Taliban Yönetimindeki Afganistan’da Yeni Okul Üniforması: Kara Çarşaf

Ağustos 2021 yılında Afganistan’da kontrolü ele geçiren Taliban, öğrenciler için şeriata uygun giyim kuralları getiren bir yasa tasarısı hazırladı. Tasarıda erkek ve kız çocuklarına farklı renklerde başörtüleri, çarşaflar, uzun tunikler ve bol pantolonlar zorunlu kılınıyor.

Taliban, Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Geçici hükümetin eğitim bakanlığından bir kaynağa atıfta bulunan Kabul News’un haberine göre, hem erkek hem de kız öğrencilerden vücutlarının tamamını örten ve üzerinde Taliban bayrağı taşıyan bir rozet bulunan geleneksel kıyafetler giymeleri istenecek.

5 bölüm ve 13 madde içeren taslağa göre, ilkokula giden erkek çocuklar açık mavi renkte bir geleneksel perahan tunban, ortaokul ve lisedekilerse açık yeşil bir kıyafet giymek zorunda kalacaklar.

Bir Taliban yetkilisinden alıntı yapan Afgan haber kanalı Amu, kız öğrencilerin “kısa, transparan, ince ve dar” kıyafetler giymelerine izin verilmeyeceğini bildirdi.

Kız çocuklarının üniformasında şeriata uygun bir başörtüsü de var ve buna ek olarak öğrenciler okula gidip gelirken çarşaf giymek zorunda kalacak.

Habere göre taslak, 6. sınıfın altındaki kız öğrencilerin “beyaz” başörtüsüyle “koyu fildişi rengi” bir üniforma, daha büyük kızlarınsa siyah bir başörtüsüyle zeytin yeşili bir kıyafet giymelerini zorunlu kılıyor.

Mart 2022’de Taliban, 6. sınıfın üzerindeki kız öğrencilerin okula gitmesini yasaklamıştı.

Yetkilinin, Taliban’ın hâlâ taslak için başkalarına danışıp fikir topladığını ve henüz bir karar vermediğinden, sosyal medyada dolaşanı belgenin son hali olarak tanımlayamayacaklarını söylediği bildirildi.

Taslak, erkek öğretmenlerin de perahan tunban kıyafetleri giymelerini şart koşuyor ve kadın öğretmenler kıyafetin kadınlar için olanını tam uzunlukta bir çarşafla birlikte giymek zorunda kalacak.

Yeni üniforma kurallarının öğrenciler tarafından protesto edildiğini söyleyen aktivistler, taslak bildirimine sert tepki gösteriyor.

Mor Cumartesiler adlı bir sivil hareket, Taliban’ın 6. sınıfın altındaki kızların üniforma giymesini zorunlu kılması nedeniyle, üyelerinin tasarıyı protesto ettiğini söyledi.

Taliban, kadınları parklar dahil kamusal alanlardan ve çoğu iş kolundan men etti ancak bu, üniformalara dair taslak belgede belirtilmedi.

Taliban geçen hafta kapsamlı bir hamleyle Afgan çalışanların Birleşmiş Milletler’le çalışmasını yasakladı.

İslamcı katı rejim, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik eğitim kısıtlamalarını yasak yerine geçici bir askıya alma olarak sunmuştu ancak üniversiteler ve okullar martta kız öğrenciler olmadan yeniden açıldı.

Cumartesi günü Afgan din adamları yasağı eleştirirken, Taliban’dan önemli bir bakan da din adamlarına tartışmalı konuda hükümete karşı çıkmama uyarısı yaptı.

Alim Abdul Rahman Abid, ayrı sınıflar, kadın öğretmenlerin işe alınması, ders programlarının çakışmayacak şekilde ayarlanması ve hatta yeni okullar inşa etme yoluyla, eğitim kurumlarının kadınları yeniden kabul etmelerine izin verilmesi gerektiğini söyledi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

“Dünyanın En Kalabalık Ülkesi” Ne Zaman Hindistan Olacak?

Anketler ve doğum ve ölüm raporları gibi verilerden elde edilen matematiksel hesaplamalar, Hindistan’ın bu ayın ortasında Çin’i geçerek dünyanın en kalabalık ülkesi olacağını öngörüyor.

Ancak demografi uzmanları, verilerin belirsiz olduğu ve güncellenebileceği uyarısında bulunuyor. Birleşmiş Milletler nüfus tahminleri sorumlusu Patrick Gerland, “Bu kaba bir tahmin” diyor.

Demografi uzmanları, Hindistan’ın dünyanın en kalabalık ülkesi olarak Çin’i ne zaman geçeceğini tam olarak bilmiyor. Bunun nedeni, uzmanların bu değerlendirmeyi yapmak için tahminlerden dayanak alması. Ancak Hindistan’ın çok yakında artık dünyanın en kalabalık ülkesi olacağına kesin gözüyle bakıyor ya da hatta belki de çoktan bu unvanı ele geçirdiğini düşünüyor.

Çin, Birleşmiş Milletler nüfus verilerinin tutulmaya başlandığı yıl olan 1950’den bu yana dünyanın en kalabalık ülkesi olarak biliniyor. Hem Çin hem de Hindistan, 1 milyar 400 milyondan fazla nüfusa sahip. Bu iki ülkenin toplam nüfusu, dünyadaki 8 milyar kişinin üçte birinden fazlasını oluşturuyor.

Belçika’daki Louvain Katolik Üniversitesi’nden demografi uzmanı Bruno Schoumaker, “Hindistan’ın dünyanın en kalabalık ülkesi olarak Çin’i ne zaman geçeceğini tam olarak bilmemiz imkansız. Sadece Hindistan’ın değil, Çin’in nüfusuyla ilgili belirsizlik var” dedi.

Anketler ve doğum ve ölüm raporları gibi verilerden elde edilen matematiksel hesaplamalar,, Hindistan’ın bu ayın ortasında Çin’i geçerek dünyanın en kalabalık ülkesi olacağını öngörüyor. Ancak demografi uzmanları, verilerin belirsiz olduğu ve güncellenebileceği uyarısında bulunuyor. Birleşmiş Milletler nüfus tahminleri sorumlusu Patrick Gerland, “Bu kaba bir tahmin” diyor.

Hindistan’ın bu on yılın sonlarına kadar dünyanın en kalabalık ülkesi olacağı tahmin edilmiyordu. Ancak Çin’in doğurganlık oranındaki düşüş, Hindistan’ın dünyanın en kalabalık ülkesi olma yolundaki zamanlamayı hızlandırdı.

Hesaplamalar nasıl yapılıyor?

BM Nüfus Bölümü’nden demografi uzmanları, en güncel olduğuna inandıkları nüfus sayılarını elde etmek için, geniş kapsamlı veri kaynaklarına dayanan tahminler yürütüyor. Bu hesaplamalar için kullanılan verilerin son güncellemesi hem Hindistan hem de Çin için 2022 yılı Temmuz ayına ait.

Abu Dabi’deki Halife Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nden Profesör Stuart Gietel-Basten, nüfus uzmanlarının daha sonra Hindistan nüfusunun Çin nüfusunu ne zaman geçtiği sonucuna varmak için Stuart Gietel-Basten, “Elbette gerçek olan, bunların sadece birer tahmin olmasıdır. Ama en azından görece somut ve tutarlı metodolojiye dayanıyor” dedi.

Hem Hindistan hem de Çin’in nüfus verilerinin temelinde, her on yılda bir yapılan nüfus sayımları yatıyor. Çin’de son nüfus sayımı 2020 yılında yapıldı. Nüfus uzmanları, 2020’den bu yana Çin nüfusundaki artışı hesaplamak için doğum ve ölüm raporlarıyla diğer idari verileri kullandı.

Hindistan’daysa son nüfus sayımı 2011’de yapıldı. Ülkede 2021’de yapılması öngörülen son sayım, COVID-19 pandemisi nedeniyle ertelenmişti. Merkezi Yeni Delhi’de bulunan Hindistan Nüfus Vakfı’ndan Alok Vajpeyi, kapıdan kapıya sayımın on yıldan uzun süredir yapılmamış olduğunu, bunun yerine anketlerin boşluğu doldurması için devreye girdiğini söyledi.

Bu anketlerin en önemlisi, Hindistan’da doğum, ölüm, doğurganlık ve diğer verileri içeren geniş kapsamlı nüfus anketi olan Örnek Kayıt Sistemi.

BM Nüfus Fonu’nun Hindistan temsilcisi Andrea Wojnar, anketteki sayıların doğruluğundan emin olduklarını “çünkü anketin çok sağlam bir metodoloji kullandığını” kaydetti.

Hindistan neden öne geçiyor?

Çin hükümetinin yedi yıl önce tek çocuk politikasından geri adım atmasına rağmen ülke nüfusu yaşlanıyor ve nüfus büyümesinde durgunluk yaşanıyor. Hükümet, iki yıl önce de çiftlerin üç çocuk sahibi olabileceğini açıklamıştı.

Hindistan ise son 30 yıldır daha genç nüfusa ve daha yüksek doğurganlık oranına sahip. Ülkedeki bebek ölümleri oranıysa geriliyor.

Hindistan’da her yıl doğan bebek sayısı tüm ülkelerden daha fazla. Texas A&M Üniversitesi’nden sosyoloji profesörü Dudley Poston, Jr., Çin’deki demografik eğilimin ise her yıl ölenlerin sayısının doğanların sayısından fazla olduğu Avrupa ülkeleriyle benzerlik gösterdiğini söylüyor.

Dünyanın en kalabalık ülkesi olmak, bazı sosyal ve ekonomik sonuçları da beraberinde getiriyor. Hindistan için bu, ekonomik faaliyetleri körükleyen büyüyen bir işgücü anlamına geliyor. Çin içinse bu, yaşlanan nüfusu destekleyecek çalışma yaşındaki yetişkin sayısının azalması demek.

Washington’daki Nüfus Referans Bürosu’ndan Toshiko Kaneda’ya göre bir ülkede düşük doğum oranı kaydedildiğinde hükümetin daha fazla doğumu teşvik edici uygulamalara gitmesine rağmen nüfus büyümesini yeniden sağlamak genellikle zor oluyor.

Halife Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nden Profesör Stuart Gietel-Basten, “Psikolojik olarak Hindistan’la diğer alanlardaki rekabet de göz önünde bulundurulduğunda dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi olmak, Çin için zor olacak. Dünyanın en kalabalık ülkesi unvanının Hindistan’a geçmesi, insanlık tarihi açısından önemli bir dönüm noktası” dedi.

(Kaynak: Eurnews Türkçe)

Paylaşın

ABD’de Banka Binasında Silahlı Saldırı: Çok Sayıda Ölü

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Kentucky eyaletinin en büyük şehri Louisville’de banka binası olduğu sanılan bir binada silahlı saldırı düzenlendiği bildirildi. Saldırıda çok sayıda kişinin öldüğü, en az altı kişinin yaralandığı açıklandı.

Polis departmanı tarafından sosyal medyadan yapılan açıklamada, “Doğu Main’in 300. bloğunda aktif bir saldırganın raporlarını doğruluyoruz. Lütfen bölgeden uzak durun. FBI, ajanları olay yerine gitti” denildi.

ABD’nin Kentucky eyaletinin en büyük kenti Louisville’de banka binası olduğu sanılan bir binada silahlı saldırı düzenlendiği ve polisin olay yerine müdahale ettiği belirtiliyor.

Haber ajansları olay yerinde polisin çok sayıda kişiye ilkyardım müdahalesinde bulunduğunu aktardı. CNN televizyonu bölgedeki kaynaklara dayandırdığı haberinde 6 “kurban” olduğunu bildirdi.

Louisville polisi, Twitter’dan yaptığı açıklamada olayın sürdüğünü ve halka olay yerinden uzak durma çağrısı yaptıklarını kaydetti. Polis Twitter açıklamasında “Çok sayıda vurulan var” dedi.

Binadan ayrılan tanıklar yerel televizyon WHAS-TV’ye yaptıkları açıklamalarda binanın içinde silah sesleri duyduklarını bildirdi.

Televizyon görüntülerinde çok sayıda polis aracının olay yerine gittiği görüldü. WHAS muhabirleri bazı kişilerin olay yerinden ambulansla taşındığını aktardı.

Kentucky Valisi Andy Beshear olay yerine gitmek için yolda olduğunu belirtti ve “Lütfen tüm etkilenen aileler ve Louisville şehri için dua edin” dedi.

Federal Soruşturma Bürosu da (FBI) olaya müdahale ettiğini bildirdi.

Saldırının 625 bin nüfuslu kentte Eski Ulusal Banka’ya evsahipliği yapan East Main Caddesi’nde Waterfront Park ve Louissville Slugger Field baseball sahası yakınında meydana geldiği belirtildi.

Paylaşın

Sezgin Baran Korkmaz’ın Suç Ortaklarına Ağır Hapis Cezası

“Kingston Kardeşler Davası” olarak bilinen davada, Lev Arslan Dermen 40 yıl, Jacob Kingston 18 yıl Isaiah Kingston 12 yıl, Rachel Kingston 7 yıl, Sally Kingston 6 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Sezgin Baran Korkmaz, dışındaki sanıkların tamamının görülen davada itirafçı olmalarına rağmen ağır hapis cezalarına çarptırılmaları dikkat çekti.

Avusturya’dan ABD’ye iade edilen Sezgin Baran Korkmaz hakkında da 225 yıl hapis cezasının istendiği davada dün, Utah eyaletinin Salt Lake City Mahkemesi’nde yapılan karar duruşmasında Lev Arslan Dermen 40 yıl, Jacob Kingston 18 yıl Isaiah Kingston 12 yıl, Rachel Kingston 7 yıl, Sally Kingston 6 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Salt Lake City Mahkemesi’nde görülen karar davasında, SBK dışındaki sanıkların tamamının görülen davada itirafçı olmalarına rağmen ağır hapis cezalarına çarptırılmaları dikkat çekti. “Kingston Kardeşler Davası” olarak bilinen davada, Biodizel üretimi yaptıkları iddiasıyla teşviklerden yararlanarak Amerikan devletini bir milyar dolandırmakla suçlanan sanıkların, tümü itirafçı olmuşlardı.

Mahkeme belgelerine göre, 40 yıl hapisle cezalandırılan Dermen, ‘2010 yılından 2018 yılına kadar, Jacob ve Isaiah Kingston kardeşler, anneleri Rachel Kingston, Jacob Kingston’ın eşi Sally Kingston ve diğerleriyle birlikte, hileli bir şekilde yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırımlarının karşılığında devletten bir milyar dolarlık haksız teşvik desteği talep etmişti.

Hükümlülerin kurduğu biodizel şirketi olan “Washakie Renewable Energy’ye (“Washakie”) 511 milyon dolardan fazla teşvik ödendi. Suçu Kingston kardeşlerle örgütleyen Dermen, aralarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da bulunduğu birçok önemli isimle, Türkiye’de bir araya gelmiş, Amerikan Vergi Dairesi’nden elde edilen 511 milyon dolarlık teşvikin bir bölümünü, Türkiye’ye aktarmıştı. Korkmaz’ın aracılığıyla ABD devletinden haksız bir şekilde elde edilen teşvik, Türkiye’deki çeşitli yatırımlara yönlendirilmişti.

SBK Holding’in sahibi Sezgin Baran Korkmaz, ABD’de Utah Federal Mahkemesi’nde Kingston kardeşler ve Lev Aslan Dermen’in yargılandığı davadaki iddianamede yer almıştı. 2020 yılına kadar dava dosyasında tanık olarak yer alan Korkmaz, 2021 yılında hakkında ABD’de açılan federal davada sanık oldu.

Avusturya Adalet Bakanlığı, 2022 yılının temmuz ayında Korkmaz’ın ABD’ye iade edilmesine karar verdi. ABD ve Türkiye’nin iade taleplerini değerlendiren yetkililer, suçun işlendiği yerin Utah eyaleti, aklandığı iddia edilen kara paranın da ABD Maliye Bakanlığı’na ait olması nedeniyle tercihini ABD’den yana kullandı.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Kuzey Kore’den Nükleer Kapasiteye Sahip Yeni Bir Denizaltı Aracı Denemesi

ABD ve Güney Kore’nin bölgede düzenlediği askeri tatbikatlara yanıt gerekçesiyle son dönemde sık sık yeni füze ve silah denemeleri gerçekleştiren Kuzey Kore, nükleer kapasiteye sahip su altı insansız deniz aracıyla bir deneme daha gerçekleştirdiğini duyurdu. Denemeye dair haber Kuzey Kore devlet medyasında yer aldı.

“Tsunami-2” adı verilen insansız denizaltı aracıyla yapılan denemelerin 4 ve 7 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirildiği açıklandı. Kuzey Kore daha önce de “Tsunami-1” isimli bir insansız deniz altı aracıyla deneme gerçekleştirdiğini duyurmuştu. Kuzey Kore tarafından bu araçların denizde dev dalgalar yaratarak düşman donanmalar ve limanlara zarar vereceği iddia ediliyor.

Kuzey Kore medyasında yer alan habere göre, söz konusu insansız deniz aracı, deniz altında 71 saat 6 dakika süreyle kaldı ve bin km mesafa kat etti. Haberde “Yapılan test stratejik deniz altı silahı ve onun ölümcül yeteneklerini mükemmel biçimde kanıtladı” ifadelerine yer verildi.

Askeri uzmanlar bu deniz altı aracının kullanıma hazır olduğu konusunda kuşkular ortaya koyarken Kuzey Kore, bu araçların olası bir askeri harekata karşı ülke savunmasına katkıda bulunacağını savunuyor. Devlet medyası tarafından yayımlanan fotoğraflarda, söz konusu aracın bir denizaltı torpidosu şekline sahip olduğu ve deniz yüzeyinde yaşanan bir patlama görülüyor.

Kuzey Kore, ABD ve Güney Kore’nin bölgede düzenlediği askeri tatbikatlara yanıt gerekçesiyle son dönemde sık sık yeni füze ve silah denemeleri gerçekleştiriyor. Son olarak Kuzey Kore, daha küçük bir boyuta sahip ve kıtalararası füzelere monte edilebildiğini iddia ettiği yeni bir nükleer başlık geliştirdiğini ilan etmişti.

Kuzey Kore Kim Jong-un, “Düşmanların Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ne (KDHC) yönelik saldırı hamlelerini her gün daha fazla telaffuz ettiği mevcut durumda, KDHC’nin nükleer caydırıcılığını katlayarak artırmasını gerektiriyor” demişti.

Kim Jong-un, “KDHC’nin nükleer gücü yüksek savaş hazırlığıyla, düşmanın pervasız hamlelerini ve provokasyonlarını caydırarak kontrol edecek. İstenmeyen bir durumda, tereddüt etmeden önemli görevini yerine getirecek” ifadelerini kullanmıştı.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, orduya ABD ve Güney Kore’ye yönelik bir nükleer saldırıya her an hazır olma talimatı vermişti.

Paylaşın

İran, Kamusal Alanlarda Kadınları Kameralarla İzleyecek

İran’da kadınların başörtüsü takıp takmadığını kamusal alanlara ve caddelere konacak kameralarla takip edilecek. İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

1979 yılında gerçekleşen İran İslam Devrimi’nin ardından uygulanan Şeriat yönetimi uyarınca ülkede kadınlar saçlarını örtmek ve vücut hatlarını belli etmeyen bol kıyafetler giymek zorunda. Bu kurallara uymayan kadınlar para cezasına ve hatta tutuklanmaya maruz kalabiliyor.

İran’da devlet, kıyafeti İslami kurallara uygun olmayan kadınlara yönelik tavrını daha da sertleştiriyor. Polisin kamuya ait medya organları ile adalet sisteminin internet sayfası olan Mizan üzerinden duyurduğuna göre bundan böyle kadınların, kamuya açık alanlarla caddelere yerleştirilen kameralar vasıtasıyla başörtüsü takıp takmadıkları izlenecek.

Kıyafet yönetmeliğine uymadığı tespit edilen kadınların telefonlarına, önce alabilecekleri cezalar ile ilgili bilgileri içeren bir uyarı mesajı gönderileceğini duyuran İran polisi, dükkan sahiplerinden de, “toplumsal normlara” uyulmasına dikkat etmelerini talep etti.

İran’da uzun süreli protesto gösterilerinin devlet tarafından şiddetle bastırılmasının ardından, hükümeti protesto etmek için kamusal alanda başörtüsü takmayan kadınların sayısı son dönemde giderek artıyor. Söz konusu kitlesel protestolar, geçen yıl Eylül ayında, başörtüsünü gerektiği gibi takmadığı gerekçesiyle gözaltına alınan 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin polis gözetiminde iken hayatını kaybetmesinin ardından başlamıştı.

İran İçişleri Bakanlığı, Mart ayında yaptığı bir açıklamada, başörtüsünün “İran ulusunun uygarlık temellerinden biri” olduğunu ifade etmiş ve bundan geri adım atılmayacağını duyurmuştu. Bakanlık ayrıca halka çağrıda bulunarak, başörtüsüz kadınlardan hesap sorulmasını istemişti.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Paylaşın

İsrail, Gazze’de Hamas’a Ait Hedefleri Vurdu

Lübnan topraklarından İsrail’i hedef alan son roket saldırılarından Hamas’ı sorumlu tutan İsrail, Gazze’de Hamas’a ait olduğu belirtilen dört hedefi vurdu. İsrailli yetkililer Hamas’a ait silah imalat yerleri olduğu belirtilen yerlerin hedef alındığını açıkladı.

İsrail’in Gazze’yi vurması öncesinde Kudüs’te Mescid-i Aksa’da İsrail polisinin baskınıyla gerginlik yaşanmış; Gazze Şeridi ve Lübnan topraklarından İsrail’e roket saldırıları düzenlenmişti.

Lübnan topraklarından İsrail’i hedef alan son roket saldırıları, İsrail ve silahlı Lübnan Hizbullah’ı arasında 2006’da yaşanan savaştan bu yana ki en büyük saldırı.

Roket saldırılarından Hamas’ı sorumlu tutan İsrail ordusu, Lübnan’dan ateşlenen 34 adet roketin 25’inin hava savunma sistemleri tarafından etkisiz hale getirildiğini kaydetti.

Lübnan kaynaklı roket saldırılarında İsrail’in kuzeyinde sınıra yakın bölgede en az iki kişi yaralandı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu Perşembe günü akşam saatlerinde, İsrail güvenlik güçlerinin bu hafta Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya iki kez baskın düzenlemesine karşılık olarak atılan roketlere güçlü bir yanıt sözü vermişti.

İsrail ordu sözcüsü Yarbay Richard Hecht, saldırının arkasında Hamas’ın olduğuna inandıklarını ve militan grup İslami Cihad’ın da işin içinde olmasının mümkün olduğunu söyledi.

Hecht, 2006’da İsrail’le bir ay süren savaşı yürüten Lübnanlı militan grup Hizbullah’ın saldırıdan haberdar olduğunu düşündüklerini ve İran’ın parmağı olduğundan şüphelendiklerini de sözlerine ekledi

Hamas roket saldırıların, grubun lideri İsmail Haniye’nin Beyrut’a yaptığı ziyaret sırasında meydana geldiğini doğruladı.

Ancak bir Hamas yetkilisi ziyaretin önceden planlandığını ve son gelişmelerle hiçbir ilgisi olmadığını söyledi. Füzeleri kimin fırlattığına dair herhangi bir bilgisi olmadığını da kaydetti.

ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Lübnan topraklarından İsrail’e yönelik roket saldırısı ve Gazze’den daha önce yapılan saldırılar kınandı; İsrail polisinin baskını sırasında Mescid-i Aksa’da yaşananlarla ilgili endişeler de ifade edildi.

Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Vedant Patel, İsrail’in meşru güvenlik kaygıları olduğunu ve kendini savunma hakkı olduğunu kaydetti; ancak aynı zamanda Kudüs’te de itidal çağrısında bulundu.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcü yardımcısı, “Kudüs’te kutsal yerlerin tarihi statükosunun korunmasının önemini vurguluyoruz. Statükoyu tehlikeye atacak tek taraflı eylemler bizim için kabul edilemez” dedi.

Ne olmuştu?

İsrail polisinin, Mescid-i Aksa’ya iki gece üst üste müdahale etmesi işgal altındaki Doğu Kudüs’te gerilimi tırmandırmış, olayların çıkmasına yol açmıştı.

İsrail ordusu, Lübnan’dan ülkenin kuzey bölgelerine bir dizi roket atıldığını ve ülkenin kuzey bölgelerinde uyarı sirenlerinin devreye girdiğini duyurmuştu.

İsrail Dışişleri Bakanlığı, saldırıda 34 roket fırlatıldığını bildirmişti. İsrail ordusu, akşam saatlerinde de Lübnan’dan İsrail’in kuzeyine üç havan mermisi atıldığını açıklamıştı.

Acil yardım servisi Kızıl Davut Yıldızı da saldırılarda şarapnel isabet eden bir İsraillinin hafif, bir kişinin de sığınağa kaçarken yaralandığını paylaşmıştı.

İsrail Ordusu, roket saldırılarının, Hamas’ın Lübnan’da konuşlu unsurları tarafından düzenlendiğini duyurmuş ve Hamas’ı sorumlu tutmuştu.

İsrail Ordusu, topraklarından İsrail’e roket atılmasında Lübnan hükümetinin de sorumluluğu bulunduğunu belirtmişti.

Paylaşın

Pakistan’da Terör Operasyonu: Biri Asker 9 Ölü

Pakistan ordusu, Hayber Pahtunhva eyaletinde düzenlenen operasyonda sekiz teröristin öldürüldüğünü açıkladı. Ordu, açıklamasında operasyon sırasında bir askerin de hayatını kaybettiğini bildirdi.

Haber Merkezi / Açıklamada, istihbarata dayalı operasyon (IBO) sırasında güvenlik görevlileri ile teröristler arasında yoğun çatışma yaşandığı belirtildi.

Teröristlere ait silah ve mühimmatların ele geçirildiği vurgulanan açıklamada, “Pakistan güvenlik güçleri terör belasını ortadan kaldırmakta kararlıdır ve cesur askerlerimizin fedakarlıkları kararlılığımızı daha da güçlendirmektedir” denildi.

Ordu açıklamasında, öldürülen teröristlerin hangi örgüte ait olduğunun henüz belirlenmediğini belirtti.

Pakistan hükümeti, son dönemde artan terör saldırıları sonrası operasyonlarını hızlandırdı. Hayber Pahtunhva eyaletinde en az 1.960 operasyon gerçekleştirildi.

Bunların 1.516’sı bölge hakimiyeti operasyonu, 301’i istihbarata dayalı operasyon ve 143’ü de alan temizleme operasyonu.

Paylaşın

Mescid-i Aksa Krizi: İsrail Polisinden İkinci Baskın

İsrail polisi, Doğu Kudüs’te yer alan Mescid-i Aksa’ya gece yeniden baskın düzenledi. Baskında, altı kişinin yaralandığını duyuruldu. İsrail polisinin bir gün önce, yine teravih namazı sırasında yaptığı şiddetli müdahalede 37 kişi yaralanmıştı.

İşgal altındaki Doğu Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa’da dün gece İsrailli güvenlik güçleri ile Filistinliler arasında yine çatışmalar yaşandı.

İsrail emniyet sözcüsü, ikinci baskında, taş ve havai fişek taşıyan onlarca Filistinli gencin içeride barikat kurmasını engellemek için güvenlik güçlerinin müdahale ettiğini söyledi.

Bölgede görev yapan bir Reuters haber ajansı muhabiri ise, İsrail polisinin bazı kişileri Mescid-i Aksa’dan zorla çıkarmaya çalıştığını ve bunu yaparken ses bombası ve plastik mermi kullandığını belirtti.

Mescid-i Aksa’nın Ürdün’de bulunan idare merkezinden yapılan açıklamada da, İsrailli güvenlik güçlerinin teravih namazı bitmeden camiye girdiği ifade edildi.

Filistin Kızılayı, olaylarda altı kişinin yaralandığını duyurdu. İsrail polisinin bir gün önce, yine teravih namazı sırasında Mescid-i Aksa’ya şiddetli müdahalesinde, Filistin Kızılayı verilerine göre 37 kişi yaralanmıştı.

Üç dinin kutsal günleri

Antik çağlarda Yahudilerin en önemli tapınağının yer aldığı ve günümüzde, içinde Mescid-i Aksa’nın da bulunduğu Tapınak Tepesi her iki dinin mensupları tarafından kutsal bir alan olarak görülüyor.

Bu yıl Ramazan ayı ile Yahudilerin Hamursuz Bayramı ve Hristiyanların Paskalya Bayramı’nın aynı günlere gelmesi nedeniyle bölgede oluşan insan kalabalığının, güvenlik güçlerinin işini zorlaştırdığı belirtiliyor.

İsrail’de, Başbakan Benyamin Netanyahu liderliğinde, radikal ve aşırı sağcı partilerin de katılımıyla kurulan koalisyon hükümetinin iktidara gelişinden bu yana, İsrail güvenlik güçlerinin Batı Şeria bölgesine yönelik operasyonları artmış durumda.

Söz konusu operasyonlarda, geçtiğimiz aylarda 250’den fazla Filistinli hayatını kaybetti, binlerce Filistinli de tutuklandı. Filistinlilerin saldırılarında ise 40’dan fazla İsrailli ile üç Ukrayna vatandaşı yaşamını yitirdi.

İlk baskında ne oldu?

İsrail polisi ilk baskında gözaltına alınanları, “taşlar, sopalar ve hava fişekler taşıyan kışkırtıcılar” olarak nitelendirmişti.

Filistinliler ise polisin, ses bombası ve plastik mermiler kullandığını ve 14 kişinin yaralandığını söylüyor.

İsrail polisinin açıklamasında “ellerinde havai fişek, taş ve sopalar bulunan maskeli kışkırtıcıların kendilerini içeri kilitlemeleri üzerine güvenlik güçlerinin camiye girmek zorunda kaldığı” öne sürüldü.

Açıklamada polislerin taşlandığı ve caminin içinden hava fişek atıldığı belirtilerek bir polis memurunun bacağından yaralandığı kaydedildi.

İlk baskında caminin içinden çekilen görüntülerde polise havai fişekler atıldığı görülüyor. Başka bir videoda ise İsrail polisi Filistinlileri copluyor ve sandalyelerle dövüyor.

Caminin dışında Reuters’a konuşan yaşlı bir kadın gözyaşları içinde, “Bir sandalyede oturmuş Kur’an okuyordum. Ses bombası attılar, biri göğsüme isabet etti” dedi.

Filistin Kızılayı’ndan yapılan açıklamada ise İsrail güçlerinin sağlık görevlilerinin Mescid-i Aksa’ya ulaşmasını engellediği belirtildi.

Paylaşın

Taliban, Kadınlara Baskıyı Artıyor; BM İçin Çalışmayı Yasakladı

Ağustos 2021 yılında Afganistan’da kontrolü ele geçiren Taliban, kadınların Birleşmiş Milletler (BM) için çalışmasını yasakladı. Taliban’ın kararı Birleşmiş Milletler tarafından duyuruldu.

BM, yazılı bir açıklama yapılmadığını ancak Taliban’ın örgütü sözlü olarak bilgilendirdiğini kaydetti. BM, Taliban’ın kararının “kabul edilemez ve akıl almaz” olduğunu vurguladı.

Örgütten yapılan açıklamada, “Bu, yardım kuruluşlarının en çok ihtiyaç duyanlara ulaşma imkanlarını baltalayan, endişe veren bir dizi hamlenin sonuncusu. BM, kadın personeli olmadan Afganistan’da çalışamaz ve hayat kurtaran yardımı ihtiyaç duyanlara sağlayamaz” denildi.

BM, Afganistan’da tüm personelinden, önümüzdeki 48 saat boyunca çalışmalarını durdurmalarını talep etti. Örgüt yetkilileri, Taliban yönetimi ile görüşüp konunun netlik kazanmasını bekliyor.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın