İsrailli Pilotlar, Başbakan Netanyahu’yu İngiltere’ye Götürmeyi Reddetti

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun kendisini Londra’ya götürecek pilot bulamadığı için Britanya ziyaretini ertelediği iddia edildi. Benzer bir olay birkaç hafta önce Netanyahu’nun Roma ziyareti sırasında da yaşanmıştı.

Geçen kasımdaki seçimlerden zaferle çıkan Netanyahu, tartışmalı yargı reformu teklifinin ardından geniş kitlelerin tepkisini çekiyor.

Haftalardır sokağa çıkan onbinlerce İsrailli, hükümetin yargı reformu planını iptal etmesini istiyor. Yeni yargı reformu, İsrail Yüksek Mahkemesi’nin yetkilerini azaltırken, hakimlerin atanma sürecinde hükümetin rolünü artırıyor.

Reform karşıtları yeni düzenlemenin İsrail’i bir diktatörlüğe çevireceğini söylüyor.

Yargı sistemiyle ilgili tartışmalı reform planı İsrail’de büyük tepki çeken İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun kendisini Londra’ya götürecek pilot bulamadığı için Britanya ziyaretini ertelediği iddia edildi.

The Telegraph’a konuşan Birleşik Krallık hükümetinden bir kaynak, “İsrailli pilotların Netanyahu’yu Birleşik Krallık’a uçurmayı reddettiğini öğrendik” ifadelerini kullandı.

Normalde perşembe akşamı Londra’ya uçacak olan Netanyahu’nun seyahatini cuma sabahına çekmek zorunda kaldığı belirtildi.

Benzer bir olay birkaç hafta önce Netanyahu’nun Roma ziyareti sırasında da yaşanmıştı. Netanyahu ve eşini Roma’ya götürecek pilot bulamayan devlet havayolu şirketi EI AI, ülkede kalifiye pilot sayısının azlığını gerekçe göstermişti.

Savunma Bakanı Gallant’la görüşme

İsrail’de 11 haftadır devam eden yargı reformu karşıtı gösteriler perşembe günü Netanyahu ve diğer kabine üyelerinin evlerinin yakınında yapılmıştı.

İsrail Başbakanı Netanyahu, yargı reformunun durdurulması için çağrı yapacağı iddia edilen Savunma Bakanı Yoav Gallant’la bir görüşme gerçekleştirmişti. Netanyahu’nun liderlik ettiği koalisyon hükümetinin dağılmasını engellemek için Britanya ziyaretini ertelemiş olabileceği de değerlendiriliyor.

Tartışmalı yargı reformu nedeniyle bazı askerlerin görevlerini yerine getirmeyi reddetmesinden rahatsız olan Gallant, Netanyahu ile yaptığı görüşmeden sonra planlanan basın toplantısını iptal etti.

İsrail medyasında yer alan haberlerde Netanyahu’nun Gallant’tan biraz daha süre istediği bildirildi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

ABD’den Suriye’de İran’la Bağlantılı Gruplara Operasyon

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Suriye’nin kuzeydoğusunda yer alan IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) karşıtı koalisyon üssünü hedef alan SİHA saldırısının ardından, bölgedeki İran Devrim Muhafızlarıyla bağlantılı gruplara operasyon düzenledi.

ABD’nin İran’ı sorumlu tuttuğu SİHA saldırısı, bir Devrim Muhafızları generalinin “askeri danışman” olarak Suriye’de gittiği bir görev sırasında öldürüldüğü yönünde birkaç gün önce İran resmi medyasında çıkan haberlerin ardından geldi.

Suriye’de Beşar Esad yönetimini destekleyen İran, ordu mensuplarının Şam hükümetinin daveti üzerine Suriye’de bulunduğunu ve faaliyetlerinin “askeri danışmanlık”la sınırlı olduğunu savunuyor.

Suriye’nin kuzeydoğusunda Amerikan askerlerinin bulunduğu koalisyon üssünü hedef alan SİHA saldırısının ardından, ABD ordusu bölgede İran Devrim Muhafızlarına bağlı gruplara yönelik hava saldırıları düzenledi.

Pentagon’dan yapılan açıklamada, Haseke yakınlarındaki koalisyon üssünde bir bakım tesisini hedef alan SİHA saldırısında ABD’li bir ordu müteahhidinin öldüğü, bir müteahhit ve beş askerin yaralandığı bildirildi. Açıklamada, yerel saatle sabah 01.40’ta gerçekleşen saldırının İran kaynaklı olduğunun değerlendirildiği belirtildi.

Savunma Bakanı Lloyd Austin de, “ABD Başkanı Joe Biden’ın da açıklıkla ifade ettiği üzere insanlarımızı savunmak için gerekli tüm önlemlere başvuracak, kendi seçtiğimiz yer ve zamanda yanıt vereceğiz. Birliklerimize yönelik hiçbir grubun saldırısı cezasız kalmayacak” açıklaması yaptı.

Austin, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’na (CENTCOM) İran Devrim Muhafızları ile bağlantılı gruplara ait tesislere operasyon talimatı verdiğini de bildirdi.

“Birliklerimiz Suriye’deki varlığını sürdürecek”

CENTCOM Komutanı Michael Kurilla da, “Birliklerimiz IŞİD’in kalıcı yenilgisini sağlamak için Suriye’deki varlığını sürdürecektir” diyerek bunun sadece Suriye değil, tüm bölgenin güvenlik ve istikrarı için faydalı olduğunu savundu.

IŞİD ile mücadele hedefiyle 2014’te kurulan uluslararası koalisyon çerçevesinde halen yüzlerce ABD askeri Suriye’de bulunuyor. ABD askerleri, koalisyona bağlı üslerde Kürt YPG güçleriyle birlikte faaliyet gösteriyor.

Koalisyonda ABD’nin en önemli yerel müttefiki olan ve ağırlıklı olarak Kürt YPG birliklerinden oluşan Suriye Demokratik Güçleri, YPG’yi PKK’nın Suriye kolu olarak gören Ankara ile ABD arasında gerilime neden oluyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

NATO: Putin Barış Değil Savaşı Uzatma Planı Yapıyor

“Putin barış değil savaşı uzatma planı yapıyor” diyen NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Kremlin’in askeri sanayi üretimini artırdığını ve İran’la Kuzey Kore gibi “otoriter rejimlerle” görüşerek daha fazla silah almaya çalıştığını söyledi.

Stoltenberg, bu nedenle Batılı ülkelerin sanayisinin de Ukrayna’yı uzun süreli bir savaşta desteklemeye hazır olması gerektiğini söyleyerek, şu ifadeleri kullandı:

“Bu ihtiyaç sürmeye devam edecek çünkü bu bir yıpratma savaşı. Bu, desteği sürdürmek için endüstriyel kapasiteyle ilgili.”

NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Birleşik Krallık’ın önde gelen gazetelerinden Guardian’a konuştu.

Stoltenberg, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ukrayna’yla kısa vadede barış sağlanmasını istemediğini ve bir “yıpratma savaşı” sürdürdüğünü savundu.

Stoltenberg, Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta temmuzda düzenlenmesi planlanan NATO zirvesinde, ittifaktaki tüm ülkelerin gayri safi yurtiçi hasılalarının en az yüzde 2’sini savunma bütçesi olarak kullanmayı onaylaması gerektiğini belirtti.

“Putin barış değil savaşı uzatma planı yapıyor” diyen NATO lideri, Kremlin’in askeri sanayi üretimini artırdığını ve İran’la Kuzey Kore gibi “otoriter rejimlerle” görüşerek daha fazla silah almaya çalıştığını öne sürdü.

Stoltenberg, bu nedenle Batılı ülkelerin sanayisinin de Ukrayna’yı uzun süreli bir savaşta desteklemeye hazır olması gerektiğini söyleyerek, şu ifadeleri kullandı:

Bu ihtiyaç sürmeye devam edecek çünkü bu bir yıpratma savaşı. Bu, desteği sürdürmek için endüstriyel kapasiteyle ilgili.

NATO lideri, Ukrayna günde 4 bin ila 7 bin havan mermisi harcarken, bu sayının Rusya için 20 bine çıktığını da iddia etti. Batının silah sanayisindeki üretimin, Ukrayna ordusunun harcadığı mermi miktarına yetişemediğini de sözlerine ekledi.

Avrupa Birliği ülkeleri bu hafta Ukrayna’ya 12 ay içinde toplamda bir milyon top mermisi gönderilmesini kararlaştırmıştı.

Öte yandan Stoltenberg, ABD’nin Çin’in Rusya’ya silah satmayı planladığında dair iddialara da değindi. NATO lideri, Pekin yönetiminin böyle bir hamle yapmaktan caydırılması gerektiğini ifade etti.

Çin’in savaştaki arabuluculuk çalışmalarında Ukrayna’nın yaklaşımının anlaşılmasının yanı sıra ülkenin lideri Volodimir Zelenski’yle doğrudan görüşme sağlanmasının önemli olacağını da vurguladı.

Stoltenberg, Kiev yönetimine savaş jeti gönderilmesine dair henüz net bir karar verilmediğini de belirtti. ABD Başkanı Joe Biden, Ukrayna’ya F-16 gönderilmeyeceğini söylemişti. Öte yandan Polonya ve Slovakya, Ukrayna ordusuna MiG-29 savaş jetleri sevk edeceklerini duyurmuştu. Tam olarak kaç uçak gönderileceği henüz bilinmiyor.

NATO lideri, salı günkü açıklamasında da ittifaktaki ülkelerin savunma harcamalarını artırması gerektiğini belirtmişti. “Dünya daha tehlikeli halde, savunma yatırımlarımızı da artırmalıyız” diyen Stoltenberg, NATO ülkelerine silah üretimini hızlandırma çağrısı yapmıştı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

İki Milyar İnsan İçme Suyuna Erişmede Zorlanıyor

Dünya genelinde yaklaşık iki milyar insanın güvenli bir biçimde içme suyuna erişimi yok. 3,6 milyar insan ise hijyen standartlarına uygun bir kanalizasyon sisteminden mahrum yaşıyor.

Dünya üzerinde yaklaşık üç milyar insan her yıl en az bir ay su kıtlığı sıkıntısı yaşıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından hazırlanan Dünya Su Raporu’nda, yeryüzündeki su kıtlığının daha farklı bölgeleri de içine alarak artacağı ve halihazırda yeterli su kaynakları bulunan Orta Afrika, Doğu Asya ve Güney Amerika’nın bazı bölgelerini de kapsayacağı öngörüsünde bulunuldu.

Raporda, Orta Doğu ve Sahel Bölgesi gibi içme suyu sıkıntısının günümüzde hissedildiği bölgelerde bu durumun daha da ağırlaşacağı vurgulandı.

BM verilerine göre yaklaşık iki milyar insanın güvenli bir biçimde içme suyuna erişimi yok. 3,6 milyar insan ise hijyen standartlarına uygun bir kanalizasyon sisteminden mahrum yaşıyor.

BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından hazırlanan Su Raporu, dünya üzerinde yaklaşık üç milyar insanın her yıl en az bir ay su kıtlığı sıkıntısı yaşadığını da ortaya koyuyor.

Dünya genelinde su tüketiminin son 40 senede her yıl yüzde bir oranında arttığını ve muhtemelen 2050’ye kadar da bu hızda artmaya devam edeceğini aktaran rapora göre bunun sebebi dünya nüfusundaki artış, sosyoekonomik gelişim ve değişen tüketim alışkanlıkları. Buna ek olarak içme sularının kirletilmesi sonucu su kalitesinin düşmesi de yaşanan sorunu büyütüyor.

Rapor, yoksul ülkelerde ana problemin kanalizasyon sistemlerindeki yetersizlik, sanayi ülkerinde ise yer altı sularının endüstriyel tarım nedeniyle kirlenmesi olduğunun altını çiziyor.

Dünya Su Raporu’nda diğer yandan, yaşanan bu sıkıntılara karşı, su yönetimi ile alakalı, yerelden uluslararası kurum ve kuruluşlara kadar, sınırları aşan bir biçimde, farklı aktörlerin ortak ve iş birliği içinde olmasının önemine vurgu yapıldı. Buna örnek olarak da tarımda ortak işletilen sulama sistemleri ya da kentler için su sağlayan havzaların iş birliği içnde korunması vurgulandı.

UNESCO Almanya örgütünün yönetim kurulu üyelerinden Ula Burchhardt, yayınlanan raporu, “Korkunç bir ara bilanço” olarak nitelendirerek, “Ajanda 2030’daki su hedeflerini tutturabilmek için dört kat daha fazla çaba göstermemiz gerekiyor” dedi.

Hazırlanan raporun, 22-25 Mart tarihlerinde, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) New York kentinde yapılacak olan BM Dünya Su Konferansı’ndaki tartışmalar ve görüşmeler için bir temel olması amaçlanıyor.

1977 yılından bu yana BM tarafından organize edilen ilk su konferansı olan organizasyonda, Ajanda 2030’un sürdürülebilir hedeflerinden, temel insan hakkı olarak nitelendirilen suya ve sıhhi tesislere ulaşımın uygulamaya geçirilmesi hedefleniyor.

22 Mart, BM tarafından 1993 yılından bu yana Dünya Su Günü olarak değerlendiriliyor. Bu bağlamda her yıl, 22 Mart’ta dünya kamuoyunun dikkati, temiz suya erişimi olmayan insanlara çekilmeye çalışılıyor.

Paylaşın

NATO’dan İttifak Ülkelerine Çağrı: Askeri Harcamalarınızı Arttırın

NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, ittifak üyelerine askeri bütçelerini arttırma çağrısında bulunarak, 30 üyeden sadece yedisinin şu an üzerinde mutabakata varılan hedefi tutturduğunu ifade etti.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Temmuz ayında Litvanya’da yapılacak olan NATO zirvesinde daha iddialı bir hedefin gündeme geleceğine inandığını dile getirdi.

NATO’nun 2022 yıllık raporunun, Brüksel’deki tanıtımında konuşan Stoltenberg, yüzde iki hedefini tutturan ülkeler arasında Almanya’nın olmadığını da belirterek, askeri harcamalarla ilgili, “Daha fazlasını yapmalıyız ve daha hızlı yapmalıyız” ifadelerini kullandı.

Yunanistan ve ABD en fazla kaynak ayıran ülkeler

GSYİH’lerine göre savunma harcamaları için en fazla kaynak ayıran NATO ülkelerinin, Yunanistan ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) olduğu bildirildi. Yunanistan, GSYİH’sinin yüzde 3,54’ünü, ABD ise yüzde 3,46’sını askeri giderlere ayırıyor.

Yüzde iki hedefini aşan diğer beş ülke ise Litvanya, Polonya, İngiltere, Estonya ve Letonya. GSYİH’sinin yüzde 1,49’unu askeri giderlere ayıran Almanya ise, NATO ülkeleri arasında 18’inci sırada yer alıyor.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, geçen yıl Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısından kısa süre sonra, Almanya’nın askeri harcamalarını kalıcı olarak yüzde iki sınırının üstüne çekeceklerini bildirmiş ve Alman ordusu için 100 milyar euro çapında özel bütçe ayrılacağını duyurmuştu. Ancak bu paranın 2024 yılından itibaren kullanılmaya başlanacağı belirtiliyor.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius da, NATO’nun koyduğu yüzde iki hedefinin daha yukarı çekilmesi gerektiğini savunuyor.

NATO ülkeleri, Rusya’nın Kırım’ı 2014’te ilhak etmesinin ardından Galler’de yapılan zirvede, her üye ülkenin kendi GSYİH’sinin yüzde ikisini askeri harcamalara ayırma hedefini gözetmesi ve bu hedefe on yıl içinde varılması konusunda mutabakata varmışlardı.

Paylaşın

Rusya, Otomobil Devi Volkswagen’in Ülkedeki Tüm Varlıklarını Dondurdu

Rusya’da mahkeme, Batılı ülkelerin Moskova’ya karşı yaptırımlarının ardından Rusya’daki faaliyetlerini askıya alan Volkswagen Group’un (VW) tüm varlıklarını dondurdu.

Volkswagen, geçen yıl Rusya’da yaklaşık 42 bin otomobil ve 1.500 ticari araç satmış, grubun satışları 2021 yılına göre yüzde 80 gerilemişti.

Rusya’da mahkeme kararıyla, Alman otomobil üreticisi Volkswagen’in ülkedeki tüm varlıkları donduruldu. Reuters haber ajansı karara ilişkin mahkeme dokümanını gördüklerini duyurdu.

Volkswagen, Rusya’da üretim yapan Avrupalı otomobil üreticilerinden biri ancak Rusya’nın Ukrayna’ya saldırılarının başlamasının ardından devreye giren yaptırımlar nedeniyle şirket Rusya’daki üretimini durdurmuştu.

Volkswagen’in Rusya’daki üretim ortağı GAZ isimli Rus otomotiv şirketi, Alman şirket hakkında sözleşme şartlarını ihlal ettiği gerekçesiyle dava açtı.

Fabrikasında Volkswagen araçların üretildiği şirketler Alman Volkswagen firması sözleşmesini geçen yıl Ağustos ayında yaptırımlar gerekçesiyle fesh etmişti.

GAZ şirketinin anlaşmanın feshi nedeniyle yaklaşık 208 milyon dolar kayba uğradığı tahmin ediliyor.

Volkswagen anlaşmayı sonlandırmasının ardından ilk olarak Rusya’nın Kaluga şehrindeki fabrikayı satmayı denemişti.

Yıllık 225 bin otomobil üretim kapasitesine sahip şirketin çalışanları da 2022 yılının Mart ayından bu yana ücretsiz izine gönderilmiş durumda.

Volkswagen, geçen yıl, Rusya’da yaklaşık 42 bin otomobil ve 1.500 ticari araç sattı. Grubun satışları 2021 yılına göre yüzde 80 geriledi.

Paylaşın

Kuzey Kore Lideri’nden Orduya Nükleer Saldırıya Her An Hazır Olma Talimatı

Ordunun her an yoğun bir nükleer karşı saldırı gerçekleştirmeye hazır olmasının önemini vurgulayan Kuzey Kore Lideri Kim Jong-un, orduya, nükleer saldırı için “her an” hazır olma talimatı verdi.

Kim Jong-un, “Düşmanların Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ne (KDHC) yönelik saldırı hamlelerini her gün daha fazla telaffuz ettiği mevcut durumda, KDHC’nin nükleer caydırıcılığını katlayarak artırmasını gerektiriyor” dedi.

Kim Jong-un, “KDHC’nin nükleer gücü yüksek savaş hazırlığıyla, düşmanın pervasız hamlelerini ve provokasyonlarını caydırarak kontrol edecek. İstenmeyen bir durumda, tereddüt etmeden önemli görevini yerine getirecek” ifadelerini kullandı.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, orduya ABD ve Güney Kore’ye yönelik bir nükleer saldırıya her an hazır olma talimatı verdi.

Devlet haber ajansı KCNA’nın haberine göre Kim’in talimatı, ABD ve Güney Kore ordularının nükleer silahların da bulunduğu tatbikatlarını genişletmesinin ardından verildi.

Kim’in açıklamaları, Kuzey Kore’nin haftasonu gerçekleştirdiği, “caydırıcılık ve karşı nükleer saldırı” kapasitesini geliştirmeyi hedefleyen tatbikatları takiben yapıldı.

Taktik nükleer saldırı senaryosunun işlendiği tatbikatta, nükleer savaş başlığı taşıyan güdümlü bir füze 800 kilometre uzaklıktaki bir hedefi yerden 800 metre yüksekteyken vurdu.

Tatbikatı denetleyen Kim Jong-un, ordunun her an yoğun bir nükleer karşı saldırı gerçekleştirmeye hazır olmasının önemini vurguladı.

Kuzey Kore lideri yaptığı açıklamada, “Düşmanların Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ne (KDHC) yönelik saldırı hamlelerini her gün daha fazla telaffuz ettiği mevcut durumda, KDHC’nin nükleer caydırıcılığını katlayarak artırmasını gerektiriyor” dedi.

Kim, “KDHC’nin nükleer gücü yüksek savaş hazırlığıyla, düşmanın pervasız hamlelerini ve provokasyonlarını caydırarak kontrol edecek. İstenmeyen bir durumda, tereddüt etmeden önemli görevini yerine getirecek” diye konuştu.

ABD ve Güney Kore’de geniş çaplı tatbikatlar

Kuzey Kore yönetimi, ABD ve Güney Kore’nin ortak askeri tatbikatlarına sert tepki göstererek bunun Kuzey Kore’yi işgal etmek için bir prova olduğunu söylemişti.

İki ülke, martın ilk haftasında hava ve deniz kuvvetlerinin dahil olduğu geniş katılımlı bir tatbikata başlamıştı. Son olarak tatbikata ABD’ye ait B-1B stratejik bombardıman uçakları da dahil olmuştu.

İki ülkenin donanma ve deniz piyade birlikleri ise bugün, iki hafta sürmesi planlanan bir çıkarma tatbikatına başlayacak. Ssangyong (İkiz Ejder) ismi verilen tatbikatın 3 Nisan’a kadar devam etmesi bekleniyor. Benzer bir tatbikat son olarak 2018’de yapılmıştı.

İki ülke geçen ay da, Kuzey Kore’den gelecek olası bir nükleer saldırının simule edildiği masabaşı bir tatbikat gerçekleştirmişti.

Öte yandan Kuzey Kore medyası, ülkede Güney Kore ve ABD’ye karşı savaşmak için 1,4 milyon kişinin orduya katılmaya gönüllü olduğunu öne sürdü. Bu rakamın iki gün önce 800 bin dolaylarında olduğuna dikkat çekildi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Her Gün En Az Bin Çocuk Kirli Sular Nedeniyle Ölüyor

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) verilerine göre, dünya genelinde her gün, beş yaşın altında binden fazla çocuk, büyük oranda kirli suların neden olduğu hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor.

UNICEF, Dünya Su Konferansı’nın katılımcılarından, su, sıhhi tesisler ve hijyen hizmetleri ile iklimin korunması için daha fazla yatırım yapılmasını talep ediyor. UNICEF ayrıca, su krizinden en fazla etkilenen ülke ve devletlerin, alınan siyasi kararlar ve yardım programlarında öncelikli olmasını istiyor.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tarafından yapılan bir çalışma, Afrika’da yaşanan su krizinin, kıta çapında yaklaşık 190 milyon çocuğun hayatını tehlikeye attığını ortaya koydu.

22 Mart Dünya Su Günü için hazırlanan ve Almanya’nın Köln kentinde kamuoyu ile paylaşılan çalışmada, özellikle sudaki kirlenme, yetersiz sıhhi tesisler ve hijyen ile iklim değişikliğinin yarattığı sonuçların etkisinin büyük olduğu vurgulandı. Afrika’da bu bağlamda en fazla sıkıntı çekilen ülkelerin ise, kıtanın batısı ile ortasında yer alan, Benin, Burkina Faso, Kamerun, Çad, Fildişi Sahilleri, Gine, Mali, Nijer, Nijerya ve Somali olduğu da ilgili analiz de yer aldı.

Söz konusu UNICEF çalışması, 22-24 Mart tarihlerinde Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) New York kentinde yapılacak olan Birleşmiş Milletler (BM) Su Konferansı için hazırlandı.

Temiz suya ve sıhhi hizmetlere erişim dünya çapında, insan haklarının önemli bir maddesi olarak kabul görüyor. BM’nin Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Ajandası’nın 17 hedefinden biri de bu maddeden oluşuyor. New York’ta yapılacak olan zirvede, söz konusu ajandadaki hedeflere daha hızlı ulaşabilmek için yollar aranacağı bildirildi.

UNICEF verilerine göre, dünya genelinde her gün, beş yaşın altında binden fazla çocuk, büyük oranda kirli suların neden olduğu hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor. Örgüt, Dünya Su Konferansı’nın katılımcılarından, su, sıhhi tesisler ve hijyen hizmetleri ile iklimin korunması için daha fazla yatırım yapılmasını talep ediyor. UNICEF ayrıca, su krizinden en fazla etkilenen ülke ve devletlerin, alınan siyasi kararlar ve yardım programlarında öncelikli olmasını istiyor.

“Afrika bir su felaketi ile karşı karşıya” diyen UNICEF Program Direktörü Sanjay Wijesekera, yıkıcı fırtınaların, su taşkınlarının, tarihi kuraklıkların, tesisleri ve konutları yok ettiğini dile getirerek, bu olayların su kaynaklarını kirlettiğini, açlık krizlerine neden olduğunu ve hastalıkların yayılmasına sebebiyet verdiğini vurguladı.

Burkina Faso’da yaşananları örnek olarak dile getiren Wijesekera, bu ülkede su tesislerine yıllardır saldırılarda bulunulduğunu ve insanların yaşadıkları yerleri terk etmelerini sağlamak için su kaynaklarının sistematik bir şekilde sabote edildiğini ve kirletildiğini ifade etti. Sanjay Wijesekera, bunun sonucunda sadece geçen yıl, yarısından çoğu çocuklar olmak üzere 800 bin kişinin temiz suya erişimini kaybettiğini bildirdi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Ekvador’da 6,8 Büyüklüğünde Deprem: En Az 15 Ölü, 400’den Fazla Yaralı

Ekvador’un güneyinde 6,7 büyüklüğünde meydana geldi. Depremin merkez üssü, yaklaşık üç milyon insanın yaşadığı Ekvador’un en büyük ikinci şehri olan Guayaquil’den yaklaşık 80 km uzaklıktaki Balao yakınları olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Ülkede yayınlanan El Comercio gazetesinin haberine göre sarsıntı sonrasında, Pasifik Okyanusu kıyısındaki El Oro bölgesinde yıkılan binalarda bulunan en az 11, And Dağları’ndaki Azuay’da da iki kişi yaşamını yitirdi.

Depremde 381 kişinin de yaralandığını bildiren Ekvador hükümeti, aralarında sağlık merkezlerinin de olduğu 100’den fazla binanın ya yıkıldığını ya da ağır hasar gördüğünü duyurdu.

Ekvador Jeoloji Enstitüsü, en güçlüsü, merkez üssü Balao kantonuna bağlı Guayas bölgesi açıklarında, 6,8 büyüklüğünde olmak üzere çok sayıda deprem olduğunu ve sarsıntıların birçok bölgede hissedildiğini açıkladı.

Machala ve Cuenca şehirleri de depremden zarar gören şehirler arasında.

AFP haber ajansına konuşan Cuenca’da bir iş yeri sahibi olan Magaly Escandon, “Hızla sokağa çıktım. İnsanların panik halinde arabalarından inerek kaçmaya başladıklarını gördüm” dedi.

Devlet Başkanı Guillermo Lasso, yetkililerin çalışmaları yürüttüğünü söylerken, halka da sükunet çağrısı yaptı.

Devlet Başkanlığı Ofisi de yaralıların hastanelere sevk edildiğini söyledi ancak daha fazla bilgi vermedi.

Yetkililer, toprak kayması nedeniyle bazı yolların kapandığını, evlerin, eğitim kurumlarının ve sağlık merkezlerinin ise hasar gördüğünü söyledi.

Depremin başkent Quito’da da hissedildiğine yönelik haberler var.

Kuzey ve Güney Amerika kıtalarının batı sahilleri “Pasifik ateş çemberi” denen ve yüksek derecede aktif olan bir deprem kuşağının içinde yer alıyor.

2016 yılının Nisan ayında, yine Ekvador’da meydana gelen 7,8 şiddetindeki depremde 570’den fazla insan yaşamını yitirmiş, binlerce kişi de yaralanmıştı.

Paylaşın

İran’da Beş Genç Kız Başörtüsü Takmadan Dans Ettikleri İçin Tutuklandı

İran’da Nijeryalı rapçı Rema’nın şarkısı ‘Calm Down’ (Sakin ol) ‘eşliğinde başkent Tahran’ın yerleşim bölgesi Ekbatan’daki yüksek binaların yakınında dans eden 5 genç kız tutuklandı. Görüntüler özellikle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde yoğun bir şekilde izlendi.

Haber Merkezi / Kızların tutuklanma haberinin ardından sosyal medya hesabından dayanışma mesajı yayımlayan rapçı Rema, “Daha iyi bir dünya için savaşan tüm güzel kadınlara, sizden ilham alıyorum, sizin için şarkı söylüyorum ve sizinle hayal kuruyorum.” dedi.

Mahsa Amini isimli 22 yaşındaki Kürt kadının 16 Eylül’de “ahlak polisi” sorgusunda hayatını kaybetmesi sonrası patlak veren ve İran rejimi karşıtı gösterilere dönüşen eylemlere milyonlarca kişi katılmış, olaylar sırasında İran güvenlik güçlerinin açtığı ateşte 500’ün üzerinde insan yaşamını yitirmişti.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın