonunda önerilen tüzüğün Aralık ayında üye ülkeler tarafından onaylanmasını sağlamayı hedefliyor.

AB üyelerine “ölümcül darbe” uyarısı

İnsan hakları İzleme Örgütü, Uluslararası Af Örgütü ve Oxfam gibi 70’i aşkın sivil toplum kuruluşu ise imzaladıkları ortak bir açıklamayla, AB üyesi ülkelere bu tüzüğü onaylamamaları çağrısı yaptı.

Tüzüğün üye ülkelerin AB sığınma hukukunun öngördüğü sorumluluk ve yükümlülükleri süresiz olarak askıya almalarına kapı araladığına dikkat çekilen açıklamada, “Bu tüzüğün kabülü Avrupa Ortak İltica Sistemi’ne (CEAS) ölümcül bir darbe indirecektir” uyarısı yapıldı.

Avrupa Birliği Mülteciler ve Sürgünler Konseyi’nden (ECRE) Josephine Liebl, “hukuki düzenlemenin hukukun askıya alınabilmesini” düzenlediğini, üye ülkelere AB hukukundan sapma, iltica düzenlemelerini askıya alma, uygulamama izni verdiğini söylüyor.

“Hak ihlalleri için açık çek veriliyor”

AB’ye üye ülkelerin hükümetlerine tüzüğü onaylamama çağrısını yapanlar arasında Almanya’nın mültecilere destek veren en büyük sivil toplum örgütü PRO ASYL de yer alıyor.

DW Türkçe’den Değer Akal’ın sorularını yanıtlayan PRO ASYL’ün Avrupa Sorumlusu Karl Kopp, “Asıl bu tüzük, Avrupa’da hukukun üstünlüğüne açık bir saldırı girişimidir. Üye ülkelere, sınırlarında Avrupa sığınmacı hukukunu çiğneyebilmelerine açık bir çek veriliyor” dedi.

AB’nin sınırlarında yıllardı hukukun üstünlüğünün, insanlık onurunun yok sayıldığına, bunun sonucunda da sığınmacı hukukunun erozyona uğratıldığına işaret eden Kopp, “Ne yazık ki bu tüzükle, insanların sığınma hakkının ayaklar altına alınması yasal hale getirilmek isteniyor” görüşünü aktardı.

Dünyanın geri kalanına örnek olabilir

İnsan hakları savunucuları, iltica başvuralarının sınırda yapılmasını ve başvuruda bulunanların yine o bölgede tutulacak olmasına tepkili. Bunun Yunanistan’ın Türkiye sınırında yaptığı gibi yasadışı geri itmeleri daha da teşvik edebileceğine dikkat çekiyorlar.

Yine üye ülkelerin yapılan iltica başvurularını kaydetmek için dört haftaya kadar bekleyebilmesi, toplamda işlemler için öngörülen sürecin de 16 haftaya kadar uzatılması endişeleri artırıyor.

Hak savunucuları, bunun koruma talep eden kişilerin bu süre boyunca fiilen gözaltında tutulacakları anlamına geldiğine işaret ediyor, çocuklar, hamile kadınlar veya travma geçirmiş kişiler için herhangi bir istisna öngörülmemiş olunmasını da “kabul edilemez” buluyor.

Karl Kopp, Avrupa’da devletlerin belirli durumlarda uluslararası hukuka aykırı hareket edebilmesine imkan tanımanın da ağır sonuçlar doğurabileceği konusunda uyardı, diğer ülkelerin de bunu örnek alabileceğini, bunun sonucunda da küresel çapta sığınma haklarının baltalanabileceğini kaydetti.

“AB kurumlarına ihlal prosedürü başlatılmalı”

“AB sınırlarında, üye ülkelerin göçmenlere uyguladıkları vahşeti, tanık olduklarımızı tarif edebilecek kelimeleri bulmakta çok zorlanıyorum” diyen Kopp, şunları kaydetti:

“Hukuk devleti, insanlık onuru, insan hakları, bütün bunlar AB’nin temel değerleri. Ancak her gün bu değerler ihlal ediliyor. Aslında AB Komisyonu ve diğer kurumlara temel değerlerimizi çiğnedikleri gerekçesiyle, ihlal prosedürünün başlatılması gerekiyor.”

“Tabular yıkıldı”

PRO ASYL Avrupa Sorumlusu Kopp ayrıca, AB sınırlarında “araçsallaştırma” bahanesiyle Avrupa sığınmacı hukukunun askıya alınmasına imkan sağlayan tüzükten sürekli yararlanmak isteyebilecek ülkeler olduğuna da dikkat çekti.

Kopp, “Baltık ülkeleri, Polonya, Hırvatistan, Bulgaristan, Yunanistan, İspanya yani AB’nin tüm sınır hattı boyunca mülteciler için son derece toksik olan bu ‘araçsallaştırma’, ‘silah olarak kullanma’ tanımlarını kullanıyorlar. Şu anda ne yazık ki mültecilere karşı bir savaşa tanıklık ediyoruz. Tabular yıkıldı” diye konuştu.

AB özellikle 2015 yılından itibaren, Suriye iç savaşından kaçan Suriyelilerin Türkiye üzerinden Avrupa’ya akın etmesiyle patlak veren krizden bu yana, mültecilerin birlik topraklarına geçmeye çalışmasını önlemeye odaklanıyor.

Ülkelerinden kaçanları ağırlayan ülkelere verilen mali yardımlarla, mültecilerin bu ülkelerde kalmaya devam etmesi, kaçtıkları ülkelere yakın bölgelerde tutulmaları sağlanıyor.

“Her şey mübah”

Karl Kopp ise aynı zamanda Yunanistan’ın yaptığı gibi, sınırdaki yasa dışı geri itmeler yoluyla caydırıcı olunmaya çalışıldığını, AB’de buna üstü kapalı bir onay da olduğunu söylüyor.

Kopp, gelinen noktada mültecileri AB sınırları dışında tutacak her şeyin mübah görüldüğünü söylerken, şu değerlendirmeyi aktardı:

“Hukukun üstünlüğü deniyor. Ancak Polonya, Hırvatistan, İspanya ve Yunanistan’ın sınırlarda yaptıklarını, uyguladıkları şiddeti, nedense kimse hukukun üstünlüğü ile ilişkilendirmiyor. Neden? Çünkü mültecileri AB’den uzak tuttukları müddetçe sorun yok. Bu çok açık. Ayrıca Libya’da sığınmacı kamplarında korkunç acıları, işkence, tecavüzler yaşanıyor. Ama kaçmaya çalışanlar geri gönderiliyor. Neden? Çünkü onlara bunun için para veriyoruz. Pis işleri başkalarına da yaptırıyoruz. Çünkü üçüncü ülkeler AB’nin bekçiliğini yapıyor, yapmazlarsa da kızılıyor.”

AB’nin araçsallaştırma suçlamasının hedefindeki ülkeler

Avrupalı liderlerin göç krizini dış politika aracı olarak kullanmakta suçladığı, göçmenleri araçsallaştırdığı için tepki gösterdiği ülkeler arasında Rusya, Belarus ve Fas’ın yanı sıra Türkiye de yer alıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2020 yılında “kapıları açtık” diyerek Avrupa sınırına yeni bir göç akınının fitilini ateşlemesi, sadece Yunanistan ile değil, AB ile Türkiye arasında da büyük bir kriz yaşanmasına yol açmıştı.

2021 yılında Belarus Devlet Başkanı Aleksander Lukaşenko’nun ülkesi üzerinden AB’ye göçmen akınını teşvik etmesi, Fas’ın da bu yıl, İspanya ile yaşadığı sorunlar nedeniyle sınır kontrollerini kaldırması, mülteci krizinin araçsallaştırılmasına örnek olarak gösteriliyor.

Hafta sonunda Yunanistan, Meriç Nehri’ni geçen çok sayıda göçmenin dövülmesi ve çıplak bir şekilde tutulması sonrasında yaptığı açıklamada da yine Türkiye’yi “göçmenleri araçsallaştırmakla” suçlamıştı.

Paylaşın

Beyaz Saray: İran, Rusya’ya Kırım’da Yardım Ediyor

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü John Kirby, gazetecilere verdiği demeçte, İranlılar’ın Kırım’da Ruslar’ın İran insansız hava araçlarıyla Ukrayna’yı hedef almasına yardım ettiğini açıkladı: İran şu anda sahada, doğrudan savaşa müdahil.

John Kirby, Kırım’dan uzaktan faaliyet gösteren Rus askeri personelinin son günlerde Kiev de dahil olmak üzere Ukrayna hedeflerine saldırılar başlatmak için İran insansız hava araçlarını kullandığını söyledi.

Rusya, 2014’te Kırım’ı ilhak etmişti.

Kirby, “İran askeri personelinin Kırım’da sahada olduğunu ve bu operasyonlarda Rusya’ya yardım ettiğini değerlendiriyoruz” dedi. Kirby, nispeten az sayıda İranlı’nın buna dahil olduğunu da ekledi.

Tahran’dan ABD’nin iddialarına bir yanıt gelmedi. Rusya’nın savunma ve dışişleri bakanlıkları da yorum taleplerine yanıt vermedi.

Bu açıklama, Eylül ayında Tahran’da “uygunsuz olarak nitelenen kıyafeti” nedeniyle tutuklanan Mahsa Amini’nin gözaltındayken hayatını kaybetmesinin ardından protestoculara yönelik baskıları Başkan Joe Biden tarafından kınanan İran ile ABD arasında yeni bir gerilim noktasına işaret ediyor.

Kirby, ABD’nin bu noktada, İran’ın 2015’te imzaladığı İran nükleer anlaşmasına dönüşü konusunda Tahran’la müzakereye devam etmeye ihtiyaç duymadığını belirtti.

Bir önceki ABD Başkanı Donald Trump, 2018’de Kapsamlı Ortak Eylem Planı olarak bilinen anlaşmadan çekilmişti.

Kapsamlı Ortak Eylem Planı ABD’nin odağında değil

Kirby, “Anlaşmaya geri dönüş açısından İranlılar’dan çok uzaktayız, bu yüzden şu anda buna odaklanmıyoruz” dedi.

İki aydan kısa bir süre önce ABD’li yetkililer anlaşmayı yeniden hayata geçirme konusunda bazı ilerlemeler bildirdiler.

Kirby, ABD’nin şu anda, Rusya’nın İran’dan Ukrayna’ya karşı kullanılmak üzere karadan karaya füzeler gibi gelişmiş konvansiyonel silahlar almaya çalışabileceğinden endişe duyduğunu söyledi.

John Kirby, ABD’nin İran’ın Rusya’ya mühimmat tedarikini “ortaya çıkarmak, caydırmak ve yüzleşmek” için daha fazla yaptırım da dahil olmak üzere her yolu izleyeceğini söyledi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü John Kirby, “İran ve Rusya, dünyaya yalan söyleyebilirler, ancak gerçekleri kesinlikle gizleyemezler ve gerçek şu ki, Tahran şimdi doğrudan sahada devreye giriyor” ifadesini kullandı.

ABD Dışişleri Bakanlığı da aynı görüşte

Öte yandan ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Ned Price da bugün yaptığı açıklamada, ABD’nin İran askeri personelinin Kırım’da Rus ordusuna Tahran tarafından sağlanan insansız hava araçlarını kullanmasına yardım ettiğini belirlediğini söyledi.

Price düzenlediği basın brifinginde, insansız hava araçlarına atıfta bulunarak, “Kırım’da bulunan Rus askeri personelinin İran İHA’larını kullandığını ve bunları, son günlerde Kiev’e yönelik saldırılar da dahil olmak üzere Ukrayna genelinde kinetik saldırılar gerçekleştirmek için kullandığını doğrulayabiliriz” dedi.

Ned Price, “İran askeri personelinin Kırım’da sahada olduğunu ve bu operasyonlarda Rusya’ya yardım ettiğini değerlendiriyoruz” diye konuştu.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

İngiltere Başbakanı Liz Truss istifa etti; En Kısa Görevde Kalan Başbakan

5 Eylül’de Muhafazakâr Parti Genel Başkanı olarak seçilen, 6 Eylül’de Kraliçe II. Elizabeth tarafından başbakan olarak atanan Liz Truss, göreve gelmesinden yaklaşık altı hafta sonra istifasını açıkladı.

Haber Merkezi / Sadece 45 gün görev yapan Liz Truss böylece İngiltere’nin tarihinde en kısa süre görevde kalan başbakan oldu. İngiltere’nin daha önceki en kısa süre başbakanlık yapan ismi olan George Canning, 1827 yılında hayatını kaybetmeden önce 119 gün başbakanlık koltuğunda oturmuştu.

Liz Truss dün Parlamento’da kendisine yönelik eleştirileri yanıtlarken, “mücadeleden kaçan biri olmadığını, savaşacağını” vurgulamıştı.

Truss, Londra’da başbakanlık konutunun önünde yaptığı açıklamada yeni başbakan seçilene kadar göreve devam edeceğini belirtti. Truss, Kral III. Charles ile de istifa kararını görüştüğünü sözlerine ekledi.

Düşük vergilere ve büyümeye odaklı bir vizyon belirlediklerini hatırlatan Truss, gelinen durumda bunu gerçekleştirmenin mümkün olmadığına işaret etti.

“Muhafazakâr Parti tarafından bana verilen bu görevi yerine getiremeyeceğimi kabul ediyorum” diyen Truss, Kral III. Charles’a Muhafazakâr Parti genel başkanlığından istifa edeceğini bildirdiğini söyledi. Truss, partinin yeni liderinin gelecek hafta içinde seçilmesinin öngörüldüğünü de sözlerine ekledi.

Muhafazakâr Parti lideri doğrudan başbakanlık görevine atanacak.

Ekonomi politikası kaosa yol açtı

5 Eylül’de Muhafazakâr Parti Genel Başkanı olarak seçilen,  6 Eylül’de Kraliçe II. Elizabeth tarafından başbakan olarak atanan Liz Truss, İngiltere tarihinde görev süresi en kısa başbakan oldu.

Altı hafta önce Boris Johnson’dan görevi devralan 47 yaşındaki Truss’ın tartışmalı vergi indirimi planları finans piyasalarında türbülansa yol açmıştı. Vergi indirimi planları, piyasalarda devlet borçlarının artması endişesi yaratmış, İngiliz Sterlini ABD Doları karşısında tarihi bir düşüş yaşamıştı.

Vergi indirimi planlarında geri adım atan Truss, Maliye Bakanı Kwasi Kwarteng’i de görevden almıştı. Çarşamba günü de İçişleri Bakanı Suella Braverman görevinden istifa etmişti.

Son bir hafta içinde iki kabine üyesinde değişiklik yapmak zorunda kalan, izlediği ekonomi siyaseti nedeniyle üzerindeki baskılar artan Truss’ın kendi partisinden de istifa çağrıları geliyordu.

İstifa kararını açıklamadan yaklaşık 24 saat önce görevini bırakmayacağı mesajını veren Truss, Çarşamba günü parlamentonun alt kanadı Avam Kamarası’ndaki konuşmasında “bir savaşçı” olduğunu belirterek, bundan vazgeçmeyeceğini belirtmişti.

Muhalefet erken seçim istiyor

Ana muhalefetteki İşçi Partisi’nin lideri Keir Starmer, Liz Truss’ın istifasını açıklaması ardından, hızla erken genel seçime gidilmesi çağrısında bulundu.

Starmer, iktidardaki Muhafazakar Parti’nin artık seçmen desteğine sahip olmadığını belirterek, “İngiltere, Muhafazakarların canlarının istediği gibi yönetebilecekleri şahsi toprakları değildir” dedi.

Liberal Demokrat Parti ve İskoç Ulusal Partisi de erken seçim çağrısı yaptı.

Paylaşın

İngiltere’de Siyasi Kriz: Başbakan Truss Baskı Altında

İngiltere’de geçen ay göreve başlayan Başbakan Liz Truss’ın lideri olduğu Muhafazakar Parti içerisinde kırılmalar yaşanıyor. İngiliz basını “Truss’ın birkaç gün içinde devrilebileceği” tahmininde bulunuyor.

İngiltere’nin 47 yaşındaki üçüncü kadın Başbakanı Liz Truss, geçen ay başında partisinin üyelerinin desteğiyle seçilmişti.

İngiltere’de geçen ay başında göreve başlayan yeni Başbakan Liz Truss, İçişleri Bakanı’nın istifa etmesinin ardından yeni bir baskı altında.

Truss’ın lideri olduğu iktidardaki Muhafazakar Parti içerisinde kırılmalar yaşanıyor. Ulaştırma Bakanı Anne-Marie Trevelyan, kabinenin Truss’a Başbakan olarak güvenmediğini dile getirdi.

İçişleri Bakanı Suella Braverman ise dün görevinden istifa ederken Başbakan Truss’ı istifa mektubunda sert bir dille eleştirdi. Braverman mektubunda, “vaatlerimizi terk ettik, seçmenlerimize verdiğimiz sözleri tutamadık” ifadelerini kullandı. Braverman’dan boşalan koltuğa ise Grant Shapps getirildi.

İngiliz basını Shapps’in de Truss’ı en sert eleştiren Muhafazakar Partili milletvekilleri arasında olduğuna dikkat çekiyor. Basın ayrıca, “Truss’ın birkaç gün içinde devrilebileceği” tahmininde bulunuyor.

Parlamentonun alt kanadı Avam Kamarası’ndaki kaya gazı oylaması öncesinde Muhafazakar Partili vekillerin, partinin disiplinden sorumlu yöneticisinin milletvekillerini oy vermeleri için tehdit ettiğine dair açıklamaları ülkedeki siyasi kaosu daha da derinleştirdi.

Liz Truss göreve geldikten hemen sonra İngiltere ekonomisini durgunluktan çıkarmak için 45 milyar sterlinlik vergi kesintisi açıklamış, ancak karara tahvil yatırımcılarının tepkisi sert olmuş ve ülkedeki borçlanma maliyetleri yükselmişti.

Maliye Bakanının istifa etmesi ve paketin geri çekilmesinin ardından özür dileyen Truss, baskılara rağmen istifa etmeyeceğini söylüyor. İngiltere’nin 47 yaşındaki üçüncü kadın Başbakanı Liz Truss, geçen ay başında partisinin üyelerinin desteğiyle seçilmişti.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

ABD’den Rusya’ya Yeni Yaptırımlar; Biden: Putin Çok Zor Bir Pozisyonda

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Ukrayna’daki savaş nedeniyle Rusya’ya yeni yaptırımlar uygulama kararı alırken, ABD Başkanı Biden, Rusya Devlet Başkanı Putin’in  ‘çok zor bir pozisyonda’ olduğunu söyledi.

Haber Merkezi / ABD, Ukrayna’daki savaş nedeniyle Rusya’ya yeni yaptırımlar uygulama kararı aldı ve Washington’un Amerikalı üreticilerden askeri ve çift taraflı kullanılan teknolojiler alarak bunları Ruslar’a tedarik etmekle suçladığı bir ağı hedef aldı.

ABD Maliye Bakanlığı tedarik aracısı olmakla suçladığı Rus vatandaşı Yuri Yurieviç Orekhov’u ve iki şirketi Nord-Deutsche Industrieanlagenbau GmbH ve Opus Energy Trading LLC’yi yaptırım listesine aldı.

Maliye Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo yaptırımlar ve ihracat kısıtlamalarının geniş kapsamlı bir müttefikler koalisyonu tarafından uygulandığını ve Rusya’yı savaş için üretim ve teknoloji konusunda gittikçe daha zor durumda bıraktığını belirtti.

Adeyemo açıklamasında ”Çaresizlik Rusya’yı kalitesiz tedarikçilere ve eski ekipmanlara yönlendirdiği için bu çabaların savaş alanında doğrudan etkisi olduğunu biliyoruz” dedi.

Açıklamada bugünkü yaptırımların, 33 ülkeden maliye bakanları ve diğer ilgili kurumların üst düzey yetkililerinin geçen hafta yaptıkları, Rusya’nın askeri endüstriyel üretim kapasitesi ve hassas savunma tedarik zincirlerine yönelik uluslararası yaptırımların ve ihracat kısıtlamalarının görüşüldüğü toplantının ardından geldiği belirtildi.

Putin’in  ‘çok zor bir pozisyonda’

ABD Başkanı Joe Biden, Ukrayna’dan ilhak ettiği bölgelerde sıkı yönetim ilan eden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in  ‘çok zor bir pozisyonda’ olduğunu söyledi.

ABD’de 8 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimleri öncesi Beyaz Saray’da konuşan Başkan Joe Biden, enflasyon ve petrol fiyatlarının yanı sıra dış politikayla ilgili soruları yanıtladı.

Putin’in Ukrayna’nın ilhak edilen bölgelerinde ilan ettiği sıkı yönetim konusundaki bir soruya ise Biden, “Bence Putin çok zor bir pozisyonda. Şu anda yaptığı ise bunu (sıkı yönetim), Ukrayna halkına boyun eğdirmek için elindeki tek aracı kullanmasıdır.” yanıtını verdi.

Paylaşın

Kadın Dışişleri Bakanları ‘Mahsa Amini’ Protestoları İçin Toplanıyor

Dünyanın kadın dışişleri bakanları, İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestoları görüşmek için Kanada’nın ev sahipliğinde sanal toplantıda bir araya gelecek.

Perşembe günü yapılacak toplantıya ilişkin açıklama yapan  Kanada Dışişleri Bakanı Melanie Joly, “Meslektaşlarım ve ben net bir mesaj göndermek için toplanacağız: İran rejimi, özellikle kadınlara yönelik vahşi saldırılar da dahil olmak üzere halka karşı her türlü şiddet ve zulme son vermelidir. Kanada, insan hakları için savaşan tüm cesur İranlıların yanında olmaya devam edecektir. Kadın hakları insan haklarıdır” dedi.

Bakan Melanie Joly’nin ofisi, sanal toplantının yetkililerin İran halkına destek olmak adına çabalarını koordine etme fırsatı vereceğini kaydetti.

Protestolarda en az 233 kişi hayatını kaybetti

İran’da ise protestolar, ülkenin bütün büyük kentlerinde sürüyor. Son olarak, ABD Merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (Human Rights Activists News Agency, HRANA), İran’da Mahsa Amini’nin gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmesi üzerine başlayan protestolarda en az 233 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

Putin, Rusya’nın İşgal Ettiği Dört Bölgede Sıkıyönetim İlan Etti

Rusya – Ukrayna savaşının 238. gününde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya’nın işgal ettiği Ukrayna’daki Donetsk, Zaporijya, Herson ve Luhansk bölgelerinde sıkıyönetim ilan eden kararnameyi imzaladı.

Rusya Milli Güvenlik Konseyi’ne hitap eden Rusya Devlet Başkanı Putin, ilan edilen sıkıyönetimin yanı sıra Ukrayna ile sınırı olan sekiz bölgeye giriş ve çıkışları sınırlandıran bir kararnameye de imza attı.

The Guardian gazetesinin aktardığına göre, söz konusu sınırlandırmalar Rusya’nın güneyindeki Krasnodar, Belgorod, Bryansk, Voronezh, Kursk ve Rostov ile Rusya’nın 2014 yılında uluslararası hukuka aykırı bir şekilde ilhak ettiği Kırım ve Sivastopol’da geçerli olacak.

Putin, patlamadan Ukrayna’yı sorumlu tuttu

Putin, Güvenlik Konseyi’ndeki konuşmasında, Kerç (Kırım) Köprüsü’nde meydana gelen patlamayı hatırlatarak söz konusu patlamanın “Ukrayna istihbaratı tarafından gerçekleştirildiğini” ve “Rusya’nın diğer bölgelerinde yapılması planlanan terör eylemlerinin engellendiğini” söyledi:

“Bu bağlamda, Donetsk Halk Cumhuriyeti’nde, Luhansk Halk Cumhuriyeti’nde, Herson ve Zaporijya bölgelerinde, Rusya’ya katılmadan önce sıkıyönetimin yürürlükte olduğunu hatırlatmak istiyorum. Bunu, Rusya mevzuatı çerçevesinde uyarlamamız gerekiyor. Bu nedenle Rusya’nın bu 4 bölgesinde sıkıyönetim ilan edilmesine yönelik kararname imzaladım.”

Putin, Ukrayna’nın doğusundaki Donbas bölgesindeki Donetsk ve Luhansk’ta Rusya yanlısı ayrılıkçıların bağımsızlık ilanını Şubat ayında tanımış, kısa bir süre sonra, 24 Şubat 2022’de Rusya güçleri Ukrayna’yı işgal etmişti.

Dört bölgede düzenlenen ve başta Avrupa Birliği (AB) ve ABD olmak üzere, Türkiye ve İsrail de dahil pek çok ülkenin sonuçlarını tanımayacağını açıkladığı referandumlarda, Donetsk’te kullanılan oyların yüzde 99.23’ü, Luhansk’taki oyların yüzde 98.42’si, Herson’daki oyların yüzde 87.05’i, Zaporojya’daki oyların yüzde 93.11’i Rusya’ya bağlanma yönünde olmuştu.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna’nın Donetsk, Luhansk, Herson ve Zaporijya bölgelerinin Rusya tarafından ilhak edilmesine yönelik belgeleri 30 Eylül’de, yasaları da 5 Ekim’de imzalamıştı.

Herson’daki siviller tahliye ediliyor

Öte yandan, “saldırı tehlikesine” karşı Rusya’nın ilhak ettiği bölgelerden Herson kentindeki sivillerin tahliyesine başlandı.

Anadolu Ajansı’nın (AA) Rusya basınından aktardığına göre, Rusya ordusunun kontrolündeki Herson kentinde yaşayan sivillerin, “saldırı tehlikesi bulunduğu” gerekçesiyle Dnipro Nehri’nin sol kıyısına tahliyesi başladı.

Rusya’nın atadığı Herson Valisi Vladimir Saldo, 50 ila 60 bin kişinin tahliye edileceğini ve söz konusu kademeli sürecin yaklaşık bir hafta süreceğini söyledi. Bölgede, “Ukrayna ordusunun saldırılarına karşı savunma önlemlerinin alınmaya başladığı” bilgisi de paylaşıldı.

Saldo, dün yaptığı açıklamada da Ukrayna ordusunun bölgeye yönelik “büyük” çaplı saldırı düzenleyeceğini ve bu nedenle Herson’daki Berislavkiy, Belozorskiy, Snigirevkiy ve Aleksandrovskiy ilçelerinde yaşayan sivillerin Dnipro Nehri’nin sol kıyısına geçirileceğini açıklamıştı.

Paylaşın

‘Mahsa Amini’ Protestoları İkinci Aya Girerken, Kadınlar Hala Ayakta

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolar, ülkenin bütün büyük kentlerinde sürüyor.

Son olarak, ABD Merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (Human Rights Activists News Agency, HRANA), İran’da Mahsa Amini’nin gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmesi üzerine başlayan prtotestolarda en az 233 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

HRANA, açıklamasında, ölenlerin 32’sinin 18 yaşın altında olduğunu belirtti. Oslo merkezli İran İnsan Hakları Örgütü ise, protestolarda 201 kişinin öldürüldüğünü duyurmuştu.

“Evin Cezaevinde ölenlerin hepsi hırsız”

İran’da çifte vatandaşlığa sahip olanlar da dahil olmak üzere güvenlik suçlamasıyla karşı karşıya kalanların çoğu Evin Cezaevi’nde tutuluyor.

Reuters’in haberine göre, yetkililer, “mali suçlar ve hırsızlıktan hüküm giyen birkaç mahkûm arasındaki tartışmanın ardından” cezaevinin atölyesinde yangın çıktığını belirtti.

İran resmi medyası dün ilk dört ölümün yoğun dumandan kaynaklandığını ve dördünün durumu ağır olmak üzere 60’tan fazla kişinin yaralandığını bildirdi.

Çelişkili resmi açıklamalar

Devlet gazetesi “İran”, devrim karşıtı güçlerin, uluslararası dikkati ülkedeki huzursuzluğa çekmek için dış istihbarat servislerinin yardımıyla yangını planladığını yazdı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani’yse, cezaevindeki yangının başka herhangi bir ülkede de yaşanabileceğinin altını çizdi.

Fransa Basın Ajansı’nın (AFP), “İran İnsan Hakları Örgütü”nden aktardığına göre, mahpus ailelerinden bir grup Pazar akşamı Evin Cezaevi önünde toplanarak yakınlarının durumu hakkında bilgi talep etti.

Oslo merkezli örgüt, cezaevi gardiyanlarının mahkûmları, aralarındaki çatışmalar sırasında kışkırttığına dair haberler aldığını belirterek, “Yetkililerin yalan söylediği ve bu durumun doğal hale geldiği düşünülürse resmî açıklamaları kabul etmeyeceğiz” dedi.

Tanınmış İranlı Avukat Said Dakkan, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, son protestolarda tutuklananları savunan 19 avukatın da tutuklandığını belirtti.

ABD Başkanı Joe Biden ve Avrupa Birliği, Tahran’ın protestoculara yönelik baskısını eleştiririlerken İran yargı sözcüsü Mesud Sitayişi, “Kamuoyunu rahatsız etmek amacıyla yalanlar yaymak yasal ceza gerektirir” diyerek uyarılarda bulundu.

Eylemciler cezaevinde yaşananları anlattı

Wall Street Journal, yangın çıkmadan önce cezaevinde yaşananları ve tutuklu muhaliflerin hükümet karşıtı sloganlar attığını ortaya koyan bir haber yayınladı.

Gazete, aralarında Tahran’da yedi yıl hapis yattıktan sonra 8 ay önce Evin Cezaevi’nden serbest bırakılan insan hakları aktivisti Atna Daimi’nin de olduğu eylemcilerin yaşadıklarını aktardı.

Eylemciler, olayın cezaevinin kadınlar bölümünde kadın mahkûmların, yaklaşık 45 mahkûmun bulunduğu iki katlı binanın kapısını kırarak cezaevi bahçesindeki personel alanına geçerek hükümet karşıtı sloganlar atmasıyla başladığını söyledi.

Atna Daimi gazeteye, sekiz mahkûmun ailesinden protesto haberleri duyduğunu ve Pazar günü Evin Cezaevi’ndeki kadın mahkûmlarla kısa süreli telefon görüşmeleri yaptığını söyledi.

Daimi, gardiyanların aralarında zorunlu başörtüsü takmayı reddedenlerin de olduğu kadınları, binaya geri dönmezlerse öldürülecekleri konusunda uyardığını söyledi. Daimi, iki mahkûmun -çevre aktivisti Sepide Kaşani ve siyasal aktivist Zehra Safai- göz yaşartıcı gaz nedeniyle bayıldığını ve tedavi altına alındıklarını açıkladı.

Kadınlar, ayrıca lazer işaretleyici silahlarla donanmış muhafızların silahları kendilerine doğrulttuklarını söylediler.

Siyasi muhalifler ve protestocular Evin Cezaevi’nde 

Evin Cezaevi’nde gözaltına alınan birçok üyesinin de yer aldığı, sendikaların şemsiye kuruluşu olan İranlı İşçiler Sendikası’na göre yangından zarar gören bir başka kesim de siyasi tutuklular. Sendika, geçen Cuma günü bazı Evin mahkûmlarının avluda toplandığını ve hükümet karşıtı sloganlar attığını belirtti.

Protesto hareketlerinin üyelerine ve insan hakları aktivistlerine göre İranlı yetkililer gözaltına aldıkları yüzlerce protestocu arasında  siyasal olarak en aktif olanları Evin Cezaevi’nde hapsetti.

ABD’nin 2018’de “ağır insan hakları ihlalleri” nedeniyle kara listeye aldığı Evin Hapishanesi’ndeki siyasi tutukluların aileleri, politikacılar ve yetkililerden sevdiklerinin güvenliğini garanti altına almalarını talep etmek için sosyal medyaya başvurdu

22 yaşındaki Mahsa Amini’nin 16 Eylül’de ölümüyle alevlenen protestolar, 1979 devriminden beri İran hükümetinin karşılaştığı en ciddi meydan okumalardan biri haline geldi. Göstericiler iktidarın devrilmesi çağrısında bulunurken, mevcut protesto dalgasına Genç İranlı kadınlar öncülük ediyor.

Birçok kentte gösteriler sürüyor

İran’daki İnsan Hakları Örgütü’ne göre Pazar günü kadınlar Tahran’daki Şeriati Teknik ve Meslek Yüksek Okulu’nda tekrar gösteri yaparak, “Hepimiz Mahsa’yız” sloganları attılar.

Protestolar, dün sabahın erken saatlerinde Yezd ve diğer bazı şehirlerde yeniden başladı.

Twitter’daki @1500tasvir_en hesabı, sokakları ateşe veren ve İran dini lideri Ali Hamaney’e ölüm çağrısı yapan insanları gösteren bir video yayınladı.

İran, halk ayaklanmasını bastırma çabalarına öncülük etmek üzere gönüllü paramiliter güç Besic’i görevlendirdi, ancak Besic protestoları kontrol altına alamadı.

Şarku’l Avsat’ın verdiği bilgiye göre, gösterilere müdahale etmeyen Devrim Muhafızları, Pazartesi günü askeri tatbikatlara başladı.

Şiddetin sorumlusu olarak “yurtiçi ve yurtdışındaki düşmanları” gören İran, güvenlik güçlerinin protestocuları öldürdüğünü reddediyor. Cumartesi günü devlet medyası, güvenlik güçlerinin en az 26 üyesinin “isyancılar” tarafından öldürüldüğünü ileri sürdü.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Suriye’de Rejim Karşıtı Örgütler Arasında Çatışma: 60 Ölü

Suriye’de Heyet Tahrir El Şam (HTŞ) örgütünün, Türkiye’nin desteklediği gruplara karşı alan kazanması üzerine bölgede şiddetli çatışmaların yaşandığı, çatışmalarda şu ana kadar 60 kişinin hayatını kaybettiği öne sürüldü.

Heyet Tahrir El Şam örgütünün Afrin bölgesinde kontrolü ele aldığı ve rejim güçleri ile Kürt grupları ayıran topraklardaki kontrol noktalarında militanlarını konuşlandırması için önce anlaşmaya vardığı, ancak kısa süren ateşkesten sonra yeniden çatışmaların başladığı da kaydedildi.

Suriye’de rejim karşıtı radikal örgütler ile Türkiye’nin desteklediği gruplar arasında son 10 gündür süren çatışmalarda yaklaşık 60 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

Türk askerlerinin çatışmalara müdahale etmediği ve El Kaide’den ayrılan Heyet Tahrir El Şam’ın Afrin bölgesinde kontrolü ele aldığı kaydedildi.

Fransız Haber Ajansı (AFP), Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ve alandaki kendi muhabirine dayandırarak verdiği haberinde, Suriye’de Heyet Tahrir El Şam (HTŞ) örgütünün, Türkiye’nin desteklediği gruplara karşı alan kazanması üzerine bölgede şiddetli çatışmaların yaşandığını bildirdi.

AFP, bu kaynaklara dayandırarak verdiği haberinde, çatışmalar sonucu Heyet Tahrir El Şam örgütünden 28, Türkiye’nin desteklediği gruplardan da 20 kişinin öldüğünü aktardı. Olaylarda yaklaşık 10 sivilin de hayatını kaybettiği belirtildi.

Çatışmaların 8 Ekim’de başladığı ve bölgede bulunan Türk birliklerinin buna müdahale etmediği bildirildi. ‘Terör örgütleri’ listesinde bulunan El Kaide’den ayrılan Heyet Tahrir El Şam çatışmalar sonrası bazı bölgeleri ele geçirdi.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi Başkanı Rami Abdel Rahman, Heyet Tahrir El Şam’ın Türkiye’nin onayı olmadan ilerleyemeyeceğini öne sürdü.

Heyet Tahrir El Şam örgütünün Afrin bölgesinde kontrolü ele aldığı ve rejim güçleri ile Kürt grupları ayıran topraklardaki kontrol noktalarında militanlarını konuşlandırması için önce anlaşmaya vardığı, ancak kısa süren ateşkesten sonra pazartesi akşamı Azez yakınlarında yeniden çatışmaların başladığı kaydedildi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Fransız Şirketi Lafarge IŞİD’e Destek Verdiğini Kabul Etti

Fransız şirketi Lafarge, Amerika tarafından terörist olarak tanımlanan gruplara ödeme yaptığı suçlamasını kabul etti. Lafarge, New York’un Brooklyn bölgesindeki mahkemede düzenlenen oturumda ilk kez, Amerika sınırları içinde, bir terör örgütüne maddi destek verme suçlamalarını kabul etmiş oldu.

VOA Türkçe’de yer alan habere göre, Fransız beton imalatçısı Lafarge, Amerika tarafından terörist olarak tanımlanan gruplara ödeme yaptığı suçlamasını kabul etti.

Lafarge, New York’un Brooklyn bölgesindeki federal mahkemede düzenlenen oturumda ilk kez, Amerika sınırları içinde, bir terör örgütüne maddi destek verme suçlamalarını kabul etmiş oldu.

2015 yılında İsviçre menşeili inşaat malzemeleri firması Holcim’e katılan Lafarge ayrıca Paris’te, 2011 yılında Suriye’de patlak veren iç savaş sonrasında bu ülkede bir fabrika işletmeye devam ederek insanlığa karşı işlenen suçlara ortaklık yaptığı iddiasıyla da karşı karşıya.

Lafarge, 687 milyon dolar karşılığında anlaşmaya giderken, 90 milyon dolar para cezası ödemeyi de kabul etti.

Firma, yapılan bir iç soruşturma sonrasında, Suriye’deki alt kuruluşunun fabrikasında çalışan elemanları korumak için silahlı gruplara ödemeler yaptığını itiraf etmişti. Ancak Lafarge, insanlığa karşı işlenen suçlara ortak olma suçlamalarını reddetmişti.

Lafarge Başkanı Magali Anderson, mahkemede, 2013 yılı Ağustos ayından 2014 yılı Kasım ayına kadar şirketin eski yöneticilerinin “bilerek ve kasten, Suriye’deki çeşitli silahlı gruplara fayda sağlaması için planlanan ödemeleri yapma ve onaylamayı amaçlayan komploya katılmayı kabul ettiğini” söyledi.

Anderson, “Bu davranıştan sorumlu olan kişilerin firmayla ilişiği 2017 yılından beri kesildi” dedi.

Holcim de yaptığı açıklamada, firmanın, Lafarge’la ilgili sorunların hiçbirine müdahil olmadığını belirtti. Holcim, Suriye’de ya da Lafarge’ın Amerika’daki operasyonlarında hiçbir zaman faaliyet göstermediğini, Lafarge’ın Suriye’deki faaliyetlerinin “Holcim’in savunduğu her şeyle taban tabana zıt” olduğunu kaydetti.

Holcim ayrıca Suriye’de olanlarla ilgisi bulunan Lafarge yöneticilerinin bunu Holcim’den ve dış denetçilerden gizlediklerini de vurguladı.

Fransa’daki hak örgütleri, 2017’de Lafarge’ı, 2011-2015 yılları arasında Suriye’de faaliyetlerine devam edebilmek için IŞİD dahil silahlı gruplara 13 milyon Euro ödeme yapmakla suçlamıştı.

İsviçre borsası SIX, Lafarge’ın Amerika’da hakkındaki suçlamaları kabul ettiğine ilişkin haberlerin çıkmasının öncesinde Holcim hisselerinin işlemlerini askıya aldı.

Paylaşın