Tahran İle Kabil Arasında Gerilim: Sınırda Çatışma

İran ile Afganistan arasındaki ortak sınırın “Makki” bölgesinde çıkan çatışmada en az 3 kişi öldü, 2 kişi de yaralandı. İki tarafın sınırdaki askeri yetkililerinin çatışmanın nedenini değerlendirmek için toplantı yaptığı duyuruldu.

2021 yılında Afganistan’da yönetimi ele geçiren Taliban, İran askerlerinin Nimroz eyaletinin Kang ilçesine bağlı sınır bölgesinde ateş açmasının iki taraf arasında çatışmalara neden olduğunu duyurdu.

İran ise, Taliban güçlerinin sınırdaki Sasuli Karakolu’na ağır silahlarla ateş açmaya başladığını ve İran sınır muhafızlarının da ateşe karşılık verdiğini açıkladı.

İran ile Afganistan arasındaki sınır bölgesinde sık sık çatışmalar yaşanıyor. Gerek Tahran gerek ise Kabil bugüne dek yaşanan bu çatışmaların “yanlış anlama” nedeniyle meydana geldiğini ifade ediyor ve 921 kilometre uzunluğundaki sınır hattı ile ilgili bir görüş ayrılığı olmadığını dile getiriyordu.

Helmand anlaşmazlığı

Son dönemlerde ise iki ülke arasında, Helmand nehri ile ilgili yoğun tartışmalar yaşanıyor.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada Taliban’ı, Helmand nehri suyunun kullanımı ile ilgili, iki ülke arasında on yıllardır var olan ve İran’a her yıl belli bir miktar su akışını temin eden anlaşmaya riayet etmesi konusunda uyarmıştı.

Taliban, bin kilometreden fazla uzunluğa sahip nehrin suyunu, hem elektrik üretimi, hem de tarım alanlarının sulanması için nehirle aynı ismi taşıyan Helmand eyaletindeki barajda biriktiriyor.

Taliban, yaşanan kuraklık ve iklim değişikliği sebebiyle komşu ülke İran’a yeterince su akışı sağlanmasının imkansız olduğunu dile getiriyor.

Ancak bu açıklamadan birkaç gün sonra İRNA, yayınladığı uydu görüntüleri ile Taliban’ın öne sürdüğü gerekçenin doğru olmadığını öne sürdü.

Uzmanlar, birkaç yıldan bu yana, özellikle iklim değişikliği neticesinde bölgede artan kuraklık konusunda uyarılarda bulunuyor.

Paylaşın

Avrupa Birliği, Rusya’nın 200 Milyar Eurosunu Dondurdu

Avrupa Birliği’nden Rusya’ya karşı kritik bir hamle geldi. AB, Rusya’ya ait 200 milyar euronun dondurulduğunu duyurdu. Söz konusu parayı, sermaye piyasasında yatırım olarak değerlendirerek bu yatırımın getirisini Kiev’e aktarmak gibi alternatif planlara yönelik istişarelerin ise hala sürdüğü belirtildi.

Konuya ilişkin Haziran ayı sonunda düzenlenecek Avrupa Birliği (AB) Liderler Zirvesi’nden önce bir karar alınması beklenmiyor. Rusya Merkez Bankası’nın yurt dışında, G7 ve AB ülkelerinde dondurulan varlıklarının yaklaşık 300 milyar euroyu bulduğu belirtildi.

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, üye ülkelerde Rusya Merkez Bankası’na ait dondurulan varlığın 200 milyar euroya yükseldiğini bildirdi. Alman Welt am Sonntag gazetesinin Komisyon’a dayandırdığı haberinde, Rus merkez bankasının yurt dışında, G7 ve AB ülkelerinde dondurulan varlıklarının yaklaşık 300 milyar euroyu bulduğu belirtildi.

Habere göre, AB içinde Rus oligarklarının da yaklaşık 24 milyar 100 milyon euro tutarında varlığı donduruldu. Bu rakamın geçen yılın eylül ayı sonunda 18 milyar 900 milyon euro olduğu açıklanmıştı. Böylece AB tarafından toplam bin 473 oligark ve 205 Rus firması yaptırım kapsamına alınmış oldu.

Welt am Sonntag’ın bilgi için başvurduğu Federal Maliye Bakanlığı ise, Alman makamlarının son üç ayda, daha öncekilere ek olarak yeni bir Rus varlığını dondurma kararı almadığını bildirdi.

Rusya’nın parası Kiev’e dolaylı yoldan destek olabilir mi?

Ukrayna’daki savaşın yarattığı tahribatın bedelinin Rusya’ya ödetilmesi hedefinin ise yakın gelecek için öngörülebilir olmadığı belirtildi. Bir Komisyon sözcüsü, Brüksel’in Rusya’nın varlıklarına el koyma yetkisi bulunmadığını, dondurulan paranın yaptırımlar sona erdikten sonra iade edilmesi gerektiğini kaydetti.

Söz konusu parayı, sermaye piyasasında yatırım olarak değerlendirerek bu yatırımın getirisini Kiev’e aktarmak gibi alternatif planlara yönelik istişarelerin ise hala sürdüğü belritildi. Konuya ilişkin Haziran ayı sonunda düzenlenecek Avrupa Birliği Liderler Zirvesi’nden önce bir karar alınması beklenmiyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

NATO Üyeliği; İsveç: Temmuz’da Katılmayı Umuyoruz

Türkiye’nin yanı sıra Macaristan’ın da NATO üyeliği için itiraz ettiği İsveç’in Dışişleri Bakanı Tobias Billstrom, yaptığı son açıklamada ülkesinin temmuz ayındaki Vilnius NATO zirvesine kadar ittifaka üye olmayı umduğunu söyledi.

Dışişleri Bakanı Billstrom “B planı veya buna benzer bir şey olmayacak. B planımız, A planıdır ve bu da NATO’ya tam üyeliktir. Ben ve hükümetim Vilnius’a kadar bunun için çalışacağız” dedi.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, geçtiğimiz yıl İsveç ve Finlandiya’yı askeri tarafsızlık politikalarından vazgeçmeye ve NATO üyeliği için başvurmaya itmişti.

Türkiye “terör örgütlerine kol kanat germe” ve “istenilen terör örgütü üyelerini iade etmeme” gerekçeleri ile her iki ülkenin de üyeliğine sert şekilde itiraz etmişti.

İsveç ve Finlandiya, Türkiye’nin güvenlik endişelerini gidermek amacıyla geçen yıl Haziran ayında Madrid’de üçlü bir anlaşma yapmıştı.

Türkiye Mart ayında Finlandiya’nın NATO üyeliğinin Meclis’teki onay sürecinin başlatılmasına karar verdiğini açıklamıştı.

Bu itiraz noktalarına ilişkin somut bir adım atılmamış olmasına rağmen Finlandiya’nın vetosu kaldırılıp geçen ay resmen NATO üyesi olunca İsveç de üyelik için yeniden bastırmaya başladı.

Türkiye’nin tutumu ise 28 Mayıs’ta yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turu sonuçlarına göre değişebilir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Finlandiya’nın onayını açıkladığı Ankara’da Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, “Finlandiya’nın üçlü muhtıradaki taahhütlerini yerine getirmek için samimi adımlar attığını gördük” demiş, İsveç’i ise “teröristlere kucak açmakla” suçlamıştı.

Erdoğan, “120 kadar teröristin listesinin İsveç’e verildiğini” söylemiş, bu kişilerin Türkiye’ye teslim edilmesinin istendiğini, ancak bunun gerçekleşmediğini belirtmişti.

İsveç’in başvurusuna bir itiraz da Macaristan’dan gelmişti. Budapeşte yönetiminin gerekçesi, İsveç’in, Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın demokrasi ve hukukun üstünlüğü konusundaki siciline yönelik eleştirilerinden duyulan şikayet.

Billstrom, Macaristan’ın İsveç’in başvurusunu neden kabul etmediği konusunun net olmadığını da söyledi: “Macaristan geçen yıl Madrid’de İsveç’e koşulsuz desteğini sundu. Onların onayı başlatması gerektiğini düşünüyoruz.”

Paylaşın

Taliban’ın Politikaları İnsanlığa Karşı Suç

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, “Taliban iktidarı ele geçirdiğinden bu yana Afganistan’ın kadınlarına ve kız çocuklarına aşırı sert kısıtlamalar uyguluyor” dedi ve ekledi:

“Kadınlar kamusal alandan dışlandı, eğitime erişimleri engellendi, çalışmaları ve serbest dolaşımları yasaklandı, bu politikalara karşı çıktıkları ve baskıya direndikleri için hapsedildiler, kaybedildiler ve işkenceye maruz bırakıldılar. Hiç kuşku yok ki bu kadınlara karşı açılmış bir savaştır. Bunlar, uluslararası suçlardır: Organize, yaygın ve sistematikler.”

Uluslararası Hukukçular Komisyonu Genel Sekreteri Santiago A. Canto da, “Taliban’ın toplumsal cinsiyete dayalı zulüm planı öylesine kapsamlı, ciddi ve sistematik ki bu plan dahilindeki uygulamalar ve politikalar kümülatif olarak ülke genelinde kadınları ve kız çocukları boyun eğdirmeyi ve ötekileştirmeyi amaçlayan bir baskı sistemi kuruyor. Raporumuz, bunun, insanlığa karşı işlenen toplumsal cinsiyete dayalı zulüm suçunun beş kriterinin beşini de karşıladığını gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Uluslararası Af Örgütü ve Uluslararası Hukukçular Komisyonu, “Taliban’ın kadınlara karşı savaşı: Afganistan’da insanlığa karşı işlenen bir suç olarak toplumsal cinsiyete dayalı zulüm” başlıklı raporunu yayınladı.

Raporda, Taliban’ın kadınlara ve kız çocuklara yönelik şiddetli kısıtlamaları ve hukuksuz baskılarının, uluslararası hukuk uyarınca insanlığa karşı işlenen toplumsal cinsiyete dayalı zulüm suçunu da içeren suçlar yönünden soruşturulması gerektiği belirtildi.

Uluslararası hukuk incelemesi

Rapor, Taliban’ın kadınlar ve kız çocukların hakları üzerindeki aşırı sert kısıtlamalarının, hapsetme, zorla kaybetme, işkence ve diğer türde kötü muamele uygulamalarının; Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Roma Statüsü Madde 7(1)(h) uyarınca insanlığa karşı işlenen toplumsal cinsiyete dayalı zulüm suçu teşkil edeceğine ilişkin hukuki inceleme içeriyor.

Af Örgütü ve Uluslararası Hukukçular Komisyonu, UCM savcılarının Afganistan’daki duruma dair devam eden soruşturmalarına, insanlığa karşı işlenen toplumsal cinsiyete dayalı zulüm suçunu da dahil etmesi gerektiği kanaatinde.

Hak örgütleri ayrıca, diğer devletleri, uluslararası hukuk suçlarında sorumluluk taşıdığından şüphe edilen Taliban üyelerini adalete teslim etmek için evrensel yargı yetkilerini veya diğer hukuki araçları kullanmaya çağırdı.

Kadınlar ve kız çocuklarına baskı sistemi

Uluslararası Hukukçular Komisyonu Genel Sekreteri Santiago A. Canton konu hakkındaki açıklamasında, “Taliban’ın toplumsal cinsiyete dayalı zulüm planı öylesine kapsamlı, ciddi ve sistematik ki bu plan dahilindeki uygulamalar ve politikalar kümülatif olarak ülke genelinde kadınları ve kız çocukları boyun eğdirmeyi ve ötekileştirmeyi amaçlayan bir baskı sistemi kuruyor. Raporumuz, bunun, insanlığa karşı işlenen toplumsal cinsiyete dayalı zulüm suçunun beş kriterinin beşini de karşıladığını gösteriyor” dedi.

“Kadınlar kamusal alandan dışlandı”

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard da şu değerlendirmeyi yaptı:

“Taliban iktidarı ele geçirdiğinden bu yana Afganistan’ın kadınlarına ve kız çocuklarına aşırı sert kısıtlamalar uyguluyor. Kadınlar kamusal alandan dışlandı, eğitime erişimleri engellendi, çalışmaları ve serbest dolaşımları yasaklandı, bu politikalara karşı çıktıkları ve baskıya direndikleri için hapsedildiler, kaybedildiler ve işkenceye maruz bırakıldılar. Hiç kuşku yok ki bu kadınlara karşı açılmış bir savaştır. Bunlar, uluslararası suçlardır: Organize, yaygın ve sistematikler.”

“Adalet, hesap verebilirlik ve tazminat”

Rapor, Ağustos 2021 ile Ocak 2023 arası dönemi kapsıyor ve tespitlerini, Uluslararası Af Örgütü’nün 2022 tarihli Ağır Çekimde Ölüm başlıklı raporu ile sivil toplum örgütleri ve BM makamlarının da aralarında bulunduğu kaynaklarca toplanan kanıtlara dayandırıyor.

Afganistan’daki zulümden kaçan kadınların ve kız çocukların, aslında uluslararası korumaya ihtiyaç duyan mülteciler olduğu, raporda hukuki bir değerlendirme ile sunuluyor.

Raporun, “BM uzmanları ve kadın hakları gruplarının, insanlığa karşı işlenen toplumsal cinsiyete dayalı zulüm suçuna ilişkin adalet, hesap verebilirlik ve tazminat sağlanması için gerekli olan kararlı müdahalelerin zeminini kurma amacıyla yürüttüğü çalışmaları tamamlayıcı nitelikte olduğu” belirtildi.

Ayrımcı kısıtlamalar

Raporda, kadınlar ve kız çocuklarının maruz kaldıkları şöyle anlatıldı:

Taliban’ın Ağustos 2021’de iktidarı ele geçirmesinden bu yana kadınlar siyasi görevlerden ve kamu sektöründeki çoğu işten dışlanıyor.

Kadınlar ve kız çocuklar bir dizi uygulama ve duyuruyla ilkokul sonrası eğitimden dışlanarak üniversite öğrenimlerine devam etmeleri engellendi ve önlerindeki mesleki fırsatlar daha da daraltıldı.

Taliban’ın toplumsal cinsiyete dayalı şiddetten kurtulanlara yönelik kurumsal mekanizmaları ortadan kaldırması, Afgan kadınların ve kız çocukların haklarını cinsiyete dayalı olarak daha da zayıflattı.

Kadınlara 24 Aralık 2022’de sivil toplum örgütlerinde, 4 Nisan 2023’te de BM bünyesinde çalışma yasağı getiren kararnameler, toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılığın diğer kanıtları.

Kadınlara uzun mesafe yolculuklarda erkek refakatçiyle (‘mahrem’) seyahat etme zorunluluğu getirilmesi, gerekmedikçe evde kalmaları gerektiği yönündeki kararname ve Taliban’ın katı giyim kuralları, kadınların dolaşım özgürlüğünü ve kamusal alanda ne giyeceklerini seçme özgürlüğünü ihlal ediyor.

Taliban’ın kadınlara ve kız çocuklara getirdiği ayrımcı kısıtlamalar, Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi; Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi; Kadınlara Yönelik Her Türde Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme ve Çocuk Hakları Sözleşmesi dahil olmak üzere Afganistan’ın taraf olduğu birçok uluslararası sözleşmede yer verilen insan hakları korumalarını ihlal ediyor.

Afgan kadınlar ve kız çocuklar Taliban üyeleri tarafından, fiili yetkililerin mahrem kısıtlamalarını ihlal ettikleri gerekçesiyle ve barışçıl protestolara katıldıkları için sözde “ahlak suçları” isnat edilerek keyfi olarak gözaltına alındı ve alıkonuldu.

Taliban’ın suistimale dayalı, kısıtlayıcı politikalarını protesto eden kadınlar itaat etmeleri için aşırı güç kullanımı, hukuksuz gözaltı, işkence ve diğer türde kötü muameleyle karşı karşıya kaldı ve bu durum ifade, örgütlenme, barışçıl toplanma ve kamusal katılım haklarının ihlaliyle sonuçlandı.

Taliban, barışçıl protestolara katılan kadınları ve kız çocukları keyfi gözaltı, alıkoyma ve zorla kaybetme yoluyla devamlı hedef aldı. Kadınlar alıkonuldukları sürede işkence ve diğer türde kötü muameleye maruz bırakıldı ve “itirafları” veya bir daha protestolara katılmamaya söz verdiklerini beyan eden belgeleri imzalamaya zorlandı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Almanya Ekonomisi Resesyona Girdi

Avrupa Birliği’nin (AB) lokomotifi olarak tanımlanan Almanya resesyona girdi. Resesyon ya da durgunluk, makroekonomide geleneksel olarak reel gayrisafi yurt içi hasılanın iki veya daha fazla çeyrek yıllık periyotta arka arkaya negatif büyüme göstermesi durumu.

VOA Türkçe’den Cem Dalaman’ın aktardığına göre, tahminlerin tersine ılık geçen ve bu nedenle enerji tüketiminin korkulduğu kadar yüksek olmadığı 2023’ün ilk çeyreğine ilişkin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) verilerine göre, ekonomik büyüme negatife dönüşerek yüzde 0,3 daraldı.

Bundan kısa bir süre önce, hem hükümet çevreleri hem de ekonomi uzmanları Ukrayna savaşının etkilerinin beklenenden daha hafif atlatılması nedeniyle “ekonominin resesyondan kıl payı kurtulacağı” görüşünü açıklamıştı.

AB Komisyonu’nun “Avrupa Ekonomik Tahminleri 2023 Kış” raporu da, Alman ekonomisin yüzde 0,2 büyüyeceğini öngörüyordu. AB Komisyonu’nun bir önceki sonbahar raporunda ise, Alman ekonomisinin kış aylarını resesyona girmeden atlatacağı tahmin edilmişti.

Sürpriz resesyon verisinde kamu yatırımlarının azalmasının ve enflasyonun tüketicileri olumsuz etkilemesi sonucu hane halkı harcamalarında yaşanan gerilemenin etkili olduğu tahmin ediliyor.

Ekonomi Bakanlığı, geçen yılın sonunda bu yıla ilişkin tahmininde Rusya’nın Ukrayna işgalinin ardından yükselen enerji maliyetleriyle ilgili endişeler nedeniyle, Almanya’nın 2023 yılında yüzde 0,4’lük bir daralmaya hazır olması gerektiğini bildirmişti.

Analistler Avrupa’nın en büyük ekonomisinin düzlüğe çıkmasının uzun zaman alacağı yorumunda bulunuyor. Almanya’da nüfusun yaşlanması, iş gücünün azalması, doğalgaz, kömür ve petrole veda edilmesi, ayrıca enerji fiyatlarının artması gibi farklı faktörlerin Alman ekonomisini olumsuz etkilemeyi sürdüreceği tahmin ediliyor.

Alman şirketlerine ilişkin anket

Nitekim Alman Sanayi ve Ticaret Odaları Birliği (DIHK), ülke ekonomisinin görünümü hakkında 21 bin Alman şirketinin katıldığı bir anketin sonuçlarını yayınladı.

Ankete göre, katılan Alman şirketlerin yüzde 34’ü iş durumlarını iyi, yüzde 51’i tatmin edici olarak değerlendirdi. Şirketlerin yüzde 15’i ise iş durumlarını kötü olarak nitelendirdi. Katılan şirketlerin neredeyse dörtte biri önümüzdeki 12 ayda iş durumlarının kötüleşeceğini beklediklerini belirtti.

Enerji ve ham madde fiyatları, ankete katılan şirketlerin yüzde 65’i tarafından en büyük iş riski olarak görüldü. Bu oran, yılın başında yüzde 72 seviyesindeydi. İkinci büyük risk ise nitelikli işçi kıtlığı ve yüksek enflasyon nedeniyle iş gücü maliyetleri oldu. Şirketlerin yüzde 53’ü iş gücü maliyetlerini iş riski olarak gösterdi.

Fiyatlardaki artış sürüyor

Bu yıl için tüketici fiyatlarındaki artışın devam edeceği tahmin ediliyor.

Almanya, geçen yılı yüzde 8’e yaklaşan enflasyon oranıyla kapatmıştı. Veriler, geçen Nisan ayında tüketici fiyatlarının bir önceki yılın aynı ayına kıyasla yüzde 7,2 arttığını ortaya koydu. Böylece tüketici fiyatları bir önceki aya kıyasla ise yüzde 0,4 arttı.

Gıda fiyatları Nisan’da yıllık bazda yüzde 17,2 yükseldi. Enerji fiyatları ise yüzde 6,8 artarken, hizmet fiyatları geçen ay yıllık bazda yüzde 4,7 yükseldi. Ev kiralarındaki artış ise yüzde 2 olarak kaydedildi.

Almanya’da geçen yıl Ekim ayında enflasyon yüzde 10,4 ile son 50 yılın rekorunu kırmıştı. Enflasyonda o dönemde de yine enerji ve gıda fiyatlarındaki güçlü artış etkili olmuştu.

Paylaşın

Çin, Tüm Dünyadan Daha Fazla Çelik Üretiyor

Gelişmişliğin bir göstergesi olan, ekonomik ve endüstriyel açıdan önemli kabul edilen çelik, dünya genelinde, köprü, bina ve diğer altyapı inşasında kullanılan önemli bir bileşendir.

Haber Merkezi / Çelik, aynı zamanda araç imalatı, gemi yapımı, makine imalatı, gübre imalatı gibi çeşitli sektörlerde de kullanılmaktadır.

Dünyanın en büyük çelik üreticisinin hangi ülke olduğunu biliyor musunuz? 

İlginç bir şekilde, dünyanın en büyük çelik üreticisi olan ülke, tek başına o kadar çok çelik üretiyor ki, tüm dünya bu kadarını üretemiyor.

World of Statistics, sosyal medya platformu Twitter’da maksimum çelik üretilen ülkelerin bir listesini yayınladı.

Bu liste Çin, Hindistan, Japonya, Amerika, Rusya, Güney Kore, Almanya, Türkiye, Brezilya ve İran gibi ülkeleri içeriyor.

Yayınlanan listeye göre Çin, çelik üretiminde ilk sırada yer alıyor. Çin, dünyadaki toplam çelik üretiminin yüzde 53,9’unu oluşturuyor.

Hindistan, listede ikinci sırada yer alıyor. Hindistan, çelik üretiminin yüzde 6,6’sı oluşturuyor.

ABD dördüncü sırada

Japonya yüzde 4,8 çelik üretimiyle üçüncü sırada yer alırken Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yüzde 4.3 çelik üretimiyle listede dördüncü sırada kendisine yer buluyor.

Rusya, dünyanın toplam çelik üretiminin yüzde 3,8’inin yapıldığı beşinci sırada yer alıyor.

Çelik nedir ve özellikleri?

Çeliğin en önemli özellikleri; şekillendirilebilirlik ve dayanıklılık, iyi bir akma ve çekme dayanımına sahip olması ve iyi bir ısıl iletkenliğinin olmasıdır.

Bu önemli özellikler kadar, paslanmaz çeliğin yüksek korozyon dayanımı, en önemli karakteristik özelliğidir.

Çelik Nasıl Yapılır?

En basit haliyle çelik, karbon ve demirin çok yüksek sıcaklıklarda (2600 ° F’nin üzerinde) karıştırılmasıyla yapılır. Birincil çelik üretimi , “pik demir” adı verilen bir üründen çelik oluşturur.

Pik demir, çelik için doğru olandan daha fazla karbon içeren cevherden elde edilen eritilmiş demirdir.

Çelik nasıl bir metaldir?

Çelik, demir elementi ile genellikle yüzde 0,02 ila yüzde 2,1 oranlarında değişen karbon miktarının bileşiminden meydana gelen bir alaşımdır. Çelik alaşımındaki karbon miktarları çeliğin sınıflandırılmasında etkin rol oynar.

Paylaşın

Pakistan’da Doğalgaz Ve Petrol Çıkarma Tesisine Saldırı: 6 Ölü

Pakistan’da bir doğalgaz ve petrol çıkarma tesisine düzenlenene saldırıda dört polis ve iki özel güvenlik görevlisi hayatını kaybetti. Saldırıyı şu ana kadar üstlenen olmadı.

Saldırganların olay yerinden ayrılmadan önce bölgedeki güneş enerjisi santralına da zarar verdikleri de açıklandı.

Pakistan’da radikal İslamcı bir grup militan bir doğalgaz ve petrol çıkarma tesisine saldırı düzenledi. Olayda dört polis ve iki özel güvenlik görevlisi hayatını kaybetti.

Polis yetkilileri yaptıkları açıklamada, 50 civarında silahlı militan tarafından düzenlenen saldırının Afganistan sınırı yakınlarındaki Pakistan Petrol ve Gaz Şirketi tesisini hedef aldığını söyledi.

Şirketten henüz saldırıya ilişkin bir açıklama yapılmazken şu ana kadar saldırıyı da üstlenen olmadı.

Yetkililer saldırganların, ağır silahlar ve roketlerle özellikle iki ayrı kuyuyu hedef aldıklarını söyledi. Güvenlik güçlerinin iki kuyuya yönelik saldırıları püskürttükleri, ancak can kayıplarının olduğu açıklandı.

Militanların olay yerinden ayrılmadan önce bölgedeki güneş enerjisi santralına da zarar verdikleri açıklandı.

Bölgede Pakistan Talebanı’nın da bulunduğu radikal grupların zaman zaman terör saldırıları yaptıkları biliniyor.

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Meta’ya 1,2 Milyar Euro Ceza

Avrupa Birliği (AB), Facebook, Instagram ve WhatsApp’ın sahibi Meta’ya veri koruma kurallarını ihlal ettiği gerekçesiyle 1,2 milyar euro ceza kesti. Meta ise suçlamaları reddediyor.

İrlanda veri koruma otoritesi DPC tarafından Pazartesi günü Dublin’de yapılan açıklamada Meta’nın, Avrupa Genel Veri Koruma Yönetmeliğini (GDPR) ihlal ettiği gerekçesiyle 1,2 milyar euroluk rekor para cezasına çarptırıldığı belirtildi.

Ayrıca DPC’nin, Meta’ya ABD’ye veri aktarımını durdurması için beş ay süre verdiği de kaydedildi.

Meta şirketi, Avrupa’daki Facebook kullanıcılarının verilerini AB gizlilik ilkelerini ihlal ederek ABD’li sunuculara aktarmakla suçlanıyor. ABD istihbarat servislerinin böylece Avrupalı kullanıcıların bilgilerine erişebileceğinden endişeleniliyor.

EDPB Başkanı Andrea Jelinek, Meta’nın ihlalinin “sistematik”, “tekrar eden” ve “sürekli” olması nedeniyle çok ciddi olduğunun tespit edildiğini belirtti.

Andrea Jelinek, “Facebook’un Avrupa’da milyonlarca kullanıcısı var. Bu nedenle aktarılan kişisel verilerin hacmi çok büyük. Benzeri görülmemiş bu para cezası, kuruluşlara ciddi ihlallerin büyük sonuçları olacağına dair güçlü bir işaret.” değerlendirmesinde bulundu.

Meta cezaya itiraz edecek

Meta ise suçlamaları reddediyor. ABD’li şirket, kesilen cezanın “haksız ve gereksiz” olduğunu ileri sürerek, kararla yasal yollardan mücadele edileceğini bildirdi.

Meta daha önce yaptığı açıklamalarda transatlantik veri transferinin uzun vadede mümkün olmaması halinde AB’den tamamen çekilme tehdidinde bulunmuştu.

DPC tarafından Meta’ya kesilen ceza, 2021 yılında Amazon.com’a verilen 746 milyon euroluk cezayı geride bıraktı.

Paylaşın

İsrail, Batı Şeria’da Üç Filistinliyi Öldürdü

İsrail, Batı Şeria’da yer alan bir mülteci kampına düzenlediği baskında üç Filistinliyi öldürdü. İsrail ayrıca, baskında, tüfek, mühimmat ve patlayıcı aletler ele geçirdiğini duyurdu.

İsrail, ayrıca üç kişiyi de gözaltına aldığını duyurdu. Filistinli yetkililer, baskında yaralanan altı kişiden birinin durumunun ağır olduğunu açıkladı.

İsrail, Nablus’un doğusundaki Balata Mülteci Kampı’na gece saatlerinde baskın düzenledi. The Palestine Chronicle’da yer alan habere göre, İsrail’in buldozerler ve askeri araçlar eşliğinde düzenlediği baskın esnasında onlarca evin kapısı kırıldı.

Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, kampta İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu Muhammed Bilal Zeytun (32), Fethi Ebu Rızk (30) ve Abdullah Ebu Hamdan (24) isimli 3 Filistinli hayatını kaybetti. Baskın sırasında biri ağır altı kişinin de yaralandığı bildirildi.

İsrail güçlerinin, Filistin Kızılayı’na ait ambulansların kampa girmesine engel olduğu da belirtildi.

İsrail Savunma Kuvvetleri, yaptığı açıklamada, İsrail güçlerinin Batı Şeria’nın farklı yerlerinde aranan 13 kişiyi gözaktına aldığını söyledi. Ayrıca “karşılıklı açılan ateşin ardından iki zanlıyı etkisiz hale getirdiğini” ileri sürdü.

ABD’den İsrail’e tepki

Öte yandan İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşim birimi Homeş’le ilgili kararına ABD’den tepki geldi.

Vatandaşlarının Homeş’te “kalıcı varlık” göstermesine izin veren İsrail’in bu kararından son derece rahatsız olduklarını belirten ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matt Miller, bu yerleşim biriminin İsrail yasalarına da aykırı şekilde özel Filistin topraklarına inşa edildiğini hatırlattı.

Miller, konuya ilişkin yazılı açıklamasında, söz konusu kararnamenin hem 2004’te Bush yönetimine hem de mevcut İsrail hükümetinin Biden yönetimine verdiği taahhütlere de ters düştüğünü belirterek “Batı Şeria’da İsrail yerleşim birimlerinin artırılması, iki devletli çözümün önünde engel oluşturmaktadır” ifadesini kullandı.

İsrail hükümeti geçen Mart ayında, Batı Şeria’da Homeş dâhil dört bölgedeki Yahudi yerleşimlerinin tahliyesini sağlayan 2005 Çekilme Yasası’nın ilgili maddelerini iptal etmişti. İsrail ordusunun geçen Perşembe günkü kararnamesinde de İsraillilerin tekrar Homeş’e girmesine izin verilirken bu bölgede yeniden Yahudi yerleşimleri inşa edilmesinin önü açıldı.

Mescid-i Aksa gerginliği

ABD Dışişleri Bakanlığı, Müslümanların Harem-i Şerif, Yahudilerin ise Tapınak Tepesi olarak adlandırdığı kutsal bölgeye dün İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir tarafından düzenlenen ziyareti eleştirdi.

Açıklamasında Ben-Gvir’in düzenlediği “provokatif ziyaret” ve “kışkırtıcı retorikten” de endişe duyduklarını belirten Miller, “Bu kutsal alan siyasi amaçlar için kullanılmamalı, tüm taraflara buranın kutsallığına saygı gösterme çağrısında bulunuyoruz” dedi. Açıklamada, ABD’nin “Kudüs’teki kutsal alanların tarihi statükosuna desteği” de teyit edildi.

Mescid-i Aksa’ya İsrail güvenlik güçleri eşliğinde giren Ben-Gvir, “Kudüs’ün ve tüm İsrail toprağının sahibi biziz” açıklamasında bulunmuştu.

İsrailli Bakan’ın ziyaretine Dışişleri Bakanlığı da tepki göstermişti.

Bakanlığın sosyal medya hesabından yayımlanan açıklamada, “İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı’nın 21 Mayıs tarihinde İsrail güvenlik güçlerinin refakatinde Harem-i Şerif’e düzenlediği uluslararası hukuku açıkça ihlal eden baskını şiddetle kınıyoruz. İsrail hükümet üyelerinin Harem-i Şerif’in tarihi statüsüne bu şekilde meydan okuması, kışkırtıcı ve faşizan eylemlerde bulunması hiçbir şekilde kabul edilemez” denilmişti.

Paylaşın

Yunanistan’da Seçimin Galibi Miçotakis: Büyük Bir Zafer

Yunanistan’da Başbakan Kiriakos Miçotakis ve liderliğini yaptığı muhafazakar merkez sağ Yeni Demokrasi Partisi seçimleri büyük bir farkla önde tamamladı. Miçotakis, seçimler öncesinde yapılan kamuoyu yoklamalarında da istikrarlı bir şekilde önde gidiyordu.

Yeni Demokrasi Partisi, oyların yaklaşık yüzde 40’ını alırken, ana muhalefetteki sol parti Syriza yaklaşık yüzde 20 oy aldı. Yeni Demokrasi’nin zaferi, partinin son 14 yılda aldığı en yüksek oy oranına işaret etti.

Başbakan Kiriakos Mitsotakis, bu sonucun “kendi beklentilerinin de ötesinde olan büyük bir zafer” olduğunu belirtti. Yeni Demokrasi Partisi, bir önceki seçimlerde yüzde 39,9 oy almıştı.

Ancak bu sonuç, Yeni Demokrasi Partisi’nin tek başına hükümet kurmasını sağlayacak vekil sayısına ulaşmasına yetmedi. Bu nedenle Mitsotakis’in bir başka partiyle koalisyon kurma arayışına gitmesi ya da yeni bir seçim çağrısında bulunması gerekecek.

Sonuçların açıklanmasının ardından tercihinin tekrar sandığa gidilmesi olduğunu açıkça ortaya koyan Mitsotakis, gelecek seçimlerde Yeni Demokrasi’nin tek başına iktidara gelmesini sağlayacak aritmetiğe ulaşmak için derhal çalışmalara başlayacaklarını söyledi.

“Bugün atılan ilk adımı tamamlayıp nihai kazanan olmak için cesurca ve durmaksızın ilerleyeceğiz” diyen Mitsotakis, Yunan halkının “güçlü bir hükümet” istediğini belirtti.

Syriza lideri Aleksis Tsipras da seçim sürecinin “henüz bitmediğini” belirtti. Tsipras, bir sonraki seçimin “kritik ve nihai” olacağını ifade etti.

Yunanistan’ın nispi temsile dayalı yeni seçim yasası, herhangi bir partinin 300 üyeli parlamentoda salt çoğunluğu elde ederek kendi başına bir hükümet kurmasını zorlaştırıyor. Yani Miçotakis’in bir koalisyon ortağı bulması gerekebilir.

Ancak, Miçotakis için bunu yapmamanın avantajları da var çünkü ülke ikinci bir seçime giderse Yeni Demokrasi Partisi oylamada açık bir galibiyet elde ederek ülkeyi kendi başına yönetebilir.

Seçimden önce Syriza Partisi birinci olurlarsa bir koalisyon hükümeti kurmaya çalışacaklarını ilan etmişti. Sosyalist Pasok Partisi ise ne Yeni Demokrasi ne de Syriza ile işbirliği yapacağını açıklamıştı. Komünist KKE de benzer şekilde koalisyon kurmak için diğer partilerle işbirliği yapmayacaklarını duyurdu.

Diğer partilerin oy oranları

Seçimde Nikos Andrulakis liderliğindeki sosyalist parti PASOK-KINAL oyların yüzde 11,5’ini aldı. Parti, 2019’da yüzde 8,1 oy almıştı.

Komünist Parti yüzde 7,2 oy alırken sağ popülist Elliniki Lysi yüzde 4,4 oy ile parlamentoya girdi.

Tsipras’ın başbakanlığı döneminde maliye bakanı olan Yanis Varufakis’in sol partisi MeRA25 ise yüzde 3’lük seçim barajını geçemediği için meclise giremedi.

Aşırı muhafazakâr NIKI de barajı aşamadı.

Yurt dışında kayıtlı Yunanlıların ilk kez oy kullanmasına izin verildi

Dünyanın dört bir yanındaki Yunan seçmenlerin, yurtdışında oy kullanmak için kayıt olmalarına ilk kez izin verilen seçimlerde yüksek katılım oldu.

İçişleri Bakanlığı’na göre 35 ülkede 18 bin 203 kişi oy kullandı ki bu da yurtdışındaki kayıtlı seçmenlerin yüzde 79,6’sını temsil ediyor.

Bu şekilde Almanya, İtalya, Fransa, İngiltere ve Belçika’nın yanı sıra Kanada ve ABD’de de sandık başına gidildi.

Ülkeyi neredeyse otuz yıl yönetmiş olan Sosyalistler güç kazandı

Nikos Androulakis liderliğindeki sosyalist Pasok, oylarını yüzde 40 artırdı.

Rakamlar hala 80’ler, 90’lar ve 2000’lerdeki gibi olmasa da geçen seçimdeki yüzde 8 oy oranından yüzde 11.5’e çıkıldı. Bunun sosyalistler için oldukça önemli bir ilerleme olduğu düşünülüyor.

Bir zamanlar Yunan siyasetinde baskın güç olan Pasok’un yerini finansal kriz sırasında Syriza almıştı.

Son yedi yıldır Brüksel’de Avrupa Parlamenteri olan Androulakis’in, telefon dinleme skandalını örtbas etmekle suçladığı Başbakan Miçotakis ile ilişkisi zayıf. Ancak Çipras ile de arası kötü ve Çipras’ı Pasok seçmenlerini “çalmaya çalışmakla” suçluyor.

Yeni seçim yasası

Yapılması beklenen seçimlerde, Yunanistan’daki yeni seçim yasası devreye girecek. Yeni yürürlüğe giren bu yasaya göre, sandıktan birinci çıkan partiye mecliste fazladan 20 ila 50 sandalye daha veriliyor.

Dolayısıyla Yeni Demokrasi’nin ilk seçimdekine benzer bir sonuç elde etmesi hâlinde bu kez tek başına hükümet kuracak sandalye sayısına da ulaşması bekleniyor.

Düzelen ekonomi faktörü

Yeni Demokrasi’nin seçim zaferinde, Mitsotakis’in Yunanistan’a kazandırdığı ekonomik istikrar önemli rol oynadı. Pandemi nedeniyle özellikle turizm sektörünün ağır yara aldığı ülkede geçen yıl yüzde 5,9 ekonomik büyüme kaydedildi.

İşsizliğin azaldığı, enflasyonun ivme kaybettiği ülke, bu yıl da Avrupa Birliği ortalamasının iki katı ekonomik büyüme öngörülüyor.

Yunanistan’da bu yıl patlak verentelekulak skandalıve geçen Şubat ayında 57 kişinin ölümüyle sonuçlanan tren kazası da Yeni Demokrasi’nin sandıktan zaferle ayrılmasına engel teşkil etmedi.

Parti, anketlerdeki beklentinin ötesindekibir farkla seçimi kazandı. Tren kazası sonrası görevinden istifa eden Ulaştırma Bakanı Kostas Karamanlis de yeniden milletvekili seçildi.

Paylaşın