Dehşet: 10 Yaşındaki Çocuk Kurban Ritüelinde Akrabaları Tarafından Katledildi

Hindistan’ın kuzeyindeki Uttar Pradeş eyaletine bağlı Bahreyç’te 10 yaşındaki bir çocuğun kurban ritüelinde akrabaları tarafından katledildiği düşünülüyor. Olaya ilişkin tutuklanan üç zanlı cinayetle suçlanıyor.

Hindistan’da insan kurban etme Narabali diye biliniyor. Hinduizm’de zaman ve kıyametin tanrıçası olduğuna inanılan Kali’ye tapan Thugge tarikatı, Hint Yarımadası’nda yüzyıllar boyunca ilmikle yakaladıkları insanları soymuş ve cesetlerini gömmüştü.

1822 ile 1891 arasında yaşayan tarihçi Rajendralal Mitra insan kurban etmenin Vedalalar’a kadar uzanan geleneklerin bir devamı olduğunu yazmıştı. Hinduizm’in kutsal metinleri olan Vedalar’ın tarihi milattan önce 1500’e kadar ulaşıyor.

Yetkililer Vivek Verma adlı çocuğun kaybolduğu ihbarının 23 Mart’ta polise ulaştığını bildirdi. Aynı gece çocuğun cansız bedeni boğazı kesilmiş halde bir tarlada bulundu.

Başlatılan soruşturmanın ardından ipuçları, Verma’nın kuzeni Anoop Verma’yı gösterdi. Yetkililer, Anoop Verma’nın 2,5 yaşındaki oğlunun hasta olduğunu ve hiçbir tedaviye yanıt vermediğini kaydetti. Anoop Verma’nın bunun ardından yakınlardaki bir büyücüye danıştığı belirlendi.

Yetkililer, büyücünün adama bir insan kurban etmesi gerektiğini söylediğini ve Anoop Verma’nın, Vivek Verma’nın amcası Chintaram Vivek’le saldırıyı planladığını belirtti. Polisler, Chintaram Vivek’in yeğenini bir kürekle öldürdüğünü düşünüyor.

Hindistan Ulusal Suç Kayıtları Bürosu verilerine göre 2014’le 2021 arasında kurban ritüellerinde 103 kişi öldürüldü. Bunların çoğu para, çocuk sahibi olmak ve iyileşmek için yapıldı.

Ülkede batıl inançlara karşı çalışmalar yürüten aktivist Sanal Edamaruku ise gerçek sayının çok daha fazla olduğunu savundu: Bu sayı çok eksik sayılıyor. Asıl sayının bunun 10 hatta 20 katı olabileceğini düşünüyorum.

Edamaruku kolluk kuvvetlerinin bu tür olaylara karşı daha dikkatli olması gerektiğini ifade etti: Bu inançla ilgili değil. Bu tehlikeli bir suç.

Paylaşın

ABD’de İki Askeri Helikopter Havada Çarpıştı: Çok Sayıda Ölü

Amerika Birleşik Devletleri’nin Kentucky eyaletinde, Black Hawk tipi iki helikopter rutin eğitim uçuşu sırasında havada çarpışarak düştü. Kazada çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

Reuters haber ajansı, helikopterde bulunanların sayısı hakkında bilgi verilmediğini bildirdi.

Kara Şahin tipi helikopterlerin modifiye edilmiş hali olan HH-60’lar havadan saldırı operasyonları, tıbbi tahliye gibi farklı amaçlarda kullanılabiliyor.

Kentucky Valisi Andy Beshear sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Fort Campbell’dan gelen ilk haberlere göre bir helikopter kazası meydana geldi ve hayatını kaybedenler olduğu tahmin ediliyor” dedi ve yerel yetkililer ile acil servislerin kazaya müdahale ettiğini sözlerine ekledi.

ABD’nin Fort Campbell üssünün halkla ilişkiler ofisinden yapılan açıklamada ise, 101’inci hava tümeni tarafından kullanılan iki adet HH-60 Black Hawk tipi helikopterin Kentucky’nin Trigg County bölgesinde dün gece saatlerinde düştüğü kaydedildi.

“Komutanlık şu anda ordu mensupları ve aileleriyle ilgilenmeye odaklanmış durumda” denilen açıklamada, kazanın nedeninin araştırıldığı belirtildi.

Ordu sözcüsü Nondice Thurman, Kara Şahin HH-60 tipi helikopterlerin düşme nedeninin araştırıldığını belirtirken helikopterlerde kaç kişi olduğu ve durumları hakkında bilgi vermedi.

Thurman helikopterlerin Kara Kuvvetleri Komutanlığına bağlı tek hava saldırı bölüğü olan 101’inci hava bölüğüne ait olduğunu ve Fort Campbell askeri üssünden havalandıklarını belirtti.

Geçmişte bu üsten havalanan askerler dünyanın her tarafındaki çatışma bölgelerinde görev yaptı.

Paylaşın

Çin’den ABD’ye ‘Tayvan’ Tehdidi: Karşılık Veririz

Pekin ile Washington arasında Tayvan gerilimi yükseliyor. Son olarak, Çin yönetimi, Tayvan lideri Tsai Ing-wen’in ABD’de Temsilciler Meclisi Başkanı Kevin McCarthy’le görüşmesi halinde bunu provokasyon olarak nitelendirip karşılık vereceklerini duyurdu.

Tayvan lideri Tsai Ing-wen ise Pekin yönetiminden korkmadıklarını belirterek, “Tayvan’ın dünyaya açılma kararlılığı daha da güçlenecek. Biz sakin, kendinden emin, boyun eğmeyen ve kışkırtıcı davranmayan bir ülkeyiz. Uluslararası toplum Tayvan’a ihtiyaç duyduğunda, Tayvan katkı sağlayacaktır. Tayvan zorluklarla karşılaştığındaysa müttefikleri Tayvan’ı destekleyecektir” dedi.

Washington ise Tsai’nin Belize ve Guatemala’ya düzenleyeceği ziyaretlerde ABD’ye de uğramasının normal olduğunu savunarak, Pekin yönetiminin bunu saldırgan bir tavır sergilemek için bahane olarak kullanmaması gerektiğini bildirmişti.

Çin’in Tayvan İlişkileri Ofisi Sözcüsü Zhu Fenglian, bugün yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: Tsai, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı McCarthy’yle temasa geçerse, bu tek Çin ilkesini ciddi şekilde ihlal eden, Çin’in egemenliğine ve toprak bütünlüğüne zarar veren ve Tayvan Boğazı’nda barışla istikrarı yok eden bir başka provokasyon olacaktır. Buna tamamen karşı çıkıyoruz ve mücadele etmek için kesinlikle önlemler alacağız.

Tsai, bugün başlattığı 10 günlük ziyaret programı kapsamında Belize ve Guatemala’yı ziyaret edecek. Yola çıkmadan önce yaptığı açıklamada Tayvan lideri, Pekin yönetiminden korkmadıklarını belirterek şunları söyledi:

Tayvan’ın dünyaya açılma kararlılığı daha da güçlenecek. Biz sakin, kendinden emin, boyun eğmeyen ve kışkırtıcı davranmayan bir ülkeyiz. Uluslararası toplum Tayvan’a ihtiyaç duyduğunda, Tayvan katkı sağlayacaktır. Tayvan zorluklarla karşılaştığındaysa müttefikleri Tayvan’ı destekleyecektir.

Tayvan liderinin ziyaretlerinde New York’ta ve Kaliforniya eyaletindeki Los Angeles’ta temaslarda bulunması da bekleniyor. Öte yandan Tsai’nin Cumhuriyetçi McCarthy’le görüşeceği henüz resmi kaynaklar tarafından doğrulanmadı.

Washington ise Tsai’nin Belize ve Guatemala’ya düzenleyeceği ziyaretlerde ABD’ye de uğramasının normal olduğunu savunarak, Pekin yönetiminin bunu saldırgan bir tavır sergilemek için bahane olarak kullanmaması gerektiğini bildirmişti.

Eski Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin ağustosta Tayvan’ı ziyaret etmesi Pekin’den büyük tepki toplamış, Çin Halk Kurtuluş Ordusu adanın etrafını sararak büyük askeri tatbikatlar düzenlemişti.

Kimliğini paylaşmayan bir ABD’li üst düzey yetkili de Birleşik Krallık’ın önde gelen gazetelerinden Guardian’a açıklamasında, Washington’ın McCarthy-Tsai görüşmesiyle tansiyonun artmasını istemediğini belirtti.

Çin – Tayvan gerginliği

II. Dünya Savaşı sonrasında Çin’de Milliyetçi Parti ve Komünist Parti arasındaki iç savaş Komünist Parti’nin zaferiyle sonuçlanmıştı. Mağlubiyetin ardından Milliyetçi Parti liderleri Tayvan’a sığınmıştı.

Soğuk Savaş nedeniyle Batı’yla ilişkilerini koparan Çin’i 1970’lerin başına kadar Birleşmiş Milletler’de (BM) Tayvan ya da resmi adıyla Çin Cumhuriyeti temsil ediyordu.

BM’nin 1971’de aldığı Çin Halk Cumhuriyeti’ni tanıma kararı gerginliği yeni bir boyuta taşımıştı. Kararın ardından Tayvan, BM’den çıkarılmıştı.

Pekin yönetimi, “tek Çin” ilkesini benimseyerek Tayvan’ın kendi topraklarının parçası olduğunu savunuyor. Buna göre Çin, boğaz ve çevresindeki askeri varlığının yanı sıra Tayvan’ın ülkelerle diplomatik ilişkiler kurmasına, BM’de ve diğer uluslararası kuruluşlarda temsil edilmesine karşı çıkıyor.

Tayvan ise o günden bu yana bağımsızlık arayışını farklı biçimlerde sürdürüyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Suudi Arabistan’dan ABD’yi Kızdıracak Karar

Suudi Arabistan, Çin, Rusya ve Orta Asya ülkeleri tarafından kurulan Şanghay İşbirliği Örgütü’ne katılma kararını onayladı. Suudi Arabistan’ın son dönemde Çin’le ilişkilerini geliştirmesi, müttefiki ABD’de güvenlik endişelerine yol açıyor.

ŞİÖ’ya 2017 yılında Hindistan ve Pakistan, geçen yıl ise İran üye oldu. Afganistan, Moğolistan ve Belarus ise gözlemci ülke statüsüne sahip.

2012 yılından örgütte diyalog ortağı statüsü kabul edilen Türkiye, 2017 yılında statüyü onaylayarak iç hukuk onay sürecini tamamladı.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre, Suudi Arabistan’ın devlet haber ajansı ülkenin Şanghay İşbirliği Örgütü’nde (ŞİÖ) diyalog ortağı statüsü verilmesine ilişkin memorandumu onayladığını duyurdu.

Örgütün 2021 yılındaki Duşanbe Zirvesi’nde Suudi Arabistan, Mısır ve Katar’a Diyalog Ortaklığı Statüsü verilmesi kararlaştırılmıştı.

Diyalog ortağı statüsünün onaylanması, Suudi Arabistan’a tam üyelik verilmeden önce örgüt içinde bir ilk adım olarak değerlendiriliyor.

Diyalog Ortaklığı statüsü, gözlemci statüsüne sahip olmayan üçüncü ülkelerin ŞİÖ ile belirli alanlarda sınırlı işbirliği yapmalarına olanak sağlıyor. Bu statü, kurumsal açıdan “gözlemci ülke” statüsünün altında, “misafir katılımcılar” statüsünün üzerinde yer alıyor.

Onay kararı, Çin’deki milyarlarca dolarlık yatırımını artıran Suudi Arabistan petrol grubu Aramco’nun Çin’in kuzeydoğusunda planlanan bir ortak girişimi tamamladığı ve özel bir petrokimya grubundan hisse aldığına dair açıklamaların ardından geldi.

Basra Körfezi’nde ana güvenlik garantörü olarak görülen ABD’nin bölgeden çekildiğine dair endişeler Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerini ortaklarını çeşitlendirmeye itti.

Washington ise bölgede aktif bir ortak olmaya devam edeceğini belirtiyor. Suudi Arabistan’ın son dönemde Çin’le ilişkilerini geliştirmesi, müttefiki ABD’de güvenlik endişelerine yol açıyor.

Şanghay İşbirliği Örgütü

2001 yılında Batı’nın Asya’daki nüfuzunu dengelemek amacıyla Çin, Rusya ve Orta Asya ülkeleri tarafından kurulan ŞİÖ’ya 2017 yılında Hindistan ve Pakistan, geçen yıl ise İran üye oldu.

Afganistan, Moğolistan ve Belarus ise gözlemci ülke statüsüne sahip.

2012 yılından örgütte diyalog ortağı statüsü kabul edilen Türkiye, 2017 yılında statüyü onaylayarak iç hukuk onay sürecini tamamladı.

Statüyü onaylayan kararla birlikte Türkiye diyalog ortağı olarak ŞİÖ ile bölgesel güvenlik, terörle mücadele, uyuşturucu kaçakçılığı ve organize suçların önlenmesi ile ekonomik ve kültürel alanlar gibi çeşitli konularda işbirliği geliştiriyor.

Türkiye’nin yanı sıra bu statüye sahip olan diğer ülkeler  Azerbaycan, Sri Lanka, Ermenistan, Kamboçya, Nepal, Suudi Arabistan, Mısır ve Katar.

Örgüt üyesi ülkelerin ağustos ayında Rusya’nın Chelyabinsk bölgesinde terörizmle mücadele tatbikatı düzenleyeceği bildiriliyor.

Paylaşın

Myanmar’da Yeni Seçim Yasası: 40 Siyasi Parti Kapatıldı

Myanmar’da muhalif grupların ordunun tercih ettiği adaylara karşı mücadele vermesini zorlaştırmak amacıyla getirilen yeni seçim yasası kapsamında aralarında devrik lider Aung San Suu Çii’nin partisi NLD’nin de bulunduğu 40 siyasi parti kapatıldı.

Şubat 2021’de ordu, seçilen tüm milletvekillerinin parlamentodaki yerlerini almalarını engellemiş ve Suu Çii hükümetinin ve partisinin üst düzey üyelerini gözaltına alarak iktidarı ele geçirmişti.

Ordunun yönetime el koyması yaygın bir halk muhalefetiyle karşılaştı. Barışçıl gösterilerin ölümcül güç kullanılarak bastırılmasının ardından pek çok askeri yönetim karşıtı silaha sarıldı ve ülkenin büyük bir bölümünde çatışmalar devam ediyor.

Myanmar’da cunta yönetimi, aralarında devrik lider Aung San Suu Çii’nin partisi Ulusal Demokrasi Birliği’nin (NLD) de bulunduğu 40 siyasi partiyi kapattı.

Kapatma kararı, askeri hükümetin ocak ayında, muhalif grupların ordunun tercih ettiği adaylara karşı ciddi bir mücadele vermesini zorlaştırmak amacıyla getirdiği yeni bir siyasi parti tescil yasasına dayanıyor.

Yasa, asgari üye sayısı, aday ve ofis sayısı gibi, ordunun ve yandaşlarının desteğini almayan herhangi bir partinin, özellikle de baskıcı siyasi atmosferde, yerine getirmekte zorlanacağı koşullar getiriyor.

Yeni seçim yasası, mevcut siyasi partilerin 28 Mart’a kadar seçim komisyonuna kayıt için yeniden başvurmalarını gerektiriyor. Bu bağlamda 2020 seçimlerinde yarışan 90 partiden 50’sinin kayıt yaptırdığı, 40 partinin ise yaptırmadığını gösteren bir liste yayınlandı.

Yasaya göre listede kayıt yaptırmadığı görülen partiler bugün itibarıyla kapatıldı. Kapatma kararı, darbeyle göreve gelen askeri yönetimin muhaliflerini etkisiz hale getirmek için attığı önemli bir adım olarak görülüyor.

NLD seçimlerin özgür ve adil olmayacağı görüşünde

Ordu tarafından devrilmeden önce 2015’ten 2021’e kadar Myanmar’ı parlamento’da ezici bir çoğunlukla yöneten NLD de kapatılan 40 parti arasında bulunuyor.

NLD üyeleri, “tutuklama ve işkencelerin sürdüğü” askeri yönetim altında seçimlerin özgür ve adil olacağına dair verilen vaatlerin inandırıcı bulmadıkları için seçimlere kayıt yaptırmayacağını açıklamıştı. Partinin lideri Suu Çii dahil çok sayıda üyesi tutuklu durumda.

NLD Merkez Çalışma Komitesi üyesi Kyaw Htwe yaptığı açıklamada partinin varlığının ordunun kararına bağlı olmadığını ve “halk desteklediği sürece var olacağını” söyledi ve partinin, halkın emanet ettiği sorumlulukları yerine getirmeye devam edeceğini vurguladı.

Yeni seçimlerin temmuz ayı sonuna kadar yapılması bekleniyordu, ancak ordu güvenliğin sağlanamadığı gerekçesiyle şubat ayında olağanüstü halin altı ay uzatıldığını açıklayarak seçim için olası tarihini erteledi. Yaygın bir silahlı direnişle karşı karşıya olan askeri yönetim, ülkenin büyük bir bölümünü kontrol etmekte zorlanıyor.

1988 yılında askeri yönetime karşı başarısız bir ayaklanmanın ardından kurulan NLD, Kasım 2020 seçimlerinde ezici bir zafer kazanmıştı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Türkiye, Demokrasi Zirvesi’ne Neden Davet Edilmedi? Beyaz Saray’dan Açıklama

NATO üyeleri Türkiye ve Macaristan’ın Demokrasi Zirvesi’ne neden davet edilmediği ile ilgili soruyu yanıtlayan Beyaz Saray sözcülerinden John Kirby, davetli listesi ile ilgili kararların, ülkelerin demokratik kurumları, insan haklarını, hukukun üstünlüğünü ve medya özgürlüğünü destekleme iradesine göre alındığını söyledi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby, günlük basın toplantısında resmen yarın başlayacak olan Demokrasi Zirvesi ile ilgili bilgi verdi.

John Kirby, ‘’Zirve ABD ve NATO’nun, özellikle Ukrayna konusunda birlik olunmasını istediği bir döneme denk geliyor. Acaba bu iki müttefikin davet edilmemesinin bir nedeni var mı ve NATO birliğinin önemi göz önünde bulundurulduğunda olası tepkileri konusunda bir endişe mevcut mu?’’ sorusunu yanıtladı.

VOA Türkçe’den Dilge Timoçin’in aktardığına göre Kirby, iki NATO müttefikiyle ilişkileri ilerletme ve güçlendirme konusunda son derece kararlı olduklarını, ortak kaygı ve menfaatleri ilgilendiren pek çok farklı konuda birlikte çalışmaya devam edeceklerini söyledi.

Ancak aynı zamanda demokratik kurumları, insan haklarını, hukukun üstünlüğünü ve medya özgürlüğünü desteklemeye kararlı olduklarını vurgulayan Kirby, ‘’Ülkelerin zirve listesine eklenip eklenmemesine ilişkin kararlar tüm bunlar göz önünde bulundurularak alındı. 2023’te yeni davet edilen ülkeler, zirvenin temalarını destekleme konusunda açık bir siyasi irade sergilemektedir’’ dedi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Demokrasi ve İnsan Hakları Direktörü Robert Berschinski, geçen haftaki zirve brifinginde, “Türkiye, ABD’nin önemli bir NATO müttefiki ve son derece önemli bir ortağı olmaya devam ediyor. Ancak Türkiye’nin ikinci Demokrasi Zirvesi’ne davet edilmediğini sizin için teyit edebilirim’’ ifadelerini kullanılmıştı.

Türkiye gibi 2021’deki zirveye davet edilmeyen Macaristan da Başbakan Viktor Orban yönetiminde demokratik gerilemelerin yanısıra Rusya ile olan yakın ilişkileri nedeniyle, Avrupa Birliği ve NATO’dan uzaklaşmış durumda.

Bazı yorumculara göre Batı’nın Rusya’ya karşı stratejisini desteklemek için iki ülkeye de ihtiyaç duyan Washington’un buna rağmen davette bulunmaması, Türkiye ve Macaristan’daki demokratik gerilemenin derecesine ilişkin artan endişeyi yansıtıyor.

Paylaşın

Çin’den 22 Ülkeye 240 Milyar Dolar Kredi

Çin son 20 yılda aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 22 ülkeye 240 milyar dolar kredi sağladı. IMF ve ABD’nin sağladığı kredilere oranla Çin’in kredilerinin hacimsel olarak daha az olmakla birlikte son yıllarda önemli artış görüldüğüne işaret edildi.

Çin’in son 20 yıl içinde verdiği dış kredilerde özellikle 2016 ila 2021 yılları arasında büyük artış görülürken, son 20 yıldaki kredilerin yüzde 80’inin bu dönemde verildiği belirlendi.

Çin son 20 yıl içinde kalkınmakta olan 22 ülkeye 240 milyar dolar tutarında kredi sağladı. Dünya Bankası, Harvard Kennedy Okulu, AidData ve Küresel Ekonomi İçin Kiel Enstitüsü tarafından kaleme alınan 40 sayfalık rapor, ilginç saptamaları ve uyarıları içeriyor.

Buna göre Çin’in son 20 yıl içinde verdiği dış kredilerde özellikle 2016 ila 2021 yılları arasında büyük artış görülürken, son 20 yıldaki kredilerin yüzde 80’inin bu dönemde verildiği belirlendi.

Rapora göre kredilerin önemli bir kısmı, Çin’in Yeni İpek Yolları projesi üzerinde yer alan Arjantin, Moğolistan, Mısır, Pakistan Sri Lanka ve Türkiye gibi ülkelere gitti.

Raporda, Çin’in krediyi kullanan ülkelerin temerrüde düşmekten kaçınmasına ve en azından kısa vadede kredilerini geri ödemeye devam etmesine yardımcı olan bir sistem geliştirdiği bildirildi.

Raporda, IMF ve ABD’nin sağladığı kredilere oranla Çin’in kredilerinin hacimsel olarak daha az olmakla birlikte son yıllarda önemli artış görüldüğüne işaret edildi.

Çin’in 150’den fazla ülkenin katılmasını öngördüğü bu proje, uluslararası alanda yoksul ülkelere yüklediği tehlikeli borç nedeniyle ciddi eleştiri konusu oluyor.

Çin hükümeti salı günü konuyla ilgili eleştirileri reddetti ve bunun “Çin’in borç tuzağı olduğu”, “kredilerin şeffaf olmadığı” suçlamasını getirenleri “Çin’i karalamakla” suçladı.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, “Çin hiç kimseyi borç almaya zorlamadı, hiçbir ülkeyi ödemeye zorlamadı, kredi anlaşmalarına siyasi koşul koymadı ve bu sistemde siyasi çıkar yok.” diyerek suçlamaları reddetti.

AFP’ye göre, yüksek enflasyon, yüksek faiz ve salgının getirdiği olumsuz etkiler kredi alan ülkelerin bir bölümünde bunları geri ödemeyi sorun haline getirdi.

Raporda, Çin’in kurtarma kredilerinin neredeyse tamamı düşük ve orta gelirli Kuşak ve Yol ülkeleri için olduğu belirtilirken, bu ülkelerin Çin bankalarına önemli borçları olduğu kaydedildi.

IMF bu tür kredilere yüzde 2 faiz karşılığı verirken, Çin’in ise ortalama yüzde 5’lik faiz karşılığı verdiği bildiridi.

Asya ile Avrupa arasında önemli ticaret hattı olan İpek Yolu’nun modern versiyonu ‘Kuşak ve Yol Girişimi’ karadan ve denizden olmak üzere üç kıta arasında çifte koridor oluşturacak.

Girişimin arkasında bulunan Çin, 1 trilyon dolarlık projenin Avrupa, Asya ve Afrika arasındaki ticari kanalları açmayı hedeflediğini savunuyor.

Pekin’i samimi bulmayıp Yeni İpek Yolu’nun arkasında farklı jeopolitik amaçlar olabileceğini savunanlar da var.

Projeyi eleştirenler, kredi ile gelişmekte olan ülkelerin borçlandırılmasını, ihalelerin Çin firmalar üzerinden yürütülmesini ve şeffaflık sorununu tepkilerine gerekçe olarak gösteriyor.

Yeni İpek Yolu ile mevcut lojistik imkanlarla bile ulaşılması zor noktalara gidilmesi hedefleniyor. Dev proje kara üzerinden olan hatta ‘kuşak’, deniz üzerinden olan güzergaha ise ‘yol’ dendiğinden ‘Kuşak ve Yol’ adını taşıyor.

Çin Devlet Başkanı Şi de her fırsatta projenin, parasal dolaşımın arttırılması, karayolu bağlantılarını geliştirme, engelsiz ticareti teşvik etmek, politika iletişimini hızlandırmak ve insanlar ve toplumlar arasındaki anlayışı artırmak gibi 5 ilkesi olduğunu dile getiriyor.

Yeni İpek Yolu’nun hedefi ne?

2013’te projeyi duyuran Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in aktardığı verilere göre ‘ekonomik kemer’ adı verilen demiryolu hattının çevresi 3 milyar kişiye ev sahipliği yapıyor. Hat bu sebepten dolayı dünyanın en büyük ‘ekonomik piyasası’ olarak görülüyor.

Temelde Asya, Afrika ve Avrupa’yı birbirine bağlamayı hedefleyen “Kuşak ve Yol” girişimi kara yolları, demir yolları, limanlar ve enerji nakil hatlarını içeren milyarlarca dolarlık altyapı yatırım projelerini kapsıyor.

Proje ilk açıklandığında hayata geçirilebilmesi için onlarca ülkeye 8 trilyon dolar kredi vereceğini duyuran Çin yönetimi bazı kurumlara projenin ilk yıllarında çoktan milyar dolarlar hibe etti:

Hibeler dışında İpek Yolu’nun altyapısı için şu ana kadar 200 milyar doların üzerinde harcama yapan Pekin’in dev projesinin maliyetinin 2027’ye kadar 1,3 trilyon doları bulacağı tahmin ediliyor. Çin’e göre yaklaşık 150 ülke projeye ilgi gösteriyor. Batılı uzmanlar ise bunun 70’i geçmeyeceği görüşünde.

(Kaynak: Eurnews Türkçe)

Paylaşın

Macaristan’da Parlamento, Finlandiya’nın NATO Üyeliğini Onayladı

Macaristan parlamentosu Finlandiya’nın NATO’ya (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) katılım protokolünü onayladı. Finlandiya’nın üyeliğine meclis onayı vermemiş tek NATO ülkesi Türkiye kaldı.

Finlandiya’nın NATO üyeliği TBMM Dışişleri Komisyonu’nda kabul edildi ancak düzenleme henüz TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmedi.

Macaristan parlamentosunda yapılan oylamada 182 milletvekili lehte, altı milletvekili aleyhte oy kullandı. Oylamada hiç bir milletvekili çekimser oy kullanmadı.

İsveç’in NATO’ya katılım protokolü de Macaristan parlamentosunda görüşüldü ancak oylama henüz gündeme alınmadı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Finlandiya’nın başvurusuna yönelik Meclis’te onay sürecinin başlatılacağını açıklamış, İsveç’in ise terörle mücadelede henüz yeterli adımları atmadığı sinyalini vermişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen Macaristan’ın sağ popülist başbakanı Viktor Orban daha önce yaptığı açıklamalarda, iki İskandinav ülkesinin NATO’ya kabul edilmesinden yana olduğunu dile getirmiş ancak çeşitli gerekçelerle meclisteki onay süreci defalarca ertelenmişti.

Viktor Orban, İsveçli ve Finlandiyalı politikacıların ve iki ülke medyasının Macaristan’ı hukukun üstünlüğü alanındaki eksiklikler ve yolsuzluklar gerekçesiyle “haksız yere eleştirdiğini” öne sürmüştü.

İsveç ve Finlandiya geçen yıl, uzun süredir sürdürdükleri askeri tarafsızlık ilkesini, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali nedeniyle sona erdirerek, NATO’ya üyelik başvurusunda bulunma kararı almıştı. Yeni üye kabulu 30 üye ülkenin tamamının onaylamasıyla mümkün oluyor.

Paylaşın

ABD’de Okula Silahlı Saldırı: Saldırgan Dahil 7 Ölü

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Tennessee eyaletine bağlı Nashville kentinde yer alan özel bir Katolik ilkokulu olan Convenant School düzenlenen silahlı saldırıda, saldırgan dahil yedi kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

Haber Merkezi / Nashville polisi, genç bir kadın olarak tanımladığı silahlı saldırganın çıkan çatışmada öldüğünü bildirdi. Polis, kurbanları ve zanlıyı tespit etmek için çalışmalarını sürdürüyor.

2001 yılında kurulan Covenant School, Nashville’deki Covenant Presbiteryen Kilisesi’nin bir kurumu. İnternet sitesine göre okulun 200 öğrencisi var. Okul ana sınıfından 6’ncı sınıfa kadar eğitim veriyor.

Saldırı ülkenin dört bir yanında, geçen yıl Teksas eyaletinin Uvalde kentindeki bir ilkokulda meydana gelen katliam dahil okullarda yaşanan bir dizi şiddet olayının ardından geldi.

Son olarak Virginia’da bir birinci sınıf öğrencisi öğretmenini silahla vurarak yaralamış ve geçen hafta Denver’daki bir silahlı saldırıda da iki okul yöneticisi yaralanmıştı.

Education Week tarafından derlenen verilere göre, ABD’de 2023 yılında 23 Mart tarihine kadar ölüm veya yaralanmayla sonuçlanan 12 okul silahlı saldırısı gerçekleşti.

Paylaşın

Humza Yousaf, İskoçya’nın İlk Müslüman Başbakanı Olacak

Humza Yousaf, Birleşik Krallık’a bağlı dört ülkeden biri olan, yaklaşık 5,5 milyon nüfuslu İskoçya’da hükümet başkanlığına seçildi. İskoçya’nın ilk Müslüman başbakanı olan Yousaf, tüm İskoçların başbakanı olacağını belirtti.

Humza Yousaf’ın partisi İskoç Ulusal Partisi (SNP) İskoçya’nın Büyük Britanya’dan bağımsızlığını savunuyor.

İskoçya’da iktidardaki İskoç Ulusal Partisi’nden (SNP) Pazartesi günü yapılan açıklamada, üyelerin bölgesel sağlık bakanı Humza Yousaf’ı yeni parti lideri olarak seçtiği bildirildi. Parlamentoda çoğunluğa sahip SNP, “Birinci Bakan” olarak adlandırılan Başbakanlık makamını da elinde bulunduruyor. Yousaf, Salı günü (yarın) Edinburgh’daki bölgesel parlamentoda yapılacak oylama sonucunda resmen hükümet başkanı olacak.

İstifa eden eski Başbakan Sturgeon’un yerine parti genel başkanı seçilen 37 yaşındaki Yousaf‘ın, “yakın sırdaşı” olarak bilinen selefinin izlediği siyaseti sürdürmesi bekleniyor. Yousaf, Sturgeon’un istifasından sonra yapılan seçimde Maliye Bakanı Kate Forbes (32) ve eski kabine üyesi Ash Regan (49) ile yarışmıştı.

Edinburgh’da yaptığı açıklamada ülkesini “Birinci Bakan” olarak yönetebilmenin hayatının en büyük onuru olacağını blirten Yousaf, “Kendimi dünyanın en mutlu adamı gibi hissediyorum” dedi.

Birleşik Krallık’a bağlı dört ülkeden biri olan, yaklaşık 5,5 milyon nüfuslu İskoçya’da hükümet başkanlığına seçilen ilk Müslüman olan Yousaf, tüm İskoçların başbakanı olacağını belirtti. Yousaf’ın partisi SNP İskoçya’nın Büyük Britanya’dan bağımsızlığını savunuyor.

37 yaşındaki siyaset bilimci Humza Yousaf, nispeten genç olmasına rağmen hükümette şimdiye kadar üstlendiği görevler nedeniyle deneyim kazandı. Yousaf, Dışişleri Bakanı olarak görev yaptıktan sonra 2018’de Adalet Bakanlğı, 2021 yılında da Sağlık Bakanlığı yaptı. Ancak siyasi rakipleri ülkede sağlık hizmetlerinin kötü durumda olmasından kısmen onu sorumlu tutuyor.

Sturgeon 15 Şubat’ta sürpriz bir şekilde “Birinci Bakanlıktan” ve SNP liderliğinden istifa ettiğini açıklamıştı. 52 yaşındaki Sturgeon, Birleşik Krallık’ın en kuzeyinde yer alan İskoçya’nın ilk kadın başbakanıydı.

Bağımsızlık çabalarının sonu mu?

Birleşik Krallık’tan bağımsızlığı savunanların öncüsü olarak görülen Sturgeon’un istifası bağımsızlık hareketinin geleceği sorusunu da gündeme getirdi. Yousaf görevi devraldığı Sturgeon’un bu siyasetini sürdüreceğini açıklasa da işinin kolay olmayacağı değerlendiriliyor. İngiliz Yüksek Mahkemesi, bağımsızlık için yeni bir referandumun ancak Londra’daki merkezi hükümetin onayıyla mümkün olacağına hükmetmişti. Ancak merkezi hükümet böyle bir adımı kesinlikle reddediyor. Kamuoyu yoklamalarında da bağımsızlığa verilen destek Sturgeon’un istifasının ardından düştü.

Yousaf’ın önündeki bir diğer muhtemel engel de Sturgeon’un kendi saflarındaki direnişe rağmen kabul ettirdiği liberal cinsiyet yasa tasarısı olacak. Söz konusu tasarı, cinsiyet değişikliği için ön koşul olan sağlık raporu zorunluluğunun kaldırılmasını öngörüyor. Ayrıca başvuru yaşı da 18’den 16’ya düşürülecek. İngiliz hükümeti ise öneriyi engelliyor. Yousaf, Londra’nın vetosuna karşı yasal yollara başvurma sözü verdi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın