Birleşik Krallık’ta Yaklaşık Yarım Milyon Kişi İş Bıraktı

İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’dan oluşan Birleşik Krallık’ta kamu işçilerinin de aralarında bulunduğu yarım milyon kişi, iyileştirilmiş çalışma şartları için greve gitti. Grev en az son 10 yılın en büyük ve kapsamlı grevi olma özelliği taşıyor.

Öğretmen, devlet memuru, demiryolu ve otobüs görevlisi ve üniversite çalışanı yüzbinlerce kişi seslerini duyurmak için Parlamento meydanına yürüdü. Ülkede, birçok sendika grev hareketlerini birleştirme kararı almıştı.

azı sendikaların tarihlerinde ilk defa ya da onlarca yıldır ilk kez iş bırakma kararı aldığı ülkede, 300 bin öğretmen, 100 bin devlet memuru, 70 bin üniversite çalışanı ve 100 bin makinist bugün iş bıraktı. Bugün greve katılanlar şu şekilde:

– İngiltere ve Galler’de yaklaşık 100 bin öğretmenin ve okullardaki yardımcı personelin bugün greve çıkması bekleniyor. Grevin 26 bin okuldan 23 binini etkilemesi öngörülüyor.

– İskoçya’da çok sayıda öğretmen işi bırakıyor

– Birleşik Krallık çapında 150 üniversitede binlerce kişinin greve katılması bekleniyor.

– Toplamda 124 bakanlık ve hükümet departmanında çalışan yaklaşık 100 bin devlet memuru da ücret ve çalışma koşulları sebebiyle grevde.

– İngiltere’de çok sayıda makinist işi bırakıyor.

– Başkent Londra’da bazı otobüs şoförleri de grevde.

Yetersiz ücret artışları, artan fiyatlar

Yıllık tüketici enflasyonunun Eylül 2022’de yüzde 11,1 ile son 41 yılın en yüksek seviyesini gördüğü ülkede son aylarda devam eden grevlerin en önemli nedenlerinden biri, ücret artışı tekliflerinin tüketici fiyatlarında görülen bu artışın gerisinde kalması olarak gösteriliyor.

Mali Çalışmalar Enstitüsüne’ne göre öğretmenlerin maaşları 2010-2022 yılları arasında reel olarak ortalama yüzde 11 azaldı. Sendikaların hesaplamalarına göre ise bu oran gerçekte yüzde 23.

İngiltere ve Galler’de 2022 yılında öğretmenler yalnızca yüzde 5 zam alırken Kuzey İrlanda’da bu oran yüzde 3,2’de kalmıştı.

İngiltere’de, demiryolu çalışanlarının ücret, iş güvenliği ve çalışma koşulları sebebiyle katıldığı grev, ülke genelinde büyük ulaşım sıkıntılarına neden olmaya devam ediyor.

İngiltere’nin başkenti Londra’da grev sonucunda raylı sistem ulaşım servislerinin bir kısmı askıya alınırken bir kısmı aralıklı olarak hizmet veriyor.

İngiltere’nin başkenti Londra’nın simgelerinden olan Big Ben saat kulesinin önünde toplanan Kamu ve Ticari Hizmetler Sendikası (PCS) üyeleri de ücretler, emekli maaşı ödemeleri, iş güvenliği ve işten çıkarma süreçlerinde yaşanan mağduriyetleri protesto etti.

Hükümet, grev hakkını kısıtlamaya hazırlanıyor

Öte yandan, Birleşik Krallık’ta grevleri kısıtlayan yasa tasarısı dün (31 Ocak) Avam Kamarası’ndan geçmişti.

Bazı sektörlerdeki grevler sırasında minimum düzeyde hizmet sağlanmasını öngören ve Avam Kamarası’nda 246’ya karşı 315 oyla kabul edilen tasarı, Lordlar Kamarası’nın da onayı halinde yasalaşacak.

Tasarı, aralarında demiryolları ve acil durum hizmetleri gibi alanlarda grevler sırasında bazı çalışanların işbaşı yapmalarını, bunu reddedenlerin işten atılabilmelerini öngörüyor. İngiltere, İskoçya ve Galler’de geçerli olması öngörülen tasarıda, bakanlara itfaiye, ambulans ve demiryolu hizmetlerinde minimum düzeyde hizmet verilmesini zorunlu kılma yetkisi veriliyor.

Birleşik Krallık’ta enflasyon ve grevler

İngiltere’de enflasyon, enerji ve gıda fiyatları öncülüğünde yükselişini sürdürerek Eylül 2022’de yıllık yüzde 11,1 ile son 41 yılın zirvesine ulaşmıştı. Birleşik Krallık Ulusal İstatistik Ofisi (ONS) verilerine göre, yıllık tüketici enflasyonu Aralık 2022’de gerileyerek yüzde 9,2 oranında ölçüldü.

Enflasyonun son yılların en yüksek seviyelerde izlediği ülkede, enflasyon altında teklif edilen maaş zamları nedeniyle son aylarda farklı sektörlerde çok sayıda işçi sendikası toplu grev kararları aldı.

Grev kararı alanlar arasında metro çalışanları, otobüs şoförleri ve UBER sürücüleri, öğretmenler, liman işçileri, ceza avukatları, sağlık çalışanları, temizlik işçileri, havacılık ve posta servisi çalışanları yer alıyor.

Ülkede hemşireler 15 Aralık 2022’de sendika tarihinde ilk kez greve giderken, grev kararlarının yanı sıra hayat pahalılığı ve kemer sıkma politikalarını protesto eden binlerce kişi de başkent Londra başta olmak üzere ülke genelinde sıklıkla gösteriler düzenliyor.

Paylaşın

İsveç Başbakanı’ndan “Kur’an Yakma Eylemleri” Açıklaması: Kullanışlı Aptallar

Ülkedeki Kur’an yakma eylemleri konusunda açıklamalarda bulunan İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, “Mevcut güvenlik ortamında bu türden eylemleri düzenleyen grup ve kişiler İsveç’e zarar vermek isteyen güçler için kullanışlı aptallar oldu” dedi.

Kristersson, İsveç hükümetinin gerginliğin yatıştırılması için diplomatik girişimlerini sürdürdüğünü ve kendisinin bu doğrultuda BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile bir telefon görüşmesi yaptığını ifade etti.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson İsveç’teki parti liderleriyle basına kapalı yaptığı görüşmenin ardından düzenlediği basın toplantısında ülkedeki Kur’an yakma eylemleri konusunda açıklamalarda bulundu.

“Yabancı aktörlerin, hatta devlet aktörlerinin bu yaşananları İsveç’in güvenliğine doğrudan zarar verecek şekilde kışkırtmaya çalıştığını gördük” diyen İsveç Başbakanı, “Mevcut güvenlik ortamında bu türden eylemleri düzenleyen grup ve kişiler İsveç’e zarar vermek isteyen güçler için kullanışlı aptallar oldu” dedi.

Kristersson, İsveç hükümetinin gerginliğin yatıştırılması için diplomatik girişimlerini sürdürdüğünü ve kendisinin bu doğrultuda BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile bir telefon görüşmesi yaptığını ifade etti.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan soruşturma

Öte yandan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Türkiye’nin İsveç Büyükelçiliği önünde Kur’an-ı Kerim yakan aşırı sağcı İsveçli siyasetçi Rasmus Paludan ve Hollanda Parlamentosu önünde Kur’an-ı Kerim yırtan Irkçı Batı’nın İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar (PEGIDA) hareketi lideri Edwin Wagensveld hakkında “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme ve halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” suçlarından resen soruşturma başlattı.

Başsavcılık tarafından yapılan yazılı açıklamada, “söz konusu şüpheliler tarafından İslam Dininin kutsal değerleri olan Kur’an-ı Kerim ve İslam Peygamberi Hazreti Muhammed’e yönelik olarak halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme ve halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama niteliğinde eylemler yapıldığı anlaşılmakla; Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından iddia konusu olaylara ilişkin olarak işin gerçeğinin araştırılması amacıyla şüpheliler hakkında müsnet eylemleri sebebiyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 12. ve 13. maddeleri uyarınca halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme ve halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama suçlarından eylemlerine uyan 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 216/1 ve 216/3 maddeleri uyarınca 2023/27095 soruşturma numarasıyla resen soruşturmaya başlanılmıştır” ifadeleri yer aldı.

Ne olmuştu?

İsveç’te Danimarka’nın aşırı sağcı siyasi partisi Hard Line’ın lideri Rasmus Paludan tarafından düzenlenen eylemde Türkiye’nin Stockholm Büyükelçiliği önünde Kur’an-Kerim’in yakılması, NATO’ya üyelik sürecinde Türkiye’nin vetosu ile karşı karşıya olan İsveç ile Türkiye arasında yeni bir gerginliğe neden olmuştu. Eylemlerin ardından İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılım sürecinde Türkiye’nin vetosunu kaldırması için oluşturulan üçlü mekanizma Ankara’nın talebi üzerine iptal edilmişti.

Paylaşın

Fransa’da 1 Milyondan Fazla Kişi “Emeklilik Reformunu” Protesto Etti

Fransa’da başta başkent Paris olmak üzere Lille, Toulouse, Nice, Nantes, Rennes gibi kentler de 1 milyondan fazla kişi emeklilik yaşının 62’den 64’e yükseltilmesini öngören yasal düzenlemeyi protesto etti.

Ellerinde “Daha az çalışmak, daha çok yaşamak”, “Metro, iş, tabut” ve 61 yaşındaki Fransa Başbakanı Elisabeth Borne’yi kastederek “Elisabeth için de 60 yaşta emeklilik istiyoruz” pankartları taşıyan gruptakiler, hükümetin emeklilik reformundan vazgeçmesini talep etti.

Fransa’da emeklilik yaşını 62’den 64’e çıkarmayı amaçlayan ’emeklilik reformuna’ karşı ülke genelindeki gösterilere 1 milyondan fazla kişi katıldı. Hükümetin ’emeklilik reformuna’ karşı ülke genelinde eğitim, toplu taşıma, havacılık, enerji ve kamu sektörü çalışanları greve gitti.

Başkent Paris, Lille, Toulouse, Nice, Nantes, Rennes gibi kentler de dahil 300’den fazla noktada gösteri düzenlendi. Paris’te İtalya Meydanı’nda toplanan yurttaşlar, buradan hep birlikte sloganlar atarak Vauban Meydanı’na yürüdü.

Ellerinde “Daha az çalışmak, daha çok yaşamak”, “Metro, iş, tabut” ve 61 yaşındaki Fransa Başbakanı Elisabeth Borne’yi kastederek “Elisabeth için de 60 yaşta emeklilik istiyoruz” pankartları taşıyan gruptakiler, hükümetin emeklilik reformundan vazgeçmesini talep etti.

Paris’teki gösteride polis ve bazı göstericiler arasında gerginlik yaşandı. Polis göstericilere karşı biber gazı ve cop kullandı. Göstericilerden polise şişe ve taş atanlar oldu. Gruptakiler güzergahtaki çöpleri yaktı.

Paris Belediyesi de emeklilik reformu karşıtı toplumsal hareketle dayanışma için kapalı kaldı.

Auvergne-Rhone-Alpes ve Rhone Valiliği’nce Twitter’dan yapılan paylaşımda, Lyon kentindeki gösteride Fransa ve Avrupa Birliği (AB) bayraklarına zarar verilmesi kınanarak, “Bu eylemler Cumhuriyet ilkelerine aykırı” denildi.

Fransa’nın en büyük işçi sendikası olan Genel İş Sendikası (CGT), başkent Paris’teki gösteriye 500 bin kişinin, ülke genelindeki gösterilere ise toplam 2,8 milyon kişinin katıldığını açıkladı.

Fransa basınının emniyet kaynaklarına dayandırdığı verilere göre, 87 bini Paris’te olmak üzere ülke genelindeki gösterilere toplam 1 milyon 272 bin kişi katıldı ve ​​​Paris’teki gösterilerde 30 kişi gözaltına alındı.

Ülkedeki farklı sendikalar, 7 ve 11 Şubat tarihlerinde de “emeklilik reformuna” karşı yurttaşları sokağa inmeye çağırdı.

Ne olmuştu?

Fransa Başbakanı Elisabeth Borne, 10 Ocak’ta yeni “emeklilik reformu” kapsamında emeklilik yaşının 64’e çıkaracaklarını duyurdu.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un seçim vaatleri arasında yer alan düzenlemenin içeriği hakkında bilgi veren Borne, emekliliğe ayrılma yaşının 62 olduğu ülkede 1 Eylül’den itibaren yasal emeklilik yaşının kademeli olarak her yıl 3 ay yükseltilerek 2030’da 64’e ulaşacağını aktardı.

Hükümetin planı, muhalefetin tepkisiyle karşılaştı.

2022’deki seçimlerde cumhurbaşkanı adayı olan Boyun Eğmeyen Fransa partili Jean-Luc Melenchon, Twitter hesabından, hükümetin duyurduğu emeklilik reformunu “ciddi sosyal gerileme” olarak değerlendirdi.

Aşırı sağcı Ulusal Birlik vekili Marine Le Pen de Twitter’da, “Fransızlar, bu haksız reformu engellemek için tüm kararlılığımıza güvenebilirler” yazdı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Pakistan’da Camiye Düzenlenen Bombalı Saldırıda Can Kaybı 93’e Yükseldi

Pakistan’ın kuzeybatısındaki Peşaver kentinde yer alan bir camiye düzenlenen bombalı saldırıda can kaybı 93’e yükseldi. Bombalı saldırıyı şu ana kadar üstlenen olmazken, saldırıda sorumluluğu olduğu iddia edilen Pakistan Talibanı, iddiaları reddetti.

Haber Merkezi / Pakistan Devlet Televizyon Kurumu (PTV), saldırıda 150 kişinin yaralandığını belirterek. can kaybının artmasından endişe duyulduğunu açıkladı.

Hayber Pahtunhva hükümeti, eyalet genelinde bir günlük yas ilan edildiğini duyurdu. Hayber Pahtunhva Valisi Gulam Ali, teröristin bombayla camiye nasıl girdiğinin incelemeler sonucunda netlik kazanacağını söyledi. Ali, güvenlik zafiyeti olduğunu doğruladı.

Saldırı sonrası Peşaver’de incelemelerde bulunduktan sonra açıklama yapan Başbakan Şahbaz Şerif, “İnsani trajedinin boyutu hayal bile edilemez. Halkı derin bir keder duygusu sarmış durumda” dedi ve ekledi:

“Terörizmin en önde gelen ulusal güvenlik sorunumuz olduğuna hiç şüphem yok. Acılı ailelerin acısı kelimelerle tarif edilemezken, en içten taziyelerimi ve en içten duygularımı ifade ediyorum. Bu alçak olayın faillerine mesajım, halkımızın azmini küçümseyemezsiniz.”

Eski Pakistan Başbakanı İmran Han’da, sosyal medya hesabından, “Peşaver Camii’nde namaz sırasında düzenlenen terörist saldırıyı şiddetle kınıyoruz” açıklamasında bulunmuştu.

Afganistan sınırındaki Hayber-Pahtunhva eyaletinin başkenti olan Peşaver’de sık ​​sık bombalı saldırılar düzenleniyor.

Geçen Mart ayında, bir intihar bombacısının Peşaver’de bulunan bir camiye düzenlediği saldırıda 64 kişi ölmüştü. Saldırıyı IŞİD üstlenmişti.

Afganistan’da Taliban’ın yönetime geldiği son bir yılda Pakistan’daki kanlı saldırıların sayısı da arttı.

Pakistan’daki çatışmaları inceleyen Pak Institute for Peace Studies adlı düşünce kuruluşunun raporuna göre 2022’de ülkedeki terör saldırıları bir önceki yıla göre yüzde 27 arttı. Bu saldırılarda en büyük pay sahibi de Taliban’dı.

Diğer aktörlerse IŞİD-Horasan ve Belucistan Kurtuluş Ordusu (BLA) idi. Yıl içinde Pakistan’da kaydedilen toplam terör saldırıların yüzde 60’ından fazlası bu üç militan grup tarafından gerçekleştirildi.

Paylaşın

Avrupa, Yıkıcı Kuraklığın Eşiğinde

Sıcaklıkların son 30 yılda küresel ortalamanın iki katından fazla arttığı Avrupa’nın bir su felaketinin eşiğinde olduğu  ve bu durumun yaban hayatını, habitatları ve tarımı şimdiden etkilediği bildirildi.

Uydu verileri, 2018 ve 2019’un yaz aylarında Orta Avrupa’da çarpıcı bir su sıkıntısının başladığını gösteriyor. O zamandan beri, yeraltı suyu seviyelerinde önemli bir artış olmaması ve seviyelerin sürekli düşük kalması, ekosisteme zarar verirken, ulaşımda ve altyapıda da ciddi aksaklıkları beraberinde getirebilir.

Bilim insanları, Avrupa’nıın yeraltı suyu rezervlerinin kuruması nedeniyle “yıkıcı bir kuraklığın eşiğinde olduğunu” söylüyor.

Avusturya’daki Graz Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacılar, kıtanın yeraltı su kaynaklarının durumunu incelemek için Dünya’nın yörüngesinde dönen Tom ve Jerry adlı iki uydudan gelen verileri analiz etti.

Bu iki uydu yörüngede yaklaşık 490 kilometre yükseklikte yer alıyor. Aralarında yaklaşık 200 kilometre mesafe var.

Dr. Torsten Mayer-Gürr ve meslektaşları, su kaynaklarında son yıllarda meydana gelen değişiklikleri belgelemek için uydu gravimetrisi adı verilen metodu kullandı.

Son dönemde iklim gözlemleme uydularında popüler olan bu yöntem, Dünya üzerinde kütle dağılımında meydana gelen değişimleri ölçmeye yarıyor. Uzmanlar, bunun yeraltı su kaynakları ve buz kütlelerindeki değişimleri anlamak için çok elverişli bir yöntem olduğu görüşünde.

İklimbilimciler, küresel ısınma nedeniyle yazların daha sıcak geçmesinin, 2018’den bu yana yüzey ve yeraltı sularının seviyesinde büyük bir düşüşe neden olduğunu daha önce tespit etmişti.

Dr. Mayer-Gürr ve ekibi ise son yıllarda Avrupa genelindeki sıcak hava dalgaları nedeniyle bu düşüşün telafi edilemediğini saptadı.

Ekip, Avrupa’nın bir su felaketinin eşiğinde olduğunu ve bunun yaban hayatını, habitatları ve tarımı şimdiden etkilediğini bildirdi.

Mayer-Gürr, “Birkaç yıl önce, suyun Avrupa’da bir sorun haline geleceğini asla düşünmezdim” diye konuştu:

Burada şimdiden su teminiyle ilgili sorunlar yaşıyoruz. Bunun üzerine düşünmemiz gerekiyor.

Su seviyeleri artmazsa ne olacak?

Avrupa Birliği Copernicus İklim Değişikliği Servisi’ne göre, kıtadaki sıcaklıklar son 30 yılda küresel ortalamanın iki katından fazla arttı.

Uydu verileri, 2018 ve 2019’un yaz aylarında Orta Avrupa’da çarpıcı bir su sıkıntısının başladığını gösteriyor.

O zamandan beri, yeraltı suyu seviyelerinde önemli bir artış olmaması ve seviyelerin sürekli düşük kalması, ekosisteme zarar verirken, ulaşımda ve altyapıda da ciddi aksaklıkları beraberinde getirebilir.

Örneğin buzullardaki şiddetli erimeye kar yağışının olmaması da eklenince Ren Nehri’ndeki su seviyeleri iyice azalabilir.

Öte yandan, İsviçre Alplerinde başlayıp, Lihtenştayn ve Fransa sınırlarından Almanya ve Hollanda topraklarından geçtikten sonra Rotterdam’da Kuzey Denizi’ne dökülen bu nehir, yük taşımacılığında da büyük rol üstleniyor.

Bunun yanı sıra yaz ayları yaklaşırken Avrupa’nın en önemli gündemlerinden biri su tasarrufu olabilir.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Finlandiya’dan “NATO Üyeliği” Açıklaması: İsveç’le Aynı Anda…

İsveç ve Finlandiya’nın NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyelikleri süreci gündemin öne çıkan konuları arasında olmaya devam ediyor. Finlandiya Dışişleri Bakanı Haavisto, ülkesinin NATO’ya  başvuru sürecinde en yakın askeri ortağı olan İsveç’le aynı yönde hareket etmeyi sürdüreceğini söyledi.

NATO’ya üye olan 30 ülke içinde İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelik başvurularını onaylamayan ülkeler sadece Türkiye ve Macaristan.

NATO’nun 5’inci maddesi, tüm üye ülkelerin karşılıklı savunma taahhüdünde bulunmalarını şart koşuyor ve bir üyeye yönelik saldırının tüm üyelere yönelik olarak kabul edileceğini kaydediyor.

Finlandiya Dışişleri Bakanı Pekka Haavisto, ülkesinin NATO’ya komşusu İsveç’le aynı zamanda katılma planına sadık kalacağını ve NATO’ya katılımın Temmuz ayından sonraki bir tarihe sarkmamasını umduğunu söyledi.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinden sonra geçen yıl NATO’ya üyelik başvurusu yapan İsveç ve Finlandiya, Türkiye’nin itirazlarıyla karşılaşmıştı.

Türkiye, İsveç ve Finlandiya, süreci ilerletmek amacıyla Madrid’te bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak Türkiye, İsveç’in başkenti Stockholm’de Kuran yakılan protesto eylemleri üzerine görüşmeleri askıya almıştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün, Ankara’nın Finlandiya’nın NATO’ya İsveç’ten önce katılmasını kabul edebileceğini söylemiş, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da bugün benzer açıklamalar yapmıştı.

Ancak Finlandiya Dışişleri Bakanı Haavisto, ülkesinin NATO’ya başvuru sürecinde en yakın askeri ortağı olan İsveç’le aynı yönde hareket etmeyi sürdüreceğini söyledi.

Haavisto, Hensinki’de düzenlediği basın toplantısında, ”Güçlü dileğimiz, NATO’ya İsveç’le beraber katılmak yönündedir. Macaristan ve Türkiye dahil gelecekteki NATO ortaklarımıza Finlandiya ve İsveç’in güvenliğinin el ele ilerleyeceğini ifade ettik” dedi.

İsveç Dışişleri Bakanlığı’ndan bir sözcü konuya ilişkin açıklama yapmayı reddetti.

NATO’ya üye olan 30 ülke içinde İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelik başvurularını onaylamayan ülkeler sadece Türkiye ve Macaristan.

Çok sayıda uzman, Türkiye’de Mayıs ayında yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı ve meclis seçimlerinden önce İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelik başvurularında ilerleme kaydetmenin zor olacağı görüşünde. Ancak Haavisto yine de İsveç ve Finlandiya’nın önümüzdeki birkaç ay içinde NATO üyesi olabileceklerini umduğunu dile getirdi.

Haavisto, “Temmuz’da Vilnius’da yapılacak NATO zirvesini önemli bir dönüm noktası olarak görüyorum ve iki ülkenin en geç o zaman NATO üyesi olarak kabul edileceklerini umuyorum” dedi.

Türkiye, özellikle İsveç’in çoğu Kürt militanları ve 2016 yılındaki darbe girişiminin sorumluları olarak tanımladığı teröristler konusunda daha açık bir tavır almasını istiyor.

Türkiye’nin güvenlik kaygılarını ciddiye aldığını kaydeden İsveç ise geçen yıl Haziran ayında imzalanan üçlü mutabakat zaptını uyguladığını belirtiyor. Ancak Ankara, İsveç’in yeterli adım atmadığında ısrarlı.

Bu durum, Rusya’yla bin 300 kilometre uzunluğunda sınıra sahip olan Finlandiya’nın İsveç olmadan NATO üyelik sürecine devam edebileceği spekülasyonlarını doğurdu.

Ancak Finlandiya Dışişleri Bakanı Haavisto, Amerika, İngiltere ve diğer NATO üyesi ülkelerin verdiği güvenlik garantilerinin Finlandiya’nın sabırlı olabileceği anlamına geldiğini kaydetti.

Haavisto, “NATO’nun 5’inci maddesiyle aynı olmasa da bu güvenlik garantilerini memnunlukla karşılıyoruz. Bu garantiler bizim için çok önemli” dedi.

NATO’nun 5’inci maddesi, tüm üye ülkelerin karşılıklı savunma taahhüdünde bulunmalarını şart koşuyor ve bir üyeye yönelik saldırının tüm üyelere yönelik olarak kabul edileceğini kaydediyor.

İki ülkenin üyeliği NATO için neden önemli?

Teknik olarak Finlandiya NATO’ya tek başına üye olabilir; ancak NATO açısından İsveç üzerinden stratejik bir kara erişimi olmadan Finlandiya’nın savunulmasının zor olacağı ifade ediliyor.

Finlandiya da ancak İsveç’in üyeliğinin Türkiye tarafından kalıcı bir şekilde engellenmesi halinde farklı bir rotayı değerlendirebileceğini belirtiyor.

Finlandiya’nın Rusya ile 1300 kilometrelik bir kara sınırı bulunuyor. Baltık Denizi’nin en büyük adası olan İsveç’in Gotland adası da Rusya’nın Baltık Filosu’nun bulunduğu Kaliningrad’a 300 kilometre mesafede.

Her iki ülke kolektif savunma sebebiyle NATO’ya birlikte üye olmalarını güvenliklerini sağlamanın en iyi yolu olarak görüyor.

Finlandiya’nın 285 bin askeri personeli seferber etme kapasitesi ve yaklaşık 650 tankı var. Güçlü hava kuvvetlerine sahip olan İsveç’in de Baltık Denizi koşullarına uyum sağlayan denizaltı filosu bulunuyor.

Stratejik olarak iki ülke NATO’nun Rusya’ya karşı oluşturduğu cephedeki boşluğu kapatırken, ittifaka Baltık bölgesinde gücünü yansıtma imkanı vermesi öngörülüyor.

Paylaşın

Pakistan’ın Peşaver Kentinde Camide Patlama: En Az 32 Ölü

Pakistan’ın kuzeybatısındaki Peşaver kentinde yer alan bir camide meydana gelen patlamada ilk belirlemelere göre 32 kişi öldü, yaklaşık 150 kişi yaralandı. Bombalı saldırıyı şu ana kadar üstlenen olmadı.

Haber Merkezi / Peşaver’deki Lady Reading Hastanesi sözcüsü Muhammed Asım, en az 32 kişinin öldüğünü ve 70’ten fazla yaralının tedavi için getirildiğini söyledi.

Peşaver emniyet müdürü İcaz Khan, caminin bölgesel emniyet güçleri ve terörle mücadele birimiyle aynı yerleşkede olduğunu ifade etti.

Camide patlayıcı kalıntıları bulunduğunu söyleyen Khan, intihar saldırısı olasılığının da değerlendirildiğini belirtti.

Peşaver polis şefi Khan daha sonra bir televizyona yaptığı açıklamada caminin ana salonunun kapasitesinin yaklaşık 300 olduğunu ve patlama anında “neredeyse dolu” olduğunu söyledi.

Yetkililer, ayrıntıların saldırının bir intihar bombacısı tarafından gerçekleştirildiğini gösterdiğini belirtiliyor. Canlı bombacının cemaatle namaz kılarken ön sırada oturduğu düşünülüyor.

Saldırıdan sağ kurtulan bir polis memur, patlamanın namazın başlamasından saniyeler sonra gerçekleştiğini söyledi.

Başbakan Sahbaz Şerif, bombalı saldırıyı kınadı ve yetkililere kurbanlara mümkün olan en iyi tıbbi tedaviyi sağlama talimatı verdi. 

Şerif, ayrıca, “Bu olayın arkasındakilerin İslam’la hiçbir bağı olamaz. Pakistan halkı terörizm belasına karşı birleşmiştir” dedi.

Eski Pakistan Başbakanı İmran Han’da, sosyal medya hesabından, “Peşaver Camii’nde namaz sırasında düzenlenen terörist saldırıyı şiddetle kınıyoruz” açıklamasında bulundu.

Afganistan sınırındaki Hayber-Pahtunhva eyaletinin başkenti olan Peşaver’de sık ​​sık bombalı saldırılar düzenleniyor.

Geçen Mart ayında, bir intihar bombacısının Peşaver’de bulunan bir camiye düzenlediği saldırıda 64 kişi ölmüştü. Saldırıyı IŞİD üstlenmişti.

28 kişinin öldüğü bombalı saldırıyı şu ana kadar üstlenen olmadı.

Afganistan’da Taliban’ın yönetime geldiği son bir yılda Pakistan’daki kanlı saldırıların sayısı da arttı.

Pakistan’daki çatışmaları inceleyen Pak Institute for Peace Studies adlı düşünce kuruluşunun raporuna göre 2022’de ülkedeki terör saldırıları bir önceki yıla göre yüzde 27 arttı. Bu saldırılarda en büyük pay sahibi de Taliban’dı.

Diğer aktörlerse IŞİD-Horasan ve Belucistan Kurtuluş Ordusu (BLA) idi. Yıl içinde Pakistan’da kaydedilen toplam terör saldırıların yüzde 60’ından fazlası bu üç militan grup tarafından gerçekleştirildi.

Paylaşın

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’den Batı’ya “Silah” Çağrısı

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, “Zamanı silahımız haline getirmeliyiz” sözleriyle Batılı ülkelerin silah sevkiyatını hızlandırması ve ülkeye yapılan askeri yardımların da artırılması gerektiğini söyledi.

Rusya’nın saldırıları nedeniyle özellikle ülkenin doğusundaki Donetsk bölgesinde zor bir durumla karşı karşıya olunduğunu belirten Zelenskiy, Rusya’nın Ukrayna ordusunu yıldırarak savaşı uzatmaya çalıştığını da ifade etti.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, pazar akşamı yayınladığı video mesajında Batılı ülkelere çağrıda bulundu. Zelenskiy, ülkesinin Rusya’nın saldırılarına karşılık verebilmesi için Batı’dan silah sevkiyatını hızlandırmasını ve Ukrayna’ya yeni silahlar göndermesini istedi.

Rusya’nın saldırıları nedeniyle özellikle ülkenin doğusundaki Donetsk bölgesinde zor bir durumla karşı karşıya olunduğunu belirten Zelenskiy, Bahmut ve Vuhledar kentlerinin Rusya’nın yoğun saldırısı altında olduğunu ifade etti. Ukrayna lideri, Rusya’nın sürekli savunma hattını aşma yönünde girişimleri olduğuna dikkat çekti.

“Zamanı silahımız haline getirmeliyiz”

Rusya’nın Ukrayna ordusunu yıldırarak savaşı uzatmaya çalıştığını ifade eden Zelenskiy, “Zamanı silahımız haline getirmeliyiz” sözleriyle Batılı ülkelerin silah sevkiyatını hızlandırması ve ülkeye yapılan askeri yardımların da artırılması gerektiğini söyledi.

Zelenskiy, bir gün önce yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın uzun menzilli füze savunma sistemlerine ihtiyacı olduğunu söylemiş ve Rusya’nın saldırılarına karşı ABD üretimi azami 300 kilometre menzilli ATACMS füzelerinin gerekli olduğunu söylemişti. Ancak ABD, Ukrayna’nın bu talebini reddediyor.

Almanya’dan savaş uçağı talebine ret

ABD ve Almanya, Ukrayna’ya savaş tankı ve ağır silah gönderme kararı almıştı. ABD Başkanı Biden, geçen hafta yaptığı açıklamada Ukrayna’ya 31 adet “M1 Abrams” tankı ve 8 adet “M88” tank kurtarma aracı verileceğini duyurmuştu.

Almanya federal meclisi ise geçen hafta Almanya’nın Ukrayna’ya ilk aşamada 14 adet Leopard 2 tankı göndermesi kararı almıştı. Ancak Ukrayna, Almanya’dansavaş uçağı sevk edilmesi talebinde de bulunmuştu.

Güney Amerika gezisinde konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Şili’de düzenlenen basın toplantısında bu konuyla ilgili söylenmesi gereken her şeyin söylendiğini belirterek Ukrayna’nın talebini bir kez daha geri çevirdi. Scholz, silah sistemleri sevkiyatında bir “arz rekabetine” girilmemesi gerektiğini söyledi.

Paylaşın

Afganistan; Taliban’dan Kadın Öğrencilere Üniversite Giriş Sınavı Yasağı

Ağustos 2021’de Afganistan’da yönetimi yeniden ele geçiren Taliban, kadınların ve kız çocukların ne yapıp ne yapamayacağına odaklanmış vaziyette. Taliban, önümüzdeki ay yapılacak üniversite giriş sınavlarına kadınların alınmaması talimatı verdi.

Haber Merkezi / Yüksek Öğretim Bakanlığı, özel üniversitelere gönderdiği talimatla kadınlara yüksek öğrenim yasağının altını çizdi.

Bakanlık tarafından ilgili kurumlara gönderilen mektup aralarında başkent Kabil’in de kuzey bölgelerde Şubat sonunda yapılacak sınavlara kadınların alınmaması talimatını iletiyor. Mektupta talimata uymayan kurumların cezalandırılacağı da hatırlatılıyor.

Afganistan’da üniversite giriş sınavları baz bölgelerde 29 Ocak Pazar günü yapılacak. Diğerlerinde ise 27 Şubat’tan itibaren yapılacak.

Afganistan’ta 24 şehirde 140 özel üniversitede 200 bin civarında öğrenci eğitim görüyor. Bu öğrencilerden 60 ila 70 binini kadınlar oluşturuyor.

Taliban benzer vaatleri ortaokul ve liseler için de açıklamış ve üniforma, servis gibi teknik sorunlar aşıldığında kız öğrencilerin tekrar okullara döneceğini duyurmuştu.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

ABD’de Yüz Binlerce Kişi “Polis Şiddetini” Protesto Etti

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Tennessee eyaletinin Memphis kentinde 29 yaşındaki siyahi Tyre Nichols’ın beş siyahi polis tarafından gözaltına alınırken uğradığı şiddet sonucu ölümünün ardından ABD genelinde yüz binlerce kişi “polis şiddetini” protesto etti.

628 bin nüfusa sahip Memphis şehrinin yüzde 65’i siyah Amerikalılar’dan oluşuyor.

ABD Başkanı Joe Biden ve Tyre Nichols’ın ailesi protestoların barış içerisinde olması ve şiddet olaylarına dönüşmemesi çağrısında bulundu.

Yetkililer ülke genelinde haftasonu boyunca çok sayıda geniş çaplı protesto eylemi olmasını bekliyor. Bu sebeple birçok noktada güvenlik önlemleri arttırılıyor.

Tyre Nichols’ın, gözaltına alınırken uğradığı şiddet sonucu ölümünün ardından polis kamerası görüntüleri, dün akşam 19:00’da kentin emniyet müdürlüğü tarafından yayınlandı.

Beş siyahi polisin dört dakika içinde dokuz farklı darbesiyle ağır yaralanan daha sonra da yaşamını yitiren Nichols’a yönelik ölümcül polis şiddetinin görüntülerinin yayınlanması sonrasında ABD genelinde protesto gösterileri düzenlendi.

New York, Los Angeles, Philedelphia ve Boston gibi kentlerde, yayınlanan video sonrasında yüzbinler polis şiddetini protesto etti. New York Belediye Başkanı Eric Adams eski bir polis olarak yayınlanan videoda gördüklerini irkilerek izlediğini söyledi.

ABD Başkanı Joe Biden da yaptığı açıklamada, videoyu izlediğinde son derece acı hissettiğini ve öfkelendiğini dile getirdi.

Videoda ise polis memurları Nichols’ı arabasının sürücü koltuğundan sürüklerken ve “Kahretsin, ben bir şey yapmadım … Sadece eve gitmeye çalışıyorum” diye bağırırken gösteriyor. Polis yüzüstü yatmasını emrettiği Nichols’ı yere yatırıyor ve ardından yüzüne biber gazı sıkıyor.

Nichols kurtuluyor, ayağa fırlıyor ve yola doğru koşmaya başlıyor. Peşindeki polis memurları ise kendisine şok tabancasıyla ateş ediyor. Ayrı bir videoda, memurların Nichols’u tekrar yakalayıp dövmeye başlamasının ardından yaşanan boğuşma görülüyor.

İki memur Nichols’u tutarken, üçüncüsü tekmeliyor. Dördüncü polis de Nichols’a yumruk atmadan önce sopa gibi görünen bir şeyle darbeler indirirken görülüyor.

Polislerin vücut ve araç kameralarından elde edilen görüntüler, memurların ikinci derece cinayet, saldırı, adam kaçırma, görevi kötüye kullanma ve baskı ile suçlanmalarından bir gün sonra Memphis Belediyesi’nin YouTube sayfasında paylaşıldı.

Polis memurları, polis teşkilatından ihraç edilmişlerdi

Tamamı siyah olan polis memurları, 7 Ocak’ta Nichols ile trafikte karşılaşmaları ve Nichols’un ağır şekilde dövülmesinin ardından, geçen hafta sonunda polis teşkilatından ihraç edilmişlerdi. Nichols aldığı yaralara yenik düşmüş ve üç gün sonra hastanede hayatını kaybetmişti.

Memphis polis şefi Cerelyn Davis ve videoyu yayınlanmadan önce Nichols’un yakınlarıyla birlikte izleyen aile avukatları, görüntülerin acımasız olduğu ve infiale yol açabileceği konusunda önceden uyarıda bulunmuş ve halkı sükunete davet etmişti.

Davis CNN’e yaptığı açıklamada görüntüleri tanımlarken “İnsanlığa meydan okuyan eylemler göreceksiniz” demişti.

Nichols’ın ailesini temsil eden sivil haklar avukatı Ben Crump, videodaki son sözlerin Nichols’ın annesi için ağlaması olduğunu söylemişti.

Tyre Nichols’ın annesi RowVaughn Wells da bugün yaptığı açıklamada “Hiçbir anne benim şu anda yaşadığımı yaşamamalı, hiçbir anne benim çocuğumu kaybettiğim gibi vahşi bir şekilde evladını kaybetmemeli” diye konuşmuştu.

Paylaşın