Suudi Arabistan Terör Suçlamasıyla İki Kişiyi Daha İdam Etti

Suudi Arabistan, terör eylemleri işlemekle suçladığı iki Bahreynliyi idam etti. Birleşmiş Milletler, idam edilen iki kişi aleyhindeki tüm infaz işlemlerinin durdurulması ve uluslararası hukuk standartlarına göre yeniden yargılanmaları çağrısında bulunmuştu.

Haber Merkezi / Suudi Arabistan’da bu yıl 40’tan fazla idam infaz gerçekleştirilirken, 2022 yılında 147 kişi idam edilmişti. İdam edilenlerin 81’i terörizmle suçlanmıştı.

Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı, terör eylemleri işlemekle suçladığı Bahreyn vatandaşı Cafer Sultan ve Sadık Thamar’ın idam edildiğini duyurdu.

İçişleri Bakanlığı, konuya ilişkin açıklamasında, Cafer Sultan ve Sadık Thamar’ın Suudi Arabistan ve Bahreyn’in güvenliğini istikrarsızlaştırmayı amaçlayan terör örgütleri ile ilişkili olduğunu belirtti.

Bakanlık açıklamasında ayrıca, idam edilen Sultan ve Thamar’ın patlayıcı kaçakçılığı yaparak Suudi Arabistan’daki teröristlere yardım ettiklerini vurguladı.

Öte yandan Bahreyn makamları tarafından şu ana kadar konuya ilişkin herhangi bir açıklama yapılmadı.

İdam edilen Cafer Sultan ve Sadık Thamar’ın hangi terör örgütleri ile ilişkisi olduğu ise açıklanmadı.

Birleşmiş Milletler Haksız ve Keyfi İnfazlar Özel Raportörü, Haziran 2022’de Suudi yetkililere bir mektup göndererek, iki kişi aleyhindeki tüm infaz işlemlerinin durdurulması ve uluslararası hukuk standartlarına göre yeniden yargılanmaları çağrısında bulunmuştu.

Uluslararası Af Örgütü’ne göre Sultan ve Tamar, 8 Mayıs 2015’te Suudi Arabistan’da tutuklanmış, Ekim 2021’de mahkum edilmişti.

Suudi Arabistan’da 2 Mayıs’tan bu yana dokuz kişi idam edilirken, bu yıl 40’tan fazla idam infazı gerçekleştirildi. 2022 yılında 147 kişi idam edilirken, bunlardan 81’i terörizmle suçlandı.

Paylaşın

Taliban Yönetimindeki Afganistan’da Kız Okulları Bir Bir Kapatılıyor

Taliban’ın 2021 yılında yönetimi ele geçirdiği Afganistan’da kız okulları bir bir kapatılıyor. Taliban’ın, eğitim merkezleri yetkililerine emirlere uyulmaması halinde cezalandırılacakları konusunda uyardığı da aktarıldı.

Mor Cumartesiler Hareketi ise yaptığı açıklamada Taliban’ın bir kez daha “küstahlık ve utanmazlıkla” okulları kapatma kararı aldığına dikkat çekerek “Hükümet, tüm eğitim kurumlarının kapılarını, aşırı ve ortaçağ politikalarını hayata geçirmek için kadınlara kapattı” denildi.

Taliban, Afganistan’da Ağustos 2021’de iktidarı ele geçirmesinden bu yana kız çocukları ve kadınlara yönelik baskıcı politikalarını sürdürüyor.

Bianet’ten Nedim Türfent’in Afganistan merkezli haber kuruluşlarına göre, Taliban güçleri, özel eğitim merkezlerinin gözetiminde kızlara halen açık olan okulları bir bir kapatmaya başladı.

Taliban güçlerinin bugün sabah saatlerinde eğitim merkezlerine gittiği ve altıncı sınıfın üzerindeki veya 14 yaşın üzerindeki kızlara eğitim veren bir dizi özel okulu engellediği belirtildi.

Taliban güçleri, eğitim merkezleri yetkililerini emirlerine uymamaları halinde cezalandırılacakları konusunda uyardığı açıklandı.

“Karar ortaçağ uygulaması”

Mor Cumartesiler Hareketi ise yaptığı açıklamada Taliban’ın bir kez daha “küstahlık ve utanmazlıkla” okulları kapatma kararı aldığına dikkat çekerek “Hükümet, tüm eğitim kurumlarının kapılarını, aşırı ve ortaçağ politikalarını hayata geçirmek için kadınlara kapattı” denildi.

Afganistan’ın aşırılık yanlısı gruplar için “güvenli bir sığınak” haline geldiği uyarısında bulunulan açıklamada, “Afgan yurttaşlardan mevcut hükümetin kadın düşmanı politikalarına sessiz kalmamalarını, kendilerinin ve çocuklarının insani ve İslami hak ve özgürlüklerini savunmalarını istiyoruz” çağrısı yapıldı.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Tahran İle Kabil Arasında Gerilim: Sınırda Çatışma

İran ile Afganistan arasındaki ortak sınırın “Makki” bölgesinde çıkan çatışmada en az 3 kişi öldü, 2 kişi de yaralandı. İki tarafın sınırdaki askeri yetkililerinin çatışmanın nedenini değerlendirmek için toplantı yaptığı duyuruldu.

2021 yılında Afganistan’da yönetimi ele geçiren Taliban, İran askerlerinin Nimroz eyaletinin Kang ilçesine bağlı sınır bölgesinde ateş açmasının iki taraf arasında çatışmalara neden olduğunu duyurdu.

İran ise, Taliban güçlerinin sınırdaki Sasuli Karakolu’na ağır silahlarla ateş açmaya başladığını ve İran sınır muhafızlarının da ateşe karşılık verdiğini açıkladı.

İran ile Afganistan arasındaki sınır bölgesinde sık sık çatışmalar yaşanıyor. Gerek Tahran gerek ise Kabil bugüne dek yaşanan bu çatışmaların “yanlış anlama” nedeniyle meydana geldiğini ifade ediyor ve 921 kilometre uzunluğundaki sınır hattı ile ilgili bir görüş ayrılığı olmadığını dile getiriyordu.

Helmand anlaşmazlığı

Son dönemlerde ise iki ülke arasında, Helmand nehri ile ilgili yoğun tartışmalar yaşanıyor.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada Taliban’ı, Helmand nehri suyunun kullanımı ile ilgili, iki ülke arasında on yıllardır var olan ve İran’a her yıl belli bir miktar su akışını temin eden anlaşmaya riayet etmesi konusunda uyarmıştı.

Taliban, bin kilometreden fazla uzunluğa sahip nehrin suyunu, hem elektrik üretimi, hem de tarım alanlarının sulanması için nehirle aynı ismi taşıyan Helmand eyaletindeki barajda biriktiriyor.

Taliban, yaşanan kuraklık ve iklim değişikliği sebebiyle komşu ülke İran’a yeterince su akışı sağlanmasının imkansız olduğunu dile getiriyor.

Ancak bu açıklamadan birkaç gün sonra İRNA, yayınladığı uydu görüntüleri ile Taliban’ın öne sürdüğü gerekçenin doğru olmadığını öne sürdü.

Uzmanlar, birkaç yıldan bu yana, özellikle iklim değişikliği neticesinde bölgede artan kuraklık konusunda uyarılarda bulunuyor.

Paylaşın

Avrupa Birliği, Rusya’nın 200 Milyar Eurosunu Dondurdu

Avrupa Birliği’nden Rusya’ya karşı kritik bir hamle geldi. AB, Rusya’ya ait 200 milyar euronun dondurulduğunu duyurdu. Söz konusu parayı, sermaye piyasasında yatırım olarak değerlendirerek bu yatırımın getirisini Kiev’e aktarmak gibi alternatif planlara yönelik istişarelerin ise hala sürdüğü belirtildi.

Konuya ilişkin Haziran ayı sonunda düzenlenecek Avrupa Birliği (AB) Liderler Zirvesi’nden önce bir karar alınması beklenmiyor. Rusya Merkez Bankası’nın yurt dışında, G7 ve AB ülkelerinde dondurulan varlıklarının yaklaşık 300 milyar euroyu bulduğu belirtildi.

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, üye ülkelerde Rusya Merkez Bankası’na ait dondurulan varlığın 200 milyar euroya yükseldiğini bildirdi. Alman Welt am Sonntag gazetesinin Komisyon’a dayandırdığı haberinde, Rus merkez bankasının yurt dışında, G7 ve AB ülkelerinde dondurulan varlıklarının yaklaşık 300 milyar euroyu bulduğu belirtildi.

Habere göre, AB içinde Rus oligarklarının da yaklaşık 24 milyar 100 milyon euro tutarında varlığı donduruldu. Bu rakamın geçen yılın eylül ayı sonunda 18 milyar 900 milyon euro olduğu açıklanmıştı. Böylece AB tarafından toplam bin 473 oligark ve 205 Rus firması yaptırım kapsamına alınmış oldu.

Welt am Sonntag’ın bilgi için başvurduğu Federal Maliye Bakanlığı ise, Alman makamlarının son üç ayda, daha öncekilere ek olarak yeni bir Rus varlığını dondurma kararı almadığını bildirdi.

Rusya’nın parası Kiev’e dolaylı yoldan destek olabilir mi?

Ukrayna’daki savaşın yarattığı tahribatın bedelinin Rusya’ya ödetilmesi hedefinin ise yakın gelecek için öngörülebilir olmadığı belirtildi. Bir Komisyon sözcüsü, Brüksel’in Rusya’nın varlıklarına el koyma yetkisi bulunmadığını, dondurulan paranın yaptırımlar sona erdikten sonra iade edilmesi gerektiğini kaydetti.

Söz konusu parayı, sermaye piyasasında yatırım olarak değerlendirerek bu yatırımın getirisini Kiev’e aktarmak gibi alternatif planlara yönelik istişarelerin ise hala sürdüğü belritildi. Konuya ilişkin Haziran ayı sonunda düzenlenecek Avrupa Birliği Liderler Zirvesi’nden önce bir karar alınması beklenmiyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

NATO Üyeliği; İsveç: Temmuz’da Katılmayı Umuyoruz

Türkiye’nin yanı sıra Macaristan’ın da NATO üyeliği için itiraz ettiği İsveç’in Dışişleri Bakanı Tobias Billstrom, yaptığı son açıklamada ülkesinin temmuz ayındaki Vilnius NATO zirvesine kadar ittifaka üye olmayı umduğunu söyledi.

Dışişleri Bakanı Billstrom “B planı veya buna benzer bir şey olmayacak. B planımız, A planıdır ve bu da NATO’ya tam üyeliktir. Ben ve hükümetim Vilnius’a kadar bunun için çalışacağız” dedi.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, geçtiğimiz yıl İsveç ve Finlandiya’yı askeri tarafsızlık politikalarından vazgeçmeye ve NATO üyeliği için başvurmaya itmişti.

Türkiye “terör örgütlerine kol kanat germe” ve “istenilen terör örgütü üyelerini iade etmeme” gerekçeleri ile her iki ülkenin de üyeliğine sert şekilde itiraz etmişti.

İsveç ve Finlandiya, Türkiye’nin güvenlik endişelerini gidermek amacıyla geçen yıl Haziran ayında Madrid’de üçlü bir anlaşma yapmıştı.

Türkiye Mart ayında Finlandiya’nın NATO üyeliğinin Meclis’teki onay sürecinin başlatılmasına karar verdiğini açıklamıştı.

Bu itiraz noktalarına ilişkin somut bir adım atılmamış olmasına rağmen Finlandiya’nın vetosu kaldırılıp geçen ay resmen NATO üyesi olunca İsveç de üyelik için yeniden bastırmaya başladı.

Türkiye’nin tutumu ise 28 Mayıs’ta yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turu sonuçlarına göre değişebilir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Finlandiya’nın onayını açıkladığı Ankara’da Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, “Finlandiya’nın üçlü muhtıradaki taahhütlerini yerine getirmek için samimi adımlar attığını gördük” demiş, İsveç’i ise “teröristlere kucak açmakla” suçlamıştı.

Erdoğan, “120 kadar teröristin listesinin İsveç’e verildiğini” söylemiş, bu kişilerin Türkiye’ye teslim edilmesinin istendiğini, ancak bunun gerçekleşmediğini belirtmişti.

İsveç’in başvurusuna bir itiraz da Macaristan’dan gelmişti. Budapeşte yönetiminin gerekçesi, İsveç’in, Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın demokrasi ve hukukun üstünlüğü konusundaki siciline yönelik eleştirilerinden duyulan şikayet.

Billstrom, Macaristan’ın İsveç’in başvurusunu neden kabul etmediği konusunun net olmadığını da söyledi: “Macaristan geçen yıl Madrid’de İsveç’e koşulsuz desteğini sundu. Onların onayı başlatması gerektiğini düşünüyoruz.”

Paylaşın

Taliban’ın Politikaları İnsanlığa Karşı Suç

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, “Taliban iktidarı ele geçirdiğinden bu yana Afganistan’ın kadınlarına ve kız çocuklarına aşırı sert kısıtlamalar uyguluyor” dedi ve ekledi:

“Kadınlar kamusal alandan dışlandı, eğitime erişimleri engellendi, çalışmaları ve serbest dolaşımları yasaklandı, bu politikalara karşı çıktıkları ve baskıya direndikleri için hapsedildiler, kaybedildiler ve işkenceye maruz bırakıldılar. Hiç kuşku yok ki bu kadınlara karşı açılmış bir savaştır. Bunlar, uluslararası suçlardır: Organize, yaygın ve sistematikler.”

Uluslararası Hukukçular Komisyonu Genel Sekreteri Santiago A. Canto da, “Taliban’ın toplumsal cinsiyete dayalı zulüm planı öylesine kapsamlı, ciddi ve sistematik ki bu plan dahilindeki uygulamalar ve politikalar kümülatif olarak ülke genelinde kadınları ve kız çocukları boyun eğdirmeyi ve ötekileştirmeyi amaçlayan bir baskı sistemi kuruyor. Raporumuz, bunun, insanlığa karşı işlenen toplumsal cinsiyete dayalı zulüm suçunun beş kriterinin beşini de karşıladığını gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Uluslararası Af Örgütü ve Uluslararası Hukukçular Komisyonu, “Taliban’ın kadınlara karşı savaşı: Afganistan’da insanlığa karşı işlenen bir suç olarak toplumsal cinsiyete dayalı zulüm” başlıklı raporunu yayınladı.

Raporda, Taliban’ın kadınlara ve kız çocuklara yönelik şiddetli kısıtlamaları ve hukuksuz baskılarının, uluslararası hukuk uyarınca insanlığa karşı işlenen toplumsal cinsiyete dayalı zulüm suçunu da içeren suçlar yönünden soruşturulması gerektiği belirtildi.

Uluslararası hukuk incelemesi

Rapor, Taliban’ın kadınlar ve kız çocukların hakları üzerindeki aşırı sert kısıtlamalarının, hapsetme, zorla kaybetme, işkence ve diğer türde kötü muamele uygulamalarının; Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Roma Statüsü Madde 7(1)(h) uyarınca insanlığa karşı işlenen toplumsal cinsiyete dayalı zulüm suçu teşkil edeceğine ilişkin hukuki inceleme içeriyor.

Af Örgütü ve Uluslararası Hukukçular Komisyonu, UCM savcılarının Afganistan’daki duruma dair devam eden soruşturmalarına, insanlığa karşı işlenen toplumsal cinsiyete dayalı zulüm suçunu da dahil etmesi gerektiği kanaatinde.

Hak örgütleri ayrıca, diğer devletleri, uluslararası hukuk suçlarında sorumluluk taşıdığından şüphe edilen Taliban üyelerini adalete teslim etmek için evrensel yargı yetkilerini veya diğer hukuki araçları kullanmaya çağırdı.

Kadınlar ve kız çocuklarına baskı sistemi

Uluslararası Hukukçular Komisyonu Genel Sekreteri Santiago A. Canton konu hakkındaki açıklamasında, “Taliban’ın toplumsal cinsiyete dayalı zulüm planı öylesine kapsamlı, ciddi ve sistematik ki bu plan dahilindeki uygulamalar ve politikalar kümülatif olarak ülke genelinde kadınları ve kız çocukları boyun eğdirmeyi ve ötekileştirmeyi amaçlayan bir baskı sistemi kuruyor. Raporumuz, bunun, insanlığa karşı işlenen toplumsal cinsiyete dayalı zulüm suçunun beş kriterinin beşini de karşıladığını gösteriyor” dedi.

“Kadınlar kamusal alandan dışlandı”

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard da şu değerlendirmeyi yaptı:

“Taliban iktidarı ele geçirdiğinden bu yana Afganistan’ın kadınlarına ve kız çocuklarına aşırı sert kısıtlamalar uyguluyor. Kadınlar kamusal alandan dışlandı, eğitime erişimleri engellendi, çalışmaları ve serbest dolaşımları yasaklandı, bu politikalara karşı çıktıkları ve baskıya direndikleri için hapsedildiler, kaybedildiler ve işkenceye maruz bırakıldılar. Hiç kuşku yok ki bu kadınlara karşı açılmış bir savaştır. Bunlar, uluslararası suçlardır: Organize, yaygın ve sistematikler.”

“Adalet, hesap verebilirlik ve tazminat”

Rapor, Ağustos 2021 ile Ocak 2023 arası dönemi kapsıyor ve tespitlerini, Uluslararası Af Örgütü’nün 2022 tarihli Ağır Çekimde Ölüm başlıklı raporu ile sivil toplum örgütleri ve BM makamlarının da aralarında bulunduğu kaynaklarca toplanan kanıtlara dayandırıyor.

Afganistan’daki zulümden kaçan kadınların ve kız çocukların, aslında uluslararası korumaya ihtiyaç duyan mülteciler olduğu, raporda hukuki bir değerlendirme ile sunuluyor.

Raporun, “BM uzmanları ve kadın hakları gruplarının, insanlığa karşı işlenen toplumsal cinsiyete dayalı zulüm suçuna ilişkin adalet, hesap verebilirlik ve tazminat sağlanması için gerekli olan kararlı müdahalelerin zeminini kurma amacıyla yürüttüğü çalışmaları tamamlayıcı nitelikte olduğu” belirtildi.

Ayrımcı kısıtlamalar

Raporda, kadınlar ve kız çocuklarının maruz kaldıkları şöyle anlatıldı:

Taliban’ın Ağustos 2021’de iktidarı ele geçirmesinden bu yana kadınlar siyasi görevlerden ve kamu sektöründeki çoğu işten dışlanıyor.

Kadınlar ve kız çocuklar bir dizi uygulama ve duyuruyla ilkokul sonrası eğitimden dışlanarak üniversite öğrenimlerine devam etmeleri engellendi ve önlerindeki mesleki fırsatlar daha da daraltıldı.

Taliban’ın toplumsal cinsiyete dayalı şiddetten kurtulanlara yönelik kurumsal mekanizmaları ortadan kaldırması, Afgan kadınların ve kız çocukların haklarını cinsiyete dayalı olarak daha da zayıflattı.

Kadınlara 24 Aralık 2022’de sivil toplum örgütlerinde, 4 Nisan 2023’te de BM bünyesinde çalışma yasağı getiren kararnameler, toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılığın diğer kanıtları.

Kadınlara uzun mesafe yolculuklarda erkek refakatçiyle (‘mahrem’) seyahat etme zorunluluğu getirilmesi, gerekmedikçe evde kalmaları gerektiği yönündeki kararname ve Taliban’ın katı giyim kuralları, kadınların dolaşım özgürlüğünü ve kamusal alanda ne giyeceklerini seçme özgürlüğünü ihlal ediyor.

Taliban’ın kadınlara ve kız çocuklara getirdiği ayrımcı kısıtlamalar, Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi; Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi; Kadınlara Yönelik Her Türde Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme ve Çocuk Hakları Sözleşmesi dahil olmak üzere Afganistan’ın taraf olduğu birçok uluslararası sözleşmede yer verilen insan hakları korumalarını ihlal ediyor.

Afgan kadınlar ve kız çocuklar Taliban üyeleri tarafından, fiili yetkililerin mahrem kısıtlamalarını ihlal ettikleri gerekçesiyle ve barışçıl protestolara katıldıkları için sözde “ahlak suçları” isnat edilerek keyfi olarak gözaltına alındı ve alıkonuldu.

Taliban’ın suistimale dayalı, kısıtlayıcı politikalarını protesto eden kadınlar itaat etmeleri için aşırı güç kullanımı, hukuksuz gözaltı, işkence ve diğer türde kötü muameleyle karşı karşıya kaldı ve bu durum ifade, örgütlenme, barışçıl toplanma ve kamusal katılım haklarının ihlaliyle sonuçlandı.

Taliban, barışçıl protestolara katılan kadınları ve kız çocukları keyfi gözaltı, alıkoyma ve zorla kaybetme yoluyla devamlı hedef aldı. Kadınlar alıkonuldukları sürede işkence ve diğer türde kötü muameleye maruz bırakıldı ve “itirafları” veya bir daha protestolara katılmamaya söz verdiklerini beyan eden belgeleri imzalamaya zorlandı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Almanya Ekonomisi Resesyona Girdi

Avrupa Birliği’nin (AB) lokomotifi olarak tanımlanan Almanya resesyona girdi. Resesyon ya da durgunluk, makroekonomide geleneksel olarak reel gayrisafi yurt içi hasılanın iki veya daha fazla çeyrek yıllık periyotta arka arkaya negatif büyüme göstermesi durumu.

VOA Türkçe’den Cem Dalaman’ın aktardığına göre, tahminlerin tersine ılık geçen ve bu nedenle enerji tüketiminin korkulduğu kadar yüksek olmadığı 2023’ün ilk çeyreğine ilişkin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) verilerine göre, ekonomik büyüme negatife dönüşerek yüzde 0,3 daraldı.

Bundan kısa bir süre önce, hem hükümet çevreleri hem de ekonomi uzmanları Ukrayna savaşının etkilerinin beklenenden daha hafif atlatılması nedeniyle “ekonominin resesyondan kıl payı kurtulacağı” görüşünü açıklamıştı.

AB Komisyonu’nun “Avrupa Ekonomik Tahminleri 2023 Kış” raporu da, Alman ekonomisin yüzde 0,2 büyüyeceğini öngörüyordu. AB Komisyonu’nun bir önceki sonbahar raporunda ise, Alman ekonomisinin kış aylarını resesyona girmeden atlatacağı tahmin edilmişti.

Sürpriz resesyon verisinde kamu yatırımlarının azalmasının ve enflasyonun tüketicileri olumsuz etkilemesi sonucu hane halkı harcamalarında yaşanan gerilemenin etkili olduğu tahmin ediliyor.

Ekonomi Bakanlığı, geçen yılın sonunda bu yıla ilişkin tahmininde Rusya’nın Ukrayna işgalinin ardından yükselen enerji maliyetleriyle ilgili endişeler nedeniyle, Almanya’nın 2023 yılında yüzde 0,4’lük bir daralmaya hazır olması gerektiğini bildirmişti.

Analistler Avrupa’nın en büyük ekonomisinin düzlüğe çıkmasının uzun zaman alacağı yorumunda bulunuyor. Almanya’da nüfusun yaşlanması, iş gücünün azalması, doğalgaz, kömür ve petrole veda edilmesi, ayrıca enerji fiyatlarının artması gibi farklı faktörlerin Alman ekonomisini olumsuz etkilemeyi sürdüreceği tahmin ediliyor.

Alman şirketlerine ilişkin anket

Nitekim Alman Sanayi ve Ticaret Odaları Birliği (DIHK), ülke ekonomisinin görünümü hakkında 21 bin Alman şirketinin katıldığı bir anketin sonuçlarını yayınladı.

Ankete göre, katılan Alman şirketlerin yüzde 34’ü iş durumlarını iyi, yüzde 51’i tatmin edici olarak değerlendirdi. Şirketlerin yüzde 15’i ise iş durumlarını kötü olarak nitelendirdi. Katılan şirketlerin neredeyse dörtte biri önümüzdeki 12 ayda iş durumlarının kötüleşeceğini beklediklerini belirtti.

Enerji ve ham madde fiyatları, ankete katılan şirketlerin yüzde 65’i tarafından en büyük iş riski olarak görüldü. Bu oran, yılın başında yüzde 72 seviyesindeydi. İkinci büyük risk ise nitelikli işçi kıtlığı ve yüksek enflasyon nedeniyle iş gücü maliyetleri oldu. Şirketlerin yüzde 53’ü iş gücü maliyetlerini iş riski olarak gösterdi.

Fiyatlardaki artış sürüyor

Bu yıl için tüketici fiyatlarındaki artışın devam edeceği tahmin ediliyor.

Almanya, geçen yılı yüzde 8’e yaklaşan enflasyon oranıyla kapatmıştı. Veriler, geçen Nisan ayında tüketici fiyatlarının bir önceki yılın aynı ayına kıyasla yüzde 7,2 arttığını ortaya koydu. Böylece tüketici fiyatları bir önceki aya kıyasla ise yüzde 0,4 arttı.

Gıda fiyatları Nisan’da yıllık bazda yüzde 17,2 yükseldi. Enerji fiyatları ise yüzde 6,8 artarken, hizmet fiyatları geçen ay yıllık bazda yüzde 4,7 yükseldi. Ev kiralarındaki artış ise yüzde 2 olarak kaydedildi.

Almanya’da geçen yıl Ekim ayında enflasyon yüzde 10,4 ile son 50 yılın rekorunu kırmıştı. Enflasyonda o dönemde de yine enerji ve gıda fiyatlarındaki güçlü artış etkili olmuştu.

Paylaşın

Çin, Tüm Dünyadan Daha Fazla Çelik Üretiyor

Gelişmişliğin bir göstergesi olan, ekonomik ve endüstriyel açıdan önemli kabul edilen çelik, dünya genelinde, köprü, bina ve diğer altyapı inşasında kullanılan önemli bir bileşendir.

Haber Merkezi / Çelik, aynı zamanda araç imalatı, gemi yapımı, makine imalatı, gübre imalatı gibi çeşitli sektörlerde de kullanılmaktadır.

Dünyanın en büyük çelik üreticisinin hangi ülke olduğunu biliyor musunuz? 

İlginç bir şekilde, dünyanın en büyük çelik üreticisi olan ülke, tek başına o kadar çok çelik üretiyor ki, tüm dünya bu kadarını üretemiyor.

World of Statistics, sosyal medya platformu Twitter’da maksimum çelik üretilen ülkelerin bir listesini yayınladı.

Bu liste Çin, Hindistan, Japonya, Amerika, Rusya, Güney Kore, Almanya, Türkiye, Brezilya ve İran gibi ülkeleri içeriyor.

Yayınlanan listeye göre Çin, çelik üretiminde ilk sırada yer alıyor. Çin, dünyadaki toplam çelik üretiminin yüzde 53,9’unu oluşturuyor.

Hindistan, listede ikinci sırada yer alıyor. Hindistan, çelik üretiminin yüzde 6,6’sı oluşturuyor.

ABD dördüncü sırada

Japonya yüzde 4,8 çelik üretimiyle üçüncü sırada yer alırken Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yüzde 4.3 çelik üretimiyle listede dördüncü sırada kendisine yer buluyor.

Rusya, dünyanın toplam çelik üretiminin yüzde 3,8’inin yapıldığı beşinci sırada yer alıyor.

Çelik nedir ve özellikleri?

Çeliğin en önemli özellikleri; şekillendirilebilirlik ve dayanıklılık, iyi bir akma ve çekme dayanımına sahip olması ve iyi bir ısıl iletkenliğinin olmasıdır.

Bu önemli özellikler kadar, paslanmaz çeliğin yüksek korozyon dayanımı, en önemli karakteristik özelliğidir.

Çelik Nasıl Yapılır?

En basit haliyle çelik, karbon ve demirin çok yüksek sıcaklıklarda (2600 ° F’nin üzerinde) karıştırılmasıyla yapılır. Birincil çelik üretimi , “pik demir” adı verilen bir üründen çelik oluşturur.

Pik demir, çelik için doğru olandan daha fazla karbon içeren cevherden elde edilen eritilmiş demirdir.

Çelik nasıl bir metaldir?

Çelik, demir elementi ile genellikle yüzde 0,02 ila yüzde 2,1 oranlarında değişen karbon miktarının bileşiminden meydana gelen bir alaşımdır. Çelik alaşımındaki karbon miktarları çeliğin sınıflandırılmasında etkin rol oynar.

Paylaşın

Pakistan’da Doğalgaz Ve Petrol Çıkarma Tesisine Saldırı: 6 Ölü

Pakistan’da bir doğalgaz ve petrol çıkarma tesisine düzenlenene saldırıda dört polis ve iki özel güvenlik görevlisi hayatını kaybetti. Saldırıyı şu ana kadar üstlenen olmadı.

Saldırganların olay yerinden ayrılmadan önce bölgedeki güneş enerjisi santralına da zarar verdikleri de açıklandı.

Pakistan’da radikal İslamcı bir grup militan bir doğalgaz ve petrol çıkarma tesisine saldırı düzenledi. Olayda dört polis ve iki özel güvenlik görevlisi hayatını kaybetti.

Polis yetkilileri yaptıkları açıklamada, 50 civarında silahlı militan tarafından düzenlenen saldırının Afganistan sınırı yakınlarındaki Pakistan Petrol ve Gaz Şirketi tesisini hedef aldığını söyledi.

Şirketten henüz saldırıya ilişkin bir açıklama yapılmazken şu ana kadar saldırıyı da üstlenen olmadı.

Yetkililer saldırganların, ağır silahlar ve roketlerle özellikle iki ayrı kuyuyu hedef aldıklarını söyledi. Güvenlik güçlerinin iki kuyuya yönelik saldırıları püskürttükleri, ancak can kayıplarının olduğu açıklandı.

Militanların olay yerinden ayrılmadan önce bölgedeki güneş enerjisi santralına da zarar verdikleri açıklandı.

Bölgede Pakistan Talebanı’nın da bulunduğu radikal grupların zaman zaman terör saldırıları yaptıkları biliniyor.

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Meta’ya 1,2 Milyar Euro Ceza

Avrupa Birliği (AB), Facebook, Instagram ve WhatsApp’ın sahibi Meta’ya veri koruma kurallarını ihlal ettiği gerekçesiyle 1,2 milyar euro ceza kesti. Meta ise suçlamaları reddediyor.

İrlanda veri koruma otoritesi DPC tarafından Pazartesi günü Dublin’de yapılan açıklamada Meta’nın, Avrupa Genel Veri Koruma Yönetmeliğini (GDPR) ihlal ettiği gerekçesiyle 1,2 milyar euroluk rekor para cezasına çarptırıldığı belirtildi.

Ayrıca DPC’nin, Meta’ya ABD’ye veri aktarımını durdurması için beş ay süre verdiği de kaydedildi.

Meta şirketi, Avrupa’daki Facebook kullanıcılarının verilerini AB gizlilik ilkelerini ihlal ederek ABD’li sunuculara aktarmakla suçlanıyor. ABD istihbarat servislerinin böylece Avrupalı kullanıcıların bilgilerine erişebileceğinden endişeleniliyor.

EDPB Başkanı Andrea Jelinek, Meta’nın ihlalinin “sistematik”, “tekrar eden” ve “sürekli” olması nedeniyle çok ciddi olduğunun tespit edildiğini belirtti.

Andrea Jelinek, “Facebook’un Avrupa’da milyonlarca kullanıcısı var. Bu nedenle aktarılan kişisel verilerin hacmi çok büyük. Benzeri görülmemiş bu para cezası, kuruluşlara ciddi ihlallerin büyük sonuçları olacağına dair güçlü bir işaret.” değerlendirmesinde bulundu.

Meta cezaya itiraz edecek

Meta ise suçlamaları reddediyor. ABD’li şirket, kesilen cezanın “haksız ve gereksiz” olduğunu ileri sürerek, kararla yasal yollardan mücadele edileceğini bildirdi.

Meta daha önce yaptığı açıklamalarda transatlantik veri transferinin uzun vadede mümkün olmaması halinde AB’den tamamen çekilme tehdidinde bulunmuştu.

DPC tarafından Meta’ya kesilen ceza, 2021 yılında Amazon.com’a verilen 746 milyon euroluk cezayı geride bıraktı.

Paylaşın