Interpol’den Dev Operasyon: 200 Ton Kokain, 8 Bin Silah, 14 Bin Gözaltı

Interpol’ün Meksika, Brezilya, Kolombiya, Arjantin, Uruguay, Şili, Paraguay, Ekvador, El Salvador, Bolivya, Kosta Rika, Guatemala, Honduras, Panama ve Peru’da düzenlenen dev operasyonda 200 ton kokain, 8 bin 263 yasa dışı silah ele geçirildi. Operasyonunda 14 bin 260 kişi gözaltına alındı.

Interpol bu operasyonla başta Brezilyalı “Primeiro Comando da Capital”, El Salvadorlu “Mara Salvatrucha” ve Güney Amerika’da da faal olan “Balkanlar Karteli” olmak üzere 20 suç örgütüne darbe vurulduğunu duyurdu.

Latin Amerika’da Uluslararası Polis Teşkilatı (Interpol) öncülüğünde düzenlenen kaçak silah operasyonunda yaklaşık 200 ton kokain ele geçirildi.

Interpol tarafından “en büyük silah operasyonu” olarak tanımlanan “Trigger IX” operasyonunda 14 bin 260 kişi gözaltına alındı.

Interpol koordinasyonunda 12 Mart-2 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen ve başta kokain olmak üzere 203 ton uyuşturucu ele geçirilen operasyon, Avrupa Birliği (AB) tarafından finanse edildi. Interpol, 15 ülkede koordineli olarak düzenlenen operasyonda ele geçirilen uyuşturucunun piyasa değerinin 5,7 milyar dolar olduğunu duyurdu. Operasyonda, uyuşturucu yapımında kullanılan 372 ton kimyasal da ele geçirildi.

Meksika, Brezilya, Kolombiya, Arjantin, Uruguay, Şili, Paraguay, Ekvador, El Salvador, Bolivya, Kosta Rika, Guatemala, Honduras, Panama ve Peru’da düzenlenen dev operasyonda 8 bin 263 yasa dışı silah ve yaklaşık 305 bin mühimmat yakalandı.

Interpol, söz konusu ülkelerden silah uzmanlarının, Paraguay ve Arjantin sınırındaki Brezilya kenti Foz do Iguacu’da kurulan merkezde buluşarak operasyonun yönetilmesine katkıda bulunduğunu belirtti.

20 örgüte ağır darbe

Interpol bu operasyonla başta Brezilyalı “Primeiro Comando da Capital”, El Salvadorlu “Mara Salvatrucha” ve Güney Amerika’da da faal olan “Balkanlar Karteli” olmak üzere 20 suç örgütüne darbe vurulduğunu duyurdu.

Interpol Genel Sekreteri Jürgen Stock, bir yasa dışı silah operasyonunda bu kadar yüksek miktarda uyuşturucu ele geçirilmiş olmasının, bu suçların birbiriyle iç içe olduğunu bir kez daha kanıtladığını söyledi.

“Rekor” vurgusu

Stock, “Tüm bu yasa dışı faaliyetlerin arkasındaki organize suç ağlarının tek bir önceliği var: Kâr. Biz yasa uygulayıcıları olarak dünyanın tüm bölgelerinde ve küresel olarak bunları ortadan kaldırmak için aynı derecede kararlı olmalıyız” dedi.

Stock, ayrıca Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, operasyon kapsamında yakalanan miktar ve gözaltı sayısı için “rekor” ifadesini kullandı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İsviçre, Batı’nın Israrına Rağmen Ukrayna’ya Silah Sevkiyatını Yine Reddetti

İsviçre Cumhurbaşkanı Alain Berset, Avrupa Birliği (AB) ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyesi olmayan İsviçre’nin askeri tarafsızlık ilkesini gerekçe göstererek Ukrayna’ya silah sevkiyatına izin vermeyeceklerini dile getirdi.

İsviçre’nin tarafsızlık yasalarının, hükümetin çatışmalarda herhangi bir tarafı askeri olarak destekleyemeyeceği anlamına geldiğini ifade eden Berset, “Bizden kendi yasalarımızı çiğnememiz istenemez” diye konuştu.

İsviçre, Almanya ve diğer Batılı ülkelerden gelen yoğun talep ve eleştirilere rağmen Ukrayna’ya İsviçre bağlantılı silah ve mühimmat sevkiyatı yapılmasını bir kez daha reddetti.

Salı günü Berlin’de Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile bir araya gelen İsviçre Cumhurbaşkanı Alain Berset, AB ve NATO üyesi olmayan İsviçre’nin askeri tarafsızlık ilkesini gerekçe göstererek Ukrayna’ya silah sevkiyatına izin vermeyeceklerini dile getirdi.

İsviçre’nin tarafsızlık yasalarının, hükümetin çatışmalarda herhangi bir tarafı askeri olarak destekleyemeyeceği anlamına geldiğini ifade eden Berset, “Bizden kendi yasalarımızı çiğnememiz istenemez” diye konuştu.

Ancak Berset, “Bu konuda nasıl bir gelişme gösterilebileceğine, bunun gerekli olup olmadığına ya da olabilirliğine” de bakılması gerektiğini söyledi. Benzer tartışmaların İsviçre’de de yapıldığına işaret eden Berset, “Kurallara bağlı kalmamız ve gerekirse bunları uyarlamamız önemli” dedi.

Tartışmaların merkezinde, İsviçre’nin silah sipariş eden devletlerden söz konusu malzemelerin savaş halindeki ülkelere aktarılmayacağına dair güvence istemesi yatıyor.

Bu bağlamda Bern hükümeti Almanya’nın Ukrayna’ya gönderdiği Gepard uçaksavar tanklarında kullanılan İsviçre üretimi mühimmatı Ukrayna’ya nakletmesine karşı çıkıyor ve istisna uygulamıyor. İsviçre, Danimarka ve İspanya’dan gelen benzer talepler karşısında da ret yanıtı vermişti.

İsviçre Parlamentosunda ilgili yasayı değiştirme girişimleri ise şimdiye kadar başarısız oldu.

Almanya Başbakanı Scholz, Alman hükümetinin İsviçre’de bu konuda yaşanan tartışmaları çok yakından takip ettiğini ve “bunlardan bir sonuç çıkacağını” umduğunu belirterek, “Ukrayna’nın silah ve mühimmat desteğine ihtiyacı olduğunu biliyoruz… İşte bu nedenle Almanya’dan, bu durumu iyileştirmek için neler yapılabileceğine dair çok sayıda başvuruda bulunuldu” dedi.

Alman hükümeti Rusya’nın işgal ettiği Ukrayna’ya şimdiye kadar 34 Gepard tankı ve 60 bin atışlık mermi tedarik etmiş, ancak mermi sayısının yetersiz kalması nedeniyle İsviçre üretimi mermilerin gönderilmesi için Bern hükümetine iki kez başvurmuştu.

Tedarik açığını kapatmak için Alman Rheinmetall şirketi halihazırda Aşağı Saksonya’daki Unterlüß tesisinde yeni bir üretim hattı kuruyor. Ama burada üretilecek mühimmatın yaz aylarına kadar teslim edilmesi beklenmiyor. Bu nedenle Alman hükümeti geçici çözümler arıyor.

Almanya geçtiğimiz yıl da iki kez İsviçre hükümetine, Gepard tanklarında kullanılan mermilerin Ukrayna’ya sevk edilip edilemeyeceğini sormuş, İsviçre bu sorulara askeri tarafsızlık ilkesine atıfla olumsuz yanıt vermişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

G7’de Moskova’ya Yardım Edenlere “Yüksek Bir Bedel” Ödetme Sözü

Almanya, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Birleşik Krallık, İtalya, Fransa, Japonya ve Kanada’dan oluşan G7, Rusya’ya yönelik sert yaptırımların arttırılması ve uygulanması konusunda kararlı olduklarını duyurdu.

G7’i oluşturan ülkelerin liderlerinin gelecek ay Japonya’nın Hiroşima kentinde düzenlenecek zirvede bir araya gelmesi bekleniyor.

Japonya’da yapılan dışişleri bakanları toplantısında, Moskova’ya yardım edenlere “yüksek bir bedel” ödetme sözü verildi.

G7’nin uyarısı, Çin Savunma Bakanı’nın Rusya ile ilişkilerde “yeni bir dönemi” işaret ederek siyasi ve güvenlik işbirliğini derinleştirme sözü vermesinden bir gün sonra geldi.

Birçok ülkenin Rusya ile ticari bağlarını korumak istemesi ve Batı’nın eylemlerine şüpheyle yaklaşması nedeniyle Moskova’ya karşı uygulanan yaptırımların etkisiz kaldığı eleştirisi yapılıyor.

Dışişleri Bakanları yayınladıkları bildiride, üçüncü ülkelerin yaptırımları delmesini engellemek için çabalarını iki katına çıkarma sözünü verdiğini duyurdu.

Açıklamada,”Rusya’ya yönelik yaptırımların yoğunlaştırılması, koordine edilmesi ve tam olarak uygulanması konusundaki kararlılığımızı sürdürüyoruz” denildi. Ayrıca Ukrayna’nın kendini savunması için “ne kadar sürerse sürsün” destek verileceği belirtildi.

Bildiride, “Rusya’nın sivillere ve kritik sivil altyapıya yönelik saldırıları gibi savaş suçları ve diğer zulümlerin cezasız kalması söz konusu değil” ifadesine yer verildi.

Uzmanlar, yaptırımların Rusya ekonomisini felce uğrattığını ifade ederken, IMF Şubat ayında, Rusya’nın 2023 yılında resesyona girmeyeceğini öngörmüştü.

Toplantıda Rusya’nın Belarus’a nükleer silah yerleştirme tehdidi “kabul edilemez” ve “sorumsuz nükleer retorik” olarak değerlendirildi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya’nın taktik nükleer silahlarının Belarus’ta konuşlandırılacağını söylemişti. AB’nin dış politika şefi Joserp Borrel, Moskova’nın bu hamlesini “Avrupa güvenliğine yönelik bir tehdit” olduğunu kaydetti.

G7’nin toplantısında, Tayvan’a yönelik tehditlere devam eden Çin ve nükleer denemelere devam eden Kuzey Kore eleştirildi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Tunus’ta Ennahda Lideri Raşid Gannuşi Dahil Birçok Kişi Gözaltına Alındı

Tunus’ta Ennahda Partisi Lideri Raşid Gannuşi ve partinin üç üst düzey ismi gözaltına alındı. Gannuşi son bir yıl içinde Nahda Hareketi’nin cihatçıların Suriye’ye gitmesine yardımcı olduğuna dair iddialar ve kara para aklama suçlamalarıyla bağlantılı olarak birçok defa ifade vermişti.

Reuters’a bilgi veren avukat Monya Buali, gözaltına alınan yetkililerin Muhammed Gumani, Belkacem Hassan ve Muhammed Çınayba olduğunu söyledi.

İçişleri Bakanlığından bir yetkili, Gannuşi’nin “kışkırtıcı açıklamalarını” soruşturan başsavcılığın talimatıyla gözaltına alındığını ve evinin arandığını söyledi. Nahda Hareketi’nden yapılan açıklamada, Gannuşi’nin “bilinmeyen bir yere” götürüldüğü belirtildi.

Ennahda Partisi’nden yapılan açıklamada Gannuşi’nin derhal serbest bırakılması istendi. Açıklamada gözaltı için “çok tehlikeli bir gelişme” yorumu yapılırken, “Baskında en temel hukuki prosedürlere bile saygı gösterilmedi. Bunu kınıyor ve muhalif siyasi aktivistlerin üzerindeki baskılara bir son verilmesini istiyoruz” denilerek destek çağrısında bulunuldu.

Gannuşi, Cumartesi günü yaptığı açıklamada, “Nahda’sız, siyasal İslam’sız, sol olmayan veya başka bir bileşeni eksin olan Tunus, bir iç savaş projesidir” demişti. Gannuşi ayrıca “darbeyi kutlayanların aşırılıkçı ve terörist olduğunu” söylemişti.

Tunus medyası, İçişleri Bakanlığı kaynaklarına dayanan haberlerde, Gannuşi’nin bu açıklamasından ötürü gözaltına alındığını bildirdi.

Tunus’ta Nahda Hareketinin üyesi olan ve şu an cezaevinde bulunan eski Başbakan Ali Laarayed ve eski Adalet Bakanı Nureddin Biri hakkındaki davalar da sürüyor. Bu isimler, terörizm ve devlet kurumlarına karşı kışkırtma suçlarıyla bağlantılı davalarda yargılanıyor.

Muhalefet, siyasi olarak gördüğü bu davalara dayanak oluşturan suçlamaların uydurma olduğunu savunuyor. Tunus muhalefeti, Cumhurbaşkanı Said’i ülkedeki demokrasinin altını oymak ve tek adam sistemi kurmaya çalışmakla suçluyor.

Tunus’ta polis geçtiğimiz aylarda da 2021 yılında parlamentoyu lağveden ve geçen yıl düzenlenen referandumla yetkilerini artıran Said’i “darbe” ile suçlayan siyasi figürleri gözaltına almıştı.

Tunus’ta muhalefet partilerinin büyük bölümü, Said’in geçen Aralık ayında aldığı erken seçim kararıyla sandığa gidilmesinin ardından oluşturulan ve yetkileri sınırlı olan parlamentonun meşruiyetini kabul etmiyor. Said ise atılan adımların, Tunus’u yıllardır süren krizden çıkarmak için şart olduğunu savunuyor.

Gannuşi son bir yıl içinde Nahda Hareketi’nin cihatçıların Suriye’ye gitmesine yardımcı olduğuna dair iddialar ve kara para aklama suçlamalarıyla bağlantılı olarak birçok defa ifade vermişti. Bu iddialar hem Gannuşi hem de partisince yalanlanmıştı.

Doksanlı yıllarda sürgünde olan 81 yaşındaki Gannuşi, 2011’deki devrim sırasında Tunus’a dönmüştü. Tunus, Arap Baharı’nın demokratik açıdan tek başarı hikâyesi olarak görülüyordu.

Paylaşın

Taliban Yönetimindeki Afganistan’da Kız Öğrencilere Bir Yasak Daha

Ağustos 2021 yılında Afganistan’da kontrolü ele geçiren Taliban’ın son olarak, ülkenin güneyinde sivil toplum örgütleri tarafından desteklenen eğitim merkezleri ve enstitüleri ani bir kararla kapattığı bildirildi.

Sivil toplum örgütleri tarafından desteklenen eğitim kurumlarında ağırlıklı olarak altıncı sınıftan sonra okula devam etmeleri yasak olan kız çocukları eğitim görüyordu.

Taliban’a bağlı Eğitim Bakanlığından konuya dair yapılan açıklamada Helmand ve Kandahar vilayetlerinde söz konusu okullarda bir heyet tarafından yapılan inceleme neticesinde kapatma kararının alındığı ve ilgili merkezlere bildirildiği belirtildi.

Adı geçen iki vilayet, Taliban’ın etkisinin en yüksek olduğu yerleşim merkezleri olarak biliniyor. Kapatma kararının gerekçesi ise açıklanmadı.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Hapiste Öldü: Ailesi ‘Diri Diri Yenildiğini’ İddia Etti

12 Haziran 2022 yılında hırsızlık suçundan tutuklanan Lashore Thompson’ın hapishanede hayatını kaybetmesi sonrası aile, Thompson’ın hapishanede böcekler tarafından canlı canlı yenildiğini iddia etti.

Haber Merkezi / 35 yaşındaki Lashore Thompson, 12 Haziran 2022 yılında hırsızlık suçundan yargılandığı davada ceza aldı ve cezasını çekmesi için hapishaneye gönderildi.

Fulton Hapishanesi’nde cezasını çekerken Thompson‘ın akli dengesinin bozulduğu ve ruh sağlığı bölümüne sevk edildiği ve 13 Eylül’de hücresinde öldüğü açıklandı.

Ancak Thompson’ın ailesi ve avukatı ciddi iddialarda bulundu. Aile ve ailenin avukatı, Thompson’ın ölümüne hapishanenin sağlıksız koşullarının neden olduğunu ileri sürdüler.

Aile ve ailenin avukatı, Thomson’ı kaldığı hücrenin böceklerle dolu olduğu ve böceklerin Thomson’ı canlı canlı yediklerini iddia ediyorlar.

İddialar sonrası Thompson’ın hayatını kaybettiği hapishane hücresinin ve Thompson’ın fotoğrafları yayınlandı.

Ayrıca Thompson’ın ölümüne ilişkin hazırlanan raporda, maktulün vücudunun battaniyelerle örtüldüğü ancak vücudunda darp izine rastlanmadığı belirtildi.

Paylaşın

Suriye’nin Kuzeyinde Üst Düzey IŞİD’li Öldürüldü

Suriye’nin kuzeyinde  biri üst düzey yönetici olmak üzere üç IŞİD’linin öldürüldüğü açıklandı. 8 Nisan’da Suriye’nin doğusunda ise IŞİD yöneticisi Huzeyfe el Yemeni ile birlikte üç örgüt üyesinin yakalandığı açıklanmıştı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Suriye’nin kuzeyinde Irak Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı bugün bir helikopter baskını düzenlediklerini duyurdu. Baskında biri üst düzey yönetici olmak üzere 3 IŞİD’linin öldürüldü.

Açıklamada öldürülen IŞİD yöneticisin kimlik bilgileri hakkında herhangi bir bilgi paylaşılmazken, “IŞİD’in üst düzey lideri ve Ortadoğu ile Avrupa’daki terör saldırılarından sorumlu olan kişi” denildi.

Operasyonun kapsamlı bir planlamadan sonra yapıldığı açıklanırken, hiçbir ABD askerinin yaralanmadığı ve hiçbir ABD helikopterinin hasar görmediği de duyuruldu. Operasyonda herhangi bir sivilin zarar görmediği de eklendi.

Kurilla: IŞİD, Ortadoğu’nun ötesine ulaşma hedefinde

Açıklamada sözlerine yer verilen CENTCOM Komutanı General Michael Kurilla, “Güç kaybetmiş olmasına rağmen IŞİD’in bölgede ve Ortadoğu’nun ötesine ulaşma hedefiyle operasyonlar düzenlemeyi sürdürüyor. IŞİD’e karşı kampanyayı aralıksız sürdüreceğiz” dedi.

CENTCOM, 8 Nisan’da Suriye’nin doğusunda yaptıkları helikopter baskınında ise IŞİD yöneticisi Huzeyfe el Yemeni ile birlikte üç örgüt üyesinin yakalandığını açıklamıştı.

Paylaşın

Sudan’da Yaralıların Tahliyesi İçin Geçici Ateşkes

Bağımsız bir sivil toplum kuruluşuna göre en az 56 sivil yaşamını yitirdiği Sudan’da Ordu ile paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF)  arasında iki gündür süren çatışmaların ardından yaralıların tahliyesi için geçici ateşkes konusunda uzlaşıldı.

ABD, Çin, Rusya, Mısır, Suudi Arabistan, Birleşmiş Milletler, Afrika Birliği, Avrupa Birliği acil olarak çatışmaların durması çağrısı yapmıştı.

Ordu ile RSF arasında RSF’nin tamamen orduya katılmasını öngören askeri güvenlik reformu konusunda son birkaç aydır yaşanan anlaşmazlık, cumartesi sabahı iki güç arasında sıcak çatışmaya dönüştü. Çatışmaların gece boyunca devam ettiği bildirildi.

Hem Sudan ordusu hem de RSF, Hartum’da kilit önemdeki noktaların kendilerinin kontrolünde olduğunu iddia ediyor. İki taraf 2021’deki askeri darbenin ardından geçici bir hükümet kurulması için siyasi müzakereler devam ederken iktidar için bir yarış halindeydi.

Üç BM çalışanı öldürüldü

Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP) bünyesinde Sudan’da çalışan üç kişinin çatışmalar nedeniyle Cumartesi günü hayatını kaybettiği bildirildi.

Söz konusu bilgiyi Pazar günü aktaran WFP, bu gelişme üzerine, çalışanlarının can güvenliğini sağlamak amacıyla ülkedeki yardım faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı. Ayrıca WFP’nin iki çalışanının da yaralandığı kaydedildi.

Sudan’da istikrarsızlık 2019’da başlamıştı

2019’da patlak veren kitlesel eylemler, Ömer El Beşir’in devrilmesiyle sonuçlanmıştı. El Beşir’in devrilmesinde hem ordu hem de HDG rol almıştı. Geçici bir hükümet kurma çabaları, o günden bu yana devam ediyordu.

Ancak Ekim 2021’de yaşanan askeri darbe ile ordu ülkenin yönetimini ele geçirdi. O günden bu yana, ordunun yönetimden geri çekilmesi için çeşitli protestolar düzenleniyordu.

HDG’nin bir numaralı generali Muhammed Hamdan Daglo, Genelkurmay Başkanı El Burhan’ın yardımcılığı görevini yürütüyordu. HDG güçlerinin, Sudan ordusuna entegre edilmesi planlanıyordu.

İki general arasındaki gerilim, son haftalarda tırmanmıştı. Her iki isim de çıkan çatışmalardan birbirlerini sorumlu tutuyor.

Hızlı Destek Güçleri kimlerdir?

RSF 2013’te kuruldu ve kökenleri, Darfur’da isyancılarla acımasızca savaşan kötü şöhretli Cancanvid milislerine dayanıyor.

O zamandan beri General Dagalo, Yemen ve Libya’daki çatışmalara müdahale eden ve Sudan’ın bazı altın madenlerini kontrol eden güçlü bir paramiliter güç oluşturdu.

Ayrıca, Haziran 2019’da 120’den fazla protestocunun katledilmesi de dahil olmak üzere insan hakları ihlalleriyle suçlanıyor. Ordu dışında böylesine güçlü bir güç, ülkede bir istikrarsızlık kaynağı olarak görülüyor.

Şimdi ne olabilir?

Çatışma devam ederse, ülkeyi daha da bölebilir ve siyasi çalkantıyı daha da kötüleştirebilir.

Sivil yönetime dönüşü teşvik etmede çok önemli bir rol oynayan diplomatlar, iki generali müzakere ettirmenin bir yolunu arayacaklar.

Bu arada, bir başka belirsizlik dönemini yaşamak zorunda kalacak olanlar sıradan Sudanlılar olacak.

Paylaşın

ABD’de Silahlı Saldırı: Çok Sayıda Ölü Ve Yaralı

ABD’nin Alabama eyaletine bağlı Dadeville kentinde, 16 yaşında bir gencin doğum günü partisi sırasında gerçekleşen silahlı saldırıda dört kişinin yaşamını yitirdiği ve yaralananlar olduğu belirtildi.

Bu olaydan önce Kentucky Louisville’de bir parkta açılan ateş sonucu da iki kişi hayatını kaybetti, dört kişi de yaralandı. Ülkede son günlerde silahlı saldırı olayları yine artmış durumda.

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Alabama eyaletinde bir doğum günü partisi sırasında gerçekleşen silahlı saldırıda dört kişinin yaşamını yitirdiği ve yaralananlar olduğu belirtildi.

Olay Dadeville kentinde, 16 yaşında bir gencin doğum günü partisi sırasında gerçekleşti.

Olayla ilgili bir şüphelinin yakalanıp yakalanmadığıyla ilgili henüz bir açıklama yok.

Yaşamını yitirenler ve yaralananların çoğunun çok genç yaşta olduğu belirtiliyor.

Yerel medya haberlerine göre olay bir dans stüdyosunda gerçekleşti.

Alabama Valisi Kay Ivey, Dadeville ve Alabamalılar’la birlikte üzüntü içinde olduğunu söyledi ve şiddet suçunun Alabama’da yeri olmadığını kaydetti.

Dadeville, Alabama’nın doğusunda 3200 kişinin yaşadığı bir kasaba, Montgomery kentine 92 km uzaklıkta.

Bu olaydan önce Kentucky Louisville’de bir parkta açılan ateş sonucu da iki kişi hayatını kaybetti, dört kişi de yaralandı. Ülkede son günlerde silahlı saldırı olayları yine artmış durumda.

Demokratlar saldırılar sonrası sürekli daha sıkı silah yasaları çıkartılması çağrısı yaparken, Cumhuriyetçiler buna yanaşmıyor.

Parkta silahlı saldırı: 2 ölü

Öte yandan ABD’nin Kentucky eyaletine bağlı Louisville kentinde bulunan Chickasaw Parkı’nda dün yerel saatle 21.00 sıralarında silah sesleri duyuldu.

Saldırı ihbarı üzerine olay yerine gelen polis, 2 kişinin hayatını kaybettiğini, 4 kişinin ise ağır yaralandığını tespit etti. Yaralılar, Louisville Üniversitesi Hastanesine sevk edildi.

Paylaşın

Meksika’da Silahlı Saldırı: Biri Çocuk 7 Ölü

Meksika’nın Guanajuato eyaletine bağlı La Palma tatil beldesindeki bir su parkına düzenlenen silahlı baskında biri çocuk 7 kişi hayatını kaybetti. Saldırının ardından bölgede geniş çaplı operasyon başlatıldı.

Bir zamanlar sakin bir eyalet olarak bilinen Guanajuato, Jalisco Nueva Generacion kartelleri ile akaryakıt hırsızlığı yapan Santa Rosa de Lima arasındaki savaş nedeniyle Meksika’nın en şiddet dolu eyaletlerinden biri haline geldi.

Resmi verilere göre, Meksika’da hükümetin uyuşturucu kaçakçılığına karşı 2006 yılında başlattığı kampanyadan bu yana çoğu organize suç örgütlerine atfedilen 350 binden fazla cinayet işlendi.

Meksika basınında yer alan habere göre, kimliği belirsiz kişiler, eyalete bağlı La Palma tatil beldesindeki bir su parkına silahlı baskın yaptı.

Saldırının gerçekleştiği Cortazar Belediyesi’nden yapılan açıklamada, polisin olay yerinde mermi kovanlarıyla birlikte üç erkek, üç kadın ve bir çocuk cesedi bulduğu belirtildi. Bir kişininse saldırıdan ağır yaralı bir şekilde kurtulduğu açıklandı.

Yetkililer, saldırının 20 kişilik silahlı grup tarafından gerçekleştirildiğini ve doğrudan bir grubun hedef alındığını bildirdi. Sosyal medyaya yansıyan görüntülerde tatilcilerin silah sesleriyle panikle etrafa kaçışmaları yer alıyor.

Saldırının ardından bölgede geniş çaplı operasyon başlatıldı. Güvenlik yetkilileri saldırganların kaçtığını ve güvenlik kameralarını da beraberlerinde götürdüğünü söyledi.

Bir zamanlar sakin bir eyalet olarak bilinen Guanajuato, Jalisco Nueva Generacion kartelleri ile akaryakıt hırsızlığı yapan Santa Rosa de Lima arasındaki savaş nedeniyle Meksika’nın en şiddet dolu eyaletlerinden biri haline geldi.

Resmi verilere göre, Meksika’da hükümetin uyuşturucu kaçakçılığına karşı 2006 yılında başlattığı kampanyadan bu yana çoğu organize suç örgütlerine atfedilen 350 binden fazla cinayet işlendi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın