Rusya, Otomobil Devi Volkswagen’in Ülkedeki Tüm Varlıklarını Dondurdu

Rusya’da mahkeme, Batılı ülkelerin Moskova’ya karşı yaptırımlarının ardından Rusya’daki faaliyetlerini askıya alan Volkswagen Group’un (VW) tüm varlıklarını dondurdu.

Volkswagen, geçen yıl Rusya’da yaklaşık 42 bin otomobil ve 1.500 ticari araç satmış, grubun satışları 2021 yılına göre yüzde 80 gerilemişti.

Rusya’da mahkeme kararıyla, Alman otomobil üreticisi Volkswagen’in ülkedeki tüm varlıkları donduruldu. Reuters haber ajansı karara ilişkin mahkeme dokümanını gördüklerini duyurdu.

Volkswagen, Rusya’da üretim yapan Avrupalı otomobil üreticilerinden biri ancak Rusya’nın Ukrayna’ya saldırılarının başlamasının ardından devreye giren yaptırımlar nedeniyle şirket Rusya’daki üretimini durdurmuştu.

Volkswagen’in Rusya’daki üretim ortağı GAZ isimli Rus otomotiv şirketi, Alman şirket hakkında sözleşme şartlarını ihlal ettiği gerekçesiyle dava açtı.

Fabrikasında Volkswagen araçların üretildiği şirketler Alman Volkswagen firması sözleşmesini geçen yıl Ağustos ayında yaptırımlar gerekçesiyle fesh etmişti.

GAZ şirketinin anlaşmanın feshi nedeniyle yaklaşık 208 milyon dolar kayba uğradığı tahmin ediliyor.

Volkswagen anlaşmayı sonlandırmasının ardından ilk olarak Rusya’nın Kaluga şehrindeki fabrikayı satmayı denemişti.

Yıllık 225 bin otomobil üretim kapasitesine sahip şirketin çalışanları da 2022 yılının Mart ayından bu yana ücretsiz izine gönderilmiş durumda.

Volkswagen, geçen yıl, Rusya’da yaklaşık 42 bin otomobil ve 1.500 ticari araç sattı. Grubun satışları 2021 yılına göre yüzde 80 geriledi.

Paylaşın

Kuzey Kore Lideri’nden Orduya Nükleer Saldırıya Her An Hazır Olma Talimatı

Ordunun her an yoğun bir nükleer karşı saldırı gerçekleştirmeye hazır olmasının önemini vurgulayan Kuzey Kore Lideri Kim Jong-un, orduya, nükleer saldırı için “her an” hazır olma talimatı verdi.

Kim Jong-un, “Düşmanların Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ne (KDHC) yönelik saldırı hamlelerini her gün daha fazla telaffuz ettiği mevcut durumda, KDHC’nin nükleer caydırıcılığını katlayarak artırmasını gerektiriyor” dedi.

Kim Jong-un, “KDHC’nin nükleer gücü yüksek savaş hazırlığıyla, düşmanın pervasız hamlelerini ve provokasyonlarını caydırarak kontrol edecek. İstenmeyen bir durumda, tereddüt etmeden önemli görevini yerine getirecek” ifadelerini kullandı.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, orduya ABD ve Güney Kore’ye yönelik bir nükleer saldırıya her an hazır olma talimatı verdi.

Devlet haber ajansı KCNA’nın haberine göre Kim’in talimatı, ABD ve Güney Kore ordularının nükleer silahların da bulunduğu tatbikatlarını genişletmesinin ardından verildi.

Kim’in açıklamaları, Kuzey Kore’nin haftasonu gerçekleştirdiği, “caydırıcılık ve karşı nükleer saldırı” kapasitesini geliştirmeyi hedefleyen tatbikatları takiben yapıldı.

Taktik nükleer saldırı senaryosunun işlendiği tatbikatta, nükleer savaş başlığı taşıyan güdümlü bir füze 800 kilometre uzaklıktaki bir hedefi yerden 800 metre yüksekteyken vurdu.

Tatbikatı denetleyen Kim Jong-un, ordunun her an yoğun bir nükleer karşı saldırı gerçekleştirmeye hazır olmasının önemini vurguladı.

Kuzey Kore lideri yaptığı açıklamada, “Düşmanların Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ne (KDHC) yönelik saldırı hamlelerini her gün daha fazla telaffuz ettiği mevcut durumda, KDHC’nin nükleer caydırıcılığını katlayarak artırmasını gerektiriyor” dedi.

Kim, “KDHC’nin nükleer gücü yüksek savaş hazırlığıyla, düşmanın pervasız hamlelerini ve provokasyonlarını caydırarak kontrol edecek. İstenmeyen bir durumda, tereddüt etmeden önemli görevini yerine getirecek” diye konuştu.

ABD ve Güney Kore’de geniş çaplı tatbikatlar

Kuzey Kore yönetimi, ABD ve Güney Kore’nin ortak askeri tatbikatlarına sert tepki göstererek bunun Kuzey Kore’yi işgal etmek için bir prova olduğunu söylemişti.

İki ülke, martın ilk haftasında hava ve deniz kuvvetlerinin dahil olduğu geniş katılımlı bir tatbikata başlamıştı. Son olarak tatbikata ABD’ye ait B-1B stratejik bombardıman uçakları da dahil olmuştu.

İki ülkenin donanma ve deniz piyade birlikleri ise bugün, iki hafta sürmesi planlanan bir çıkarma tatbikatına başlayacak. Ssangyong (İkiz Ejder) ismi verilen tatbikatın 3 Nisan’a kadar devam etmesi bekleniyor. Benzer bir tatbikat son olarak 2018’de yapılmıştı.

İki ülke geçen ay da, Kuzey Kore’den gelecek olası bir nükleer saldırının simule edildiği masabaşı bir tatbikat gerçekleştirmişti.

Öte yandan Kuzey Kore medyası, ülkede Güney Kore ve ABD’ye karşı savaşmak için 1,4 milyon kişinin orduya katılmaya gönüllü olduğunu öne sürdü. Bu rakamın iki gün önce 800 bin dolaylarında olduğuna dikkat çekildi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Her Gün En Az Bin Çocuk Kirli Sular Nedeniyle Ölüyor

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) verilerine göre, dünya genelinde her gün, beş yaşın altında binden fazla çocuk, büyük oranda kirli suların neden olduğu hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor.

UNICEF, Dünya Su Konferansı’nın katılımcılarından, su, sıhhi tesisler ve hijyen hizmetleri ile iklimin korunması için daha fazla yatırım yapılmasını talep ediyor. UNICEF ayrıca, su krizinden en fazla etkilenen ülke ve devletlerin, alınan siyasi kararlar ve yardım programlarında öncelikli olmasını istiyor.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tarafından yapılan bir çalışma, Afrika’da yaşanan su krizinin, kıta çapında yaklaşık 190 milyon çocuğun hayatını tehlikeye attığını ortaya koydu.

22 Mart Dünya Su Günü için hazırlanan ve Almanya’nın Köln kentinde kamuoyu ile paylaşılan çalışmada, özellikle sudaki kirlenme, yetersiz sıhhi tesisler ve hijyen ile iklim değişikliğinin yarattığı sonuçların etkisinin büyük olduğu vurgulandı. Afrika’da bu bağlamda en fazla sıkıntı çekilen ülkelerin ise, kıtanın batısı ile ortasında yer alan, Benin, Burkina Faso, Kamerun, Çad, Fildişi Sahilleri, Gine, Mali, Nijer, Nijerya ve Somali olduğu da ilgili analiz de yer aldı.

Söz konusu UNICEF çalışması, 22-24 Mart tarihlerinde Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) New York kentinde yapılacak olan Birleşmiş Milletler (BM) Su Konferansı için hazırlandı.

Temiz suya ve sıhhi hizmetlere erişim dünya çapında, insan haklarının önemli bir maddesi olarak kabul görüyor. BM’nin Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Ajandası’nın 17 hedefinden biri de bu maddeden oluşuyor. New York’ta yapılacak olan zirvede, söz konusu ajandadaki hedeflere daha hızlı ulaşabilmek için yollar aranacağı bildirildi.

UNICEF verilerine göre, dünya genelinde her gün, beş yaşın altında binden fazla çocuk, büyük oranda kirli suların neden olduğu hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor. Örgüt, Dünya Su Konferansı’nın katılımcılarından, su, sıhhi tesisler ve hijyen hizmetleri ile iklimin korunması için daha fazla yatırım yapılmasını talep ediyor. UNICEF ayrıca, su krizinden en fazla etkilenen ülke ve devletlerin, alınan siyasi kararlar ve yardım programlarında öncelikli olmasını istiyor.

“Afrika bir su felaketi ile karşı karşıya” diyen UNICEF Program Direktörü Sanjay Wijesekera, yıkıcı fırtınaların, su taşkınlarının, tarihi kuraklıkların, tesisleri ve konutları yok ettiğini dile getirerek, bu olayların su kaynaklarını kirlettiğini, açlık krizlerine neden olduğunu ve hastalıkların yayılmasına sebebiyet verdiğini vurguladı.

Burkina Faso’da yaşananları örnek olarak dile getiren Wijesekera, bu ülkede su tesislerine yıllardır saldırılarda bulunulduğunu ve insanların yaşadıkları yerleri terk etmelerini sağlamak için su kaynaklarının sistematik bir şekilde sabote edildiğini ve kirletildiğini ifade etti. Sanjay Wijesekera, bunun sonucunda sadece geçen yıl, yarısından çoğu çocuklar olmak üzere 800 bin kişinin temiz suya erişimini kaybettiğini bildirdi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Ekvador’da 6,8 Büyüklüğünde Deprem: En Az 15 Ölü, 400’den Fazla Yaralı

Ekvador’un güneyinde 6,7 büyüklüğünde meydana geldi. Depremin merkez üssü, yaklaşık üç milyon insanın yaşadığı Ekvador’un en büyük ikinci şehri olan Guayaquil’den yaklaşık 80 km uzaklıktaki Balao yakınları olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Ülkede yayınlanan El Comercio gazetesinin haberine göre sarsıntı sonrasında, Pasifik Okyanusu kıyısındaki El Oro bölgesinde yıkılan binalarda bulunan en az 11, And Dağları’ndaki Azuay’da da iki kişi yaşamını yitirdi.

Depremde 381 kişinin de yaralandığını bildiren Ekvador hükümeti, aralarında sağlık merkezlerinin de olduğu 100’den fazla binanın ya yıkıldığını ya da ağır hasar gördüğünü duyurdu.

Ekvador Jeoloji Enstitüsü, en güçlüsü, merkez üssü Balao kantonuna bağlı Guayas bölgesi açıklarında, 6,8 büyüklüğünde olmak üzere çok sayıda deprem olduğunu ve sarsıntıların birçok bölgede hissedildiğini açıkladı.

Machala ve Cuenca şehirleri de depremden zarar gören şehirler arasında.

AFP haber ajansına konuşan Cuenca’da bir iş yeri sahibi olan Magaly Escandon, “Hızla sokağa çıktım. İnsanların panik halinde arabalarından inerek kaçmaya başladıklarını gördüm” dedi.

Devlet Başkanı Guillermo Lasso, yetkililerin çalışmaları yürüttüğünü söylerken, halka da sükunet çağrısı yaptı.

Devlet Başkanlığı Ofisi de yaralıların hastanelere sevk edildiğini söyledi ancak daha fazla bilgi vermedi.

Yetkililer, toprak kayması nedeniyle bazı yolların kapandığını, evlerin, eğitim kurumlarının ve sağlık merkezlerinin ise hasar gördüğünü söyledi.

Depremin başkent Quito’da da hissedildiğine yönelik haberler var.

Kuzey ve Güney Amerika kıtalarının batı sahilleri “Pasifik ateş çemberi” denen ve yüksek derecede aktif olan bir deprem kuşağının içinde yer alıyor.

2016 yılının Nisan ayında, yine Ekvador’da meydana gelen 7,8 şiddetindeki depremde 570’den fazla insan yaşamını yitirmiş, binlerce kişi de yaralanmıştı.

Paylaşın

İran’da Beş Genç Kız Başörtüsü Takmadan Dans Ettikleri İçin Tutuklandı

İran’da Nijeryalı rapçı Rema’nın şarkısı ‘Calm Down’ (Sakin ol) ‘eşliğinde başkent Tahran’ın yerleşim bölgesi Ekbatan’daki yüksek binaların yakınında dans eden 5 genç kız tutuklandı. Görüntüler özellikle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde yoğun bir şekilde izlendi.

Haber Merkezi / Kızların tutuklanma haberinin ardından sosyal medya hesabından dayanışma mesajı yayımlayan rapçı Rema, “Daha iyi bir dünya için savaşan tüm güzel kadınlara, sizden ilham alıyorum, sizin için şarkı söylüyorum ve sizinle hayal kuruyorum.” dedi.

Mahsa Amini isimli 22 yaşındaki Kürt kadının 16 Eylül’de “ahlak polisi” sorgusunda hayatını kaybetmesi sonrası patlak veren ve İran rejimi karşıtı gösterilere dönüşen eylemlere milyonlarca kişi katılmış, olaylar sırasında İran güvenlik güçlerinin açtığı ateşte 500’ün üzerinde insan yaşamını yitirmişti.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Hakkında Tutuklama Kararı

Merkezi Hollanda’nın Lahey kentinde bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkında tutuklama kararı çıkardı. Mahkemenin hakkında tutuklama kararı çıkardığı bir diğer isim de Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanlığı Ofisi Çocuk Hakları Komiseri Maria Lvova-Belova.

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Rusya Devlet Başkanı Putin’e yönelttiği suçlamalar arasında, Ukrayna’daki bazı çocukların yasa dışı şekilde Rusya’ya götürülmesi de yer alıyor.

Rusya, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taraf olan ülkelerden biri değil. Bu nedenle mahkemeyi tanımıyor.

UCM’nin internet sitesinden yapılan açıklamada, soruşturmanın daha iyi şekilde yürütülmesi ve mağdurların korunması için Putin hakkındaki tutuklama kararının ve yakalama emrinin gizlice verilmesinin düşünüldüğü fakat bunun kamuoyuna açıklanması durumunda gelecekte benzer suçların önüne geçilmesi ihtimali nedeniyle kararın duyurulmasının istendiği belirtildi.

Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Karim Khan, tutuklama kararına ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, en az yüzlerce çocuğun yetimhanelerden alındığını ve bu çocukların çoğunun Rusya Federasyonu’nda evlatlık verildiğini tespit ettiklerini söyledi.

Bu amaçla Rusya’da Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yasanın değiştirildiğini ve çocukların Rus aileler tarafından evlat edinilmesini kolaylaştırmak için Rus vatandaşlığı verilmesinin hızlandırıldığını belirtti.

Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Karim Khan, “İşlenen suçlardan sorumlu olanların hesap vermesini, çocukların ailelerine teslim edilmesini sağlamalıyız. Çocukların savaş ganimeti muamelesi görmesine izin veremeyiz” dedi.

Putin hakkında çıkarılan tutuklama kararının ilk somut adım olduğunu, diğer Ukrayna soruşturmalarının devam ettiğini belirten Başsavcı, “Ukrayna karmaşık ve geniş kapsamlı uluslararası suç iddialarını barındıran bir suç mahali. Deliller gerektiğinde başka yakalama kararı talebi iletmekte tereddüt etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

“Yakalama kararının bir önemi yok”

Moskova bir yılı aşkın süredir devam eden Ukrayna işgalinde savaş suçu işlendiği iddialarını reddetmişti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Maria Zaharova, “tutuklama kararının hiçbir öneminin olmadığını” savundu. Telegram kanalı üzerinden açıklama yapan Rus sözcü, “Rusya Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Tüzüğü’ne taraf değil ve bu nedenle bir yükümlülüğü bulunmuyor” dedi.

Rusya’nın mahkemenin yetkisini tanımadığını belirten Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov, “Bu nedenle bu tür kararların Rusya Federasyonu için hukuki açıdan geçerliliği yoktur” ifadelerini kullandı.

Kremlin sözcüsü, Putin’in Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni tanıyan ülkelere seyahat etmekten endişe edip etmediği sorusuna, “Bu konuda ekleyecek bir şeyim yok. Söyleyeceklerim bu kadar” yanıtını verdi.

Rusya Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kuran Roma Tüzüğü’nü 2000 yılında imzalamış ancak üyeliği onaylamamış ve 2016 yılında da imzasını çekmişti. Rusya o dönem Kırım’ı 2014 yılında tek taraflı ilhak etmesi sebebiyle uluslararası baskı altındaydı.

Paylaşın

İsrail’den Batı Şeria’da Baskın: 4 Ölü, 20 Yaralı

Batı Şeria’da giderek daha şiddetli baskınlar yapan İsrail, son olarak Cenin kentine dört Filistinliyi öldürürken, 20 Filistinliyi de yaraladı. Hayatını kaybedenler arasında 16 yaşında bir gencin de bulunduğu açıklandı.

Yıl başından bu yana Batı Şeria’da baskılarını artıran İsrail ise askerlerin “terör eylemleri” nedeniyle aranan “iki militanı” ve kendilerine levyeyle saldıran bir kişiyi öldürdüklerini, silahlı bir kişiyle de çatışmaya girdiklerini iddia etti.

İsrail, sadece bu yıl, aralarında sivillerin de olduğu en az 80 Filistinliyi öldürdü. Filistinlilerin saldırılarında ise 1’i polis 12 sivil hayatını kaybetti.

Son baskın, İsrail ordusunun özel birliklerinin katılımıyla, Perşembe günü öğle saatlerinde düzenlendi.

Ahmed Khalaf adlı görgü tanığı yaşananları Reuters haber ajansına anlattı:

“İki araçla gelip yolun ortasında durdular. Kapıları açtılar ve biri Nidal Khazem’i kafasından vurdu. İzzeddin el Kassam Tugayları’ndan (Hamas’ın silahlı kanadı) kardeşimiz Yusuf Shreim koşarak kaçmaya çalıştı.

Özel kuvvetler onun arkasından koştu ve sokakta rastgele ateş açmaya başladılar. O sırada 16 yaşındaki bir genç de öldürüldü. Onun hiçbir şeyle alakası yoktu, kendi aile işinde çalışıyordu.”

Olay yerinden paylaşılan bir videoda, ağır yaralı ya da ölmüş bir adamın yerde yatarken, yakın mesafeden yeniden vurulduğu görülüyor.

Başka bir videoda ise kalabalığın İsrail güçlerinin bulunduğu araçlara taş attığı ve ardından duyulan silah sesleriyle kalabalığın dağıldığı görülüyor.

Filistin Sağlık Bakanlığı yetkilileri Khazem ve Shreim’in İslami Cihat ve Hamas’ta üst düzey yetkililer olduğunu doğruladı.

16 yaşındaki gencin adının Ömer Awadin olduğu, hayatını kaybeden dördüncü kişinin de 37 yaşındaki Luan al-Zugahir olduğu açıklandı.

İsrail ordusu Khazem’in “açıkça terörist eylemlerde bulunduğunu” iddia etti.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın sözcüsü Nabil Abu Rudeineh “vahşi cinayet” olarak nitelediği baskını kınadı ve “İsrail’in süregiden bu agresif eylemleri, İsrail’in durumu yatıştırma niyetinin olmadığını gösteriyor” dedi.

Gazze Şeridi’nde yönetimi elinde tutan Hamas ölümleri “suç” olarak nitelerken, İslami Cihat Örgütü de İsrail’e “bedelini ödetme” yemini etti.

Gazze’de kurulmuş olan İslami Cihat, ABD ve Avrupa Birliği tarafından terörist örgüt kabul ediliyor.

Baskın, taraflar arasında gerilimi azaltmak amacıyla Mısır’ın Şarm el Şeyh kentinde yapılması planlanan toplantının da hemen öncesine denk geldi.

İsrail, Filistin, Mısır, Ürdün ve ABD’den yetkililer, tansiyonu düşürmek için 19 Mart’ta Mısır’da bir araya gelmeyi planlıyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

NATO’da Bir İlk: Polonya Ukrayna’ya Savaş Uçağı Gönderecek

NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyesi Polonya’nın Cumhurbaşkanı Andrzej Duda, ülkesinin Ukrayna’ya 4 Sovyet yapımı MiG-29 savaş uçakları tedarik etmeyi planladığını bildirdi.

Haber Merkezi / Polonya, böylelikle Ukrayna’nın savaş uçağı taleplerine karşılık veren ilk NATO ülkesi olacak. Polonya ayrıca Ukrayna’ya Alman yapımı Leopard 2 tankları tedarik eden ilk NATO ülkesiydi.

Polonya Cumhurbaşkanı, Ukrayna’ya verilecek uçakların yerine Güney Kore yapımı FA-50 ve Amerikan yapımı F-35 uçaklarının konacağını kaydetti.

Binlerce Amerikan askerinin konuşlandığı, en fazla sayıda Ukraynalı mülteciye evsahipliği yapan Polonya, savaş sırasında Ukrayna’ya kritik destek sağladı.

Varşova’nın sahip olduğu MiG-29’ların Ukrayna’ya hibe edilmesi konusu, 2022 yılının Şubat ayında, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırdığı ilk günlerde gündeme gelmişti.

Bu arada Slovakya hükümeti de, kendi envanterindeki MiG-29’lardan bazılarını Ukrayna’ya verebileceğini duyurdu. Ukraynalı jet pilotlarının, Sovyetler Birliği’nde üretilen MiG-29’lara alışık oldukları bildiriliyor.

Başkent Varşova’da Çekya Cumhurbaşkanı Petr Pavel’i ağırlayan Duda, Çek mevkidaşı ile görüşmesinin ardından yapılan basın toplantısında, Ukrayna’ya verilecek savaş uçaklarının bu dördü ile sınırlı kalmayacağını, şu an bakımda olan jetlerin de daha sonra Kiev’e teslim edileceğini söyledi.

Polonya Hava Kuvvetleri’nin envanterinde, eski Demokratik Almanya Cumhuriyeti’ne ait olup, Almanya’nın yeniden birleşmesi sonrasında 90’lı yılların başında Polonya’ya verilen yaklaşık bir düzine MiG-29 olduğunu belirten Duda, bu uçakların halihazırda Polonya hava savunması için görev yaptıklarını dile getirdi.

Ukrayna’ya savaş uçağı temin eden ilk NATO ülkesi

Polonya Cumhurbaşkanı Duda, geçen hafta yaptığı bir açıklamada, uluslararası koalisyon kapsamında Ukrayna’ya MiG-29 tipi savaş uçağı gönderebileceklerini belirtmiş ancak ayrıntı vermemişti.

Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki ise, Şubat ayında yapılan Münih Güvenlik Konferansı’nda, böyle bir uygulama için NATO tarafından bir karar alınmasının şart olduğunu dile getirmişti.

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ise, ülkesinin, başka ülkelerin Ukrayna’ya savaş uçağı göndermesine engel olmayacağını duyurmuştu.

Ukraynalı liderler, diğer NATO üyelerine de Kiev’e uçak göndermeleri konusunda çağrılar yapıyor.

Ukrayna, Rusya ile savaşındaki ikinci yılında hava savunmasını güçlendirmek amacıyla Batı ülkelerinden savaş uçakları talep ediyor.

Bu arada Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, ülkesinin Ukrayna’ya savaş uçağı göndermesiyle ilgili görüşmelerin sürdüğünü belirterek, “Bu konuda müttefiklerimizle istişarelerimiz sürüyor.” dedi.

Paylaşın

Eğitim Yasağına Meydan Okuyan Afgan Kızları Medreselere Yöneldi

Taliban’ın yönetimi elinde bulundurduğu Afganistan’da kadınlara yönelik eğitim yasağı, kızları medreselere yöneltti. Medreselere kaydolan kızların sayısı son bir yılda ikiye katlandı.

İslami eğitim verilen medreselere ağırlıklı olarak orta okul ve lise çağındaki kız çocukları gidiyor. Erkek çocuklar ise medreselerde farklı saatlerde ve ayrı bölümlerde eğitim görüyor.

Matematik ve edebiyat gibi derslerin yerine, Arapça Kur’an eğitiminin verildiği medreselerde, ayetlerin anlamını öğrenmek isteyen çocuklara ise ayrı dersler veriliyor.

Kabil ve Kandahar’da üç medreseyi ziyaret eden AFP’ye göre, geçen yıldan bu yana medreselere giden kız öğrenci sayısı iki katına çıktı.

Medresede eğitim gören 16 yaşındaki Farah, AFP’ye yaptığı açıklamada “Eğitimden men edildiğimiz için bunalımdaydık. Daha sonra ailem en azından buraya gelmeme karar verdi. Bizim için artık tek açık yer medrese” ifadelerini kullandı.

Avukat olma hayalinin yok edildiğini belirten Farah, yine de ailesi derslere katılmasına izin verdiği için kendini şanslı hissettiğini söyledi.

Daha önce tıp fakültesinde okuyan ancak şu anda Kandahar’daki bir medresede öğretmenlik yapan Hosna ise, “Üniversitede eğitim almak bir gelecek inşa etmemize yardım ediyor, haklarımızın farkında olmamızı sağlıyordu. Ama medreselerde birg gelecek yok. Buraya başka çareleri olmadığı için geliyorlar” dedi.

Afganistan’da eğitim çıkmazı

Afgan hükümetine yakın bazı yetkililere göre, kararlar dini lider Hibatullah Akhundzada ve çevresinde bulunan bazı dini danışmanlar tarafından alınıyor.

Kendi İslami emirliğini inşa eden Akhundzada, aynı zamanda yüzlerce yeni medresenin inşa edilmesi talimatını da veren isim.

Kabil’deki yetkililer kız çocuklarına getirilen okul yasağına gerekçe olarak, ayrı sınıflar ve İslami üniformaların eksikliğini gösteriyor. Ancak hükümet okulların er ya da geç açılacağı konusunda halen ısrarcı.

Eğitime getirilen engeller Taliban yönetimiyle uluslararası toplum arasında uzlaşma sağlanamayan temel konulardan biri. Dünya üzerinde hiçbir ülke Taliban hükümetini tanımıyor. Taliban ise nüfusun yarısından fazlasının açlıkla mücadele ettiği ülkede ekonomiyi su üzerinde tutmaya çalışıyor.

Medreselerde verilen eğitim

Sadece İslami eğitimin verildiği medreselerde verilen eğitimin kalitesi de tartışma konusu. Uzmanlar, medreselerin çocukları iş yaşamına hazırlayacak eğitimi vermekten uzak olduğunu söylüyor.

Dini konular üzerine konuşmak için yerel televizyonlara sık sık çıkan akademisyen Abdul Bari Madani konuyla ilgili, “Koşullara bakarsak, modern eğitim ihtiyacı bir öncelik. İslami dünyanın geri kalmaması için çaba harcanması ve modern eğitimin ülkeye ihanet olduğu düşüncesinden kurtulunması gerekiyor” dedi.

Kandahar bölgesi eğitim müdürlüğünde İslami Çalışmalar departmanının başında bulunan Nimetullah Ulfat ise, “Hükümet gece gündüz medreselerin sayısını nasıl artıracağını düşünüyor. Buradaki fikir bu ülkenin yeni nesline iyi eğitim, iyi ilkeler ve iyi ahlak kazandırabilmek” şeklinde konuştu.

Dünya genelinde medreseler militanlıkla da ilişkilendiriliyor. Taliban’ın birçok liderinin eğitim gördüğü Pakistan’daki Darul Uloom Haqqania medresesi bu nedenle “Cihat Üniversitesi” olarak anılmaya başlanmıştı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Kuzey Kore’den Bir Hafta İçinde Dördüncü Füze Denemesi

Kuzey Kore, bir hafta içindeki dördüncü füze denemesini gerçekleştirdi. Denemenin, ABD’nin Doğu Asya’daki müttefikleri Güney Kore ve Japonya’nın liderlerinin, Tokyo’da gerçekleştireceği zirvenin sabahında yapılması dikkati çekti.

Haber Merkezi / Kıtalararası balistik füze fırlatan Kuzey Kore’nin geçen perşembe, cumartesi ve pazartesi günü yaptığı füze denemeleri ise kısa menzilliydi. Sadece geçen yıl Kuzey Kore 90’dan fazla füze denemesi yaptı.

Kıtalararası balistik füze denemeleri, çok yüksek menzilli olması nedeniyle uluslararası arenada endişe yaratıyor. Uzmanlar Kuzey Kore’den fırlatılan bu füzelerin ABD anakarasına ulaşma ihtimali olduğunu söylüyor.

Japonya Savunma Bakanlığı, havada 1000 kilometre seyreden füzenin, 6 bin kilometre irtifaya ulaşarak, yerel saatle 08.20’de Japon münhasır ekonomik bölgesinin dışına düştüğünü teyit etti.

Güney Kore Genelkurmay Başkanlığı, denemelerin, güneybatıdaki Jangyon bölgesinden yerel saatle 07.41 ve 07.51’de yapıldığını açıkladı.

Füzenin, kuzeydeki Hokkaido’nun batı kıyısındaki Oşima-Oşima adasının 200 kilometre batısına düştüğü ve söz konusu bölgede seyir halindeki unsurlarda hasar oluşmadığı bildirildi.

Japonya Başbakanı Kişida Fumio, füze denemesi sonrası, Japonya’nın, bölgesel barış ve istikrar için müttefikleriyle daha yakından çalışmayı sürdüreceğini söyledi.

Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk-yeol, Ulusal Güvenlik Konseyini toplantısı sonrası açıklamasında, “Pyonyang yönetiminin pervasız provokasyonlarının bedelini ödeyeceğini” belirtti.

Japonya Başbakanı Fumio Kishida ile Güney kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol’un bugün Tokyo’daki görüşmesinin ana gündem maddelerinden biri de Kuzey Kore’nin artana füze denemeleri olacak.

Paylaşın