İsveç’ten Tevrat Yakmaya İzin: İsrail’den Kınama

İsveç, bu kez de Tevrat yakılmasını içeren bir protesto gösterisine izin verdi. Eylemin başvurusunu yapan kişi, bu gösteriyle Kur’an-ı Kerim yakılmasına bir yanıt vermek istediğini ifade etti. Gösteriye toplam 3 kişinin katılması bekleniyor.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog konuyla ilgili açıklamasında “İsveç’te kutsal kitapların yakılmasına izin verilmesini kesin bir dille kınıyorum” dedi. Dünya Siyonist Örgütü Başkanı Yakov Hagoel de eyleme izin verilmesinin “ifade özgürlüğü değil, antisemitizm olduğunu” savundu.

İsveç’te Haziran ayında Iraklı bir sığınmacı olan Salvan Momika, Kur’an yakmıştı. Stockholm polisinin eyleme izin vermesi tüm dünyadan tepki çekmişti.

Kur’an-ı Kerim yakma eylemlerine izin verdiği için tepki çeken İsveç polisi bu kez de Tevrat ve İncil yakılmasını içeren bir protesto eylemine izin verdi. Gösterinin Cumartesi günü başkent Stockholm’deki İsrail Büyükelçiliği önünde Türkiye saati ile saat 14’te düzenlenmesi planlanıyor. Eylemin başvurusunu yapan kişi, bu gösteriyle Kur’an-ı Kerim yakılmasına bir yanıt vermek istediğini ifade etti. Gösteriye toplam 3 kişinin katılması bekleniyor.
İsveç polisi: İzni gösteriye veriyoruz

Stockholm polisi, Fransız haber ajansı AFP’ye yaptığı açıklamada verilen iznin İsveç yasaları uyarınca kamusal alanda toplanmaya olduğunu, bu toplanmalar sırasındaki fiillere yönelik olmadığını vurguladı. Stockholm polisi basın sözcüsü Carina Skagerlind “Polis, çeşitli dini metinlerin yakılması için izin vermez, polis halka açık bir toplantı düzenlenmesi ve bir görüşün ifade edilmesi için izin verir” diye konuştu. Skagerlind bunun önemli bir ayrım olduğunu vurguladı.

İsrail’den kınama

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog konuyla ilgili açıklamasında “İsveç’te kutsal kitapların yakılmasına izin verilmesini kesin bir dille kınıyorum” dedi. Herzog “Tüm dünyadaki Müslümanlar için kutsal olan Kur’an-ı Kerim’in yakılmasını kınadım ve şimdi de Yahudi halkının ebedi kitabı olan Yahudi İncili’ni aynı akıbetin bekliyor olmasından çok üzgünüm” diye konuştu.

Dünya Siyonist Örgütü Başkanı Yakov Hagoel de eyleme izin verilmesinin “ifade özgürlüğü değil, antisemitizm olduğunu” savundu.

İsveç’te Haziran ayında Iraklı bir sığınmacı olan Salvan Momika, Kur’an yakmıştı. Stockholm polisinin eyleme izin vermesi tüm dünyadan tepki çekmişti. Eylemi bir caminin yakınında gerçekleştirmesi nedeniyle Momika hakkında eylem sonrasında “(halkı) bir etnik gruba karşı (kin ve düşmanlığa) kışkırtma” suçu işlediği şüphesiyle soruşturma başlatılmıştı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Öğrencilerini Zehirleyen Anaokul Öğretmeni İdam Edildi

Çin’de 25 öğrencisini zehirleyen anaokul öğretmeni Wang Yun idam edildi. Wang’ın amacının öldürmek olup olmadığı tespit edilememişti. İlk etapta 9 ay hapis cezasına çarptırılan Wang’ın hükmü daha sonra idama çevrilmişti.

Çin’de kesin rakamlar devlet sırrı olduğu gerekçesiyle açıklanmasa da dünyada en fazla idamın gerçekleştirildiği ülke olduğuna inanılıyor. İdam cezaların çoğu kafanın arkasına sıkılan bir kurşunla yapılırken bazı durumlarda taşınabilir modüllerle zehirli iğne ile de infaz gerçekleştirilebiliyor.

Çin’de 2019 yılında 25 öğrenciyi zehirleyip birinin ölümüne yol açan anaokulu öğretmeni idam edildi. Mahkeme, suçlu bulunan anaokulu öğretmeninin cezasının infazının perşembe günü gerçekleştirildiğini duyurdu.

40 yaşındaki Wang Yun isimli bir öğretmen bir meslektaşı ile girdiği tartışma sonrası anaokulu öğrencilerinin yemeğine toksik sodyum nitrit karıştırmaktan suçlu bulunmuştu. Öğrencilerin 24’ü kısa sürede iyileşirken birisi 10 ay süren tedavisinin ardından çoklu organ yetmezliği nedeniyle hayatını kaybetmişti.

Wang’ın daha önce de internetten aldığı aynı maddeyle kocasını zehirlediği ortaya çıkmıştı. Kocası da hafif hastalıklarla zehirlenmeyi atlatmıştı.

Wang’ın motivasyonu intikam olarak sunulsa da amacının öldürmek olup olmadığı tespit edilememişti. İlk etapta 9 ay hapis cezasına çarptırılan Wang’ın hükmü daha sonra idama çevrilmişti. Wang’ın itirazları da üst mahkemelerce reddedildi.

Çin’de kesin rakamlar devlet sırrı olduğu gerekçesiyle açıklanmasa da dünyada en fazla idamın gerçekleştirildiği ülke olduğuna inanılıyor. İdam cezaların çoğu kafanın arkasına sıkılan bir kurşunla yapılırken bazı durumlarda taşınabilir modüllerle zehirli iğne ile de infaz gerçekleştirilebiliyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

DSÖ’den “Aspartam” Uyarısı: Ne Kadarı Zararlı?

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Beslenme ve Gıda Güvenliği Direktörü Francesco Branca, “Şirketlere (aspartam içeren) ürünleri raflardan kaldırma, tüketicilere de bunun tüketilmesine tamamen son verme çağrısı yapmıyoruz. Sadece ölçülü kullanılmasını öneriyoruz” dedi.

Sentetik yollardan üretilen yapay tatlandırıcı aspartam, diyet içecekler, hamur işi gıdalar, süt ürünleri, kahvaltı gevrekleri, şekersiz sakızlar, hazır kahveler, puding ve hazır gıdaların yanı sıra bazı ilaçlarda da kullanılabiliyor.

DSÖ’nün tahminlerine göre aspartam dünya genelinde 200 milyon insan tarafından düzenli olarak tüketiliyor. Aspartamın katkı maddesi olarak Avrupa Birliği (AB) içindeki kodu E 951.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), şeker içermeyen yapay tatlandırıcı aspartamın insan sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin olarak Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Gıda Katkı Maddeleri Ortak Uzman Komitesi’nin (JECFA) yaptığı değerlendirmeleri açıkladı.

DSÖ Beslenme ve Gıda Güvenliği Direktörü Francesco Branca, Cenevre’de yaptığı açıklamada, “Şirketlere (aspartam içeren) ürünleri raflardan kaldırma, tüketicilere de bunun tüketilmesine tamamen son verme çağrısı yapmıyoruz. Sadece ölçülü kullanılmasını öneriyoruz” dedi.

Aspartamı “insanlar için muhtemelen kanserojen (Grup 2B)” olarak sınıflandıran IARC, sınırlı kanıtlara dayandırarak, insanlarda bir tür karaciğer kanseri olan hepatoselüler karsinom ile ilgili söz konusu tespitte bulundu. Bu konuda hayvanlar üzerinde yapılan deneyler de sınırlı.

Aspartam ne kadarı zararlı?

Değerlendirmelerde aspartam kullanımının riskleri de mercek altına alındı. Veriler ışığında aspartam kullanımında günlük dozda bir değişiklik yapılmasına gerek görülmedi.

Buna göre 1981 yılından beri aspartam kullanımının günlük en fazla kilo başına 40 mg alınması önerildi. Örneğin 200 ya da 300 miligram aspartam içeren bir kutu ya da şişe içecek, 70 kilogram ağırlığındaki bir insan tarafından günde 9-14 kutudan fazla tüketilmemeli.

DSÖ yetkilisi Branca, “Sorun tüketicilerin aşırı tüketimi” diyerek arada sırada aspartam tatlandırıcı içeren içecekleri tüketenlerin tedirgin olmasına gerek olmadığını belirtti.

Branca tüketicilere şeker ve yapay tatlandırıcı tüketimini azaltma çağrısında bulunarak, “Şekerli mi yoksa yapay tatlandırıcı içeren bir içecek mi’ sorusunu soranlar üçüncü seçeneği düşünmeli: Yani su içmeyi” dedi.

Footwatch yetkilisi Wiemann ise, “Diyet kolanın sağlıklı bir içecek olarak susuzluğunu gidereceğini düşenenler, yanlış yolda” ifadesini kullandı.

Sentetik yollardan üretilen yapay tatlandırıcı aspartam, diyet içecekler, hamur işi gıdalar, süt ürünleri, kahvaltı gevrekleri, şekersiz sakızlar, hazır kahveler, puding ve hazır gıdaların yanı sıra bazı ilaçlarda da kullanılabiliyor.

DSÖ’nün tahminlerine göre aspartam dünya genelinde 200 milyon insan tarafından düzenli olarak tüketiliyor. Aspartamın katkı maddesi olarak Avrupa Birliği (AB) içindeki kodu E 951.

Bilimsel çalışmalar ne diyor?

Aspartam üzerine yıllardır geniş çaplı çalışmalar yürütülüyor. Geçen yıl Fransa’da 100 bin yetişkinin katıldığı kapsamlı bir gözlem çalışması yürütüldü. Buna göre büyük miktarlarda aspartam da dahil yapay tatlandırıcı içeren ürün tüketenlerin hafif yüksek kanser riski taşıdığını ortaya koydu.

Bu çalışmanın öncesinde, 2000’li yılların başında İtalya’daki Ramazzini Enstitüsü’ndeki başka bir çalışma da kobaylarda bazı kanserlerin aspartama bağlı olduğu sonucuna varılmıştı.

Ancak İtalya’daki çalışma, aspartamın kanser riskini yükselttiğini kanıtlamadı. Fransa’daki çalışma içinse gözlemsel olması nedeniyle sonuçları açısından yönteme ilişkin olarak yetersiz bulundu.

Hangi ürünlerde aspartam var?

Mevcut tüm kanıtları gözden geçiren düzenleyiciler tarafından dünya çapında kullanım için yetkilendirilen bir yapay tatlandırıcı olan aspartam büyük gıda ve içecek üreticileri tarafından on yıllardır kullanıyor.

ABD merkezli sağlık sitesi Healthline “diyet”, “sıfır şeker”, “sıfır ya da az kalori” diye etiketlenen ürünlere dikkat edilmesi gerektiğine işaret ediyor. Buna göre diyet, şekersiz ya da kalorisiz gazlı içecekler, dondurmalar, meyve suları, sakızlar, ketçap ve soslar, yoğurtlar, çikolata ve şekerleme ürünlerinin bir çoğu aspartam ya da başka bir yapay tatlandırıcı içeriyor.

IARC, 2015 yılı raporunda “kanserojen olması muhtemel” değerlendirmesinde bulunduğu glifosat içeren ürünlerden yabani ot öldürücü ve tarım ilaçları Alman ilaç ve kimyasal devi Bayer’i zor durumda bırakmıştı.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler Duyurdu: Küresel Kamu Borcu Rekor Düzeyde

2022 yılında yıl küresel kamu borcu 92 trilyon dolarla rekor kırdı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, durumu “Görünen piyasalar değil, insanlar acı çekiyor” sözleriyle özetledi.

Antonio Guterres, konuya ilişkin yaptığı açıklamanın devamında, “Bazı çok yoksul ülkeler borçlarını ödemekle halklarına hizmet etmek arasında seçim yapmaya zorlanıyor” ifadesini kullandı.

Birleşmiş Milletler raporuna göre, küresel kamu borcu 2022 yılında 92 trilyon dolara yükselerek bir rekora imza attı. Dünya genelinde iç ve dış kamu borcu son 25 yılda 5 kattan fazla yükseldi.

Özellikle de borç yükü gelişmekte olan ülkelerin sırtında. Gelişmekte olan ülkelerin kamu borcu küresel kamu borcunun toplamının nerdeyse yüzde 30’unu oluşturuyor.

59 gelişmekte olan ülke, gayri safi milli hasılasına kıyasla çok yüksek seviyelerde borç içinde. Gelişmekte olan ülkelerin borçlarının yüzde 62’si bankalar, tahvil sahipleri gibi özel kredi verenlere.

Afrika’da özel kredi sağlayanlara borç 2010’da yüzde 30 iken, 2021’de yüzde 44’e yükselmiş. Latin Amerika’da da devletlerin dış borcunun yüzde 74’ü özel kredi sağlayanlara.

BM raporu, uluslararası mali piyasaların gelişmekte olan ülkelere krediyi yetersiz ve yüksek faizle verdiğine de dikkat çekiyor. Rapor, borçların ödenmesi konusunda ayrıntıya girmeden bir mekanizma kurulması çağrısı yapıyor.

Rapora göre, ülkeler yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını gibi krizlerle mücadele edebilmek için borca yöneldi.

Paylaşın

BM’den Putin’e “Tahıl Anlaşmasını” Sürdürme Teklifi

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e, Karadeniz tahıl anlaşmasını birkaç ay daha sürdürmeye izin vermesi teklifinde bulundu.

BM sözcüsü Stephane Dujarric bugün, Guterres’in dün Putin’e bir mektup göndererek Rus gıda ve gübre ihracatını hızlandırmak ve Ukrayna tahılının Karadeniz’den ihraç edilmesine devam etmek için bir yol teklif ettiğini söyledi.

Stephane Dujarric, “Amaç, Rus Tarım Bankası aracılığıyla mali işlemleri olumsuz etkileyen engelleri ortadan kaldırmak ve aynı zamanda Ukrayna tahılının Karadeniz üzerinden geçişini sürdürmek” dedi.

Daha fazla ayrıntı vermeyen Stephane Dujarric, Guterres’in meseleyle ilgili tüm taraflarla görüştüğünü ve önerilerini Rusya ile değerlendirmeye istekli olduğunu kaydetti.

Reuters haber ajansının bazı kaynaklara dayandırdığı haberine göre BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’e, Ukrayna tahılının Karadeniz’deki limanlardan güvenli ihracatını sağlayan anlaşmanın süresini uzatması karşılığında Rusya’nın tarım bankasının bir alt kolunun uluslararası ödeme sistemi SWIFT’e bağlanmasını teklif etti.

Rusya, kendi tahıl ve gübresinin ihracatı için gereken şartların karşılanmadığı gerekçesiyle, süresi Pazartesi günü dolacak olan anlaşmayı iptal etme tehdidinde bulunmuştu. Anlaşma kapsamında son iki gemiye süre dolmadan önce Odesa limanında tahıl yükleniyor.

Moskova’nın kilit taleplerinden biri, Rus tarım bankası Rosselkhozbank’ın uluslararası ödeme ağı SWIFT’e yeniden bağlanmasıydı.

Avrupa Birliği, geçen yıl Haziran’da Ukrayna’yı işgali nedeniyle Rusya’yı SWIFT sisteminden çıkarmıştı. Mayıs ayındaysa bir AB yetkilisi, Rus bankalarının sisteme yeniden dahil edilmesi seçeneğini düşünmediklerini söylemişti.

Ancak üç kaynağa göre AB, tahıl ve gübre ödemeleri için şimdi Rus tarım bankası Rosselkhozbank’ın bir alt kolunu SWIFT sistemine bağlama seçeneğini ele alıyor. Avrupa Komisyonu, konuya ilişkin açıklama talebini yanıtsız bıraktı.

Kremlin ise konuya ilişkin açıklama yapmadı. Rusya’nın gıda ve gübre ürünleri Ukrayna işgali sonrasında Batılı ülkelerin yaptırımlarına tabi olmasa da Moskova, ödemeler, lojistik ve sigorta gibi alanlardaki kısıtlamaların nakliyenin önünde engel oluşturduğunu kaydediyor.

BM yetkilileri, Rusya’nın SWIFT ödeme sistemine erişimi olmadığı bu dönemde Amerikan bankası JPMorgan Chase’in Amerikan hükümetinden güvencelerle bazı Rus tahıl ihracatı ödemelerini işleme koymaya başlamasını sağlamıştı.

BM ayrıca Afrika İhracat-İthalat Bankası Afreximbank’la Rusya’nın Afrika’ya yaptığı tahıl ve gübre ihracatının parasal işlemlerini gerçekleştirmesi için bir platform kurması üzerinde de çalışıyor.

Rusya’nın Ukrayna tahıl anlaşmasından çıkma tehdidi küresel gıda güvenliğine ilişkin korkuları körüklüyor

Rusya’nın Karadeniz tahıl anlaşmasının süresini uzatmayabileceğine ilişkin kaygılar, açlığın pençesindeki ülkelerde Ukrayna gıda ürünlerin ulaşmayacağı korkularını tırmandırdı.

BM; buğday, arpa ve bitkisel yağın önde gelen ihracatçı ülkeleri olan Rus ve Ukrayna’nın özellikle Afrika, Ortadoğu ve bazı Asya ülkelerinin muhtaç olduğu gıda ürünlerini tedarik etmeye devam etmesi için kırılgan anlaşmayı kurtarmaya çalışıyor. Anlaşma, Ukrayna’nın şimdiye kadar 32,8 milyon ton tahılı gelişmekte olan ülkelere göndermesini sağladı.

Rusya’nın anlaşmadan çıkması, Somali, Etiyopya ve Afganistan gibi açlık riski altında olan ve gıda tedariki için Dünya Gıda Programı’na muhtaç olan ülkelerin ana gıda kaynağını kesebilir ve çatışma, ekonomik kriz ve kuraklıkla mücadele eden savunmasız ülkelerin gıda güvenliği sorununu körükleyebilir. Ukrayna’dan ihraç edilen tahıl miktarı, şimdiden azalmış durumda.

Yük gemilerinin silah değil, sadece gıda ürünü taşıdığından emin olmak için yapılan denetimlerin ortalama günlük sayısı Ekim’de 11’ken Haziran’da 2’ye düştü. Bu nedenle Ekim’de 4,2 milyon ton tahıl ihraç edilirken bu miktar, Mayıs’ta 1,3 milyon tona geriledi.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nin Küresel Gıda ve Su Güvenliği Programı Direktörü Caitlin Welsh, “Anlaşmanın süresi uzatılmazsa gıda güvenliği için Ukrayna’ya muhtaç olan ülkeler başka kaynaklar aramak zorunda kalacak ve büyük olasılıkla Rusya’ya yönelecek, ki Rusya’nın da niyetinin bu olduğunu sanıyorum” dedi.

Ukrayna Altyapı Bakanlığı, Rusya’nın denetimleri reddetmesi nedeniyle 29 geminin Türkiye karasularında beklemede olduğunu kaydetti.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Türkiye Vetosunu Kaldırdı; İsveç’in Üyeliği NATO’ya Ne Kazandıracak?

İsveç ve NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) halihazırda pek çok açıdan yakın iş birliği yapıyor. NATO üyeliği durumunda İsveç için en hayati değişiklik, İttifak Antlaşması’nın 5’inci maddesinin güvencesi altına girmesi olacak.

Kuzey Atlantik İttifakı’nın can damarı niteliğindeki bu maddeye göre, bir NATO ülkesine karşı yapılan silahlı saldırı, tüm NATO ülkelerine karşı yapılmış sayılıyor. İttifak üyeleri böyle bir durumda, saldırıya uğrayan ülkeye derhal yardım etmeyi taahhüt ediyor.

Finlandiya gibi İsveç de geçen yıl Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşın ardından, NATO üyeliği için başvuruda bulunmuştu.

Finlandiya, Kuzey Atlantik İttifakı’na hızlı bir şekilde katılırken, İsveç’in üyeliği Türkiye ve Macaristan engeline takıldı. Rusya ile dirsek teması bulunan Macar hükümeti, katılım protokolünü henüz parlamentonun onayına sunmadı.

Türkiye ise İsveç’in özellikle PKK/PYD ve Gülen yapılanmasını desteklemesini öne sürerek, İskandinav ülkesinin üyeliğini veto ediyordu. Ancak Vilnus’taki NATO Zirvesi’nden önce Türkiye’nin endişeleri giderildi.

Ayrıca Stockholm, başta vize serbestisi ve gümrük birliği konuları olmak üzere Ankara’nın AB üyeliği sürecine destek sözü verdi. Neticede Recep Tayyip Erdoğan, İsveç’in üyeliğine yeşil ışık yaktı. Gerek NATO gerekse İsveç’in üyelikten birtakım beklentileri var.

İsveç’in üyeliği, Rusya kıyıları ve Kaliningrad eksklavı hariç, tüm Baltık Denizi sahil şeridini NATO toprağı haline getirecek. Böylece olası bir Rus saldırısı durumunda, Baltık ülkelerinin savunulması daha kolay hale gelecek.

Bu kapsamda Estonya, Letonya ve Litvanya’ya askerî birlik, silah, mühimmat ve teçhizat sevkiyatı, İsveç üzerinden gemilerle rahatça yapılabilecek. Ayrıca İsveç’in Gotland adası da stratejik bir öneme sahip olacak.

Friedrichshafen’daki Zeppelin Üniversitesi’nde Uluslararası Güvenlik Politikası Kürsüsü Başkanı olan Simon Koschut, bu durumu şöyle açıklıyor: Baltık Denizi’nin ortasındaki bu büyük ada sayesinde, İsveç son derece elverişli bir stratejik üsse sahip. Buradan neredeyse tüm Baltık Denizi’ni kontrol edebilirsiniz.

Alman uzmana göre ülkenin coğrafi konumu, İsveç’in üyeliğinin NATO için bu kadar cazip olmasının en temel nedeni.

İsveç ordusu ne durumda?

İsveç’in silahlı kuvvetleri ve askerî teçhizatı da NATO’ya değerli bir katkı sağlayabilir. Kuşkusuz İsveç küçük bir ülke ve buna bağlı olarak sayıca da oldukça küçük bir orduya sahip.

Küresel Ateş Gücü Endeksi’ne göre, toplam asker sayısı 38 bin civarında. Uzman Simon Koschut, “İsveç çok modern bir orduya sahip. Özellikle de kendi üretimleri olan modern bir hava kuvvetleri var” diyor. Aynı zamanda denizaltılara sahip önemli bir deniz gücü ve her daim savaşa hazır.

Geçmişte Afganistan gibi çeşitli NATO görevlerinde yer alan İsveç, gayri safi yurtiçi hasılasının yaklaşık yüzde 1,3’ünü savunmaya harcıyor. Birkaç yıl öncesine göre oldukça yüksek olan bu oranın, önümüzdeki yıllarda daha da artması bekleniyor.

Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından pek çok Batılı ülke gibi İsveç de savunma harcamalarını önemli ölçüde kıstı. Ancak 2008’deki Gürcistan savaşıyla başlayan ve 2014’te Kırım’ın ilhakıyla devam eden güvenlik tehditleri, geçen yıl Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasıyla doruğa ulaştı. Tüm bu gelişmeler İsveç’in, savunma stratejisini yeniden gözden geçirmesine neden oldu.

Avantajlar neler?

İsveç ve NATO halihazırda pek çok açıdan yakın iş birliği yapıyor. NATO üyeliği durumunda İsveç için en hayati değişiklik, İttifak Antlaşması’nın 5’inci maddesinin güvencesi altına girmesi olacak.

Kuzey Atlantik İttifakı’nın can damarı niteliğindeki bu maddeye göre, bir NATO ülkesine karşı yapılan silahlı saldırı, tüm NATO ülkelerine karşı yapılmış sayılıyor. İttifak üyeleri böyle bir durumda, saldırıya uğrayan ülkeye derhal yardım etmeyi taahhüt ediyor.

Bunun yanı sıra İsveç, savunma ittifakının ana karar alma organı olan NATO Konseyi’nin de veto hakkına sahip eşit üyesi olacak.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

G7’den Ukrayna’ya Güvenlik Garantisi; Rusya Ve İran’dan Tepki

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Almanya, Japonya, Fransa, Kanada, İtalya ve İngiltere’den oluşan G7, Ukrayna’ya uzun vadeli güvenlik garantileri öngören bir ortak deklarasyon yayınladı.

Haber Merkezi / Deklarasyona Rusya ve İran’dan tepki geldi. Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov deklarasyonla ilgili olarak atılan adımı “aşırı derecede büyük bir hata ve potansiyel olarak oldukça tehlikeli” olarak değerlendirdiklerini duyururken, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney Batı ülkelerini Ukraynalıların hayatlarını tehlikeye atmakla suçladı.

G7 deklarasyonunda, “Her birimiz, Ukrayna ile uzun vadeli güvenlik taahhütleri üzerinde çalışacağız” denilerek Ukrayna’nın NATO müttefikleriyle ihtiyaçları konusunda ikili görüşmeler yürütmesinin önü açıldı.

Bunlar arasında kara, hava ve deniz alanlarında güvenlik yardımı ve modern askeri teçhizat sağlanması, hava savunması, topçu ve uzun menzilli silahlar, zırhlı araçlar ve hava muharebesi gibi diğer temel yeteneklerin arttırılması yer aldı.

Ayrıca Ukrayna’nın endüstriyel altyapısının kalkınmasına destek, Ukrayna güçlerinin eğitimi ve eğitim tatbikatları, istihbarat paylaşımı ve işbirliği, siber savunma, güvenlik, güçlenme girişimleri, hibrid tehditlerle mücadele, yeniden yapılandırma ve ayağa kaldırma çalışmalarıyla Ukrayna’nın ekonomik istikrarını ve dayanıklılığını arttırma, Ukrayna ekonomisinin refahını ve enerji güvenliğini sağlayacak koşulları oluşturma yer alıyor.

Rusya’nın açtığı savaştan kaynaklanan ihtiyaçları karşılayacak teknik ve mali desteğin sağlanması, Kiev’in Avrupa-Atlantik hedeflerine ulaşması için gerekli yönetim reformlarının etkili şekilde uygulanmasını sağlamak için destek sözü de verildi.

Metinde, “Gelecekte Rusya tarafından düzenlenecek bir silahlı saldırıda derhal Ukrayna ile görüşülerek uygun adımlar belirlenecek” denildi. Ayrıca deklarasyonda Rusya’ya ekonomik ve diğer yaptırımların uygulanması ve Ukrayna ile BM Sözleşmesi’nin 51’inci maddesi çerçevesinde kendini savunma hakkını kullanırken doğacak ihtiyaçları için görüşmeler yapılması yer aldı.

Bu kapsamda, “Ukrayna ile topraklarını bir kez daha savunma zorunda kalması durumunda güvenlik garantileri ve düzenlemeleri paketi üzerinde çalışacağız” denildi. Bunlara ek olarak Rusya’dan yaptırımlar ve ihracat kısıtlamalarıyla hesap sorulmaya devam edeceği belirtildi, savaş suçlularının ve Ukrayna’ya karşı işlenen hassas sivil altyapıya saldırı gibi uluslararası suçların hesabının sorulmaya devam edeceği kaydedildi.

“Savaş suçları cezasız kalamaz” denilen deklarasyonda “Sorumluların uluslararası hukuka uygun şekilde cezalandırılmasına olan bağlılığımızı yineliyoruz. Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi mekanizmaların çalışmalarına desteği sürdüreceğiz” ifadeleri kullanıldı.

Öte yandan Rusya’nın Ukrayna’da neden olduğu zararı karşılayıncaya kadar mal varlıkları üstündeki kısıtlamaların süreceği belirtildi. Rus saldırganlığının neden olduğu zarar, kayıp veya yaralanmaların tazminine yönelik uluslararası bir mekanizmanın kurulması gereğine vurgu yapılan açıklamada uygun mekanizmaların geliştirilmesi için çalışılacağı belirtildi.

Ukrayna’dan beklentiler

Deklarasyonda Ukrayna’dan beklentiler de yer aldı.

Bunlar, “Ortakların güvenliğine pozitif katkı sağlamak ve ortakların desteğiyle şeffaflıkla hesapverirlik ölçütlerini güçlendirmek, ordunun demokratik sivil kontrolunu güçlendirmek ve Ukrayna’nın savunma kurumları ve sanayisinde verimliliği ve şeffaflığı arttıracak savunma reformları ve modernizasyonda ilerleme sağlamak” olarak sıralandı.

Metinde “Bu çaba, Ukrayna gelecekte Avrupa-Atlantik topluluğuna üyelik yolunda ilerlemeye devam ederken ileriye götürülecektir” denildi.

“Rusya’nın güvenliği ihlal ediliyor”

Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov deklarasyonla ilgili olarak atılan adımı “aşırı derecede büyük bir hata ve potansiyel olarak oldukça tehlikeli” olarak değerlendirdiklerini duyurdu. Peskov, “Ukrayna’ya güvenlik garantileri vererek Rusya’nın güvenliğini ihlal etmiş oluyorlar” dedi. Batı’nın “bilgelik göstereceğine” dair umutlarını koruduklarını belirten Peskov, bunun olmaması halinde Avrupa ülkelerinin “çok uzun yıllar boyunca daha da tehlikeli” hale geleceğini söyledi.

“Silah şirketleri ceplerini dolduruyor”

G7 ülkelerine bir tepki de İran’dan geldi. İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney Batı ülkelerini Ukraynalıların hayatlarını tehlikeye atmakla suçladı. Batılı ülkelerin “Ukrayna halkını cepheye sürerek Amerikan silah şirketlerinin ceplerini doldurduğunu” belirten Hamaney, Batı ülkelerinin “yağmacı” ve “sömürgeci” güdülerinin Ukraynalıları savaşmaya ve Batı silah üretim ve satış şirketlerinin çıkarlarına hizmet için ölmeye ittiğini ileri sürdü.

“Güvenlik zaferiyle dönüyoruz”

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise deklarasyonu ülkesi açısından “anlamlı bir güvenlik zaferi” olarak niteledi. Zelenskiy, “Ukrayna delegasyonu evine Ukrayna için, ülkemiz için, halkımız için, çocuklarımız için anlamlı bir güvenlik zaferi götürüyor” ifadelerini kullandı.

“Varlığımızı sürdüreceğiz”

ABD Başkanı Joe Biden da G7 deklarasyonuyla ilgili olarak, “Bunun, Ukrayna’ya olan bağlılığımızı ifade eden güçlü bir açıklama olduğunu düşünüyorum. (Ukrayna) bugün özgürlüğünü savunurken geleceğini de yeniden kuruyor. Ne kadar sürerse sürsün yanında olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Batılı ülkeler şimdiye kadar Ukrayna kara kuvvetlerini modern silahlarla teçhizatlandırmış ancak Rusya ile savaş halindeki ülkeye savaş jeti ya da savaş gemisi tedariğinde bulunmamıştı.

Paylaşın

“Türk Maymunlar” Diyen Finlandiyalı Bakan Özür Diledi

Göçmenlere yönelik “Türk maymunlar” ve “silahı olması halinde banliyö treninde insanları vurmak” gibi sözler söyleyen Finlandiya’nın aşırı sağcı Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Riikka Purra, bu ifadelerini ‘aptalca’ olarak tanımladı ve kırdığı kişilerden özür dilediğini söyledi.

Finler Partisi Genel Başkanı da olan Riikka Purra, sosyal medya hesabından da yaptığı açıklamada, “Ben mükemmel bir insan değilim, hatalar yaptım” ifadelerini kullandı. Purra’nın göçmen karşıtı söylemleri ve açık şiddet tehditleri de açığa çıkmıştı.

Purra, özür mesajında, “15 yıl önceki aptalca sosyal medya yorumlarım ve bunların anlaşılabilir bir şekilde neden olduğu zarar ve kızgınlık için özür dilerim. Şiddet, ırkçılık ya da ayrımcılığın hiçbir türünü kabul etmiyorum. Çalışma tarzımı ve değerlerimi bilenler bunu bilirler” diye yazdı.

Purra, 2021 yılının ortalarından bu yana göçmen karşıtlığıyla bilinen Finler Partisi’ne liderlik ediyor. Parti, İsveç Halk Partisi ve Hıristiyan Demokratların da yer aldığı Başbakan Petteri Orpo’nun NCP liderliğindeki dört partili koalisyon hükümetinin bir parçası.

Purra’nın özrü, bir dizi milletvekili ve parti liderinin ırkçılık ve şiddetten vazgeçmesi çağrısında bulunmasının ardından geldi.

Purra’nın tepki çeken ırkçı ifadelerini 2008 yılında farklı blog yazılarında tekrar tekrar kullanıyor. Bir yazıda, trende karşılaştığı bir grup genç göçmen için, “Bana bir silah verseler, trende cesetler olurdu, görürdünüz” diyor.

Bir başka yazıda ise Somalili ve Türk göçmenleri hedef alıyor, “Türk maymunlar” ifadesini kullanıyor.

Riika Purra’nın ırkçı geçmişi, Finlandiya’nın yeni kurulan hükümetinin gördüğü ilk skandal değil. Haziran ayında Purra’nın partisinden Vilhelm Junnila, 2018’deki bir konuşmasında Adolf Hitler’e yaptığı atıflar nedeniyle ekonomi bakanlığından istifa etmek zorunda kalmıştı.

Ulusal Koalisyon Partisi’nden Başbakan Petteri Orpo liderliğinde kurulan dört partili koalisyon, Finlandiya halkına sıkı göç politikaları izleme vaat etmişti.

“Hükümet ırkçılıktan vazgeçmeli”

Dışişleri Bakanı Elina Valtonen Vilnius’taki NATO Zirvesi sırasında yaptığı açıklamada Finlandiya hükümetinin “ırkçılığa sıfır tolerans” gösterdiğini söyledi.

Üç ay önce istifa eden eski başbakan Sanna Marin, “Hükümet ırkçılık, nefret söylemi ve şiddetten doğrudan ve kesin bir şekilde vazgeçmelidir. Her insan değerlidir ve insan onuru bölünmezdir. Geçmişi ne olursa olsun herkesin güven içinde yaşama hakkı vardır” dedi.

NATO Zirvesi için Vilnius’ta bulunan Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö de Salı günü konuyla ilgili bir yorumda bulunarak Finlandiya kabinesinin “ırkçılığa karşı net bir sıfır tolerans duruşu benimsemesinin akıllıca olacağını” söyledi.

Paylaşın

Türkiye Nasıl İkna Oldu? İsveç Başbakanı Açıkladı

Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta düzenlenen NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) Zirvesi öncesi öncesi yapılan üçlü görüşmede İsveç’in üyeliği için mutabakata varıldı. İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, ülkesinin NATO’ya üye olabilmesi için Ankara’yı “terörle mücadelede uzun vadeli işbirliğine bağlılık” vaadiyle ikna ettiklerini söyledi.

Kristersson, Türkiye’nin fikrini neyin değiştirdiği sorulduğundaysa “Tüm bir paket” yanıtını verdi. Kristersson, “Bunu sadece NATO üyesi olmak istediğimiz için yapmadık, aynı zamanda üye olduktan sonra da sözlerimize bağlı kalmak istiyoruz, dolayısıyla bu çok uzun vadeli bir taahhüt” dedi.

Ülkesinin uzun süredir “belki de Türkiye’ye yönelik terörü finanse eden” Kürt militan faaliyetleriyle problemli olduğunu vurgulayan Kristersson, Kürt yanlısı eylemler ve Kuran yakma protestoları için de “korkunç ama yine de yasal şeyler” dedi.

Kristersson, ” (Cumhurbaşkanı) Erdoğan’a her şeyin yapıldığını anlattım ve İsveç hükümetinin hiçbir şekilde bu eylemleri onaylamadığını ilettim” diye konuştu. Kristersson, Türkiye’nin Gümrük Birliği ve vize serbestisi talepleri için de ülkesinin Türkiye ve AB arasında daha yakın bir işbirliğini teşvik edeceğini belirtti.

İsveç’in NATO üyeliğine destek

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsveç’in NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyeliğine destek vermeyi kabul ettiği açıklandı. Öte yandan İsveç’in, Türkiye’nin AB sürecini, vize serbestisinin ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesi çabalarını destekleyeceği duyuruldu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne katılmak üzere gittiği Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ve İsveç Başbakanı Ulf Kristersson bir araya geldi.

Toplantının ardından açıklama yapan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, İsveç’in NATO üyeliğine ilişkin mutabakata varıldığını söyledi. Genel Sekreter, Türkiye’nin İsveç’in üyeliğine ilişkin protokolü yakında TBMM’ye sunacağını duyurdu. Stoltenberg, İsveç’in NATO üyeliği için mutabakata varılmasını ‘tarihi bir gün’ olarak niteledi.

Stoltenberg, “Bugün varmış olduğumuz anlaşma geçtiğimiz yıl İspanya’da yaptığımız anlaşmanın onayı. Sayın Erdoğan İsveç’in üyeliğinin onaylanması konusunda kararı verdi. İsveç’in neler yapacağını anlaşmada yazıyor” ifadelerini kullandı.

Türkiye ile İsveç arasında ikili güvenlik mekanizması kurulacağını açıklayan Stoltenberg, NATO tarihinde ilk kez Terörle Mücadele Özel Koordinatörü atanacağını duyurdu.

Mutabakat metni yayımlandı

Üçlü zirvenin ardından NATO’dan yayınlanan 7 maddelik mutabakat metninde şu ifadeler yer aldı: “10 Temmuz 2023 tarihinde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoǧan, İsveç Başbakanı Ulf Kristersson ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg Vilnius’ta düzenlenen NATO Zirvesi’nde bir araya geldi.

Son NATO Zirvesi’nden bu yana İsveç ve Türkiye, Türkiye’nin meşru güvenlik kaygılarını gidermek üzere yakın işbirliği içinde çalışmışlardır. Bu sürecin bir parçası olarak İsveç anayasasını değiştirdi, yasalarını değiştirdi, PKK’ya karşı terörle mücadele işbirliğini önemli ölçüde genişletti ve Türkiye’ye silah ihracatını yeniden başlattı; tüm bu adımlar 2022’de kabul edilen Üçlü Memorandum’da belirtilmişti.

İsveç ve Türkiye bugün hem 2022 Madrid NATO Zirvesi’nde kurulan Üçlü Daimi Ortak Mekanizma hem de her yıl bakanlar düzeyinde toplanacak ve gerektiğinde çalışma grupları oluşturacak yeni bir ikili Güvenlik Mutabakatı çerçevesinde işbirliklerini sürdürme konusunda mutabık kalmışlardır. Bu Güvenlik Mutabakatının ilk toplantısında İsveç, 4. madde de dâhil olmak üzere Üçlü Mutabakatın tüm unsurlarının tam olarak uygulanmasına yönelik olarak, terörizmin tüm şekil ve tezahürlerine karşı sürdürdüğü mücadelenin temeli olarak bir yol haritası sunacaktır. İsveç, YPG/PYD’ye ve Türkiye’de FETÖ olarak tanımlanan örgüte destek vermeyeceğini bir kez daha yineler.

Hem İsveç hem de Türkiye terörle mücadelede işbirliğinin İsveç’in NATO üyeliğinden sonra da devam edecek uzun vadeli bir çaba olduğu konusunda mutabık kalmışlardır. Genel Sekreter Stoltenberg ayrıca NATO’nun terörizmin tüm şekil ve tezahürlerini kategorik olarak kınadığını bir kez daha teyit etti. NATO, Genel Sekreter’in NATO’da ilk kez Terörle Mücadele Özel Koordinatörlüğü’nü kurması da dahil olmak üzere, bu alandaki çalışmalarını önemli ölçüde hızlandıracaktır.

Müttefikler arasında savunma ticareti ve yatırımına yönelik hiçbir kısıtlama, engel veya yaptırım olmaması gerektiği ilkesine bağlıyız. Bu tür engellerin ortadan kaldırılması için çalışacağız.

İsveç ve Türkiye ayrıca Türkiye-İsveç Ortak Ekonomik ve Ticaret Komitesi (JETCO) aracılığıyla ekonomik işbirliğini artırma konusunda da mutabık kalmışlardır. Hem Türkiye hem de İsveç, ikili ticaret ve yatırımları artırmak için fırsatları azami düzeye çıkarmaya çalışacaktır. İsveç, AB-Türkiye Gümrük Birliği’nin modernizasyonu ve vize serbestisi de dâhil olmak üzere Türkiye’nin AB’ye katılım sürecini yeniden canlandırma çabalarını aktif olarak destekleyecektir.

Bu temelde ve Avrupa-Atlantik bölgesinin caydırıcılığı ve savunmasına ilişkin zorunluluklar göz önüne alındığında, Türkiye, İsveç’in Katılım Protokolünü TBMM’ye iletecek ve onaylanmasını sağlamak üzere Meclis ile yakın işbirliği içinde çalışacaktır.”

Paylaşın

İsveç’in NATO Üyeliği: Rusya: Negatif Etkileri Olacak

İsveç’in NATO’ya üye olmasının, Rusya’nın güvenliği açısından açık bir şekilde negatif etkileri olacağını söyleyen Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, Moskova’nın Finlandiya’nın ittifaka katılmasının ardından alınanlara benzer önlemler alacağını vurguladı.

Dimitri Peskov, Ankara’nın İsveç’in NATO’ya girişine muhalefetine son vermesi konusunda da, Türkiye’nin NATO’da zorunlulukları bulunduğunu ve bu anlamda bir yanılsamalarının olmadığını söyledi. Peskov, Rusya ve Türkiye’nin görüş ayrılıklarıyla birlikte, ortak çıkarları da bulunduğunu ve Moskova’nın Ankara ile ilişkilerini daha da geliştirmek istediğini de belirtti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsveç’in NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyeliğine yeşil ışık yakmasının ardından, Kremlin’den konuya ilişkin açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, İsveç’in NATO üyeliğinin Rusya’nın güvenliği üzerinde olumsuz etkileri olacağını dile getirdi.

Moskova’nın Finlandiya’nın ardından alınan önlemlere benzer yanıtlar vereceğini söyleyen Peskov, “İsveç’in NATO üyeliği hakkında Türkiye’nin NATO’ya karşı yükümlülükleri var, bunların farkındayız” dedi. Kremlin Sözcüsü, Rusya ve Türkiye’nin farklılıkları olduğunu ancak bazı ortak çıkarları da paylaştığını belirterek, Moskova’nın Ankara ile ilişkilerini daha da geliştirmek istediğini sözlerine ekledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine yeşil ışık yakmasına ilişkin açıklama yaparak ‘Rusya’nın İsveç ve Ukrayna’nın olası NATO üyeliği karşısında uygun ve zamanlı önlemler aldığını’ söyledi. Vilnius’taki NATO Zirvesi’nin ilk gününde konuşan Lavrov, Rusya’nın kendi ‘meşru güvenlik çıkarlarını koruyacağını’ bildirdi.

“Belirsizlik zayıflıktır”

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy de Vilnius’taki zirvede Ukrayna’ya NATO üyeliği için bir zaman çizelgesi sunulmazsa bunun ‘absürt’ olacağını söyledi. Telegram kanalından İngilizce açıklama yapan Zelenskiy, Ukrayna’ya (NATO üyeliğine) davet ya da Ukrayna’nın üyeliği için bir zaman çizelgesi sunulmazsa bu, emsalsiz ve absürt olur. Bir yandan da Ukrayna’yı davet etmek için bile ‘koşullar’la ilgili muğlak ifadeler ekleniyor” dedi.

Ukrayna’nın NATO üyeliği konusunda devam eden belirsizliğin Rusya’ya ‘terörünü devam ettirme motivasyonu vereceğini’ iddia eden Zelenskiy, bugün başlayan zirveye katılacağını söyledi. Zelenskiy, “Belirsizlik zayıflıktır. Bunu zirvede açıkça ele alacağım” dedi.

Ne olmuştu?

Rusya’nın Ukrayna’ya başlattığı operasyonun ardından İsveç ve Finlandiya NATO’ya katılmak için resmi başvuruda bulunmuş ama Türkiye iki ülkenin adaylıkları konusunda ‘endişeleri olduğunu’ kaydetmişti. Haziranda İspanya’nın başkenti Madrid’deki NATO zirvesinde Türkiye iki ülkenin NATO üyeliğine itirazından vazgeçmiş, İsveç ve Finlandiya da buna karşılık Türkiye’nin endişelerini gidermek üzere özellikle Türkiye’nin ‘terör şüphelisi’ olarak tanımladığı kişilerin iadesi ve terörle mücadele için adımlar atacaklarını belirtmişti.

İsveç’te Danimarkalı-İsveçli ırkçı siyasetçi Rasmus Paludan’ın Stockholm’deki Türkiye Büyükelçiliği önünde Kuran yakma eylemine izin verilmesi, İsveç’te Erdoğan maketiyle yapılan eyleme soruşturma açılmaması ve Today’s Zaman’ın eski genel yayın yönetmeni Bülent Keneş gibi isimlerin Türkiye’ye iade edilmemesi ilişkilerin gerilmesine neden olmuştu. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da bunun üzerine Finlandiya’nın üyeliğini onaylayabileceklerini ama İsveç’in ‘destek beklememesi gerektiğini’ söylemişti.

Bunun üzerine Finlandiya’nın NATO’ya katılım protokolünün onaylanmasına ilişkin kanun teklifi, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmişti.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, “Kesinlikle bir tehdit” diyerek Finlandiya’nın üyeliğine tepki göstermiş ve şu açıklamalarda bulunmuştu: “Finlandiya, AB’nin Rusya’ya yönelik dostane olmayan adımlarına dahil oldu. NATO’nun genişlemesi Dünya ve Avrupa’yı daha istikrarlı hale getirmeyecek. Rusya ile NATO arasında doğrudan bir çatışmadan herkes kaçınıyor.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın