Avrupa, Yıkıcı Kuraklığın Eşiğinde

Sıcaklıkların son 30 yılda küresel ortalamanın iki katından fazla arttığı Avrupa’nın bir su felaketinin eşiğinde olduğu  ve bu durumun yaban hayatını, habitatları ve tarımı şimdiden etkilediği bildirildi.

Uydu verileri, 2018 ve 2019’un yaz aylarında Orta Avrupa’da çarpıcı bir su sıkıntısının başladığını gösteriyor. O zamandan beri, yeraltı suyu seviyelerinde önemli bir artış olmaması ve seviyelerin sürekli düşük kalması, ekosisteme zarar verirken, ulaşımda ve altyapıda da ciddi aksaklıkları beraberinde getirebilir.

Bilim insanları, Avrupa’nıın yeraltı suyu rezervlerinin kuruması nedeniyle “yıkıcı bir kuraklığın eşiğinde olduğunu” söylüyor.

Avusturya’daki Graz Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacılar, kıtanın yeraltı su kaynaklarının durumunu incelemek için Dünya’nın yörüngesinde dönen Tom ve Jerry adlı iki uydudan gelen verileri analiz etti.

Bu iki uydu yörüngede yaklaşık 490 kilometre yükseklikte yer alıyor. Aralarında yaklaşık 200 kilometre mesafe var.

Dr. Torsten Mayer-Gürr ve meslektaşları, su kaynaklarında son yıllarda meydana gelen değişiklikleri belgelemek için uydu gravimetrisi adı verilen metodu kullandı.

Son dönemde iklim gözlemleme uydularında popüler olan bu yöntem, Dünya üzerinde kütle dağılımında meydana gelen değişimleri ölçmeye yarıyor. Uzmanlar, bunun yeraltı su kaynakları ve buz kütlelerindeki değişimleri anlamak için çok elverişli bir yöntem olduğu görüşünde.

İklimbilimciler, küresel ısınma nedeniyle yazların daha sıcak geçmesinin, 2018’den bu yana yüzey ve yeraltı sularının seviyesinde büyük bir düşüşe neden olduğunu daha önce tespit etmişti.

Dr. Mayer-Gürr ve ekibi ise son yıllarda Avrupa genelindeki sıcak hava dalgaları nedeniyle bu düşüşün telafi edilemediğini saptadı.

Ekip, Avrupa’nın bir su felaketinin eşiğinde olduğunu ve bunun yaban hayatını, habitatları ve tarımı şimdiden etkilediğini bildirdi.

Mayer-Gürr, “Birkaç yıl önce, suyun Avrupa’da bir sorun haline geleceğini asla düşünmezdim” diye konuştu:

Burada şimdiden su teminiyle ilgili sorunlar yaşıyoruz. Bunun üzerine düşünmemiz gerekiyor.

Su seviyeleri artmazsa ne olacak?

Avrupa Birliği Copernicus İklim Değişikliği Servisi’ne göre, kıtadaki sıcaklıklar son 30 yılda küresel ortalamanın iki katından fazla arttı.

Uydu verileri, 2018 ve 2019’un yaz aylarında Orta Avrupa’da çarpıcı bir su sıkıntısının başladığını gösteriyor.

O zamandan beri, yeraltı suyu seviyelerinde önemli bir artış olmaması ve seviyelerin sürekli düşük kalması, ekosisteme zarar verirken, ulaşımda ve altyapıda da ciddi aksaklıkları beraberinde getirebilir.

Örneğin buzullardaki şiddetli erimeye kar yağışının olmaması da eklenince Ren Nehri’ndeki su seviyeleri iyice azalabilir.

Öte yandan, İsviçre Alplerinde başlayıp, Lihtenştayn ve Fransa sınırlarından Almanya ve Hollanda topraklarından geçtikten sonra Rotterdam’da Kuzey Denizi’ne dökülen bu nehir, yük taşımacılığında da büyük rol üstleniyor.

Bunun yanı sıra yaz ayları yaklaşırken Avrupa’nın en önemli gündemlerinden biri su tasarrufu olabilir.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Finlandiya’dan “NATO Üyeliği” Açıklaması: İsveç’le Aynı Anda…

İsveç ve Finlandiya’nın NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyelikleri süreci gündemin öne çıkan konuları arasında olmaya devam ediyor. Finlandiya Dışişleri Bakanı Haavisto, ülkesinin NATO’ya  başvuru sürecinde en yakın askeri ortağı olan İsveç’le aynı yönde hareket etmeyi sürdüreceğini söyledi.

NATO’ya üye olan 30 ülke içinde İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelik başvurularını onaylamayan ülkeler sadece Türkiye ve Macaristan.

NATO’nun 5’inci maddesi, tüm üye ülkelerin karşılıklı savunma taahhüdünde bulunmalarını şart koşuyor ve bir üyeye yönelik saldırının tüm üyelere yönelik olarak kabul edileceğini kaydediyor.

Finlandiya Dışişleri Bakanı Pekka Haavisto, ülkesinin NATO’ya komşusu İsveç’le aynı zamanda katılma planına sadık kalacağını ve NATO’ya katılımın Temmuz ayından sonraki bir tarihe sarkmamasını umduğunu söyledi.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinden sonra geçen yıl NATO’ya üyelik başvurusu yapan İsveç ve Finlandiya, Türkiye’nin itirazlarıyla karşılaşmıştı.

Türkiye, İsveç ve Finlandiya, süreci ilerletmek amacıyla Madrid’te bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak Türkiye, İsveç’in başkenti Stockholm’de Kuran yakılan protesto eylemleri üzerine görüşmeleri askıya almıştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün, Ankara’nın Finlandiya’nın NATO’ya İsveç’ten önce katılmasını kabul edebileceğini söylemiş, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da bugün benzer açıklamalar yapmıştı.

Ancak Finlandiya Dışişleri Bakanı Haavisto, ülkesinin NATO’ya başvuru sürecinde en yakın askeri ortağı olan İsveç’le aynı yönde hareket etmeyi sürdüreceğini söyledi.

Haavisto, Hensinki’de düzenlediği basın toplantısında, ”Güçlü dileğimiz, NATO’ya İsveç’le beraber katılmak yönündedir. Macaristan ve Türkiye dahil gelecekteki NATO ortaklarımıza Finlandiya ve İsveç’in güvenliğinin el ele ilerleyeceğini ifade ettik” dedi.

İsveç Dışişleri Bakanlığı’ndan bir sözcü konuya ilişkin açıklama yapmayı reddetti.

NATO’ya üye olan 30 ülke içinde İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelik başvurularını onaylamayan ülkeler sadece Türkiye ve Macaristan.

Çok sayıda uzman, Türkiye’de Mayıs ayında yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı ve meclis seçimlerinden önce İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelik başvurularında ilerleme kaydetmenin zor olacağı görüşünde. Ancak Haavisto yine de İsveç ve Finlandiya’nın önümüzdeki birkaç ay içinde NATO üyesi olabileceklerini umduğunu dile getirdi.

Haavisto, “Temmuz’da Vilnius’da yapılacak NATO zirvesini önemli bir dönüm noktası olarak görüyorum ve iki ülkenin en geç o zaman NATO üyesi olarak kabul edileceklerini umuyorum” dedi.

Türkiye, özellikle İsveç’in çoğu Kürt militanları ve 2016 yılındaki darbe girişiminin sorumluları olarak tanımladığı teröristler konusunda daha açık bir tavır almasını istiyor.

Türkiye’nin güvenlik kaygılarını ciddiye aldığını kaydeden İsveç ise geçen yıl Haziran ayında imzalanan üçlü mutabakat zaptını uyguladığını belirtiyor. Ancak Ankara, İsveç’in yeterli adım atmadığında ısrarlı.

Bu durum, Rusya’yla bin 300 kilometre uzunluğunda sınıra sahip olan Finlandiya’nın İsveç olmadan NATO üyelik sürecine devam edebileceği spekülasyonlarını doğurdu.

Ancak Finlandiya Dışişleri Bakanı Haavisto, Amerika, İngiltere ve diğer NATO üyesi ülkelerin verdiği güvenlik garantilerinin Finlandiya’nın sabırlı olabileceği anlamına geldiğini kaydetti.

Haavisto, “NATO’nun 5’inci maddesiyle aynı olmasa da bu güvenlik garantilerini memnunlukla karşılıyoruz. Bu garantiler bizim için çok önemli” dedi.

NATO’nun 5’inci maddesi, tüm üye ülkelerin karşılıklı savunma taahhüdünde bulunmalarını şart koşuyor ve bir üyeye yönelik saldırının tüm üyelere yönelik olarak kabul edileceğini kaydediyor.

İki ülkenin üyeliği NATO için neden önemli?

Teknik olarak Finlandiya NATO’ya tek başına üye olabilir; ancak NATO açısından İsveç üzerinden stratejik bir kara erişimi olmadan Finlandiya’nın savunulmasının zor olacağı ifade ediliyor.

Finlandiya da ancak İsveç’in üyeliğinin Türkiye tarafından kalıcı bir şekilde engellenmesi halinde farklı bir rotayı değerlendirebileceğini belirtiyor.

Finlandiya’nın Rusya ile 1300 kilometrelik bir kara sınırı bulunuyor. Baltık Denizi’nin en büyük adası olan İsveç’in Gotland adası da Rusya’nın Baltık Filosu’nun bulunduğu Kaliningrad’a 300 kilometre mesafede.

Her iki ülke kolektif savunma sebebiyle NATO’ya birlikte üye olmalarını güvenliklerini sağlamanın en iyi yolu olarak görüyor.

Finlandiya’nın 285 bin askeri personeli seferber etme kapasitesi ve yaklaşık 650 tankı var. Güçlü hava kuvvetlerine sahip olan İsveç’in de Baltık Denizi koşullarına uyum sağlayan denizaltı filosu bulunuyor.

Stratejik olarak iki ülke NATO’nun Rusya’ya karşı oluşturduğu cephedeki boşluğu kapatırken, ittifaka Baltık bölgesinde gücünü yansıtma imkanı vermesi öngörülüyor.

Paylaşın

Pakistan’ın Peşaver Kentinde Camide Patlama: En Az 32 Ölü

Pakistan’ın kuzeybatısındaki Peşaver kentinde yer alan bir camide meydana gelen patlamada ilk belirlemelere göre 32 kişi öldü, yaklaşık 150 kişi yaralandı. Bombalı saldırıyı şu ana kadar üstlenen olmadı.

Haber Merkezi / Peşaver’deki Lady Reading Hastanesi sözcüsü Muhammed Asım, en az 32 kişinin öldüğünü ve 70’ten fazla yaralının tedavi için getirildiğini söyledi.

Peşaver emniyet müdürü İcaz Khan, caminin bölgesel emniyet güçleri ve terörle mücadele birimiyle aynı yerleşkede olduğunu ifade etti.

Camide patlayıcı kalıntıları bulunduğunu söyleyen Khan, intihar saldırısı olasılığının da değerlendirildiğini belirtti.

Peşaver polis şefi Khan daha sonra bir televizyona yaptığı açıklamada caminin ana salonunun kapasitesinin yaklaşık 300 olduğunu ve patlama anında “neredeyse dolu” olduğunu söyledi.

Yetkililer, ayrıntıların saldırının bir intihar bombacısı tarafından gerçekleştirildiğini gösterdiğini belirtiliyor. Canlı bombacının cemaatle namaz kılarken ön sırada oturduğu düşünülüyor.

Saldırıdan sağ kurtulan bir polis memur, patlamanın namazın başlamasından saniyeler sonra gerçekleştiğini söyledi.

Başbakan Sahbaz Şerif, bombalı saldırıyı kınadı ve yetkililere kurbanlara mümkün olan en iyi tıbbi tedaviyi sağlama talimatı verdi. 

Şerif, ayrıca, “Bu olayın arkasındakilerin İslam’la hiçbir bağı olamaz. Pakistan halkı terörizm belasına karşı birleşmiştir” dedi.

Eski Pakistan Başbakanı İmran Han’da, sosyal medya hesabından, “Peşaver Camii’nde namaz sırasında düzenlenen terörist saldırıyı şiddetle kınıyoruz” açıklamasında bulundu.

Afganistan sınırındaki Hayber-Pahtunhva eyaletinin başkenti olan Peşaver’de sık ​​sık bombalı saldırılar düzenleniyor.

Geçen Mart ayında, bir intihar bombacısının Peşaver’de bulunan bir camiye düzenlediği saldırıda 64 kişi ölmüştü. Saldırıyı IŞİD üstlenmişti.

28 kişinin öldüğü bombalı saldırıyı şu ana kadar üstlenen olmadı.

Afganistan’da Taliban’ın yönetime geldiği son bir yılda Pakistan’daki kanlı saldırıların sayısı da arttı.

Pakistan’daki çatışmaları inceleyen Pak Institute for Peace Studies adlı düşünce kuruluşunun raporuna göre 2022’de ülkedeki terör saldırıları bir önceki yıla göre yüzde 27 arttı. Bu saldırılarda en büyük pay sahibi de Taliban’dı.

Diğer aktörlerse IŞİD-Horasan ve Belucistan Kurtuluş Ordusu (BLA) idi. Yıl içinde Pakistan’da kaydedilen toplam terör saldırıların yüzde 60’ından fazlası bu üç militan grup tarafından gerçekleştirildi.

Paylaşın

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’den Batı’ya “Silah” Çağrısı

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, “Zamanı silahımız haline getirmeliyiz” sözleriyle Batılı ülkelerin silah sevkiyatını hızlandırması ve ülkeye yapılan askeri yardımların da artırılması gerektiğini söyledi.

Rusya’nın saldırıları nedeniyle özellikle ülkenin doğusundaki Donetsk bölgesinde zor bir durumla karşı karşıya olunduğunu belirten Zelenskiy, Rusya’nın Ukrayna ordusunu yıldırarak savaşı uzatmaya çalıştığını da ifade etti.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, pazar akşamı yayınladığı video mesajında Batılı ülkelere çağrıda bulundu. Zelenskiy, ülkesinin Rusya’nın saldırılarına karşılık verebilmesi için Batı’dan silah sevkiyatını hızlandırmasını ve Ukrayna’ya yeni silahlar göndermesini istedi.

Rusya’nın saldırıları nedeniyle özellikle ülkenin doğusundaki Donetsk bölgesinde zor bir durumla karşı karşıya olunduğunu belirten Zelenskiy, Bahmut ve Vuhledar kentlerinin Rusya’nın yoğun saldırısı altında olduğunu ifade etti. Ukrayna lideri, Rusya’nın sürekli savunma hattını aşma yönünde girişimleri olduğuna dikkat çekti.

“Zamanı silahımız haline getirmeliyiz”

Rusya’nın Ukrayna ordusunu yıldırarak savaşı uzatmaya çalıştığını ifade eden Zelenskiy, “Zamanı silahımız haline getirmeliyiz” sözleriyle Batılı ülkelerin silah sevkiyatını hızlandırması ve ülkeye yapılan askeri yardımların da artırılması gerektiğini söyledi.

Zelenskiy, bir gün önce yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın uzun menzilli füze savunma sistemlerine ihtiyacı olduğunu söylemiş ve Rusya’nın saldırılarına karşı ABD üretimi azami 300 kilometre menzilli ATACMS füzelerinin gerekli olduğunu söylemişti. Ancak ABD, Ukrayna’nın bu talebini reddediyor.

Almanya’dan savaş uçağı talebine ret

ABD ve Almanya, Ukrayna’ya savaş tankı ve ağır silah gönderme kararı almıştı. ABD Başkanı Biden, geçen hafta yaptığı açıklamada Ukrayna’ya 31 adet “M1 Abrams” tankı ve 8 adet “M88” tank kurtarma aracı verileceğini duyurmuştu.

Almanya federal meclisi ise geçen hafta Almanya’nın Ukrayna’ya ilk aşamada 14 adet Leopard 2 tankı göndermesi kararı almıştı. Ancak Ukrayna, Almanya’dansavaş uçağı sevk edilmesi talebinde de bulunmuştu.

Güney Amerika gezisinde konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Şili’de düzenlenen basın toplantısında bu konuyla ilgili söylenmesi gereken her şeyin söylendiğini belirterek Ukrayna’nın talebini bir kez daha geri çevirdi. Scholz, silah sistemleri sevkiyatında bir “arz rekabetine” girilmemesi gerektiğini söyledi.

Paylaşın

Afganistan; Taliban’dan Kadın Öğrencilere Üniversite Giriş Sınavı Yasağı

Ağustos 2021’de Afganistan’da yönetimi yeniden ele geçiren Taliban, kadınların ve kız çocukların ne yapıp ne yapamayacağına odaklanmış vaziyette. Taliban, önümüzdeki ay yapılacak üniversite giriş sınavlarına kadınların alınmaması talimatı verdi.

Haber Merkezi / Yüksek Öğretim Bakanlığı, özel üniversitelere gönderdiği talimatla kadınlara yüksek öğrenim yasağının altını çizdi.

Bakanlık tarafından ilgili kurumlara gönderilen mektup aralarında başkent Kabil’in de kuzey bölgelerde Şubat sonunda yapılacak sınavlara kadınların alınmaması talimatını iletiyor. Mektupta talimata uymayan kurumların cezalandırılacağı da hatırlatılıyor.

Afganistan’da üniversite giriş sınavları baz bölgelerde 29 Ocak Pazar günü yapılacak. Diğerlerinde ise 27 Şubat’tan itibaren yapılacak.

Afganistan’ta 24 şehirde 140 özel üniversitede 200 bin civarında öğrenci eğitim görüyor. Bu öğrencilerden 60 ila 70 binini kadınlar oluşturuyor.

Taliban benzer vaatleri ortaokul ve liseler için de açıklamış ve üniforma, servis gibi teknik sorunlar aşıldığında kız öğrencilerin tekrar okullara döneceğini duyurmuştu.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

ABD’de Yüz Binlerce Kişi “Polis Şiddetini” Protesto Etti

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Tennessee eyaletinin Memphis kentinde 29 yaşındaki siyahi Tyre Nichols’ın beş siyahi polis tarafından gözaltına alınırken uğradığı şiddet sonucu ölümünün ardından ABD genelinde yüz binlerce kişi “polis şiddetini” protesto etti.

628 bin nüfusa sahip Memphis şehrinin yüzde 65’i siyah Amerikalılar’dan oluşuyor.

ABD Başkanı Joe Biden ve Tyre Nichols’ın ailesi protestoların barış içerisinde olması ve şiddet olaylarına dönüşmemesi çağrısında bulundu.

Yetkililer ülke genelinde haftasonu boyunca çok sayıda geniş çaplı protesto eylemi olmasını bekliyor. Bu sebeple birçok noktada güvenlik önlemleri arttırılıyor.

Tyre Nichols’ın, gözaltına alınırken uğradığı şiddet sonucu ölümünün ardından polis kamerası görüntüleri, dün akşam 19:00’da kentin emniyet müdürlüğü tarafından yayınlandı.

Beş siyahi polisin dört dakika içinde dokuz farklı darbesiyle ağır yaralanan daha sonra da yaşamını yitiren Nichols’a yönelik ölümcül polis şiddetinin görüntülerinin yayınlanması sonrasında ABD genelinde protesto gösterileri düzenlendi.

New York, Los Angeles, Philedelphia ve Boston gibi kentlerde, yayınlanan video sonrasında yüzbinler polis şiddetini protesto etti. New York Belediye Başkanı Eric Adams eski bir polis olarak yayınlanan videoda gördüklerini irkilerek izlediğini söyledi.

ABD Başkanı Joe Biden da yaptığı açıklamada, videoyu izlediğinde son derece acı hissettiğini ve öfkelendiğini dile getirdi.

Videoda ise polis memurları Nichols’ı arabasının sürücü koltuğundan sürüklerken ve “Kahretsin, ben bir şey yapmadım … Sadece eve gitmeye çalışıyorum” diye bağırırken gösteriyor. Polis yüzüstü yatmasını emrettiği Nichols’ı yere yatırıyor ve ardından yüzüne biber gazı sıkıyor.

Nichols kurtuluyor, ayağa fırlıyor ve yola doğru koşmaya başlıyor. Peşindeki polis memurları ise kendisine şok tabancasıyla ateş ediyor. Ayrı bir videoda, memurların Nichols’u tekrar yakalayıp dövmeye başlamasının ardından yaşanan boğuşma görülüyor.

İki memur Nichols’u tutarken, üçüncüsü tekmeliyor. Dördüncü polis de Nichols’a yumruk atmadan önce sopa gibi görünen bir şeyle darbeler indirirken görülüyor.

Polislerin vücut ve araç kameralarından elde edilen görüntüler, memurların ikinci derece cinayet, saldırı, adam kaçırma, görevi kötüye kullanma ve baskı ile suçlanmalarından bir gün sonra Memphis Belediyesi’nin YouTube sayfasında paylaşıldı.

Polis memurları, polis teşkilatından ihraç edilmişlerdi

Tamamı siyah olan polis memurları, 7 Ocak’ta Nichols ile trafikte karşılaşmaları ve Nichols’un ağır şekilde dövülmesinin ardından, geçen hafta sonunda polis teşkilatından ihraç edilmişlerdi. Nichols aldığı yaralara yenik düşmüş ve üç gün sonra hastanede hayatını kaybetmişti.

Memphis polis şefi Cerelyn Davis ve videoyu yayınlanmadan önce Nichols’un yakınlarıyla birlikte izleyen aile avukatları, görüntülerin acımasız olduğu ve infiale yol açabileceği konusunda önceden uyarıda bulunmuş ve halkı sükunete davet etmişti.

Davis CNN’e yaptığı açıklamada görüntüleri tanımlarken “İnsanlığa meydan okuyan eylemler göreceksiniz” demişti.

Nichols’ın ailesini temsil eden sivil haklar avukatı Ben Crump, videodaki son sözlerin Nichols’ın annesi için ağlaması olduğunu söylemişti.

Tyre Nichols’ın annesi RowVaughn Wells da bugün yaptığı açıklamada “Hiçbir anne benim şu anda yaşadığımı yaşamamalı, hiçbir anne benim çocuğumu kaybettiğim gibi vahşi bir şekilde evladını kaybetmemeli” diye konuşmuştu.

Paylaşın

Kudüs’te Sinagoga Silahlı Saldırı: 6 İsrailli Hayatını Kaybetti

İsrail güvenlik güçlerince Batı Şeria’da yer alan Cenin kentine düzenlediği ve 9 Filistinlinin yaşamını yitirdiği operasyonun ardından, Doğu Kudüs’ün Neve Yakov mahallesinde bir sinagog yakınlarında düzenlenen silahlı saldırıda en az altı İsrailli hayatını kaybetti.

Haber Merkezi / Biri ağır dört kişinin de yaralandığı bildirilen saldırının neden yapıldığı henüz netlik kazanmadı. Saldırının sorumluluğunu da şu ana kadar üstlenen olmadı.

İsrail polisinden konuya ilişkin yapılan açıklamada, “Saldırganı etkisiz hale getirmeyi başardık. Bölgeye çok sayıda kuvvet konuşlandırıldı ve olayla ilgili soruşturma devam ediyor.” denildi.

Öte yandan bazı kaynaklar ölü ve yaralı sayısının artabileceğini bildirdi.

Cenin baskını

İsrail askerleri Cenin Mülteci Kampı’na düzenlediği baskında gerçek mermi ve göz yaşartıcı gaz kullanırken, bölgedeki Filistinli silahlı gruplarla askerler arasında çatışma çıktı.

Hamas ve İslami Cihat örgütleri, İsrail Ordusu’nun birçok kez baskın yaptığı Cenin’de İsrail birlikleriyle çatıştığını açıkladı.

Filistin Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamaya göre, olaylarda biri yaşlı kadın, toplam dokuz Filistinli öldürüldü.

İsrail askerlerinin, yaralıların çıkarılması için ambulansların bölgeye girişine izin vermediğini, Cenin Devlet Hastanesi’ne kasıtlı olarak göz yaşartıcı gaz attığını bildiren Bakanlık, Uluslararası Kızılhaç Örgütü ve Dünya Sağlık Örgütüne saldırıların durdurulması için acil toplantı çağrısı yaptı.

İsrail: Hücre evine baskın düzenledik

İsrail ordusundan konuyla ilgili yapılan yazılı açıklamada ise İsrail İç Güvenlik Teşkilatı Şin-Bet (Şabak), ordu ve diğer güvenlik birimlerinin Cenin’de Filistinli direniş grubu İslami Cihad Hareketi’ne bağlı bir hücre evine baskın düzenlediği aktarıldı.

Evin etrafının sarıldığı ve içeridekilerle silahlı çatışma çıktığı belirtilen açıklamada, evden kaçan iki kişi ve evdeki dört kişi olmak üzere toplam altı kişinin öldürüldüğü, bir kişinin de teslim olduğu bilgisi paylaşıldı.

İsrail güçleri, son dönemlerde işgal altındaki Batı Şeria’nın çeşitli beldelerine baskınlar düzenliyor ve Filistinlileri gözaltına alıyor.

Baskınları protesto eden Filistinlilere plastik merminin yanı sıra sık sık gerçek mermiyle müdahale eden İsrail askerleri ile Filistinli gruplar arasında özellikle Cenin ve Nablus gibi bölgelerde çatışma çıkıyor.

Birleşmiş Milletler’in (BM) açıkladığı verilere göre, BM’nin 2005’te bölgede kayıt tutmaya başlamasından sonra 2022, Batı Şeria’da en kanlı yıl olarak kayıtlara geçti.

Filistin Sağlık Bakanlığına göre İsrail güçleri, 2022 boyunca 168’i işgal altındaki Batı Şeria’da, 52’si abluka altındaki Gazze Şeridi’nde olmak üzere aralarında 48 çocuğun da bulunduğu 220 Filistinliyi öldürdü.

İsrail askerlerinin işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te açtığı ateş sonucu 1 Ocak 2023 tarihinden bu yana biri kadın ve beşi çocuk olmak üzere toplam 29 Filistinli öldürüldü.

Cenin

Cenin, Filistin’in Batı Şeria bölgesindeki üçüncü en büyük şehirdir. Batı Şeria’nın kuzeyinde bulunur ve o yörenin en büyük şehir olma özelliğini taşır. Filistin Ulusal Yönetimi’nin Cenin valiliğinin merkezidir.

1948 Arap-İsrail Savaşı sırasında şehri Irak ordusu savundu. İsrail ordusu tarafından kısa bir süreliğine, Arapların Kudüs kuşatmasını kaldırmasını sağlamak için ele geçirilen şehre takviye Arap güçleri gelince İsrail ordusu çekildi.

1953 yılında İsrail kontrolü altındaki bölgelerden kaçanlar için Cenin mülteci kampı kuruldu. 19 yıl boyunca Ürdün egemenliğinde kalan şehir 1967’de, Altı Gün Savaşı sırasında İsrail tarafından ele geçirildi. Şehrin kontrolü 1996’da Oslo Barış Antlaşması gereğince Filistin yönetimine devredildi.

Paylaşın

Azerbaycan’ın Tahran Büyükelçiliğine Silahlı Saldırı: 1 Ölü, 2 Yaralı

İran’ın başkenti Tahran’daki Azerbaycan Büyükelçiliği’ne silahlı saldırı düzenlendi. Kalaşnikof tüfekli saldırgan, kontrol noktasını aşıp, koruma müdürünü öldürdü. Saldırıyı önlemeye çalışan büyükelçiliğin iki güvenlik görevlisi de yaralandı.

Haber Merkezi / Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, yaralıların hayati tehlikesinin bulunmadığını belirtti.

İran’ın Fars Haber Ajansı’nın aktardığına göre, Tahran Polis Müdürü Hüseyin Rahimi de sabah saatlerinde başkent Tahran’da meydana gelen silahlı saldırıyla ilgili bilgi vererek saldırganın yakalandığını açıkladı.

Saldırganın yakalandığını aktaran Tahran Polis Müdürü, “Saldırgan iki küçük çocukla binaya giriyor. İlk belirlemelere göre saldırıyı şahsi ve ailevi sorunlar nedeniyle düzenlediği belirlendi” dedi.

Tasnim Haber Ajansı da, Tahran Emniyet Müdürü’ne dayandırdığı haberinde, zanlının elçiliğe yanındaki iki küçük çocukla birlikte gittiğini ve saldırının “kişisel nedenlerle” düzenlenmiş olabileceğini belirtti.

Saldırının ardından Tahran Emniyet Müdürü görevden alındı. İran’ın yarı resmi Tesnim Haber Ajansı’nın aktardığında göre, İran Emniyet Genel Müdürü Ahmed Rıza Radan, Tahran Emniyet Müdürü Hüseyin Rahimi’yi görevden aldı. Buna göre, Tahran Emniyet Müdürlüğüne Elburz Emniyet Müdürü Abbas Ali Muhammediyan getirilirken Hüseyin Rahimi de Ekonomik Güvenlik Polisi Başkanı olarak atandı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ile yaptığı görüşmede, Azerbaycan’ın Tahran Büyükelçiliğine yapılan “hain saldırıyı en güçlü şekilde kınadıklarını” söyledi ve “Can Azerbaycan’ın her daim yanında olduklarını” aktardı.

Dışişleri Bakanlığından yapılan bilgilendirmeye göre, Bakan Çavuşoğlu, Azerbaycanlı mevkidaşı Bayramov ile telefonda görüştü.

Bakan Çavuşoğlu, saldırıda hayatını kaybeden Büyükelçilik görevlisi için başsağlığı, yaralılara acil şifa diledi.

Çavuşoğlu, Twitter’dan yaptığı paylaşımda da “Can Azerbaycan’ın Tahran Büyükelçiliğine yapılan hain saldırıyı lanetliyorum. Şehit kardeşimize Allah’tan rahmet, yakınları ile Azerbaycan halkına başsağlığı, yaralananlara acil şifalar diliyorum. Azerbaycan, hiçbir zaman yalnız değildir” dedi.

Dağlık Karabağ ve İsrail gerginliği

Sınır komşusu iki ülke arasındaki ilişkilerde Dağlık Karabağ meselesi nedeniyle uzun süredir gergin. Gerginliğin arkasında genel olarak İran’ın Ermenistan’la; Azerbaycan’ın da İsrail’le olan ilişkileri yatıyor.

Dağlık Karabağ bölgesinde Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki çatışmalarda Tahran yönetiminin Erivan’a yakın durması Bakü’yü kızdırıyor. İran Ekim ayında Azerbaycan sınırı yakınlarında bir askeri tatbikat başlatarak, İslam Cumhuriyeti’ni sarsan ülke çapındaki protestoların ortasında savaş gücünü gösterdi.

Öte yandan Azerbaycan, Tahran’ın bölgedeki en büyük düşmanlarından biri olarak gördüğü İsrail ile de yakın ilişkiler içinde. Azerbaycan’ın İsrail’le silah ve askeri anlaşmalar yapması ve son olarak Tel Aviv’e büyükelçi ataması İran’ın tepkisine neden oluyor.

İran, ülkenin kuzeyinde yaşayan Azeri halkın Tahran’a karşı ayaklanmasından da endişe duyuyor.

Paylaşın

Somali’de Üst Düzey IŞİD Lideri Öldürüldü

Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Afrika’da artan varlığını güçlendirmekten ve Afganistan dahil örgütün dünya çapındaki operasyonlarını finanse etmekten sorumlu olduğu iddia edilen Bilal El Sudani’nin öldürüldüğü açıklandı.

El Sudani’nin yanısıra operasyonda yaklaşık 10 yardımcısının öldürüldüğü bildirilen operasyonda hiçbir sivilin zarar görmediği de belirtildi.

Biden yönetimi, ABD ordusunun Somali’nin kuzeyinde düzenlediği operasyonda üst düzey IŞİD liderinin öldürüldüğünü açıkladı.

Savunma Bakanı Lloyd Austin, bugün Başkan Joe Biden’ın emriyle ABD ordusunun Somali’nin kuzeyinde gerçekleştirdiği operasyon sonucu aralarında IŞİD’in Somali’deki liderlerinden ve IŞİD’in küresel ağının önemli bir yöneticisi olan Bilal El Sudani’nin de bulunduğu çok sayıda örgüt üyesinin öldüğünü açıkladı.

Operasyonda hiçbir sivilin zarar görmediğini kaydeden Austin yaptığı yazılı açıklamada, “El Sudani, IŞİD’in Afrika’da artan varlığını güçlendirmekten ve Afganistan dahil örgütün dünya çapındaki operasyonlarını finanse etmekten sorumluydu” dedi.

Adlarının açıklanmaması kaydıyla gazetecilere konuşan Biden yönetimi yetkilileri de ABD’nin “Somali’deki IŞİD lideri” olarak tanımladığı Bilal El Sudani’nin yanısıra operasyonda yaklaşık 10 yardımcısının öldürüldüğünü bildirdi.

Yetkililere göre Başkan Joe Biden aylar öncesinden planlanmaya başlanan görevle ilgili olarak geçen hafta bilgilendirildi. Biden son onayı bu hafta verdi.

Yetkililer, El Sudani’nin ABD’ye doğrudan bir tehdit oluşturup oluşturmadığı, herhangi bir istihbarat toplanıp toplanmadığı, ABD güçlerinin operasyonu nasıl gerçekleştirdiği ve hatta kaç Amerikan askerinin operasyonda yer aldığı gibi konularda ise ayrıntı vermekten kaçındı.

Bir yetkili, ABD güçlerinin El Sudani’yi sağ yakalamayı amaçladığını ancak operasyon gerçekleştirilirken bunun “uygulanabilir” olmadığının kanıtlandığını söyledi.

El Sudani, Somali’de faaliyet gösteren bir diğer terör örgütü El Şebab’daki rolü nedeniyle 2012 yılında ABD Maliye Bakanlığı’nın yaptırım listesine alınmıştı.

Operasyon, ABD Afrika Komutanlığı’nın başkent Mogadişu’nun kuzeydoğusunda, Galcad yakınlarında bir toplu savunma saldırısı düzenlediğini açıklamasından günler sonra gerçekleşti.

Bu olayda Somali Ulusal Ordusu güçleri, 100’den fazla El Şebab savaşçısının uzun süreli ve yoğun saldırısının ardından, ağır çatışmalara girmişti.

ABD bu operasyonda yaklaşık 30 El Şebab savaşçısının öldürüldüğünü tahmin ediyor.

Somalili güçlerin El Şebab’a karşı başlattığı saldırı on yılı aşkın bir süredir gerçekleştirilen en önemli saldırı olarak nitelendiriliyor.

Paylaşın

Rusya, Ukrayna’ya Füze Yağdırdı

Rusya, Ukrayna’ya çok sayıda füze saldırısında bulundu. Saldırılar, Rusya’nın Batılı ülkelerin tank gönderme kararını çatışmaya “doğrudan müdahil olma” şeklinde değerlendirdiğini açıklamasından sonra geldi.

Ukraynalı yetkililer, Rus güçlerinin fırlattığı 30’dan fazla füzenin hedeflerine yaklaştığını belirlediklerini, Kiev’e yöneltilmiş en az 15 füzenin ise savunma sistemleri tarafından düşürüldüğünü açıkladı.

Başkent Kiev’de kalabalıklar, metro istasyonlarına sığındı. Kiev Belediye Başkanı Vitali Kliçko, kentin güneyindeki bir binaya isabet eden füzenin bir kişinin hayatını kaybetmesine, iki kişinin yaralanmasına neden olduğunu söyledi.

Kremlin ise Batılı ülkelerin Ukrayna’ya verdiği tank sevkiyatı taahhütlerinin Amerika ve Avrupa’nın 11 aydır süren çatışmalara “doğrudan katılmasının” kanıtı olduğunu kaydetti. Amerika ve Avrupa, bu iddiayı reddediyor.

Ukrayna’nın en büyük özel enerji üretici firması DTEK, Kiev civarında, Odesa ve Dnipropetrovsk’ta acil elektrik kesintisi uygulandığını bildirdi.

‘Özgürlüğün yumruğu’

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, “Şimdi kilit olan sürat ve hacim. Kuvvetlerimizi eğitme hızı, Ukrayna’ya tank tedarik etme hızı. Tank desteği sayıları” ifadelerini kullandı.

Zelenski, “Tank yumruğu, özgürlük yumruğu oluşturmalıyız” dedi. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’le konuştuğunu söyleyen Zelenski, uzun menzilli füze ve uçak talebinde bulunduğunu da kaydetti.

Ukrayna’nın doğusunda çatışmalar

Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in yakın müttefiklerinden Güvenlik Konseyi Başkanı Nikolay Patruşev’in “Ukrayna’daki çatışmaların ‘sıcak fazının’ sona ermesine rağmen Anglo-Sakson dünyasının Rusya ve müttefiklerine karşı vekalet savaşları yürütmeyi sona erdirmeyeceğini” söylediği bildirildi.

Ukrayna’da en ağır çatışmalar, ülkenin doğusundaki Bahmut’ta yaşanıyor. Savaştan önceki nüfusu 70 bin olan Bahmut, savaşın en kanlı çatışmalarına sahne olan bir kent haline geldi.

Ukrayna ordusu, Rusya’nın “tüm Donetsk bölgesini ele geçirme hedefiyle saldırdığını, kendi kuvvetlerinin kayıp vermesini umursamadığını” bildirdi.

Donetsk’in Rusya tarafından atanan valisi, Rusya’nın Wagner Grubu mensubu askerlerinin Bahmut’ta ilerlediğini, daha önce Ukrayna’nın elinde olan banliyö ve mahallelerde çatışmaların sürdüğünü söyledi.

Tank yardımı

ABD Başkanı Joe Biden daha sonra ABD’nin 31 adet M1 Abrams muharebe tankı göndereceğini açıkladı. Pentagon uzun süredir bu tankların Ukrayna’daki savaş alanına uygun olmadıklarını söylüyordu.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, haftalardır devam eden uluslararası baskının ardından Ukrayna’ya 14 adet Leopard 2 tankı tedarik edileceğini söylemişti. Bu model en etkili savaş tankları arasında sayılıyor.

Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius, tankların Mart sonu ya da Nisan başında verilebileceğini söyledi.

Almanya ayrıca iki taburu donatmaya yetecek 100 kadar tankın müttefik Avrupa ülkelerinin envanterlerinden Ukrayna’ya tedarik edilmesine de yeşil ışık yaktı.

Paylaşın