İsrail, Batı Şeria’da Üç Filistinliyi Öldürdü

İsrail, Batı Şeria’da yer alan bir mülteci kampına düzenlediği baskında üç Filistinliyi öldürdü. İsrail ayrıca, baskında, tüfek, mühimmat ve patlayıcı aletler ele geçirdiğini duyurdu.

İsrail, ayrıca üç kişiyi de gözaltına aldığını duyurdu. Filistinli yetkililer, baskında yaralanan altı kişiden birinin durumunun ağır olduğunu açıkladı.

İsrail, Nablus’un doğusundaki Balata Mülteci Kampı’na gece saatlerinde baskın düzenledi. The Palestine Chronicle’da yer alan habere göre, İsrail’in buldozerler ve askeri araçlar eşliğinde düzenlediği baskın esnasında onlarca evin kapısı kırıldı.

Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, kampta İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu Muhammed Bilal Zeytun (32), Fethi Ebu Rızk (30) ve Abdullah Ebu Hamdan (24) isimli 3 Filistinli hayatını kaybetti. Baskın sırasında biri ağır altı kişinin de yaralandığı bildirildi.

İsrail güçlerinin, Filistin Kızılayı’na ait ambulansların kampa girmesine engel olduğu da belirtildi.

İsrail Savunma Kuvvetleri, yaptığı açıklamada, İsrail güçlerinin Batı Şeria’nın farklı yerlerinde aranan 13 kişiyi gözaktına aldığını söyledi. Ayrıca “karşılıklı açılan ateşin ardından iki zanlıyı etkisiz hale getirdiğini” ileri sürdü.

ABD’den İsrail’e tepki

Öte yandan İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşim birimi Homeş’le ilgili kararına ABD’den tepki geldi.

Vatandaşlarının Homeş’te “kalıcı varlık” göstermesine izin veren İsrail’in bu kararından son derece rahatsız olduklarını belirten ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matt Miller, bu yerleşim biriminin İsrail yasalarına da aykırı şekilde özel Filistin topraklarına inşa edildiğini hatırlattı.

Miller, konuya ilişkin yazılı açıklamasında, söz konusu kararnamenin hem 2004’te Bush yönetimine hem de mevcut İsrail hükümetinin Biden yönetimine verdiği taahhütlere de ters düştüğünü belirterek “Batı Şeria’da İsrail yerleşim birimlerinin artırılması, iki devletli çözümün önünde engel oluşturmaktadır” ifadesini kullandı.

İsrail hükümeti geçen Mart ayında, Batı Şeria’da Homeş dâhil dört bölgedeki Yahudi yerleşimlerinin tahliyesini sağlayan 2005 Çekilme Yasası’nın ilgili maddelerini iptal etmişti. İsrail ordusunun geçen Perşembe günkü kararnamesinde de İsraillilerin tekrar Homeş’e girmesine izin verilirken bu bölgede yeniden Yahudi yerleşimleri inşa edilmesinin önü açıldı.

Mescid-i Aksa gerginliği

ABD Dışişleri Bakanlığı, Müslümanların Harem-i Şerif, Yahudilerin ise Tapınak Tepesi olarak adlandırdığı kutsal bölgeye dün İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir tarafından düzenlenen ziyareti eleştirdi.

Açıklamasında Ben-Gvir’in düzenlediği “provokatif ziyaret” ve “kışkırtıcı retorikten” de endişe duyduklarını belirten Miller, “Bu kutsal alan siyasi amaçlar için kullanılmamalı, tüm taraflara buranın kutsallığına saygı gösterme çağrısında bulunuyoruz” dedi. Açıklamada, ABD’nin “Kudüs’teki kutsal alanların tarihi statükosuna desteği” de teyit edildi.

Mescid-i Aksa’ya İsrail güvenlik güçleri eşliğinde giren Ben-Gvir, “Kudüs’ün ve tüm İsrail toprağının sahibi biziz” açıklamasında bulunmuştu.

İsrailli Bakan’ın ziyaretine Dışişleri Bakanlığı da tepki göstermişti.

Bakanlığın sosyal medya hesabından yayımlanan açıklamada, “İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı’nın 21 Mayıs tarihinde İsrail güvenlik güçlerinin refakatinde Harem-i Şerif’e düzenlediği uluslararası hukuku açıkça ihlal eden baskını şiddetle kınıyoruz. İsrail hükümet üyelerinin Harem-i Şerif’in tarihi statüsüne bu şekilde meydan okuması, kışkırtıcı ve faşizan eylemlerde bulunması hiçbir şekilde kabul edilemez” denilmişti.

Paylaşın

Yunanistan’da Seçimin Galibi Miçotakis: Büyük Bir Zafer

Yunanistan’da Başbakan Kiriakos Miçotakis ve liderliğini yaptığı muhafazakar merkez sağ Yeni Demokrasi Partisi seçimleri büyük bir farkla önde tamamladı. Miçotakis, seçimler öncesinde yapılan kamuoyu yoklamalarında da istikrarlı bir şekilde önde gidiyordu.

Yeni Demokrasi Partisi, oyların yaklaşık yüzde 40’ını alırken, ana muhalefetteki sol parti Syriza yaklaşık yüzde 20 oy aldı. Yeni Demokrasi’nin zaferi, partinin son 14 yılda aldığı en yüksek oy oranına işaret etti.

Başbakan Kiriakos Mitsotakis, bu sonucun “kendi beklentilerinin de ötesinde olan büyük bir zafer” olduğunu belirtti. Yeni Demokrasi Partisi, bir önceki seçimlerde yüzde 39,9 oy almıştı.

Ancak bu sonuç, Yeni Demokrasi Partisi’nin tek başına hükümet kurmasını sağlayacak vekil sayısına ulaşmasına yetmedi. Bu nedenle Mitsotakis’in bir başka partiyle koalisyon kurma arayışına gitmesi ya da yeni bir seçim çağrısında bulunması gerekecek.

Sonuçların açıklanmasının ardından tercihinin tekrar sandığa gidilmesi olduğunu açıkça ortaya koyan Mitsotakis, gelecek seçimlerde Yeni Demokrasi’nin tek başına iktidara gelmesini sağlayacak aritmetiğe ulaşmak için derhal çalışmalara başlayacaklarını söyledi.

“Bugün atılan ilk adımı tamamlayıp nihai kazanan olmak için cesurca ve durmaksızın ilerleyeceğiz” diyen Mitsotakis, Yunan halkının “güçlü bir hükümet” istediğini belirtti.

Syriza lideri Aleksis Tsipras da seçim sürecinin “henüz bitmediğini” belirtti. Tsipras, bir sonraki seçimin “kritik ve nihai” olacağını ifade etti.

Yunanistan’ın nispi temsile dayalı yeni seçim yasası, herhangi bir partinin 300 üyeli parlamentoda salt çoğunluğu elde ederek kendi başına bir hükümet kurmasını zorlaştırıyor. Yani Miçotakis’in bir koalisyon ortağı bulması gerekebilir.

Ancak, Miçotakis için bunu yapmamanın avantajları da var çünkü ülke ikinci bir seçime giderse Yeni Demokrasi Partisi oylamada açık bir galibiyet elde ederek ülkeyi kendi başına yönetebilir.

Seçimden önce Syriza Partisi birinci olurlarsa bir koalisyon hükümeti kurmaya çalışacaklarını ilan etmişti. Sosyalist Pasok Partisi ise ne Yeni Demokrasi ne de Syriza ile işbirliği yapacağını açıklamıştı. Komünist KKE de benzer şekilde koalisyon kurmak için diğer partilerle işbirliği yapmayacaklarını duyurdu.

Diğer partilerin oy oranları

Seçimde Nikos Andrulakis liderliğindeki sosyalist parti PASOK-KINAL oyların yüzde 11,5’ini aldı. Parti, 2019’da yüzde 8,1 oy almıştı.

Komünist Parti yüzde 7,2 oy alırken sağ popülist Elliniki Lysi yüzde 4,4 oy ile parlamentoya girdi.

Tsipras’ın başbakanlığı döneminde maliye bakanı olan Yanis Varufakis’in sol partisi MeRA25 ise yüzde 3’lük seçim barajını geçemediği için meclise giremedi.

Aşırı muhafazakâr NIKI de barajı aşamadı.

Yurt dışında kayıtlı Yunanlıların ilk kez oy kullanmasına izin verildi

Dünyanın dört bir yanındaki Yunan seçmenlerin, yurtdışında oy kullanmak için kayıt olmalarına ilk kez izin verilen seçimlerde yüksek katılım oldu.

İçişleri Bakanlığı’na göre 35 ülkede 18 bin 203 kişi oy kullandı ki bu da yurtdışındaki kayıtlı seçmenlerin yüzde 79,6’sını temsil ediyor.

Bu şekilde Almanya, İtalya, Fransa, İngiltere ve Belçika’nın yanı sıra Kanada ve ABD’de de sandık başına gidildi.

Ülkeyi neredeyse otuz yıl yönetmiş olan Sosyalistler güç kazandı

Nikos Androulakis liderliğindeki sosyalist Pasok, oylarını yüzde 40 artırdı.

Rakamlar hala 80’ler, 90’lar ve 2000’lerdeki gibi olmasa da geçen seçimdeki yüzde 8 oy oranından yüzde 11.5’e çıkıldı. Bunun sosyalistler için oldukça önemli bir ilerleme olduğu düşünülüyor.

Bir zamanlar Yunan siyasetinde baskın güç olan Pasok’un yerini finansal kriz sırasında Syriza almıştı.

Son yedi yıldır Brüksel’de Avrupa Parlamenteri olan Androulakis’in, telefon dinleme skandalını örtbas etmekle suçladığı Başbakan Miçotakis ile ilişkisi zayıf. Ancak Çipras ile de arası kötü ve Çipras’ı Pasok seçmenlerini “çalmaya çalışmakla” suçluyor.

Yeni seçim yasası

Yapılması beklenen seçimlerde, Yunanistan’daki yeni seçim yasası devreye girecek. Yeni yürürlüğe giren bu yasaya göre, sandıktan birinci çıkan partiye mecliste fazladan 20 ila 50 sandalye daha veriliyor.

Dolayısıyla Yeni Demokrasi’nin ilk seçimdekine benzer bir sonuç elde etmesi hâlinde bu kez tek başına hükümet kuracak sandalye sayısına da ulaşması bekleniyor.

Düzelen ekonomi faktörü

Yeni Demokrasi’nin seçim zaferinde, Mitsotakis’in Yunanistan’a kazandırdığı ekonomik istikrar önemli rol oynadı. Pandemi nedeniyle özellikle turizm sektörünün ağır yara aldığı ülkede geçen yıl yüzde 5,9 ekonomik büyüme kaydedildi.

İşsizliğin azaldığı, enflasyonun ivme kaybettiği ülke, bu yıl da Avrupa Birliği ortalamasının iki katı ekonomik büyüme öngörülüyor.

Yunanistan’da bu yıl patlak verentelekulak skandalıve geçen Şubat ayında 57 kişinin ölümüyle sonuçlanan tren kazası da Yeni Demokrasi’nin sandıktan zaferle ayrılmasına engel teşkil etmedi.

Parti, anketlerdeki beklentinin ötesindekibir farkla seçimi kazandı. Tren kazası sonrası görevinden istifa eden Ulaştırma Bakanı Kostas Karamanlis de yeniden milletvekili seçildi.

Paylaşın

G7’den Ukrayna’ya Tam Destek; Rusya’ya Yeni Yaptırımlar

Japonya, Almanya, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Fransa, İngiltere, İtalya ve Kanada’dan oluşan G7’nin liderleri Japonya’nın Hiroşima kentinde yapılan zirvede, küresel siyasi meseleleri ele aldılar.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin de davet edildiği zirvenin gündem maddeleri arasında Ukrayna Savaşı, Moskova’ya yönelik yaklaşımlar, Çin’in nüfuz iddialarına Batı’nın vereceği tepki ve küresel ekonomik konular oldu.

G7 Zirvesi’nde liderler Ukrayna’ya “gerektiği sürece tam destek” vereceklerini belirtirken, ABD Başkanı Joe Biden, Ukrayna’ya ABD yapımı F-16 savaş uçağı tedarik etme onayı verdi. G7 liderleriyle görüşen Biden’ın, Ukraynalı pilotlara yönelik ortak eğitim programlarına ABD’nin de destek verdiğini söylediği açıklandı.

Rusya’nın “savaş makinesine” darbe

G7 liderleri, Rusya’ya ve Rusya’nın saldırı savaşına destek verenlere yönelik yaptırımları artırma konusunda mutabakata varırken, Moskova’ya yönelik mevcut yaptırımlardaki boşlukların kapatılmasına da karar verildi.

Zirvede, Rusya’yı “savaşı destekleyecek teknoloji, endüstriyel ekipman ve hizmetlerden” mahrum bırakmak istendiği belirtildi. G7 liderleri Rusya’nın milyar dolarlık ham elmas ticaretine de kısıtlamalar getirilmesi yönünde irade beyan etti.

Elmas ticareti, elmas üretiminde dünyada ilk sırada bulunan Rusya’nın önemli gelir kaynaklarından. Devlete ait elmas madenciliği şirketi Alrosa’nın 2021 yılında elde ettiği gelirin yaklaşık 4 milyar euro civarında olduğu biliniyor.

Çin risklerini en aza indirmek

Zirveyi takip eden uzmanlar, ABD ile Avrupa ülkelerinin küresel ticaretteki farklı çıkarları sebebiyle Çin konusunda ortak bir duruş sergilemelerinin zor olduğunu belirtiyor.

Liderler, ekonomik bir “ayrışma” olmaması, ancak tedarik zincirleri çeşitlendirilerek dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Çin’e bağımlılık risklerinin azaltılması konusunda anlaştı.

G7 ülkeleri, hızla silahlanan Çin’in Asya-Pasifik bölgesindeki “askerileştirme faaliyetlerine” karşı uyarıda bulunurken, Pekin’den de Rusya’ya askerlerini Ukrayna’dan bir an önce çekmesi için baskı yapmasını talep etti.

Nükleer silahsızlanmaya yönelik ilk açıklama

G7, 1945 yılında ABD’nin atom bombası saldırısıyla yerle bir olan Hiroşima’da ilk kez nükleer silahsızlanmaya ilişkin kendi deklarasyonunu yayınladı. Bildiride Çin’in hızla büyüyen nükleer cephaneliğinden duyulan endişe dile getirildi.

Ayrıca Moskova’nın Ukrayna savaşında nükleer silah kullanma tehdidini ve Belarus’ta konuşlandırılacağı duyurulan nükleer silahları “tehlikeli ve kabul edilemez” olduğu ifade edildi. G7 liderleri Kuzey Kore’ye de nükleer silahlardan tamamen vazgeçmesi çağrısında bulundu.

İklim politikaları

G7 ülkeleri, küresel ısınmanın 1,5 derece ile sınırlandırılması amacıyla, yeni araç kayıtlarında elektrikli araçların payının 2035 yılına kadar yüzde 100’e çıkarılmasını hedeflediklerini belirtti.

Ayrıca gaz sektöründe devlet destekli yatırımlara belirli koşullar altında ve Rus kaynaklarına bağımlılığı sona erdirmek için “geçici bir önlem olarak” izin verilebileceği belirtildi. Ancak G7’nin iklim politikasındaki genel hedefin “en geç 2050 yılına kadar net sıfır sera gazı emisyonuna ulaşmak” olarak kaldığı vurgulandı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Zelenskiy, Bahmut’un Düştüğünü Doğruladı: Sadece Kalbimizde

G7 zirvesi için Japonya’da bulunan Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, ülkenin doğusundaki kentin kontrolünün kendilerinde olup olmadığı sorusuna “Çok acı, trajedi ama Bahmut bugün sadece kalplerimizde” diye yanıt verdi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus güvenlik şirketi Wagner’in paralı savaşçılarını ve Rusya Silahlı Kuvvetlerine bağlı askerleri Bahmut şehrini ele geçirdikleri için tebrik etti.

Ukrayna’daki savaşta etkin rol alan Rus paramiliter grubu Wagner’ın lideri Cumartesi günü bir videoda güçlerinin şehri ele geçirdiğini söylemiş, Ukraynalı yetkililer bu iddiayı reddetmişti.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy daha önce Bahmut’u Ukrayna moralinin “kalesi” olarak nitelendirmişti.

Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna’nın doğusundaki Bahmut kentinin ele geçirildiğini duyurdu. Bakanlık açıklamasında, Rus paralı asker grubu Wagner birliklerinin topçu ve hava kuvvetlerinin desteğiyle “Artemovsk (Bahmut) şehrinin kurtarılmasını tamamladığını” bildirdi.

Japonya’nın Hiroşima kentinde düzenlenen G7 Zirvesi’ne katılan Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy de, Pazar günü burada yaptığı açıklamada, Bahmut’un Rus birlikler tarafından ele geçirildiğini onaylayarak, “Şehirde hiç sağlam bina kalmadı. Bugün Bahmut sadece kalbimizde” ifadelerini kullandı. Yaşananları “trajedi” olarak nitelendiren Zelenskiy, Bahmut’u savunmak için çaba sarfeden Ukraynalı askerlere de teşekkür etti.

Rus haber ajansı Tass ise, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Wagner birliklerini ve orduyu kutladığını bildirdi.

Rusya Savunma Bakanlığı’nın açıklamasından birkaç saat önce, paralı asker grubu Wagner’in kurucusu ve lideri Yevgeni Prigojin, Rusya ve Ukrayna arasında çatışmaların son aylarda şiddetlendiği Bahmut kentini tamamen kontrol altına aldıklarını dile getirmiş ve “Bahmut’un alınması 224 gün sürdü. 25 Mayıs’a kadar Wagner Grubu savaşçıları şehri inceleyecek ve gereken savunma hattını oluştup Bahmut’u Rus ordusuna teslim edecek” ifadelerini kullanmıştı.

Ukrayna ordusundan yapılan açıklamada ise şehirde çatışmaların devam ettiği belirtilmiş, ancak “durumun kritik” olduğu ifade edilmişti.

Savaştan önce 70 bin kişinin yaşadığı Bahmut, savaşın en uzun ve kanlı çatışmalarına sahne olan cepheye dönüşmüştü. Aylardan bu yana bölgede devam eden söz konusu çatışmalarda her iki tarafın ağır kayıplar verdiği tahmin ediliyor.

Yorumcular, Bahmut’un Moskova için çok az stratejik değeri olduğunu, ancak Ukrayna savaşının şimdiye kadarki en uzun muharebesinin ardından kentin ele geçirilmesinin Rusya için sembolik bir zafer ifade ettiğini söylüyor.

Batılı yetkililer Bahmut’ta 20.000 ila 30.000 arasında Rus askerinin öldüğünü ya da yaralandığını tahmin ediyor. Ukrayna ordusunun da ağır bir bedel ödediği belirtiliyor.

G-7’den Ukrayna’ya destek sözü

Bu arada G7 liderleri zirvede, Ukrayna’ya gerektiği sürece diplomatik ve askeri destek sağlayacaklarını taahhüt ederken Ukrayna’da barışı yeniden tesis etme kararlılıklarını yineledi.

Ev sahibi Japonya Başbakanı Kişida Fumio, Zelenskiy’e Ukrayna’da, adil ve kalıcı barış için samimi çabalarından dolayı tebriklerini sundu.

ABD Başkanı Joe Biden, zirve sırasında Zelenskiy ile yaptığı görüşmede ülkesinin Ukrayna’ya yeni silah ve mühimmatlar vereceği vaadinde bulundu. Biden, ülkesinin Ukrayna’ya ağır silahların yanı sıra top ve yeni muharebe zırhlı araçları göndereceğini duyurdu.

Paylaşın

Rusya’dan Batı’ya Çok Sert F-16 Tepkisi

ABD’nin Ukrayna’ya F-16 savaş uçakları verilmesine onay vermesinin ardından açıklama yapan Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Alexander Grushko, batılı ülkelerin bunu yapması halinde çok büyük bir risk alacaklarını söyledi.

Grushko, konuya ilişkin bir soruya verdiği yanıtta “Batılı ülkelerin halen daha tansiyonu arttırma yönünde adımlar attığını görüyoruz. Bu kendileri açısında son derece büyük riskler içeriyor” dedi.

Grushko, Rusya’nın olası tüm durumları dikkate aldığını ve hedeflerine ulaşabilmek için her türlü imkan ve araca sahip olduğunu söyledi.

Açıklamaları TASS haber ajansı tarafından aktarılan Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Aleksandr Gruşko, Batılı ülkelerin Ukrayna’ya F-16 vermeleri hâlinde kendileri açısından “çok büyük riskler” alacakları uyarısında bulundu.

Kiev’in NATO ülkelerinden talep ettiği ABD yapımı F-16 savaş uçaklarının Ukrayna’ya verilmesinin olası sonuçları konusundaki bir soruyu yanıtlayan Gruşko, “Batılı ülkelerin hâlen tansiyonu yükselten senaryoya bağlı kaldığını görüyoruz. Bu kendileri açısından çok büyük riskler içeriyor” dedi.

Rus Bakan Yardımcısı, “Her hâlükârda bunu planlarımızda hesaba katacağız ve belirlediğimiz hedefleri başarmak için gerekli tüm araçlara sahibiz” diye ekledi.

ABD Başkanı Biden’dan yeşil ışık
Daha önce Ukrayna’ya F-16 tedarikine karşı çıkan ABD Başkanı Joe Biden, dün Japonya’daki G7 zirvesinekatılan liderlere Washington’ın artık bu talebi karşılama yoluna gideceğini söyledi.

G7 liderleriyle görüşen Biden’ın Ukraynalı pilotlara yönelik ortak eğitim programlarına ABD’nin de destek verdiğini söylediği açıklandı.

Associated Press’in haberine göre Biden, F-16’ların ne zaman, kaç tane ve hangi ülke tarafından tedarik edileceğine ilişkin kararını Ukraynalı pilotların eğitimi sürerken vereceğini söyledi.

Birçok NATO ülkesinin elinde F-16 bulunuyor. Ancak ABD yapımı savaş uçaklarının üçüncü ülkelere verilebilmesi için Washington’ın onayı gerekiyor.

ABD’li yetkililer, Beyaz Saray’ın Ukrayna’ya F-16 tedariki konusundaki isteksizliğine, pilotların eğitim süresinin uzunluğu ve Rusya ile yaşanan çatışmanın şiddetlenme riski gibi unsurları gerekçe gösteriyordu.

Ukrayna uzun süredir gelişmiş savaş uçakları istiyordu ve Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy, kararı “tarihi” diye tanımladı.

Ancak şu ana kadar hiçbir ülke Kiev’e gelişmiş savaş uçağı taahhüdünde bulunmadı.

Ukrayna uzun süredir Batılı müttefiklerinden savaş uçağı talep ediyordu. Ukrayna lideri Zelenskiy “Jetler havadaki ordumuzu önemli bir şekilde büyütecek” dedi.

Zelenskiy ayrıca, G7 zirvesinde “planın uygulanmasını görüşmeyi dört gözle beklediğini” belirtti.

ABD Ukrayna’ya en azından yakın vadede modern savaş uçakları verilmesi konusunda şüpheci davranıyordu. Bunun yerine, karada askeri destek veriyordu.

Bazı NATO üyeleri de, Ukrayna’ya savaş uçağı vermenin savaşı büyüteceğinden ve Rusya’yla doğrudan çatışma riskini artıracağından kaygılıydı.

ABD Başkanı Biden da daha iki ay önce gazetecilere Ukrayna’ya savaş uçağı gönderme ihtimalinin şu an için söz konusu olmadığını söylemişti.

ABD politikasındaki değişiklik önemli olmakla birlikte, F-16 pilotlarının eğitimi zaman alacak.

Ukrayna’nın şu anda savaş uçağından çok eğitimli pilotu var, ancak deneyimli savaş pilotlarını bile yeni uçaklarda uçmaları için eğitmek dört aya kadar sürüyor. Ayrıca çeşitli ülkelerin uçakları tedarik etmesi gerekiyor.

‘200 jete ihtiyaç var’

F-16 savaş uçakları, bir dizi Avrupa ve Ortadoğu ülkesinin ordusunda yaygın bir şekilde kullanılıyor.

İngiltere, Hollanda, Belçika ve Danimarka, kararı memnuniyetle karşıladıklarını duyurdu.

Danimarka, pilotların eğitimine destek verebileceğini belirtirken, uçak gönderip göndermeyeceğini teyit etmedi. Danimarka Hava Kuvvetleri’nde 30’u operasyonel, 40 F-16 bulunuyor.

Rusya’nın işgali başladığında, Ukrayna’nın çoğu Sovyet döneminden kalma MiG-29 ve Su-27 tipi 120 adet çatışmaya uygun savaş uçağı vardı.

Ancak yetkililer, beş ya da altı kat daha fazla olduğu düşünülen Moskova’nın hava gücüne karşı koyabilmeleri için, 200 jete ihtiyaçları olduğunu belirtmişti.

Paylaşın

İran’da 5 Ayda 200’den Fazla Kişi İdam Edildi

Jîna Mahsa Amini gösterileri nedeniyle dün 3 kişinin idam edildiği İran’da kadınları fuhuş yaptırmak için başka ülkelere kaçırdığı iddia edilen bir şebekenin başındaki ismi idam edildi.

Uluslararası kuruluşlar tarafından sık sık eleştirilen İran’da 2023 yılı başından beri 200’den fazla kişi idam edildi.

Reuters’ın İran Yargı Erkine bağlı Mizan Haber Ajansı’na dayandırdığı habere göre; Yargı Erki, insan kaçakçılığı yapan bir şebekenin başında olduğu iddia edilen Şehruz Sohenveri’nin dün idam edildiğini duyurdu.

“Alex” lakabıyla bilinen Sohenveri’nin “fuhuş amacıyla insan ticareti şebekesi kurmak ve yönetmekle” suçlandığı ve 2020’de Interpol tarafından Malezya’da tutuklanarak İran’a iade edildiği belirtildi.

Sohenveri’nin , 2021’de yargılandığı mahkeme tarafından İran Ceza Kanunu’nda en ağır suçlardan biri olan “yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak” suçundan ölüm cezasına çarptırıldığı ve kararın kısa süre önce Yargıtay tarafından onandığı ifade edildi.

HRANA haber ajansı ise; aynı davada çok sayıda kadının da tutuklandığını ve ciddi suçlamalarla karşı karşıya kaldığını belirtti.

3 kişi daha idam edilmişti

İran benzer bir suçlamalarla iki yıl önce de iki kadını idama mahkum etmiş ancak sivil toplum kuruluşları ve LGBTİ+ örgütleri kadınların LGBTİ+ aktivisti olduklarını ve suçsuz olduğunu savunmuşlardı.

İran dün Jîna Mahsa Amini gösterileri sırasında İsfahan eyaletinde üç güvenlik görevlisinin öldürüldüğü olayla ilgili “devlete karşı savaş açmak (muharebe)” suçunu işledikleri iddiasıyla 3 kişi daha idam edildi.

Paylaşın

Kovid 19 Salgınının İlk İki Yılında 337 Milyon Yaşam Yılı Kaybedildi

Yeni tip koronavirüs (Kaovid 19) pandemisinin özellikle ilk iki yılında meydana gelen erken ölümlerin dünya genelinde 337 milyon yıllık insan ömrünün kaybedilmesine yol açtığı duyuruldu.

Yalnızca 2020 ve 2021 yıllarında fazladan ölüm oranına ilişkin verilere dayanarak Kovid 19’a bağlı ölüm sayısının 14 milyon 900 bin olduğunu tahmin ediyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ), veri işlemeden sorumlu yardımcı direktörü Samira Asma, koronavirüse yakalananların ömrünün istatistiki olarak ortalama 22 yıl kısaldığını söyledi.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), küresel sağlık hizmetlerindeki bazı olumlu gelişmelerin koronavirüs pandemisi nedeniyle gerilediği uyarısında da bulundu.

DSÖ’den yapılan açıklamada, pandeminin modern tıbbi hizmetlere ve düzenli aşılara erişim konusundaki eşitsizliği daha da derinleştirdiğine dikkat çekti. DSÖ, bu eşitsizliğin özellikle verem ve sıtma ile mücadelede görüldüğünü açıkladı.

Pandemi iyileşme görülen hastalıklarda eğilimi tersine çevirdi

DSÖ, pandeminin yıllardır iyileşmekte olan birçok göstergenin rayından çıkmasına neden olduğu uyarısında bulundu. Bu duruma yüzyılın ilk yirmi yılında, dünya anne ve çocuk sağlığındaki önemli iyileşmeler gösterildi. Söz konusu iyileşme sayesinde anne ve çocuk ölümler sırasıyla üçte bir ve yarı yarıya azalmıştı.

HIV, tüberküloz ve sıtma gibi bulaşıcı hastalıkların görülme sıklığı ve bulaşıcı olmayan hastalıklardan kaynaklanan erken ölüm riski de önemli ölçüde azaldı.

Öyle ki küresel yaşam beklentisi 2000 yılında 67 iken 2019 yılında 73’e yükseldi.

Ancak pandemi sonrasında, sağlık hizmetlerine, rutin aşılamalara ve mali korumaya erişimdeki mevcut eşitsizlikler derinleşti ve özellikle sıtma ve tüberkülozda uzun süredir iyileşen eğilimleri ters yöne çevirdi.

Bulaşıcı olmayan hastalıklar artık büyük tehdit

Yapılan açıklamada, “Bu eğilim devam ederse, bulaşıcı olmayan hastalıkların yüzyılın ortalarına kadar yıllık 90 milyon ölümün yaklaşık yüzde 86’sını oluşturacağı tahmin edilmektedir” denildi.

DSÖ Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus, “Rapor, muazzam ve giderek artan bir maliyete yol açan bulaşıcı olmayan hastalıkların tehdidi konusunda çarpıcı bir mesaj veriyor” dedi.

DSÖ, tütün kullanımı, alkol tüketimi ve güvenli olmayan su ve sanitasyon dahil olmak üzere birçok sağlık riskine maruz kalmanın azalmasına rağmen bulaşıcı olmayan hastalık ölümlerinin arttığını da söyledi.

Paylaşın

Mahsa Amini Protestoları: 3 Kişi Daha İdam Edildi

Mahsa Amini’nin ölümüyle başlayan protestolarla bağlantılı olduğu öne sürülen üç kişi daha idam edildi. İdam edilen 3 kişinin ülkede ‘terör örgütü’ kabul edilen Halkın Mücahitleri Örgütü ile bağlantılı oldukları iddia edildi.

Haber Merkezi / Salih Mirhaşimi, Mecid Kazımi ve Said Yakubi; “devlete karşı savaş açtıkları” iddiasıyla yargılandıkları davada Ocak ayında suçlu bulunmuşlardı. Yargıtay, karara yapılan itirazı reddetmiş ve 10 Mayıs’ta mahkumiyet kararlarını onamıştı.

Salih Mirhaşimi, Mecid Kazımi ve Said Yakubi’nin, İran’da “terör örgütü” kabul edilen Halkın Mücahitleri ile bağlantılı oldukları öne sürülmüştü.

Londra merkezli insan hakları kuruluşu Amnesty International’a (Uluslararası Af Örgütü) göre ise 3 ismin yargı süreci hızlandırıldı ve bu kişiler işkenceyle itirafa zorlandı. İran ise bu yöndeki suçlamaları reddediyor.

İran Ceza Kanunu’na göre, “bozgunculuk” ve “devlete karşı savaş açmak” gibi suçlarla itham edilenler ölüm cezası istemiyle yargılanıyor ve genellikle bu kişilerin haklarında idam kararları veriliyor.

Aralarında Uluslararası Af Örgütü’nün de bulunduğu insan hakları örgütlerinin verilerine göre İran, infaz edilen idam cezalarında Çin’in ardından dünyada ikinci sırada yer alıyor.

İnsan hakları örgütleri 2022’deki infaz sayısının bir önceki yıla göre yüzde 75 oranında arttığına işaret ederek bu yıl da şimdiye kadar 220 kişinin idam edildiğini bildirmişti.

Norveç ve Fransa merkezli iki insan hakları örgütü; “Iran Human Rights” ve “Together Against the Death Penalty”, Nisan ayında kamuoyuyla paylaştıkları ortak raporda, geçen yıl İran’da en az 582 kişinin idam edildiğini, bunun 2015 yılından bu yana kaydedilen en yüksek rakam olduğunu açıklamıştı. 2021’de idam sayısı 333 olarak kaydedilmişti.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk de bu ayın başında yaptığı açıklamada, İran’da infazların ulaştığı boyutu “korkunç” diye nitelendirmiş, ülkede haftada ortalama 10 kişinin idam edildiğine işaret etmişti.

Mahsa Amini Protestoları

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete giden 22 yaşındaki Mahsa Amini, erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlâk polisince gözaltına alınmıştı.

Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

İran devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Amini’nin akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olmadığını açıkladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak, görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti ise konuyla ilgili açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Amini’nin ahlâk polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Paylaşın

G7 Zirvesi Öncesi ABD’den Rusya’ya Yeni Yaptırım Sinyali

ABD Başkanı Joe Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan G7 deklarasyonuna bağlı olarak bir yaptırım paketi açıklayacaklarını söyledi. Sullivan zirve deklarasyonunun mevcut cezai tedbirlerin uygulanmasına odaklanacağını belirtti.

Sullivan, Rusyaya yönelik “yaptırımların uygulanması” ve “bunların baypas edilmesi için kurulan ağların işlevsiz hale getirilmesi ve boşlukların kapatılması” konularının ele alınacağını, böylece yaptırımların etkisinin gelecek aylarda artırılacağını söyledi.

Japonya’nın Hiroşima kentinde Cuma ile Pazar günleri arasında yapılacak G7 zirvesi öncesinde ABD hükümeti Rusya’ya yeni bir yaptırım paketi açıklayacağının sinyalini verdi.

ABD Başkanı Joe Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan G7 deklarasyonuna bağlı olarak bir yaptırım paketi açıklayacaklarını söyledi. Sullivan zirve deklarasyonunun mevcut cezai tedbirlerin uygulanmasına odaklanacağını belirtti.

Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Direktörü John Kirby geçen günlerde yaptığı açıklamada Rusya ile İran arasındaki silah ticaretlerine dahil olanlara yeni yaptırımlar getireceklerini söylemişti. ABD İran’ın Moskova’nın askeri destekçileri arasında olduğuna ve Rusya’ya geniş bir kapsamda SİHA sağladığına inanıyor.

G7 zirvesinde başlıca gündem maddeleri arasında Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı savaş geliyor. Sullivan Hiroşima’daki görüşmelerde Rusyaya yönelik “yaptırımların uygulanması” ve “bunların baypas edilmesi için kurulan ağların işlevsiz hale getirilmesi ve boşlukların kapatılması” konularının ele alınacağını, böylece yaptırımların etkisinin gelecek aylarda artırılacağını söyledi. Sullivan Rusya’ya genel bir ithalat yasağının getirilmesinin ise düşünülmediğini belirtti.

Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, İngiltere ve ABD’den oluşan G7’nin zirvesine Avrupa Birliği temsilcileri de katılım gösteriyor. Japonya’nın ev sahipliğinde düzenlenen zirveye katılmak için liderler bugün Hiroşima’ya gidiyor.

Üç gün süren zirvede Rusya’ya yönelik yaptırımların yanı sıra Çin’in “ekonomik baskısına” karşı önlemler de ele alınacak. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin de G7 ülkelerinin liderlerine videokonferans yöntemiyle hitap etmesi bekleniyor.

Paylaşın

Afganistan, Akut Yetersiz Beslenme Sorunuyla Karşı Karşıya

Afganistan’da nüfusunun üçte ikisi, ciddi şekilde yetersiz beslenen 875.000 çocuk da dahil olmak üzere, gıda güvenliğinden yoksun durumda. Afganistan’ın gıda kriziyle karşı karşıya olan yedi ülkeden biri.

Haber Merkezi / İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün yakın tarihli bir raporuna göre, Taliban yönetimindeki Afganistan’da nüfusun üçte ikisi gıda güvencesinden yoksun durumda.

Afganistan’ın en kötü insani krizlerden biriyle karşı karşıya olduğu belirtilen raporda, “Ülke nüfusunun üçte ikisi, ciddi şekilde yetersiz beslenen 875.000 çocuk da dahil olmak üzere, gıda güvenliğinden yoksun durumda” ifadelerine yer verildi.

Kadınların STK’larda çalışmasının yasaklanmasının ardından krizin daha da kötüleştiği belirtilen raporda ayrıca, kadınların ve kız çocuklarının savunmasız ve hassas koşullarda olduğunu vurgulandı.

Dünya Bankası, Afganistan’ın gıda kriziyle karşı karşıya olan yedi ülkeden biri olduğunu bildirmişti. Gıda kriziyle karşı karşıya olan yedi ülke Afganistan, Burkina Faso, Haiti, Nijerya, Somali, Güney Sudan ve Yemen.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın