Dünyanın En Eski Günlük Gazetesinin Yayınına Son Verildi

“116 bin 840 gün, 3 bin 839 ay, 320 yıldır yayınlanan, 12 cumhurbaşkanı, 10 imparator, iki cumhuriyet” gören Avusturya’nın başkenti Viyana merkezli “Wiener Zeitung” gazetesinin yayınına son verildi.

1703 yılında “Wiennerisches Diarum” (Viyana Günlüğü) adıyla çıkan ve 1780’den itibaren “Wiener Zeitung” adını alan ve dünden itibaren artık yayınlanmayan gazetenin tarihindeki en önemli yayın 1789’da Büyük Fransız Devrimi’nin insanlığa hediye ettiği “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi”nin tamamının Almanca tercümesiydi…

Wiener Zeitung’un devreden çıkmasıyla “dünyanın en eski günlük gazetesi” unvanı Almanya’nın Hildesheim kentinde 1705 yılından beri çıkan “Hildesheimer Allgemeine Zeitung”a geçti.

Avusturya’nın başkenti Viyana merkezli, dünyanın en eski günlük gazetesi “Wiener Zeitung”un yayınına dünden itibaren son verildi.

İlk olarak 1703 yılında İmparator I. Leopold’in desteğiyle yayınına başlanan Wiener Zeitung’un yayınına son verilmesi kararı, Hıristiyan Demokratlar ve Yeşillerin oluşturduğu koalisyon hükümeti tarafından alındı, çünkü gazetenin sahibi Avusturya Hükümeti’ydi.

Son olarak 30 Haziran 2023 tarihi itibarıyla çıkan gazetenin yaklaşık 80 çalışanından dörtte üçünün de işten çıkarıldığı operasyon ana muhalefet partisi SPÖ (Avusturya Sosyal Demokrat Partisi) ve başta “Wiener Zeitung” çalışanları olmak üzere gazeteciler, sivil toplum örgütleri ve hatta Avusturya Cumhurbaşkanı tarafından eleştiriliyor.

SPÖ Genel Başkanı Andreas Babler, kapatılma kararını “Avusturya’da kültür ve medya dünyası açısından acı bir gün” olarak değerlendiriyor ve sosyal demokrasinin hükümete gelmesi halinde gazeteyi yeniden çıkaracak yol ve yöntemleri araştıracaklarını söylüyor.

Yayına son verilmesini “kızgınlık, hüzün ve yas” duygularıyla karşıladığını belirten Genel Yayın Yönetmeni Thomas Seifert de hükümeti gazeteyi ayakta tutabilecek bir yayıncıya devretme konusunda “becerisizlik”le suçluyor.

II. Dünya Savaşı dönemi (1940-45) hariç 320 yıldır çıkan günlük gazetenin bundan sonra sadece internet üzerinden yayın yapacağı ve ayda bir gibi bir peryodla da kağıda basılmasının planlandığı öğrenildi. Okur sayısı fazla olmamasına rağmen Avusturya’nın önde gelen kaliteli gazetelerinin başında gelen Wiener Zeitung’un devreden çıkmasıyla “dünyanın en eski günlük gazetesi” unvanı Almanya’nın Hildesheim kentinde 1705 yılından beri çıkan “Hildesheimer Allgemeine Zeitung”a geçti.

Hükümete ait olmasına rağmen başından beri araştırmacı ve eleştirel gazetecilik açısından “ideal” bir yayın organı olarak kabul edilen “Wiener Zeitung”un kapatılmadan önceki günlük tirajı 20 bin civarındaydı.

Son sayısının arka kapak manşetinde belirtildiği gibi şimdiye kadar “116 bin 840 gün, 3 bin 839 ay, 320 yıldır yayınlanan, 12 cumhurbaşkanı, 10 imparator, iki cumhuriyet” gören gazetenin içinde bulunduğu ekonomik krizin bir nedeni de Avrupa Birliği standarlarıydı. Çünkü şimdiye kadar gazetenin en önemli gelir kaynağı, hükümetin kontrolündeki resmi gazete ve resmi ilanlarla, haftalık çıkan ekonomi ekinden (şirket bilançoları, şirket haberleri, iş ilanları içerikli) elde ediliyordu.

“İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi” tercümesi

Ancak AB’nin kararları gereği bütün bunlar bir süredir internet üzerinden yayınlanmaya başlandı. Hükümet de bunun üzerine zaten bilançosu uzun süredir zarar gösteren gazeteye alternatif mali kaynaklar arayışına girmeyip, işin kolayına kaçtı ve yayını durdurdu.

1703 yılında “Wiennerisches Diarum” (Viyana Günlüğü) adıyla çıkan ve 1780’den itibaren “Wiener Zeitung” adını alan ve dünden itibaren artık yayınlanmayan gazetenin tarihindeki en önemli yayın 1789’da Büyük Fransız Devrimi’nin insanlığa hediye ettiği “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi”nin tamamının Almanca tercümesiydi…

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

İsveç’te Kur’an Yakan Salvan Momika: Yeniden Yakacağım

İsveç’in başkenti Stockholm’de polisin Kur’an yakma eylemine izin vermesinin ardından bir caminin önünde Kur’an’ı yakan Iraklı sığınmacı Salvan Momika, önümüzdeki günlerde yeniden benzer bir eylem düzenlemeyi planladığını açıkladı.

Expressen gazetesine konuşan Salvan Momika, düzenlediği eylemin tepkilere yol açacağını bildiğini, buna rağmen önümüzdeki on gün zarfında yeniden Kur’an ve Irak bayrağı yakmayı planladığını, bu sefer de eylemi Stockholm’deki Irak Büyükelçiliği binası önünde yapacağını belirtti.

Momika, Kurban Bayramı’nın ilk gününde Stockholm’deki bir cami önünde, resmi makamların yapılmasına müsaade ettiği bir eylem çerçevesinde, yüz kadar izleyicinin gözleri önünde Müslümanların kutsal kitabı olan Kur’an’ı çiğnemiş, İsveç bayrağı sallamış, daha sonra elindeki Kur’an’ın sayfaları arasına domuz pastırması dilimleri koymuş, akabinde de elindeki Kur’an’dan birkaç sayfayı tutuşturarak yakmıştı. Momika, eylemi öncesinde İsveç makamlarından, yaptığı protestonun düşünce özgürlüğü kapsamına girdiği talebiyle müsaade almayı başarmıştı.

Hem İsveç hem de uluslararası toplumda büyük tepkiye neden olan eylem sonrasında İsveç polisi de “etnik bir gruba yönelik kışkırtma” suçuyla soruşturma başlatıldığını açıkladı. 37 yaşındaki eylemci ise yaptığının nefret suçu veya bir gruba yönelik kışkırtma olmadığını savunuyor.

İsveç polisi, mevcut yasalara göre, Kur’an yakmanın doğuracağı güvenlik risklerinin, “bu talebi reddetme kararını meşru gösterebilecek” bir durum teşkil etmediğini belirtmişti. Polis, bölgede alınan güvenlik önlemleri kapsamında ülkenin diğer kentlerinden de takviye güç istediğini duyurmuştu.

İsveç polisi, Müslümanların kutsal kitabı Kuranı Kerim-i yakmayı planladığını söyleyen kişilere güvenlik gerekçesiyle daha önce izin vermemişti.

İsveç’te temyiz mahkemesi geçtiğimiz haftalarda, polisin Stockholm’de benzer iki eyleme izin vermeyi reddetme kararını haksız bulmuştu. Polis, geçen Ocak ayında Türkiye’nin Stockholm Büyükelçiliği önünde Kur’an yakılmasının ardından yükselen gerilim sonrası verdiği yasak kararında güvenlik endişelerini gerekçe göstermişti.

Aşırı sağcı Stram Kurs partisi lideri Rasmus Paludan’ın 21 Ocak’ta Türkiye’nin Stockholm Büyükelçiliği önünde Kuran yakarak gerçekleştirdiği eylem Türkiye ve İsveç arasında da gerilime neden olmuştu.

Aralarında Suudi Arabistan, Ürdün ve Kuveyt’in de bulunduğu çok sayıda Arap ülkesi de Ocak ayındaki Kur’an yakma eylemini kınamış, protesto gösterileri düzenlenmişti.

Büyükelçilik önündeki eylem, haftalarca süren protestolara ve İsveç ürünlerine yönelik boykot çağrılarına neden olurken Stockholum’ün NATO üyelik sürecini de sekteye uğratmıştı.

Türkiye, imzalanan üçlü muhtıra uyarınca kurulan Türkiye-İsveç-Finlandiya Daimi Ortak Mekanizma kapsamındaki müzakereleri bir süreliğine durdurduktan sonra başta ABD olmak üzere diğer NATO üyelerinin baskısı üzerine yeniden başlatmıştı. İlerleyen aylarda Finlandiya’nın NATO’ya katılmasına yeşil ışık yakan Türkiye, İsveç’in üyeliğine isehâlen meclis onayı vermedi.

Kristersson: İsveç NATO’ya üye olacak

Diğer yandan İsveç Başbakanı Ulf Kristersson Çarşamba günü kamu yayıncısı STV’ye verdiği demeçte, İsveç’in NATO’ya Temmuz ortasında Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta düzenlenecek olan NATO zirvesinde ya da öncesinde üye olmak istediğini belirtti.

Reuters haber ajansına göre Kristersson, “İsveç NATO’ya üye olacak. Başından beri amacımız bu olsa bile kimse bunun Vilnius’ta mı yoksa bunun hemen öncesinde mi olacağını bilemez. Bu diğer NATO ülkeleriyle de paylaştığımız bir istek” dedi ve ekledi:

“Aynı zamanda Türkiye’ye kararlarına saygı duyduğumuzu da söyledik ve bir başka toplantımızın olması da olumlu bir gelişme… ve belki böyle bir diyalogla kalan tek tük soru işaretlerini de Vilnius zirvesinden önce ele alabiliriz”.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg bu hafta başında, NATO’nun 11-12 Temmuz’da düzenlenecek zirvesi öncesinde, İsveç ve Türkiye’nin Brüksel’de üst düzey toplantı yapacağını açıklamıştı.

İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billström de dün Stockholm’de İngiliz mevkidaşı James Cleverly ile düzenlediği ortak basın toplantısında yaptığı açıklamada, ülkesinin NATO’ya katılabilmek için Türkiye’nin tüm taleplerini karşıladığını yineledi.

İsveç’te yürürlüğe giren yeni terörle mücadele yasasına atıfta bulunarak bu kanunun “herhangi bir yolla bir terör örgütüne katılımı” yasa dışı kıldığını söyleyen Billström, “Böylece anlaşmamızın son kısmını da yerine getiriyoruz” dedi.

Türkiye, Finlandiya, İsveç ve NATO heyetlerinin yer aldığı üçlü mutabakat uyarınca oluşturulan Daimi Ortak Mekanizma’nın dördüncü toplantısı, 14 Haziran’da Ankara’da yapılmıştı. Bu toplantıdan somut bir sonuç çıkmaması ve Ankara’nın yükümlülüklerin tam olarak yerine gelmediğini kaydetmesi Vilnius Zirvesi öncesi onay beklentisinin azalmasına neden olmuştu.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından İsveç ve Finlandiya NATO’ya üyelik başvurusunda bulunmuştu.

Nisan ayı başında üyeliği tüm ülkelerce onaylanan Finlandiya askeri ittifakın 31. üyesi oldu. İsveç ise Türkiye ve Macaristan dışındaki tüm üye ülkelerden onay aldı. Türkiye İsveç’in “terörle mücadele” konusunda yeterince adım atmadığı gerekçesiyle başvuruya şimdiye kadar onay vermedi.

Paylaşın

Almanya’da Her İki Kişiden Biri Müslümanlara Yönelik Düşmanca Söylemleri Onaylıyor

Almanya’da 9 kişilik “Müslüman Düşmanlığı Bağımsız Uzman Grubu”nun hazırladığı rapora göre, ülkede her iki kişiden biri Müslümanlara yönelik düşmanca söylemlere onay veriyor.

Rapora göre, Müslüman düşmanlığı ile Müslüman ülkelerden gelmiş kişilerin hanesine yazılan genellemeler, değişmesi imkansız olarak görülen yakıştırmalar, geri kalmış bir toplum imaji ve çoğunluk toplumu için tehdit oluşturduklarına ilişkin yargılar ve iddialar kastediliyor.

Bilinçsiz şekilde oluşmuş izlenim, yanlış bilgiler, genelleştirilmiş korkular ve Müslümanlara yönelik yapısal dezavantajlar da raporu sunan uzmanlara göre toplumu bölünmeye götürüyor. Araştırmayı yürütürken uzmanların aşırı sağcı ideolojilerle Müslüman ve Yahudi düşmanlığı arasında da bağ saptadığının altı çiziliyor.

Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser, raporun sonuçlarına ilişkin yaptığı açıklamada, “Müslümanların yaşamı elbette Almanya’nın bir parçası. Bizler, çok kültürlü toplumumuzdaki bütün insanların eşit fırsatlara ve haklara sahip olmasını istiyoruz. Bu iddia ile yola çıkmış bizler için hazırlanan bu ilk kapsamlı raporun sonuçları oldukça acı” değerlendirmesinde bulundu.

Almanya’da sonuçları bugün açıklanan, federal hükümetin inisiyatifi ile kurulan Müslüman Düşmanlığı Bağımsız Bilirkişi Heyeti’nin (UEM) raporuna göre, ülkede her iki kişiden biri Müslümanlara yönelik düşmanca söylemlere onay veriyor.

Rapora göre, bir dini cemaate açıktan üye olanlar ile giysisi itibarı ile Müslüman olduğu anlaşılan kişiler, Müslüman düşmanı tutumdan en fazla muzdarip olan kesimi oluşturuyor. Özellikle başörtülü kadınların, yoğun bir şekilde düşmanca tutumla karşılaştıkları bildirilirken erkeklerin ise kendilerine yönelik saldırganlık ve şiddet eğilimine artan şekilde maruz kaldıkları raporda ifade ediliyor.

Rapora göre, Almanca medyada İslam konusundaki haberlerde genelde tek taraflılık dikkat çekerken yapılan haberlerin de genellikle olumsuzluk içeren çatışma ve sorunları işleyenler olduğu belirtiliyor.

İnternet ve sosyal medyada ise İslam dini bağlantılı tartışmaların daha da çarpıcı boyuta ulaştığı kaydedildi.

Uzmanların raporda sorunlu gördükleri bir diğer nokta da Almanca film yapımlarında. Orada incelenen filmlerin neredeyse yüzde 90’ında İslam ve Müslümanların olumsuz bağlamda ele alındığına işaret ediliyor. Raporda, “Filmler, terör saldırıları, radikalleşme, savaş ve kadınlara yönelik hikayeler etrafında dönüyor” tespiti yapılıyor.

Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser, raporun sonuçlarının sunulması sonrasında yaptığı açıklamada, “Müslümanların yaşamı elbette Almanya’nın bir parçası. Bizler, çok kültürlü toplumumuzdaki bütün insanların eşit fırsatlara ve haklara sahip olmasını istiyoruz. Bu iddia ile yola çıkmış bizler için hazırlanan bu ilk kapsamlı raporun sonuçları oldukça acı” değerlendirmesinde bulundu.

Sosyal Demokrat Parti (SPD) üyesi Faeser, Müslüman ülkelerden gelmiş ve Almanya’da yaşayan 5 milyon 500 bin civarındaki göçmen kökenlinin günlük hayatında dışlanma ve ayrımcılık, hatta nefret ve şiddet yaşadığını da hatırlatarak bunların görünür kılınması ve yaygın önyargılara karşı bilincin artırılması gerektiğine de işaret etti.

Çalışmayı yürüten uzmanlar ise başka alanlarda da olduğu gibi, Alman hükümetinin, Müslüman düşmanlığı ile mücadele konusunda da bağımsız bir uzmanlar konseyi kurmasını ve Alman hükümetinin Müslüman düşmanlığıyla mücadele amacıyla resmi bir sorumlu atamasını da talep ediyor. Rapor, Müslüman ülkelerden gelmiş 5 miyon 500 bin kişinin yaşadığı Almanya’da yapılan bu tarzda yürütülmüş en kapsamlı ilk resmi çalışma olma özelliğine sahip.

Peki Müslüman düşmanlığı ile ne kastediliyor?

Rapora göre, Müslüman düşmanlığı ile Müslüman ülkelerden gelmiş kişilerin hanesine yazılan genellemeler, değişmesi imkansız olarak görülen yakıştırmalar, geri kalmış bir toplum imaji ve çoğunluk toplumu için tehdit oluşturduklarına ilişkin yargılar ve iddialar kastediliyor. Bilinçsiz şekilde oluşmuş izlenim, yanlış bilgiler, genelleştirilmiş korkular ve Müslümanlara yönelik yapısal dezavantajlar da raporu sunan uzmanlara göre toplumu bölünmeye götürüyor. Araştırmayı yürütürken uzmanların aşırı sağcı ideolojilerle Müslüman ve Yahudi düşmanlığı arasında da bağ saptadığının altı çiziliyor.

Çalışmayı yürüten ve raporu hazırlayan uzmanların tavsiyeleri arasında Müslüman düşmanı vakaların bildirildiği ve dökümünün yapıldığı merkezler açılması ve bu konuda verilen danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması da yer alıyor.

İlaveten uzmanlar, federal sisteme sahip olan Almanya’da eğitimden sorumlu olan eyaletlerin bakanlarının müfredatları ve okul kitaplarını elden geçirerek siyasi eğitim alanında da Müslüman düşmanlığının da başlı başına bir konu olarak işlenmesini tavsiye ediyor.

Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanların da Müslüman düşmanlığı konusuna hassaslaştırılmaları, kurumsal ırkçılıkla mücadele kapsamında bu yönde adımlar atılması da öneriliyor.

UEM Hanau saldırı sonrası kuruldu

Almanya İçişleri Bakanlığı, raporun bilimsel araştırmalar temelinde ülkedeki Müslüman düşmanlığı konusundaki durumu özetlediğini belirtirken, bunun için emniyet kayıtlarına geçen Müslüman karşıtı olayların, ayrımcılıkla mücadele dairelerine yansıyan İslam düşmanı vakaların ve sivil toplum kuruluşlarının danışma merkezlerine gelenlerin aktardığı tecrübelere dair verilere dayandığı vurgulandı.

Eldeki veri ve araştırmalarla Müslümanlara ve İslam dinine dair algıyı ve düşmanlığı inceleyen bilirkişi heyeti (UEM) 19 Şubat 2020’de Hessen eyaleti sınırları içinde yer alan Hanau kentinde düzenlenen ve aralarında Türkiye kökenli göçmenlerin de bulunduğu dokuz kişinin katledildiği ırkçı saldırı sonrasında gündeme geldi.

Aynı yılın sonbaharında da bir önceki hükümetin İçişleri Bakanı olan, Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) üyesi Horst Seehofer tarafından Eylül 2020’de kuruldu. Bilim insanları ile farklı kuruluş temsilcilerinden oluşan 12 kişilik bağımsız heyet, hazırladıkları raporun Almanya’daki bütün kurum, kuruluş, organizasyon ve kişilere yönelik olduğunu vurguluyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Aleksis Çipras, SYRIZA Genel Başkanlığından İstifa Etti

Yunanistan’da ana muhalefet partisi SYRIZA’nın Genel Başkanı Aleksis Çipras, pazar günü yapılan seçimlerde aldığı yenilginin ardından, partisinin genel başkanlığından istifa ettiğini açıkladı. Çipras, ‘yenilenecek olan SYRİZA’nın liderliği için yapılacak seçimlerde aday olmayacağını’ söyledi.

Partide “bir reformun gerekli olduğunu” belirten Aleksis Çipras, “Yeni bir döngü başlatmanın zamanı geldi. Olumsuz sonuç bu döngünün başlangıcı olabilir ve olmalıdır. Bu zorlu yolculukta tavizler, zor kararlar ve yaralanmalar oldu ama tarihe iz bırakan bir yolculuktu” ifadelerini kullandı.

Çipras, halkın sorunlarını daha iyi anlayacak yeni bir SYRIZA’nın kurulması için elinden gelen bütün gayreti göstereceğini söylerken Nazım Hikmet’in “En güzel deniz henüz gidilmemiş olandır” şiirindeki mısrasına atıfta bulundu.

Aleksis Çipras liderliğindeki radikal sol parti SYRIZA, seçimlerde yüzde 17,83 oy oranı ile toplam 47 milletvekili çıkarmıştı. 1974’ten bu yana hiçbir ana muhalefet partisi SYRIZA kadar düşük bir oy oranına ulaşmamıştı. SYRIZA’nın önde olduğu tek seçim bölgesi Müslüman azınlığın desteğini aldığı Rodop olmuştu.

Çipras seçim sonuçlarının toplum ve Demokrasi için büyük ölçüde “olumsuz” olduğunu söyledi ve “Parti üyelerinden hepimizi yargılamaları istenecek. Bu süreçte kendimi parti üyelerinin takdirine bırakacağımı söylemeye gerek yok.” ifadelerini kullanmıştı.

Çipras’ın istifa haberi sonrasında SYRİZA Genel Merkezi’nde üzüntü ve kaygı hakim. İstifa haberi birçok SYRİZA yetkilisini hazırlıksız yakalamış durumda. Son seçim yenilgisinin ardından parti yetkilileri olağanüstü kongre hazırlıklarını moralsiz bir şekilde başlatıyor.

Avrupa Birliği (AB) zirvesine katılmak için Brüksel’de bulunan Başbakan Kiriakos Miçotakis, gelişme hakkında basına ‘SYRIZA’nın ve kendisinin uğradığı üç ezici yenilgiden sonra bunun beklenen bir karar olduğu’ yorumunda bulundu.

Çipras’ın yakın mesai arkadaşı Dimitris Tzanakopoulos da SYRİZA Merkez Komitesi’ne istifasını sundu. İlk bilgilere göre dün gece sunulan istifa, Çipras tarafından kabul edilmedi.

Tzanakopoulos’un istifası, seçim gecesi parti merkezinde Panos Rigas ile çok hararetli bir kavgaya giriştiği yönündeki haberlerin ardından geldi. “Demokrasi” gazetesine göre, iki eski parti sekreteri sadece ağır sözler sarf etmekle kalmadı, aynı zamanda yumruklaşmaya noktasına vardı.

Çipras’ın eski yol arkadaşı Yanis Varoufakis ise Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, şu ifadeleri kullandı: “SYRİZA’nın yenilgisinin sorumluluğunu istifa ederek üstlenmesi, aramızdaki anlaşmazlıklar ne olursa olsun, olumlu karşılanmaktadır. Aslında bu durum, teslim olmayan ilerici güçlerin yeniden bir araya getirilmesini daha da acil hale getiriyor” mesajını verdi.

Paylaşın

DSÖ, Yapay Tatlandırıcı “Aspartamın” Kanserojen Olduğunu Açıklamaya Hazırlanıyor

Dünya Sağlık Örgütü’nin (WHO) kanser araştırma birimi olan Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC), birçok gıdayı tatlandırmak için kullanılan yapay tatlandırıcı “aspartamın” kanserojen olduğunu açıklamaya hazırlanıyor.

IARC kararını, yayınlanmış tüm kanıtlara dayanarak bir maddenin potansiyel bir tehlike olup olmadığını değerlendirerek alıyor ve IARC bir kişinin bir üründen ne kadarını güvenli bir şekilde tüketebileceği yönünde ise bir tavsiyede bulunmuyor.

Uluslararası Tatlandırıcılar Birliği (ISA) Genel Sekreteri Frances Hunt-Wood, “IARC bir gıda güvenliği kuruluşu değildir ve aspartamla ilgili incelemeleri bilimsel olarak kapsamlı değildir ve büyük ölçüde itibarını yitirmiş araştırmalara dayanmaktadır” dedi.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), birçok gıdayı tatlandırmak için kullanılan yapay tatlandırıcı “aspartamın” kanserojen olduğunu açıklamaya hazırlanıyor.

Reuters haber ajansı, süreç hakkında bilgi sahibi iki kaynağa dayandırdığı haberinde, dünyanın en yaygın yapay tatlandırıcılarından birinin gelecek ay önde gelen küresel sağlık kuruluşu WHO tarafından olası kanserojen olarak ilan edileceğini ve bunun gıda endüstrisi ile düzenleyicileri karşı karşıya getirme olasılığının bulunduğunu aktardı.

Kaynaklar, Coca-Cola’nın diyet içeceğinden, bazı sakızlara ve diğer gazlı sodalara kadar birçok gıdada kullanılan aspartamın Temmuz ayında Dünya Sağlık Örgütü’nin (WHO) kanser araştırma birimi olan Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC) tarafından ilk kez “insanlar için muhtemelen kanserojen” olarak listeleneceğini söyledi.

IARC kararını, yayınlanmış tüm kanıtlara dayanarak bir maddenin potansiyel bir tehlike olup olmadığını değerlendirerek alıyor ve IARC bir kişinin bir üründen ne kadarını güvenli bir şekilde tüketebileceği yönünde ise bir tavsiyede bulunmuyor.

IARC’nin geçmişte farklı maddeler için verdiği benzer kararlar, tüketiciler arasında bu maddelerin kullanımına ilişkin endişeler yaratmış, davalara ve üreticiler üzerinde baskıya neden olmuştu.

Dünya Sağlık Örgütü ve Gıda ve Tarım Örgütü’nün Gıda Katkı Maddeleri Ortak Uzman Komitesi JEFCA, 1981’den bu yana aspartamın kabul edilen günlük limitler dahilinde tüketilmesinin güvenli olduğunu bildiriyor. Örneğin, 60 kilo ağırlığındaki bir yetişkinin risk altında olması için her gün içecekteki aspartam miktarına bağlı olarak 12 ila 36 kutu diyet soda içmesi gerekiyor. Bu görüş, ABD ve Avrupa da dahil olmak üzere ulusal düzenleyiciler tarafından geniş ölçüde paylaşılıyor.

DSÖ’nün katkı maddeleri komitesi JECFA da bu yıl aspartam kullanımını gözden geçiriyor. Toplantısına Haziran sonunda başlayan JECFA’nın bulgularını IARC’ın kararını açıkladığı gün, yani 14 Temmuz’da kamuoyuna duyurması bekleniyor.

Reuters IARC’nin aspartam kararının etkisinin büyük olabileceğine dikkat çekti. Komite 2015 yılında glifosatın “muhtemelen kanserojen” olduğu sonucuna varmıştı. Yıllar sonra, Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) gibi diğer kurumlar bu değerlendirmeye itiraz ederken bile, şirketler kararın etkilerini hissetmeye devam ediyor. Alman Bayer şirketi 2021 yılında, glifosat bazlı ot öldürücülerini kullandıkları için kanser olduklarını iddia eden müşterilerine tazminat ödenmesine hükmeden ABD mahkeme kararlarına karşı yaptığı üçüncü temyiz başvurusunu kaybetmişti.

IARC’nin kararları, “kaçınılması zor maddeler ya da durumlar konusunda gereksiz bir telaşa yol açtığı” için eleştirilere neden oldu. IARC, daha önce geceleri çalışmayı ve kırmızı et tüketmeyi “muhtemelen kanser yapıcı” sınıfına koymuş, cep telefonu kullanmayı ise aspartam gibi “muhtemelen kanser yapıcı” olarak değerlendirmişi.

“Araştırma kapsamlı değil” iddiası

Uluslararası Tatlandırıcılar Birliği (ISA) Genel Sekreteri Frances Hunt-Wood, “IARC bir gıda güvenliği kuruluşu değildir ve aspartamla ilgili incelemeleri bilimsel olarak kapsamlı değildir ve büyük ölçüde itibarını yitirmiş araştırmalara dayanmaktadır” dedi.

Üyeleri arasında Mars Wrigley, bir Coca-Cola birimi ve Cargill gibi markaların da bulunduğu kuruluş, “tüketicileri yanlış yönlendirebilecek IARC incelemesiyle ilgili ciddi endişeleri” olduğunu söyledi.

Aspartam yıllardır kapsamlı bir şekilde inceleniyor. Geçen yıl Fransa’da 100 bin yetişkin arasında yapılan gözlemsel bir çalışma, aspartam da dahil olmak üzere daha fazla miktarda yapay tatlandırıcı tüketen kişilerin kanser riskinin biraz daha yüksek olduğunu gösterdi.

Bu çalışma, 2000’li yılların başında İtalya’daki Ramazzini Enstitüsü’nde yapılan ve fare ile sıçanlardaki bazı kanserlerin aspartamla bağlantılı olduğunu bildiren çalışmayı takip etti. Geçtiğimiz ay WHO, tüketicilere kilo kontrolü için şeker içermeyen tatlandırıcıları kullanmamalarını tavsiye eden kılavuzlar yayınlamıştı.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

İsveç’in Üyelik Belirsizliği; NATO’dan Toplantı Çağrısı

İsveç’in başkenti Stockholm’de bir kişi dün kentin merkez camisinin önünde Kur’an yakma eylemi düzenlemişti. Kurban Bayramı’nın ilk günündeki bu eylem için İsveç makamlarından izin alındığı ve eylemi düzenleyenin 37 yaşındaki Salvan Momika isimli Iraklı bir sığınmacı olduğu bildirildi.

İsveç polisinin Şubat ayında yapılması planlanan iki adet Kur’an yakma eylemini yasaklayan kararı Nisan ayında mahkemeden dönmüş, Stockholm İdare Mahkemesi kararında “polisin güvenlik riski endişelerinin protesto hakkını kısıtlamaya yeterli olmayacağı” hükmüne varılmıştı. Emniyet Teşkilatı’nın temyiz başvurusu da sonuç vermemiş, üst mahkeme Haziran ayında açıkladığı kararda alt mahkeme kararını onamıştı.

Kur’an yakma eylemine tepkiler sürerken ülkenin üyeliğinin 11-12 Temmuz’daki NATO zirvesine yetişmesi konusunda belirsizlik daha da arttı.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Kur’an yakma eylemini kınadığı mesajında bu tarz eylemlere göz yummanın suça ortak olmak anlamına geldiği vurgusu yaparken Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun da “NATO’da müttefikimiz olmak isteyenler, İslam karşıtı ve yabancı düşmanı teröristlerin yıkıcı davranışlarına müsamaha gösteremez ve izin veremez” diye tepki gösterdi. Altun, İsveç’in NATO’ya üyeliğine atıfla ayrıca “terörle mücadelenin ciddi bir ittifakın temel ön şartı” olduğunu kaydetti.

Macaristan’dan erteleme sinyalleri

Bu arada İsveç’in NATO’ya üyeliği için onay beklediği diğer ülkeMacaristan’dan da olumsuz sinayeller geliyor. Macar medyası, İsveç’in üyeliğine onay için meclis oturumunun yaz tatili sonrasına sarkacağını bildirdi.

Konuyla ilgili haberlerde, Macaristan parlamentosunun yaz tatiline girmeden önce yapacağı oturumların gündeminde İsveç’in NATO’ya üyeliğinin yer almadığına dikkat çekildi. Haber portalı hvg.hu ve index.hu, Başbakan Viktor Orban’ın milliyetçi Fidesz Partisi’nin oylamayı ileri bir tarihe ertelediğini bildirdi.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ve başta ABD olmak üzere ittifak üyeleri, İsveç’in üyeliğinin 11-12 Temmuz’da Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta düzenlenecek NATO zirvesinde resmen ilan edilebilmesi için aylardır yoğun bir diplomasi trafiği yürütüyor.

Stoltenberg, NATO zirvesi öncesinde bu yönde bir adım daha atarak Türkiye, İsveç ve Finlandiya’yı Daimi Ortak Mekanizma toplantısı için 6 Temmuz Perşembe günü Brüksel’deki NATO merkezinde görüşmeye çağırdı. NATO Genel Sekreteri, dün yaptığı basın toplantısında, “İsveç’i NATO’ya üye olarak selamlamanın zamanı geldi” diye konuştu. Türkiye’nin toplantıda Dişişleri Bakanı Hakan Fidan ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın tarafından temsil edileceği bildirildi.

Olaf Scholz, Erdoğan’la görüştü

Konuyla ilgili dün akşam Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da bir telefon görüşmesi yaptıkları bildirildi. Alman hükümetinden yapılan açıklamada, iki liderin NATO zirvesinde ele alınacak konularda görüş alışverişinde bulunduğu, Ukrayna savaşı ve Avrupa’nın güvenliği ile İsveç’in NATO’ya üyeliğinin konuşulduğu bildirildi. İki liderin ayrıca farklı alanlardaki ortak çalışmalar konusunda adımlar atılması ve görüş alışverişinde bulunulmasına devam etmesi konusunda hemfikir oldukları vurgulandı, ancak bunların hangi alanlar olduğuna dair detay belirtilmedi.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre de Erdoğan görüşmede İsveç’in, terörle mücadele mevzuatındaki değişiklik başta olmak üzere doğru yönde adımlar atmakla birlikte ülkedeki PKK, PYD ve YPG yanlılarının serbestçe terörü öven gösteriler düzenlemeye, terör örgütlerine insan devşirmeye ve finans kaynağı teminine devam ettiklerini yineledi ve bu durumun Türkiye açısından kabul edilemez olduğunu bir kez daha vurguladı.

Fas büyükelçisini geri çekiyor

İsveç’te polisin izin verdiği Kur’an yakma eylemine tepkiler de sürüyor. Başta Müslüman ülkeler olmak üzere pek çok ülkeden kınama mesajları gelirken Fas da ülkedeki büyükelçisini istişarelerde bulunmak üzere geri çağırdığını duyurdu. Ayrıca Fas’taki İsveç maslahatgüzarının da eylem konsundaki tepki iletilmek üzere Fas Dışişleri Bakanlığına çağrıldığı bildirildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı da, dünkü Kur’an yakma eylemini “saygısızca” ve “incitici” olarak niteleyip kınarken, Türkiye ve Macaristan’ın İsveç’in NATO’ya üyeliğini onaylaması yönündeki çağrısını da yineledi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İsveç, Cami Önünde Kur’an Yakma Eylemi

İsveç’in başkenti Stockholm’de polis Kur’an yakma eylemine izin verdi. Kur’an yakma eylemini daha önce bir talebi reddedilen Salwan Momika adlı kişi tarafından gerçekleştirildiği bildirildi. Momika, Yaklaşık 200 kişilik bir grubun önünde de Kuran yakma eylemini gerçekleştirdi.

Salwan Momika, bir gazeteye verdiği demeçte, kendisini Kur’an’ı yasaklatmak isteyen Iraklı bir mülteci olarak tanımlamıştı.

Eylemi izlemek için toplanan kalabalık arasındakiler Monika’ya tepki gösterdi. Polis bu sırada Monika’ya taş atmaya çalışan bir kişiyi de gözaltına aldı. Eylemin ardından Monika ve izleyiciler dağıldı.

İsveç polisi, mevcut yasalara göre, Kur’an yakmanın doğuracağı güvenlik risklerinin, “bu talebi reddetme kararını meşru gösterebilecek” bir durum teşkil etmediğini belirtti. Polis, bölgede alınan güvenlik önlemleri kapsamında ülkenin diğer kentlerinden de takviye güç istediğini duyurdu.

Aşırı sağcı Stram Kurs partisi lideri Rasmus Paludan’ın 21 Ocak’ta Türkiye’nin Stockholm Büyükelçiliği önünde Kuran yakarak gerçekleştirdiği eylem Türkiye ve İsveç arasında da gerilime neden olmuştu.

Aralarında Suudi Arabistan, Ürdün ve Kuveyt’in de bulunduğu çok sayıda Arap ülkesi de Ocak ayındaki Kur’an yakma eylemini kınamış, protesto gösterileri düzenlenmişti.

İsveç polisi, Müslümanların kutsal kitabı Kuranı Kerim-i yakmayı planladığını söyleyen kişilere güvenlik gerekçesiyle daha önce izin vermemişti.

İsveç’te temyiz mahkemesi geçtiğimiz haftalarda, polisin Stockholm’de benzer iki eyleme izin vermeyi reddetme kararını haksız bulmuştu. Polis, geçen Ocak ayında Türkiye’nin Stockholm Büyükelçiliği önünde Kur’an yakılmasının ardından yükselen gerilim sonrası verdiği yasak kararında güvenlik endişelerini gerekçe göstermişti.

Büyükelçilik önündeki eylem, haftalarca süren protestolara ve İsveç ürünlerine yönelik boykot çağrılarına neden olurken Stockholum’ün NATO üyelik sürecini de sekteye uğratmıştı.

Türkiye, imzalanan üçlü muhtıra uyarınca kurulan Türkiye-İsveç-Finlandiya Daimi Ortak Mekanizma kapsamındaki müzakereleri bir süreliğine durdurduktan sonra başta ABD olmak üzere diğer NATO üyelerinin baskısı üzerine yeniden başlatmıştı. İlerleyen aylarda Finlandiya’nın NATO’ya katılmasına yeşil ışık yakan Türkiye, İsveç’in üyeliğine isehâlen meclis onayı vermedi.

Kristersson: İsveç NATO’ya üye olacak

Diğer yandan İsveç Başbakanı Ulf Kristersson Çarşamba günü kamu yayıncısı STV’ye verdiği demeçte, İsveç’in NATO’ya Temmuz ortasında Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta düzenlenecek olan NATO zirvesinde ya da öncesinde üye olmak istediğini belirtti.

Reuters haber ajansına göre Kristersson, “İsveç NATO’ya üye olacak. Başından beri amacımız bu olsa bile kimse bunun Vilnius’ta mı yoksa bunun hemen öncesinde mi olacağını bilemez. Bu diğer NATO ülkeleriyle de paylaştığımız bir istek” dedi ve ekledi:

“Aynı zamanda Türkiye’ye kararlarına saygı duyduğumuzu da söyledik ve bir başka toplantımızın olması da olumlu bir gelişme… ve belki böyle bir diyalogla kalan tek tük soru işaretlerini de Vilnius zirvesinden önce ele alabiliriz”.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg bu hafta başında, NATO’nun 11-12 Temmuz’da düzenlenecek zirvesi öncesinde, İsveç ve Türkiye’nin Brüksel’de üst düzey toplantı yapacağını açıklamıştı.

İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billström de dün Stockholm’de İngiliz mevkidaşı James Cleverly ile düzenlediği ortak basın toplantısında yaptığı açıklamada, ülkesinin NATO’ya katılabilmek için Türkiye’nin tüm taleplerini karşıladığını yineledi.

İsveç’te yürürlüğe giren yeni terörle mücadele yasasına atıfta bulunarak bu kanunun “herhangi bir yolla bir terör örgütüne katılımı” yasa dışı kıldığını söyleyen Billström, “Böylece anlaşmamızın son kısmını da yerine getiriyoruz” dedi.

Türkiye, Finlandiya, İsveç ve NATO heyetlerinin yer aldığı üçlü mutabakat uyarınca oluşturulan Daimi Ortak Mekanizma’nın dördüncü toplantısı, 14 Haziran’da Ankara’da yapılmıştı.

Bu toplantıdan somut bir sonuç çıkmaması ve Ankara’nın yükümlülüklerin tam olarak yerine gelmediğini kaydetmesi Vilnius Zirvesi öncesi onay beklentisinin azalmasına neden olmuştu.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından İsveç ve Finlandiya NATO’ya üyelik başvurusunda bulunmuştu.

Nisan ayı başında üyeliği tüm ülkelerce onaylanan Finlandiya askeri ittifakın 31. üyesi oldu. İsveç ise Türkiye ve Macaristan dışındaki tüm üye ülkelerden onay aldı.

Türkiye İsveç’in “terörle mücadele” konusunda yeterince adım atmadığı gerekçesiyle başvuruya şimdiye kadar onay vermedi.

Paylaşın

Pakistan’da Şiddetli Yağışlar: 20 Ölü

Pakistan’ın Pencap eyaletinde etkili olan şiddetli yağışlar nedeniyle son 24 saatte 20 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Yaralanan 54 kişinin de tedavi altına alındığı belirtildi.

Haber Merkezi / Pakistan medya kanalı Dawn; Ülkenin Pencap eyaletinde şiddetli yağışlar nedeniyle son 24 saatte 20 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Pencap Eyaleti Acil Durum Hizmetleri sözcüsü Faruk Ahmed, eyalette neredeyse tüm ölümlerin elektrik çarpması ve yıldırım düşmesi nedeniyle meydana geldiğini açıkladı. Faruk Ahmed’in yaptığı açıklamada, eyalette yaklaşık 61 kişinin de elektrik çarpması nedeniyle hastanelere kaldırıldığı ve 54 kişinin tedavi altına alındığı belirtti.

Yağışlar nedeniyle tüm yollar sular altında kalırken, diz boyu suda yürüyen insanların fotoğrafları sosyal medyada viral oldu.

Muson yağmurları

Muson sözcüğü, Arapça “mevsim” sözcüğünden geliyor; yağışların mevsimlik olduğunu vurgulamak açısından bu adlandırma kullanılıyor.

Musonlar denildiğinde akla ilk olarak “Asya musonu” gelse de bunun dışında ABD’nin güneybatı kıyılarını ve Meksika’yı etkileyen Meksika musonu veya Arizona musonu da denilen Kuzeybatı Pasifik Musonu da bilinen mevsimsel yağışlar arasında.

Güney, güneydoğu ve doğu Asya’da etkili olan muson yağışları, temel olarak yaz mevsiminde Umman Denizi, Bengal Körfezi ve Hint Okyanusu’nda denizdeki havanın daha serin olması nedeniyle ısınan Asya kara kütlesinin alçak basınç alanı oluşturmasıyla, nemli hava kütlesinin denizden karaya doğru taşınması sonucu meydana geliyor.

Yaz mevsiminde Hint Okyanusu üzerinde ortalama sıcaklık 25 santigrat dereceyken, karalarda 45 dereceye kadar çıkabiliyor. Denizden karaya doğru esen rüzgarlarla taşınan dev bulut kütleleri Himalaya Dağları’na kadar olan bölgede mevsimsel yağışlara yol açıyor.

Yağışlar, Hint alt kıtası, Hindi Çini ve güneydoğu Asya ülkeleri ile Çin, Kore Yarımadası, Japonya’ya kadar olan bölgede etkili oluyor.

Ancak yağışların en fazla etkilediği bölge, cephe kütlesinin kuzeydeki Himalaya Dağları ile karşılaşarak sıkıştığı Hindistan, Nepal, Butan, Bangladeş, Myanmar’ı içine alan bölge. Bu bölgede yağışlar zaman zaman on binlerce insanın evlerini terk etmesine neden olan sellere yol açıyor.

İklim krizi

Öte yandan, iklim krizi de söz konusu yağışların şiddetini ve yarattığı etkileri arttırabiliyor. Örneğin, çevre örgütü Germanwatch’ın Küresel İklim Riski verilerine göre, Güney Asya ülkesi Pakistan, halihazırda iklim krizinin sebep olduğu aşırı hava olaylarına karşı en kırılgan sekizinci ülke olma özelliği taşıyor.

İklim Değişikliği Bakanı Sherry Rehman da 6 Temmuz’da, yaşanan seller ile ilgili açıklamasında, “Bir gün yanıyorsunuz, ertesi sabah su baskınları bekliyorsunuz… Yani, Pakistan’daki durumun ne kadar ciddi olduğunu görebilirsiniz” demişti.

Paylaşın

Taliban Yönetimindeki Afganistan: Saldırılarda Binden Fazla Sivil Öldü

Afganistan’daki Birleşmiş Milletler (BM) misyonunun (UNAMA) hazırladığı yeni rapora göre 2021 Ağustos’un ortasından bu yıl mayıs sonuna kadar saldırılarda en az 3 bin 774 sivilin öldüğü veya yaralandığı kaydedildi.

Öte yandan BM raporu Afganistan’da “kayda değer sayıda” kişinin, hiçbir grubun üstlenmediği veya BM misyonunun herhangi bir yapıyla ilişkilendiremediği saldırılardan dolayı öldüğünü eklerken, bu ölümlerin tahmini veya kesin sayısını vermedi.

İlgili yıla ait BM raporuna göre 2020’de 8 bin 820 sivilin öldüğü veya yaralandığı kaydedilirken, bunların 3 bin 35’ini hayatını kaybedenler oluşturuyordu.

BM’nin bu yılki raporunda Taliban’ın iktidarı ele geçirmesinden bu yana düzenlenen saldırıların 4’te 3’ünün “ibadet yerleri, okul ve pazarlar gibi kalabalık alanlarda” el yapımı patlayıcılarla gerçekleştirildiğine dikkat çekildi. Bu saldırılarda sert İslamcı rejim altında 92 kadın ve 287 çocuk öldürüldü.

Independent Türkçe’de yer alan habere göre; Birleşmiş Milletler (BM) salı günü, Taliban’ın ülkenin kontrolünü ele geçirmesinin ardından 1095’i şiddete bağlı ölüm olmak üzere Afganistan’da 3 bin 700’den fazla sivilin öldüğü veya yaralandığının kaydedildiğini bildirdi.

Ölen ve yaralanan sivillerin sayısı binlere varsa da savaş ve isyanla geçen önceki yıllara kıyasla azaldı.

Afganistan’daki BM misyonunun (UNAMA) hazırladığı yeni rapora göre 2021 Ağustos’un ortasından bu yıl mayıs sonuna kadar en az 3 bin 774 sivilin öldüğü veya yaralandığı kaydedildi.

Öte yandan BM raporu Afganistan’da “kayda değer sayıda” kişinin, hiçbir grubun üstlenmediği veya BM misyonunun herhangi bir yapıyla ilişkilendiremediği saldırılardan dolayı öldüğünü eklerken, bu ölümlerin tahmini veya kesin sayısını vermedi.

İlgili yıla ait BM raporuna göre 2020’de 8 bin 820 sivilin öldüğü veya yaralandığı kaydedilirken, bunların 3 bin 35’ini hayatını kaybedenler oluşturuyordu.

BM’nin bu yılki raporunda Taliban’ın iktidarı ele geçirmesinden bu yana düzenlenen saldırıların 4’te 3’ünün “ibadet yerleri, okul ve pazarlar gibi kalabalık alanlarda” el yapımı patlayıcılarla gerçekleştirildiğine dikkat çekildi. Bu saldırılarda sert İslamcı rejim altında 92 kadın ve 287 çocuk öldürüldü.

Raporda, el yapımı patlayıcıyla düzenenen saldırıların çoğunun Taliban’ın bölgedeki ezeli rakibi olan ve IŞİD grubunun, IŞİD-Horasan diye bilinen kolu tarafından gerçekleştirildiği de eklendi.

Ayrıca raporda Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinden bu yana “intihar saldırılarının öldürücülüğünden” endişe duyulduğu, daha az saldırının daha fazla ölüm ve yaralanmaya yol açtığı belirtildi.

Bu saldırılar Afganistan’ın ülke çapında mali ve ekonomik krizle sarsıldığı bir dönemde gerçekleşiyor.

Rapora göre ülke, Taliban’ın iktidara gelmesinden bu yana bağışçı fonlarında yaşanan keskin düşüşle boğuşurken, mağdurlar Taliban liderliğindeki mevcut hükümet altında “tıbbi, mali ve psikososyal desteğe” erişmekte zorlanıyor.

Bu saldırıların derhal durdurulmasını talep eden UNAMA, Taliban’ın fiili iktidarının artık ülke nüfusunun güvenliğinden sorumlu olduğunu da ekledi.

Rapora yanıt veren Taliban Dışişleri Bakanlığı, grubun 2021’de ABD ve NATO yetkililerinden kontrolü almasının ardından durumun kademeli şekilde iyileştiğini belirtti.

Bakanlık, Taliban’ın yönetimi Afganistan “çöküşün eşiğindeyken” ele geçirdiğini ve düzgün yönetimle doğru kararlar alarak “ülkeyi ve hükümeti bir krizden kurtarmayı başardığını” iddia etti.

“Ülke genelinde güvenlik sağlandı” diye belirtilen açıklamada Taliban’ın Şii mekanları da dahil ibadet yerleri ve kutsal türbelerin güvenliğini öncelik olarak gördüğü ifade edildi.

Taliban, kız çocuklarının 6. sınıftan sonra eğitim almasını yasaklayarak ve kadınların kamusal hayattaki ve iş hayatının çoğundaki varlığını ortadan kaldırarak toplumsal cinsiyete dayalı zulme yol açan sert kurallar getirdi. Rejim kadınların sivil toplum örgütlerinde ve BM’de çalışmasını da yasaklayarak milyonlarca kişiye yardım ulaştırılmasını fiilen engelledi.

Tüm bunlar grubun Kabil’in kontrolünü ele geçirdikten sonra, ilk başta daha ılımlı bir yönetim vaat etmesine karşın gerçekleşti.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Rusya, Ukrayna’nın İki Kentini Füzelerle Hedef Aldı: 3’ü Çocuk 8 Ölü

Rusya, Ukrayna’nın iki kenti Kremenchuk ve Kramatorsk’a füze saldırıları düzenledi. Kramatorsk’un merkezine düzenlenen füze saldırısında üçü çocuk toplam 8 kişi ölürken, 42’den fazla kişi de yaralandı.

AFP haber ajansının aktardığına göre, Rusya şehre iki adet S-300 karadan havaya füze fırlattı. Donetsk bölgesi askeri idaresi başkanı Pavlo Kirilenko, saldırının salı günü yerel saatle 7.30 sıralarında gerçekleştiğini söyledi.

CNN, Rusya’nın ikinci saldırıyı Kremençuk’taki bir köye düzenlediğini bildirdi. Ukrayna İçişleri Bakanı Ihor Klimenko, Telegram’da Rusya’nın kasıtlı olarak yerleşim yerlerini hedef aldığını söyledi. 

27 Haziran 2022’de Rusya’nın Kremençuk’a düzenlediği füze saldırısında 22 kişi hayatını kaybetmişti.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, bu tip saldırıların dünyaya, Rusya’nın mutlaka yenilgiye uğratılması gerektiğini gösterdiğini söyledi. Zelenskiy, “Tüm Rus katiller ve teröristler yargılanmalı” diye konuştu.

Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada da Rusya, “zalim saldırıları” nedeniyle kınandı.

Rusya, 24 Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgale başlamıştı. Yaklaşık 150 bin nüfuslu Kramatorsk şehri, işgalle birlikte birçok kez füze saldırılarına hedef oldu.

Kent Ukrayna’nın kontrolünde olsa da, Rusya’nın işgal ettiği bölgelerden sadece 30 kilometre uzaklıkta ve cephe hattında. Kramatorsk’ta 8 Nisan 2022’de kentte tren istasyonuna düzenlenen saldırıda 60’dan fazla kişi hayatını kaybetmişti.

Rusya’nın son saldırısı öncesi ise Ukrayna lideri Zelenskiy karşı saldırılarının tüm cephelerde başarıyla sürdüğünü söylemişti.

Paylaşın