NATO Üyeliği: İsveç’ten “Türkiye ve Macaristan’dan Onay Bekliyoruz” Açıklaması

Norveç’in başkenti Oslo’da yapılan NATO Dışişleri Bakanları toplantısında konuşan İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billström, NATO üyeliği için gerekli tüm kriterleri yerine getirdiklerini söyledi.

Haber Merkezi / Türkiye ve Macaristan’a, üyeliklerini onaylama çağrısı yapan Billström, İsveç’in NATO üyeliği yolculuğunu bir “maratona” benzetti, bu koşuda sona yaklaşıldığını söyledi.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ise, toplantı öncesi gazetecilere yaptığı açıklamada “Bu hafta başında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştüm. İsveç’in katılımı konusunda ilerleme kaydedilmesinin önemini her zaman vurguluyorum. İsveç’in olası katılımını nasıl sağlayabileceğimizi ele alma konusunda yakın gelecekte Ankara’ya da gideceğim” dedi.

“Finlandiya zaten üye oldu, İsveç’in de üye olacağından eminim. Bunun mümkün olduğunca erken gerçekleşmesi için çalışıyoruz” diye konuşan Stoltenberg, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Benim mesajım İsveç’in üyeliğinin İsveç için iyi olduğu, İskandinav ülkeleri için iyi olduğu, Baltık ülkeleri için iyi olduğu ve aynı zamanda NATO için de iyi olduğudur. Bu NATO’yu daha güçlü kılacak ve aynı zamanda Türkiye ve tüm müttefikler için de iyi olacaktır. Yakın gelecekte Ankara’ya gideceğim ancak tarih henüz belli değil.”

İsveç’te, yeni terörle mücadele yasaları yürürlüğe girdi

Bir yıldan bu yana NATO’ya üye olmayı bekleyen Avrupa Birliği (AB) ülkelerinden İsveç’te yeni terörle mücadele yasaları yürürlüğe girdi.

İlgili yasalar uyarınca bundan böyle ülkede terör örgütlerine üye olmak, üye olanlara maddi destek sağlamak ya da bu örgütleri herhangi bir biçimde desteklemek, uzun hapis cezaları ile yargılanmanın yolunu açacak şekilde ağır suç sayılacak.

Konu ile ilgili olarak Financial Times gazetesinde bir makalesi yayınlanan İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, “Yürürlüğe giren yasalar, teröre destek verenleri kovuşturmak için İsveç’e yeni ve etkili araçlar sağlayacak” ifadelerini kullandı.

Kristersson yazısında, söz konusu yasaların devreye girmesiyle, ülkesinin terörle mücadele yasalarında bir boşluğun da kapatıldığını dile getirdi.

Stockholm terörle mücadele yasalarını sertleştirerek, bugüne dek NATO üyeliğine destek vermeyen Ankara’nın onayını almayı umuyor.

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasının ardından, daha önce geleneksel olarak tarafsız bir dış politika izleyen İsveç ve Finlandiya, geçen yıl Mayıs ayında NATO’ya üyelik başvurusunda bulunmuştu.

Finlandiya geçen Nisan ayında 31’inci üye olarak NATO’ya dahil olurken İsveç hala Türkiye ve Macaristan’ın onayını alamadığı için İttifak’a katılabilmiş değil.

Ankara, İsveç’in üyeliğine onay vermemesine gerekçe olarak, bu ülkenin terör örgütlerine, özellikle de PKK’ya karşı yeterli sertliği göstermediğini savunuyor.

Başbakan Kristersson makalesinde bu konuya da değinerek, yürürlüğe giren yeni terörle mücadele yasalarıyla, İsveç’in Türkiye ile yaptığı anlaşma şartlarını yerine getirdiğini belirtti.

“İsveç, ulusal güvenliğine yönelik tüm tehditlere karşı Türkiye’ye tam destek vermekte ve PKK dahil olmak üzere, bu ülkeye yönelik saldırılar gerçekleştiren tüm terör örgütlerini kınamaktadır” ifadelerini kullanan İsveç Başbakanı, Temmuz ayında Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yapılacak olan NATO zirvesine haftalar kala, artık ülkesinin NATO’ya üyelik başvurusunun ciddi bir biçimde değerlendirilmesinin zamanının geldiğini vurguladı.

Kristersson, İsveç’in NATO dışında kalmasının, nihayetinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin dışında kimseye yaramayacağını dile getirdi.

Paylaşın

İsveç’ten Erdoğan’a “NATO Üyeliği” Çağrısı: Zamanı Geldi

Financial Times için bir yazı kaleme alan İsveç Başbakanı Kristersson, yazısında, “Temmuz ayında Vilnius’ta düzenlenecek NATO Zirvesi’ne işaret eden Kristersson, “Vilnius’taki NATO Zirvesi’ne beş haftadan biraz fazla bir süre kala, İsveç’in NATO üyeliği başvurusunu ciddi olarak değerlendirmenin zamanı geldi” ifadelerini kullandı.

Kristersson, yazısının devamında, “Örgütün geçen yılki toplantısından bu yana, 29 müttefik İsveç’in başvurusunu onayladı. Türkiye ve Macaristan kaldı” cümlelerine yer verdi.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, Birleşik Krallık merkezli Financial Times gazetesi için bir yazı kaleme aldı. NATO’ya üyelik başvurusunda Türkiye’nin yönelttiği ‘terörü destekleme’ suçlamalarına değinen Kristersson, “NATO üyelik başvurusu sürecinin bir parçası olarak terörle mücadelede adım attık” başlığı altında İsveç’te yürürlüğe girecek terörle mücadelede yeni yasayı anlattı.

Temmuz ayında Vilnius’ta düzenlenecek NATO Zirvesi’ne işaret eden Kristersson, “Vilnius’taki NATO Zirvesi’ne beş haftadan biraz fazla bir süre kala, İsveç’in NATO üyeliği başvurusunu ciddi olarak değerlendirmenin zamanı geldi. Örgütün geçen yılki toplantısından bu yana, 29 müttefik İsveç’in başvurusunu onayladı. Türkiye ve Macaristan kaldı” ifadelerini kullandı.

NATO üyelik başvurusuna itirazları gidermek amacıyla Türkiye’yle varılan anlaşma kapsamında hazırlanan yeni yasaya değinerek “Böylece anlaşmamızın son kısmını yerine getiriyoruz” diye yazan Kristersson, İsveç’in ulusal güvenliğine yönelik her türlü tehdide karşı Türkiye’yi desteklediğini belirtti.

“İş birliğini kolaylaştıracak”

Yasanın detaylarına ilişkin bilgi de veren İsveç Başbakanı, “En basit maksimum ceza dört yıl hapis cezası olacak. Daha ciddi suçlarda ise minimum 2 ve maksimum 8 yıl hapis cezası olacak. Terör örgütü liderlerine ise 2 yıldan müebbet hapse kadar ceza verilebilecek” ifadelerine yer verdi. Kristersson, söz konusu yeni yasanın Türkiye’nin yanı sıra NATO ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ile iş birliğini kolaylaştıracağını dile getirdi.

Rusya’nın Ukrayna işgalinin ardından NATO’ya üye olmak için başvuran İsveç’in İttifak’a katılım protokolünü henüz Türkiye onaylamadı. Finlandiya’nın NATO’ya katılım protokolünü onaylayan Türkiye İsveç’ten terörle mücadele konusunda daha fazla adım atmasını talep ediyor.

Türkiye, terörist olarak gördüğü militan grupların üyelerini İsveç’in barındırdığını ve Ankara’nın güvenlik endişelerini gidermek için geçen yıl Haziran ayında Madrid’de varılan anlaşma kapsamında üzerine düşeni yapmadığını savunuyor.

İki ülke arasındaki NATO görüşmeleri, Türkiye’deki seçim sürecinde durma noktasına gelmişti. İsveç 11-12 Temmuz tarihlerinde Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yapılacak ittifak zirvesine kadar NATO’nun 32’nci üye ülkesi olmayı umuyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Finlandiya’nın onayını açıkladığı Ankara’da Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, “Finlandiya’nın üçlü muhtıradaki taahhütlerini yerine getirmek için samimi adımlar attığını gördük” demiş, İsveç’i ise “teröristlere kucak açmakla” suçlamıştı.

Erdoğan, “120 kadar teröristin listesinin İsveç’e verildiğini” söylemiş, bu kişilerin Türkiye’ye teslim edilmesinin istendiğini, ancak bunun gerçekleşmediğini belirtmişti.

İsveç’in başvurusuna bir itiraz da Macaristan’dan gelmişti. Budapeşte yönetiminin gerekçesi, İsveç’in, Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın demokrasi ve hukukun üstünlüğü konusundaki siciline yönelik eleştirilerinden duyulan şikayet.

İsveç’in Dışişleri Bakanı Tobias Billstrom, Macaristan’ın İsveç’in başvurusunu neden kabul etmediği konusunun net olmadığını da söyledi: “Macaristan geçen yıl Madrid’de İsveç’e koşulsuz desteğini sundu. Onların onayı başlatması gerektiğini düşünüyoruz.”

Paylaşın

Rusya: Ukrayna’nın Son Savaş Gemisini İmha Ettik

Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna donanmasına ait ‘Yuriy Olefirenko’ adlı son savaş gemisinin Rus Hava Kuvvetleri tarafından batırıldığını duyurdu. Ukrayna, ise Rusya’nın söz konusu iddiasına henüz cevap vermedi.

Rusya Savunma Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, Rus ordusunun Ukrayna’daki eylemlerine ilişkin bilgilere yer verildi.

Donetsk bölgesinde en yoğun çatışmaların Avdeyevka bölgesinde yaşandığı belirtilen açıklamada, Rus ordusunun bölgeye füze saldırıları düzenlediği ve Ukrayna ordusunun Donetsk’teki Krasnogorovka ve Yasinovataya yerleşim yerlerinden geri çekilmek zorunda kaldığı kaydedildi.

Donetsk, Harkov ve Zaporijya bölgelerinde Ukrayna ordusuna ait çeşitli mühimmat depolarının da imha edildiği bilgisine yer verilen açıklamada, Zaporijya’da bir komuta yerinin de imha edildiği belirtildi.

Açıklamada, Rus ordusunun Ukrayna’nın Odessa Limanı’na yönelik gerçekleştirdiği saldırıya ilişkin de bilgi paylaşılırken, “29 Mayıs’ta Ukrayna donanmasına ait ‘Yuriy Olefirenko’ adlı son savaş gemisi, Rus Hava Kuvvetlerinin Odessa Limanı’ndaki savaş gemilerinin iskelesine yaptığı yüksek hassasiyetli silahlı saldırı sonucu imha edilmiştir.” ifadesi yer aldı.

Ukrayna tarafı ise Rusya’nın söz konusu iddiasına henüz cevap vermedi.

Öte yandan Rusya’nın Belgorod Bölge Valisi Vyaçeslav Gladkov, Ukrayna ordusunun bölgeye yönelik düzenlediği saldırıda 1 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Gladkov, Telegram kanalından, Belgorod bölgesindeki durumla ilgili açıklamalarda bulundu.

Bölgedeki durumun kötüleştiğini, Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin bölgeye bu gece topçu saldırıları düzenlediğini kaydeden Gladkov, “Şebekino kentindeki geçici tahliye merkezine yapılan saldırı sonucu 1 kişi yaşamını yitirdi, 2 kişi ise yaralandı.” ifadelerini kullandı.

Gladkov, bölgenin diğer kentlerine de saldırılar düzenlendiğini ve bu saldırılarda birçok binanın hasar gördüğünü aktardı.

Ayrıca, ülkenin Krasnodar bölgesinde insansız hava aracının (İHA) düştüğü belirtildi.

Rusya’nın Belgorod bölgesine yönelik zaman zaman topçular ve İHA’larla saldırı düzenleniyor.

Geçen hafta da Ukrayna ordusuna bağlı sabotaj grubunun bölgeye girdiği ve bu gruba karşı operasyon düzenlendiği bildirilmişti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler: Suriye Toplumunun Yüzde 70’i Yardıma Muhtaç

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) Orta Doğu ve Kuzey Afrika Operasyonlar Direktörü Ghada Eltahir Mudawi, Suriye toplumunun yaklaşık yüzde 70’inin insani yardıma muhtaç olduğunu söyledi.

Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerin Suriye’deki durumu iyice kötüleştirdiğine dikkati çeken Mudawi, 330 bin kişinin yerinden edildiğini ve binlerce insanın temel hizmetlerden yoksun olduğunu aktardı.

Mudawi, BMGK’nin sınır ötesi yardım mekanizmasının süresini uzatmasının önemine işaret ederek, “Bu milyonlarca insan için ölüm kalım meselesi. BM, uzatma için uygun koşulları oluşturmak için çalışmalarına devam ediyor.” dedi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Suriye’ye sınır ötesi yardımın sürmesi için BM sınır ötesi yardım mekanizmasının süresinin uzatılmasının önemli olduğunu bildirdi.

Pedersen, BM Güvenlik Konseyinde (BMGK), Suriye’deki insani durumun ele alındığı oturumda, üye ülkeleri bilgilendirdi.

Son görüşmelerinde temel odak noktalarından birinin, Suriyeli mülteciler ve yerinden edinmiş kişilerin geri dönüşünün olduğuna dikkati çeken Pedersen, “Mültecilerin güvenli, onurlu ve gönüllü dönüşlerinin sağlanması ilkesini desteklemeye devam ediyoruz.” dedi.

“Suriyeli mülteciler ana vatanlarına dönmeyi ümit ediyor”

Pedersen, BM Mülteciler Yüksek Komiserliğinin (UNHCR) Ürdün, Lübnan, Irak ve Mısır’daki Suriyeli mültecilerle geçen hafta yaptığı anketin sonucuna değinerek, “Suriyeli mültecilerin çoğu bir gün ana vatanlarına dönmeyi ümit ediyor. Büyük bir kısım da önümüzdeki 5 yılda dönmek istiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Mültecilerin ülkelerine dönmelerine engel teşkil eden 2 temel hususu, geçim kaynağı eksikliği ve güvenlik sorunu olarak sıraladıklarını aktaran Pedersen, güven ortamının tekrar inşa edilmesinin önem taşıdığını vurguladı.

Pedersen, “BM Genel Sekreteri’nin BMGK’nin Suriye’ye yönelik BM sınır ötesi yardım mekanizmasının süresini 12 ay daha uzatma çağrısını sizlere hatırlatmak istiyorum.” diyerek, bu mekanizmanın yardım ulaştırmak için önem taşıdığını kaydetti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Kuzey Kore’nin İlk Casus Uydu Fırlatması Başarısızlıkla Sonuçlandı

Kuzey Kore, uzaya göndermeyi planladığı ilk askeri keşif uydusu, taşıyıcı roket sisteminde yaşanan bir arıza nedeniyle başarısızlıkla sonuçlandı. Güney Kore ve Japonya’da fırlatma sırasında alarm verildi.

Ülkenin kuzeyindeki Sohae Uydu Merkezi’nden fırlatılan “Malligyong-1 akeri keşif uydusu, taşıyıcı roketiyle birlikte Kore Yarımadası’nın batısında denize düştü.

Ulusal Havacılık ve Uzay Geliştirme İdaresinden (NADA) yapılan açıklamada, taşıyıcı roketin ikinci aşama ateşleme sisteminin zamanında çalışmaması nedeniyle ivmesini kaybettiği belirtildi.

Yetkiliker bugün yaşanan kazanın ardından mümkün olan en kısa sürede ikinci bir fırlatma denemesi yapacaklarını açıkladı.

Kuzey Kore’nin iktidardaki partisinin Merkezi Askeri Komisyonunun Başkan Yardımcısı Ri Pyong Chol, Salı günü yaptığı açıklamada fırlatma planını duyurmuş, bunun ABD ve Güney Kore’nin “düşüncesiz askeri eylemlerine” yanıt olarak yapılacağını söylemişti.

İki ülkeyi de “açık bir şekilde saldırganlık yapmakla” suçlamıştı.

Güney Kore Genel Kurmay Başkanlığı, Kuzey Kore’nin kuzeybatı sahilinden ateşlenen roketin Eocheong Adası’nın 200 kilometre açığına düştüğünün belirlendiğini, roketin denize düşen bir parçasının ele geçirdiklerini bildirdi.

Devlet Başkanı’na bağlı Ulusal Güvenlik Konseyi, acil toplanarak durumu ele alırken fırlatış nedeniyle Kuzey Kore’yi kınayan açıklama yayımladı.

Açıklamada, “Başarısız olup olmamasına bakılmaksızın bu fırlatış BM Güvenlik Konseyi kararlarının açık bir ihlali ve Kore Yarımadası’nın barış ve güvenliğine yönelik ciddi bir provokasyondur.” ifadesine yer verildi.

Japonya Başbakanı Fumio Kishida da Kuzey Kore’nin bir balistik füze ateşlediğini, hükümetin ayrıntılı analizlerini sürdürdüğünü dile getirdi.

Kishida, herhangi bir hasarın meydana gelmediğini de sözlerine ekledi. Japonya, daha önce topraklarının tehdit edilmesi halinde, savunma sistemlerini çalıştıracaklarını belirtmişti.

Fırlatış, Kuzey Kore’nin 2016’dan bu yana yaptığı 6. başarısız uydu fırlatma denemesi oldu.

Pyongyang yönetimi, 31 Mayıs ile 11 Haziran arasında bir tarihte uydu fırlatışı yapacağına dair Japonya’yı ve Uluslararası Denizcilik Örgütünü bilgilendirmişti.

Fırlatmadan önce ise ABD Dışişleri Bakanlığı, Kuzey Kore’nin balistik füze teknolojisi kullanarak gerçekleştiği eylemin, birçok BM Konseyi kararının ihlali anlamına geldiğini duyurmuştu.

Güney Kore Dışişleri Bakanlığı da hafta başında, balistik füze teknolojisinin kullanıldığı tüm fırlatmalarının BM Güvenlik Konseyi tarafından yasaklandığını belirterek, fırlatma planını kınamıştı.

Bakanlık açıklamasında, “Kuzey Kore eğer ki fırlatmayı gerçekleştirirse, hak ettiği bedeli ve acıyı çekmek zorunda kalacak” ifadelerine yer verilmişti.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den Dört Ülke İçin Kıtlık Uyarısı

Birleşmiş Milletler (BM) Sudan, Haiti, Burkina Faso ve Mali için gıda kıtlığı uyarısında bulundu. Afganistan, Nijerya, Somali, Güney Sudan ve Yemen’de gıda güvenliği alarm veren ülkeler arasında.

Haber Merkezi / Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Dünya Gıda Programı’nın (WFO) yayınladığı rapora göre, Sudan, Haiti, Burkina Faso ve Mali kıtlık riskiyle karşı karşıya.

Rapora göre, Afganistan, Nijerya, Somali, Güney Sudan ve Yemen’de gıda güvenliği konusunda yüksek alarm veren ülkeler arasında. En yüksek alarm seviyesindeki ülkeler açlık riskiyle karşı karşıya.

Raporda, bu dokuz ülkenin dışında, 22 ülkede daha gıda güvenliğinin risk altında olduğu belirtildi.

FAO Genel Direktörü Qu Dongyu, gıda güvensizliğinin nedenlerine uzun vadeli çözümler üretmek için tarımda acil eyleme geçilmesi gerektiğini söyledi. 

WFP Direktörü Cindy McCain ise, değişen iklim koşullarına ve kıtlığı önlemesine yardımcı olacak somut eylem eksikliğinin feci sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekti.

Raporda ayrıca, yoksul ülkelerde ekonomik krizlerin daha da kötüleşeceğine dair endişelerde gündeme getirildi.

FAO ve WFP, iç çatışmaların devam etmesi durumunda bir milyondan fazla insanın Sudan’dan kaçabileceği konusunda uyardı.

Sudan’da 2,5 milyondan fazla insanın, güvenlik nedeniyle kapatılan ikmal yolları yüzünden önümüzdeki aylarda şiddetli açlıkla karşı karşıya kalabileceği belirtildi.

Paylaşın

Suudi Arabistan Terör Suçlamasıyla İki Kişiyi Daha İdam Etti

Suudi Arabistan, terör eylemleri işlemekle suçladığı iki Bahreynliyi idam etti. Birleşmiş Milletler, idam edilen iki kişi aleyhindeki tüm infaz işlemlerinin durdurulması ve uluslararası hukuk standartlarına göre yeniden yargılanmaları çağrısında bulunmuştu.

Haber Merkezi / Suudi Arabistan’da bu yıl 40’tan fazla idam infaz gerçekleştirilirken, 2022 yılında 147 kişi idam edilmişti. İdam edilenlerin 81’i terörizmle suçlanmıştı.

Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı, terör eylemleri işlemekle suçladığı Bahreyn vatandaşı Cafer Sultan ve Sadık Thamar’ın idam edildiğini duyurdu.

İçişleri Bakanlığı, konuya ilişkin açıklamasında, Cafer Sultan ve Sadık Thamar’ın Suudi Arabistan ve Bahreyn’in güvenliğini istikrarsızlaştırmayı amaçlayan terör örgütleri ile ilişkili olduğunu belirtti.

Bakanlık açıklamasında ayrıca, idam edilen Sultan ve Thamar’ın patlayıcı kaçakçılığı yaparak Suudi Arabistan’daki teröristlere yardım ettiklerini vurguladı.

Öte yandan Bahreyn makamları tarafından şu ana kadar konuya ilişkin herhangi bir açıklama yapılmadı.

İdam edilen Cafer Sultan ve Sadık Thamar’ın hangi terör örgütleri ile ilişkisi olduğu ise açıklanmadı.

Birleşmiş Milletler Haksız ve Keyfi İnfazlar Özel Raportörü, Haziran 2022’de Suudi yetkililere bir mektup göndererek, iki kişi aleyhindeki tüm infaz işlemlerinin durdurulması ve uluslararası hukuk standartlarına göre yeniden yargılanmaları çağrısında bulunmuştu.

Uluslararası Af Örgütü’ne göre Sultan ve Tamar, 8 Mayıs 2015’te Suudi Arabistan’da tutuklanmış, Ekim 2021’de mahkum edilmişti.

Suudi Arabistan’da 2 Mayıs’tan bu yana dokuz kişi idam edilirken, bu yıl 40’tan fazla idam infazı gerçekleştirildi. 2022 yılında 147 kişi idam edilirken, bunlardan 81’i terörizmle suçlandı.

Paylaşın

Taliban Yönetimindeki Afganistan’da Kız Okulları Bir Bir Kapatılıyor

Taliban’ın 2021 yılında yönetimi ele geçirdiği Afganistan’da kız okulları bir bir kapatılıyor. Taliban’ın, eğitim merkezleri yetkililerine emirlere uyulmaması halinde cezalandırılacakları konusunda uyardığı da aktarıldı.

Mor Cumartesiler Hareketi ise yaptığı açıklamada Taliban’ın bir kez daha “küstahlık ve utanmazlıkla” okulları kapatma kararı aldığına dikkat çekerek “Hükümet, tüm eğitim kurumlarının kapılarını, aşırı ve ortaçağ politikalarını hayata geçirmek için kadınlara kapattı” denildi.

Taliban, Afganistan’da Ağustos 2021’de iktidarı ele geçirmesinden bu yana kız çocukları ve kadınlara yönelik baskıcı politikalarını sürdürüyor.

Bianet’ten Nedim Türfent’in Afganistan merkezli haber kuruluşlarına göre, Taliban güçleri, özel eğitim merkezlerinin gözetiminde kızlara halen açık olan okulları bir bir kapatmaya başladı.

Taliban güçlerinin bugün sabah saatlerinde eğitim merkezlerine gittiği ve altıncı sınıfın üzerindeki veya 14 yaşın üzerindeki kızlara eğitim veren bir dizi özel okulu engellediği belirtildi.

Taliban güçleri, eğitim merkezleri yetkililerini emirlerine uymamaları halinde cezalandırılacakları konusunda uyardığı açıklandı.

“Karar ortaçağ uygulaması”

Mor Cumartesiler Hareketi ise yaptığı açıklamada Taliban’ın bir kez daha “küstahlık ve utanmazlıkla” okulları kapatma kararı aldığına dikkat çekerek “Hükümet, tüm eğitim kurumlarının kapılarını, aşırı ve ortaçağ politikalarını hayata geçirmek için kadınlara kapattı” denildi.

Afganistan’ın aşırılık yanlısı gruplar için “güvenli bir sığınak” haline geldiği uyarısında bulunulan açıklamada, “Afgan yurttaşlardan mevcut hükümetin kadın düşmanı politikalarına sessiz kalmamalarını, kendilerinin ve çocuklarının insani ve İslami hak ve özgürlüklerini savunmalarını istiyoruz” çağrısı yapıldı.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Tahran İle Kabil Arasında Gerilim: Sınırda Çatışma

İran ile Afganistan arasındaki ortak sınırın “Makki” bölgesinde çıkan çatışmada en az 3 kişi öldü, 2 kişi de yaralandı. İki tarafın sınırdaki askeri yetkililerinin çatışmanın nedenini değerlendirmek için toplantı yaptığı duyuruldu.

2021 yılında Afganistan’da yönetimi ele geçiren Taliban, İran askerlerinin Nimroz eyaletinin Kang ilçesine bağlı sınır bölgesinde ateş açmasının iki taraf arasında çatışmalara neden olduğunu duyurdu.

İran ise, Taliban güçlerinin sınırdaki Sasuli Karakolu’na ağır silahlarla ateş açmaya başladığını ve İran sınır muhafızlarının da ateşe karşılık verdiğini açıkladı.

İran ile Afganistan arasındaki sınır bölgesinde sık sık çatışmalar yaşanıyor. Gerek Tahran gerek ise Kabil bugüne dek yaşanan bu çatışmaların “yanlış anlama” nedeniyle meydana geldiğini ifade ediyor ve 921 kilometre uzunluğundaki sınır hattı ile ilgili bir görüş ayrılığı olmadığını dile getiriyordu.

Helmand anlaşmazlığı

Son dönemlerde ise iki ülke arasında, Helmand nehri ile ilgili yoğun tartışmalar yaşanıyor.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada Taliban’ı, Helmand nehri suyunun kullanımı ile ilgili, iki ülke arasında on yıllardır var olan ve İran’a her yıl belli bir miktar su akışını temin eden anlaşmaya riayet etmesi konusunda uyarmıştı.

Taliban, bin kilometreden fazla uzunluğa sahip nehrin suyunu, hem elektrik üretimi, hem de tarım alanlarının sulanması için nehirle aynı ismi taşıyan Helmand eyaletindeki barajda biriktiriyor.

Taliban, yaşanan kuraklık ve iklim değişikliği sebebiyle komşu ülke İran’a yeterince su akışı sağlanmasının imkansız olduğunu dile getiriyor.

Ancak bu açıklamadan birkaç gün sonra İRNA, yayınladığı uydu görüntüleri ile Taliban’ın öne sürdüğü gerekçenin doğru olmadığını öne sürdü.

Uzmanlar, birkaç yıldan bu yana, özellikle iklim değişikliği neticesinde bölgede artan kuraklık konusunda uyarılarda bulunuyor.

Paylaşın

Avrupa Birliği, Rusya’nın 200 Milyar Eurosunu Dondurdu

Avrupa Birliği’nden Rusya’ya karşı kritik bir hamle geldi. AB, Rusya’ya ait 200 milyar euronun dondurulduğunu duyurdu. Söz konusu parayı, sermaye piyasasında yatırım olarak değerlendirerek bu yatırımın getirisini Kiev’e aktarmak gibi alternatif planlara yönelik istişarelerin ise hala sürdüğü belirtildi.

Konuya ilişkin Haziran ayı sonunda düzenlenecek Avrupa Birliği (AB) Liderler Zirvesi’nden önce bir karar alınması beklenmiyor. Rusya Merkez Bankası’nın yurt dışında, G7 ve AB ülkelerinde dondurulan varlıklarının yaklaşık 300 milyar euroyu bulduğu belirtildi.

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, üye ülkelerde Rusya Merkez Bankası’na ait dondurulan varlığın 200 milyar euroya yükseldiğini bildirdi. Alman Welt am Sonntag gazetesinin Komisyon’a dayandırdığı haberinde, Rus merkez bankasının yurt dışında, G7 ve AB ülkelerinde dondurulan varlıklarının yaklaşık 300 milyar euroyu bulduğu belirtildi.

Habere göre, AB içinde Rus oligarklarının da yaklaşık 24 milyar 100 milyon euro tutarında varlığı donduruldu. Bu rakamın geçen yılın eylül ayı sonunda 18 milyar 900 milyon euro olduğu açıklanmıştı. Böylece AB tarafından toplam bin 473 oligark ve 205 Rus firması yaptırım kapsamına alınmış oldu.

Welt am Sonntag’ın bilgi için başvurduğu Federal Maliye Bakanlığı ise, Alman makamlarının son üç ayda, daha öncekilere ek olarak yeni bir Rus varlığını dondurma kararı almadığını bildirdi.

Rusya’nın parası Kiev’e dolaylı yoldan destek olabilir mi?

Ukrayna’daki savaşın yarattığı tahribatın bedelinin Rusya’ya ödetilmesi hedefinin ise yakın gelecek için öngörülebilir olmadığı belirtildi. Bir Komisyon sözcüsü, Brüksel’in Rusya’nın varlıklarına el koyma yetkisi bulunmadığını, dondurulan paranın yaptırımlar sona erdikten sonra iade edilmesi gerektiğini kaydetti.

Söz konusu parayı, sermaye piyasasında yatırım olarak değerlendirerek bu yatırımın getirisini Kiev’e aktarmak gibi alternatif planlara yönelik istişarelerin ise hala sürdüğü belritildi. Konuya ilişkin Haziran ayı sonunda düzenlenecek Avrupa Birliği Liderler Zirvesi’nden önce bir karar alınması beklenmiyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın